Adı:
Simyacı
Baskı tarihi:
Ocak 1996
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750726439
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Alquimista
Çeviri:
Özdemir İnce
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Simyacı, dünyaca ünlü Brezilyalı yazar Paulo Coelho'nun üçüncü romanı. 1996 yılından bu yana Türkiye'de de çok okundu, çok sevildi, çok övüldü bu kitap. Bir büyük Doğu klasiği olan Mevlâ­nâ'nın ünlü Mesnevî'sinde yer alan bir küçük öyküden yola çıkarak yazılan bu roman, yüreğinde çocukluğunun çırpınışlarını taşıyan okurlar için bir "klasik" yapıt haline geldi.

Simyacı, İspanya'dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago'nun masalsı yaşamının öyküsü. Ama aynı zamanda bir "nasihatnâ­me"; "Yazgına nasıl egemen olacaksın? Mutluluğunu nasıl kuracaksın?" gibi sorulara yanıt arayan bir yaşam ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen bu romanın, dünyanın dört bir yanında bunca sevilmesinin gizi, kuşkusuz bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. 

Simyacı'yı okumak, herkes daha uykudayken şafak vakti uyanıp, güneşin doğuşunu izlemeye benziyor.
Simyacı kitabını okumama öğrencilerim sebep oldu. Sürekli: “Hocam Simyacı çok güzel de mi? Hocam Simyacı’yı okudunuz mu?” gibi sorular gelince mecbur alıp okumaya karar verdim. Kitabı aldığım esnada kitabın beni kendine doğru çektiğini hissettim. Ciddi anlamda uzun süredir beni bu denli kendine çekebilen bir kitap olmamıştı. Açık okumaya başlayınca kendimi bir bilge ile yolculuğa çıkmış gibi hissetim. Neticede yolculuğumuz gayet keyifli geçti.

Kitabın olay örgüsü baktığımızda “Santiago” adındaki karakterin kişisel menkıbesini bulmaya çalışmasından yola çıkılarak oluşturulmuş. Bunun için Mevlana’nın hikâyesinden yola çıkılmış da deniyor. Fakat ben Mevlana’nın bu hikâyesini okumadığım için bu konuda yorum yapmayı düşünmüyorum.

“Santiago” karakteri ile başaralı bir karakter yaratmayı başarmış yazar. İster istemez karakteri seviyorsunuz. Bu sizin kitabı daha istekli okumanızı sağlıyor. Zaten bir kitabın en önemli özelliklerinden biri de karakter yaratma becerisidir. Çoğu başarılı kitap, karakteri ile anılıyor. Örneğin; Rodion Ramonoviç Raskolnikov, Oblomow ve Prens Lev Nikolayeviç Mışkin gibi. Yazar Santiago karakteri ile bunu başarmış. Kitap roman olmasına rağmen size bir felsefi yapıt, masal ve hikâye izlenimi veriyor. Üstüne bütün bunları sürükleyici bir şekilde verdiği için kitabı sıkılmadan okuyorsunuz.

Ayrıca bir nasihatname özeliği de var diyebiliriz. Çünkü kitap karakterlerin birbirine nasihat vermesi yoluyla oluşturulmuş. Okuyucuya karakterler üzerinden sürekli örtülü nasihatler verilmiş. Nasihatlerin genel amacı “kişinin kendi kişisel menkıbesi gerçekleştirmesi”dir. Kitabın belki eleştirilebilecek tek yanı burası çünkü bu noktadaki nasihat sayısı gerekenin üstüne çıkmış ve sıkıcılık yaratmış. Bu konudaki nasihatler daha az olabilirdi.

Netice olarak hem masalımsı hem felsefik hem de güzel bir an geçirmek istiyorsanız okumanız gereken bir kitap diyebiliriz.
Kitabı 2 yıl önce 1Mayıs`da kız kardeşimin doğum gününe hediye almıştım. Ne yazarı tanıyordum o zaman ne böyle bir kitabın mevcut olduğundan haberim vardı. Çok aramıştım. Yanımda arkadaşımla bir kitapçıya girdik. Böyle eski kitapçılardan. Tam "Kız Külesi"nin yanında. Onun kadar tarih ve kültür kokan bir yerdi. Sahibi, yaşlı, gözlerinde kocaman gözlüğü olan, ufak tefek adamdı. Güya kitap alacağım. Tam 1 saat adamla ( dedemden yaşlıydı ) sohbet ettik. Daha kitaplar hakkında bilgimin aşk romanlarıyla sınırlı kaldığı, 1k`nı keşfetmediğim ( yalnızca kaydolmuştum) zamanlarımdı. O, "Sade" diyor, ben " o kim ki?" diye bakıyorum. Kafka uzatıyor, tereddüt ediyorum. "Klasik" diyor burun kıvırıyorum. Ne istediğimi yine kendim de bilmiyorum...

Sonunda, arkadaşım kendini kötü hissettiği için çabuk çıkmayı denedim. "Ne alsam acaba?" sorusu beynimde uğuldadı. Ve o zaman gözüme bir kitap ilişdi. Ucuzdu. Çünkü 2. eldi. :) Çaresiz aldım. Yol boyu hem kitapları, hem o adam`la kitap hakkında hiç bitirmek istemediğim söhbeti ve arabir gözüm kaydığında içimi sıkıntı kaplayan aldığım kitabı düşünüyordum. "Beğenecek mi acaba?" "Yine kafamı şişirecek. Ben senin doğum gününde böyle mi yapıyordum?"
Sıkıntıyla kitabın sayfalarını çevirirken, altı çizilmiş cümleleri gördüm. Hepsini okudum. Takdir edersiniz ki, ne kadar etkilenmiştim.

Tabii, kardeşim beğendi. :) Aramızda hep "çok saf kitap" diyorduk. Ne zaman içim daralsa açıp, eskiden kimin olmuşsa onun çizdiği cümleleri okuyorum.

Bu kitabı almak hayatıma bir sürü yenilikler, kendimi kavrama yeteneği, kitapları uzun bir süre sonra hayatıma dahil etme, 1000kitap gibi bir yerle tanışma imkanı, gitmiş olduğum kitapçı`da durmadan kitaplardan konuşacağım birini tanıma fırsatı, edebiyyat alanının daha bir katresine dahi dalmadığım yazarlar, kitaplar olduğunu bilme yetisi kattı. Ve de en esası, kardeşimin dilinden kurtulmak :)

Kitabın içeriği ile ilgili bir şey söylemek istemiyorum. Zira bana hayatımın mutluluklarını armağan eden kitap ve yazar`ı en üst seviyyede anlatacak kadar Türkçe kelimelere sahib değilim.

:)
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.513 Oy)7.849 beğeni21.652 okunma956 alıntı105.185 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.334 Oy)7.664 beğeni24.039 okunma511 alıntı118.637 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.382 Oy)11.764 beğeni29.565 okunma2.107 alıntı124.751 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (8.688 Oy)10.295 beğeni25.014 okunma1.190 alıntı133.618 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (7.798 Oy)7.773 beğeni20.679 okunma1.071 alıntı96.632 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (13.209 Oy)16.439 beğeni36.711 okunma1.636 alıntı154.686 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.330 Oy)6.813 beğeni18.834 okunma505 alıntı73.178 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (5.793 Oy)6.972 beğeni18.842 okunma2.356 alıntı110.897 gösterim
  • Olasılıksız
    8.5/10 (5.618 Oy)6.274 beğeni17.953 okunma531 alıntı102.915 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (3.905 Oy)4.559 beğeni15.252 okunma2.145 alıntı97.674 gösterim
1000kitap'ta inceleme yapması içimden gelmeyen nadir kitaplardandır Simyacı.

"Ha şimdi sen bu kadar popüler ve beğenilmiş bir kitabı eleştiriyorsan kesin prim yapmak için yapıyorsundur bunu." mantığıyla gelinebilir bunu anlarım fakat zaten dünyada büyük etki bırakmış bu tür eserleri böyle eleştirmek, kötülemek vs. biraz ilginç ve hadsiz hissettirmiyor da değil. Keza bu durumun tersi olarak, bu zamana kadar epey popülerleşmiş 1984 ve Kürk Mantolu Madonna gibi eserleri de çok sevmiştim mesela. Bu incelemeyi de sadece kitabı okuyup bitirdikten sonra oluşan duygularımı dürüstçe açıklamak istediğim için yazıyorum, zaten bu sitede de yaptığım puanlamaları elimden geldiğince gerçek okuma deneyimime dayanarak vermeye çalışıyorum.

Kitabı okuyanlar için spoiler entry'si : https://eksisozluk.com/entry/24419002
Kitabın konusu aslında birebir Takkeci İbrahim Ağa hikayesinden alıntıdır diyebiliriz. Okumadan önce haberim yoktu bu hikayeden fakat kitapla birleşemememin sebebi de bu değil zaten. Basit bir kişisel gelişim kitabı mantığına da katılmamakla birlikte, kitabın konusunu ve anlattığı şeyleri epey sade buldum. Aslında dünyada da genel olarak bu sadeliğinin güzelliğinden dolayı seviliyor olabilir. Fakat, Simyacı bana bu sadelik, detaysızlık ve konunun katmanlı değil tek bir yönde ilerlemesinden ötürü bir tuzsuz pilav yemiş etkisi yaptı. Evet, okuduktan sonra okudum ve bu kitabı hayatıma kattım diyebiliyorsunuz ama ben kendi adıma tat alamadım bu kitaptan.

Hiçbir kitabı zaman kaybı olarak görmeyen ben, bu kitabı da keza zaman kaybı olarak görmedim. Sadece popüleritesinin yerini alabilecek çok fazla sayıda başka kitap var iken bu kitabın neden bu kadar popüler ve kıymeti abartılmış, gereğinden fazla değer verilmiş olmasını sorguladım kendi adıma.

Hayatın sürekli devam ettiğini, kendini tanımanın ve "kişisel menkıbe"nin önemini, yolculukların, gelişimin ve güzelliklerin önemini ben de biliyorum fakat bu bir romana yoğrulunca bende bir kişisel gelişim kitabıymışçasına algı bırakıyor sanki.

Dediğim gibi benim için hala tuzsuz bir pilav, şekersiz bir tiramisu, ekşisiz bir mandalina, acısız bir çiğköfte etkisi bırakan kitaptır.
Simyacı özellikle son yıllarda fazlasıyla okunan, üstünde konuşulan ve okuyanların büyük çoğunluğunun beğenisini kazanan bir kitap. Çağımızın önemli ve görece verimli yazarlarından biri olan Paulo Coelho'nun da en sevilen kitabı. Peki dillerden düşmeyen ve çok beğenilen bu kitabın konusu ne? İspanyol bir çoban olan Santiago'nun bir dileği vardır; Santiago, yaşadığı yerdeki diğer çobanların yaptığı gibi o bölgeye hapsolmak yerine dünyayı keşfetmek, dolaşmak ister. Bu isteğin temel sebebi ise gördüğü bir rüyadır. Bu rüyayı iki kez üst üste gören genç çobanımız rüyayı görme sebebinin altında Mısır piramitlerinin yanında bulacağı hazine olduğunu öğrendiğinde Afrika'ya doğru yola çıkar ve yolculuk başlar.

İçinde az da olsa olağanüstü öğeler de barındıran Simyacı'da bu tür öğeler çeşitli felsefi unsurlarla harmanlanarak aktarılıyor. Kitaptan çıkarılabilecek bir dolu ders, kulak verip kendi hayatlarımızda da uygulamaya çalışabileceğimiz birçok nasihat var. "Bir şey istediğin zaman, bütün Evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar." Kitabın henüz başlarında yer alan bu cümle belki de bu kitabın minik bir özeti. Santiago hazine bulmak amacıyla çıktığı yolda çeşitli kişilerle karşılaşıyor. Kral Melkisedek, Billuriyeci, İngiliz ve en son Simyacı. Yukarda yer verdiğim alıntı Kral Melkisedek'in ağzından çıksa da  Santiago'nun sonrasında tanıştığı kişilerle gerçekleştirdiği diyaloglar ve yaşananlar bu cümleyi destekler nitelikte. Melkisedek'le tanıştığında zor durumda olan Santiago bu tanışıklıktan sonra amacına daha bir şevkle sarılıyor. Önemli karakterlerden bir diğeri de  Santiago'nun para kazanmak için yanında çalıştığı Billuriyeci. Bu kısımdaki belki de en dikkat çeken noktalardan biri Billuriyeci'nin Müslüman olması, Santiago ise Hıristiyan. Buna rağmen (aslında burada rağmen olacak bir bu olmayabilir) aralarında gayet iyi bir ilişki var. Billuriyeci hacca gitme hayaliyle yaşayan, aslında bunun için fırsat da bulan ancak, kendisini bu hayalin ayakta tuttuğunu söyleyen ve bu hayalini gerçekleştirirse ne duruma geleceğinden endişe duyan biri. İşleri kötü giden ancak bunun için hiçbir çaba sarf etmeyen Billuriyeci'nin işleri Santiago ile tanışmasının ardından iyiye gitmeye başlıyor, çünkü çeşitli tabular yıkılıyor. Yani yazarımız burada diyor ki : "Şikayet etmeyi bırakın, kötü giden şeyleri iyileştirmek için çaba sarf edin. Bir şeyler başarabilmek için sizin gayretinizden daha önemli olabilecek hiçbir şey yok." Tanıştığı kişilerle yaptığı konuşmalar, ardından meydana gelenler Santiago'yu yeni bir amaca sürüklüyor. Kendi "kişisel menkıbesini bulmak". Bu noktada, amacına ulaşmak için sadece kitap okuyan İngiliz karakter giriyor devreye. Santiago ise bu kişinin aksine amacına ulaşma yolunda kitap da okuyor, gözlem de yapıyor, çevresindekilerle fikir alışverişinde de bulunuyor.

Tüm karakterler okura istediği şeye ulaşması yolunda yoluna taşlar çıksa da bunları kendi istekleri, çabası ve Evren'in de işbirliği ile aşıp amacına ulaşabileceğini iletiyor. Hedeflerinden sapmaması ve bu yolda ilerlemesi gerektiğini aktarıyor. Simyacı birçok harika cümleyle dolu bir kitap. Altı çizilebilecek ve hayran hayran okunabilecek onlarca cümle, paragraf var. Kitapta geçen bir hikaye ve kalbin istekleri ile ilgili bir yazı var ki sırf bu bölümler için bile Simyacı övgüyü fazlasıyla hak ediyor. Simyacı'yı henüz okumadıysanız bence kesinlikle okumalısınız.

Son olarak, "Gerçekten gönülden istediğiniz ve ona ulaşmak için çabaladığınız bir şeye evrenin de yardımıyla er geç ulaşacaksınız, yeter ki işaretleri takip etmeyi bilin."
Simyacı Türkiye'de okunan en popüler romanların başında gelir. Eminim çoğumuz bir şekilde bu eseri duymuşuzdur. Kim milyoner olmak isterde bile çıktı öyle prestijli yani :)

İspanya'dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago'nun hikayesidir.

"Bir şey istediğin zaman, bütün Evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar." Kitabın henüz başlarında yer alan bu cümle kitabın minik bir özeti. Santiago hazine bulmak amacıyla çıktığı yolda Kral Melkisedek, Müslüman Billuriyeci, İngiliz, Fatima ve en son Simyacı ile karşılaşıyor.

Olağanüstü cümlelerle dolu bir kitap. Altı çizilebilecek ve hayran hayran okunabilecek onlarca cümle, paragraf var. Kütüphane arşivinde olması gereken bir kitap. Kişisel gelişime destek verecek nitelikte. Özellikle geleceğimiz olan gençlere tavsiye ediyorum. Çünkü bırak hayallerinin peşinden gitmeyi, bize hayal kurmayı bile unutturdular.

Okunacak o kadar çok kitap var ki keşke daha çok vaktimiz olsa..
Simyacı Paulo Coelho'dan okuduğum ilk kitap. İyiki de okumuşum dediğim kitaplar arasında. Yazarın anlatımı, olayların kurgusu sürükleyici ve anlamlı. Öylesine okunacak bir kitap değil, bir oturuşta bitirmemenizi öneririm kitapta bulunan felsefeye kafa yormalısınız, anlamlar çıkarmalısınız.

''Yeryüzünde her insanın kendisini bekleyen hazinesi vardır.''
Santiago gibi azim ve kararlılıkla herkesin kendisini bekleyen hazinesini bulması dileğiyle.
İyi okumalar.
-Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım?
_ Çünkü onu susturmayı hiç bir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o hep oradadır, göğsündedir,hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü tekralayacaktır.
- Bir hain olsa da mı?
- İhanet senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini tanıyacak olursan; sana baskın yapmayı hiç bir zaman başaramayacaktır. Çünkü ounn düşlerini ve arzularını tanıyacaksın, hesaba katacaksın. HİÇ KİMSE KENDİ YÜREĞİNDEN KAÇAMAZ. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana.


Bir kitap bu kadar mı anlamlı güzel olur. Kitabı alalı 4 ya da 5 yıl oldu. Ancak yeni okuyabildim. İyi ki bu kadar geç okumuşum. Belki bende kendi menkıbe yeni yeni farkına varıyorum. OKUMADIYSANIZ mutlaka okumalısınız.
Sırf şikayet edildigi için spoi içerir. Bir insanın bir hazine için başka şeylerin yönlendirmesiyle mısır piramitlerine hazine için gidiyor fakat bulamıyor sonrada hislerine dayanarak başka yerlere gidiyor ben çok begendim ve etkilendim herkesin okumasını isterim
Kütüptane arşivinde olması gereken bir kitap.Masalsı bir yaşamın felsefi öyküsü. Kişisel gelişime destek verecek nitelikte. Özellikle gençlere tavsiye ediyorum.
simyacı kitabını ilk olarak Hüseyin Hocamda gördüm sonra ablam da okuyunca okumaya karar verdim. Simyacı kitabı hayatımda gördüğüm en değişik kitaplardan biridir ama şunu unutmayalım ki en güzel kitap değil. Hayatımda ilk kez bir kitaptan bu kadar ders aldım. İşte işaretlerdir bilmem hac meselesidir, kişisel makbıledir[yanlış yazmış olabilirim) gerçekten hayatıma çok şey kattı.Ama tek bir yeri beğenmedim oda müslümanlara laf atması aklımda kalan şunlardı:alınlarını değişik biçimde yere sürten insanlar,minarede bağıran insanlar. Çoban:"imansızlar"diye geçirdi.böyle yazıyordu.bir yazarı yapacağı en yanlış şeylerden biri başka dine laf atmak ama Paulo bunu yapmış.Hoşuma gitmediğini açıkça belirmek isterim.en çok beğendiğim taraf şu değerli taşlarla olan fincan satan tüccar oldu. Mekkeye gitmek istiyor ama şunu biliyor mekkeye giderse başka hedefi kalmıyacak. Kitap bazen çok bunaltıcıydı ve buda insanı sıkıyordu içine heyecan çok az katmıştı.Bilmiyorum,hiç kendimde kitap hakkında o adranali yaşıyamadım. Yani hissedemedim o duyguyu kendimde. Kendimle ilgilimi yoksa paulonun hatasımı karar veremedim.Ama ALLAH var güzeldi zaten dediğim gibi en beğendiğim yeri ders vermesiydi.Benim hayatıma katkıda bulunan en iyi kitaptı ders vermesi açısından.Burdan Hüseyin Demir hocama çok teşekkür ediyorum çünkü çoğu kitabı okumamın sebebi Hüseyin Hocaydı ve kitap okuma alışkanlığını kazandıranda oydu.Annem der Hüseyin Hoca olmasa senin kitap okuman yok. Ama şu anda gerçekten kitap okuma alışkanlığını bana kazandıran Hüseyin Hocaydı. Hüseyin Hocama bir kez daha teşekkür ediyorum.ve kendimi hocam sayesinde çok şanslı hissediyorum...
Bu kitap çok güzel konuları farklı olabilir 2 günde bitirdiğim bir kitap daha önce okumuştm etkileyici yazarı güzelce anlatmış herşeyi kitabın konusu ise tek hayali dünyayı gezmek olan Santiago adında bir gencin, ailesinin rahip olmasını istemesine karşın, hayallerinin peşinden koşarak İspanya'dan Mısır'a yaptığı yolculuğu konu alıyor. Yazarı Paulo güzelce anlatmış kitabın sözleride etkileyici sade üslüpla anlatılmış ben kitabı beğendim sizede tavsiye ediyorum ....
Kitabı biraz önce bitirdim, karşıma koydum. Bakıyorum. Bir yandan bakıyorum, bir yandan düşünüyorum bir yandan da anlamaya çalışıyorum. Bunca verilen bilgiyi, öğütü anlamaya çalışıyorum. Kitabı bitirdiğimde allak bullak olsam da sükunet yaratmaya çalışıyorum beynimde. Yanlış anlamayın kitap kötü sonla bitmedi aksine mutlu sonun mükemmel telaffuzu ile bitti. Böyle mutlu bir son göremedim ben efendim. Erişmişliğin, mutluluğun, kendi istedikleri doğrultusunda gitmenin, bilmenin ve pişmenin mutluluğuyla son buldu kitabımız. İçinde kendimden milyonlarca parça bulduğum, karakterinin bana benzediğini düşündüğüm bir kitap bu Simyacı. Yanlış anlamayın hayatımda hiç hazine rüyası görmedim, dünyayı dolaşmak istemedim, paramı çaldırmadım, başımdan bu kadar ders alabileceğim bir olay geçmedi veya bir simyacıyla tanışmadım ama sizin -okuyanların- da öğrendiği gibi bir işaret, bir benzetme, en küçük benzetme bile bir diğerinin aynısı. Onu yaratan da aynı, bunu yaratan da. Kitaptan alıntı yapabileceğim gibi "Her şey bir tek ve aynı şeydir." Bu sözde de kendimi buldum, Paulo Coelho'nun en ufak bir simgenin bile mesaj içerdiğini yazdığında da. Belki saçma gelicek ama çocukluğumdan beri bir kalemi şuradan alıp şuraya belli bir nedenle koymamın bile bana öğrettiği bir bilginin olduğunu düşünürdüm. Eskiden insanların böyle küçük olaylardan ders çıkaracağını veya çıkardığını düşünmediğimden bu fikrin aptalca olduğunu sandım. Sonrasında oturup düşündüğümde ise "insan her zaman ders çıkarmak ve hayatının istikametini değiştirmek için en büyük vuruşunu bekliyor ben en büyük vuruşumu beklemeyeceğim, hazırlıklı olacağım" diye kendime bu fikri telkin etmeye çalıştım. Bir süre sonra bu fikir de uçup gitti, ben de en büyük vuruşu beklemeye başladım. Bu kitap bana verdiğim kararı hatırlattı, beni hatırlattı, içimdeki hayallerimi gerçekleştirme isteğimi hatırlattı. Ben Paulo Coelho'nun bu kitabında kullandığı karakterlerin bizim içimizden yarattığını düşünüyorum. Söz konusu karakter "SANTIAGO" bizim içimizdeki hayallerimizi gerçekleştirmek için yola koyulan ya da yola koyulmak isteyen, bu uğurda kendini adamış, kimi zaman vazgeçen kimi zaman ise bu hayale sımsıkı sarılan biricik özelliğimiz. Bahsi geçen Kral bizim öğütlerimiz çingene ise yorumcumuz. Paulo bu kitabında kişinin ne yapmasını açıkça vurgularken karakterlerini de insanların özelliklerinden seçmiş. Bir temsil olarak kullanmış. Ve ben böyle ustaca yazılmış bir kitabı okumaktan gurur duyuyor olacağım her zaman. İki gün gibi kısa sürede bitirdiğim için kitabı gelecek zamanlarda tekrar okuyacağım. Çünkü bu beynin bu kitabı unutmaması, her an hatırlaması lazım. Aslında hafiften kitabın konusunu da anlattım, olaylarına da değindim ama ben bir de açıkça belirtmek istiyorum tıpkı Paulo'nun bu kitabında bizlere sabretmeyi açıkça gösterdiği gibi, öğrenmeyi ve dikkatli olmayı belirttiği gibi. Tabi eğer becerebilirsem. Kitap aslında insanlara istediklerinizin peşinden gidin ve bu yolda gelişen tüm olaylara dikkat edin, Tanrının size sunduğu tüm olanaklardan yararlanın, pes etmeyin öğütlerini vermek için yazılmış. Kitabın içerisinde ayrıca kişinin kendi kaderini kendi yazabileceğine, sadece tek gerekenin kalkıp bu istikamette ilerlemesi gerektiğine de değinmiş. Buradan Paulo Coelhoya ve Can yayınlarına, ayrıca çevirmeni Özdemir İnceye de teşekkürlerimi sunuyorum. Böyle bir kitabı çevirdiği için Özdemir İnceye büyük bir teşekkür borçluyuz. Aynı zamanda böyle bir kitap yazdığı için değerli yazarımıza da. Kitaba ayrı bir sükun kazandıran, sadece yazıyı hissettirip içine hapsettiren sayfalar için de Can Yayınlarına. Ben Can Yayınlarının bir kitabını okurken kendimi bir boşlukta hissediyorum. O boşlukta sadece ben ve kitabım var. Ve bundan pek bir hoşnutum. . Bu kitabın yorumunu yapmak çok zor. Okumak ve yaşamak gerek. Anlamak gerek. Anlatamıyorsanız da pek bir önemi yok. Anlayın yeter. Elinizdeki kitabı bitirdiğinizde bunu okuyun, bir diğer okuyucuya kitap önerisinde bulunduğunuzda bu kitabı önerin, başarmak isteyenlere veya dileğini gerçekleştirmek isteyenlere de bu kitabı önerin. Keyifli günler.
İnsanlar bir yığın acayip şeyler söylüyorlar. Bazen, koyunlarla birlikte yaşamak çok daha iyi, konuşmaz koyunlar, yiyecek ve su aramaktan başka bir şey yapmazlar. Ya da kitaplar, dinlemek isterseniz size ilginç öyküler anlatır kitaplar. Ama insanlarla konuşurken durum başka, öylesine tuhaf şeyler söylerler ki, konuşmayı nasıl sürdüreceğinizi bilemezsiniz.
- Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım?
- Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir.
- Bir hain olsa da mı?
- İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini dinleyecek olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana.
Bizi görmek istedikleri gibi değilsek canları sıkılır.
Çünkü herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır!
Paulo Coelho
Sayfa 32 - Can Yayınları 142.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Simyacı
Baskı tarihi:
Ocak 1996
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750726439
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Alquimista
Çeviri:
Özdemir İnce
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Simyacı, dünyaca ünlü Brezilyalı yazar Paulo Coelho'nun üçüncü romanı. 1996 yılından bu yana Türkiye'de de çok okundu, çok sevildi, çok övüldü bu kitap. Bir büyük Doğu klasiği olan Mevlâ­nâ'nın ünlü Mesnevî'sinde yer alan bir küçük öyküden yola çıkarak yazılan bu roman, yüreğinde çocukluğunun çırpınışlarını taşıyan okurlar için bir "klasik" yapıt haline geldi.

Simyacı, İspanya'dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago'nun masalsı yaşamının öyküsü. Ama aynı zamanda bir "nasihatnâ­me"; "Yazgına nasıl egemen olacaksın? Mutluluğunu nasıl kuracaksın?" gibi sorulara yanıt arayan bir yaşam ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen bu romanın, dünyanın dört bir yanında bunca sevilmesinin gizi, kuşkusuz bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. 

Simyacı'yı okumak, herkes daha uykudayken şafak vakti uyanıp, güneşin doğuşunu izlemeye benziyor.

Kitabı okuyanlar 22.257 okur

  • eceyrtcn
  • Hatice Köse
  • Emre Korkmaz
  • Mehmet
  • Dilem Erva
  • Mustafa Yıldız
  • Ramazan Aslan
  • Zeynep
  • Zehra Aslan
  • Ömer Gön

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%32.7
14-17 Yaş
%20
18-24 Yaş
%12.6
25-34 Yaş
%12.8
35-44 Yaş
%10.9
45-54 Yaş
%7.2
55-64 Yaş
%0.3
65+ Yaş
%3.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.5
Erkek
%35.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.5 (2.316)
9
%24.5 (1.640)
8
%21.1 (1.416)
7
%11 (735)
6
%4 (266)
5
%2.5 (169)
4
%0.9 (62)
3
%0.7 (50)
2
%0.4 (28)
1
%0.4 (24)

Kitabın sıralamaları