Adı:
Hayat Güzeldir
Baskı tarihi:
Haziran 2011
Sayfa sayısı:
175
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759952358
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Onlar çekişedursun, parkın uyanık güvercinleri hiç çekinmeden önlerine kadar gelmiş, dökülen susamlara dalmışlardı. Çocuklar fazlalık olan parçayı güvercinlere doğradı. Önlerinde bir güvercin bahçesi oluştu.

Biri çekinerek ayaklarına dolanan kuşlardan birini okşadı. Hayret, kaçmıyor. Bir daha okşadı, bir daha, çok hoşuna gitti bu. Hayatında ilk kez bir güvercin okşuyordu. Onu gören öteki de güvercinleri okşamaya başladı. Arada bir göz göze geliyor birbirlerine gülümsüyorlar. Yüzsüz güvercinleri aç sanmışlardı. Kalan simitleri de doğradılar. Kuşlar yedikçe sanki onlar doyuyordu. Güvercinlerin parlak tüylerinden geçen sevgi ve merhamet en saf hali ile çocuk kalplerini doldurmuştu.

Sonunda simitler bitti.

Ortada tek bir susam tanesi kalmadı.

Güvercinler birden havalanarak ve çocukların yüreklerini ağza getirerek uçtular.

İleride simit yiyen bir genç çiftin önüne kondular.

Simitçiler birbirlerine baktı.

Sonra güvercinlere baktı.

İkisi de sevincini bulmuştu.

Artık ne açlık, ne tasa. Artık gidebilirler, yeniden satışa çıkabilirler.

Her birinin etrafında yüzlerce melek dolaşıyor.

Elbette bütün simitleri satacak, cepleri para dolu olarak analarına koşacak, bu güvercin hikayesini anlatacaklar.
Bir kitabı elimize aldığımızda, kapakla birlikte başlayıp kitabın ismi ile devam eden tanışma süreci sanırım herkes için büyük önem taşır. Bu durum bir ön yargıyı da beraberinde getirir, ama bir kitabı -eğer başka kaynaklar vasıtası ile o kitaba yönlendirilmemişsek- pek çoğumuz için okunur kılan, aslında bahsettiğimiz tüm bu görsel sayılabilecek unsurlardır. Peki, Mustafa Kutlu’nun kitabını bir okur için çekici kılan unsurlar nelerdir?

Öncelikle bir grup okur Mustafa Kutlu ismi için alıp okuyacaktır Hayat Güzeldir[1]’i. Ve bu okurların sayısı da yadsınamayacak kadar çoktur. Peki, bir yazar için sadece tanındığı için okunmak bir handikaba da dönüşebilir mi? Cevap hem “evet” hem de “hayır”dır. Eğer karşımızdaki yazar hayata bakışıyla  kendini daima yenileyen, her kitapta objektifini  hemen hemen hiç dikkat etmediğimiz detaylara çeviren bir isimse onun için tekdüzelikten, kendini tekrar etmekten bahsetmek mümkün değildir. Peki, o zaman onu daha önce okumamış bir okurun gözleriyle kitaba bakarsak acaba kriterlerimizde bir değişiklik olur mu? Elbette olacaktır. Zira bu defa yazar değil eser kendini okutturacaktır. Kendini ispatlamış yazarlar için geçerli olan bir adım önde başlama durumu bu okur için geçerli olmayacaktır.

Hayat Güzeldir’e dönersek; kitabı mümkün olduğunca ön yargıdan uzak bir şekilde değerlendirdiğimizde yazarın -belli ki bilinçli olarak- bizleri içinde yaşadığımız dünyanın “acı gerçekleri”nden uzaklaştırmaya çalıştığı aşikâr olarak görünmekte. Kitabın ismi pek çok kişi için klişe sayılabilecek bir nitelik taşıyor. İsim noktasında böyle bir handikabı olan kitap, kapağındaki fotoğrafla bu görüşü değiştiriyor. Zira kapakta bir gelincik tarlası mevcut. Herkesçe malumdur, gelincik belki de dünyanın en narin çiçeğidir, yapraklarına dokunduğunuz anda avuçlarınızın içinde kayboluverir. Gelincik birileri tarafından özenle ekilen, sulanan, yetiştirilmesi için çaba harcanan bir çiçek de değildir, “yabani” tabir ettiğimiz çiçeklerdendir, tıpkı kitapta bahsi geçen çiğdem gibi.  Öyle kendiliğinden ortaya çıkıverir, sonra da çok kısa sürede solar gider. Kapaktaki fotoğraf sadece gelincik tarlasından ibaret değil aslında. Geride ağaçlar ve farklı boyutlardaki üç beyaz bulutun süslediği bir gökyüzü de bu fotoğrafı tamamlayan unsurlar olarak kapaktaki yerini almakta.

Hayat Güzeldir yirmi bir hikâyeden oluşan, kısa sürede keyifle okunabilecek bir kitap. Ancak başlangıçta da ifade ettiğim gibi hikâyeler oldukça farklı. “Peki bu farklılık nedir?” derseniz cevabım “iyimserlik” olacak. Günümüz okurları için şaşırtıcı bir durum belki ama hikâyelerin tamamı mutlu sonla bitiyor:) Kahramanlar ziyadesiyle iyimserler, öyle ki okurken “Kesin bunun altından başka bir şey çıkacak.” diye bakıyor ama neticede son hikâyeyi de okuyor, ama böyle bir durumla karşılaşmadığınızı biraz da garipseyerek fark ediyorsunuz.

Peki, Mustafa Kutlu neden bu kadar masalsı bir atmosferde kurgulamış hikâyelerini? Görünüşte hem ismiyle hem de verdiği mesajlarla klişe gibi görünen hikâyeler aslında çok sıra dışılar. Nedenine gelince. Ben Mustafa Kutlu’nun bu kitaptaki hikâyelerini okuyunca okur olarak aslında ne kadar yoğun bir şartlandırma içine girdiğimizi fark ediyorum. İyi giden, iyi görünen şeylerin kötüleşmesine, tüm iyiliklerin altından bir kötülük çıkmasına öylesine şartlandırılmışız ki. Mustafa Kutlu bu şartlanmışlığı bir kitap dolusu hikâyeyle bozuyor işte. Her zamanki gibi şaşırtıyor bizi, kafamızı karıştırıyor. İnadına güzelliklerden bahsediyor,  yaşadığımız kirlenmişlikleri konu etmiyor hikâyesine. Keşmekeş dolu dünyada yaşanan kirliliklerden bilhassa uzak duruyor, tam aksine bizi dünyaya daha dikkatle bakmaya çağırıyor. Klişelerle yapıyor bu çağrıyı. “Hayat güzeldir.” diyor ama bunu laf olsun diye söylemiyor. Bize sonu hep iyi biten masallar anlatıyor, hayatında hiçbir lüks olmadığı halde gözleri ışıl ışıl gülen, elindekinin kıymetinin farkında olan karakterleri çıkarıyor şükürsüzlüğümüzün karşısına. Nazikçe uyarıyor bizi. Karamsarlıklarımızı, umutsuzluklarımızı, terk edilmişliklerimizi konu edinmiyor.

Bir simitten başka karnını doyuracak yiyeceği olmayan iki simitçi çocuğun güvercinlerle paylaştıkları simitle birlikte yüreklerine dolan sevinci konu ediniyor. Tüm parasını fakirlere dağıtılmak üzere hibe eden bir adamın gönül rahatlığıyla hayata gözlerini yummasını anlatıyor. Bir kaza sonucu şarampole yuvarlandıktan sonra arabasından sağ çıkan bir adamın tabiatın güzelliği karşısında duyduğu vecd duygusunu paylaşıyor bizimle. Paylaşıyor diyorum zira tüm bu hikâyelere yazarın sımsıcak bakışı eşlik ediyor. O hep yanımızda, yakınımızda.

Kutlu, hikâyelerine günlük hayatta her zaman karşımıza çıkacak insanları konu edinmiş. Hikâyelerin kahramanları büyük bir çeşitlilik arz ediyor. Üstelik kahramanlar insanlardan da ibaret değil. Kuşlar ve çiçekler de yazarın incelikli bakışından nasiplenmiş. Bir karga hikâyesi var ki okunmaya değer. Bir gözlemin sonucu olduğu hissedilen hikâye, bir yavru karganın uçmayı öğrenirken yaşadığı zorlukları ve etrafındaki tecrübeli kargaların bu eğitim sürecindeki örnek alınması gereken tavırlarını anlatıyor. Öyle canlı öyle şaşırtıcı ki. Olay gözlerinizin önünden kısa film gibi geçiveriyor. Bir teşekkür borcumuz var Mustafa Kutlu’ya. Hayatın yaratılıştan güzel olduğunu duru, yalın, rahat okunan bir üslupla ama gözümüze sokmadan anlattığı için. Ve dahi bu sıcacık hikâyelerle tüm şartlanmışlıklarımızı bozduğu ve bizi şaşırttığı için. Bir teşekkür borcumuz var...

[1] Mustafa Kutlu, Hayat Güzeldir, Dergah Yayınları, İstanbul, 2011.
Bir kadın, hayat yorgunu. Bunalmış biraz, içi de sıkılmış.
Bir kitap almış, üzeri gelinciklerle dolu iç açıcı. Hayat Güzeldir demiş yazar. Okuyalım bakalım güzelmiymiş hayat diye düşünmüş.

Kısa, yalın, şiir gibi yazılmış iyilik dolu hikâyecikler.
Kâh gülümsemiş kâh hüzünlenmiş.
Çiçekleri, ağaçları, kırları severmiş. Bazen onları okşar, konuşur hatta öpermiş bile.
Yazar da hikayelerinde bunlardan bahsedince kalbini fethetmiş bizimkinin.

İçi açılmış, iyiler de var elbet demiş okudukça. Umut dolmuş yüreciğine.
Koymuş kitabı başucuna, kıvrılmış yatağına.
Hülyalara dalmış, çıkmış bir ağacın dallarına...

Hayat güzeldir...

"Güzellik böyledir; çocuk da olsa, yaşlı da olsa, dilinden anlayanı yüreğinden vurur."
Mustafa Kutlu okumaya ilk kez geçen yıl bu zamanlar başladım ve geçen bir sene de okuduğum 12. Kutlu kitabı bu ve ilk kez mutluluk temasının bu kadar yoğun işlendiği bir Kutlu kitabıyla karşı karşıyayım. İsmini tam yansıtan bir kitap. Dediğim gibi alışkın okurları için alışkın olunmayan bir durum, Kutlu okuduğunuzda içinize bir kor düşer, boğazınız düğümlenir, üzülürsünüz genelde. Ama bu öyle bir kitap değil küçük küçük 21 hikayeden oluşan kitapta her hikaye içinize bir ümit bırakıyor, yaşam enerjinizi arttırıyor, sizi mutlu ediyor. Ve bu hikayeler çok farklı, marjinal olayları içermiyor, basit, çevremize baktığımızda görebileceğimiz ya da gerçekleştirilmesi çok zor olmayan mutluluklar. Aslında yazar böylece, iyilik ve mutluluğun (bilhassa başkasını mutlu etmenin) çok zor bir şey olmadığını, küçük şeylerden de mutlu olunabileceğini hatırlatıyor bize. Özellikle yardımlaşmanın da insana verdiği mutluluk bir kaç kez işlenmiştir. Ve bir hatırlatma daha Mustafa Kutlu'nun bu hafta çıkan yeni kitabının ismi de Sevincini Bulmak . Uzun bir süreden sonra bu tarza benzeyen bir kitap olsa gerek ismine bakarsak. Bakalım heyecanla bekliyoruz.
Hayat üzerine yapılmış betimlemelerden oluşan bir solukta okunacak hikayeler. Sıradan, her gün etrafımızda olan fakat göremediğimiz o güzellikleri, yalın anlatımıyla bize hatırlatıyor Mustafa Kutlu. Hayat güzeldir diyor ve gülümsüyorsun☺
Mustafa Kutlu Ağabeyin çabucak biten ama roman etkisi bırakan hikayelerinin müptelasıyız. Dedemin dizilerinin dibinde hikaye dinliyormuş samimiyeti veriyor bana. Ne zaman ki hayata şikayetlerim artıyor kendimi bu hikayelerin arasında buluyorum. Bu hikayelerde aileyle oturulan sofra samimiyeti var. Sobanın üzerinde pişen çay tadı var.
Mustafa Kutlu, kitaba ismini verirken Roberto Benigni'nin unutulmaz filmi La Vita E Bella'yı düşünerek mi bu ismi verdi bilinmez ama ismiyle bile ruhunuza iyi gelen bir kitap Hayat Güzeldir. Mustafa Kutlu, kısa hikayelerle karşımıza çıkıyor bu kitapta. O'nu okuyanlar az çok alışmıştırlar zaten bu tarzına. Gündelik hayatımızda sıradan, görmediğimiz ama bizim için anlam ifade eden şeyleri hikayeleştirmiş. Özetiyle her şey bizim mutluluğumuza hizmet ediyor yeter ki görebilelim. Simit satıcısı çocukların güvercinlere simit verirken unuttukları günün yorgunluğundan bir öykü çıkartmış mesela Mustafa Kutlu. Okurken sizi de sarmalayan bu sıcaklık çok sıradan bir şey değil mi oysa?
Çatışmaya giren nöbetçinin yaşadığı korku ile nur yüzlü sevgilisine bir can borcu olduğunu düşünürken uzandığı siperde, sağ yanından güzel kokusunu fark ettıği ottan bir yaprak koparıp parmaklarının arasında ezip nane ile kekik arası bu güzel kokuyu hissettiğinde “Yarabbi dünyada ne güzellikler var” deyişi gibi hayat, en zor anında size tutunacak bir dal bahşedebiliyor.
Kapağı süsleyen kırmızı gelincikler kitaba ismini veren öykünün içine kondurmuş yazar. Arabasıyla yolda giderken aniden şarampole yuvarlanan adamın kaza şokuyla ne yaptığını bilemezken kafasını candan çıkardığında karşısında kırmızı bir gelincik beliriyor ve ister istemez gülüyor adam bu güzellik karşısında. Benim için kitabın en güzel yeri de burası işte. insanın kendisini kaybettiği, mutsuz olduğu ve çeşitli ruhsal problemler içinde yorulduğu cagımızda yapabileceğimiz en güzel şey onlara hayatlarındaki kırmızı gelincikleri gösterebilmek. Hayatımızda yer eden kötülüğe gözlerimizi kapatıp iyi olanı görmesine yardımcı olmak. Çünkü insanın zihni sınırlı ve onu kötülükten kurtarmak gerekiyor. Mustafa Kutlu da öyküleriyle bunu başarabiliyor. Ömrü uzun olsun.
"Yarabbi hayat ne kadar güzel , ama bizim gözümüz KÖR, kulağımız SAĞIR. Ancak DARA DÜŞTÜĞÜMÜZDE , PAÇAMIZ SIKIŞTIĞINDA görüyoruz bu güzellikleri. Bu kadar nimet! Bunların hangi birine şükretmeli? "

Bu kitaptaki hikayeleri okuyunca, sanki ölümün kıyısından dönmüş ve o dönüşte aklınız başınıza gelmiş gibi... Gibi diyorum zira , kitap ne kadar iyi olsa da etkisi uzun sürmüyor, çünkü insanoğlu her zaman hem nankör hem unutkandır!!!
Mustafa Kutlu bu kitabında hayatın güzel olduğunu, umutların tükendiği yerde birden insanın yüzünün gülebileceğini anlatmaya çalışmış. Bazı hikayeleri duygulanarak okudum.
Hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan biri.Kitabı bitirdiğinizde "Hayat güzel" diyorsunuz. İçinize "umut" aşılıyor, "hamd" ediyorsunuz yaşadıklarınıza.Bu dünyada kötü ile iyinin, çirkin ile güzelin, batıl ile hakkın varlığının iç içe olduğuna bir kez daha şehadet ediyorsunuz.Eğer içinizdeki ışığı canlandırmak istiyorsanız, okuyun. Ben sevdim. Başucu kitaplarımdan biri "Hayat güzeldir"

"Her nefeste Allah demek lazım ."
Birçok farklı hikayeyi içinde bulunduran eser, hepsinin sonucunda hayatın güzelliklerine kavuşmanın mutluluğunu yansıtıyor. Beni Mustafa Kutlu kitaplarına çeken günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz olayları süsleyerek değil de okuyucuyla konuşur havasında aktarmasıdır. Okurken hayattan yeni şeyler öğrenebiliyorsunuz. Küçük hayaller, küçük umutlar, büyük mutlulukları peşinde getiriyor. Ümit etmekten vazgeçmeyerek, hayatın güzelliklerini görerek yaşamak ümidiyle...
Mustafa Kutlu'nun diğer eserleri gibi bu eseri de yoğun bir günün sonunda ince belli bir bardaktan mis gibi demli bi çay içmek tadında... Yani ferahlamak, hayatı basit yanlarıyla okuyup doğal bir mutluluk tatmak isterseniz kesinlikle tavsiye ederim.
İnsanlardan, hayatın gidişatından umudunuzu yitirdiğiniz bir anda, bir şey çıkıverir karşınıza yine filizlenir umudunuzun çiçeği. Bu kitap da benim için öyle oldu. İçinde bir çok küçük hikaye barındıran kitap, Mustafa Kutlu eşsiz uslübuyle içinizdeki kuşun kanatlarını pır pır ettirip, uçuruveriyor umuda, hayata ve yaşama... En karanlık gecenin bile sonu aydınlıktır dustüru ile yazılmış, sizi bol bol iyiliğe ve huzura sevk edecek bir kitap. İyi okumalar.
Yarabbi hayat ne kadar güzel. Ama bizim gözümüz kör, kulağımız sağır. Ancak dara düştüğümüzde, paçamız sıkıştığında görüyoruz bu güzellikleri. Bu ne kadar nimet! Bunların hangi birine şükretmeli?
Mustafa Kutlu
Sayfa 51 - Dergâh Yayınları - 6. Baskı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hayat Güzeldir
Baskı tarihi:
Haziran 2011
Sayfa sayısı:
175
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759952358
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Onlar çekişedursun, parkın uyanık güvercinleri hiç çekinmeden önlerine kadar gelmiş, dökülen susamlara dalmışlardı. Çocuklar fazlalık olan parçayı güvercinlere doğradı. Önlerinde bir güvercin bahçesi oluştu.

Biri çekinerek ayaklarına dolanan kuşlardan birini okşadı. Hayret, kaçmıyor. Bir daha okşadı, bir daha, çok hoşuna gitti bu. Hayatında ilk kez bir güvercin okşuyordu. Onu gören öteki de güvercinleri okşamaya başladı. Arada bir göz göze geliyor birbirlerine gülümsüyorlar. Yüzsüz güvercinleri aç sanmışlardı. Kalan simitleri de doğradılar. Kuşlar yedikçe sanki onlar doyuyordu. Güvercinlerin parlak tüylerinden geçen sevgi ve merhamet en saf hali ile çocuk kalplerini doldurmuştu.

Sonunda simitler bitti.

Ortada tek bir susam tanesi kalmadı.

Güvercinler birden havalanarak ve çocukların yüreklerini ağza getirerek uçtular.

İleride simit yiyen bir genç çiftin önüne kondular.

Simitçiler birbirlerine baktı.

Sonra güvercinlere baktı.

İkisi de sevincini bulmuştu.

Artık ne açlık, ne tasa. Artık gidebilirler, yeniden satışa çıkabilirler.

Her birinin etrafında yüzlerce melek dolaşıyor.

Elbette bütün simitleri satacak, cepleri para dolu olarak analarına koşacak, bu güvercin hikayesini anlatacaklar.

Kitabı okuyanlar 450 okur

  • Büşra Kara
  • Gökçe Yılmaz
  • Fatma Bayrak
  • Hannan Avsar
  • Muallime_nida
  • Anna Grigoriyevna
  • Erkan Kandemir
  • Burak Çelik
  • Döndü Karaman
  • mavera

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.2
14-17 Yaş
%11.3
18-24 Yaş
%24.3
25-34 Yaş
%34.8
35-44 Yaş
%18.3
45-54 Yaş
%3.5
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%68
Erkek
%32

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.5 (39)
9
%15 (18)
8
%25.8 (31)
7
%13.3 (16)
6
%10 (12)
5
%0.8 (1)
4
%1.7 (2)
3
%0
2
%0.8 (1)
1
%0