》Mahşer, cephede vatanı, milleti uğruna savaşıp gazi olan ve İstanbul'a döndükten sonra kendisini intiharın eşiğinde bulacak kadar hayal kırıklıkları yaşayan Nihat'ın romanıdır.
》İstanbul'a geldiği zaman insanlar tarafından kendisine kucak açılacağını, hayatını hemen yoluna sokabileceğini düşünen Nihat farklı bir ortamla karşılaşıyor. Günlerce kalacak yer ve iş bulamaması yetmezmiş gibi bir de küçümseniyor, gururu kırılıyor, tek tek kapılar yüzüne kapanıyor. Ve aslında savaştan daha kötü bir ortamın içine düştüğünü anlıyor. Bu insanlar için mi cephede savaştık, türlü eziyetler çektik diye düşünmekten alamıyor kendini. Yazar da bu fikir üzerinden aslında cephede savaşanlarla, yaşayan diğer insanların mukayesesini yapıyor.
》Tesadüfen karşılaştığı Seniha Hanım'ın kendisine yaptığı iş teklifiyle Nihat'ın asıl macerası da başlamış oluyor. Buradan itibaren hüzün, pişmanlık, korku, umut, hayal kırıklığı, mutluluk, heyecan kısacası insana dair ne varsa okuyoruz. Ve aşk... Tabiki unutmuyor yazar. Muazzez... Gerçek aşkı da onda görüyoruz. Bu konuda çok ipucu vermeyeceğim.
》Yazarımız her eserinde olduğu gibi kusursuz psikolojik ve sosyolojik analizler yapıyor. Ve adeta can yakıyor, uyandırıyor, gözlerdeki perdeleri kaldırıyor. Sadece Nihat'ın yalnızlığı, psikolojik durumu değil, dönemin de siyasi, sosyal ve kültürel durumunu anlatıyor. Birinci Dünya Savaşı'nın sebep olduğu çalkantıların, fakirlik ve ruhi bunalımların ferdi ve toplumsal ölçekte yol açtığı ahlaki çöküntüleri, gerçekçi bir atmosfer içinde gözler önüne seriyor. Ve idealist bir insanın hayatta kalmak için ne gibi fenalıklarla yüzleşmesi gerektiğini gözler önüne seriyor.
》Kitabın arka kapağında da dendiği gibi Nihat artık Türkiye'nin masumlar, temizler, alicenaplar, faziletkârlar, hasbiler, iyi niyet sahipleri ve