Adı:
Sözde Kızlar
Baskı tarihi:
Eylül 2016
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370508
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sözde Kızlar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Sözde Kızlar
Sözde Kızlar
Peyami Safa’ya ilk edebî şöhretini kazandıran Sözde Kızlar romanı; Anadolu’nun muhtelif bölgelerinin İtilaf Devletlerince işgal edildiği Mütareke döneminin bunalımlı günlerinde, Yunan saldırıları sırasında kaybolan babasını aramak amacıyla İstanbul'a gelen Mebrure adlı bir genç kızın İstanbul sosyetesinin savaştan bile yıkıcı, yozlaşmış hayatlarına girmesiyle başlar. Bir yanda yalnızlığın çaresizliği, diğer yanda içerisinde kalınan muhitin kendisine tesir etmeye çalışan ahlakî çöküntüsüyle verilen mücadelede; sözde kızların, bir uçurumdan diğerine yuvarlanan hayatlarına şahitlik etmekteyiz. Çarpık ilişkilerin, yalanların ve yalnızca gününü gün etme anlayışının hâkim olduğu bu çevrede, devletin ve milletin içinde bulunduğu savaş ortamına kayıtsız kalınmakta ve Türk milletinin kıymet verdiği bütün değerler çiğnenmektedir. Sözde Kızlar, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren büyük bir ilgiyle okunmuş ve sevilmiş, birkaç defa da si­nemaya aktarılmıştır.
Şuraya iki kelime fransızca, ingilizce yazayım da Avrupai desinler...


1923 tarihli bu  roman Avrupaya ilk özenme zamanlarını konu almış ve bu özenmenin toplum açısından ne gibi felaketlere yol açtığının bir örneği olmuştur.

Kitabımızın konusu aslında babası kaçmak zorunda kalan Mebrure'nin babasını arayış serüvenidir. Tabi P. Safa bu olayı anlatırken bize asıl vermek istediği mesaj şu: İnsanlarımız o yıllarda da batının sadece yemesine, içmesine, eğlencesine özenmekte ve bunu hayatına geçirirken dininden yöresinden örf ve adetlerinden en önemlisi bir insan olarak kendisine olan saygısından yoksun kalmakta.


Bu gün de bakacak olursak bir çok insan batıya özenmekde. Peki neden biz onlara özenip yediklerini yemeye, giydiklerini giymeye, memleketlerini görmeye bu kadar hevesliyizde onlar da bu hiç yok aksine yaptıklarımızı küçümsediklerini düşünüp yaptığımız'dan, yediğimiz'den, içtiğimiz'den hatta bir düğün de yaptığımız eğlence'den bile utanır olduk.

Türkçe konuştuğumu zanneden ben bir süredir dilimden şüpheliyim, okuduğum kitaplarda yazan türkçe ise ben niye bunun ne olduğunu bilmiyorum... ama sorsan kahveye coffei, çırpıcıya  blender, kot pantolona jean demeyi bilirim...

Peyami Safa'da daha ilk zamanlarda bu durumdan şikayetçi olmuş ki romanın da bir batı karşılaştırması var ve İstanbul'daki yapmacık Avrupa hayatının biz Türk milletinin manevi değerlerinin nasıl hiç ettiğini günden güne nasıl özünü yitirdiğini anlatmış.

Kitap akıcı ve güzel mutlaka okumalısınız ben ilk kez okudum Peyami Safa. Yine etkinlik için tabi sevgili  Cerrah Asya'ya söz konusu etkinlik #29235825 için teşekkür ederim.
1000Kitap'ta henüz bir Manisa'lı ile tanışmadım.
Veya burada bir Manisa'lı benim.

Genelde milliyetçi çizgisiyle tanıdığım Peyami Safa, son derece güzel ve etkileyici romanlarında büyük yazarıdır. Manisa bahsini açmamın sebebi kitabın bir kısım konusunun Manisa'da geçiyor olmasıdır. Bir kısmı da 15 yıl kaldığım ve çocukluğumun arka sokakları olan Cerrahpaşa ve civarları.

Romanda Behiç karakterine bayağı derece kızdım. Fırsatçı ve adi bir kazanova. Belma'ya yaptıları ve diğer kızları ağına düşürmek için yaptıkları ne yazık ki günümüzde de sıkça yaşana cinsten. Kahramanız Mebrure kendini bu fırsatçı karakterden Belma'nın yardımıyla kurtarıyor.

1960 yıllar Sadri Alışık filmlerine benziyor.
Türk sineması klasikleri arasında ki yerini sağlama almış bir yapıt gibi.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.578 Oy)18.094 beğeni41.008 okunma2.596 alıntı172.312 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.289 Oy)12.836 beğeni32.840 okunma3.088 alıntı137.826 gösterim
  • Çalıkuşu
    8.7/10 (4.116 Oy)4.935 beğeni18.081 okunma721 alıntı74.198 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.491 Oy)8.437 beğeni24.891 okunma2.212 alıntı107.336 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.204 Oy)8.630 beğeni24.025 okunma1.250 alıntı117.894 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.152 Oy)8.452 beğeni27.100 okunma743 alıntı132.105 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.376 Oy)11.046 beğeni27.305 okunma1.472 alıntı143.673 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.230 Oy)7.557 beğeni20.426 okunma3.637 alıntı121.867 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.418 Oy)5.527 beğeni18.731 okunma766 alıntı95.778 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.752 Oy)5.124 beğeni16.397 okunma914 alıntı56.607 gösterim
240 sayfalık ince bir eser olmasına rağmen ben sanırım okurken biraz tıkandım. Konusu güzel, Safa güzel yerlere değinmiş fakat ben pek etkileyici bulmadım. Günümüzde bu gibi olaylardan fazlaca yaşandığı için midir yoksa bu gibi olayları çok okuduğumuz için midir bilinmez fakat ben kitaptan etkilenemedim, kitabın başından beri aslında ne olacağını tahmin etmiştim.

Kitabın konusu; Anadolu'dan babasını aramak için İstanbul'a gelen bir kadının kaldığı evde bulunan kişilerin (akrabalarında kalıyor) ahlaksızlıklarını, iffetini korumaya çalışmasını ve babasını arayışını anlatıyor.

Ruh tasvirleri güzel, dili ne çok sade çok ağır, verilmek istenilen mesaj gayet güzel ve açık. Şiddetle okuyun demem fakat yine de okumanızı öneririm.
İffet sahibi bir kızın babasını bulma çabası o kadar güzel anlatılmış ki, insanı okurken baya sürüklüyor
En ilgimi çeken nokta şu oldu,
Sözde kızlar döneminin diğer örneklerine göre farklı bir teknikle yazılmış. Milli Mücadele döneminde kültürel yozlasma istanbul'un elit kesimi üzerinden anlatılıyordu. Lakin sözde kızlar romanında ana karakteri mebrure olarak görebiliriz. Ama kitabın ana karakteri bence hatice. Yani nam-ı diğer Belma. Direk belma ve Behiç üzerinden bir hikaye olsa sanırım daha severek okurdum. Mebrure kitapta adete sırıtmış... Birde onla ilgili çok havada kalan olaylar var. İstanbul'a gelene kadar neler çekti, babasına kavuştumu bilmiyoruz. Bu nedenle kitap mebrure yi ve babasını anlatmıyor. Hatice üzerinden toplumu uyarılıyor. Ve bu uyarıları kafanıza vura vura yapıyor. Güncelliğini insanlık var oldukça asla yitirmeyecek bir kitap. İnsanlık sürdükce behiç gibiler hep var olacak.
İsminden dolayı dikkatimi cezbeden, Türk Edebiyatı'nda fazlasıyla aşina olduğumuz uzun süredir okumak isteyip hep ertelediğim kitabı nihayet okuma şerefine erişebildim. :)

Hemcinslerim hakkında nelerden bahsediyormuş diyerek elime aldığım eser, mütareke döneminde Yunanlılar tarafından esir edilen babasını aramak için İstanbul'a bir akrabasının yanına gelen Mebrure'yi merkeze alarak o dönemlerdeki ailelerin ahlâki açıdan sefil yaşantısını gözler önüne seriyor.

Bana kalırsa eser iki yönüyle önem haiz etmekte. Önem arz eden birinci yönü mütareke döneminde yaşayan pek çok ailenin gelenek ve göreneklerini ötelemesinin ciddi boyutudur. Nafi Bey'in ailesinin yaşadığı konakta geçen olaylarda ailelere fazlasıyla nüfuz etmiş Batı hayranlığını, milli değerlerimizin ve köklü kültürümüzün reddedilişini okuyoruz satırlarda. Konakta sıklıkla düzenlenen balolar ve bu baloların bitiminde misafirlerin konakta yatıya kalması sonucu ortaya çıkan vahim cinsi münasebetler... Deyim yerindeyse kimin eli kimin cebinde belli değil. Bunun yanı sıra Fransızca kelimeleri sıklıkla kullanma ve bundan gurur duyma, balo süresince oynanan oyunlar da durumun rezaletinin ne derece olduğunu göstermektedir. Bu oyunların birinden bahsetmek istiyorum sizlere. Kızlı erkekli bir ortamda "Ebe, gözü bağlanarak bir köşe koltuğuna oturtulacak; evvela bir kişi ebenin önüne gelecek; sesini gücü yettiği kadar gizleyerek, mesela kısık bir nefesle, birkaç kelime söyleyecek, eğer ebe bunu keşfederse kurtulacak ve yerine öteki geçecek, keşfedemezse, önünde duranın vücudunu yoklamaya da salahiyeti olacak.! " Bu oyun bahsinde erkeklerin kızları tanıdıkları halde tanımamış gibi yaparak ebeliğe devam etmesi ve kızların da bu durumdan rahatsız olmaması cabası. İşte anormal olan durumlarin normalmiş gibi gösterilmesini eleştirmesi açısından Peyami Safa kıymetli bir noktaya değinmiş.

Önemli olan diğer noktaya gelecek olursak; ahlâki açıdan düzgün bir ailede yetişmiş bir genç kız olan Mebrure, sırf babasını bulabilmek adına bu konakta bir süre yaşamaya mecbur kaldığı için kendi değerlerini de sorgulayarak, kimi zaman bu insanların davranışları karşısında hayrete düşer. Bir diğer yönüyle Peyami Safa ahlâk ve karakter açısından sağlam bir duruşa sahip olan bir genç kızın böylesine sefil bir ortamda yaşadığı gelgitleri ve zayıflıklarını ele almıştır. Zira hepimiz biliriz ki bir insan ne kadar sağlam bir duruşa sahip olursa olsun, çevresinde bulunan insanların ahlâki çöküntü içerisinde olması bu duruşu ister istemez sarsabilir. İşte satırlarda Mebrure'nin, bir genç hanımın bu noktada gerek Behiç'in kendisine yaklaşma çabalarına karşı gerek diğer insanların tahammül edilemez tavırlarına karşı verdiği büyük mücadeleyi anlatması açısından mühim bir eser.

Kendi kimliğimizi, kültürümüzü her fırsatta hatırlatması, kültürünü reddeden, Batı ve Doğu arasında sıkışıp kalmış bu tarz sefil insanların durumunu çarpıcı bir dille anlatması açısından son derece beğendiğim sürükleyici bir eserdi.
Peyamı Safa'nın kurtuluş savaşı zamanı, istanbulda yaşayan, batıcılık özentisi içindeki bazı kesimlerin yaşantısını anlattığı ve Bir yandan babasını arayan ve bir yandan iffetine sahip çıkmaya çalışan mebrure.
Sürekleyici ve muazzam anlatımla bir kaç saatte okunabilcek ve ders çıkarılabilecek bir roman olmuş.
Biraz Türk filmi gibi bir kitap açıkçası.. Yalnız Peyami Safa'nın psikolojik tahlillerini yine bu kitapta da başarılı şekilde görüyoruz..
Sözde kızlar dediğimiz batı özentisi kızların içinde çırpınan onlara benzememek için elinden geleni yapan Mebrure'nin hikayesi.. Kitabı okurken insan hep merak ediyor, Mebrure de o kızlardan mı olacak yoksa saf Anadolu kızı olarak kalmayı başarabilecek mi?
Peyami Safa'nın, yurdun işgal altında ve kurtuluş savaşı zamanı kesitindeki bilhassa İstanbul da yaşayan, batıcılık özentisi içindeki bazı kesimlerin yaşantısını eleştirdiği bu kitabı; anlatım, kurgu, hikaye ve tiplemeler yönünden çok iyi olduğu su götürmez.
Ancak bu eleştiriler, çoğu zaman bir hissiyatın ya da yazarın kendine has anlayışı çerçevesinde gelişmekte olduğu ve bunlarda gerçeklik payı olmasına rağmen, bazı kesimlerin tamamının bu yaşam tarzını belirlediği, tamamının gayri ahlaki,yaşadığı genellemesi ile biraz abartıya,mübala ya vardığı, adeta batılaşma fikrinin sadece bunlarla sınırlandırmaya çalıştığı, Yaptığı bu eleştirinin gerçek bir gözleme, somut olaylara dayandıramadığını gözlemledim.( Bu illetin 'frengi hastalığı',monden hastalığı olduğu yani günümüz Türkçesi ile yüksek sosyete yaşamını seven bir hastalık olduğunun altını çiziyor. daha düşük gelirli ailelerin oturduğu yerdeki halk kitlelerin Türk- müslüman olduğu daha üst gelirlilerin bulunduğu semtlerde yaşayanların bu sapkın yaşayış içinde bulundukları genellemesi ile yanılgı içinde olduğu gibi..)
Ayrıca Anadolu da kurtuluş mücadelesi verilen, işgal altındaki yurdun içinde bulunduğu ahval ve şartlara bir nebze de olsa olayların bir kısmının Anadolu da seyredeceği inancımı son sayfaya kadar yitirmedim.
Roman olarak bilhassa anlatımı fevkalade güzel kitap ve güçlü bir kalam olduğunu söylemeliyim Peyami Safa için.
Peyami Safa yine o bilindik sanatsal diliyle çıkıyor karşımıza.Cümlelerindeki müthiş sanatsal üslup,dilinin akıcılığı ve olayların sürükleyiciliği bizi bambaşka diyarlara sürüklüyor..Mütareke yıllarına..Manisa'da Yunan işgali sırasında Manisa'dan kaçıp İstanbul'a hicret eden Mebrure'nin trajedik öyküsü..Mebrure'nin küçük sosyete akrabalarının arasına sığınışı,babasını arayışı ve konakladığı süre boyunca iffetini muhafaza etme çabası..

Peyami Safa Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ve Fatih Harbiye romanında olduğu gibi kültürel yozlaşmayı doğu-batı,halk-sosyete ekseninde ele alıp,yerden yere vuruyor.Mebrure isimli Anadolu kızının İstanbulda sığındığı sosyetik akrabalarının yozlaşmışlıklarına,ahlaki erezyonlarına,materyalist felsefelerine karşı direnişi,zaman zaman kendini kaptırmaya başlayışı,konağın çapkın delikanlısı Behiç'e gönül kaptırmama mücadelesi ve iç savaşı...Kendini ahlaksızlık ve hedonizme kaptırmış sözde kızlardan tiksinişi ve Behiç'in tacizinden kurtulmaya çalışmasındaki ahlaki çırpınış,babasından haber beklerken yere göğe sığmayan heyecanı.Akabinde sürpriz ve acı dolu aşk hikayeleri..Bir devrin gerçek yüzü..Hatta günümüzün..Ve hatta geleceğin..

Romanın ismi her ne kadar cinsiyetçi ve şovenist görünürse görünsün,toplumdaki bazı çöküşleri gerçekçi bir biçimde ele aldığından,yadsımıyorum.Hergün sokaklarda,okulda,kahvelerde,kafelerde,işyerinde gördüğümüz ve artık alışmış olsakta midemiz kabul etse dahi ruhumuzun kusacağı insanları o kadar güzel tasvir etmişki üstad.Bu sözdekızlargiller sizin de bildiğiniz üzere hayatı dış görünüşten,paradan,dünyevi zevklerden,eğlenceden ibaret görürler.Anadolu işgal altındayken Fransızlara çiçek atan kadınları,Hüseyin Nihal Atsız'ın Topal Asker şiirini,okulda hergün tiksinerek baktığım ayakkabı ve makyaj muhabbetinden başka bir şey bilmeyen,kitaba canavar gibi bakan aptalları gördüm ve çok gerilerek okudum.Romanın sürükleyiciliği,anlatımın mükemmeliyeti bu nefretimi biraz dizginlemesiyle tatmin oldum.Peyami Safa yine şaşırtmadı karakterlerin iç dünyasını,fiziki özelliklerini,yaşadıkları coğrafyayının havasını oradaymışım gibi teneffüs ettirdi.Mükemmel bir kısa romandı.Herkese tavsiye ederim..
Peyami Safa bu kitapta ülkedeki derin ahlaki çöküşü iffetli bir Anadolu kızının babasını araması ile o kadar güzel anlatmış ki... Ayrıca karakterlerde birer birer İstanbul ve Anadolu' daki kesimleri sanki resmetmiş. Yazıldığı döneme göre olan o müthiş teknikte cabası...
Her bir karakterin betimlemesinin çok iyi derecede yapıldığı bu kitapta güncelliğini yitirmeyen bir konunun ele alınmış olması ve karakterler üzerinden okuyucuya birtakım göndermelerin yapılması bu eseri olabildiğince değerli kılıyor. "Sözde Kızlar" üzerinden dönemin erkek zihniyetini de gün yüzüne çıkaran yazar, olay örgüsüyle adeta okuyucuyu kitaba dahil ediyor. Kişilerin zaaflarına yenik düşmeleri sonucu yaşanan olaylar ve bu olayların sonuçları etkili bir üslupla okuyucuya sunuluyor.
Hatice’ydim,
Belma oldum.
Cerrahpaşa kızıydım,
Beyoğlu kadını oldum.
Eskilerin “yapma” dedikleri, ihtiyarların çirkin buldukları,
hocaların günah saydıkları ne varsa merakla ve zevkle yaptım.
Peyami Safa
Sayfa 177 - ötüken neşriyat
Çocuk üç aylık vardı, kımıldıyordu.
Onu öldürmekle bir insan öldürmek arasında ne fark var?
Bir insan, hiç olmazsa kendini müdafaa edebilir, ya çocuk?
Hem de kanını kendi içime akıtarak, vücudunu kendi vücudumda boğarak...
Kabil değildi, hiç, hiç...
Halbuki, doğarsa, yaşarsa, babası bu çocuğu kurtarmaya, benimle evlenmeye de mecbur olacak, vaatlerini tutacaktı.
Fakat, eve karşı ne yapabilirdim?
Nasıl gizleyebilirdim?
Düşün bir kere...
Peyami Safa
Sayfa 178 - ötüken neşriyat
Her zaman aynı simalar, aynı sözler, aynı oyunlar...
Ne bir yeni zekâ, ne bir yeni eğlence, ne bir yeni hâdise...
Öff...
Biraz seyahate çıkmak istiyorum.
Peyami Safa
Sayfa 43 - ötüken neşriyat
Yazık, güzelleşmek istiyorsunuz, halbuki iğrenç
kılıklara giriyorsunuz, yüzünüze bakmak bile insana nefret
veriyor!
Peyami Safa
Sayfa 43 - ötüken neşriyat
Benden kaçmayınız, buna lüzum yok,
ben zannettiğiniz kadar fena bir adam değilim.
Peyami Safa
Sayfa 56 - ötüken neşriyat
Zampara denen erkekler,
yalnız kadınların bu zayıf anlarını keşfetmekle kalmazlar,
bu zaafı her istedikleri zaman uyandırmaya da muvaffak olurlar.
Peyami Safa
Sayfa 73 - ötüken neşriyat

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sözde Kızlar
Baskı tarihi:
Eylül 2016
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370508
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sözde Kızlar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Sözde Kızlar
Sözde Kızlar
Peyami Safa’ya ilk edebî şöhretini kazandıran Sözde Kızlar romanı; Anadolu’nun muhtelif bölgelerinin İtilaf Devletlerince işgal edildiği Mütareke döneminin bunalımlı günlerinde, Yunan saldırıları sırasında kaybolan babasını aramak amacıyla İstanbul'a gelen Mebrure adlı bir genç kızın İstanbul sosyetesinin savaştan bile yıkıcı, yozlaşmış hayatlarına girmesiyle başlar. Bir yanda yalnızlığın çaresizliği, diğer yanda içerisinde kalınan muhitin kendisine tesir etmeye çalışan ahlakî çöküntüsüyle verilen mücadelede; sözde kızların, bir uçurumdan diğerine yuvarlanan hayatlarına şahitlik etmekteyiz. Çarpık ilişkilerin, yalanların ve yalnızca gününü gün etme anlayışının hâkim olduğu bu çevrede, devletin ve milletin içinde bulunduğu savaş ortamına kayıtsız kalınmakta ve Türk milletinin kıymet verdiği bütün değerler çiğnenmektedir. Sözde Kızlar, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren büyük bir ilgiyle okunmuş ve sevilmiş, birkaç defa da si­nemaya aktarılmıştır.

Kitabı okuyanlar 1.299 okur

  • Mona Rıza
  • M. Kağan Will Şahinoğlu
  • Nil Şevval Demir
  • Aysima DEMİRCAN
  • Seda Aksoy
  • Kübra Elçi
  • Rabia Sağır
  • Odintsova
  • Serdar Küçükbozdöl
  • Yücel ŞİMŞEK

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.8
14-17 Yaş
%5.8
18-24 Yaş
%27.8
25-34 Yaş
%33.7
35-44 Yaş
%19.1
45-54 Yaş
%6.1
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%79.8
Erkek
%20.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.5 (53)
9
%20.8 (54)
8
%22.4 (58)
7
%21.6 (56)
6
%8.9 (23)
5
%1.5 (4)
4
%1.5 (4)
3
%0.8 (2)
2
%0
1
%0.8 (2)

Kitabın sıralamaları