Sözde Kızlar

8,1/10  (83 Oy) · 
577 okunma  · 
76 beğeni  · 
2.779 gösterim
Mütareke yıllarında babası Yunanlılar tarafından casus diye yakalanan Mebrure'nin İstanbul'a kaçışı ve kendini Şişli'deki bir köşkte akrabaları arasında bulduktan sonra yaşadıklarının öyküsü, Sözde Kızlar'da bir toplumun yaşadığı ahlaki bunalımın can çekişleriyle şekilleniyor. Peyami Safa'nın farklı yaşam tarzlarını kültürleri ince ayrıntılarla anlatmadaki ustalığı iyi ve kötü kavramların kesin çizgisiyle belirleniyor. İyliğin, saflığın simgesi Mebrure'nin karşısında kurnazlığın, dalavericiliğin, kötülüğün temsilcileri Nevin, Behiç, Belma...

Bir dönemin toplumsal tablosu her dönemde kendine bir yer bulup, "bugünkü" bir fotoğrafın içinden yansıyabilir mi? Peyami Safa'nın eserleri, bu soruyu koşulsuz bir "evet"le karşılıyor.

Şehirler, yaşam tarzları, görünüşler ne kadar değişse de semtlere işleyen ruh, insanın zayıflıkları, beklentileri, yanılgıları hep aynı kalıyor!
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2007
  • Sayfa Sayısı:
    204
  • ISBN:
    9789759920395
  • Yayınevi:
    Alkım Kitabevi
  • Kitabın Türü:
İrem 
30 Eki 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İffet sahibi bir kızın babasını bulma çabası o kadar güzel anlatılmış ki, insanı okurken baya sürüklüyor

Halil Yavuz KAYA 
 18 Kas 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Peyami Safa'nın, yurdun işgal altında ve kurtuluş savaşı zamanı kesitindeki bilhassa İstanbul da yaşayan, batıcılık özentisi içindeki bazı kesimlerin yaşantısını eleştirdiği bu kitabı; anlatım, kurgu, hikaye ve tiplemeler yönünden çok iyi olduğu su götürmez.
Ancak bu eleştiriler, çoğu zaman bir hissiyatın ya da yazarın kendine has anlayışı çerçevesinde gelişmekte olduğu ve bunlarda gerçeklik payı olmasına rağmen, bazı kesimlerin tamamının bu yaşam tarzını belirlediği, tamamının gayri ahlaki,yaşadığı genellemesi ile biraz abartıya,mübala ya vardığı, adeta batılaşma fikrinin sadece bunlarla sınırlandırmaya çalıştığı, Yaptığı bu eleştirinin gerçek bir gözleme, somut olaylara dayandıramadığını gözlemledim.( Bu illetin 'frengi hastalığı',monden hastalığı olduğu yani günümüz Türkçesi ile yüksek sosyete yaşamını seven bir hastalık olduğunun altını çiziyor. daha düşük gelirli ailelerin oturduğu yerdeki halk kitlelerin Türk- müslüman olduğu daha üst gelirlilerin bulunduğu semtlerde yaşayanların bu sapkın yaşayış içinde bulundukları genellemesi ile yanılgı içinde olduğu gibi..)
Ayrıca Anadolu da kurtuluş mücadelesi verilen, işgal altındaki yurdun içinde bulunduğu ahval ve şartlara bir nebze de olsa olayların bir kısmının Anadolu da seyredeceği inancımı son sayfaya kadar yitirmedim.
Roman olarak bilhassa anlatımı fevkalade güzel kitap ve güçlü bir kalam olduğunu söylemeliyim Peyami Safa için.

silaes 
 23 Şub 10:30 · Kitabı okudu · 8 günde · 7/10 puan

En ilgimi çeken nokta şu oldu,
Sözde kızlar döneminin diğer örneklerine göre farklı bir teknikle yazılmış. Milli Mücadele döneminde kültürel yozlasma istanbul'un elit kesimi üzerinden anlatılıyordu. Lakin sözde kızlar romanında ana karakteri mebrure olarak görebiliriz. Ama kitabın ana karakteri bence hatice. Yani nam-ı diğer Belma. Direk belma ve Behiç üzerinden bir hikaye olsa sanırım daha severek okurdum. Mebrure kitapta adete sırıtmış... Birde onla ilgili çok havada kalan olaylar var. İstanbul'a gelene kadar neler çekti, babasına kavuştumu bilmiyoruz. Bu nedenle kitap mebrure yi ve babasını anlatmıyor. Hatice üzerinden toplumu uyarılıyor. Ve bu uyarıları kafanıza vura vura yapıyor. Güncelliğini insanlık var oldukça asla yitirmeyecek bir kitap. İnsanlık sürdükce behiç gibiler hep var olacak.

Şeyma 
23 Şub 10:22 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

İsminden dolayı dikkatimi cezbeden, Türk Edebiyatı'nda fazlasıyla aşina olduğumuz uzun süredir okumak isteyip hep ertelediğim kitabı nihayet okuma şerefine erişebildim. :)

Hemcinslerim hakkında nelerden bahsediyormuş diyerek elime aldığım eser, mütareke döneminde Yunanlılar tarafından esir edilen babasını aramak için İstanbul'a bir akrabasının yanına gelen Mebrure'yi merkeze alarak o dönemlerdeki ailelerin ahlâki açıdan sefil yaşantısını gözler önüne seriyor.

Bana kalırsa eser iki yönüyle önem haiz etmekte. Önem arz eden birinci yönü mütareke döneminde yaşayan pek çok ailenin gelenek ve göreneklerini ötelemesinin ciddi boyutudur. Nafi Bey'in ailesinin yaşadığı konakta geçen olaylarda ailelere fazlasıyla nüfuz etmiş Batı hayranlığını, milli değerlerimizin ve köklü kültürümüzün reddedilişini okuyoruz satırlarda. Konakta sıklıkla düzenlenen balolar ve bu baloların bitiminde misafirlerin konakta yatıya kalması sonucu ortaya çıkan vahim cinsi münasebetler... Deyim yerindeyse kimin eli kimin cebinde belli değil. Bunun yanı sıra Fransızca kelimeleri sıklıkla kullanma ve bundan gurur duyma, balo süresince oynanan oyunlar da durumun rezaletinin ne derece olduğunu göstermektedir. Bu oyunların birinden bahsetmek istiyorum sizlere. Kızlı erkekli bir ortamda "Ebe, gözü bağlanarak bir köşe koltuğuna oturtulacak; evvela bir kişi ebenin önüne gelecek; sesini gücü yettiği kadar gizleyerek, mesela kısık bir nefesle, birkaç kelime söyleyecek, eğer ebe bunu keşfederse kurtulacak ve yerine öteki geçecek, keşfedemezse, önünde duranın vücudunu yoklamaya da salahiyeti olacak.! " Bu oyun bahsinde erkeklerin kızları tanıdıkları halde tanımamış gibi yaparak ebeliğe devam etmesi ve kızların da bu durumdan rahatsız olmaması cabası. İşte anormal olan durumlarin normalmiş gibi gösterilmesini eleştirmesi açısından Peyami Safa kıymetli bir noktaya değinmiş.

Önemli olan diğer noktaya gelecek olursak; ahlâki açıdan düzgün bir ailede yetişmiş bir genç kız olan Mebrure, sırf babasını bulabilmek adına bu konakta bir süre yaşamaya mecbur kaldığı için kendi değerlerini de sorgulayarak, kimi zaman bu insanların davranışları karşısında hayrete düşer. Bir diğer yönüyle Peyami Safa ahlâk ve karakter açısından sağlam bir duruşa sahip olan bir genç kızın böylesine sefil bir ortamda yaşadığı gelgitleri ve zayıflıklarını ele almıştır. Zira hepimiz biliriz ki bir insan ne kadar sağlam bir duruşa sahip olursa olsun, çevresinde bulunan insanların ahlâki çöküntü içerisinde olması bu duruşu ister istemez sarsabilir. İşte satırlarda Mebrure'nin, bir genç hanımın bu noktada gerek Behiç'in kendisine yaklaşma çabalarına karşı gerek diğer insanların tahammül edilemez tavırlarına karşı verdiği büyük mücadeleyi anlatması açısından mühim bir eser.

Kendi kimliğimizi, kültürümüzü her fırsatta hatırlatması, kültürünü reddeden, Batı ve Doğu arasında sıkışıp kalmış bu tarz sefil insanların durumunu çarpıcı bir dille anlatması açısından son derece beğendiğim sürükleyici bir eserdi.

Ahmet Yavilioğlu 
 27 Kas 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Peyami Safa yine o bilindik sanatsal diliyle çıkıyor karşımıza.Cümlelerindeki müthiş sanatsal üslup,dilinin akıcılığı ve olayların sürükleyiciliği bizi bambaşka diyarlara sürüklüyor..Mütareke yıllarına..Manisa'da Yunan işgali sırasında Manisa'dan kaçıp İstanbul'a hicret eden Mebrure'nin trajedik öyküsü..Mebrure'nin küçük sosyete akrabalarının arasına sığınışı,babasını arayışı ve konakladığı süre boyunca iffetini muhafaza etme çabası..

Peyami Safa Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ve Fatih Harbiye romanında olduğu gibi kültürel yozlaşmayı doğu-batı,halk-sosyete ekseninde ele alıp,yerden yere vuruyor.Mebrure isimli Anadolu kızının İstanbulda sığındığı sosyetik akrabalarının yozlaşmışlıklarına,ahlaki erezyonlarına,materyalist felsefelerine karşı direnişi,zaman zaman kendini kaptırmaya başlayışı,konağın çapkın delikanlısı Behiç'e gönül kaptırmama mücadelesi ve iç savaşı...Kendini ahlaksızlık ve hedonizme kaptırmış sözde kızlardan tiksinişi ve Behiç'in tacizinden kurtulmaya çalışmasındaki ahlaki çırpınış,babasından haber beklerken yere göğe sığmayan heyecanı.Akabinde sürpriz ve acı dolu aşk hikayeleri..Bir devrin gerçek yüzü..Hatta günümüzün..Ve hatta geleceğin..

Romanın ismi her ne kadar cinsiyetçi ve şovenist görünürse görünsün,toplumdaki bazı çöküşleri gerçekçi bir biçimde ele aldığından,yadsımıyorum.Hergün sokaklarda,okulda,kahvelerde,kafelerde,işyerinde gördüğümüz ve artık alışmış olsakta midemiz kabul etse dahi ruhumuzun kusacağı insanları o kadar güzel tasvir etmişki üstad.Bu sözdekızlargiller sizin de bildiğiniz üzere hayatı dış görünüşten,paradan,dünyevi zevklerden,eğlenceden ibaret görürler.Anadolu işgal altındayken Fransızlara çiçek atan kadınları,Hüseyin Nihal Atsız'ın Topal Asker şiirini,okulda hergün tiksinerek baktığım ayakkabı ve makyaj muhabbetinden başka bir şey bilmeyen,kitaba canavar gibi bakan aptalları gördüm ve çok gerilerek okudum.Romanın sürükleyiciliği,anlatımın mükemmeliyeti bu nefretimi biraz dizginlemesiyle tatmin oldum.Peyami Safa yine şaşırtmadı karakterlerin iç dünyasını,fiziki özelliklerini,yaşadıkları coğrafyayının havasını oradaymışım gibi teneffüs ettirdi.Mükemmel bir kısa romandı.Herkese tavsiye ederim..

R. Serhat 
 05 Mar 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

"Nasıl bir kültür ve ahlak yozlaşması yaşadığımızın tipik bir misalidir, Sözde Kızlar.."
Peyami Safa'nın bana göre o eşsiz kaleminden yine bir dönem-in panaroması. Ve yine karakterler üzerinden yapılan analizler. Babasını aramakla meşgul bir Anadolu kızının İstanbul'da ki akrabalarına geldiğinde aynı zamanda çok yabancı bir dünyaya gelmesini de fark etmesi ve akabinde ki zorluklara, tuhaflıklara ahlaksızlıklara katlanması. Etrafında görmediği şekilde bir ahlak yozlaşması ve zevklerinin esiri insanlar. Sağlam bir modernizm veya diğer deyişle aidiyetini unuturcasına yapılan batı hayranlığına getirilen eleştiriler. Dil ve kurgu açısından değinmek istediğim bir nokta yok. Sadece, işte "Peyami Safa"nın kitabı der geçerim.. Kesinlikle okunması gerekenlerden, aynı şekilde okutturulması, tavsiye edilmesi gerekenlerden. -Tipik Peyami Safa kitabı özelliğidir; okuyun okutturun denilmesi-

Sadettin TANIK 
06 Nis 2015 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Peyami Safa yine akıcı üslubuyla yüksek tabakanın içinde bulunduğu ahlaki çöküşü çok güzel bir şekilde anlatmış. Romanın yazılışı üzerinden çok uzun süre geçmesine rağmen, konusu günümüz için de geçerliliğini koruyor.

Mehmet Y. 
 09 Tem 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yakup Kadri'nin Kiralık Konak ve Sodom ve Gomorresi ile paralel okunduğunda daha bir anlam kazanacağını düşünüyorum. Acaba biz gerçekten milli bir mücadele mi verdik yoksa bir takım tuzu kurular aristokrat saltanatlarına devam mı etti? Behiç karakteri günümüzde de sıklıkla karşılaşabileceğimiz bazı tiplerin 1920'lerdeki yansıması gibi duruyor!

Derya imamoğlu 
06 May 18:48 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Behiç, Behlülden tehlikeli
Her kim okuduysa ilk başta istemeyerek okuyor sonra Peyami Safa hayranı oluyor...şiddetle tavsiye ediyorumBende çok ayrı bir yeri var.

FATIH Mehmet Karahan 
08 Kas 2016 · Kitabı okumayı düşünüyor · Beğendi · 7/10 puan

Sözde Kızlar romanında genel mekan İstanbul’dur. Kötü olayların tümü İstanbul’da gerçekleşir. Anadolu bir kurtuluş mekanı gibi gösterilmektedir. Mebrure babasını İstanbul’da bulacak ve yaşaması gereken asıl yer olan Anadolu’ya gidecektir. Mebrure İstanbul’da çöküşü görür. Roman Pangaltı’da başlar. İstanbul’u bilmeyen Mebrure, bir at arabası ile Şişli’deki Nazmiye Hanım’ın köşküne gider. Romanda alt mekan olarak ev de önemlidir. Bundan dolayı romanda ev içi tasvirleri de bulunur fakat çok büyük yer taşımaz. Yazar Nazmiye Hanım’ın köşkü için Mebrure’nin gözünden şöyle der: “Burası yeni mefruşatla döşenmiş, zarif bir yatak odası. İlk bakışta göze iki büyük resim çarpıyor. Üniformalarını giymiş, bir ferikin divan halinde fotoğrafisi ve yağlı boya bir baş...”(s.10) Annesi ile yaşayan Fahri ve Nadir’in evleri ise çok mütevazidir. Nadir’in evi neredeyse eşyasızdır, Nadir çok fazla mobilyayı sevmediğini söyler. Çünkü o, gözü gönlü tok bir insandır. Yazarın buradaki tesbiti doğrudur. Maddeye çok önem vermeyen insanlar evlerini eşya ile doldurmaktan uzak dururlar. Romanda Çamlıca da yer alır. Fahri ve Mebrure Çamlıca’ya giderler fakat bu gezi ayrıntılı olarak anlatılmaz. Sözde Kızlar romanında Anadolu büyük bir önem taşır. Fakat o, ulaşılamayan bir hayal beldesi gibidir. Özellikle Mebrure ve Fahri Anadolu’ya dönme isteği içerisindedir. Babası İhsan Efendi’ye kavuşan Mebrure, Fahri’yi de yanına alarak Anadolu’ya, o cennet beldeye geri dönecektir.
Bize yazık ettiler...

2 /

Kitaptan 31 Alıntı

Halil Yavuz KAYA 
17 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Bizi kalbimizden tutan işlerde vesvese en tabii hissimizdir.

Sözde Kızlar, Peyami Safa (Sayfa 155)Sözde Kızlar, Peyami Safa (Sayfa 155)
Tuncay YILDIRIM 
 11 Eki 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

rahatlık
Rahatlık dışarı hayatta değil, kafatasımızın içinde. Hakikaten insan sevdiklerinin kadrini yokluklarında anlıyor.

Sözde Kızlar, Peyami SafaSözde Kızlar, Peyami Safa
Şeyma 
21 Şub 14:56 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Ben yaşlı kadınları tercih ediyorum. Hediye istemezler, mükemmel bir kıyafet aramazlar, sitem etmezler, fazla kıskanmazlar, cefaya katlanırlar, hatır almasını bilirler, can sıkmazlar..."

Sözde Kızlar, Peyami Safa (Sayfa 42 - Alkım Yayıncılık)Sözde Kızlar, Peyami Safa (Sayfa 42 - Alkım Yayıncılık)
silaes 
17 Şub 14:00 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

- Hanımefendi, bir kere de zatıalinizin fikrinizi öğrenelim, erkeklere pudra, sürme, allık yaraşır mı yaraşmaz mı ?

Sözde Kızlar, Peyami Safa (Sayfa 44 - Ötüken)Sözde Kızlar, Peyami Safa (Sayfa 44 - Ötüken)
Halil Yavuz KAYA 
17 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Rahatlığın dışarı hayatta değil kafatasımızın içinde olduğunu bilseydi..."

Sözde Kızlar, Peyami Safa (Sayfa 167)Sözde Kızlar, Peyami Safa (Sayfa 167)
Halil Yavuz KAYA 
17 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Haticeydim, Belma oldum. Cerrahpaşa kızıydım, Beyoğlu kadını oldum. Eskilerin "yapma " dedikleri, ihtiyarların çirkin buldukları, hocaların günah saydıkları ne varsa merakla, hevesle yaptım.

Sözde Kızlar, Peyami Safa (Sayfa 173)Sözde Kızlar, Peyami Safa (Sayfa 173)

Bilmezsiniz, ben anadolu'yu ne kadar severim. Geceleri rüyama girer, gözlerim daldığı zaman onu düşünürüm, biraz açıklık, kır, dağ, taş görsem onu hatırlarım...

Sözde Kızlar, Peyami SafaSözde Kızlar, Peyami Safa
4 /