Adı:
Sözde Kızlar
Baskı tarihi:
Eylül 2016
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370508
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sözde Kızlar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Sözde Kızlar
Sözde Kızlar
Sözde Kızlar
Peyami Safa’ya ilk edebî şöhretini kazandıran Sözde Kızlar romanı; Anadolu’nun muhtelif bölgelerinin İtilaf Devletlerince işgal edildiği Mütareke döneminin bunalımlı günlerinde, Yunan saldırıları sırasında kaybolan babasını aramak amacıyla İstanbul'a gelen Mebrure adlı bir genç kızın İstanbul sosyetesinin savaştan bile yıkıcı, yozlaşmış hayatlarına girmesiyle başlar. Bir yanda yalnızlığın çaresizliği, diğer yanda içerisinde kalınan muhitin kendisine tesir etmeye çalışan ahlakî çöküntüsüyle verilen mücadelede; sözde kızların, bir uçurumdan diğerine yuvarlanan hayatlarına şahitlik etmekteyiz. Çarpık ilişkilerin, yalanların ve yalnızca gününü gün etme anlayışının hâkim olduğu bu çevrede, devletin ve milletin içinde bulunduğu savaş ortamına kayıtsız kalınmakta ve Türk milletinin kıymet verdiği bütün değerler çiğnenmektedir. Sözde Kızlar, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren büyük bir ilgiyle okunmuş ve sevilmiş, birkaç defa da si­nemaya aktarılmıştır.
Ah monşer!
Rica ederim korkmadan okuyunuz, içinizi baymıyciim! Hatta aralara da kitabı okurken aklıma gelen harika parçalardan serpiştiriciim. Eğer müşkülpesent bir şahsiyet değilseniz okurken keyif alacağınızdan eminim, kuzum:))
Eski kelimeler aşkına! Bu ne güzel bir dünya ya hu:)) Bayılıyorum eski kelimelere, anlamlarına:) Bu kitapta da oldukça mevcutlar, hatta bendeki kitapta en arka sayfalarda eski kelimeler ve anlamlarıyla dolu bir de küçük sözlük yapmışlar. Tabi bu bana yeterli gelmedi Google amcayı oldukça fazla ziyaret ettim okurken:) Diğer basımlarda nasıldır bilmiyorum benim elimdeki birazcık eski bir basımdı. Eski kelime sayısı da haliyle fazlaydı.

O zaman bu parça da çalıversin siz bunu okurken. Gözünüzle beraber kulaklarınız da şenlensin…”Aşkın Gözü Kör Mü Acaba?” https://youtu.be/eJDd7pCLnCA

Tam bir Türk filmi izler gibi hissettim kendimi bu kitabı okurken… (Eski Türk filmlerini çok severim, bu yüzden kitabın adını yazınca hemen filme uyarlanmış haline denk geldim. Ancak hiç sevmedim çünkü filme çevrilişinde oldukça abartmışlar ve olmayan şeyler eklemişlerdi, neyse kuzum kapatalım bu bahsi!)

Kitabımız mütakere döneminin, mütakere döneminden bağımsız, zengin İstanbul semtlerinde yaşayan zümrenin ahlaki çöküşünü konu almış. Oldukça sinir bozucu züppe genç adamların kızları tuzaklarına düşürme çabaları, kızların flört ettiği erkeklerin paralarıyla hava atmaları, klasik, klişe Türk filmi manzaraları. Ancak bu konudan ayıran bir şey var ki bu zengin ailenin uzaktan, akrabası olan masum kızımız Mebrure’nin savaş zamanı babasını kaybetmesi ve İstanbul’a bu sebeple gelmesi. Yani kızın tek derdi babasını bulmak ancak kalacak hiçbir yeri olmadığından orada, o köşkte, o iğrenç aileyle kalmak zorunda.

https://youtu.be/BWUIZ6LOa9A “Aşk bahçemi süsleyen inci çiçeğim misin?”

Velhasılıkelam -ah sen ne güzel bir bağlaçsın- evin zampara oğlu Behiç, Mebrure’yi elde etmeye çalışıyor. Bunun için de birçok şey yapıyor. Tabii spoiler vermeyeceğim ama tahmin etmesi zor hadiseler yaşanıyor kitapta özellikle de son seksen sayfada... Ve nihayetinde iyiler kazanıyor, kötüler cezalarını çekiyooooor:))

Peyami Safa’yı ilk önce Fatih Harbiye ile ardından da Dokuzuncu Hariciye Koğuşuyla tanımıştım. Bu kitabı diğer okuduğum iki kitabına göre daha ağırdı. Ağır olan kısım yabancı, eski kelimelerin çok çok fazla olması. Bu biraz zorluyor okurken. Belki yeni basımlarında redaksiyon yapılmış ve günümüz diline daha uygun hale getirilmiş olabilir, herhangi bir bilgim yok bu konuda. Ama diğer Peyami Safa kitapları gibi keyif verici okunması güzel kitaplardandı.

Hayatta hiçbir şey başaramamış, sadece parasıyla övünen, eğlence yerlerinde gezen, yararlı olma çabasından çok uzak insanlar her dönem, her vakit dünyada her yerde mevcut. Marifet namusuyla, ahlakıyla, insanlara çevresine ve hatta tüm canlılara faydalı olarak yaşayabilmekte. Marifet ömrünü en güzel şekilde, hakkını vererek yaşayabilmekte…

Okuduğunuz için teşekkür ediyor sizden, sizin öğrenip sevdiğiniz, eski bir kelime bir de en erken 80’lerden olmak üzere nostaljik bir parça bırakmanızı istiyorum...

Bilgi paylaşılınca güzel ve müzik dünyadaki en güzel hediye :)) Son olarak daa….
https://youtu.be/3g5-ORNriYw

Neeee bir kürk ister bu şen gönlüüm!... Tamam tamam sustum :)))

Müzikle ve kitapla kalın…:)
Şuraya iki kelime fransızca, ingilizce yazayım da Avrupai desinler...


1923 tarihli bu  roman Avrupaya ilk özenme zamanlarını konu almış ve bu özenmenin toplum açısından ne gibi felaketlere yol açtığının bir örneği olmuştur.

Kitabımızın konusu aslında babası kaçmak zorunda kalan Mebrure'nin babasını arayış serüvenidir. Tabi P. Safa bu olayı anlatırken bize asıl vermek istediği mesaj şu: İnsanlarımız o yıllarda da batının sadece yemesine, içmesine, eğlencesine özenmekte ve bunu hayatına geçirirken dininden yöresinden örf ve adetlerinden en önemlisi bir insan olarak kendisine olan saygısından yoksun kalmakta.


Bu gün de bakacak olursak bir çok insan batıya özenmekde. Peki neden biz onlara özenip yediklerini yemeye, giydiklerini giymeye, memleketlerini görmeye bu kadar hevesliyizde onlar da bu hiç yok aksine yaptıklarımızı küçümsediklerini düşünüp yaptığımız'dan, yediğimiz'den, içtiğimiz'den hatta bir düğün de yaptığımız eğlence'den bile utanır olduk.

Türkçe konuştuğumu zanneden ben bir süredir dilimden şüpheliyim, okuduğum kitaplarda yazan türkçe ise ben niye bunun ne olduğunu bilmiyorum... ama sorsan kahveye coffei, çırpıcıya  blender, kot pantolona jean demeyi bilirim...

Peyami Safa'da daha ilk zamanlarda bu durumdan şikayetçi olmuş ki romanın da bir batı karşılaştırması var ve İstanbul'daki yapmacık Avrupa hayatının biz Türk milletinin manevi değerlerinin nasıl hiç ettiğini günden güne nasıl özünü yitirdiğini anlatmış.

Kitap akıcı ve güzel mutlaka okumalısınız ben ilk kez okudum Peyami Safa. Yine etkinlik için tabi sevgili  Cerrah Asya'ya söz konusu etkinlik #29235825 için teşekkür ederim.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.947 Oy)19.879 beğeni45.536 okunma3.535 alıntı192.408 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.113 Oy)13.938 beğeni36.117 okunma3.787 alıntı153.439 gösterim
  • Çalıkuşu
    8.8/10 (4.426 Oy)5.289 beğeni19.468 okunma877 alıntı80.749 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.239 Oy)9.231 beğeni27.555 okunma2.929 alıntı121.468 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.897 Oy)9.440 beğeni26.577 okunma1.809 alıntı135.717 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.925 Oy)9.198 beğeni30.192 okunma923 alıntı146.433 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (9.993 Oy)11.789 beğeni29.598 okunma1.689 alıntı154.757 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.729 Oy)8.189 beğeni22.285 okunma4.510 alıntı136.742 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.219 Oy)5.666 beğeni18.229 okunma1.147 alıntı63.771 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.905 Oy)6.017 beğeni20.604 okunma918 alıntı107.052 gösterim
1000Kitap'ta henüz bir Manisa'lı ile tanışmadım.
Veya burada bir Manisa'lı benim.

Genelde milliyetçi çizgisiyle tanıdığım Peyami Safa, son derece güzel ve etkileyici romanlarında büyük yazarıdır. Manisa bahsini açmamın sebebi kitabın bir kısım konusunun Manisa'da geçiyor olmasıdır. Bir kısmı da 15 yıl kaldığım ve çocukluğumun arka sokakları olan Cerrahpaşa ve civarları.

Romanda Behiç karakterine bayağı derece kızdım. Fırsatçı ve adi bir kazanova. Belma'ya yaptıları ve diğer kızları ağına düşürmek için yaptıkları ne yazık ki günümüzde de sıkça yaşana cinsten. Kahramanız Mebrure kendini bu fırsatçı karakterden Belma'nın yardımıyla kurtarıyor.

1960 yıllar Sadri Alışık filmlerine benziyor.
Türk sineması klasikleri arasında ki yerini sağlama almış bir yapıt gibi.
Merhabalar Türk Edebiyatımızda İnsan psikolojisi üzerine en iyi eserler yazan Peyami Safa’nın Sözde Kızlar’da ruh tahlillerini ve psikolojiyi muazzam bir şekilde ele almış.Konu olarak Anadolu şehirlerinden uzaklaşarak İstanbul da yanlış batılaşma hevesleri anlatılmaktadır.Yazar konuyu İstanbul’da yaşayan bir aile üzerinden toplumda değişen ahlaki değerler ve yozlaşmaya yer verilmiştir.O dönemdeki gençler kızların yaşamlarını ve yanlış heveslerin neler getirdiği bizlere göstermektedir.Kitapta olaylar ; Mebrure’nin babasını bulmak için Anadolu’dan İstanbul’a gelir ve akrabasının evinde kalarak aramasına başlar ancak kısa bir sürede nasıl bir bataklık içinde ortamların olduğunu görür ve bu bataklıktan elinden geldiğince uzak durmaya çalışır.Mebrure İstanbul’daki yaşamların göründüğü gibi olmadığını görerek gerçeklerin altında yatan kötülükleri görür.Özellikle gençlerimizin okuması gereken bir eser.
Keyifli Okumalar Dilerim
İffet sahibi bir kızın babasını bulma çabası o kadar güzel anlatılmış ki, insanı okurken baya sürüklüyor
En ilgimi çeken nokta şu oldu,
Sözde kızlar döneminin diğer örneklerine göre farklı bir teknikle yazılmış. Milli Mücadele döneminde kültürel yozlasma istanbul'un elit kesimi üzerinden anlatılıyordu. Lakin sözde kızlar romanında ana karakteri mebrure olarak görebiliriz. Ama kitabın ana karakteri bence hatice. Yani nam-ı diğer Belma. Direk belma ve Behiç üzerinden bir hikaye olsa sanırım daha severek okurdum. Mebrure kitapta adete sırıtmış... Birde onla ilgili çok havada kalan olaylar var. İstanbul'a gelene kadar neler çekti, babasına kavuştumu bilmiyoruz. Bu nedenle kitap mebrure yi ve babasını anlatmıyor. Hatice üzerinden toplumu uyarılıyor. Ve bu uyarıları kafanıza vura vura yapıyor. Güncelliğini insanlık var oldukça asla yitirmeyecek bir kitap. İnsanlık sürdükce behiç gibiler hep var olacak.
Çok iyi kurgulanmış bir eser. Bir genç kızın hayatının içinde düştüğü durumu, psikolojik betimlerle anlatan güzel bir eser. Sözde kızlarda aile hayatının bozulması ve bunun sonucunda genç kızların gençlik heveslerinin kurbanı olduğunu iyi bir şekilde ifade etmiştir. Eserde kız çocuklarının babalarına ve ailelerine olan sevgilerini, ana karakterinde işlemesi eserde ayrı bir güzellik katmış. Yazar eserinde insanların ve toplumun sosyolojik çözümlemesini çok iyi yapmış. Yozlaşmayı, ahlaki bozulmayı psikolojik tahlillerle de destekleyerek çok iyi işlemiş. . Severek okuduğum bir eser Okumanızı tavsiye ederim. İyi okumalar.
İsminden dolayı dikkatimi cezbeden, Türk Edebiyatı'nda fazlasıyla aşina olduğumuz uzun süredir okumak isteyip hep ertelediğim kitabı nihayet okuma şerefine erişebildim. :)

Hemcinslerim hakkında nelerden bahsediyormuş diyerek elime aldığım eser, mütareke döneminde Yunanlılar tarafından esir edilen babasını aramak için İstanbul'a bir akrabasının yanına gelen Mebrure'yi merkeze alarak o dönemlerdeki ailelerin ahlâki açıdan sefil yaşantısını gözler önüne seriyor.

Bana kalırsa eser iki yönüyle önem haiz etmekte. Önem arz eden birinci yönü mütareke döneminde yaşayan pek çok ailenin gelenek ve göreneklerini ötelemesinin ciddi boyutudur. Nafi Bey'in ailesinin yaşadığı konakta geçen olaylarda ailelere fazlasıyla nüfuz etmiş Batı hayranlığını, milli değerlerimizin ve köklü kültürümüzün reddedilişini okuyoruz satırlarda. Konakta sıklıkla düzenlenen balolar ve bu baloların bitiminde misafirlerin konakta yatıya kalması sonucu ortaya çıkan vahim cinsi münasebetler... Deyim yerindeyse kimin eli kimin cebinde belli değil. Bunun yanı sıra Fransızca kelimeleri sıklıkla kullanma ve bundan gurur duyma, balo süresince oynanan oyunlar da durumun rezaletinin ne derece olduğunu göstermektedir. Bu oyunların birinden bahsetmek istiyorum sizlere. Kızlı erkekli bir ortamda "Ebe, gözü bağlanarak bir köşe koltuğuna oturtulacak; evvela bir kişi ebenin önüne gelecek; sesini gücü yettiği kadar gizleyerek, mesela kısık bir nefesle, birkaç kelime söyleyecek, eğer ebe bunu keşfederse kurtulacak ve yerine öteki geçecek, keşfedemezse, önünde duranın vücudunu yoklamaya da salahiyeti olacak.! " Bu oyun bahsinde erkeklerin kızları tanıdıkları halde tanımamış gibi yaparak ebeliğe devam etmesi ve kızların da bu durumdan rahatsız olmaması cabası. İşte anormal olan durumlarin normalmiş gibi gösterilmesini eleştirmesi açısından Peyami Safa kıymetli bir noktaya değinmiş.

Önemli olan diğer noktaya gelecek olursak; ahlâki açıdan düzgün bir ailede yetişmiş bir genç kız olan Mebrure, sırf babasını bulabilmek adına bu konakta bir süre yaşamaya mecbur kaldığı için kendi değerlerini de sorgulayarak, kimi zaman bu insanların davranışları karşısında hayrete düşer. Bir diğer yönüyle Peyami Safa ahlâk ve karakter açısından sağlam bir duruşa sahip olan bir genç kızın böylesine sefil bir ortamda yaşadığı gelgitleri ve zayıflıklarını ele almıştır. Zira hepimiz biliriz ki bir insan ne kadar sağlam bir duruşa sahip olursa olsun, çevresinde bulunan insanların ahlâki çöküntü içerisinde olması bu duruşu ister istemez sarsabilir. İşte satırlarda Mebrure'nin, bir genç hanımın bu noktada gerek Behiç'in kendisine yaklaşma çabalarına karşı gerek diğer insanların tahammül edilemez tavırlarına karşı verdiği büyük mücadeleyi anlatması açısından mühim bir eser.

Kendi kimliğimizi, kültürümüzü her fırsatta hatırlatması, kültürünü reddeden, Batı ve Doğu arasında sıkışıp kalmış bu tarz sefil insanların durumunu çarpıcı bir dille anlatması açısından son derece beğendiğim sürükleyici bir eserdi.
Peyamı Safa'nın kurtuluş savaşı zamanı, istanbulda yaşayan, batıcılık özentisi içindeki bazı kesimlerin yaşantısını anlattığı ve Bir yandan babasını arayan ve bir yandan iffetine sahip çıkmaya çalışan mebrure.
Sürekleyici ve muazzam anlatımla bir kaç saatte okunabilcek ve ders çıkarılabilecek bir roman olmuş.
Biraz Türk filmi gibi bir kitap açıkçası.. Yalnız Peyami Safa'nın psikolojik tahlillerini yine bu kitapta da başarılı şekilde görüyoruz..
Sözde kızlar dediğimiz batı özentisi kızların içinde çırpınan onlara benzememek için elinden geleni yapan Mebrure'nin hikayesi.. Kitabı okurken insan hep merak ediyor, Mebrure de o kızlardan mı olacak yoksa saf Anadolu kızı olarak kalmayı başarabilecek mi?
Peyami Safa'nın, yurdun işgal altında ve kurtuluş savaşı zamanı kesitindeki bilhassa İstanbul da yaşayan, batıcılık özentisi içindeki bazı kesimlerin yaşantısını eleştirdiği bu kitabı; anlatım, kurgu, hikaye ve tiplemeler yönünden çok iyi olduğu su götürmez.
Ancak bu eleştiriler, çoğu zaman bir hissiyatın ya da yazarın kendine has anlayışı çerçevesinde gelişmekte olduğu ve bunlarda gerçeklik payı olmasına rağmen, bazı kesimlerin tamamının bu yaşam tarzını belirlediği, tamamının gayri ahlaki,yaşadığı genellemesi ile biraz abartıya,mübala ya vardığı, adeta batılaşma fikrinin sadece bunlarla sınırlandırmaya çalıştığı, Yaptığı bu eleştirinin gerçek bir gözleme, somut olaylara dayandıramadığını gözlemledim.( Bu illetin 'frengi hastalığı',monden hastalığı olduğu yani günümüz Türkçesi ile yüksek sosyete yaşamını seven bir hastalık olduğunun altını çiziyor. daha düşük gelirli ailelerin oturduğu yerdeki halk kitlelerin Türk- müslüman olduğu daha üst gelirlilerin bulunduğu semtlerde yaşayanların bu sapkın yaşayış içinde bulundukları genellemesi ile yanılgı içinde olduğu gibi..)
Ayrıca Anadolu da kurtuluş mücadelesi verilen, işgal altındaki yurdun içinde bulunduğu ahval ve şartlara bir nebze de olsa olayların bir kısmının Anadolu da seyredeceği inancımı son sayfaya kadar yitirmedim.
Roman olarak bilhassa anlatımı fevkalade güzel kitap ve güçlü bir kalam olduğunu söylemeliyim Peyami Safa için.
Peyami Safa bu kitapta ülkedeki derin ahlaki çöküşü iffetli bir Anadolu kızının babasını araması ile o kadar güzel anlatmış ki... Ayrıca karakterlerde birer birer İstanbul ve Anadolu' daki kesimleri sanki resmetmiş. Yazıldığı döneme göre olan o müthiş teknikte cabası...
Yazık, güzelleşmek istiyorsunuz, halbuki iğrenç
kılıklara giriyorsunuz, yüzünüze bakmak bile insana nefret
veriyor!
Peyami Safa
Sayfa 43 - ötüken neşriyat
Hatice’ydim,
Belma oldum.
Cerrahpaşa kızıydım,
Beyoğlu kadını oldum.
Eskilerin “yapma” dedikleri, ihtiyarların çirkin buldukları,
hocaların günah saydıkları ne varsa merakla ve zevkle yaptım.
Peyami Safa
Sayfa 177 - ötüken neşriyat
Çocuk üç aylık vardı, kımıldıyordu.
Onu öldürmekle bir insan öldürmek arasında ne fark var?
Bir insan, hiç olmazsa kendini müdafaa edebilir, ya çocuk?
Hem de kanını kendi içime akıtarak, vücudunu kendi vücudumda boğarak...
Kabil değildi, hiç, hiç...
Halbuki, doğarsa, yaşarsa, babası bu çocuğu kurtarmaya, benimle evlenmeye de mecbur olacak, vaatlerini tutacaktı.
Fakat, eve karşı ne yapabilirdim?
Nasıl gizleyebilirdim?
Düşün bir kere...
Peyami Safa
Sayfa 178 - ötüken neşriyat
Her zaman aynı simalar, aynı sözler, aynı oyunlar...
Ne bir yeni zekâ, ne bir yeni eğlence, ne bir yeni hâdise...
Öff...
Biraz seyahate çıkmak istiyorum.
Peyami Safa
Sayfa 43 - ötüken neşriyat
Benden kaçmayınız, buna lüzum yok,
ben zannettiğiniz kadar fena bir adam değilim.
Peyami Safa
Sayfa 56 - ötüken neşriyat
Zampara denen erkekler,
yalnız kadınların bu zayıf anlarını keşfetmekle kalmazlar,
bu zaafı her istedikleri zaman uyandırmaya da muvaffak olurlar.
Peyami Safa
Sayfa 73 - ötüken neşriyat

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sözde Kızlar
Baskı tarihi:
Eylül 2016
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370508
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sözde Kızlar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Sözde Kızlar
Sözde Kızlar
Sözde Kızlar
Peyami Safa’ya ilk edebî şöhretini kazandıran Sözde Kızlar romanı; Anadolu’nun muhtelif bölgelerinin İtilaf Devletlerince işgal edildiği Mütareke döneminin bunalımlı günlerinde, Yunan saldırıları sırasında kaybolan babasını aramak amacıyla İstanbul'a gelen Mebrure adlı bir genç kızın İstanbul sosyetesinin savaştan bile yıkıcı, yozlaşmış hayatlarına girmesiyle başlar. Bir yanda yalnızlığın çaresizliği, diğer yanda içerisinde kalınan muhitin kendisine tesir etmeye çalışan ahlakî çöküntüsüyle verilen mücadelede; sözde kızların, bir uçurumdan diğerine yuvarlanan hayatlarına şahitlik etmekteyiz. Çarpık ilişkilerin, yalanların ve yalnızca gününü gün etme anlayışının hâkim olduğu bu çevrede, devletin ve milletin içinde bulunduğu savaş ortamına kayıtsız kalınmakta ve Türk milletinin kıymet verdiği bütün değerler çiğnenmektedir. Sözde Kızlar, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren büyük bir ilgiyle okunmuş ve sevilmiş, birkaç defa da si­nemaya aktarılmıştır.

Kitabı okuyanlar 1.397 okur

  • Duygu KILIÇASLAN
  • Gülşah Şahin
  • Vusal Fahradov
  • Göktuğ Turan
  • Kitap Sever
  • Levent Pıçak
  • Fatma çelik
  • Başak Ankuttepesi
  • Yağmur
  • Ercan Erensayın

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.8
14-17 Yaş
%5.8
18-24 Yaş
%27.8
25-34 Yaş
%33.7
35-44 Yaş
%19.1
45-54 Yaş
%6.1
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%79.8
Erkek
%20.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.9 (64)
9
%19.6 (55)
8
%21.4 (60)
7
%21.4 (60)
6
%8.2 (23)
5
%1.4 (4)
4
%1.4 (4)
3
%1.1 (3)
2
%0
1
%0.7 (2)

Kitabın sıralamaları