Peyami Safa benim gözümde "kimlik bunalımı" cümlesinin, teriminin tarifi için bir ömür tüketmiş bir yazar.
Bütün eserlerinde mutlaka görebileceğimiz ana konu bu oluyor neticede. Konu, hikaye ne olursa olsun temelinde bu bunalımın kıvranmaları sürüyor biteviye.
Bize, toplumumuza bu romanlarıyla, özünüzden koparsanız olup olabileceğiniz bu kadar diyor adeta.
Öte yanda umumi bakarsak insanın bu manevi düşüşünü hiçbir toplum, hiçbir görüş güzel ve hoş bulamaz. Ruhun derinliklerinde kırılmalar ve bir ömüre yayılacak ölçüde sancı barındırır.
Vicdanı rahat olmayan insan huzuru bulamaz. Kendi gözünden düşen insan kendini hiçbir yere sığdıramaz. Kendimiz için insan olarak yaşamaya mecburuz.
Sadakat ister; temizlik, iyilik, yumuşaklık.. akla gelebilecek güzel denen her şeyi ister insan ruhu, hayatı sürdürebilmek için.
Bu eserinde de kendine bu iyiliği yapmayan ruhların devinimlerini sancılarını en iyi şekilde yansıtıyor yine Peyami Safa.
Böyle bir toplumun ortasında onlar gibi yaşayamayan, onların hayat tarzından benliği incinen, ruhen fiziken çöken Müfid'i de tanıtıyor bize:
"Bu insan, İstanbul'da, eski asırlardan kalma bir sevdalı numunesidir."
Bu numunenin içinde bulunduğu ortama ayak uyduramamasının, iğrenerek izlemek zorunda oluşunun sancısı görülmeye değer doğrusu.
Şüphenin insanı sürüklediği uçurumun, içten içe tüketişinin sarsıcı bir örneği aynı zamanda.
İç çatışmanın böyle güzel tahlili, tespiti büyük bir başarı örneği. İnsanın duygularından gafil, kendini kandırırken sinsi bir mikrop gibi bünyesinde yayılan yıkıntının adı acz olsa gerektir..
Yanlız doğru yaşamak yetmiyor herhalde; doğru güzel bir çevre de şart dedirtiyor.
Yanlış çevrede, doğrunun hasretiyle kıvranan o ince, güzel, daima yalnız insanlara selam olsun bu vesileyle..
Peyami Safa’nın Şimşek romanı, ilk gençlik yıllarının tazeliğini, aşkın coşkusunu ve insanın ruh dünyasındaki dalgalanmaları çok canlı bir şekilde anlatıyor.
Safa’nın dili hem akıcı hem de derin; karakterlerin duygularını okurken sen de onların heyecanına, hayal kırıklıklarına ortak oluyorsun.
Kitap sadece bir aşk hikâyesi değil; insan ruhunun karmaşasını, özellikle de gençliğin gelgitlerini yansıtan bir roman aslında.
Safa’nın psikolojik çözümlemeleri o kadar etkili ki, kimi yerde kendini karakterlerin içinde buluyorsun.
Keyifle oku
GİTMEK İSTEMEZSEN BİR ŞİMŞEK MİKTARI OTURSAK DİYORUM
Şimşek 90 yaşında.. 1928 senesinde yazıldığında bu kitap Peyami Safa henüz 29 yaşındaydı. Yazarın okuduğum 2. Kitabı, ilki yaklaşık 20 yıl sonrasına ait 1949 senesinde yazılan Matmazel Noraliya’nın Koltuğu olmuştu, yaklaşık 300 sayfa olan bu kitapta koltuk 200. sayfada ortaya çıkmıştı. Şimşek kitabı da yine yaklaşık 300 sayfa ve şimşek karşımıza 270. sayfada çıkıyor. Diğer kitaplarında böyle ilginç bir durum var mı , okumadığım için bilemiyorum. İki kitabında da üslubu çok yakın fakat Şimşek günümüzde kullanılmayan bize yabancı kelimeler yönünden daha yoğun geldi bana, zaten dediğim gibi 20 sene önce yazılmış diğerinden. Ayrıca elimdeki kitap 1977 basım Ötüken Yayınevi ve kanaatimce böyle kitaplara böyle eski basımlar çok yakışıyor görünüm itibariyle.
Üç ana karakterimizin ismi : Müfid,Pervin ve Sacid. İsimler bile çok şey anlatıyor. Bugün 10 yaşında bir Müfid, 15 yaşında bir Pervin, 20 yaşında bir Sacid var mı ülkemizde bilmiyorum, vardır illaki de mübalağa ediyorum.
" Pervin herkesin hoşlandığı bu kokuyu, bahar yağmuruyla ıslanmış hafif toprak kokusunu içine çekerek nefes alırken,okuduğu kitabın verdiği hayalleri, gözünün önündeki manzaranın hakiki renklerine ve gölgelerine karıştırarak,tembel,müphem,tatlı bir hisle gözlerini kırptı ve daldı; ne düşündüğünü bilmeden, düşünüyordu.” Sayfa 1
Hikaye bir yana, bu üslup ve tasvirleri seviyorum ve özellikle dönemin yazarları için normal bulup keyifle okuyorum.
Müfid ve Pervin yeni evlidir, Müfid’in dayısı Sacid ile birlikte aynı evde oturmaktadırlar. Müfid ne kadar içe dönükse dayısı da bir o kadar dışa dönüktür. Klasik bir Doğu-Batı çatışması da bu vesileyle kitaptaki yerini almıştır. Birtakım entrikalar sürüp gider kitap boyunca ve yan karakterler de dahil olur.
yazarın şu ana kadar en sevdiğim romanı olmuştur.
Bir peyami safa hayranı olarak en çok beğendiğim kitabı bu diye bilirim.Bireyin psikolojik buhranını vücut üzerindeki etkilerini sarsıcı bir şekilde anlatması romanın en baş konusu olarak ele almaktadır.Kişinin anlaşılamaz bir şekilde isteklerine, arzularına gem vuramaması iradenin yetersizliğinden kaynaklandığını göstermektedir.Karakterlerin anlaşılamaz davranışları tutarsızlıkları gözler önündedir.spoiler!!!!!!
Kitabın bitişindeki üzgünlüğümü sonunun tatmin edici şekilde bitmesi gölgelemiştir.
Peyami Safa 'nın 1923 yılında yayımlanan Şimşek romanı, yazarın Türk edebiyatındaki önemli yerini pekiştiren, psikolojik derinliği olan bir eserdir.
Şimşek, Batılılaşma ve geleneksel değerler arasındaki çatışmayı, karakterlerin ruhsal çalkantıları üzerinden inceler.
Şimşek romanının merkezinde, İstanbul Bağlarbaşı'nda eski bir konakta yaşayan Sacid, Müfid ve Pervin yer alır. Müfid ve Pervin evlidir ancak Pervin'in, evliliklerinden önce dayısı Sacid'le olan ilişkisi gizlice devam etmektedir. Bu karmaşık ve ahlaki açıdan çürümüş ilişki, romanın ana gerilim kaynağını oluşturur. Müfid, eşi ve dayısı arasındaki ilişkiyi sezer ancak tam olarak emin olamaz. Bu şüphe ve iç çatışma, onu derinden etkiler.
Peyami Safa, Şimşek romanında olay örgüsünden çok, karakterlerin psikolojisini ve iç dünyalarındaki karmaşayı ön plana çıkarır. Bu, Peyami Safa'nın diğer önemli eseri Dokuzuncu Hariciye Koğuşu nda da görülen bir özelliktir.
Şimşek, yaşanan ruhsal gerilimlerin ve ahlaki çöküntünün, beden üzerindeki somut etkilerini ustaca işler. Müfid'in bu durumdan dolayı hastalanması ve yatağa düşmesi, bu tezin bir yansımasıdır.
Peyami Safa, dönemin "yeni havası"na kapılmış, geleneksel Türk-İslam değerlerinden uzaklaşarak ahlaksızca bir hayat süren Batı hayranı kadın tiplemelerini eleştirir.
Şimşek romanındaki kadın karakterler, şehvet ve menfaate düşkün, "erkekleşmiş" olarak tasvir edilir. Yazar, bu tiplemeler üzerinden toplumdaki ahlaki çöküntüyü gözler önüne serer.
Romanın adı olan "şimşek", son bölümde kritik bir rol oynar. Çakan bir şimşeğin aydınlattığı bir anda Müfid'in şüphelerinin dehşet verici bir şekilde doğrulanması, romanın trajik sonunu hazırlar. Şimşek, bu bağlamda, aydınlanma, gerçeklerin ortaya çıkması ve felaketin habercisi olarak işlev görür.
Peyami Safa, eserlerinde sıklıkla doğu-batı çatışması,
Çocukluğundan beri yalnız kalmış bir yere ait hissedememiş Pervin hayatındaki erkekleri farklı bir hisle sevdiğini sanıyor. Müfid'in sadakatine merhamet duyduğunu sanarken, Sacid'i duygularından yoksun oluşunu güçlü olarak nitelendiriyor. Bana göre sevgiyi bilmiyor, sevgiden mahrum kalkarak yaşamış Pervin, birden fazla insanı kalbine sığdıracağını düşünmesi bu hissi tanımamış olmasından kaynaklanıyor. Onun ve etrafındakilerin bu ruh halini incelemek analiz etmeye çalışmak keyifliydi. Peyami Safa, romanının kahramanlarına kanlı canlı bedenler bulup onları yaşatmayı başarmış. Sevginin de bir ruhu yaratan en büyük güç olduğunu çıkardım payıma.
Herkese Merhaba bugün sizlere Safa'nın ilk eserlerinden olan, psikolojik roman türündeki ilk denemesi "Şimşek" isimli romanından bahsetmek istiyorum. Yazarın ilk denemesi olmasına rağmen kesinlikle şahane olduğunu belirtmek isterim. Safa romanlarında insan ruhunun güneşsiz, hatta yıldızsız sahalarına nüfuz etmesi için sarfettiği gayret okuyucusu tarafindan çok iyi biliniyor. Romanlarındaki insanların iç maceralarını daima birinci plânda tutan yazar, Şimşek kitabında bu iç maceraları zirveye ulaştırmış benim nazarımda.
Bir insanın birisinden şüphe duyması hele de bu şüphe duyulan kişi insanın eşiyse insanın beynini, şüphe duygusundan bir türlü emin olamadığında bedenini bir kurt gibi yiyip bitirir öyle değil mi? Baş kahramanımız Müfid'in şüphesi de bundan farksız degildir hele de eşi Pervin'in dayısıyla bir ilişki icerisinde olduğundan şüphe duyuyorsa.
Safa insan psikolojisinin ruhi bunalımlarını ve çatışmalarını güzel kelimesi eksik kalır mükemmel bir şekilde dile getirmiş. Olaylar akıcı ve karakter analizleri cok iyi bir sekilde yapılmış, okurken sanki psikolojik duyguları bire bir yaşıyorsunuz. Kadın-erkek ilişkisinin yasak aşk gerçeklerini başarılı bir şekilde gözler önüne serilmiş yazar tarafından.
Kitabın sonlarına doğru iyice artan gerilim, yoğunlaşan ve çarpıcılığı yükselen olaylar, kitabı yer yer elinizden birakmanıza ve acaba ne olacak düşüncesine sebep oluyor.
Kitap okurken edebi nitelik arayanlar için kesinlikle Safa'nın tüm kitaplarını önerdiğim gibi bu kitabını da öneriyorum. Okuyucusuna Safa'lar getirsin
Herkese keyifli, huzurlu, saglik dolu, mutlu, hayırlı bir gün diliyorum. Kitapla, hoşça ve evde kalın
Beni çok derinden etkiledi.
Peyami Safa'nın okuduğum beşinci romanı Şimşek. Karakter çizimleri ve tanımlamaları ve olay anlatımları tahmin ettiğim gibi olağanüstüydü. Başlarda basit bir aldatma okuyacağımı zannederken aldanan ve aldatanı öyle tasvir ediyor ve öylesine sebeplerle ilişkilendiriyor ki onları ne yargılayabiliyor ne onlardan nefret edebiliyor ne de onlara hak verebiliyorsunuz. Karakterlerde ve olay örgüsünde en çok aradığım şeydir bu. İnsanın tüm zıtlıkları aynı bünyede besleyebilen buna hiç utanmayan bundan hiç gocunmayan veya buna övünmeyen bir varlık olması ve nihayet doğasında bu düşünce ve davranışları bilerek ya da bilmeyerek ihtiva etmesi.
-Son bölümlere doğru beni hafif bunalımlara sevk etti hatta kahramanlar rüyalarıma bile girdiler. Sırf kitap yüzünden mutsuz geçirdiğim uzun saatler oldu.
Kitapta eski kelimelerin var olması sevmeyenler için külfet olabilir, okuyacak olanlar “müthiş” kelimeler öğrenecekler, garanti verebilirim.
-Size karakter değil insan tahlil ediyor.
-Kitaba ismini veren “şimşek” meselesini de sona saklaması ve birleştirdiği durum çok güzeldi.
Keyifli okumalar.
Sosyal- Psikolojik bir roman. Tam bir Peyami Safa klasiği. Birbirinden çok farklı üç ayrı karakterin ilişkileri güzel bir şekilde anlatılıyor. Olayın yaşandığı konakta bulunup baş karakterlerimizden biri olan “ Sacid “ adlı kişiye bir kaç söz söyleyememenin acısı ile kitabı bitirdim. Oldukça akıcı bir roman. Okumayı düşünen arkadaşlara tavsiye ederim.
Peyami Safa, Türk hikâye ve romancısıdır. Server Bedi takma ismini de kullanan yazar romanlarının yanı sıra, düşünsel yapıtları, polemikleri, köşe yazarlığı ve gazeteciliği ile de tanınır.
Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğludur. Sivas'a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine 1901 yılında iki yaşında yetim kalmış, bu yüzden "Yetim-i Safa" adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanı sıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar, bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. Doktorlar kolunun kesilmesinde karar kılmış, fakat Safa bunu kabul etmemiştir. Daha sonraları bu günlerdeki tecrübelerini "9. Hariciye Koğuşu" adlı romanında okurlarıyla paylaşır. Hastalık ve savaşın yol açtığı maddi sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, 13 yaşında hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır. Karton Matbaası'nda bir süre çalışan Peyami Safa, Posta - Telgraf Nezareti'ne girmiş, I. Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Daha sonra Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihat Mektebi'nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda, hem öğretmiş, hem de kendi çabasıyla Fransızca'sını ilerletmiştir. Buradaki izlenim ve deneyimlerini "Biz İnsanlar" adlı eserinde kullanmıştır 1918 yılında ağabeyi İlhami Safa'nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılmış ve birlikte çıkardıkları "20. Asır" adlı akşam gazetesinde "Asrın Hikâyeleri" başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlamıştır. İmzasız olarak yazdığı bu hikâyelerin tutulması üzerine Server Bedi takma adını kullanmaya başlayan Peyami Safa, daha sonra 1921'de Son Telgraf gazetesinde yazmış, oradan da Tasvir-i Efkâr'a geçmiştir. Daha sonra Cumhuriyet gazetesine geçmiş, 1940 yılına kadar bu gazetede fıkra ve makalelerinin yanı sıra, roman da tefrika etmiştir. 1960'lı yıllara kadar başta Milliyet olmak üzere birçok gazete ve dergide yazan Peyami Safa 27 Mayıs'tan sonra Son Havadis gazetesinde yazmaya başlamıştır (1961). Aynı yıl Erzurum'da yedek subaylığını yapmakta olan oğlu Merve'nin ölümü üzerine büyük bir sarsıntı geçiren Peyami Safa, iki üç ay sonra İstanbul'da vefat etmiştir.
Edebî hayatı
İlk romanlarında sola yakın görüşler taşıyan Peyami Safa, bir hastanın psikolojisini anlattığı otobiyografik romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu (1931) Nazım Hikmet'e ithaf etmişti. Bu roman hariç, 1922-1939 yılları arasında yazdığı Mahşer (1924), Şimşek (1928), Fatih-Harbiye (1931) ve Biz İnsanlar (1939) adlı romanlarında Doğu-Batı sorunsalını karakterlerde somutlaştırarak işledi. Safa, bu romanlarında, ruh hallerini çözümlemede, kurguda, dilinin kıvraklığında, anlatım tekniklerindeki denemelerde başarılı bulunurken romanlarında düşünceyi öne çıkarması dolayısıyla eleştiriler aldı. II. Dünya Savaşı sırasında Nasyonal Sosyalistlere yakınlaşmasıyla dikkat çeken Safa'nın gerçekçi roman çizgisi Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949) ile mistisizme yöneldi. İlk uzun hikâyesi "Gençliğimiz"i 1922 yılında neşreden Peyami Safa, para kazanmak amacıyla yazdığı kitaplarında, ilk defa ağabeyi İlhami Safa'nın takma ad olarak kullandığı, annesi Server Bedia Hanım'ın adından uyarladığı Server Bedi müstear adını kullanmış, bu takma adla yüzlerce eser vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları ile Cumbadan Rumbaya adlı romanı olmuştur. Peyami Safa, Türk kültür yaşamında yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta, Kültür Haftası (1936, 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953-1960, 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır. Asıl ününü romancı olarak yapan Peyami Safa, bazı uzun öyküleri ile de dikkati çekmiş, yazar Batılı kaynakların bir "Zalim" olarak tanıttıkları hun hükümdarı Attila'yı aklamak amacıyla aynı adda bir de tarihsel roman yazmıştır. Tüm bu üretkenliğine rağmen yeterince tanınmamış ve tanıtılmamıştır.
Hakkında yapılan çalışmalar
Prof. Dr. Mehmet Tekin, Doç Dr. Mehmet Önal ve Dr. Nan a Lee Peyami Safa hakkında birer doktora tezi vermişlerdir. Beşir Ayvazoğlu'nun yazar (Peyami Safa) hakkında Ötüken Yayınları'ndan çıkmış, biyografik bir eseri bulunmaktadır. Zülfikar Uğur Yıkan, 2004 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde "Peyami Safa'nın Server Bedi İmzalı Romanları" konulu Yüksek Lisans tezini hazırlamıştır. Yazar-çevirmen Sabri Kaliç 2011 yılında Peyami Safa'nın "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" romanını "Exterior Diseases - Ward: 9" adıyla İngilizceye çevirmiştir.
Ayrıca internet üzerinde Peyami Safa hakkındaki bilgilere ulaşabilceğiniz " peyamisafa.biz " şeklinde bir internet adresi mevcuttur.