İzdiham Dergisi

İzdiham Dergisi

YazarDergi
8.9/10
557 Kişi
·
1.355
Okunma
·
186
Beğeni
·
2.583
Gösterim
Kime baksam hayal kırıklığı
Bencilliğin sınır haritasını çizelim mi?
İzdiham Dergisi
Sayfa 8 - Ferda Kızıltan - Serotonin şiiri
...Mahşerde buluşacağımızı düşünüp ferahlıyorum. Ömür dediğin nedir ki?
İzdiham Dergisi
Sayfa 5 - Mustafa Kutlu - "Kırık Kalpler Müzesi"
Akif şöyle diyor: "Zulmü alkışlayamam / Zalimi asla sevemem". Demek ki zulüm de alkışlanabiliyor. Öyleyse alkışın kendinden menkul bir değeri yok. Neyi alkışlıyorsan o'sun aslında.
İzdiham Dergisi
Sayfa 19 - İbrahim Varelci - Alkışın Tarihçesi
Anlatacak hiçbir şeyim yok. İnsanların yüzlerine derin derin bakmaktan vazgeçeli çok uzun zaman oldu.
64 syf.
·9 günde·10/10
Kargayı hep merak etmiştim. İlk tanışıp okuduğum İzdiham sayılarında, Karga kapakla yetinmez iç sayfalarda da "aktif" olarak gözükürdü. Son sayılarda Karga nedense iç sayfalardan "çekildi". Nedir bu karga olayı? Nihayet çözdüm; Karga ve "Hepimiz ölecek yaştayız" sloganı. Meğer ki karga en fazla 10-15 yıl yaşarmış. Düşündüm ki Karga yerine 10 yaşında çocuğun feryadı olsa, bize seslense: "Hepimiz ölecek yaştayız." Anladınız değil mi?! Ne yazmalıyız?.. İZDİHAM! Vallahi izdiham, billahi izdiham!..

Ebiddünya nakleder ya, hani bir gün Resulullah'a (a.s) bahsederler bir zatın değerinden. O (a.s) da 'Ölümden bahseder mi?' diye sorar. 'Ölümden hiç bahsettiğini duymadık.' dediklerinde, 'Ölümden bahsetmeyen değerli olamaz.' buyururlar.. (olduğu gibi değil, aklımda kalan haliyle alıntı). İzdiham'ın demiyeyim ki tebliğat yaptığım düşünülebilir, Karga'nın değeri diyeyim :)

Üstelik öyle güzel, anlamlı kapak çalışması yapıyorlar ki "kafatasında" başlayan izdiham, içeriğini de okuyunca göğüs boşluğuna iniyor. Yürek hizasında kalp uçuyor. 'Uçmak' üslubuma icat ettirdiğim sözcük. Normal ifadesiyle - kalp hüzünleniyor. Hüzün, melankolinin biz versiyonu, hatta şöyle diyelim 'mü'min versiyonu'. "Allah hüzünlü kalbi sever" (hadis-i şerifi).

Dergide bir çok ismi ezberledim ve her sayıda sayfaları çevirerek yine yazmışlar mı diye bakıyorum: Atakan Yavuz, İbrahim Varelci, Güray Süngü, Gökhan Özcan, Mustafa Toprak, Yasin Kara, Seda Nur Bilici, Emine Şimşek, Eda Tezcan, Yunus Meşe... vb. Mustafa Kutlu zaten malum; 'sadelikte büyüklük' ölçüsüyle naif, hazin bir giriş yapıyor. Kaan Murat Yanık da yazmaya devam ederse memnun oluruz. Bülent Parlak'ı unuttuğumu söyleyin :) ;)

35'te yine dolu. Ben "ilacımı" içtim. Siz de için. İzdihamlandım, biz'lendim, memnun oldum. Doyamadım. Hangisini anlatsam.

Biz çocukken film izlemeye başladığımız sırada ablamız gelirdi -bizden büyük ya izlemiş daha önce- başlardı filmi anlatmaya. "Anlatmaaa" der ve gitmesini isterdik ya da "otur bizimle sessizce izle" derdik. Oturun yalnızlığınızla sessizce İzdiham izleyin. Pardon, okuyun ;) İzdiham yalnızlığınızın kalabalığı olsun...
64 syf.
·5 günde·8/10
0 reklam. Sizler için ne anlama gelir bilemem, benim için tek başına yeterli sebeptir. Önceki sayılarında sadece ön veya arka kapakta kitap "reklam"ı olurdu...

8-1=7. Her dergi fiyat yükseltirken, İzdiham aksine fiyat indirimine gitti. Tam da bu zamanda "devrim" niteliğinde...

Abone yok. Bu müthiş bir şey! Neler neler anlatmıyor ki benim için...

Hangi dergi Nazım'la Necip'i kapakta yanaşı tasvir edebilir veya aynı sayıda ikisine de yer ayırabilir...

Üzerinde köşede 'kültür, sanat, edebiyat' dergisi yazıyor. Buna rağmen din, felsefe, politika arayışlarınıza anlam veremiyorum.

Sağ değil, sol değil, aşağı değil, yukarı değil, yeraltı değil, yerüstü değil...

İzdiham'dır; kültür, sanat ve edebiyat dergisi...

Gereksiz yorumlarımız aslında ya art niyetten, ya da din, felsefe, edebiyat, sanat, kültür medeniyet, ilim...gibi alanların doğru temel anlayış üzerine inşa edilmemesinden kaynaklanıyor. Hangi insan nerede, ne zaman, hangi ırktan, kimlerin çocuğu olarak ve hangi şartlar altında doğmayı tercih edebilir?! Bu mümkün mü?! Bu yüzden sanat, kültür ve edebiyat da tercih edilemezler. Bunlar potansiyel olarak her insanda mevcut, her insan için mevcuttur. Her birey potansiyel olarak iç dünyasında bir sanat eseridir. Bunu dışa vura bilmek için yetenek ve gerekli eğitim lazım...................................................

İzdiham soyutlamaz...

Üslubu var, alışmak lazım. İronisi var katlanmak lazım...

Kısacası elimde sebepler çok. Fakat, 'beşer şaşar' ölçüsü de her daim hafızamda...

37 bizi bu defa bekletti..merak ettik, heyecanlandık..izdihamlandık.. 'Baba'lı kapak görünce baba sayı beklentisiyle aldık. "Baba" etkisi istenilen seviyede olmadı ama izdihamlandırmaya devam etti. Dertli, tasalı, sinirli veya fena aşık olduğumu hissettiğim durumlarda nedense İzdiham okumak istiyorum. İyi geliyor bana abi.. Açıklayamam.. İyi geliyor işte..!

Mustafa Kutlu ile hazin, naif giriş yapmaya alışmıştık. Bu sayıda bu eksiği hissettim. Onu yeniden görmeyi veya yerinin doldurulmasını arzu ederim. Bülent Parlak şiirinde melankoli yerine anlam derinliğinin arttığını görüyorum...

Gökhan Özcan 'Sarı Derviş'miş meğer. Yaa.. :)

Atakan Yavuz, İbrahim Varelci, Güray Süngü, Mustafa Toprak, Yasin Kara, Yunus Meşe zaten favorilerim...

R. M. Rielke, G. De Merval, Kadı Burhanettin, Cahit Zarifoğlu, A. H. Tanpınar, Bakunin, M. Şehriyar gibi edebiyatçılar hakkında öyle ya böyle, şu ve bu açıdan, az veya çok yazılar vardı, okuduk...

İzdiham'ın röportajları bir başka, güldürür, düşündürür, utandırır, sevindirir...

Sadece okuyanına nasip dediğim, anlatmak (spoiler vermek) istemediklerim de var...

Arka kapakla ilgili söylenenler..bunu anlayamadım..meselem değil..keşke hiç olmasaydı..

Daha iyi sayılar bekliyorum. Çünkü daha iyilerini okuduk. 35 gibi dopdolu...
64 syf.
·34 günde·Puan vermedi
İzdiham Twitter hesabından geliyorum, şöyle bir twit atıldı az önce:

"Dolara ilk tepkimiz şu: 8 TL olan İzdiham'ı 7 TL'ye düşüreceğiz. Sizin alım gücünüz azalırken biz de ya batacağız, ya da bilmiyorum. Umarım birileri destek olur."

Siyasi olarak hiçbir yere çekmeyelim zira inanın ki hiç ama hiç anlamıyorum. İzdiham dergiyi 1 lira düşürdü diye de ülkemiz kurtulmuyor elbet ama bunu harçlıklarıyla dergi almaya çalışan öğrenci kardeşlerimiz için yapmışlar. Ben de bir öğrenciyim, her ne kadar şu an elime iyi kötü bir yerlerden para geliyor olsa da daha bir sene önce kütüphane çıkışı sırf iki lira dolmuş parası vermemek için akşamın bir vakti kilometrelerce yolu yürüdüğüm günler aklıma geliyor. Ölmeyi göze alıp (mübalağa yapıyorum tabii :D) sırf ucuz diye okul çıkışı arkadaş grubumla birlikte 1 lira 25 kuruşa yediğimiz salamlı tostlar geliyor. İkinci el kitapları satalım da elimize para geçsin diye tabiri caizse cehennemin dibindeki dükkana kadar gidip verdiğimiz yol parasını bile kapatamadığımız günler geliyor.

Şimdi bir yerlerden burs alıyorum, üniversiteden arkadaşlarımla gittiğim havalı bir kafede dünya kadar parayı ben vermemişim gibi tabağın yarısını yemeden bırakabiliyorum. Bundan sadece iki sene sonra bunları anı diye hatırlamayacağım ama lisedeki arkadaşlarımla yol parası çıkmıyor diye yürüyüp de çok güldüğümüz o buz gibi günü hiç unutmayacağım.

Ben İzdiham'ı ilk bu siteden görüp okudum ve bu sefer de belki ben vesile olurum diye bunları yazdım. Elbette kusursuz bir dergi değil ama çok sevdim ben böyle ince düşünmelerini. İzdiham artık kalbi kırıkların ve ömrünün bir döneminde 1 liranın bile hesabını yapanların dergisidir. :)
64 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Bu aralar yine hiç inceleme yapasım yok, fakat her incelememin bir amacı vardır: O yayına teşvik etmek ya da o yayının insanlara bir şey katmayacağını düşünürsem ve benimle aynı yahut benzer şeylerden hoşlanan insanlar varsa, vakit kaybetmelerini önlemek. Bu inceleme de teşvik için yazılanlardan.

Bu kadar zarif adam, bu kadar zarif kadın, bu kadar güzel bir dünyayı nasıl da becerikli kurmuşlar... Bir çocuk düşünün, yanakları al al. Gözleri henüz içinde ışıldayan yıldızları muhafaza eden, güldükçe dişleri papatya yaprağı gibi gözüken ve çilek reçeli yemiş. Evet evet çilek reçeli. Eli yüzü üstü başı reçel olmuş. Evet arkadaşlar bu taraflı bir yazı çünkü üstünü başını çileğe bulaştırmış misali bu dergide yazım hataları mevcut ve ben yazım hatalarını bunca sevimli şey içinde çilek reçeline benzettim.

Ne zaman İzdiham okusam okuma disiplinim kuvvetlenecek gibi bir inanç oluştu bende. Çünkü ben sitedeki gıpta edilecek birçok okur arkadaş gibi düzenli kitap okumuyorum ama iki sayısını da okuduğum ay bir sıçrama oluştu bende. Kalbim de zihnim de aradığını buldu! Dergide ne yok ki? Şiirleri ayrı güzel, günün bir kesitini anlatan yazıları ayrı güzel, replik derlemeleri ayrı güzel... Ölü bir serçeyi toprağa gömüp, o topraktan nasıl bir hikaye doğabileceğini hiç düşündünüz mü?

O kadar zevk alarak okudum ki, dünyadaki kötülüklerden bir an olsun uzaklaşıp kalbimde sevginin varlığını hissettim bir kez daha ve kuvvetle. Ve dedim bir kez daha: İYİ İNSANLAR İYİ Kİ VARLAR!

OKUYUN VE OKUTUN EFENDİM.
64 syf.
·3 günde·10/10
O kadar güzel bir sayı olmuş ki! O kadar çok şey anlatmak istiyordum ki..şu 58-59. sayfa olmasaydı. Orada bittim ben..yıkıldım..gözlerime dur diyemediğim andı.. Orada Şırnaklı bir kız öğrenci vardı...

33.sayının geneli için muhteşem deyip geçeyim siz makbul görünüz. Bir de rica ediyorum, eğer okuyacak olursanız Bülent Parlak'ın şiirini sadece okuyup geçmeyin.

Dostoyevski'yle röportajı merak etmez misiniz yani? Ölü adamla nasıl röportaj olur diye de mi merak etmeyeceksiniz :)

Keyifle okuyun demeye gerek kalmıyor, zaten öyle olacak. Dehşetli tavsiyemdir.

İnceleme değildir, İzdiham'lanmaya teşvik içndir. Taktiktir. Lütfen taktiğime "aldanıp" (!) okuyunuz.
64 syf.
·21 günde·10/10
"Yalnızlık Bütün İcatların Anasıdır" yazmıştı 29. sayının kapak sayfasında. Fark etmez hangi dergi olursa olsun, ben bu yazının yazıldığı dergiyi kitapçıdan almadan gidemezdim. Böyle tanıştım İzdiham'la. Çok memnun kalmıştım. Takipçisi oldum, önceki sayılarından bulabildiğimi aldım ve her sonraki sayılarında gelişme kaydettiklerini gördüm. Kim ne derse desin benim için harika bir dergi. Büyük keyifle okuyorum, doyuyorum. Bir "eksikleri" var, o da hiç güldürmüyor olmaları. Bu sayısı da dolu yine. Roman değil ki, kurgusundan, konusundan ve karakterlerinden bahsedeyim. Makalelerin isimlerini, kim yazdığını ve neyi yazdığını isterseniz incelemeyi genişletir yazabilirim. Bana güvenmiyorsanız eğer :)

Bu sayıda kapak yapmamışlar, biz yazalım, manşet atalım istemişler. Daha önce 27.sayısında da grafikerleri aşık olmuş diye kapak yapmamıştılar. Peki, bu sefer ya biz aşık olmuşsak?!..
64 syf.
·9 günde
Kelimelerin yürekte iz bıraktığına inanır mısınız? Cümleleriyle aşina olur musunuz bir ruha? Ve yine cümleleriyle dokunuşunu özler misiniz? Biz özlemiştik. Ki 36. sayıda kelimelerinin yüreğimize dokunuşunu özlediğimiz pek çok isim bir araya gelmiş solmaya yüz tutan ruhlarımıza önce dert sonra da âşinalıklarıyla derman olmuşlardı.
Bu sayıda sokak köpeklerinin başını okşamış, onlara selam vermiş, Leyla'nın(âh!) uzanamadığımız ellerini tutmuş, gece yarısı sessizliklerimizi bir bir dile getirmiş, merdivenleri ağır ağır çıkmış ve sevenlerin elbet ayrılacağına karar vermiştik.
19. Sayı itibariyle katılmiştım bu güzel seven insanların kervanına. Dergiyi soluksuz okuyup sonrasında ulaşabildiğim tüm sayılarını sipariş vermiş bir sonraki sayıya kadar gün be gün her birini özenle okuyup cümlelerini yüreğime nakşetmesine izin verip gönlümün en güzel yerine kuruluşunu keyifle izlemiştim.
Başka hangi dergiyle kavuşamadığımız icin Ulaştırma Bakanına sitemler edebilirdik ki? Acıyı tüm icadların anası ilan edip başka hangi dergi her sayısında daha fazla, daha da fazla yakabilirdi ki? Ve hatta bir gecekondunun damı gibi içinize doğru ağlayıp kırıldığınız için özür dilemeyi de başka hangi dergi öğretebilirdi?
Ve başka hangi dergi geceyi resmi olarak başlatıp sonlandırarak gece kavramının güneşin batışından bağımsızlığını açıkça gösterip okurunun kalbine bu denli hitap edebilirdi?
....
Bir şekilde devamını getirmek istediğim bu yazıya cümlelerimin böyle devam edeceğini düşünmezdim ki an itibariyle hüznümü anlatacak kelimelere de haiz değilim.
Dün 7. Sayı (Nisan 2016) itibariyle tanıştığım (ki bu sayının kapağında 'İnsanlık Öldü' yazıyordu) ve ara ara sayılarını aldığım Arkakapak derginin son zamanlar yaşanılan ekonomik problemler nedeniyle yayın hayatında bulunamayacağını açıklamasıyla yüreğimin tam ortasında bir düğüm oluştu, yazıyorsam korkuyla yazıyor, yazdıkça bu düğümün karmakarışık olmasını izliyor ve bu olay öncesinde izdiham dergi için, benim biricik -üzülenlerin ve üzüntülerinden yutkunamayanların da dergisi olan- güzel dergim için yazdığım bir kaç satırı sizlerle paylaşmak istedim..
Sadece son zamanlarda dile getirilen pek çok haklı sitemden birine yer vermek istiyorum: ' Türkiye'nin en köklü dergileri yeni sayıya paramız yeter mi derdiyle dertlenirken ve hatta yayına ara verip, kapanma durumunda kalırken nasıl oluyor da bir sayfaya iki cümle yazan niteliksiz kitaplar ayın kitabı, en çok okunanlar gibi listelere girebiliyor??!'

Söyleyemediklerim ise sessizliğime emanetti vesselam.
64 syf.
·9 günde·10/10
Derginin sayılarına yazılan incelemeleri okuduğumda gördüm ki, okurların çoğu bu dergi için "naif" sözcüğünü kullanmayı tercih etmişler. Diğer sayıları henüz okumadığım için sırf bu sayısı adına rahatlıkla söyleyebilirim ki gerçekten de çok naif bir dergi sayısı olmuş. Sanki emek verilmesinin yanısıra gönül de verilmiş. Bir kaç sayısını kapak sayfalarına "aldanarak" aldım. İyi ki "aldanmışım". Bu dergiyi keşfettiğim için kendimi şanslı hesap ediyorum.

Şu kapak sayfasındaki yazı var ya -
Yalnızlık bütün icatların anasıdır- bu cümlenin arkasında duran öyle sıradan kalem sahibi olamaz. Yalnızlık aşkın anası olduğu için bütün icatların anasıdır. Taşan değil, "patlayan" özellikte olduğu için varlığın da icatçısıdır. Yalnızlık, varlığın varlığını bilme duygusudur. Yani ben bu kapak yazısına o kadar takıldım ki..büyülendim..

"Bütün o çıkmaz sokaklar nereye çıkar?", " 'Mutlu son yoktur'a inanıyoruz", "Düşüşe geçtiysek ölmeye başlayabiliriz", "Pasaportsuz geçilir çünkü bir yürekten diğerine", "Kalk kendimize gidelim", "Merakın samimiyetsizliği", "Bu köyün garip kişisi", "Oğuz Atay'ın Tehlikeli Oyunlar'ı" vb. gibi birbirinden güzel, okumaya doyamadığım oldukça faydalı yazılar okudum.

Aşırı tavsiyemdir!..

( Bu sayıyı okumaya başladığınızda ilk makalede imla hatalarına şahit olacaksınız. Devam edin, bunun bilinçli olarak yapıldığının cevabını çok "naif" bir şekilde alacaksınız. Ben çok kızmıştım ama bu naif cevabı aldığımda çok utandım. Sonda Orhan Pamuk'la ilgili yazıdaki eleştirilecek nokta da bu açıdan dikkate alınmalıdır. Aslında bu Dostoyevski hakkındadır. Sizce bu kadar güzel bir dergi...Parantez içini boşverin, önemsemeyin. Bu, dergiye yönelik hoşgörümün ifadesidir).
64 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
-İnsanlık Aranıyor Ölü ya da Diri-

Kelimelerin yaşadığı, hissettiği ve hissettirdiği bir dergi diyelim. Kalbimiz yine izdihamlandı:) Her bir sayfasını merakla karıştırıyorum, ilk önce okumadan göz atıyorum. Özellikle yazılarını merak ettiklerim var, ufaktan heyecanlanıyorum. :) Karşıma Izdiham Maarif Takvimi çıkıyor. 30 Temmuz 2016 için *Bende bir hâl olduğunu en son yakınımdakiler anladı.* diyor M.Kaynar

Mustafa Kutlu'nun masasına misafir oluyoruz. Bir çay içmeden bırakmam diye ısrar edince kıramıyoruz. Sohbetine de pek hevesliyiz zaten. :) Hayvan Sevgisi diyor. Çocukların makine içinde büyümesinden dert yanıyor. *Balkon çocukları horozu da tanımıyor. Tavuk diye marketlerde soyulmuş, ayıklanmış sarı-pembe gövdeleri biliyor. Kümesteki arkadaşın yumurtalar üzerinde bir uzun zaman kuluçkaya yatmasını, sonra bir gün, cıvıltılar saçarak arkasına bir sürü civciv katarak çayırda kurum satarak yürümesini görmediler ki. Bir anaç tavuğun civcivler üzerine yönelecek herhangi bir tehlike anında nasıl çırpındığını izlemediler ki. Civcivler makinalardan çıkıyor artık. Bir otomobilin yedek parçaları gibi tornadan veya presten pıtır pıtır dökülüyorlar. Bir yabani ot ile, bir çocukla, bir köpekle, tatlı tatlı eşinecek bir çöplükle, bir küçük solucan, bir mısır tanesi, avlanacak bir böcekle karşılaşmadan büyüyorlar.* Bir balkon çocuğu olarak katılıyorum Kutlu'ya. Yine de yaşam şartları böyle gerektirmiş deyip başka birinin sohbetine dahil oluyoruz. Iki ay sonra görüşmek üzere sevgili Kutlu diyoruz. :)

Gökhan Özcan'ın kapısını tıklatmadan misafir olmayı tercih ediyoruz. Zira onun kendi içindeki dünyası başka birini daha kabul etmez. Sessiz sessiz söylediklerini dinliyor, yazdıklarını okuyoruz. Bir Sözcük Anlamını Arıyor! diyor. Bunun yanında söylediği iki cümle çalıyor kalbimizi;
*Benim için hayat, kurmayı hep unuttuğum bir saat!* Acaba bu yüzden mi sözcüklerin anlamlarını kaçırıyoruz. Her yerdeki ana tema mantığı, geç kalınmış, arkada bırakılmış kişiler ve hayatlar. Hayat koşup gitsin, biz geride kalanlar ordusunu oluşturuyoruz.
*Kulağım çınladığında söyle düşünürüm bazen: Belki de eski bir hayat tam şu anda beni anıyor.*
Hazır hayatta bizi gerilerde bırakmışken, aklımızın geçmişe dönüşünü merakla izlemek gerekir. Geçmişten kopup geleceğe dönemeyişimiz bu yüzden midir peki, arafta kalışlar... Bizi düşündüren Gökhan Özcan'dan sonra sessizce gitmeye hazırlanıyoruz. Ardımızdan sesleniyor; *Bütün gücümüzle avuçlarımızı kapalı tutmaya çalışıyoruz.* Ne kadar sessiz sakin olursanız olun gönülden gönüle coşkun nehirler akar, gidişler dönüşler gürültülü olur. Sesimiz duyulmuş meğer deyip uzaklaşıyoruz. Sahi, Özcan ne demek istedi bize? Heybemize katıp ilerleyelim.

Ülke gündemindeki seçim muhabbetlerine, İzdiham da fikirlerini beyan etmiş. Bizim Cumhurbaşkanı Adayımız deyip noktalı virgül koymuş. Tebessümle okuduk. Bir kaç yerine değinelim, fikir birliği güçlensin.
*Şiir okusun ama yazmasın.
*Ülkeyi ideoloji ile değil merhametle yönetsin.
*En az bir kere aşık olmuş ve en az bir kere terk edilmiş olsun.
*Gülünce güzel gülsün.
*Şaka yapmasın.
*Cumhurbaşkanı olduktan sonra çocukluk arkadaşına "siz" diye hitap etmesin.
*Biz bu seçimde ve her seçimde Hz.Ömer'i destekliyoruz. Makam kötü bir şey çünkü.
Not: Anlaşırsak biz yokuz.
Gündemden yakışır şekilde uzak kalmayan İzdiham'a katılıyor ve ziyaretlerin kısası makbuldür deyip devam ediyoruz. (En çok bu kısmi beğendik desek yeridir.)

Bir Oğuz Atay röportajı ile karşılaşıyoruz, uğramadan geçmiyoruz. Yalnızlık, sevmek, korku hakkındaki düşünceleri sorulmuş kendisine. *Hassas insanlar sadece kalplerinden yara almaktan korkarlar. Bundan korkanlar en çok kalplerinden yara alırlar. Bunu bilenler ise en çok kalpleri yaralarlar. Işte kalbi olana zordur yaşamak.* demiş. Okumanın verdiği keyif bir yana da, röportajın yapıldığı zamana denk düşseydik, belki bir kaç soru da biz sorardık.

Yolumuz Emine Şimşek'in beklenen, gidilen, gidilmek istenilen yolları, kalışları iyi yansıttığı dünyalara düşüyor. O dünyanın sokakları, bilinen ama hep kaybolunan yollarına çıkıyor. Belki de bu yüzden iyi hissettirdiğini ve yansıttığını düşünüyoruzdur. *Anlatacak çok şeyi olduğunda susarak başlar konuşmaya insan.* diyor, bizi görür görmez. Evet, anlatılacak çok şeyimiz vardı ama bunu nasıl anladığını da anlamadık. Bu dergide herkes gönül gözü ile görmeyi öğrenmiş anlaşılan. Bizde okuyarak öğreneceğiz diye umut ediyoruz. Sohbet, bekleyişler üzerine... Bunu bir yaşam parçası haline getirmekten. Unutmanın aslında hafızaya kazıyıştan başka bir şey olmadığından... İçimizi bir hüzün kaplıyor, bu hüzünlenişte yaşamımızın bir parçası. Bildiğimizden ötürü yine de mutluyuz.

Birçok kişinin daha yanına uğradık lakin bu kadarını bahsetmeye yetti kelimelerimiz. Izdiham'a edecek kocaman bir teşekkürümüz var. Belki bizi hayattan uzaklaştırdığı için. Uzaklaştırırken bile hayatı öğretmeyi sevdiği için. Güldürürken üzdüğü, üzerken bizi kendimize getirdiği için. Biz Izdiham'ı seviyoruz. Izdiham da bizi seviyor olacak ki; çok şeye katlanıyor.
*Izdiham çıksın diye derginin iç mizanpajını siyah/beyaz yaptırdım. Yoksa yine sıkıntı olacaktı. Dolar ve Euro artışı yüzünden. Bu sayıyı da böyle hallettim. Dayanmak, bir şair mesleğidir.*

Teşekkürler İzdiham. Dayanmak kelimesini yüzlerce okurun gönlüne sığdırarak, şiirlerle ve yazılarla yine içimizi kıyım kıyım ettiğin için! Ve bana kazandırdığın güzel dostluklar için... ;)
92 syf.
·4 günde·9/10
Yeşilin İslam'ı sembolize eden renk olduğunu çocukluğumuzdan öğrenmiştik. Bayrağımızdaki (Azerbaycan bayrağı) mavi rengin türklüğün, kırmızı rengin modernliğin, yeşilin ise müslümanlığın (yani İslam'ın) rengi olduğunu öğrettiler. Çoğu islam ülkelerinin bayrağında da yeşil rengin olduğu gerçektir. Yeşil renk bize bu derginin kapak sayfasını anlamlandırmak için gerekliydi onun için yazdım. Her sayfasını çevirdikçe olaki siyasi bir makale veya Trump'la ilgili yazılar çıkar karşıma diye düşündüm. Ama çıkmadı. Aksine, bu sayı, yetimliğin ve öksüzlüğün sayısı olmuş diye özetleyebilirim. Bir çoğunuza, sizi ağlatacak türden yazılar olduğu için tavsiye etmem. Bu dergi beni ferahlatıyor ama ağlatarak..

Kapakla içerik arasındaki bağlantıyı okuyup bitirene kadar kuramadım. Düşündüm..düşündüm.. Düğüm "yeşil"de çözüldü. Yeşil..yetimlik..öksüzlük..yalnızlık..ananın gözyaşları..şiir..

Yazarın biyografisi

Adı:
İzdiham Dergisi

Yazar istatistikleri

  • 186 okur beğendi.
  • 1.355 okur okudu.
  • 72 okur okuyor.
  • 323 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları