Giriş Yap

Peyami Safa

Yazar
Çevirmen
8.3
39,1bin Kişi
180bin
Okunma
7,9bin
Beğeni
141bin
Gösterim
Reklam
·
Reklamlar hakkında

Hakkında

Peyami Safa (d. 1899, İstanbul - ö. 15 Haziran 1961), Türk hikâye ve romancısı. Server Bedi takma ismini de kullanan yazar romanlarının yanı sıra, düşünsel yapıtları, polemikleri, köşe yazarlığı ve gazeteciliği ile de tanınır. Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğludur. Sivas'a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine 1901 yılında iki yaşında yetim kalmış, bu yüzden "Yetim-i Safa" adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanı sıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar, bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. Doktorlar kolunun kesilmesinde karar kılmış, fakat Safa bunu kabul etmemiştir. Daha sonraları bu günlerdeki tecrübelerini "9. Hariciye Koğuşu" adlı romanında okurlarıyla paylaşır. Hastalık ve savaşın yol açtığı maddi sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, 13 yaşında hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır. Karton Matbaası'nda bir süre çalışan Peyami Safa, Posta - Telgraf Nezareti'ne girmiş, I. Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Daha sonra Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihat Mektebi'nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda, hem öğretmiş, hem de kendi çabasıyla Fransızca'sını ilerletmiştir. Buradaki izlenim ve deneyimlerini "Biz İnsanlar" adlı eserinde kullanmıştır 1918 yılında ağabeyi İlhami Safa'nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılmış ve birlikte çıkardıkları "20. Asır" adlı akşam gazetesinde "Asrın Hikâyeleri" başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlamıştır. İmzasız olarak yazdığı bu hikâyelerin tutulması üzerine Server Bedi takma adını kullanmaya başlayan Peyami Safa, daha sonra 1921'de Son Telgraf gazetesinde yazmış, oradan da Tasvir-i Efkâr'a geçmiştir. Daha sonra Cumhuriyet gazetesine geçmiş, 1940 yılına kadar bu gazetede fıkra ve makalelerinin yanı sıra, roman da tefrika etmiştir. 1960'lı yıllara kadar başta Milliyet olmak üzere birçok gazete ve dergide yazan Peyami Safa 27 Mayıs'tan sonra Son Havadis gazetesinde yazmaya başlamıştır (1961). Aynı yıl Erzurum'da yedek subaylığını yapmakta olan oğlu Merve'nin ölümü üzerine büyük bir sarsıntı geçiren Peyami Safa, iki üç ay sonra İstanbul'da vefat etmiştir. Edebî hayatı İlk romanlarında sola yakın görüşler taşıyan Peyami Safa, bir hastanın psikolojisini anlattığı otobiyografik romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu (1931) Nazım Hikmet'e ithaf etmişti. Bu roman hariç, 1922-1939 yılları arasında yazdığı Mahşer (1924), Şimşek (1928), Fatih-Harbiye (1931) ve Biz İnsanlar (1939) adlı romanlarında Doğu-Batı sorunsalını karakterlerde somutlaştırarak işledi. Safa, bu romanlarında, ruh hallerini çözümlemede, kurguda, dilinin kıvraklığında, anlatım tekniklerindeki denemelerde başarılı bulunurken romanlarında düşünceyi öne çıkarması dolayısıyla eleştiriler aldı. II. Dünya Savaşı sırasında Nasyonal Sosyalistlere yakınlaşmasıyla dikkat çeken Safa'nın gerçekçi roman çizgisi Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949) ile mistisizme yöneldi. İlk uzun hikâyesi "Gençliğimiz"i 1922 yılında neşreden Peyami Safa, para kazanmak amacıyla yazdığı kitaplarında, ilk defa ağabeyi İlhami Safa'nın takma ad olarak kullandığı, annesi Server Bedia Hanım'ın adından uyarladığı Server Bedi müstear adını kullanmış, bu takma adla yüzlerce eser vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları ile Cumbadan Rumbaya adlı romanı olmuştur. Peyami Safa, Türk kültür yaşamında yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta, Kültür Haftası (1936, 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953-1960, 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır. Asıl ününü romancı olarak yapan Peyami Safa, bazı uzun öyküleri ile de dikkati çekmiş, yazar Batılı kaynakların bir "Zalim" olarak tanıttıkları hun hükümdarı Attila'yı aklamak amacıyla aynı adda bir de tarihsel roman yazmıştır. Tüm bu üretkenliğine rağmen yeterince tanınmamış ve tanıtılmamıştır. Hakkında yapılan çalışmalar Prof. Dr. Mehmet Tekin, Doç Dr. Mehmet Önal ve Dr. Nan a Lee Peyami Safa hakkında birer doktora tezi vermişlerdir. Beşir Ayvazoğlu'nun yazar (Peyami Safa) hakkında Ötüken Yayınları'ndan çıkmış, biyografik bir eseri bulunmaktadır. Zülfikar Uğur Yıkan, 2004 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde "Peyami Safa'nın Server Bedi İmzalı Romanları" konulu Yüksek Lisans tezini hazırlamıştır. Yazar-çevirmen Sabri Kaliç 2011 yılında Peyami Safa'nın "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" romanını "Exterior Diseases - Ward: 9" adıyla İngilizceye çevirmiştir. Ayrıca internet üzerinde Peyami Safa hakkındaki bilgilere ulaşabilceğiniz " peyamisafa.biz " şeklinde bir internet adresi mevcuttur.
Tam adı:
Takma adları: Server Bedi · Çömez · Serâzâd · Safiye Peyman · Bedia Servet
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 2 Nisan 1899
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 15 Haziran 1961

İncelemeler

Tümünü Gör
416 syf.
·
6 günde okudu
Simeranya Kaşifi: Samim
★ Peyami Safa'nın 1950 yılında Yeni İstanbul gazetesinde tefrika edilen ve üç ana bölümden oluşan Yalnızız; isminden anlaşılacağı üzere bir arada yaşamasına rağmen kendi içinde 'yalnız' kalan, baskı altında ve dar bir alana hapsolmuş roman kahramanlarının hikayesini anlatır. ★ Meral, gizlice görüştüğü Samim'in, ağabeyi Ferhat’ın ve sonunun annesi gibi olmaması için sürekli uyaran babasının baskıladığı çemberde hapsolmuş bir hayatı yaşar. Abisi Ferhat, nişanlısı Selmin’den ayrılmasının ve onunla dört aydır görüşmüyor olmanın açmazı içinde hapsolmuş bir hayatı yaşar. Karakterinde bağımsızlık inadı olan Selmin, Ferhat’tan ayrılmış olmasının yanında annesi Mefharet’in bitmek bilmeyen şüpheleri ve baskısı altındadır. En ince ruh meteorolojisi, neşe anları pek kısa süren Mefharet, kızı Selmin’in gayrimeşru ilişki sonucu hamile kaldığı şüphesiyle ve oğlu Aydın’ın hastalığı sebebiyle kendi kendine hayatı zindan eder. Her şeyden haz alan Besim rahat yaşama alanınında ablası Mefharet’in evhamlarından, kuruntularından, aşırıya kaçan şüphelerinden ablasının davranışlarını sürekli idare etmeye çalıştığı bir hayatı yaşamak zorunda kalır. ★ Kendi dünyalarına çekilmiş olan bu kişilerin yaşadıkları ruh çatışmaları beraberinde yalanı, şüpheyi, korkuyu, güvensizlliği ve aldatmayı getirir. Bu nedenle roman kahramanları içinde bulundukları durumdan daha iyi olan bir dünyaya kaçmayı düşünerek kurtuluşu ararlar. Meral ve Selmin daha iyi yaşam koşullarına sahip olacakları Paris'e gitmeyi arzularken; mutluluğu sadece maddede arayan insanların dünyasından memnun olmayan Samim ise kendine bir düşler ülkesi/ütopya inşa eder. Ve bu dünyaya 'Simeranya' adını verir. « Bir yerde yolunda gitmeyen bir şeyler varsa orada ütopik arayışlar ortaya çıkar. » ★ Peyami Safa da 'Yalnızız' romanında roman kahramanı Samim üzerinden "Simeranya" adını verdiği dünyayı inşa ederek iç dünyasının kapılarını açmış, ideal yaşama alanını oluşturmuş, dünya meselelerine çözüm üretmeye çalışmış ve Samim'e kendinden yüz elli yıl sonraki bu dünyayı tasavvur ettirirken yaşadığı toplumun tenkidini de başarıyla yapmıştır. Bu nedenle Yalnızız romanında çok etkilendiğim 'Simeranya' üzerinde durmaya karar verdim. Peyami Safa'nın fikirlerinden ve muhayyelesinden doğan bu düş ülkesini şimdi birlikte ziyaret edelim. :) ★ Samim'in ütopik dünyasının okuyucuya yansıması, ablası Mefharet ve kardeşi Besim'in hatıra defterini gizlice okuması ile başlar: « Simeranya'yı -ilk kez rüyasında- bir sonbahar akşamında, bir yelkenli ve bir kılavuz eşliğinde ziyaret eder. Simeranya'ya girerken 'iç okuması- fizyonomi ve tavır yoklaması' yapılır. Karşı kulede yanacak olan kırmızı ışık ülkeye kabul edilmediğini, yeşil ise kabul edildiğini gösterir. Kabul edilmesi, eski dünya hislerinden kurtulması ile mümkün olacaktır.» (s.29) ★ Samim’in canı sıkıldığında veya insanlardan kaçmak istediğinde Simeranya'yasına sığınır. Onun için burası kaçıp sığındığı bir liman, yalnızlığını unuttuğu bir sığınak, her şeyin çözümün olduğu bir ülkedir. Böylece Samim'in parça parça ütopik dünyasından söz etmesi ile okuyucunun gözünde 'eğitim, bilim, ekonomi, çalışma hayatı, mülkiyet, sağlık, aşk, giyim ve moda' gibi konuları içeren ütopik dünya canlanmaya başlar. • Simeranya'da Eğitim: Simeranya pedagojisi, insanın bütün hayatında öğrendiği şeyleri ancak kendi istediği zaman ve kendi araştırmaları neticesinde öğrendiğini bilir. Eski dünyada, okullarda çocuklara ve gençlere öğretilen şeylerin, belli yetenek ve ihtiyaçları karşılamadıkça, hayatta hiçbir işe yaramadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle mektep yoktur. Sınıf, kürsü, ders programı, nutuk söyler gibi ders veren öğretmen ve profesör yoktur. Her seviyeye göre okuma salonları, laboratuvarlar, atölyeler, müzik, tiyatro, sinema ve spor evleri vardır. Her yaşta insanlar bunlara devam edebilir. Merak ettikleri her konuyu kendileri araştırabilirler. Çocuklar ve gençler için, kılavuz öğretmenler vardır. (s.38) • Simeranya'da Meslek/ Çalışma Hayatı: Simeranya'da insan bir makina adam ve bir otomat değildir, yeteneklerini serbestçe gelişmesine her yaşta ve her meslekte imkan verilen manevi bir şahsiyettir. Mesleğini değiştirme hakkı vardır. Bunun için yetenekleri belirleyen mükemmel testler vardır. İş hayatındaki davranışlarına bakılır. Öğleye kadar isterlerse geceleri nazari araştırmalar ve incelemeler yaparlar. Ve zorlama yoktur. (s.40) İşsizlik yoktur. Sermaye sahibi tarafından istismar edilmek yoktur. Herkesin kendi liyakatine göre bir mülkiyet vardır. Fakir, bugün dünyamızda olduğu kadar fakir değildir; zengin de prensler sınıfının şımarık çocuğu değildir. Kazanç farkı ayarlanmış ve azalmıştır. Çalışmamak yasaktır. Her gelir üretimde sermaye hizmetini göstermeye davet edilir. Bankalardaki servetin yüzde sekseni asıl ve yedek sermayelerdir. Şahsi servetler belli bir sınırı aşmaz. (s. 78) • Simeranya'da Sağlık: Her hastalık önce ruhta başlayıp sonradan vücuda sirayet etmiş bir isyandır. Yani hastalık, çok defa kaderin aksiliklerine karşı ruhun ve onun peşinden vücudun isyanıdır. Bu nedenle Simeranya'da her türlü hastalığın sebebini önce hastanın hayatında ve ruhunda ararlar. Çok defa bu hastalığın arkasında hiçbir çaresi olmayan çaresizlikler ve hayat aksilikleri bulunur: Ümitsiz bir aşk, çok sevilen birinin ölümü, namus lekesi, vicdan azabı gibi çaresizlikler... İşte o zaman, hastayı kaderinin aksiliklerine uyum sağlayacak bir ruh tedavisi başlatılır ve mucizesini verir. Simeranya'da derin bir sükûn ve tevekkül havası vardır. Herkes hastalanmadan önce hayatın çaresizlikleri önünde sinirlenmemeyi, isyan etmemeyi öğrenir. Herkes ruh sağlığının yollarını bilir ve hastalandıktan sonra, kendi kendisine, isyandan tevekküle giden yolu açacak telkinlerde bulunur.(s. 66 - 67) • Simeranya'da yalan söylemek lüzumsuzdur. Anlaşılmıştır ki bu, tabiatın ve hayatın içindeki zıtlıkları barıştırmayan insanların bir görünüş ahengi yaratmak için kutuplardan birini örtmek ihtiyacıdır. Bu zıtlıklar ortadan kalkar ve uzaklaştırılırsa yalana lüzum kalmaz. (s.64) • Simeranya'da Moda: Giyimde cildi koruyan ancak güneş utraviyole ışınlarından mahrum etmeyen, vücuda yapışık, ince ve şeffaf bir kumaş kullanılır. Bu da insanı süs ve çizgi yalanından kurtarır. (s.118) Moda bir sınıfın estetiği halinden çıkıp bütün bir cemiyetin malı haline gelir ve derece derece herkesin yaratıcılık hissesini taşır. (s.119) • Simeranya’da bir de 'Aşk Enstitüsü' vardır. Samim, Meral’e duyduğu sevginin niteliği üzerinde düşünürken kendini yine hayalen Simeranya’da bulur. Kılavuzu onu yepyeni caddelerden geçirerek, bir bahçe içinde bambaşka mimari ile yapılmış 'aşk enstitüsü'ne götürür. Kılavuzu, Samim'e yüksek sesle düşünmesi gerektiğini söylerek onu yalnız bırakır. Ertesi gün yaşlı, ciddi ve sevimli bir meselenin incelendiğini ve tipik bulunduğunu söyler. Hadiseyi eski dünya psikologlarının yaptığı gibi sadece psikoloji ilminin ışığında aydınlatmak mümkün değildir. 'Samim, eğer problemi bu bakış açısıyla ele almazsa sevgilisinin “küçücük bir his yalanıyla bütün varlığın zıtlık prensibi arasındaki münasebeti” kavraması mümkün olmayacaktır. Kısacası; Simeranya’da aşk, herhangi bir hastalık gibi insan problemlerinin bütünlüğü içinde incelenir ve tedavi yolunun arandığı izlenimi verilir.' (s.56) ★ Böylece romanın olay örgüsü içinde serpiştirerek verilen bu düşüncelerle ideal yaşama alanı Simeranya belirmiş olur. Kitabın son kısmına geldiğimizde Samim yalnızlık dramımızdan nasıl kurtulacağımızı da şu cümlelerle verir: " Bizim ebedi kalmaya namzet tarafımız herkese, her şeye, her zamana, her mekana şâmil (kapsayan) ve Allah'a bağlı olan bu 'şuurüstü' ruh bölgemizdir. Onu geliştirdiğimiz nispette yalnızlık dramımızdan kurtuluruz. Herkesle, her şeyle, her zaman ve her mekânla, nihayet Allah'la bereber - bir seviyede değil, birlikte- oluruz." (s. 374) #133715838 • Samim'in 150 yıl sonra gerçekleşeğini düşlediği Simeranya'nın gerçekleşmesini umut ederken her şeyin daha kötüye gittiği dünyada birgün Simeranya'da buluşmak dileğiyle... " Arşı geç, ferşi atla, sidreyi aş, Gör ne var maverada ibrethiz." ( Zaman ayırdığın için ve katkılarından dolayı çok teşekkür ediyorum.
Sıfır Virgül Beş
;)
Yalnızız
8.8/10 · 16,6bin okunma
·
6 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.2