Bu Böyledir

Mustafa Kutlu
Tahmini Okuma Süresi:
2 sa. 30 dk.
Sayfa Sayısı:
88
Basım Tarihi:
2003
İlk Yayın Tarihi:
1987
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Orijinal Dil:
Türkçe
Orijinal Ülke:
Türkiye
ISBN:
9789757462002
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

bu böyle olmamalı
Puan vermedi·88 syf.··
2021 11. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2021 09:29
Direkt sadede gelelim, lunapark; içinden çıkamadığımız, iliğimize çengellerini geçiren dünya. Hikâye şiir mantığıyla yazılmış, metaforlarla dolu, üstelik Yahya Kemal şiirlerini anımsıyorsunuz okurken; sizi zamandan ve mekandan koparan, yaşadığınız andan mazilere götüren, nedamet duraklarından geçiren "ah keşke bu böyle olmayaydı" dedirten bir serüven. "İyi ki"lerinin sayısı "keşke"lerinden çok olmayan bir insan ne yapsa da mutsuzdur. Ruhunun itirazlarını yanıtsız bırakan, akl-ı maaş ile dünya hayatını çekip çeviren, son nefesi binbir pişmanlıkla vermeye mahkumdur. Ah nolaydı Süleyman (hikâyenin ana kahramanı) kalaydın ya yorgancı Hafız Efendi'nin yanında. O her şeye, herkese meydan okuyan, ümmi olan, çiçekleriyle konuşan, pamuğuyla halleşen o gönlü güzel adamın yanında kalaydın ya. Keşkeler asla geri getiremeyeceğimiz çaresizliklerimiz. Sen, memur oldun, herkesi sevindirdin. Peki ya sen Süleyman, mutlu olduğun bir anını okuyamadım hikâyede. Hikâye Süleyman'ın lunaparkta bir tavşanı vurmak istemesiyle başlıyor, yanında eşi Zinnure ve kızı Fatma da var. Tavşan bir metafor, Süleyman'ın kavuşmak isteyip de kavuşamadığı emelleri; dünyevî istek ve arzuları. Fatma habire babasını çekiştirip duruyor; çarpışan otolara binmek için. Karısı çekiliş için ısrar ediyor. Anlayacağınız herkesin Süleyman'dan beklentileri var, e ne de olsa hep gelmiyorlar buraya (tıpkı bizim dünyaya tek geliş hakkımız olduğunu bahane ederek, binbir türlü batağa batmamız gibi) isteklerini yerine getirecektir Süleyman; herkes hoşnud edilecek.. Süleyman, Hafız Efendi'nin yanında çırak iken dayısı araya giriyor. Annesini ikna ediyor ve Süleyman ona çıraklık etmeye başlıyor. Rafet dayı, ehli tarik biri lakin para ve ticaret onu yürüdüğü yoldan alıkoymuş, artık o da herkes gibi; malını arttırma derdinde.
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20039,2bin okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2025 25. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2025 21:00
Okudum. Sevdim. Hikâyeler kısa ama derin. Yani çay koysan, çay demlenmeden kitap bitiyor… ama içindeki his kolay kolay gitmiyor. Hele lunapark sahnesi… Dedim: “Bu biziz ya! Dönüyoruz dönüyoruz, çıkış yok.”
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20039,2bin okunma
6/10
·88 syf.·
2025 261. kitabı
Bu Böyledir Mustafa Kutlu Mustafa Kutlu’nun Bu Böyledir adlı eseri, yazarın hikâyeciliğindeki genel çerçeveyi korumasına rağmen, o çerçevenin içini tam olarak dolduramadığı bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Dergâh Yayınları’ndan çıkan ve 88 sayfadan oluşan bu kitap, Kutlu’nun diğer eserlerine kıyasla daha sönük bir etki bırakıyor. Kutlu’nun külliyatına aşina biri olarak bu kitabı okurken, yazarın üslubundaki o tanıdık sadeliği, Anadolu insanının gündelik hâllerine dair gözlemlerini ve kaderci teslimiyet temasını elbette hissediyoruz. Sadece hissetmekle kalıyoruz çünkü “Bu Böyledir”, bütün bunları güçlü bir hikâye kurgusuna dönüştürmekte zorlanıyor. Bir lunapark çerçevesinde gelişen olaylar, çevresinde yaşayan karakterlerin sıradan gündelik yaşantılarını anlatıyor fakat hikâyenin çatısı, sembolik derinliğe rağmen zayıf kalıyor. Kutlu’nun eserlerinde çoğu zaman alt metinde bir “razı gelmişlik”, “hayata boyun eğiş” vardır. Bu kitapta da aynı tema mevcut ama bu kitap da teslimiyet, bir iç huzura değil, bir sıkışmışlık duygusuna dönüşüyor. “Bu böyledir” ifadesi, varoluşsal bir kabullenişten çok, çaresiz bir alışkanlığı çağrıştırıyor. Hikâyenin dünyası, ne tam olarak realist bir anlatıya ne de mistik bir atmosfere yaslanabiliyor. Kitabın karakterlerinde olduğu gibi arada kalmış bir hâl var... Eserin kapağında yer alan Arapça “hiç” kelimesi ise sembolik açıdan iddialı olsa da, içerikte bu “hiçlik” duygusu anlamca doldurulamamış. Kutlu’nun soyut cümleleri, genellikle metafizik bir yankı taşırken burada o yankı silikleşmiş ve adeta yok olmuş şekilde karşımıza çıkıyor, cümleler bitmemiş, düşünceler tamamlanmamış gibi duruyor. Soyutluk hissediliyor evet sadece hissediliyor zira hissedilmekten öteye de
Edebiyat
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20039,2bin okunma
9/10
·88 syf.··
2022 10. kitabı
Mustafa Kutlu'nun okuduğum ilk kitabı Bu Böyledir. Aslında başka bir kitap alacaktım ama karıştırmış bunu almışım okumam gerekiyormuş, nasibim varmış demek ki. Bir hocam 'söyleyen dinleyenin nasibini söyler.' der hep. Ve okudukça da pay çıkardım kendime. Kitap aslında bir modernizm eleştirisi. Modernizmle birlikte yok olan, dengesi bozulan, büyüsünü kaybeden yaşantılarımıza dikkat çekiyor yazar. Özellikle o asla tahmin edemediğim sonu okurken o sıkışmışlığı hissettim. Mesela dikkat ettiyseniz alışveriş merkezlerinde hiç pencere yoktur. Dışarıya kapalı, ışıklarla süslenmiş, zaman kavramını yitirdiğiniz mekanlardır. Sabah girer akşam çıkarsınız ve 'aaa ne çabuk akşam olmuş' dersiniz. Halbuki saatlerdir oradasınız ve dışarıyı göremediğiniz için farkında değilsiniz. İşte hikayedeki gösteri çadırı ve lunapark da böyle bir mekandı. Modernizmle gelen tüketim sarhoşluğunu ifade etmiş bu mekanla. Süleyman bana Orhan Veli'nin Süleyman Efendi'sini hatırlattı "Yazık oldu Süleyman Efendi'ye" dizesi yankılandı hep. Şinasi, bozulan aile bütünlüğünün, bozulan her şeyin sembolü. Ama Hafız Efendi'nin çiçeklerini sevmesi ve Karanfille konuşması çok güzeldi. Kendimi gördüm Sonu sürpriz oldu. O çıkmazı çok iyi vermiş yazar... Sonuç olarak keyifliydi. Size de keyifli okumalar...
Edebiyat
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20039,2bin okunma
8/10
·88 syf.··
2020 65. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2020 22:42
Mustafa Kutlu'nun okuduğum ikinci öyküsü bu. İlk kitabı anlatamam çünkü uzun bir hikaye :) Ama bunu anlatabilirim; Bu kitap sizi içine çeken bir girdap gibi. İçine bir girin, çıkamayacaksınız :) Böyledir çünkü.. Bu.
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20039,2bin okunma
5/10
·88 syf.··
2023 5. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2023 22:35
“Dağa taşa bakarsın, şu gördüğün çiçeklere, sokaktan geçen adamlara, her şeye, her şeye. Bu çiçek neler söylüyor, bu adam nereye gidiyor, bu taşı buraya niçin koymuşlar, hep anlarsın. Gece gündüz, uyku ile uyanıklık, hayatla ölüm birleşir. Dünyada niçin varsın, anlarsın. Okudukça açılırsın” Ailesiyle birlikte lunaparka giden Süleyman’ın oyun dünyasındaki yaşamı ile geçmiş zamana dönüşlerle anlattığı gerçek dünyadaki yaşamı kitaptaki hikâyelerin ana konusudur. Süleyman, Zinnure ve kızı Fatma lunaparkta olmaktan mutludurlar. Zinnure çok istediği elektrikli fırını kazanır. Kızları Fatma çarpışan arabalara binmek ister. Ancak saatler geçtikçe yorulurlar ve çıkışı ararlar, eve gitmek isterler. Ama bu lunaparkın çıkışı yoktur. Hakikate gelecek olursak insan da yaş aldıkça bu fani dünyayı terk etmek ister. Hikayede lunapark üzerinde yaşam sürdürdüğümüz dünyayı temsil eder. Süleymanın kucağındaki fırın ise dünyadaki imtihanlarımızdır. Hikayede fırın gittikçe ağırlaşır tıpkı yaş aldıkça artan imtihanlarımız, sorunlarımız, sıkıntılarımız gibi.. Dünya uzaktan eğlence dolu ama eğlenceye girince çıkışı bulmak zorlaşıyor. Mustafa Kutlu 'nun bu kitabını çok zor anladım. Bir bölümden diğer bölüme geçtiğimde anlatıcının değiştiğini ve kimin anlattığını anlayabilmek için kendimi bir hayli zorladım. Beni fazlasıyla yordu. Neyse ki son bölümde cidden mantıklı bir mesaj vermiş yazarımız. Kitapta en çok sevdiğim kısım da zaten orasıydı. Yazarın şu ana kadar okumakta zorlandığım tek kitabı buydu. Hikâyenin de isminden yola çıkarak diyorum ki bu da böyle bir eserdi. Hoşça kalın, kitapla kalın :)
Edebiyat
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20039,2bin okunma
6/10
·88 syf.··
2022 14. kitabı
Zevkler hiç tartişilmaz! Kitap hakkinda guzel yorumlar vardi hemde bu yazari merak ediyordum. Okudumda güzel yorum yapamam. Kisa kitap başi akici başlarda ama bazen karmaşikliklarda var. Malesef beğenemedim...
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20039,2bin okunma
7/10
·88 syf.··
2021 5. kitabı
Okuduğum kutlu kitapları arasında en iyisi. Sanıyorum kutlu kitaplarına giriş mahiyetinde de önerilebilir. Kısacık zaten bir oturuşta okunuyor ama dolu dolu aynı zamanda.
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20039,2bin okunma
7/10
·88 syf.··
2025 43. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mart 2025 23:04
Bu kitap Mustafa Kutlu eğer eserin başındaki üslûbunu kitabın sonuna kadar sürdürebilseydi belki de bir klasik olacaktı. Öylesine güzel bir dille anlatıyor ki yazar hikâyelerini, ilk hikâyeyi okuduktan sonra bir daha okudum. Bir lunaparkta gezerken insanların iç seslerini dinliyoruz kitapta, Okurken bu iç seslerin aslında aynı hikâyenin halkaları olduğunu öğreniyoruz, halkalar genişledikçe lunaparkın dünya olduğunu ve buraya kapalı kaldığımızı, çünkü dünya malına, süfli arzulara gönül indirdiğimizi anlıyoruz, bu yüzden çıkış yok, çünkü bu böyledir, dünya böyledir, dünya arzusu böyledir, ve insan böyledir, diyor yazar. Kitap kapağında üç kere tekrar edilen "hiç" sözcüğü dünya hayatının öte alemler karşısındaki yerini hatırlatıyor... Bütün bunlara inanalım inanmayalım, yazar bunu hissettiriyor, o hissi verebiliyor ve kalemi son kısma kadar küçük gevşemelere rağmen çıtayı yukarıda tutabiliyor. İlk iki hikâye kitabın bütün yükünü taşıyor gibi; bu iki hikâyede muğlak, karışık, iç içe geçmiş düşünceler, iç konuşmalar, olaylar var ve yazar bütün bunları maharetle birbirine karıyor, ortaya okuması çok lezzet veren hikâyeler çıkıyor. Kitabın "son " adını taşıyan son bölümü ise iç seslerin kenara çekildiği ve yazarın "mesajını" vermek istediği bir fantastik hikâyeye dönüşüyor ve kitabın başından sonuna dek süren, ara ara renk kaybetse bile etkileyici üslûbu kayboluyor. Bu, böylesine güzel bir esere yapılmaması gereken bir kötülük aslında, ama Kutlu böyle yapmayı seçmiş. Yazar bizi anlatmak istediği şeye yönlendirerek mesaj verme kaygısı gütmeseydi, iç sesler kitap boyunca olduğu gibi içimize bütün gürültü ve fısıltılarıyla karışsaydı ve o sonu biz kendimiz hissetsek ya da hayâl etseydik, çok daha güzel olacaktı. Mustafa Kutlu
Edebiyat
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20039,2bin okunma
9/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2021 27. kitabı
Uyan! Etrafına bak! Bir çıkış görüyor musun? Hayır, elbette bir çıkış yok. Çünkü bu böyledir. Sanırım bu kitap hakkında en çarpıcı olan şey, son cümlesinde kalbinizin bir anlığına sıkışıp, acaba ben de lunaparktaki o kalabalığın içinde miyim, yoksa Süleyman gibi çıkışı mı arıyorum? sorusunu kendinize sormaya çekindiğiniz o ilk andır. Mustafa Kutlu gibi bir yazar anlatmak istediği meseleyi ister bin sayfalık bir romanda okuyucusunu hiç sıkmadan anlatır, isterse doksan sayfalık bir hikayede çeşitli karakterlerin iç sesinde, bizleri tedirgin ederek, oturduğumuz ya da yattığımız yerde bizi rahatsız edip ayağa kaldırmaya çalışarak anlatır. ‘Bu Böyledir’ kitabı da tam olarak böyledir. Karakterler, aynı kasabada yaşayan iç içe geçmiş birbirini tanıyan bizlerin de çok iyi tanıdığı tipler. Hepsinin anlatacağı çok şey olsa da yazarın anlatmak istediği şey çok farklı olduğu için onların hayat hikayelerinden çok içinde hapsoldukları lunaparkı görüyoruz daha çok. Lunapark bir simge aslında. Bu dünyayı, daha doğrusu bu dünyanın bize denk gelen zaman dilimini anlatıyor. Saat hep gece on bire doğru gelmekte. İlerlemiyor, yazara göre ise zaman bozulmuş. Lunapark o kadar parlak ki dışarıda kalan her şey ya gözükmüyor ya da korkutucu derecede karanlık. Büyük bir yığın haline gelen kalabalık, bir çadırdan öteki çadıra doğru koşup sürekli bir oyun sürekli bir eğlence peşinde koşuyor. Bir de Süleyman ve ailesi gibi çıkışı arayanlar var. Ancak onlar da çıkışı bulamıyorlar. Zira çıkış diye bir şey yok. Yapılacak bir şey var ama. O da kendi çadırlarımızı kurmak Sevgili Meyus Okur. Elbette ben haklıyım. Ben Hak olanın yolundayım diyorsanız lütfen kendi çadırınızı kurun. Sesinizi çıkartmaktan korkmayın. Yanlışa yanlış deyin. Doğruyu görmezden gelmeyin. Zulme susmayın. O zaman kendi
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20039,2bin okunma

Yazar Hakkında

Mustafa KutluYazar · 53 kitap
Mustafa Kutlu, 6 Mart 1947’de Erzincan’un Ilıç ilçesine bağlı Kuruçay nahiyesinde doğar. Babası Nurettin Bey, annesi Sulhiye Hanım’dır. Beş kardeştirler. Üç ablası ve bir de kız kardeşi vardır. Mustafa Kutlu ‘nun ailesi ilmiye sınıfındandır. Babası Nurettin Bey rüştiye tahsillidir. Nahiye Müdürlüğü yapar. Anadolu’nun pek çok yerinde bu görevi yürütmüştür. Dedeleri de çeşitli memuriyetlerden gelmedir. Soylarına Hacıyakupoğulları denir. Ailenin bilinen bütün kökleri Erzincan’dadır. Babasının görevi sebebiyle bir yerde bir iki sene kalıp başka bir yere nakilleri gerçekleşir. Babası 1953 yılında emekli olduktan sonra Erzincan’a döner, kahvelerde arzuhalcilik yapar. Babasını 1959 yılında 12 yaşındayken kaybeder. Babası ile pek fazla içli dışlı olamaz. Nurettin Bey tam bir Osmanlı Beyefendisidir. Eski harfleri çok iyi yazar. Kutlu’nun kendisi gibi Nurettin Bey de babasını 12 yaşında kaybeder. Babanne ikisi erkek, ikisi kız olan çocuklarını kendi başına yetiştirmek zorunda kalır. Mustafa Kutlu ‘nun Annesi Sulhiye Hanım ve babannesi de tam bir Osmanlı Hanımefendisidirler. Eşlerinin yokluğunu çocuklarına hissettirmemek için ellerinden gelen gayreti gösterirler. Sulhiye Hanım’ın isminin kaynağı 1923’te ilan edilen Cumhuriyet’tir. “Sulh” olduğu için ismini Sulhiye koymuşlardır. Çocukluğunda yazları annesinin köyüne gider. Eskiden şehir ve taşra hayatı birbirinden bugünkü kadar kopuk değildir. Erzincan’da mahallelerinin hemen yakınında bir köy uzun yıllar; ahırıyla, mereğiyle, davarı, nahırıyla varlığını korur. Babasının tayin edildiği bir nahiyede ev bulamadıkları için istasyon yakınlarında bir binada kalırlar. Burası Kemah Beylerinden Sağıroğulları’nın Cebesoy İstasyonu’na yaptırdıkları bir dinlenme evidir. Kısa bir süre de karakol binasında kalmışlardır. Bu günlerin hatıralarını Kupa Maçı [Gİ] ve 5492 [AKY] isimli hikâyelerinde kullanır. Burada dumanlı trenler, istasyonlar, demiryolu çalışanları, ıssız tabiat ve hayvanlarla içli dışlı olur. Beş altı yaşlarındayken okula giden ablalarının kitaplarından okuma yazmayı öğrenir. Bu kitaplardaki şiirleri ezberler. Okula gitmeden önce ikinci üçüncü sınıf talebesi kadar bir birikime sahip olur. Babasının ölümü ile birlikte (orta ikinci sınıftadır) zor günler başlar. Annesine yardımcı olmak için birçok iş yapar. Sebze halinde arabadan karpuz indirir, kahvede garsonluk, çadırlarda puantörlük yapar. Yine bu yıllarda uğraştığı iki iş vardır. Biri resim yapmak diğeri futbol oynamak. Mahalli ligde futbol oynar. Mustafa Kutlu – Tahsili Mustafa Kutlu, İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Erzincan’da okur. Ortaokula kadar oturdukları ev deprem sonrası yapılan prefabrik evlerdendir. Buraya elektrik gelmediğinden orta ikiye kadar petrol lambası kullanmışlardır. İlkokuldan itibaren edindiği okuma alışkanlığı, ortaokul sıralarında edebî zevke dönüşür. Edebiyat okumayı düşünür; fakat edebiyatçı olmak gibi bir tasarısı yoktur. Lisede fen kolundan mezun olur. Fen koluna giriş sebebini şöyle açıklar: “Sıra arkadaşımla mahalli bir amatör kümede, aynı takımda top koşturuyoruz. Çocuk kütüphane müdürünün oğlu ve dersleri çok iyi. Ben haytayım, derslerim o kadar iyi değil. O arkadaşım babasının yönlendirmesiyle fen bölümüne giriyor. Fen, yani zor bölüm, ki üniversitede tıp kazansın, teknik üniversiteye falan gitsin. Ben de diyorum ki, “ulan orayı yapamayız oğlum, biz top oynuyoruz, edebiyata gidelim, edebiyat kolay.” O fen koluna gidince ben de onun peşi sıra fen bölümüne gittim. Yani arkadaş kurbanı oldum.” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17) Mustafa Kutlu on üç dersten bitirme imtihanına girerler. Yazılıyı vermeyeni sözlüye almamaktadırlar. Birçok öğrencinin tek dersten kalıp liseyi bıraktığı bir dönemde mezun olabilen iki öğrenciden biridir. (1963) Mustafa Kutlu , Liseyi bitirdikten sonra resme olan hevesi yüzünden Güzel Sanatlar Akademisi imtihanına girmek ister. O güne kadar Erzincan sınırlarına çıkmamış bir taşra çocuğunu Güzel Sanatların “frapan havası” iter. Böylece on yıl uğraştığı resim defterini kapatır. Buraya girmeyişinin bir başka sebebi de taştada bir kılavuzu olmayan, belli bir eğitimden geçmemiş, kendi kendini yetiştiren bir ressam adayının pek bir yere varamayacağını hesap etmesidir. Mustafa Kutlu Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesine 1964’te kaydolur. Burada yeni ve değişik bir dünya ile karşılaşır. Orhan Okay, Kaya Bilgegil, Niyazi Akı, Selahattin Olcay gibi hocalarla tanışır. Mustafa Kutlu iki arkadaşı ile birlikte Erzurum Halkevi salonunda yağlıboya resimlerinden oluşan bir sergi açar. Burada 30-40 kadar resmi sergilenir. Üniversite üçüncü sınıfa kadar aklında yazı yazmak düşüncesi yoktur. Mustafa Kutlu bir gün Orhan Okay Hoca’nın odasında Hareket Dergisi’nin sahibi Ezel Erverdi ile karşılaşır. Bu karşılaşma hayatında bir dönüm noktası olur. Çünkü Ezel Erverdi desensiz mesensiz diye eleştirdiği Kutlu’dan desen göndermesini ister. Gönderdiği ilk desenler Hareket’in 28. sayısının kapağını süsler. Sonra bu dergide hikâyeleri de yayımlanmaya başlar. İlk hikâyesi 29 Mayıs 1968’de yayımlanan “O…”dur, hikâye ile birlikte biri kapakta olmak üzere 6-7 deseni çıkar. Üniversitenin son sınıfında Orhan Okay Hoca ile “Sait Faik’in hikâyelerinin resim ve perspektif açıdan incelenmesi” konulu tezini hazırlar. 1968’de okulu bitirir. Mustafa Kutlu – Memuriyeti 1969’da Erzincan’da görücü usulü ile, hayatımın en güzel tevafuku dediği eşi Sevgi Hanım ile evlenir. (Bu evlilikten bir erkek bir kız çocukları olmuştur. ) Evliliği ile birlikte öğretmenliğe başlar. İlk tayini Tunceli’ye çıkar. Dört yıl Tunceli Lisesi’nde çalışır. 1972 yılında İstanbul’a tayin edilir. Küçükköy Vefa Poyraz Lisesi’nde iki yıl öğretmenlik yapar. 1974 yılında çok sevdiği mesleğinden istifa ederek ayrılır. Hareket Yayınları’nı genişletmek isterler. İstifa gerekçesini şöyle açıklar: “Öğretmenliği çok seviyordum; fakat yine de dergiye ağırlık vermemiz gerektiği için istifa ettim.” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17) Mustafa Kutlu – Yayın Hayatı Mustafa Kutlu, 1968 yılında İstanbul’da çıkan Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi’nde yayımladığı hikâyelerle yayın dünyasına girdi. Adımlar (Erzurum, 1970-72), Hisar, Türk Edebiyatı, Düşünce, Yönelişler gibi dergilerde yazdı. “Üniversite yıllarında yazmaya başladım. İlk yazdığım “O” hikâyesinden itibaren bütün yazdıklarımı yayımladım. Bu işi şuurla yürüttüm. Bizim neslin bu sahada ağabey, hoca, arkadaş kabilinden mürebbisi yok sayılır. Kendimi yetiştirdim. Bu açıdan ilk hikâyelerimin yayınlanması, hatta kitap haline gelmesi hem bir şans, hem bir talihsizliktir. Okuyucunun karşısına olgun örneklerle çıkamadım, ancak zamanla kendi hikâyeme doğru yürümeye başladım. İlk iki kitabım hazırlık dönemidir.” (Yaşar Kaplan, “Mustafa Kutlu’yla Bir Söyleşi”, Aylık Dergi, Sayı 63-64-65, 1984, s:44) Hikâyeleri, desenleri ve diğer yazıları Hareket dergisinde yayımlandı. Adımlar dergisinde şiirleri de vardır. Hikâyelerini bu dönemde kitaplaştırmaya başladı. İlk hikâye kitabı “Ortadaki Adam” (1970) Hareket Yayınları tarafından basıldı. Bunu “Gönül İşi” (1974) takip eder. Bu arada iki inceleme yayımlar. Bunlar Sabahattin Ali ve Sait Faik üzerinedir. Bunların yayımlanması ona göre hem bir şans hem de bir şanssızlıktır. “Talebelik sırasında yapmış olduğum iki çalışma hemen yayımlanma şansı buldu. Bunlar erken yayının bütün acemiliklerini taşıyan kitaplardı; ama benim için büyük bir şanstı.” (Adnan Tekşen, “Mustafa Kutlu ile Mülakat”, Zaman, 16 Temmuz 1987, s. 9. Mustafa Kutlu , Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisinin (8 cilt 1976-1998) 2. ciltten itibaren yayın yönetimini üstlenir ve bu ansiklopediye geniş ölçüde madde yazar. 1974-75’ten itibaren 20 yılını verdiği bu ansiklopediyi 1973’te aldığı Smith Corona marka daktilosundan yazarak çıkarır. Ansiklopedi için şimdi profesör olan D. Mehmet Doğan ile çalışır. Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi 1982’de kapanınca kendi tabiri ile sudan çıkmış balığa dönerler; çünkü dergi ile yaşamaya alışmışlardır. Mustafa Kutlu, 1980’lerin ortasından sonra sinemaya yönelir ve senaryolar yazmaya başlar. “TRT’de dramatik belgeseller yazdım: Divan-ı Lügati’t Türk’ün bulunuşu ile ilgili ‘Bir Kitabın Hikâyesi’; ‘Müzedeki Şiir’, Divan Edebiyatı Müzesi ile bağlantılı bir belgeseldi. Selim ileri ile beraber Pazartesi Hikâyeleri’ni hazırladık; birçoğu çekildi. Halit Refiğ’in yönettiği ‘Kurtar Beni’ ile Osman Sınav’ın çektiği ‘Kapıları Açmak’ görünür hale geldi; çünkü her ikisi de ödül aldı. TGRT’de yayınlanan Ufukta Bir Ağaç’ı yazmıştım…” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17) Ömer Seyfettin’in Yalnız Efe’sini senaryolaştırır. Diyanet İşleri’nin çocuk filmleri yapması ve bu filmlerin TRT’de gösterilmesi için Turgut Özal’ın girişimi ile bir proje hazırlar. Yusufçuk diye 8 bölümlük bir dizi yazar. “İnsanlar Yaşadıkça” isimli dizisi TRT engeline takılır. Son yazdığı senaryolardan birini TRT’ye teklif etmiş, ismi Mavi Kuş olan bu senaryo şu anda sinema filmi olarak düşünülmektedir.” Mustafa Kutlu’nun Kapıları Açmak isimli senaryosunun Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nın açtığı yarışmada ikincilik derecesi vardır. Mustafa Kutlu, dergiciliğe uzun bir ara verdikten sonra Dergâh (1990) ile bir dönüş yapar. İlk sayısı Mart ayında yayımlanır. Dergi edebiyat-sanat dergisidir. Dergâh’ın çıkışını Sultan Ahmet’teki Derviş çay bahçesinde İsmail Kara, Mustafa Kutlu ve Ezel Erverdi kararlaştırır. Mustafa Kutlu derginin yanı sıra Kutlu, hâlen Dergâh Yayınevi’nin yönetimini de sürdürmektedir. 1986 yılından itibaren Zaman gazetesinde “Bir Demet İstanbul” başlığı altında şehir yazıları yayımlanır. Bu yazılar daha sonra Şehir Mektupları (1995) adı altında kitaplaşır. Halen Yeni Şafak’ta kültür-edebiyat yazıları yazmaya devam eden Kutlu, aynı gazetede spor yazıları yazmaktadır. 2012 yılında Osman Sınav’ın yönetmenliğinde ve Kenan İmirzalıoğlu’nun başrollüğünde “Uzun Hikâye” isimli eseri beyaz perdeye aktarılmıştır.