İzdiham Dergisi

İzdiham Dergisi

YazarDergi
9.1/10
1.775 Kişi
·
5,5bin
Okunma
·
1.234
Beğeni
·
18,8bin
Gösterim
Adı:
İzdiham Dergisi

-Sevdiğin biri var mı?
+Evet.
-Seni seviyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Her seferinde, kitaplarımı geri verirken içine çiçek koyuyor.
-Hepsini okuyor mu?
+Elbette okuyor.
-Sordun mu ona?
+Önemli yerlerin altını çizdiğini görebiliyorum.
-O da insanlığı kurtarmak istiyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Altını çizdiği cümlelerden.
Sevdiğin biri var mı?
+Evet.
-Seni seviyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Her seferinde, kitaplarımı geri verirken içine çiçek koyuyor.
-Hepsini okuyor mu?
+Elbette okuyor.
-Sordun mu ona?
+Önemli yerlerin altını çizdiğini görebiliyorum.
-O da insanlığı kurtarmak istiyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Altını çizdiği cümlelerden.
-Sevdiğin biri var mı?
+Evet.
-Seni seviyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Her seferinde, kitaplarımı geri verirken içine çiçek koyuyor.
-Hepsini okuyor mu?
+Elbette okuyor.
-Sordun mu ona?
+Önemli yerlerin altını çizdiğini görebiliyorum.
-O da insanlığı kurtarmak istiyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Altını çizdiği cümlelerden.
64 syf.
Kargayı hep merak etmiştim. İlk tanışıp okuduğum İzdiham sayılarında, Karga kapakla yetinmez iç sayfalarda da "aktif" olarak gözükürdü. Son sayılarda Karga nedense iç sayfalardan "çekildi". Nedir bu karga olayı? Nihayet (kendimce) çözdüm; Karga ve "Hepimiz ölecek yaştayız" sloganı. Meğer ki karga en fazla 10-15 yıl yaşarmış. Düşündüm ki Karga yerine 10 yaşında çocuğun feryadı olsa, bize seslense: "Hepimiz ölecek yaştayız." Anladınız değil mi?! Ne yazmalıyız?.. İZDİHAM!

Ebiddünya nakleder ya, hani bir gün Resulullah'a (a.s) bahsederler bir zatın değerinden. O (a.s) da 'Ölümden bahseder mi?' diye sorar. 'Ölümden hiç bahsettiğini duymadık.' dediklerinde, 'Ölümden bahsetmeyen değerli olamaz.' buyururlar.. (olduğu gibi değil, aklımda kalan haliyle alıntı). İzdiham'ın demiyeyim ki tebliğat yaptığım düşünülebilir, Karga'nın değeri diyeyim :)

Üstelik öyle güzel, anlamlı kapak çalışması yapıyorlar ki "kafatasında" başlayan izdiham, içeriğini de okuyunca göğüs boşluğuna iniyor. Yürek hizasında kalp uçuyor. 'Uçmak' üslubuma icat ettirdiğim sözcük. Normal ifadesiyle - kalp hüzünleniyor. Hüzün, melankolinin biz versiyonu, hatta şöyle diyelim 'mü'min versiyonu'. "Allah hüzünlü kalbi sever" (hadis-i şerifi).

Dergide bir çok ismi ezberledim ve her sayıda sayfaları çevirerek yine yazmışlar mı diye bakıyorum: Atakan Yavuz, İbrahim Varelci, Güray Süngü, Gökhan Özcan, Mustafa Toprak, Yasin Kara, Seda Nur Bilici, Emine Şimşek, Eda Tezcan, Yunus Meşe... vb. Mustafa Kutlu zaten malum; 'sadelikte büyüklük' ölçüsüyle naif, hazin bir giriş yapıyor. Kaan Murat Yanık da yazmaya devam ederse memnun oluruz. Bülent Parlak'ı unuttuğumu söyleyin :) ;)

35'te yine dolu. Ben "ilacımı" içtim. Siz de için. İzdihamlandım, biz'lendim, memnun oldum. Doyamadım. Hangisini anlatsam.

Biz çocukken film izlemeye başladığımız sırada ablamız gelirdi -bizden büyük ya izlemiş daha önce- başlardı filmi anlatmaya. "Anlatmaaa" der ve gitmesini isterdik ya da "otur bizimle sessizce izle" derdik. Oturun yalnızlığınızla sessizce İzdiham izleyin. Pardon, okuyun ;) İzdiham yalnızlığınızın kalabalığı olsun...
48 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Oralarda da seven horlanır, sevilen vurulur mu?"

2021 yılı için kendime yeni bir hedef koydum: İlgimi çeken edebiyat dergilerini okumak. Bunun için küçük bir araştırma yaptım ve KafkaOkur, Masa, İzdiham, Bavul dergileri ilgimi çekti. Bu dört dergiden de birer tane sipariş verip hepsini okudum. Bütün dergileri tek bir sayısı üzerinden değerlendirmek mantıklı olmaz fakat İzdiham dergisini daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. Dergide biraz edebiyat, şiir, gündem, deneme, öykü, kitap incelemesi gibi farklı farklı içerikler mevcut, diğerlerinde olduğu gibi. Fakat İzdiham bana diğerlerinden daha ağır geldi, daha sade. Diğer dergiler daha hareketli, renkliyken İzdiham sanki aşk acısı çekiyordu. Belkide benim ilgimi bu çekti. Herneyse işte.

Özellikle aralara serpilmiş özlü sözleri ve şiirleri çok hoşuma gitti. Geçmiş edebiyatımızdan ziyade daha modern ve günümüz şiirleri olması tam aradığım şeydi. Görünüşe göre çok alıntı yapacağım bu dergiden.

Gelgelelim bariz yerlerde saçma şekilde yazım hataları da mevcut. Böyle olması sanki dergiyi hazırlarken bir özensizlik hissi veriyor. Dergiyi okumadan önce sözlüklerde de yazım hataları ile ilgili şikayetler duymuştum. Teyit etmiş oldum.

Tüm bunları bir yana bırakalım. İncelemede ismi geçen diğer dergiler hakkında henüz genel bir yorumum yok. Onları da şuanlık beğendim ve okuyacağım. Üçerli dörderli gruplar halinde sırayla bütün edebiyat dergilerini yutmayı planlıyorum.

Biraz daha cömert davranıp tatlı hediyeler ekleyebilirsin, İzdiham. Sayende güzel bir profil fotoğrafı yaptım, teşekkürler.
64 syf.
0 reklam. Sizler için ne anlama gelir bilemem, benim için tek başına yeterli sebeptir. Önceki sayılarında sadece ön veya arka kapakta kitap "reklam"ı olurdu...

8-1=7. Her dergi fiyat yükseltirken, İzdiham aksine fiyat indirimine gitti. Tam da bu zamanda "devrim" niteliğinde...

Abone yok. Bu müthiş bir şey! Neler neler anlatmıyor ki benim için...

Hangi dergi Nazım'la Necip'i kapakta yanaşı tasvir edebilir veya aynı sayıda ikisine de yer ayırabilir..?

Üzerinde köşede 'kültür, sanat, edebiyat' dergisi yazıyor. Buna rağmen din, felsefe, politika arayışlarınıza anlam veremiyorum.

Sağ değil, sol değil, aşağı değil, yukarı değil, yeraltı değil, yerüstü değil...

İzdiham'dır; kültür, sanat ve edebiyat dergisi...

Gereksiz yorumlarımız aslında ya art niyetten, ya da din, felsefe, edebiyat, sanat, kültür medeniyet, ilim...gibi alanların doğru temel anlayış üzerine inşa edilmemesinden kaynaklanıyor. Hangi insan nerede, ne zaman, hangi ırktan, kimlerin çocuğu olarak ve hangi şartlar altında doğmayı tercih edebilir?! Bu mümkün mü?! Bu yüzden sanat, kültür ve edebiyat da tercih edilemezler. Bunlar potansiyel olarak her insanda mevcut, her insan için mevcuttur. Her birey potansiyel olarak iç dünyasında bir sanat eseridir. Bunu dışa vura bilmek için yetenek ve gerekli eğitim lazım...................................................

İzdiham soyutlamaz...

Üslubu var, alışmak lazım. İronisi var katlanmak lazım...

Kısacası elimde sebepler çok. Fakat, 'beşer şaşar' ölçüsü de her daim hafızamda...

37 bizi bu defa bekletti..merak ettik, heyecanlandık..izdihamlandık.. 'Baba'lı kapak görünce baba sayı beklentisiyle aldık. "Baba" etkisi istenilen seviyede olmadı ama izdihamlandırmaya devam etti. Dertli, tasalı, sinirli veya fena aşık olduğumu hissettiğim durumlarda nedense İzdiham okumak istiyorum. İyi geliyor bana abi.. Açıklayamam.. İyi geliyor işte..!

Mustafa Kutlu ile hazin, naif giriş yapmaya alışmıştık. Bu sayıda bu eksiği hissettim. Onu yeniden görmeyi veya yerinin doldurulmasını arzu ederim. Bülent Parlak şiirinde melankoli ile yanaşı anlam derinliğinin arttığını görüyorum...

Gökhan Özcan 'Sarı Derviş'miş meğer. Yaa.. :)

Atakan Yavuz, İbrahim Varelci, Güray Süngü, Mustafa Toprak, Yasin Kara, Yunus Meşe zaten favorilerim...

R. M. Rielke, G. De Merval, Kadı Burhanettin, Cahit Zarifoğlu, A. H. Tanpınar, Bakunin, M. Şehriyar gibi edebiyatçılar hakkında öyle ya böyle, şu ve bu açıdan, az veya çok yazılar vardı, okuduk...

İzdiham'ın röportajları bir başka, güldürür, düşündürür, utandırır, sevindirir...

Sadece okuyanına nasip dediğim, anlatmak (spoiler vermek) istemediklerim de var...

Arka kapakla ilgili söylenenler..bunu anlayamadım..meselem değil..keşke hiç olmasaydı..

Daha iyi sayılar bekliyorum. Çünkü daha iyilerini okuduk. 35 gibi dopdolu...
64 syf.
·34 günde·Puan vermedi
İzdiham Twitter hesabından geliyorum, şöyle bir twit atıldı az önce:

"Dolara ilk tepkimiz şu: 8 TL olan İzdiham'ı 7 TL'ye düşüreceğiz. Sizin alım gücünüz azalırken biz de ya batacağız, ya da bilmiyorum. Umarım birileri destek olur."

Siyasi olarak hiçbir yere çekmeyelim zira inanın ki hiç ama hiç anlamıyorum. İzdiham dergiyi 1 lira düşürdü diye de ülkemiz kurtulmuyor elbet ama bunu harçlıklarıyla dergi almaya çalışan öğrenci kardeşlerimiz için yapmışlar. Ben de bir öğrenciyim, her ne kadar şu an elime iyi kötü bir yerlerden para geliyor olsa da daha bir sene önce kütüphane çıkışı sırf iki lira dolmuş parası vermemek için akşamın bir vakti kilometrelerce yolu yürüdüğüm günler aklıma geliyor. Ölmeyi göze alıp (mübalağa yapıyorum tabii :D) sırf ucuz diye okul çıkışı arkadaş grubumla birlikte 1 lira 25 kuruşa yediğimiz salamlı tostlar geliyor. İkinci el kitapları satalım da elimize para geçsin diye tabiri caizse cehennemin dibindeki dükkana kadar gidip verdiğimiz yol parasını bile kapatamadığımız günler geliyor.

Şimdi bir yerlerden burs alıyorum, üniversiteden arkadaşlarımla gittiğim havalı bir kafede dünya kadar parayı ben vermemişim gibi tabağın yarısını yemeden bırakabiliyorum. Bundan sadece iki sene sonra bunları anı diye hatırlamayacağım ama lisedeki arkadaşlarımla yol parası çıkmıyor diye yürüyüp de çok güldüğümüz o buz gibi günü hiç unutmayacağım.

Ben İzdiham'ı ilk bu siteden görüp okudum ve bu sefer de belki ben vesile olurum diye bunları yazdım. Elbette kusursuz bir dergi değil ama çok sevdim ben böyle ince düşünmelerini. İzdiham artık kalbi kırıkların ve ömrünün bir döneminde 1 liranın bile hesabını yapanların dergisidir. :)
64 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu aralar yine hiç inceleme yapasım yok, fakat her incelememin bir amacı vardır: O yayına teşvik etmek ya da o yayının insanlara bir şey katmayacağını düşünürsem ve benimle aynı yahut benzer şeylerden hoşlanan insanlar varsa, vakit kaybetmelerini önlemek. Bu inceleme de teşvik için yazılanlardan.

Bu kadar zarif adam, bu kadar zarif kadın, bu kadar güzel bir dünyayı nasıl da becerikli kurmuşlar... Bir çocuk düşünün, yanakları al al. Gözleri henüz içinde ışıldayan yıldızları muhafaza eden, güldükçe dişleri papatya yaprağı gibi gözüken ve çilek reçeli yemiş. Evet evet çilek reçeli. Eli yüzü üstü başı reçel olmuş. Evet arkadaşlar bu taraflı bir yazı çünkü üstünü başını çileğe bulaştırmış misali bu dergide yazım hataları mevcut ve ben yazım hatalarını bunca sevimli şey içinde çilek reçeline benzettim.

Ne zaman İzdiham okusam okuma disiplinim kuvvetlenecek gibi bir inanç oluştu bende. Çünkü ben sitedeki gıpta edilecek birçok okur arkadaş gibi düzenli kitap okumuyorum ama iki sayısını da okuduğum ay bir sıçrama oluştu bende. Kalbim de zihnim de aradığını buldu! Dergide ne yok ki? Şiirleri ayrı güzel, günün bir kesitini anlatan yazıları ayrı güzel, replik derlemeleri ayrı güzel... Ölü bir serçeyi toprağa gömüp, o topraktan nasıl bir hikaye doğabileceğini hiç düşündünüz mü?

O kadar zevk alarak okudum ki, dünyadaki kötülüklerden bir an olsun uzaklaşıp kalbimde sevginin varlığını hissettim bir kez daha ve kuvvetle. Ve dedim bir kez daha: İYİ İNSANLAR İYİ Kİ VARLAR!

OKUYUN VE OKUTUN EFENDİM.
64 syf.
·9 günde
Kelimelerin yürekte iz bıraktığına inanır mısınız? Cümleleriyle aşina olur musunuz bir ruha? Ve yine cümleleriyle dokunuşunu özler misiniz? Biz özlemiştik. Ki 36. sayıda kelimelerinin yüreğimize dokunuşunu özlediğimiz pek çok isim bir araya gelmiş solmaya yüz tutan ruhlarımıza önce dert sonra da âşinalıklarıyla derman olmuşlardı.
Bu sayıda sokak köpeklerinin başını okşamış, onlara selam vermiş, Leyla'nın(âh!) uzanamadığımız ellerini tutmuş, gece yarısı sessizliklerimizi bir bir dile getirmiş, merdivenleri ağır ağır çıkmış ve sevenlerin elbet ayrılacağına karar vermiştik.
19. Sayı itibariyle katılmiştım bu güzel seven insanların kervanına. Dergiyi soluksuz okuyup sonrasında ulaşabildiğim tüm sayılarını sipariş vermiş bir sonraki sayıya kadar gün be gün her birini özenle okuyup cümlelerini yüreğime nakşetmesine izin verip gönlümün en güzel yerine kuruluşunu keyifle izlemiştim.
Başka hangi dergiyle kavuşamadığımız icin Ulaştırma Bakanına sitemler edebilirdik ki? Acıyı tüm icadların anası ilan edip başka hangi dergi her sayısında daha fazla, daha da fazla yakabilirdi ki? Ve hatta bir gecekondunun damı gibi içinize doğru ağlayıp kırıldığınız için özür dilemeyi de başka hangi dergi öğretebilirdi?
Ve başka hangi dergi geceyi resmi olarak başlatıp sonlandırarak gece kavramının güneşin batışından bağımsızlığını açıkça gösterip okurunun kalbine bu denli hitap edebilirdi?
....
Bir şekilde devamını getirmek istediğim bu yazıya cümlelerimin böyle devam edeceğini düşünmezdim ki an itibariyle hüznümü anlatacak kelimelere de haiz değilim.
Dün 7. Sayı (Nisan 2016) itibariyle tanıştığım (ki bu sayının kapağında 'İnsanlık Öldü' yazıyordu) ve ara ara sayılarını aldığım Arkakapak derginin son zamanlar yaşanılan ekonomik problemler nedeniyle yayın hayatında bulunamayacağını açıklamasıyla yüreğimin tam ortasında bir düğüm oluştu, yazıyorsam korkuyla yazıyor, yazdıkça bu düğümün karmakarışık olmasını izliyor ve bu olay öncesinde izdiham dergi için, benim biricik -üzülenlerin ve üzüntülerinden yutkunamayanların da dergisi olan- güzel dergim için yazdığım bir kaç satırı sizlerle paylaşmak istedim..
Sadece son zamanlarda dile getirilen pek çok haklı sitemden birine yer vermek istiyorum: ' Türkiye'nin en köklü dergileri yeni sayıya paramız yeter mi derdiyle dertlenirken ve hatta yayına ara verip, kapanma durumunda kalırken nasıl oluyor da bir sayfaya iki cümle yazan niteliksiz kitaplar ayın kitabı, en çok okunanlar gibi listelere girebiliyor??!'

Söyleyemediklerim ise sessizliğime emanetti vesselam.
64 syf.
O kadar güzel bir sayı olmuş ki! O kadar çok şey anlatmak istiyordum ki..şu 58-59. sayfa olmasaydı. Orada bittim ben..yıkıldım..gözlerime dur diyemediğim andı.. Orada Şırnaklı bir kız öğrenci vardı...

33.sayının geneli için muhteşem deyip geçeyim siz makbul görünüz. Bir de rica ediyorum, eğer okuyacak olursanız Bülent Parlak'ın şiirini sadece okuyup geçmeyin.

Dostoyevski'yle röportajı merak etmez misiniz yani? Ölü adamla nasıl röportaj olur diye de mi merak etmeyeceksiniz :)

Keyifle okuyun demeye gerek kalmıyor, zaten öyle olacak. Dehşetli tavsiyemdir.

İnceleme değildir, İzdiham'lanmaya teşvik içndir. Taktiktir. Lütfen taktiğime "aldanıp" (!) okuyunuz.
64 syf.
"Yalnızlık Bütün İcatların Anasıdır" yazmıştı 29. sayının kapak sayfasında. Fark etmez hangi dergi olursa olsun, ben bu manşetin yazıldığı dergiyi kitapçıdan almadan gidemezdim. Böyle tanıştım İzdiham'la. Çok memnun kalmıştım. Takipçisi oldum, önceki sayılarından bulabildiğimi aldım ve her sonraki sayılarında gelişme kaydettiklerini gördüm. Kim ne derse desin benim için harika bir dergi. Büyük keyifle okuyorum, doyuyorum. Bir "eksikleri" var, o da hiç güldürmüyor olmaları. Bu sayısı da dolu yine. Roman değil ki, kurgusundan, konusundan ve karakterlerinden bahsedeyim. Makalelerin isimlerini, kim yazdığını ve neyi yazdığını isterseniz incelemeyi genişletir yazabilirim. Bana güvenmiyorsanız eğer :)

Bu sayıda kapak yapmamışlar, biz yazalım, manşet atalım istemişler. Daha önce 27.sayısında da grafikerleri aşık olmuş diye kapak yapmamıştılar. Peki, bu sefer ya biz aşık olmuşsak?!..
64 syf.
·15 günde·9/10 puan
"Hepinizden nefret ediyorum ama tek başıma da canım sıkılıyor"
diyen Yıldız ablanın sözünü bu ay kapakta görmek daha derginin kapağını açmadan gülümsetti:)


Sevgili okur,
Mutluyum neden biliyor musun?Artık bir beklediğim var.Hani insanlar eskiden mektup beklerlermis ya birbirlerinden ben de İzdiham'ı kendime dost yaptım. Yakın bir dost...Beklemeye değer bir dost...

Kitaptansa bir dergiyi dost yapmanın avantajı senin kalbini yormuyor olması,ruhunu hareketlendirecek,bilgilerini bereketlendirecek donanima sahip olması. bu dergi beni hiç unutmayan bir dost oluyor hissediyorum.Bazı pasajlar arasında kendimi bulmam bu düşüncemi doğrulamiyor mu sence de? Benim anlayışim beni anlayan beni seven her daim yanimda olan dostumdur.Bu dergiye sırtımı dayayabilecegimi hissediyorum.


Bu 4. İzdiham'im ama nedense yıllardır tanışıyormusuz gibi hissediyorum.Bu İZDİHAM'IN marifeti.Bu ay da beklentimin üstünde yazılar vardı söyleki genelde bir dergi elime alınca sadece 1-2 yazıyı keyifle okuyan ben çoğu yazıyı beğendim.Şiir bile beğendim beğendiğim şiirden beğendiğim bir kıta:

"""
Aşk çünkü konuşacak hiçbir şeyin kalmamasıdır.
Yanmaktan yazmaya takat bulamamak;
Bütün dillerden,ülkelerden kovulmak
Sahtedir insanı susturamayan her aşk.

""""


İzdiham hiç fikir sahibi olmadığım yazarlar hakkında yazınca onlarla tanışmama da vesile oluyor.Nuri Pakdil ile ilgili yazı, yazar hakkında pek bilgi vermese de bilinç altima """duruşuyla ,insan sürekli okunan bir cümledir. Sözünü akıllara getiren bir insan taninmali""" sinyalini yolladı.ileride tanışmak üzere bir randevu ayarladım.


Bir Dostoyevski sever olarak onunla yapılan röportajda(:)) Dosto'nun melankolik dünyasına bir damla şahit olduk.Biz ne kadar Dosto'nun tüm eserlerini okuyup onu biraz anladığımizi düşünsek de "BEN DERDİMİN BİNDE BİRİNİ OKUYUCUYA YÜKLÜYORUM" diyen Dosto'yu anlamakta birkaç adım değil birkaç km geride kalacağız.


DÜNYAYI GÜZELLİK KURTARACAK diyen Dosto,dünyanın sevgi stoğunu cimri bir şekilde davranıp kullanmayan insanoğlundan şikayetçi,Dosto yine haklı.
Haydi açalım ambarın ağzını,
dünyada dolaşsın sevgi baloncukları!

Hah bu arada söylenene göre Dosto, Herman Merville'nin "Katip Bertheby"kitabından çok etkilenmiş zamaninda.Severler için önemli bir ayrıntı.


Sevgili okur
ŞIRNAK'TA BİR KIZ ÖĞRENCİYİM ,yazısını oku ve sus.Bırak düşüncelerin konuşsun,okuduktan sonra kalbindeki hüznü kelimelere dökmek istemeyeceksin zaten biliyorum.Ben istemedim okuyalı oldu ve şimdi yazıyorum.

Biz burada gayet rahat şartlarda eğitim görürken doğudaki çocukların çektiği sıkıntılar... Onların mahzunluğu...Mazlumluğu...
Küçücük bir yazı bambaşka hüzünlere kapı araladı.


Dünya adaletli bir yer değil,hiç değil.
Dünya çocuklar için de değil sevgili okur.
Nüfus yaşı sekiz, sorumluluk yaşı kırk sekiz olan çocuklar daha çocukluğun ne olduğunu bilemeden hayat mücadelesine giriyorken adaletin varlığından bahsedilebilir mi?
Yazının olduğu sayfada gönülden gülen yanakları samimiyet kırmızısı bu çocukların fotoğraflari paylaşılmış.Gözlerinden sevgi fışkıran bu yürüyen saadetler doğuda hayata 1-0 geride başlıyor.Okuması yazması gereken renkli renkli kitaplara sahip olması gereken yerde çalışıyorlar.Yaşamlarini idame ettirebilmek için çalışmalari gerekiyor çünkü ...Yoksullar.

Anayasamizda herkesin din,dil,ırk,renk,cinsiyet gözetmeden kanun önünde eşit olduğu yazıyor.Herkesin aynı haklara sahip olması...Peki kanun önünde eşit olan insanlar icin fırsat eşitliği konusunda da aynı şey denilebilir mi? Okuma hakkına egitim hakkina sahip olan bu çocuklara bu imkanlar tanınmadigi sürece bu hakkın bir önemi kalır mı?

Umutsuz sorularin umutsuz cevapları...En azindan bana göre umutsuz...

Bu yazıyı okuduktan sonra aklıma yine belli belirsiz o düşünce geldi: Keşke öğretmen olsaydım! Nasip.
Ara ara gelen bu düşünce ne zaman bu pırıl pırıl gözleri görse artar ve ileride onlar için bir şey yapamayacak olmak düşüncesi belli belirsiz geçer aklımdan.

Dünyada en eğitilmeye değer çocuklar işte bu gözü parıldayan,öğretmenine gerçekten saygı duyanlar....

Yazıdaki Zeynep öğretmen Şırnaklı Ayşe'yi anlamadı(isimler semboliktir) ,anlamaya çalışmadan onun dünyasına inemeden bitirdi derslerini ama o kız değerliydi.O gelecekte neler neler yapacaktı Ah öğretmenim!

Her çocuk özeldir de
"Bir çocuğun en büyük şansı küçükken iyi bir öğretmenle tanışmasidir diyor ya kesinlikle öyle. " (ilkokul öğretmenime kucak dolusu sevgiler)

Öğrencinin halet-i ruhuyetinden anlayan öğretmenlerimiz siz değerlisiniz.Çoğu öğrencinin hayatına dokunabilme şansına sahip insanlardansiniz.Sizi seviyoruz.Bunu bilin Siz de öğrencilerinizi sevin ve güzel nesiller yetişmesi için o çocukların dünyasına bir göz atın.
......


Derginin son yazısı "Bulmak bir yitirmek çeşididir" yazısınında pek sevdiğim cümlelerle karşilasinca paylaşmasam olmazdı:

"""""Tam da "buldum" dediği zaman yitirir insan .Çünkü dünya aramanın dünyasıdır bulmanin değil. """""

Sevgili okur ben bu naif dergi hakkında olan hasbihalime devam ederdim lakin geç oldu bak yine.

Sevdiğim bu dergiyi seversin sevmezsin bilmem ama ruhuna yakın hissedeceğin dergilerle tanışmanı diliyorum.