Hayat Güzeldir

8,4/10  (79 Oy) · 
283 okunma  · 
73 beğeni  · 
2.348 gösterim
Onlar çekişedursun, parkın uyanık güvercinleri hiç çekinmeden önlerine kadar gelmiş, dökülen susamlara dalmışlardı. Çocuklar fazlalık olan parçayı güvercinlere doğradı. Önlerinde bir güvercin bahçesi oluştu.

Biri çekinerek ayaklarına dolanan kuşlardan birini okşadı. Hayret, kaçmıyor. Bir daha okşadı, bir daha, çok hoşuna gitti bu. Hayatında ilk kez bir güvercin okşuyordu. Onu gören öteki de güvercinleri okşamaya başladı. Arada bir göz göze geliyor birbirlerine gülümsüyorlar. Yüzsüz güvercinleri aç sanmışlardı. Kalan simitleri de doğradılar. Kuşlar yedikçe sanki onlar doyuyordu. Güvercinlerin parlak tüylerinden geçen sevgi ve merhamet en saf hali ile çocuk kalplerini doldurmuştu.

Sonunda simitler bitti.

Ortada tek bir susam tanesi kalmadı.

Güvercinler birden havalanarak ve çocukların yüreklerini ağza getirerek uçtular.

İleride simit yiyen bir genç çiftin önüne kondular.

Simitçiler birbirlerine baktı.

Sonra güvercinlere baktı.

İkisi de sevincini bulmuştu.

Artık ne açlık, ne tasa. Artık gidebilirler, yeniden satışa çıkabilirler.

Her birinin etrafında yüzlerce melek dolaşıyor.

Elbette bütün simitleri satacak, cepleri para dolu olarak analarına koşacak, bu güvercin hikayesini anlatacaklar.
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2011
  • Sayfa Sayısı:
    175
  • ISBN:
    9789759952358
  • Yayınevi:
    Dergah Yayınları
  • Kitabın Türü:
Ayşe Y. 
17 Kas 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bir kitabı elimize aldığımızda, kapakla birlikte başlayıp kitabın ismi ile devam eden tanışma süreci sanırım herkes için büyük önem taşır. Bu durum bir ön yargıyı da beraberinde getirir, ama bir kitabı -eğer başka kaynaklar vasıtası ile o kitaba yönlendirilmemişsek- pek çoğumuz için okunur kılan, aslında bahsettiğimiz tüm bu görsel sayılabilecek unsurlardır. Peki, Mustafa Kutlu’nun kitabını bir okur için çekici kılan unsurlar nelerdir?

Öncelikle bir grup okur Mustafa Kutlu ismi için alıp okuyacaktır Hayat Güzeldir[1]’i. Ve bu okurların sayısı da yadsınamayacak kadar çoktur. Peki, bir yazar için sadece tanındığı için okunmak bir handikaba da dönüşebilir mi? Cevap hem “evet” hem de “hayır”dır. Eğer karşımızdaki yazar hayata bakışıyla  kendini daima yenileyen, her kitapta objektifini  hemen hemen hiç dikkat etmediğimiz detaylara çeviren bir isimse onun için tekdüzelikten, kendini tekrar etmekten bahsetmek mümkün değildir. Peki, o zaman onu daha önce okumamış bir okurun gözleriyle kitaba bakarsak acaba kriterlerimizde bir değişiklik olur mu? Elbette olacaktır. Zira bu defa yazar değil eser kendini okutturacaktır. Kendini ispatlamış yazarlar için geçerli olan bir adım önde başlama durumu bu okur için geçerli olmayacaktır.

Hayat Güzeldir’e dönersek; kitabı mümkün olduğunca ön yargıdan uzak bir şekilde değerlendirdiğimizde yazarın -belli ki bilinçli olarak- bizleri içinde yaşadığımız dünyanın “acı gerçekleri”nden uzaklaştırmaya çalıştığı aşikâr olarak görünmekte. Kitabın ismi pek çok kişi için klişe sayılabilecek bir nitelik taşıyor. İsim noktasında böyle bir handikabı olan kitap, kapağındaki fotoğrafla bu görüşü değiştiriyor. Zira kapakta bir gelincik tarlası mevcut. Herkesçe malumdur, gelincik belki de dünyanın en narin çiçeğidir, yapraklarına dokunduğunuz anda avuçlarınızın içinde kayboluverir. Gelincik birileri tarafından özenle ekilen, sulanan, yetiştirilmesi için çaba harcanan bir çiçek de değildir, “yabani” tabir ettiğimiz çiçeklerdendir, tıpkı kitapta bahsi geçen çiğdem gibi.  Öyle kendiliğinden ortaya çıkıverir, sonra da çok kısa sürede solar gider. Kapaktaki fotoğraf sadece gelincik tarlasından ibaret değil aslında. Geride ağaçlar ve farklı boyutlardaki üç beyaz bulutun süslediği bir gökyüzü de bu fotoğrafı tamamlayan unsurlar olarak kapaktaki yerini almakta.

Hayat Güzeldir yirmi bir hikâyeden oluşan, kısa sürede keyifle okunabilecek bir kitap. Ancak başlangıçta da ifade ettiğim gibi hikâyeler oldukça farklı. “Peki bu farklılık nedir?” derseniz cevabım “iyimserlik” olacak. Günümüz okurları için şaşırtıcı bir durum belki ama hikâyelerin tamamı mutlu sonla bitiyor:) Kahramanlar ziyadesiyle iyimserler, öyle ki okurken “Kesin bunun altından başka bir şey çıkacak.” diye bakıyor ama neticede son hikâyeyi de okuyor, ama böyle bir durumla karşılaşmadığınızı biraz da garipseyerek fark ediyorsunuz.

Peki, Mustafa Kutlu neden bu kadar masalsı bir atmosferde kurgulamış hikâyelerini? Görünüşte hem ismiyle hem de verdiği mesajlarla klişe gibi görünen hikâyeler aslında çok sıra dışılar. Nedenine gelince. Ben Mustafa Kutlu’nun bu kitaptaki hikâyelerini okuyunca okur olarak aslında ne kadar yoğun bir şartlandırma içine girdiğimizi fark ediyorum. İyi giden, iyi görünen şeylerin kötüleşmesine, tüm iyiliklerin altından bir kötülük çıkmasına öylesine şartlandırılmışız ki. Mustafa Kutlu bu şartlanmışlığı bir kitap dolusu hikâyeyle bozuyor işte. Her zamanki gibi şaşırtıyor bizi, kafamızı karıştırıyor. İnadına güzelliklerden bahsediyor,  yaşadığımız kirlenmişlikleri konu etmiyor hikâyesine. Keşmekeş dolu dünyada yaşanan kirliliklerden bilhassa uzak duruyor, tam aksine bizi dünyaya daha dikkatle bakmaya çağırıyor. Klişelerle yapıyor bu çağrıyı. “Hayat güzeldir.” diyor ama bunu laf olsun diye söylemiyor. Bize sonu hep iyi biten masallar anlatıyor, hayatında hiçbir lüks olmadığı halde gözleri ışıl ışıl gülen, elindekinin kıymetinin farkında olan karakterleri çıkarıyor şükürsüzlüğümüzün karşısına. Nazikçe uyarıyor bizi. Karamsarlıklarımızı, umutsuzluklarımızı, terk edilmişliklerimizi konu edinmiyor.

Bir simitten başka karnını doyuracak yiyeceği olmayan iki simitçi çocuğun güvercinlerle paylaştıkları simitle birlikte yüreklerine dolan sevinci konu ediniyor. Tüm parasını fakirlere dağıtılmak üzere hibe eden bir adamın gönül rahatlığıyla hayata gözlerini yummasını anlatıyor. Bir kaza sonucu şarampole yuvarlandıktan sonra arabasından sağ çıkan bir adamın tabiatın güzelliği karşısında duyduğu vecd duygusunu paylaşıyor bizimle. Paylaşıyor diyorum zira tüm bu hikâyelere yazarın sımsıcak bakışı eşlik ediyor. O hep yanımızda, yakınımızda.

Kutlu, hikâyelerine günlük hayatta her zaman karşımıza çıkacak insanları konu edinmiş. Hikâyelerin kahramanları büyük bir çeşitlilik arz ediyor. Üstelik kahramanlar insanlardan da ibaret değil. Kuşlar ve çiçekler de yazarın incelikli bakışından nasiplenmiş. Bir karga hikâyesi var ki okunmaya değer. Bir gözlemin sonucu olduğu hissedilen hikâye, bir yavru karganın uçmayı öğrenirken yaşadığı zorlukları ve etrafındaki tecrübeli kargaların bu eğitim sürecindeki örnek alınması gereken tavırlarını anlatıyor. Öyle canlı öyle şaşırtıcı ki. Olay gözlerinizin önünden kısa film gibi geçiveriyor. Bir teşekkür borcumuz var Mustafa Kutlu’ya. Hayatın yaratılıştan güzel olduğunu duru, yalın, rahat okunan bir üslupla ama gözümüze sokmadan anlattığı için. Ve dahi bu sıcacık hikâyelerle tüm şartlanmışlıklarımızı bozduğu ve bizi şaşırttığı için. Bir teşekkür borcumuz var...

[1] Mustafa Kutlu, Hayat Güzeldir, Dergah Yayınları, İstanbul, 2011.