Menekşeli Mektup

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.941
Gösterim
Adı:
Menekşeli Mektup
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953065
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
O büyük bahçeli güzel ev sokağın ucunda idi. Bazıları villa diyor.
Postacı eve kadar uzanıp oradan kıvrılarak yokuşu inen ve sahile kavuşan caddeden gitmiyor; kahvenin önünden başlayıp aşağılara doğru otlar, çalılar arasında kaybolan keçi yolunu tercih ediyordu.
Kim açmış bu yolu?
Kahve ile mescidin aşağı sokaktan gelen müdavimleri olabilir. Çünkü kestirme bir yol. Az yokuş ama mesafeyi epeyce kısaltıyor.
Postacı çimen-çiçek kokularını içine çekerek bu yoldan inmeyi seviyor. Arada bir çalıların içinden bir kuş havalanırsa yüreği pırr ediyor. Uçup giden ve ufukta kaybolan bir kuş...
Menekşeli Mektup...
Ne kadar hoş ve zarif bir isme sahip. Ismi kadar kapağı da naif. Hele ki kitaba ismini veren hikâye, ne güzeldin sen.

Mustafa Kutlu; kitabında yer alan Menekşeli Mektup, Hacca Gidebilmek ve Kar Üstüne Kan Damlar isimlerini verdiği üç ana başlıkla çıkıyor karşımıza. Kar Üstüne Kan Damlar isimli bölümde iki ayrı hikâye yer alıyor. Öncelikle bir postacının hikâyesinin konu edildiği Menekşeli Mektup'la başlıyor kitap. Sıradan bir insanın başkalarının hayatlarına ufak dokunuşlarla ne büyük güzellikler kondurduğuna şahit oluyoruz bu hikâyeyi okurken. Hacca Gidebilmek isimli bölümde ise bir iyilik halkası kuşatıyor okuyucuyu. Hem ibadet hem ticaret için hacca giden bir amcamızın başından geçen hadiseleri anlatıyor yazar. Anlatılanların ilgi çekiciliğinin yanı sıra okurken verdiği mutluluk hissi bambaşka. Son bölümde ise kısa bir aşk hikâyesi ve Erzurum'daki bir Türk askerinin dramı yer alıyor.

Kitabın Menekşeli Mektup ve Hacca Gidebilmek isimli hikâyelerini fazlasıyla beğendim. Ki zaten kitabın 135 sayfası bu hikâyeler için ayrılmış. Son kısımdaki hikâyeler bana fazla yalın geldi. Yazar yine bizi güzel insanlarla tanıştırıyor hikâyelerinde. Başkalarına yardım etmeyi, el uzatmayı hayatlarına düstur edinen ve bundan asla yüksünmeyen güzel insanlar... İyi insanlarla çevrili bu satırları okurken Anadolu'yu anımsıyor insan. Kötülüğün fazlasıyla hakim olduğu bu çağda bile Anadolu'nun pek çok köşesinde yaşayan ve kalbindeki iyilik ateşini söndürmeyen kıymetli insanlar. İşte yazar da tam bu noktada bir alıntıyla sesleniyor okuyucuya:

"Dünyada böyle insanlar var. Ve herhalde Cenab-ı Hak bunların yüzü suyu hürmetine bizleri aç açık bırakmıyor."

Kitabı okuduktan sonra huzurlu bir ruh haline bürünmemek elde değil. İçimizden birileriyle bizleri tanıştıran, özümüzde ve tarihimizde her zaman var olan iyilik duygusunu her defasında alevlendiren, bir çırpıda okuyabileceğimiz birbirinden hoş hikâyelerle bizleri buluşturan bu adamı seviyorum. Var olsun! :)
Bir Mustafa Kutlu klâsiği daha tadı damağımda kalarak bitti. Kutlu'nun hikâyeleri beni her zaman geçmişin tozlu sayfalarında dolaştırır bu çağa ait olmadığım hissini kuvvetlendirir. Dostluk, aşk, gerçek müslümanlık, komşuluk, arkadaşlık, kardeşlik, derttaşlık gibi günümüzde içini boşalttığımız, mazide kalmış değerleri bize hatırlattığı için de ayrı seviyorum sanırım. Bugün bir gazetede gördüm hikaye yazmayi bırakıyormuş. Umarım yalan haberdir...
Elime alınca bırakmak istemediğim. Özellikle hacca gitmek hikayesi beni çok etkiledi. Manen hissettiklerimin yanında, insanların anlatımı bambaşkaydi. İnsan sarraflığı diye bir fakülte olsa mustafa kutlu kurucusu olur galiba.
Kutlu!.. Zihne bu isim düştüğünde insanın içinde bir şeyler kıpırdanmaya başlıyor. Kitabı eline alır almaz yüreğine ulaşıyor, zihninin derinliklerine ulaşıveriyor. Kutlu senin toprağından, senin eşini dostunu, atanı ceddini anlatıyor. Hatta anlatmıyor sayfalar boyunca seninle beraber o da kahramanları takip ediyor. gözlemliyor. Araya giriyor. İnsanı alıverip götüren kelimeleri Anadolu'yu baştan başa dolaşıyor. Yağmur kokusu gibi hasretle kucaklıyor kelimeleri kitabı bitirip kapattığında bir hüzün gelip gözlerine oturuyor Ah çileli Anadolu, çileli bereket dolu topraklar selam olsun sana!..
Okumaya başladığımda kitabın tek hikayeden ibaret olduğunu sanıyordum.O yüzden Menekşeli Mektubun ansızın bitmesine üzülüverdim.O kadar kaptırmıştım kendimi.Bir an için şu türküyü hatırladım.İlginçtir sayfa 74'te kitapta da burada söz biter şarkı başlar cümlesine denk geldim.
https://youtu.be/iy8657e1-tY
Sonrasında Hacca gidebilmek adındaki hikaye başladı.Bu hikaye de çok güzel. Beni alıp kutsal topraklara götürdü.Keşke bizler de Kadir kadar şanslı olabilseydik.Kutsal topraklara Arapların hakkıyla sahip çıkamayışına değiniyor ki haksız sayılmaz.
Son hikaye ise Sarıkamış ile ilgili.Bu da çok güzeldi.Lakin bu faciada Enver Paşa'nın gafletini kabul etmekle beraber hani yakın zamanda fetöcü komutanlar pkklı teröristi vurmuyordu diye terörle mücadele hususunda mevcut hükümet müdafaa ediliyordu ya aynı şekilde Enver Paşa'nın sözünü umursamayarak bildiğini okuyan ve kendi insiyatiflerini kullanıp faciaya davetiye çıkaran bazı komutanların vebali de yenilir yutulur şey değil.-Hikayede de muhteris adamdır diye bahsi geçmiş zaten söz konusu şahısların.-
Mustafa Kutlu'nun ilk okuduğum eseri. 1000k okurlarından ve yazarlarından Mehmet Yılmaz'ın okuduğum bir yorumu üzerine okunacaklar listeme almıştım yazarın eserlerini. Okuduğum en iyi hikaye yazarı diyebilirim. Hiç sıkılmadan okudum, lakin bence kalıbına sığmıyor yazar, o kadar akıcı ve güçlü yazmış ki bittiğini sona geldiğinde anlıyor insan. Devamı olmalı dedim sonuna geldiğimde. Kendimi yarım kalmış hissettim ve günün geri kalan vaktinde kitaptaki hikayeleri kendi kafamda yeniden kurguladım. Yazdığı romanları var mı yazarın bilmem ama roman yazsa bir o kadar daha başarılı olur kanaatindeyim. Kısa olduğu için bir günde bitirdiğim bu kitap günüme ve hayalime renk kattı. Okunmalı..
Uzun Hikaye'sinin ardından bir meftunluk başladı bende, Mustafa Kutlu'nun kalemine. Bu meftunluk hadd-i zatımda bir belirti oluşturmaya başladı ise Kutlu'nun eserlerini okumaya, o halde devam etmeli bu kalemin mürekkebini tatmaya.

Dilde öğreticilik dendi mi Kutlu'nun eserleri öne sürülmeli diye düşünüyorum. Çünkü onun dilindeki saflık, akıcılık, doğallık ve ardından sürüklenenler halihazırda kıymetli bir eser külliyatını okumaya, okutmaya teşvik edebilir.

Dili geride bırakırsak kitaplarındaki konularsa günlük hayatın senden, benden ve adeta bizden kopanlar... Üslubunun yerince kullanıldığı, konularınınsa samimiyetle birlikte şenlendiği bir anlatımdan mahrum kalınmamalı kanaatimce.

Hani senden, benden ya da bizden konular yer alıyor ya kitaplarında, karakterler de bizden işte. Öfkemiz, sevincimiz, umudumuz, hüznümüz, kalp kırıklığımız... İşte öylesine doğal, bağrımızdan akan duyguları ifade edişi.

Kitaba adını veren hikayenin nasıl ve neden hemen bittiğini anlayamadan bir diğer hikayeye savruldum kitabı okurken. Sadece bir hikayeden oluştuğunu düşünüyordum. Fakat karşılaştığım, birkaç tane hikayeydi. Hepsi de birbirinden güzeldi hikayelerin. Fakat asıl hikaye Menekşeli Mektup daha uzun olsaydı harika olurdu.

Duyguların tadı belleğimde kaldı.
Mustafa Kutlu dan okumuş olduğum ilk kitap :) beni açıkçası ilk önce ismi ve kapağındaki o güzel mektup resmi çekti kendisine. Yazarın dili çok yumuşak ve hikaye olmasına rağmen bir sohbet havasında yazılmış. Okurken sanki bende olayın içine dahil edilivermişim gibi bir hisse kapıldım. Gereksiz cümlelerden çok dengeli şekilde kaçınmış yazar. Bu şekilde olması beni mutlu etti. Beklediğimden iyi bir hikâyeydi. Bu arada kitabımızın içinde 3 farklı hikaye var. Bunlardan bir tanesi de menekşeli mektup hikayesi. :)
...
"Bir hercai menekşenin yer aldığı bu pul onu, maviden laciverde, sarıdan turuncuya uçurur. Renkler birer mevki ve makam değil usta, nereden çıktı bu uçma?
Zarfa baka baka, o hercai menekşeli pulu seyrede ede uçuyor işte. Uçuyor dediğimiz budur."
Üç başlıkta dört öyküden oluşuyor kitap. İlk öykü kitaba ismini vermiş. Özlem, aşk, karşılıksız sevgi, fedakarlık, özveri... Rüzgarın önündeki yaprak gibi savuran sayfalar ve acı son...
ikinci başlıktaki öykü doğruluğun önemini vurgulamış. Üçüncü başlığa iki öykü yazılmış. İlkinde birini gerçekten sevdiğimiZde neleri göze alabileceğimiz örneklendirilirken diğerinde Sarıkamış dillendirilmiş. Hangisi daha tesirliydi, diye sorarsanız hepsi birbirinden tesirliydi. Kutlu yine satırları konuşturmuş.
."Kaç ay, kaç yıl geçti?
Ne önemi var.
Zaman izafî bir şeydir.
Hani adam kitabına ad koymuş.
Gün olur asra bedel." .


.Bazı yazarlar vardır; okurken karşılıklı sohbet edermiş hissini verir okuyucuya.. İşte Mustafa Kutlu benim için öyle yazarlardan..Öyle güzel bir kalemi var ki..Naif anlaşılır samimi..Okurken ruhumun dinlendiğini hissediyorum..Kendisi ile tanışmayanınız varsa şiddetle tavsiyemdir sevgili okuyucu..İçinde 3 hikaye bulunan çok güzel bir kitaptı..
Hani okuyucuyla sohbet eder gibi yazan yazarlar var ya... İşte Mustafa Kutlu öyle yazmış bu kitabı. Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu Menekseli mektup. Dilini çok sevdim. Özellikle kitaba adını veren hikaye en beğendiğim oldu kitaptaki hikayeler arasında. Yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım sanırım. Sevgiyle kalın...
Kendisi de Erzincanlı olan Mustafa Kutlu'nun en sevdiğim kitaplardan biriydi.Daha önce de kitaplarında olan kurguyu yine kitabında yansıtan Mustafa Kutlu bu hikaye kitabında 3 hikâyeden oluşuyor.Bunlar Menekseli Mektup, haca gidebilmek,Kar üstene kar damlar hikayeleri.
Kızın solgun yanakları son bir defa kızarmış. Demek bana gül getirdin ha. Oğlan, güle gül yakışır, kokla da kokusu şifa olsun demiş...
Cenab-ı Hak ne diyor: Kulum bana bir adım yaklaşırsa, ben ona iki adım yaklaşırım. Hasbünallahü ve ni'me'l-vekil.
Ama aşk dediğin nedir ki?
Postacı:
-Nedir?
Kahveci gülümsüyor, hafifçe eğilerek:
-Muhabbet iki başlı olacak arkadaş. Tek taraflı oldu mu sakat. Kara sevdaya girer.
-Çaresi?
Hikmetli bir söz söylüyor kahveci:
-Ya tahammül, ya sefer!..
Artık aşktan, özlemden bahseden; dönüş zamanını ilan eden; üzülmemesini, bu kötü günlerin geçeceğini telkin eden, saçlarından, parmak uçlarından öpen mektuplar kalmamıştı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Menekşeli Mektup
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953065
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
O büyük bahçeli güzel ev sokağın ucunda idi. Bazıları villa diyor.
Postacı eve kadar uzanıp oradan kıvrılarak yokuşu inen ve sahile kavuşan caddeden gitmiyor; kahvenin önünden başlayıp aşağılara doğru otlar, çalılar arasında kaybolan keçi yolunu tercih ediyordu.
Kim açmış bu yolu?
Kahve ile mescidin aşağı sokaktan gelen müdavimleri olabilir. Çünkü kestirme bir yol. Az yokuş ama mesafeyi epeyce kısaltıyor.
Postacı çimen-çiçek kokularını içine çekerek bu yoldan inmeyi seviyor. Arada bir çalıların içinden bir kuş havalanırsa yüreği pırr ediyor. Uçup giden ve ufukta kaybolan bir kuş...

Kitabı okuyanlar 493 okur

  • Büşra Baba
  • ʍմɑӀӀíʍҽ ղíժɑ
  • Kübra
  • Anna Grigoriyevna
  • Hilâl
  • Ayşe
  • hatice güngör
  • Merve Şafak
  • şems supertramp
  • Çağla POLAT

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.5
14-17 Yaş
%13.7
18-24 Yaş
%25.9
25-34 Yaş
%33.1
35-44 Yaş
%13.7
45-54 Yaş
%3.6
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%78.7
Erkek
%21.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38.6 (51)
9
%18.9 (25)
8
%18.2 (24)
7
%12.9 (17)
6
%4.5 (6)
5
%4.5 (6)
4
%1.5 (2)
3
%0.8 (1)
2
%0
1
%0