Hüseyin DEMİR'in Kapak Resmi
Hüseyin DEMİR, bir alıntı ekledi.
18 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir.

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli
Hüseyin DEMİR, bir alıntı ekledi.
18 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

O millete şu millete empati duyacağınıza kendi milletinize biraz sempati duysanıza.

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli
Hüseyin DEMİR, bir alıntı ekledi.
Dün 01:09 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yanlış bir savaşta savaştan daha yanlış bir silah kullanıyorsunuz...

Yaralı, Kahraman TazeoğluYaralı, Kahraman Tazeoğlu
Hüseyin DEMİR, bir alıntı ekledi.
Dün 01:09 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yorganın altında yarım bıraktığım anılar hala pusudaydı. Yatağa girer girmez üstüme çullandılar...

Yaralı, Kahraman TazeoğluYaralı, Kahraman Tazeoğlu
Hüseyin DEMİR, bir alıntı ekledi.
Dün 01:08 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bazı uçurumlar atlamak için değil, vazgeçmek için vardır...

Yaralı, Kahraman TazeoğluYaralı, Kahraman Tazeoğlu
Hüseyin DEMİR tekrar paylaştı. Dün 01:04
Hüseyin DEMİR, bir alıntı ekledi.
09 Haz 00:02 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Aklına kim geldi?
Herkesin hayatında güvendiği, sığındığı biri vardır. Güzel günlerini ilk paylaştığı, zor günlerinde de imdadına yetişen kişi. Bunu okurken aklına gelen ilk insan var ya, işte onun gibi biri...

Fesleğen, Hikmet Anıl ÖztekinFesleğen, Hikmet Anıl Öztekin
Hüseyin DEMİR tekrar paylaştı. Dün 00:57
Hüseyin DEMİR, Kuşlar Yasına Gider'i inceledi.
 13 May 22:18 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 9/10 puan

Söz Bu Son Kaşık

“Hasan Ali Toptaş” daha önce ismini hiç duymadığım bir yazardı. Siteye üye olduğum ilk günlerden bugüne sürekli ismini duymaya başladım. Yazarın kendisini tanıdıktan sonra “Kuşlar Yasına Gider” kitabı çıktı. Daha öncesinden yazarla ilgili birçok yorum okudum. Yorumların ortak özelliği ‘Hasan Ali Toptaş’ın Türkçeyi kullanmadaki ustalığıydı. İsmi ve kapağı hoşuma giden kitabı okumaya başladım. Gerçekten de keyif alarak okudum. Yazarın dili tıpkı bizim kullandığımız dil gibi. Karşında bir arkadaşın varmış gibi hissediyorsun. Onun derdine dertleniyor. Sevincine ortak oluyorsun.

Kitabın bazı yerlerine katılmadım diyebilirim. ( Bundan sonra içerik hakkında ipucu olabilir.) Bir bölümde ana karakterin babası Aziz Amca bir parkta havuzun içine düşüyor. Fakat yanından geçen herkes ona bakmıyor bile. Resmen havuzda ölüme terk ediliyor. Ben bu konunun böyle olmadığını düşünüyorum. Çünkü bizim milletimiz belki de bu konuda; değişen dünyada en sağduyulu milletlerden bir tanesidir. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir ülke üç milyon mülteciyi bu kadar yıl kendi içinde barındıramaz. Bizde ise her ne kadar ufak tefek sıkıntılar olsa dahi milletimiz bu kadar insana kucak açmış eşsiz bir millettir. Bu konuda yazar değerli ve necip milletimize biraz haksızlık yapmış diye düşünüyorum.

İlerleyen sayfalarda duygu yükünün had safhaya çıktığı bir kitapla karşılaşıyorsunuz. İyi ki bu kitabı okudum diyorsunuz. Özellikle kahramanımızın babası Aziz Amca hastalığa yakalandıktan sonraki bölümler insanı derinden etkiliyor. Bazen hastanelerde karşılaştığımız o derin ve elim manzara çıkıyor karşımıza… Artık kendi başına hareket edemeyecek kadar kötü duruma gelmiş insanlar. Aziz Amca da bu hale geliyor. Kendi yemeğini yiyemiyor. Kendi başına ihtiyaçlarını gideremiyor. İyice yatalak olmaya başlıyor. Bir ara artık konuşamayacak kadar kötü oluyor. O ara ileride kendi halimi düşünüyorum, zaman zaten su gibi akıp gidiyor. Her gün biraz daha ömrümüzden gidiyor. Aziz Amcada da böyle oldu, her gün biraz daha ömründen gitti. En son elden ayaktan düştü. Başkalarına muhtaç hale geldi. Şimdi anlıyorum dedemin: “İnşallah Allah benim canımı birden alırda böyle elden ayaktan düşüp rezil olmam.” lafını. Sonra aklıma: “Bebekler ile yaşlılar aynı özellikleri gösterir.” Lafı geliyor. Sanki Aziz Amca’da vücut buluyor bu laf. Karısı yemeğini yediriyor ona, daha fazla yemek istemiyor Aziz Amca. Hanımı hadi bir kaşık daha, diyor. Söz bu son kaşık. Aziz Amca zoraki bir kaşık daha yiyor. Hemen gözümün önünde Aziz Amca da değil de bir yaşındaki yeğenim ve ona yemek yediren yengem gözümün önüne geliyor. “Hadi oğlum bir kaşık daha söz bu son kaşık.” Sonra yine kendi korkularım beni esir alıyor. “İleride ben de bu hale gelir miyim?” diye içimi bir korku kaplıyor. Dedemce sesleniyorum Allah’a: “Allah’ım benim canımı birden al. Böyle ellere muhtaç etme beni.”

Kitabın beni en çok etkileyen yeri ise Aziz Amcanın eşi oldu. Bu kitabı okuduktan sonra anladım o videolardan izlediğim iki amcayı. Neden bu kadar eşlerinin ardından hasret çektiklerini. Neden o amcanın nasıl da saymam, sayılmayacak bir Hatice değil ki? Dediğini.

https://www.youtube.com/watch?v=JipV-J2TtbY

https://www.youtube.com/watch?v=0pi68cRn0Ss

“Aziz Amcanın Eşi” Allah Tuttuğunu Altın Etsin…
Hiçbir zaman şikâyet etmedi durumundan. Aylarca başında bekledi Aziz Amcanın… Sürekli destek oldu ona. Bir kez bile öf demedi ona. Yemeğini bir çocuk besler gibi yedirdi. Saçmalaya başladı Aziz amca hiç sıkılmadan dinledi. Kolay değil aylarca altını kendi elleriyle temizledi kocasının. Hiç sıkılmadan hiç şikâyet etmeden. Aziz Amca belki tüm hayatı boyunca ona güzel bir şey dememişti. En son artık konuşamıyordu. El işaretleri ile oğluna anlattı meramını, çok içten bir şekilde. Burayı özellikle çok güzel anlatmıştı Hasan Ali Toptaş. Oğlum Annen bana çok iyi baktı, tuttuğu altın olsun… Artık istemsiz bir eylemle döküldü gözyaşlarım. Ben tutamadım gözyaşlarımı ama Allah senin tuttuğunu altın etsin teyzem…

Hüseyin DEMİR tekrar paylaştı. 19 Haz 20:16
Hüseyin DEMİR, bir alıntı ekledi.
31 Mar 09:43 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Fikir ayrılığından dolayı aşağılama, öteden beri bizde kullanılan aşınmış bir silahtır ki, onursuz bir miras olarak, aynı türden kalem sahipleri arasında kuşaktan kuşağa geçer.

Bir Günün Sonunda Arzu, Ahmet Haşim (Sayfa 180)Bir Günün Sonunda Arzu, Ahmet Haşim (Sayfa 180)