“Sevgiye inanır mısın, Julia?
Elbette sevgi derken; bizi sonradan pişmanlık duyacağımız şeyler söylemeye ve yapmaya iten, seçtiğımiz o kişi olmadan nefes alamayacağımızı düşündüren ve o kişiyi kaybetme fikriyle bile sarsılmamıza neden olan, sahip olunamayacak bir şeye sahip olmak ve elde tutulamayacak bir şeyi elde tutmak istediğimiz için bizi zenginleştireceğine fakirleştiren o şiddetli tutku patlamalarından söz etmiyorum.”
yakın olmak için kelimelere, dokunuşlara, birbirlerini görüp işitmeye ihtiyaç duyanların hayatı ne kadar durağan ve sıkıcıdır kim bilir. sevgilerinden emin olmak için kanıt isteyenlerin ya da kanıtlamaya ihtiyaç duyanların hayatları ne kötüdür.
itiraf, ifşaat, yanlış anda yapıldığı zaman hiçbir değeri kalmıyor. çok erkense, kaldıramıyoruz. hazır olmadığımız için değerini anlayamıyoruz.
çok geç gelirse, o fırsat kaçmış oluyor. güvensizlik ve hayal kırıklığı çoktan büyümüş, kapı çoktan kapanmış oluyor. iki durumda da, samimiyeti artırması gereken şey sadece aradaki “mesafeyi” artırıyor.