Peyami Safa, eserlerindeki psikolojik ve sosyolojik analizlerinin yanı sıra felsefi derinliği ve entelektüel birikimiyle insanı kendisine hayran bırakıyor. Bu duyguyu “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”,
Peyami Safa'dan okuduğum ikinci roman.
Peyami Safa edebiyatın neredeyse her türünde eserler vermiş olmasına rağmen daha ziyade romanlarıyla tanınmıştır. Romanlarında kendi yaşamından izleride
Başta bütün kahraman şehit ve gazilerimi rahmetle minnetle anıyorum..
100 den fazla kez gittiğim Çanakkale'den dönebilmiş birinin hikayesi daha çok etkiledi sanırım.. Kurgu da olsa..
Uğrunda nice acılar çekilen vatanın rezil insanları ve yaprıkları reziklikler fedakarlıkta bulunan kahramanlarımıza en büyük acıyı veriyordur hep. Bu ortamı bir gazi asker üzerinden anlatan büyük usta askerin yaşadığı mahşeri anlatıyor..
Peyami Safa'nın ustaca kaleme aldığı roman diğer birçok eseri gibi mükemmel.
Ustanın okuduğum 9. Kitabı hepsi harika ancak mahşer en iyilerden..
Bu platformda bir Peyami Safa sever okurun tavsiyesi üzerine okuduğum eser mükemmel izler bıraktı üzerimde. Sonsuz teşekkürler..
Herkese şiddetle tavsiye ederim..
Mahşer nedir? Mahşer, dinsel inanışa göre, kıyamet günü dirilecek olanların toplanacakları ve günah/sevap defterinin açılarak hesapların kesileceği yere verilen isimdir. Mecazi olarak ise, büyük ve
Okurken hüzünlendiren düşündüren bir kitap.
Tanıtım bülteninden. .
Mahşer, cephede vatanı, milleti uğruna savaşıp gazi olan ve İstanbul’a döndükten sonra kendisini intiharın eşiğinde bulacak kadar hayal kırıklıkları yaşayan Nihat’ın romanıdır. Birinci Dünya Savaşı’nın sebep olduğu çalkantıların, fakirlik ve ruhî bunalımların ferdî ve toplumsal ölçekte yol açtığı ahlakî çöküntüleri, gerçekçi bir atmosfer içinde sunan Peyami Safa, daha romanın ilk sayfalarından başlamak üzere, idealist bir insanın hayatta kalmak için ne gibi fenalıklarla yüzleşmesi gerektiğini okuyucuya gösterir.
Nihad, Çanakkale gazisidir. Çanakkale'de yıkılmak üzere olan vatanını savunmak için canını ortaya koyarak onurlu bir duruş sergilemiştir. Gazi olduktan sonra ise, İstanbul’a dönmek zorunda kalmış, döndüğünde ise beklediği ilgiyi ve alakayı hem vatanından hem de İstanbul halkından görememiştir. Nihad, İstanbul'da açlık, sefalet, işsizlik ve yalnızlık içinde, gazi olmuş haliyle yeniden bir hayat mücadelesinin içinde bulmuştur kendisini. Onun için üç yıl sonra geri döndüğü İstanbul tam bir hayal kırıklığı olmuş, artık riyakarlığın kol gezdiği, rüşvetçiliğin normal karşılandığı, haksızlığın başını alıp yürüdüğü ve ahlaksızlıkları yapıp zengin olanlara saygı gösterildiği bir yer olmuştur. Bu hayal kırıklığı zamanla öyle bir seviyeye yükselecektir ki, hayatta kalmak ve vatanını müdafaa etmek için Çanakkale'de her şeyi yapan Nihad, kendisini intiharın eşiğinde bulacaktır.
Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı için çok sarsıcı ve yıpratıcı bir savaş olmuştur. Bu savaş hem devleti zayıflatmış hem de toplumsal olarak fakirleşmenin ortaya çıkmasına, ruhsal bunalımların patlak vermesine ve Peyami Safa'ya göre ahlakî çöküntülere yol açmıştır. İşte bu eser, Peyami Safa'nın bu ortamı bize hem akıcı hem de gerçekçi bir şekilde anlattığı eseridir.
》Mahşer, cephede vatanı, milleti uğruna savaşıp gazi olan ve İstanbul'a döndükten sonra kendisini intiharın eşiğinde bulacak kadar hayal kırıklıkları yaşayan Nihat'ın
Peyami Safa'dan okuduğum beşinci kitap... Benim için sıralama yapmak çok zor , tüm kitapları bir iz bıraktı bende...
Kitabı çok beğendim. Peyami Safa 'nın bu kitabı 25 yaşında yazdığını öğrendiğimde kendisine hayranlığım daha da arttı. Yazar hakkında söylenmesi gerekenleri görebildiğim, takip edebildiğim kadarıyla okurları burada ifade ediyorlar... Çok büyük, dünya çapında bir yazar...
《Çanakkale Cephesinden yaralanıp dönmek zorunda kalan Nihad'ın hikayesi... umduğu ve bulduğu arasındaki bocalamaları... İç dünyasındaki çalkantıları... Vehimli aşk hayatı... Harpten muzdarip memleketin hal-i pür melâli... Bu duygu düşüncelerin etkisiyle Nihad'ın dibe vurması... ve Romancı Kerim Bey... 》
" Birisi onun kulağına bir mahşere girdiğini niçin fısıldamadı? Niçin söylemedi ki, bir Türk'ün en bedbaht olduğu yer Türkiye'dir; harp cepheleri şehirlerden daha güzeldir, daima
Yazar olay örgüsünü, karakterlerin hislerini, düşüncelerini o kadar güzel ele almış ki insan okurken büyük bir zevk alıyor. Kesinlikle okunması gereken bir kitap.
Peyami Safa, Türk hikâye ve romancısıdır. Server Bedi takma ismini de kullanan yazar romanlarının yanı sıra, düşünsel yapıtları, polemikleri, köşe yazarlığı ve gazeteciliği ile de tanınır.
Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğludur. Sivas'a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine 1901 yılında iki yaşında yetim kalmış, bu yüzden "Yetim-i Safa" adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanı sıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar, bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. Doktorlar kolunun kesilmesinde karar kılmış, fakat Safa bunu kabul etmemiştir. Daha sonraları bu günlerdeki tecrübelerini "9. Hariciye Koğuşu" adlı romanında okurlarıyla paylaşır. Hastalık ve savaşın yol açtığı maddi sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, 13 yaşında hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır. Karton Matbaası'nda bir süre çalışan Peyami Safa, Posta - Telgraf Nezareti'ne girmiş, I. Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Daha sonra Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihat Mektebi'nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda, hem öğretmiş, hem de kendi çabasıyla Fransızca'sını ilerletmiştir. Buradaki izlenim ve deneyimlerini "Biz İnsanlar" adlı eserinde kullanmıştır 1918 yılında ağabeyi İlhami Safa'nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılmış ve birlikte çıkardıkları "20. Asır" adlı akşam gazetesinde "Asrın Hikâyeleri" başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlamıştır. İmzasız olarak yazdığı bu hikâyelerin tutulması üzerine Server Bedi takma adını kullanmaya başlayan Peyami Safa, daha sonra 1921'de Son Telgraf gazetesinde yazmış, oradan da Tasvir-i Efkâr'a geçmiştir. Daha sonra Cumhuriyet gazetesine geçmiş, 1940 yılına kadar bu gazetede fıkra ve makalelerinin yanı sıra, roman da tefrika etmiştir. 1960'lı yıllara kadar başta Milliyet olmak üzere birçok gazete ve dergide yazan Peyami Safa 27 Mayıs'tan sonra Son Havadis gazetesinde yazmaya başlamıştır (1961). Aynı yıl Erzurum'da yedek subaylığını yapmakta olan oğlu Merve'nin ölümü üzerine büyük bir sarsıntı geçiren Peyami Safa, iki üç ay sonra İstanbul'da vefat etmiştir.
Edebî hayatı
İlk romanlarında sola yakın görüşler taşıyan Peyami Safa, bir hastanın psikolojisini anlattığı otobiyografik romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu (1931) Nazım Hikmet'e ithaf etmişti. Bu roman hariç, 1922-1939 yılları arasında yazdığı Mahşer (1924), Şimşek (1928), Fatih-Harbiye (1931) ve Biz İnsanlar (1939) adlı romanlarında Doğu-Batı sorunsalını karakterlerde somutlaştırarak işledi. Safa, bu romanlarında, ruh hallerini çözümlemede, kurguda, dilinin kıvraklığında, anlatım tekniklerindeki denemelerde başarılı bulunurken romanlarında düşünceyi öne çıkarması dolayısıyla eleştiriler aldı. II. Dünya Savaşı sırasında Nasyonal Sosyalistlere yakınlaşmasıyla dikkat çeken Safa'nın gerçekçi roman çizgisi Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949) ile mistisizme yöneldi. İlk uzun hikâyesi "Gençliğimiz"i 1922 yılında neşreden Peyami Safa, para kazanmak amacıyla yazdığı kitaplarında, ilk defa ağabeyi İlhami Safa'nın takma ad olarak kullandığı, annesi Server Bedia Hanım'ın adından uyarladığı Server Bedi müstear adını kullanmış, bu takma adla yüzlerce eser vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları ile Cumbadan Rumbaya adlı romanı olmuştur. Peyami Safa, Türk kültür yaşamında yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta, Kültür Haftası (1936, 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953-1960, 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır. Asıl ününü romancı olarak yapan Peyami Safa, bazı uzun öyküleri ile de dikkati çekmiş, yazar Batılı kaynakların bir "Zalim" olarak tanıttıkları hun hükümdarı Attila'yı aklamak amacıyla aynı adda bir de tarihsel roman yazmıştır. Tüm bu üretkenliğine rağmen yeterince tanınmamış ve tanıtılmamıştır.
Hakkında yapılan çalışmalar
Prof. Dr. Mehmet Tekin, Doç Dr. Mehmet Önal ve Dr. Nan a Lee Peyami Safa hakkında birer doktora tezi vermişlerdir. Beşir Ayvazoğlu'nun yazar (Peyami Safa) hakkında Ötüken Yayınları'ndan çıkmış, biyografik bir eseri bulunmaktadır. Zülfikar Uğur Yıkan, 2004 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde "Peyami Safa'nın Server Bedi İmzalı Romanları" konulu Yüksek Lisans tezini hazırlamıştır. Yazar-çevirmen Sabri Kaliç 2011 yılında Peyami Safa'nın "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" romanını "Exterior Diseases - Ward: 9" adıyla İngilizceye çevirmiştir.
Ayrıca internet üzerinde Peyami Safa hakkındaki bilgilere ulaşabilceğiniz " peyamisafa.biz " şeklinde bir internet adresi mevcuttur.