Tarla Kuşunun Sesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
5687
Gösterim
Adı:
Tarla Kuşunun Sesi
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759958305
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Türk edebiyatının usta hikâyecilerinden Mustafa Kutlu’nun yeni kitabı Tarla Kuşunun Sesi, okurlarıyla buluşuyor…

Kutlu, “halk destanı” tarzında kurduğu hikâyede, bir ailenin kuşaklar boyu yaşadıklarını anlatıyor. Kalabalık bir ailenin hayatını merkeze alan Kutlu, diğer hikâyelerinde de olduğu gibi hikâyeyi günlük hayatın unsurlarıyla zenginleştiriyor. İnsana, aileye, topluma “gerçekçi”
ve “merhametli” bir gözle bakan anlatıcı, hikâyeye tarihi bir arka plan da çiziyor.

“Böyledir. Her şeyin aynı şekilde sürüp gideceğini sanırız. Kâinata ve hayata akıl erdirmeye çalışmak boş. Akıl dediğin bir yere kadar. Nasıl gayba inanıyoruz, olup bitenler için şöyledir böyledir demenin bir mânası yok. Teslim olmalı.
(…)

İşte su üzerine bir yazı yazdık, geldik gidiyoruz. Şu gölgede bir miktar dinlendik. Hepsi bu.
İdare edin. Hoşça kalın.”
224 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
https://www.youtube.com/watch?v=9k-u0p5GoXw

Mustafa Kutlu’nun ne zaman ismini duysam veya hikâyelerini okusam aklıma hemen Anadolu’nun birbirinden renkli sıcak insanları geliyor. Kendi adıma iyi bir hikâyeci olan Kutlu, tüm hikâyelerinde işte bu güzelim Anadolu insanını her şeyiyle çok güzel işliyor. Hikâyelerinde insanları sınıflandırmadan, cinsiyet ayrımı yapmadan, dinli-dinsiz, açık-kapalı, içen-içmeyen gibi ayrımlar yapmadan ve en önemlisi de ötekileştirmeden bizi olduğumuz gibi yansıtıyor. İşte sırf bundan, artık kaybettiğimiz ve kamplara ayrıldığımız günümüz insanı olarak Kutlu hikâyelerini okumaya ve anlamaya ihtiyacımız var. (açık davet.) Kutlu kulaklarımıza, birbirimizi yargılamamayı, herkesi olduğu gibi kabul etmeyi ve ancak bu şekilde hayatın güzel olabileceğini fısıldıyor. Bazen düşünüyorum da, biz hep böylemiydik acaba, ne zaman böyle birbirimize yabancı, saygısız, yargılayıcı, tahammülsüz ve birbirini dinlemeyen bir toplum olduk. Neyse sizi sıkmadan hikâyemize geçelim artık.

Bu aşamadan sonra yazacaklarım ---spoiler yani okurbozan, okurkaçıran--- içerebilir.

Öncelikle Mustafa Kutlu, bu son kitabı için “çok farklı bir kitap olacak. Benim hikâyelerim içinde de orijinal bir yeri var. Hiç böyle yapmamıştım. 1850’den 2000’lere kadar gelen bir ailenin hikâyesini anlattım. Bir Yörük ailesinin Osmanlı ve cumhuriyet dönemi birlikte anlatılıyor. Birinci bölümde, destansı, benim yaptığım halk hikâyeleri tarzında; ikinci bölümde ise daha çok Dostoyevski’ye benzeyen farklı bir anlatım ile öyküyü anlattım. Yani iki dönemde iki ayrı dil ve anlatım biçimi kullandım.” diyor.

Evet, kitapsever arkadaşlar, kitap iki bölümden oluşuyor ve hikâyecinin dediği gibi Osmanlının son dönemlerinden başlayarak günümüz tarihine kadar bir Yörük ailesi olan (Yörük [buraya gelmişken evvela Muharrem Ertaş’a ve tüm Yörüklere selam olsun]) üç kuşağın yaşanmışlıklarını ayrı ayrı hikâye ediyor. Yalnız üzülerek belirtmek isterim ki bu üç kuşağında hikâyeleri sonlandırılmamış, hikâyeci adeta ağzımıza bir parmak bal sürmüş ve öylece bırakmış. Bilmem belki de böyle daha güzel, gizemli ve nahif olmuş. Bu konuda kendisi okuyucu olarak bizlere şöyle hitap ediyor; “Bırak bazı şeyler bilinmez kalsın, faili meçhul olsun, onu da kendini çokbilmiş sanan okuyucu bulsun.” diyor. Ne diyeyim yazar bu konuda haklı, günümüz insanı her konuda çok bilmiş değil mi!?!

Hikâyenin birinci bölümünde hikâye içinde bir hikâye anlatımı yapılarak, bu kısım hafif bir destan havası ile verilmiş. Bunu yazar kendisi de sık sık hikâyedeki kahramanların ağızlarından yarı ciddi yarı alaycı ikrar ediyor zaten. Bu bölümde, özellikle yakın tarihimize göndermeler ve bu tarihi olaylarla ilgili hikâye kahramanlarının anlatımları bulunuyor. Bu tarihi olayların muhtevasına burada değinmek istemiyorum, siz zaten az çok tahmin edersiniz.
İkinci bölümde ise gerek olaylar gerekse hikâye anlatımı konusunda bambaşka bir ortam var. Ama bu bölümde işte yukarıda da değindiğim gibi hiçbir ayrım yapmadan “Eleni, Volvo Niyazi, Deli Dursun, Keko” gibi sımsıcak Anadolu insanından kareler var. Bu karelerin, ikinci bölümde daha fazla olmasını önemsiyorum. Çünkü bu bölümde Osmanlı’nın yıkıldığı Cumhuriyet’in ilan edildiği bir Türkiye var ve hali ile insanlar daha fazla kutuplaştığı halde rahat bir şekilde bir arada yaşayabilmişler. Dikkatinizi çekmek istiyorum insanların kendi aralarında rahat yaşadığından bahsediyorum insanların sistemle veya düzenle aralarındakini demiyorum. Bu bambaşka bir konu ve derin mevzu… :)

Mustafa Kutlu’nun diğer hiçbir yazarda görmediğim bir özelliği ise hikâyelerinden kendini ifşa etmesi. Bir bakıyorsunuz hikâyenin en heyecanlı yerinde yazar ortaya çıkmış ve sizinle veya hikâye kahramanları ile diyaloga girerek, ya tartışıyor ya da fikir alışverişinde bulunuyor. Hikâyecinin bu tarzını, diğer hiçbir kitapta veya yazarda görmediğim için bana son derece ilginç geldi. Hoşuma gitti mi diye kendime sorduğum da ise farklı bir tarz olduğu için “evet” diyorum.

Hikâyede, “tarih, futbol, aşk (hem de insanın içine gömdüğü tertemiz bir aşk), ayrılık, hasret, açgözlülük” gibi birçok konu gayet güzel işlenmiş. Mustafa Kutlu’nun tüm hikâyeleri gibi bu hikâyesi de insanı sıkmadan kendini rahatlıkla okutturuyor.
Okunur mu efem…
Okunur tabi ki…
Bu uzun kış akşamlarında hem de nasıl okunur…
Buraya kadar sabır edipte bu cahilin lakırdısını okuduysanız bir teşekkür hakkettiniz o zaman….
Teşekkür eder, saygılar sunarım.
224 syf.
·1 günde
Mustafa Kutlu günümüz türk hikayeciliğinin zirvesi olarak gösterilen şahs-ı muhterem. Çokça arkadaşım okumam için tavsiyede bulundu. 1000K'da da çokça rastladığım bir yazar. Kendisi, fikirleri hakkında az çok malumat sahibiyim. Ama şu zamana kadar tek kitabını okumuş değildim. İlk kez Osman Sınav'ın Uzun Hikaye filminden sonra dikkatimi çekti. Okumaya da en çok bilinen ve okunan bu kitabıyla başlamaya niyetlendim hatta geçen ay aldım kitabı fakat kısa bir süre önce bu hafta yeni kitabı çıkacağını öğrendim. Ve kitap daha çıkmadan siparişini verdim baya bekledim nihayet bugünde elime ulaştı. Son kitabından okumaya başlamam ne kadar doğruydu bilmiyorum genelde en bilinen sevilen kitabından başlanır, belki de ilk yazdığı kitaptan başlamak daha doğru olurdu. Her neyse öyle işte, kitabı aldım aynı gün okuyup bitirdim.
Kitaba gelirsek. Bir hikaye kitabı. Öncelikle ismi hoşuma gitti. Daha önce böyle bir hikaye okumamıştım çünkü çok başrol var, birden fazla karakter, birden fazla olay, birden fazla mekan var fakat hepsi bağlantılı. İçeriğe girmeden biraz şeklinden bahsetmek istiyorum. Kitap 93 Harbi zamanından başlayıp günümüze kadar süren 3 kuşağın hikayesi olarak yazılmış. Bir Yörük çocuğu olan Molla Murat'ın hayatından başlıyor en çok hoşuma giden kısım burasıydı. Molla Murat ve arkadaşı Mustafa Efendinin bir kahvehanede Molla Murat'ın çocukluğu ve hayatını anlatmaya başlamasıyla başlıyor kısım, Molla Murat ile ilgili kısımda karakterin hikayesi çok güzel ve ilginç olmakla birlikte bu kısımda Osmanlı'nın son devri, Abdülhamit, Batılaşma, Birinci dünya savaşı ve Cumhuriyetin ilk zamanları gibi dönemin siyasi ve toplumsal olaylarına da çok fazla değiniliyor. Fakat bu hikaye bir yerde bir şekilde yarıda bırakılmış malesef Molla Murat'ın akıbetini öğrenemiyoruz bu durum çok canımı sıktı çünkü çok heyecanlı gidiyordu. Hikayenin ikinci bölümünde de Molla Murat'ın torunu Hamit ve birbirinden farklı dört çocuğunun hikayeleri, hayatları anlatılıyor. Burda da çok ilginç güzel kısımlar var fakat sonu ilki kadar olmasa da yarıda bitiriliyor. İşte tam burda neden neden diye sorarken son sayfa da şöyle bir diyalog geçiyor.
- Yahu hocam ne biçim hikaye bu?
- Nesi var?
- Kahramanlar kayboluyor.
- Evet!
- Ama olur mu, İnsan merak ediyor. Her hadise faili meçhul kalıyor. Hikayede bir başlangıç varsa da bir son olmalı.
- Sonumuzun ne olacağını bilemeyiz.
Velhasıl kelaam kitabı ve Mustafa Kutlu'nun dilini, tarzını beğendim. Arkadaşların dediği kadar varmış. Mustafa Kutlu okumaya devam edeceğim inşallah.
224 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bir Yörük adamının kurduğu köyde Molla Murat ile başlayıp torununun torunu ile nihayetlenen birbirine bağlı hikayelerden oluşuyor kitap. Geçmiş zaman güzellemesi yapmak istemiyorum ama aşktan para meselesine, toprağa bakış açısından aile içi ilişkilere kadar değişim hep negatif yönde olmuş.

Mustafa Kutlu çok naif bir yazar, tartışmalı tarihi enstantaneleri hikayelerinde kullanışı nazikçe, ufacık bir paragrafta tabii ki kendi tarafını belirterek iki taraflı sunuyor. Tarih kısmında devam okuması yaptıracak nitelikte. Konuyu bilip önerileri olan varsa açığım:)

Kitap sonuçlanmıyor, zaten 'Bırak bazı şeyler bilinmez kalsın, faili meçhul olsun, onu da kendini çok bilmiş sanan okuyucu bulsun.' diyor Mustafa Kutlu. Çok da merak edilecek bir şey yok aslında.

Kriz, film kelimeleri kıriz, filim olarak kullanılıyor kitapta, sanırım yazarın tarzı bu şekilde. Bazı yazarların bu çabasını anlayamıyorum ben.
224 syf.
·6 günde·7/10
Anlatımı çok farklı. Yazar araya girip ya kendini ya da okuyucuyu bile eleştirebiliyor.
Molla Murat Destanı diye anlatsa da torununun torununa kadar uzanıyor. Ve yer yer sıkıcı olabiliyor bu durum. Keşke bir yerden sonra dursaydı. Tadında bırakmak terimine ters bir kitap olmuş.
224 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Bu kitapla birlikte tam on dört kitabını okumuşum. Artık nasıl yazdığını,satır aralarında okuyucuları ile nasıl sohbet ettiğini, hikayeciliğin piri olduğunu,o bir anda düşüren sonlarını o kadar iyi biliyorum ki okurken yakından tanıdığım, yılların dostu olarak görüyorum kendisini.Hikayelerinin yanı sıra fikir kitapları da düşüncelerime, içimde karmaşık kalan birçok soruya cevap oldu ve beni yönlendirdi.Bu inanılmaz bir tat. Okuduğum tüm kitaplarından inanılmaz zevk aldım. Herkese de tavsiye ettim hatta ediyorum. Ama aralarından birini hep tek geçerdim; Uzun Hikaye... Artık Uzun Hikaye ile birlikte söyleyeceğim bir kitabını daha okudum. Tarla Kuşunun Sesi... Kendisi hakkında bir panel yazısı yazmam lazımdı hatta yazmayı çok istedim ama nasip olmadı. Yine de çok yaşa Mustafa Kutlu:)
224 syf.
·3 günde·Puan vermedi
"Baharı müjdeleyen çiçekler açmış, tarla kuşları ötüşüp duruyor. Eski bir mahallenin tam ortasında durmuş etrafı izliyorsun... bakmakla görmek arasındaki fark bu gibi yerlerde en aza indirgenmiş. Bakarken görebiliyorsun, değerinin kaybetmemiş hiçbir şey. Hala kahveler var. Ananelerine bağlı bir hayat yaşanıyor. Toprağın seni doğurduğu bir yer anlayacağın, betonun sertliğini hissetmiyorsun. Ekim zamanı toprağa yatıyor, seninle derinliğini, değerini paylaşmasını istiyorsun topraktan. Toprak cömert, esirgemiyor, bağışlıyor...Hasat zamanı geliyor, oğlan-kız, çocuk yaşlı, yediden yetmişe toplanıyor tarlalarda. Tarla kuşlarının sesinden, göğün maviliğinden, yanı başında akan kaynağın serinliğinden güç alıyorsun...."

Bu tablonun içinde hayal edebildin mi kendini sevgili insan kardeşim? Çağın hızından, gürültüsünden uzakta? Hepimizin istediği huzur, bence bu tablonun arasına gizlenmiş. Var mısın, tabloyu okuyup, sırlarını çözmeye, huzuru bulmaya?

Mustafa Kutlu, hayal etmiş. Molla Murat, oğlu Hamit, Torunu Sefa üç kuşak yaşamış bu hayatı...Tabloyu gerçek kılmışlar. Anılarına kulak verelim. Bunun için mahallenin kahvesine, meydanda, gelmen yeterli. Mustafa Kutlu orada anlatıyor, bir meddah edasıyla. Köşedeki masada oturup, çayını yudumlarken birden çok ana dokunman mümkün. Durma. Hadi! Kalk yerinden, Mustafa Kutlu’ya git. Çaylar müessesenin ikramı üstelik...Ne anlattığını hiç bilmediğin bir yere gitmez misin? Tamam, tamam. Bahsedeyim biraz sana hikayeden. Aklının merak teline dokunurum -belki-. Gönül teline dokunmak Mustafa Kutlu varken, bir garip anlatıcı olan bana düşmez.

Hak dostum Hak! Diye başlayayım söze,
Anlatayım mecmua kenarından bir hisse,
Azıcık dokunabilirsem teline,
Kaynağa gidersin bir nefesle...

Bir yudum aldığında çaydan, anlatmaya koyulduğunda Mustafa Kutlu, kendini 2.Abdülhamit döneminde bulursun. Taa Cumhuriyet yıllarına değin uzanırsın. Semaverdeki çayla birlikte hikaye de bittiğinde sen de “keşke bitmese, sürse sonsuza dek bu an” demeye başlarsın. Sen köşede bir dahaki hikayeyi heyecanla bekleyedur, bakalım kahvedekiler neler yapıyor? Hikayenin ortasında arkada okeye başlayan gençler yeni tura başlıyorlar. Sağda oturan bıyıklı amca var ya, kendi kendine diyor ki; “ keşke, keşke torunum da Molla Murat’ın hiç değilse Hamit’in zamanını görebilse, bilebilseydi.” Yanındaki Sefer’in hoppalığına kızıyor, Ali Amca; “ Sefer’e kızacağına, Ziya’ya bak sen. Şeytan yanında halt etmiş onun halt!” diyerek hiddetleniyor.
Molla Murat gibi, sevdiğinin işlediği mendillerinin kokusunu sevgili bilenler asker ocağında, dalıp gidiyor uzaklara. Şimdi yolda on kişiye sorsak; bir koku sevgili olabilir mi? Sevdayı bilip de yanıtlayacak bu soruyu kaç kişi bulabiliriz insan kardeşim, bu kirli çağda? Bu çağı bu kadar kirleten, Ziya’dan daha fazla hırslı olmamız. Oysa dokunabilsek böylesi hikayelere, Molla’nın torunu Ömer gibi ekim zamanı yatsak anamızın bağrına, daha temiz kalmaz mıyız insan kardeşim?
Başka bir soru daha sorayım. Sorulardan ibaret olsun bu hikaye. Yaranın kabuk bağlamasına izin vermeden durabilir misin? Yaranı kabullenebilir misin?
“Yara kanıyor. Varsın kanasın. Ne demiş ulu bir zat: " Derdim bana derman imiş." Yaramızı yalayarak yaşayacağız, şikayete lüzum yok.”
Molla Murat, böyle cevaplıyor bu sorularımı. Bizim cevabımız ne? Her şeyi yitirdiğimiz bu zamanda, dermanı önce yarada aramayı akıl edebilecek miyiz? Belki geçmişe döndüğümüzde. Öze yolculuk başladığında. İçindeki canavara sapla bıçağı, seni sen yapana değil.
Bir de tarla kuşlarını dinle. Tarla kuşları unutmaz, anlatır sana bütün destanları. Toprağa çevirir yüzünü, göğe çevirir...Gerçekten gördüğünü hissedersin o an. Tarla kuşlarına inan.
Bir dakika bunların cevabı, Mustafa Kutlu’da mı, aslolan hikayeyi mi anlatıyor? Yola koyulduğunda bu soruya da cevap bulabilirsin. Mustafa Kutlu da yol üstünde bir işaret. Okumayı bilirsen elbette cevap olabilir. Mahallenin adresini verir misin? Haydi, birlikte gidelim.

İnsan kardeşim, kahvenin yolunu bulmuş, çayını yudumlamakta,
Her ne kadar sürçülisan ettikse affola,
224 syf.
·20 günde·Puan vermedi
Sevgili Mustafa Kutlu, yine bir güzel Anadolu hikâyesiyle buluşturmuş okurunu. Kutlu'da en sevdiğim özellik, yazarken okuruyla konuşur gibi yazması. Her zaman söylerim, okuruyla sohbet kıvamında yazan yazarlardan biridir ve bu bana çok keyif verir. Yine bir köy ve iki ihtiyarın destansı hikâyesini anlatmış yazar. Ve kitap iki bölümden oluşmuş. Ikinci bölümde ise ihtiyarlardan birinin çocuğu ve torunlarından bahsetmiş. Birçok karaktere vakıf oluyorsunuz. Ihtiyarların yapmış olduğu askerlik ve yaşanılan günlerin siyasi bakışı, insanı yormadan ve rahatsız etmeden bence tatlı dille kaleme alınmış. Yazarın birçok kitabını okudum, bu da diğer güzel hikâyelerinin arasına eklendi. Anadolu hikâyelerini seviyorsanız, tavsiye olunur
224 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bir kahvehanede oturmuş ılık çayımı yudumlarken iki güngörmüş ihtiyarın muhabbetine kulak misafiri oldum. Tatlı tatlı didişiyorlar bir yandan da eski defterleri döküyorlardı bir bir. Hiç yabancılık çekmedim bu kahvehanede hepsi mahalleden tanıdıklar gibiydi. Neler neler anlatmıyor bu ihtiyarlar 93 harbinden, Abdülhamit Han'dan tutun da bey kızıyla yörükoğlunun aşkına kadar birsürü şey... Molla Murat’ın Çamaltı’nı geliştirip cazibe merkezine dönüştürmesi...Arada kahvehaneye gelenler gidenler...Zaman zaman  sohbetin içine karışan okey taşlarının sesleri,  banko maç muhabbetleri...Derken devir değişiveriyor birden.Molla Mehmet'in torunları beliriyor.O ilk bölümdeki fedakar insanlar yerini bencil, gözünü dünya hırsı bürümüş torunlara bırakıyor. Belli amaçlar uğruna gözünü kırpmadan mücadele ile geçen hayatlar yerini amaçsız, serseri hayatlara bırakıyor.Alınları terleyerek adeta tırnaklarıyla  kazıyarak elde edilen servetin nasıl savrulduğunu üzülerek okuyoruz.  Dünya hırsı, hesapsız kitapsız serseri hayatlar, kumar masaları, içki masaları, deliler, ayyaşlar, serseriler, kumarbazlar...Arada bir sayfalarda çınlayan tarla kuşunun sesi...
Bu haliyle kitap Osmanlı'nın son zamanları ve Cumhuriyet'in ilk yıllarını anlatıyor. Molla Mehmet'ten torunlarına kadar uzanarak yaşanan değişimi gözler önüne seriyor.Yazar kendince toplumsal değişme ve yozlaşmanın kökenine ışık tutmaya çalışıyor. Satır aralarında saltanatın kaldırılması, şapka ve harf inkilapları eleştiriyor.Ayrıca eski kahvehane kültürü ile yeni kahvehane kültürünü karşılaştırmamızı sağlıyor.Eskinin aşkını ballandıra ballandıra anlatan yazar yeni aşkları geçiştirerek zamane aşıklarına bir mesaj veriyor. Kitabın kahramanlarından Molla Mehmet eskiyi, torunları yeniyi, Hamit ise iki kuşak arasındaki çatışmayı temsil ediyor.Vatanın neler olduğunu okurken insanda bir coşku uyandırıyor ve şükrettiriyor bunca zenginliğe. Yahu bir çay medet. Ağzımız kurudu...O kadar inceleme yazdık. :) İyi okumalar, tarla kuşu  ötsün pencerenizde...
224 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Tarla Kuşunun Sesi... Kutlu'dan bir güzel eser daha. Kutlu okumak gitgide bağımlılık yapmaya başladı. Her bir kitabı ayrı bir tat bırakıyor ardında. Sürekli okusam bıkmayacağım bir tat.
Tarla kuşunun sesi anadoluyu anlatan bir eser. Doğrusuyla yanlışıyla iyisiyle kötüsüyle her şeyi apaçık bir şekilde anlatmış bizlere. Yalniz olayların sonu yok. Bu durum bazen can sıkıcı olabiliyor. Çünkü olayların sonunu merak ediyorum. Bir sürü karakter bir sürü olay ama hepsi yarım kaldı. Bu da Kutlu hikayeciliğinin temel özelliklerinden biri. Napalım böyle kabul ediyoruz. Ve tabi okumaya devam ediyoruz. Olaylar yarım kalmış olsa bile. Her bir kitabı birbirinden güzel. Okumadan olmaz.
224 syf.
·2 günde
Mustafa Kutlu'nun son kitabı. Yepyeni, birinci basım bir kitap. Daha çıkalı 20 gün olmamıştır sanırım. Benim için kitaplar dahilinde son zamanlarda aldığım en güzel haberlerden biriydi. Mustafa Kutlu'nun son kitabı çıkıyormuş. İnanmıyorum, ne yani Mustafa Kutlu'nun elimde 1. Baskı bir kitabı olacak yani evet muazzam bir haberdi. Hiçbir şey beklemeden kitabı alacağımı biliyordum ki öylede oldu. Kitabı okuyana kadar da okuduğum alıntı sayısı onu geçmedi. Büyüsü geçmesin diye elimden geleni yeterince yapmıştım.

Kitaba gelecek olursam; gelmeyeyim en iyisi. Alın, okuyun siz. Nasıl olsa birkaç inceleme yapılmış burada onlardan alıp okuyabilirsiniz kitap hakkında bilgiyi. Size şunu söyleyeyim ki hikayeler yarım, yazarımız bunun farkında, karakter de bundan gocunmuyor. En iyisi böyle değil mi zaten, getirin istediğiniz gibi sonunu. Molla Murat'a ne olmuş, Sefa'ya ne olmuş, Cemile ne etmiş, Hamit efendi öldü mü kaldı mı, e peki Ömer? Ne olmuşsa ne olmuş arkadaşlar biz işin dilinde, üslubunda değil miyiz? Eveet. O zaman bu kitabın eksik kalması bizim için hiç mi hiç önemli değil :)
224 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Okulda bu kitabın sunumu bizzat yaptiğim icin kitabi ayrintili bir şekilde anlatabilirim.Kitabin başlarinda hic bir sey anlamadim gercekten bunu kabul ediyorum ama sonra zevk alarak okudum osmanli donemini ve cumhuriyet donemini ele alan bu kitap bence harika kesinlikle tavsiye ederim
Bir Boşnak ile bir Kürt yanyana yatıyor; bir Çerkez ile bir Türk kucak kucağa uyuyordu. İslâmın sancağı yere düşmesin diye oldu bütün bunlar...
Gidenler dönmediler.
Toprağa düştüler, sancağı vermediler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tarla Kuşunun Sesi
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759958305
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Türk edebiyatının usta hikâyecilerinden Mustafa Kutlu’nun yeni kitabı Tarla Kuşunun Sesi, okurlarıyla buluşuyor…

Kutlu, “halk destanı” tarzında kurduğu hikâyede, bir ailenin kuşaklar boyu yaşadıklarını anlatıyor. Kalabalık bir ailenin hayatını merkeze alan Kutlu, diğer hikâyelerinde de olduğu gibi hikâyeyi günlük hayatın unsurlarıyla zenginleştiriyor. İnsana, aileye, topluma “gerçekçi”
ve “merhametli” bir gözle bakan anlatıcı, hikâyeye tarihi bir arka plan da çiziyor.

“Böyledir. Her şeyin aynı şekilde sürüp gideceğini sanırız. Kâinata ve hayata akıl erdirmeye çalışmak boş. Akıl dediğin bir yere kadar. Nasıl gayba inanıyoruz, olup bitenler için şöyledir böyledir demenin bir mânası yok. Teslim olmalı.
(…)

İşte su üzerine bir yazı yazdık, geldik gidiyoruz. Şu gölgede bir miktar dinlendik. Hepsi bu.
İdare edin. Hoşça kalın.”

Kitabı okuyanlar 817 okur

  • Q
  • Math Nav
  • Vedat AKILLI
  • Emre Can Tandoğan
  • Mãsivã
  • Muti
  • Nidanur Bekdüz
  • Burçin Çoban
  • Ayşenur
  • Ms. Rânenâ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.4
14-17 Yaş
%4.2
18-24 Yaş
%23.9
25-34 Yaş
%45.1
35-44 Yaş
%15.5
45-54 Yaş
%5.6
55-64 Yaş
%2.8
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.8
Erkek
%36.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.3 (70)
9
%25 (56)
8
%23.2 (52)
7
%10.7 (24)
6
%4.5 (10)
5
%2.2 (5)
4
%0.9 (2)
3
%0.4 (1)
2
%1.3 (3)
1
%0.4 (1)

Kitabın sıralamaları