Tarla Kuşunun SesiMustafa Kutlu

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.046
Gösterim
Adı:
Tarla Kuşunun Sesi
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
224
ISBN:
9789759958305
Kitabın türü:
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Türk edebiyatının usta hikâyecilerinden Mustafa Kutlu’nun yeni kitabı Tarla Kuşunun Sesi, okurlarıyla buluşuyor…

Kutlu, “halk destanı” tarzında kurduğu hikâyede, bir ailenin kuşaklar boyu yaşadıklarını anlatıyor. Kalabalık bir ailenin hayatını merkeze alan Kutlu, diğer hikâyelerinde de olduğu gibi hikâyeyi günlük hayatın unsurlarıyla zenginleştiriyor. İnsana, aileye, topluma “gerçekçi”
ve “merhametli” bir gözle bakan anlatıcı, hikâyeye tarihi bir arka plan da çiziyor.

“Böyledir. Her şeyin aynı şekilde sürüp gideceğini sanırız. Kâinata ve hayata akıl erdirmeye çalışmak boş. Akıl dediğin bir yere kadar. Nasıl gayba inanıyoruz, olup bitenler için şöyledir böyledir demenin bir mânası yok. Teslim olmalı.
(…)

İşte su üzerine bir yazı yazdık, geldik gidiyoruz. Şu gölgede bir miktar dinlendik. Hepsi bu.
İdare edin. Hoşça kalın.”
İkaz edeyim en uzun incelemem olacak, sen okumaya başlamadan belirteyim. Benden söylemesi.
Mustafa Kutlu günümüz türk hikayeciliğinin zirvesi olarak gösterilen şahs-ı muhterem. Çokça arkadaşım okumam için tavsiyede bulundu. 1000K'da da çokça rastladığım bir yazar. Kendisi, fikirleri hakkında az çok malumat sahibiyim. Ama şu zamana kadar tek kitabını okumuş değildim. İlk kez Osman Sınav'ın Uzun Hikaye filminden sonra dikkatimi çekti. Okumaya da en çok bilinen ve okunan bu kitabıyla başlamaya niyetlendim hatta geçen ay aldım kitabı fakat kısa bir süre önce bu hafta yeni kitabı çıkacağını öğrendim. Ve kitap daha çıkmadan siparişini verdim baya bekledim nihayet bugünde elime ulaştı. Son kitabından okumaya başlamam ne kadar doğruydu bilmiyorum genelde en bilinen sevilen kitabından başlanır, belki de ilk yazdığı kitaptan başlamak daha doğru olurdu. Her neyse öyle işte, kitabı aldım aynı gün okuyup bitirdim.
Kitaba gelirsek. Bir hikaye kitabı. Öncelikle ismi hoşuma gitti. Daha önce böyle bir hikaye okumamıştım çünkü çok başrol var, birden fazla karakter, birden fazla olay, birden fazla mekan var fakat hepsi bağlantılı. İçeriğe girmeden biraz şeklinden bahsetmek istiyorum. Kitap 93 Harbi zamanından başlayıp günümüze kadar süren 3 kuşağın hikayesi olarak yazılmış. Bir Yörük çocuğu olan Molla Murat'ın hayatından başlıyor en çok hoşuma giden kısım burasıydı. Molla Murat ve arkadaşı Mustafa Efendinin bir kahvehanede Molla Murat'ın çocukluğu ve hayatını anlatmaya başlamasıyla başlıyor kısım, Molla Murat ile ilgili kısımda karakterin hikayesi çok güzel ve ilginç olmakla birlikte bu kısımda Osmanlı'nın son devri, Abdülhamit, Batılaşma, Birinci dünya savaşı ve Cumhuriyetin ilk zamanları gibi dönemin siyasi ve toplumsal olaylarına da çok fazla değiniliyor. Fakat bu hikaye bir yerde bir şekilde yarıda bırakılmış malesef Molla Murat'ın akıbetini öğrenemiyoruz bu durum çok canımı sıktı çünkü çok heyecanlı gidiyordu. Hikayenin ikinci bölümünde de Molla Murat'ın torunu Hamit ve birbirinden farklı dört çocuğunun hikayeleri, hayatları anlatılıyor. Burda da çok ilginç güzel kısımlar var fakat sonu ilki kadar olmasa da yarıda bitiriliyor. İşte tam burda neden neden diye sorarken son sayfa da şöyle bir diyalog geçiyor.
- Yahu hocam ne biçim hikaye bu?
- Nesi var?
- Kahramanlar kayboluyor.
- Evet!
- Ama olur mu, İnsan merak ediyor. Her hadise faili meçhul kalıyor. Hikayede bir başlangıç varsa da bir son olmalı.
- Sonumuzun ne olacağını bilemeyiz.
Velhasıl kelaam kitabı ve Mustafa Kutlu'nun dilini, tarzını beğendim. Arkadaşların dediği kadar varmış. Mustafa Kutlu okumaya devam edeceğim inşallah.
https://www.youtube.com/watch?v=9k-u0p5GoXw

Mustafa Kutlu’nun ne zaman ismini duysam veya hikâyelerini okusam aklıma hemen Anadolu’nun birbirinden renkli sıcak insanları geliyor. Kendi adıma iyi bir hikâyeci olan Kutlu, tüm hikâyelerinde işte bu güzelim Anadolu insanını her şeyiyle çok güzel işliyor. Hikâyelerinde insanları sınıflandırmadan, cinsiyet ayrımı yapmadan, dinli-dinsiz, açık-kapalı, içen-içmeyen gibi ayrımlar yapmadan ve en önemlisi de ötekileştirmeden bizi olduğumuz gibi yansıtıyor. İşte sırf bundan, artık kaybettiğimiz ve kamplara ayrıldığımız günümüz insanı olarak Kutlu hikâyelerini okumaya ve anlamaya ihtiyacımız var. (açık davet.) Kutlu kulaklarımıza, birbirimizi yargılamamayı, herkesi olduğu gibi kabul etmeyi ve ancak bu şekilde hayatın güzel olabileceğini fısıldıyor. Bazen düşünüyorum da, biz hep böylemiydik acaba, ne zaman böyle birbirimize yabancı, saygısız, yargılayıcı, tahammülsüz ve birbirini dinlemeyen bir toplum olduk. Neyse sizi sıkmadan hikâyemize geçelim artık.

Bu aşamadan sonra yazacaklarım ---spoiler yani okurbozan, okurkaçıran--- içerebilir.

Öncelikle Mustafa Kutlu, bu son kitabı için “çok farklı bir kitap olacak. Benim hikâyelerim içinde de orijinal bir yeri var. Hiç böyle yapmamıştım. 1850’den 2000’lere kadar gelen bir ailenin hikâyesini anlattım. Bir Yörük ailesinin Osmanlı ve cumhuriyet dönemi birlikte anlatılıyor. Birinci bölümde, destansı, benim yaptığım halk hikâyeleri tarzında; ikinci bölümde ise daha çok Dostoyevski’ye benzeyen farklı bir anlatım ile öyküyü anlattım. Yani iki dönemde iki ayrı dil ve anlatım biçimi kullandım.” diyor.

Evet, kitapsever arkadaşlar, kitap iki bölümden oluşuyor ve hikâyecinin dediği gibi Osmanlının son dönemlerinden başlayarak günümüz tarihine kadar bir Yörük ailesi olan (Yörük [buraya gelmişken evvela Muharrem Ertaş’a ve tüm Yörüklere selam olsun]) üç kuşağın yaşanmışlıklarını ayrı ayrı hikâye ediyor. Yalnız üzülerek belirtmek isterim ki bu üç kuşağında hikâyeleri sonlandırılmamış, hikâyeci adeta ağzımıza bir parmak bal sürmüş ve öylece bırakmış. Bilmem belki de böyle daha güzel, gizemli ve nahif olmuş. Bu konuda kendisi okuyucu olarak bizlere şöyle hitap ediyor; “Bırak bazı şeyler bilinmez kalsın, faili meçhul olsun, onu da kendini çokbilmiş sanan okuyucu bulsun.” diyor. Ne diyeyim yazar bu konuda haklı, günümüz insanı her konuda çokbilmiş galiba.

Hikâyenin birinci bölümünde hikâye içinde bir hikâye anlatımı yapılarak, bu kısım hafif bir destan havası ile verilmiş. Bunu yazar kendisi de sık sık hikâyedeki kahramanların ağızlarından yarı ciddi yarı alaycı ikrar ediyor zaten. Bu bölümde, özellikle yakın tarihimize göndermeler ve bu tarihi olaylarla ilgili hikâye kahramanlarının anlatımları bulunuyor. Bu tarihi olayların muhtevasına burada değinmek istemiyorum, siz zaten az çok tahmin edersiniz.
İkinci bölümde ise gerek olaylar gerekse hikâye anlatımı konusunda bambaşka bir ortam var. Ama bu bölümde işte yukarıda da değindiğim gibi hiçbir ayrım yapmadan “Eleni, Volvo Niyazi, Deli Dursun, Keko” gibi sımsıcak Anadolu insanından kareler var. Bu karelerin, ikinci bölümde daha fazla olmasını önemsiyorum. Çünkü bu bölümde Osmanlı’nın yıkıldığı Cumhuriyet’in ilan edildiği bir Türkiye var ve hali ile insanlar daha fazla kutuplaştığı halde rahat bir şekilde bir arada yaşayabilmişler. Dikkatinizi çekmek istiyorum insanların kendi aralarında rahat yaşadığından bahsediyorum insanların sistemle veya düzenle aralarındakini demiyorum. Bu bambaşka bir konu ve derin mevzu… :)

Mustafa Kutlu’nun diğer hiçbir yazarda görmediğim bir özelliği ise hikâyelerinden kendini ifşa etmesi. Bir bakıyorsunuz hikâyenin en heyecanlı yerinde yazar ortaya çıkmış ve sizinle veya hikâye kahramanları ile diyaloga girerek, ya tartışıyor ya da fikir alışverişinde bulunuyor. Hikâyecinin bu tarzını, diğer hiçbir kitapta veya yazarda görmediğim için bana son derece ilginç geldi. Hoşuma gitti mi diye kendime sorduğum da ise farklı bir tarz olduğu için “evet” diyorum.

Hikâyede, “tarih, futbol, aşk (hem de insanın içine gömdüğü tertemiz bir aşk), ayrılık, hasret, açgözlülük” gibi birçok konu gayet güzel işlenmiş. Mustafa Kutlu’nun tüm hikâyeleri gibi bu hikâyesi de insanı sıkmadan kendini rahatlıkla okutturuyor.
Okunur mu efem…
Okunur tabi ki…
Bu uzun kış akşamlarında hem de nasıl okunur…
Buraya kadar sabır edipte bu cahilin lakırdısını okuduysanız bir teşekkür hakkettiniz o zaman….
Teşekkür eder, saygılar sunarım.

Benzer kitaplar

Bir Yörük adamının kurduğu köyde Molla Murat ile başlayıp torununun torunu ile nihayetlenen birbirine bağlı hikayelerden oluşuyor kitap. Geçmiş zaman güzellemesi yapmak istemiyorum ama aşktan para meselesine, toprağa bakış açısından aile içi ilişkilere kadar değişim hep negatif yönde olmuş.

Mustafa Kutlu çok naif bir yazar, tartışmalı tarihi enstantaneleri hikayelerinde kullanışı nazikçe, ufacık bir paragrafta tabii ki kendi tarafını belirterek iki taraflı sunuyor. Tarih kısmında devam okuması yaptıracak nitelikte. Konuyu bilip önerileri olan varsa açığım:)

Kitap sonuçlanmıyor, zaten 'Bırak bazı şeyler bilinmez kalsın, faili meçhul olsun, onu da kendini çok bilmiş sanan okuyucu bulsun.' diyor Mustafa Kutlu. Çok da merak edilecek bir şey yok aslında.

Kriz, film kelimeleri kıriz, filim olarak kullanılıyor kitapta, sanırım yazarın tarzı bu şekilde. Bazı yazarların bu çabasını anlayamıyorum ben.
Mustafa Kutlu'nun son kitabı. Yepyeni, birinci basım bir kitap. Daha çıkalı 20 gün olmamıştır sanırım. Benim için kitaplar dahilinde son zamanlarda aldığım en güzel haberlerden biriydi. Mustafa Kutlu'nun son kitabı çıkıyormuş. İnanmıyorum, ne yani Mustafa Kutlu'nun elimde 1. Baskı bir kitabı olacak yani evet muazzam bir haberdi. Hiçbir şey beklemeden kitabı alacağımı biliyordum ki öylede oldu. Kitabı okuyana kadar da okuduğum alıntı sayısı onu geçmedi. Büyüsü geçmesin diye elimden geleni yeterince yapmıştım.

Kitaba gelecek olursam; gelmeyeyim en iyisi. Alın, okuyun siz. Nasıl olsa birkaç inceleme yapılmış burada onlardan alıp okuyabilirsiniz kitap hakkında bilgiyi. Size şunu söyleyeyim ki hikayeler yarım, yazarımız bunun farkında, karakter de bundan gocunmuyor. En iyisi böyle değil mi zaten, getirin istediğiniz gibi sonunu. Molla Murat'a ne olmuş, Sefa'ya ne olmuş, Cemile ne etmiş, Hamit efendi öldü mü kaldı mı, e peki Ömer? Ne olmuşsa ne olmuş arkadaşlar biz işin dilinde, üslubunda değil miyiz? Eveet. O zaman bu kitabın eksik kalması bizim için hiç mi hiç önemli değil :)
Bu kitapla birlikte tam on dört kitabını okumuşum. Artık nasıl yazdığını,satır aralarında okuyucuları ile nasıl sohbet ettiğini, hikayeciliğin piri olduğunu,o bir anda düşüren sonlarını o kadar iyi biliyorum ki okurken yakından tanıdığım, yılların dostu olarak görüyorum kendisini.Hikayelerinin yanı sıra fikir kitapları da düşüncelerime, içimde karmaşık kalan birçok soruya cevap oldu ve beni yönlendirdi.Bu inanılmaz bir tat. Okuduğum tüm kitaplarından inanılmaz zevk aldım. Herkese de tavsiye ettim hatta ediyorum. Ama aralarından birini hep tek geçerdim; Uzun Hikaye... Artık Uzun Hikaye ile birlikte söyleyeceğim bir kitabını daha okudum. Tarla Kuşlarının Sesi... Kendisi hakkında bir panel yazısı yazmam lazımdı hatta yazmayı çok istedim ama nasip olmadı. Yine de çok yaşa Mustafa Kutlu:)
Bir kahvehanede oturmuş ılık çayımı yudumlarken iki güngörmüş ihtiyarın muhabbetine kulak misafiri oldum. Tatlı tatlı didişiyorlar bir yandan da eski defterleri döküyorlardı bir bir. Hiç yabancılık çekmedim bu kahvehanede hepsi mahalleden tanıdıklar gibiydi. Neler neler anlatmıyor bu ihtiyarlar 93 harbinden, Abdülhamit Han'dan tutun da bey kızıyla yörükoğlunun aşkına kadar birsürü şey... Molla Murat’ın Çamaltı’nı geliştirip cazibe merkezine dönüştürmesi...Arada kahvehaneye gelenler gidenler...Zaman zaman  sohbetin içine karışan okey taşlarının sesleri,  banko maç muhabbetleri...Derken devir değişiveriyor birden.Molla Mehmet'in torunları beliriyor.O ilk bölümdeki fedakar insanlar yerini bencil, gözünü dünya hırsı bürümüş torunlara bırakıyor. Belli amaçlar uğruna gözünü kırpmadan mücadele ile geçen hayatlar yerini amaçsız, serseri hayatlara bırakıyor.Alınları terleyerek adeta tırnaklarıyla  kazıyarak elde edilen servetin nasıl savrulduğunu üzülerek okuyoruz.  Dünya hırsı, hesapsız kitapsız serseri hayatlar, kumar masaları, içki masaları, deliler, ayyaşlar, serseriler, kumarbazlar...Arada bir sayfalarda çınlayan tarla kuşunun sesi...
Bu haliyle kitap Osmanlı'nın son zamanları ve Cumhuriyet'in ilk yıllarını anlatıyor. Molla Mehmet'ten torunlarına kadar uzanarak yaşanan değişimi gözler önüne seriyor.Yazar kendince toplumsal değişme ve yozlaşmanın kökenine ışık tutmaya çalışıyor. Satır aralarında saltanatın kaldırılması, şapka ve harf inkilapları eleştiriyor.Ayrıca eski kahvehane kültürü ile yeni kahvehane kültürünü karşılaştırmamızı sağlıyor.Eskinin aşkını ballandıra ballandıra anlatan yazar yeni aşkları geçiştirerek zamane aşıklarına bir mesaj veriyor. Kitabın kahramanlarından Molla Mehmet eskiyi, torunları yeniyi, Hamit ise iki kuşak arasındaki çatışmayı temsil ediyor.Vatanın neler olduğunu okurken insanda bir coşku uyandırıyor ve şükrettiriyor bunca zenginliğe. Yahu bir çay medet. Ağzımız kurudu...O kadar inceleme yazdık. :) İyi okumalar, tarla kuşu  ötsün pencerenizde...
Tarla Kuşunun Sesi Mustafa Kutlu'nun okuduğum ikinci kitabı. Kitap iki bölümden oluşmakta. İlk bölümü ikinci bölümden daha çok beğendim. Kitapta olumsuz bir yön olarak çok fazla karakter olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda kitaptaki kahramanlar birden kayboluyor ve hikaye yarım kalıyor.Bir Yörük Obası anlatılıyordu. Aile yaşantısını, aile değerlerini, vatanın, toprağın önemini insana iyice hissettiren, değer yargılarımızı ön plana çıkaran bir kitap.
Tadı damakta kalan, sonu zihinde tamamlanmaya bırakılan bir Mustafa Kutlu kitabı idi. Türk hikayeciliğinde hatrı sayılır bir yere sahip olan yazar son kitabında bir ailenin hikayesini anlatırken bizlere memleketimizi de anlatmış aslında.
Kitap iki ana hikayeden oluşuyor ilki Molla Murat'ın çocukluğundan yetişkinliğine değin süregelen zaman ikincisi ise Molla Murat'ın torunu Hamit ve çocuklarının hikayesi.
Yazar bu iki hikaye üzerinden nelere değinmiyor ki: Abdülhamit devri, kaygılar, savaşlar, yokluk, cömertlik, ilk aşk, memleket sevdası, toprak kıymeti... ve daha birçoğu.
Daha önce de söylemiştim Mustafa Kutlu kitapları okurken kendimi hiç görmediğim dedemin dizlerine başımı koymuşum da bana hikayeler anlatıyor gibi hissediyorum. Okuyun, okutun, tavsiyedir. :)
Okulda bu kitabın sunumu bizzat yaptiğim icin kitabi ayrintili bir şekilde anlatabilirim.Kitabin başlarinda hic bir sey anlamadim gercekten bunu kabul ediyorum ama sonra zevk alarak okudum osmanli donemini ve cumhuriyet donemini ele alan bu kitap bence harika kesinlikle tavsiye ederim
İlk paylaşımım olacak. Ve bu Mustafa Kutlu'nun son kitabı. Yani Tarla Kuşunun Sesi... Sizin okumanıza mani olacak bir ipucu vermeyeceğim. Kutlu'yu okumak gerek çünkü.
Kitap iki farklı hikayeden oluşuyor.
İlk hikaye Molla Murat'ın hayatını anlatıyor, diyebiliriz. Tabi Mustafendi yani Kutlu ile birlikte anlatıyor. Bir kahvede, çay eşliğinde. Siz de dinliyorsunuz. İkinci hikaye ise futbolcu olan Kaptan Sefa'nın hikayesi. Hikayelerin içeriği hakkında bir şey söylemeyeceğim. Ama şunları söyleyebilirim:
1- İlk hikaye uzun başlıklar ile bölünmüş(ki tarzı değil uzun başlık) tek bir hikaye var. Ve özellikle bu hikayede Cennetmekan Abdülhamid Han ile ilgili şahsi fikirlerini paylaşmış. Bir nevi safını belli etmiş.
2- Siyasetten sanata, aşktan evliliğe, tarihten edebiyata birçok mevzuya değinilmiş.
3- Geleneksel hikayeciliğin yaşayan temsilcisi Mustafa Kutlu usul usul dünyaya veda ederken, bu kitapta özellikle yazarlık ve hikayecilik noktasında deneyimlerini aktarmaya çalışmış. Hikayeyi ara ara kesip, nasıl hikaye yazılır, bunu anlatmış.
Sadece hikaye kitabı olarak okursanız bu kitabı eksik göreceğiniz yerler olabilir. Hele hiç Kutlu okumamışsanız bu kitapla başlamayın derim. Neyse efendim kitaptan şu alıntıyla yazıyı bitiriyorum.
İşte su üzerine bir yazı yazdık, geldik gidiyoruz. Şu gölgede bir miktar dinlendik.
Hepsi bu. 
İdare edin.
Hoşça kalın.
Bir 1000 kitap hediyesi olarak okuma fırsatı bulduğum bu güzel kitap için Yogumiyeci'ye tekrar teşekkür ederim:)
Çok keyifli ve akıcı bir hikayeydi. Yörük kültüründen Anadolu'nun küçük bir kasabasına köylerine uzanan hayatlar, nesilden nesile aktarılan destanlar hikayeler..
Hem bir masal tadında hem de gerçek:)
Mustafa Kutlu'nun okuduğum diğer kitaplarında 70-80'li yılların siyasal ve toplumsal hayatına değinilen noktalara rastladığımı hatırlıyorum. Bu sefer biraz daha geriye gidiyor 93 harbinden Cumhuriyet ilanına kadar geliyoruz(hatta Cumhuriyet sonrası dönemle ilgili de bazı tespitler var.) Bir hikayeyi heyecanla dinlerken bölünmesinden rahatsızlık duyarız hani merak var işin içinde ancak Kutlu bunu öyle güzel başarıyor ki insan kızamıyor:)
<<Spoiler>>
Molla Murat'ın gençliğinden başlıyor hikayemiz, bir kahvede çaylar demlenirken iki ihtiyarın tatlı atışmaları eşliğinde. Bir insanın emeğinin bile bir köyü ne kadar geliştirebileceğini bize gösteriyor. Bir yandan tarlalar ekilip biçiliyor, değirmen kuruluyor; diğer yandan ülke savaşta. Yokluk, yoksulluk diz boyu, giden geri dönmüyor. Ancak gelen düşman el birliğiyle geri püskürtülüyor. Sonraki yıllarda savaş bitti rahata erme vakti diye düşünüyor insan ancak yeni sıkıntılar baş gösteriyor. Molla Murat'ın ailesini de tanıyoruz kısmen de olsa, çocuklar torunlar derken soy ilerliyor. Dede yadigarı çiftlikte yeni hayatlar başlıyor. Kitabın yaklaşık yarısından sonra Murat'ın torunu Hamit ve onun oğullarının hayatlarına yakından bakıyoruz.
Ben normalde bir hikayenin yarım bırakılmasından hoşlanmam. Sonuca bağlanmasını, akıbetini öğrenmek isterim ama bu kitapta karakterlerle ayrılıyoruz hikaye bitmeden, bu durum kitabın akışına da daha çok uyuyor sanırım.
Keyifli okumalar.
Bugüne kadar Mustafa kutlu'nun ferdi hikayelerden sıyrılıp arada memleket meselelerine şöyle bir dalıp çıktığını bilirsiniz; ama ilk kez bu kadar geçmişe ve sisteme şöyle en güzeliden giydirdiği bir kitabını okudum. Tabi ki her zaman ki esen kalın havasıyla...
Bir Boşnak ile bir Kürt yanyana yatıyor; bir Çerkez ile bir Türk kucak kucağa uyuyordu. İslâmın sancağı yere düşmesin diye oldu bütün bunlar...
Gidenler dönmediler.
Toprağa düştüler, sancağı vermediler.
Ölüm ile arkadaş olmak lazım geliyordu ama insanoğlu dünyaya doymuyordu.
Mustafa Kutlu
Sayfa 56 - Dergah Yayınları 1. Baskı Ekim 2017

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tarla Kuşunun Sesi
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
224
ISBN:
9789759958305
Kitabın türü:
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Türk edebiyatının usta hikâyecilerinden Mustafa Kutlu’nun yeni kitabı Tarla Kuşunun Sesi, okurlarıyla buluşuyor…

Kutlu, “halk destanı” tarzında kurduğu hikâyede, bir ailenin kuşaklar boyu yaşadıklarını anlatıyor. Kalabalık bir ailenin hayatını merkeze alan Kutlu, diğer hikâyelerinde de olduğu gibi hikâyeyi günlük hayatın unsurlarıyla zenginleştiriyor. İnsana, aileye, topluma “gerçekçi”
ve “merhametli” bir gözle bakan anlatıcı, hikâyeye tarihi bir arka plan da çiziyor.

“Böyledir. Her şeyin aynı şekilde sürüp gideceğini sanırız. Kâinata ve hayata akıl erdirmeye çalışmak boş. Akıl dediğin bir yere kadar. Nasıl gayba inanıyoruz, olup bitenler için şöyledir böyledir demenin bir mânası yok. Teslim olmalı.
(…)

İşte su üzerine bir yazı yazdık, geldik gidiyoruz. Şu gölgede bir miktar dinlendik. Hepsi bu.
İdare edin. Hoşça kalın.”

Kitabı okuyanlar 196 okur

  • H.A
  • Zeliha
  • Münteha
  • Umut Gökdemir
  • Jale
  • Osman
  • Hasan Şevki Bilgin
  • Aslihan kayhan
  • FATMA KURCAN MALKOÇ
  • Elif

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.4
14-17 Yaş
%4.2
18-24 Yaş
%23.9
25-34 Yaş
%45.1
35-44 Yaş
%15.5
45-54 Yaş
%5.6
55-64 Yaş
%2.8
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.8
Erkek
%36.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.7 (26)
9
%29.3 (22)
8
%18.7 (14)
7
%6.7 (5)
6
%6.7 (5)
5
%2.7 (2)
4
%0
3
%1.3 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları