Adı:
Şeker Portakalı
Baskı tarihi:
Ocak 1983
Sayfa sayısı:
186
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750719400
Kitabın türü:
Orijinal adı:
O Meu Pé De Laranja Lima
Çeviri:
Aydın Emeç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Şeker Portakalı
Şeker Portakalı
Yazarlıkta karar kılıncaya kadar, boks antrenörlüğünden ressam ve heykeltıraşlara modellik yapmaya, muz plantasyonlarında hamallıktan gece kulüplerinde garsonluğa kadar çeşitli işlerde çalışan Jose Mauro de Vasconcelosun başyapıtı Şeker Portakalı, "günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü"dür. Çok yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, dokuz yaşında yüzme öğrenirken bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayalini kuran Vasconcelosun çocukluğundan derin izler taşıyan Şeker Portakalı, yaşamın beklenmedik değişimleri karşısında büyük sarsıntılar yaşayan küçük Zezenin başından geçenleri anlatır. Vasconcelos, tam on iki günde yazdığı bu romanı "yirmi yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığını" söyler.

Aydın Emeçin, güzel Türkçesiyle dilimize armağan ettiği Şeker Portakalının başkahramanı Zezenin büyüdükçe yaşadığı serüvenleri, yazarın Güneşi Uyandıralım ve Delifişek adlı romanlarında izleyebilirsiniz.
Ben bu kitabı okumadan önce Sevgili Öğretmenim Hüseyin Hocam ve Sevgili Arkadaşım Yusuf'a kitabın nasıl olduğunu onlara sordum ikiside bana kitabı okurken duygulanacağımı ve çok seveceğimi söylediler bende bu kitabı satın alıp okumaya başladım daha kitabı elime alır almaz kitabın güzel bir kitap olduğunu anladım. Kitabı okuyunca resmen kendimi kitabın içinde zannettim sanki o küçük Zeze bendim. Kitabı okurken birçok yerinde ağlamamak için kendimi zor tuttum. Kitapta unutamadığım yerlerin çoğu Zezenin yediği dayaklardı. Eğer ki ben Zezenin yerinde olsaydım hiç bu kadar dayağa ve yaşadığı acılara hiç katlanamazdım. Lafın kısası herkese tavsiye ediyorum çok güzel bir kitap.
Sevgili Zeze;
Bu satırları, çocukluğumdan yazıyorum sana. Tutsak bir çocukluktan yazıyorum; yoklugun aç bir canavar gibi, her şeyi yuttuğu bir dönemden.

Canım Zeze;
Ben de çocukken yaramaz bir çocukmuşum. Ama seninki gibi masum değil. Kırardım bende camları, pencereleri. Sonra annemi kızdırır, uyur numarası yapar ve kalkıp, annemin komşular için hazırladıgı kekleri gecenin bir yarısı yiyip, uyurmuşum. Tabi sabah kalktıgımda bir curcuna evde. Annemden yediğim dayaklar, senin, babandan yediğin kadar kötü olmasa da, anne terliği denen o son model silahla vurulurdum hep ve annem gerçekten çok iyi bir nişancıydı. Her defasında beni vururdu mutlaka.

Ve Canım Zeze;
Senin Portuga gibi, benim de dedem vardı. Kendisi öğretmendi, tıpkı babam gibi. Ne zaman annemden dayak yesem ya da esnaftan azar işitsem, kendisine koşar, ona bütün yedigim dayakları ve azarları anlatırdım. Beni kucağına alır, öğütler verir ve oyunlar oynardı.
Bazı geceler bize gelirler ve bizde kalırlardı. İşte o gecelerde ne kadar yaramazlık yaparsam yapayım, annem bir şey demezdi ( diyemezdi :)) ) Dedem izin vermezdi bana kızmasına annemin. Ve uyumaya gönderirken annem, dedeme, bana masal anlatması için yalvaran gözlerle bakardım. O da beni kırmaz, uyuyana kadar başımda bekler, saçlarımı okşar ve masallar okurdu. Ve uyurdum.

Canım Zezem;
Portuga'yı kaybetmenin vermiş oldugu acıyı, ruhunun en derinlerinde nasıl hissettiğini çok iyi anlıyorum. Çünkü ben de dedemi elim bir trafik kazasında kaybettim. Okula giderken, karşıdan karşıya geçtiği anda, kör bir otobüsün altında kalmış ve oldugu yerde vefat etmişti. Bunu ilk duydugumda Zeze, o kadar yıkılmıştım ki, birkaç gün ağlayamamıştım bile. Hiçbir şey yemiyor ve içmiyordum. Bir gece dedemi rüyamda gördüm ve hıçkırıklarla ağladım. O kadar ağlamışım ki, annem ve babam paniğe kapılıp, epey kaygılanmışlar. En son, annemin kucağında oldugumu hatırlıyorum.

Canım Zezem;
Jose Mauro'ya çok teşekkür ederim seni bana tanıttığı için ve içimi dökmeme vesile olduğu için.

Canım Zezem;
Bu yazıyı sana bu kadar geç yazdığım için çok üzgünüm. Seni Seviyorum.
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.245 Oy)14.071 beğeni36.604 okunma3.884 alıntı155.161 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.335 Oy)9.332 beğeni27.933 okunma2.997 alıntı122.863 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (10.110 Oy)11.893 beğeni30.002 okunma1.719 alıntı156.066 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (9.024 Oy)9.272 beğeni30.576 okunma932 alıntı147.787 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.844 Oy)9.802 beğeni27.630 okunma2.034 alıntı127.397 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (16.146 Oy)20.095 beğeni46.148 okunma3.672 alıntı194.527 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.879 Oy)8.474 beğeni24.345 okunma965 alıntı96.975 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.977 Oy)6.086 beğeni20.914 okunma952 alıntı108.481 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.798 Oy)8.271 beğeni22.537 okunma4.832 alıntı138.477 gösterim
  • Olasılıksız
    8.6/10 (6.429 Oy)7.157 beğeni21.050 okunma816 alıntı117.843 gösterim
Özlediğimden değil de zamanı geldiği içindi bir kere daha okumak istemem...ve hızlı hızlı atlayarak okudum, çünkü okumasam da ne olduğunu artık hatırlıyorum, hatırlamamak elde değil, 33 senedir okuyorum her sene, ve her sene, her okumada, kitabın sonunda, yine ağlıyorum. Şu anda hastayım, daha doğrusu hastalanıyorum; ancak bu beni yazmaktan alıkoymuyor, yani ateşimin artması, vücudumun dinlenmek istemesi beni engellemiyor; Şeker Portakalı, çünkü, benim çok aşina olduğum, ve bir anlamda, beraber büyüdüğüm bir edebiyat mekânı gibi. İnternette senelerce Vasconcelos'un tek bir resmini bulmak için uğraşmıştım. Üniversitede İngilizce basımlarında dahi kitabın yazarının bir resmini bulmak mümkün olmamıştı. Facebook'a 2007 yılında katıldığımda, çok uzun süre Vasconcelos'u bulmaya çalıştım. Hatta bana yardımcı olmak isteyen bir iki yabancı da oldu, ama sonuç hep olumsuzdu. Eğer yanılmıyorsam, Can yayınlarının Şeker Portakalı'nın yeni basımlarından birine, kimbilir beş mi on mu yıl kadar önce, on olamaz ama, mutlaka beş civarı olmalı, işte o basıma koydukları resim ise hepimizi etkilemişti, zaten Facebook'ta ilk gördüğüm resim de oydu, yakışıklı bir genç adam, bize siyah beyaz fotoğraftan bakıyor, ve güzel yüzü senelerce yüzünü görmeden onun çocukluk dünyasında kaybolup giden benim gibi nice insanda sevgi hissi uyandırıyordu; çünkü Zezé O'ydu, yani O, 24 yaşında intihar eden Godoia'nın kardeşi ve bahçelerde elini tutarak dolaşan genç yaşında ölmeyi seçen Kral Luis'in abisiydi , Portuga ile Kralice Charlotte'un önünde eğilerek ona hürmetlerini sunan ve sırtı yediği dayaktan yara bere içinde kalmış, içine şeytan kaçmış bizim Zezé'mizdi, ama ilginçtir ki bu fotoğrafın gerçek olmadığı ortaya çıktı, aynı isimde bir başkası, bir Meksikalı devrimcinin resmiydi bu, ve gerçek Zezé'nin resmini daha sonra görmek nasip oldu: yılların yorduğu bedeninde gözlerinde tanıdık pırıltılar gördüğümüz güleç yüzlü bir adama bakıyorduk, ve ne güzeldir ki onu çok çok iyi tanıyorduk.

Günün birinde acıyı keşfeden bir çocuğun öyküsü olan Şeker Portakalı bir yandan da nice babasızın öyküsü gibidir, bir gün bir yabancının bütün samimiyeti ve sevgisiyle kalbinde size yer açmasının öyküsüdür. Sevgi güzeldir, Dona Cecilia Paim öğretmenimizin masasındaki çiçek gibidir, o çiçek büyür ama hayat herşeyden daha ağır, 'benim suçum yok' diye ağlayan katil tren Mangaratiba üzerinizden ezip geçer... sonra bir bakarsınız, günlerce acı çekseniz de yaşamaya mahkûmsunuz ve o zaman bir küçük ses size seslenir, "üzülme küçüğüm, O göklerde". O zaman yine kelimelerin heyecanına, hayatın rengine dönmek istersiniz, ama büyümüşsünüzdür işte; yokmuş, olmamış gibi yapamazsınız ve Onun artık bir ceset olduğu gelir aklınıza. Acı çeke çeke içinizde bir şeker portakalı büyür...gerçek hayatta onu yol yapmak için bahçenizdeki diğer masum ağaçlar ve fidanlarla beraber kesseler de, içinizde acıyla sulanan bu şeker portakalı büyür, büyür, büyür. Ben de 11 yaşımdan beri Zezé ile böyle büyüdüğümü düşünürüm hep, her zaman geri dönüp mutlaka yeniden okurum onu...bir edebiyatçının dünyaya bırakabileceği en güzel miraslardan biri çünkü Şeker Portakalı...bu kadar sevgi ve acının bir arada yoğrulduğu bir kitap hayata daha iyi tutunmaya, dayanmaya, ümitvar olmaya ve acılarla sarsıldığımızda pes etmemeye davet eder bizi, biz de Zezé gibi gülümseyerek ve içimiz ağrıyarak dayanmaya ve inadına yaşamaya çalışırız.

"Ama Xururuca sensin, Minguinho"

Hasta hasta ancak bu kadar yazabildim...benim için Şeker Portakalı'nı ancak bu kadar anlatabildim...belki seneye bir kez daha okuduğumda, nasipse ve ömrüm varsa elbette, daha doğru ve daha iyi anlatabilirim gerçek düşünce ve hislerimi.
Ben ki kolay kolay ağlamam, bu romanı okurken birkaç kere duygulandım, gözlerim doldu. Zeze çok zeki, hayalgücü çok geniş ama bir o kadarda yaramaz ve bunun için sık sık ailesinden dayak yiyen bir çocuk. Çok fakir bir ailesi var, çok zorluklar çekmiş ve çok duygusal biri olduğu için hayat onu çabuk pişirmiş. Bazen bir yetişkin gibi konuşabiliyor, insanları anlayabiliyor. Böyle bir çocukla bakıyorsunuz Brezilya insanlarına, sokaklarına... Hayata. Zeze ile birlikte eğleniyor, öğreniyor, ağlıyorsunuz... Çok beğendim kitabı, yazarın anlatımını. Mutlaka okunması gereken bir kitap.
<<<PORTEKİZLİ TEYZE OLACAĞIM>>>

Peki ya şuan aynı sokakta aynı şehirde yaşadığımız ZEZEler ne olacak acaba onların da bir portakal ağacı veya Portekizli şefkatli bir amcaları var mıdır...

Hiç kimsenin müthiş bir hayatı olmamıştır, herkes hayatının birçok yerinde birbirinden farklı sorunlar ile karşılaşır. Ama şu bir gerçek ki çocuklukta yaşadığımız her bir sorun yaşadığımız bir ömrü etkiler hani derler ya eğitime ne kadar küçük yaşta başlanılsa o kadar faydalıdır diye çünkü çocuk hemen arkasından bunu tekrar etmese bile zamanı geldiğinde bilinçaltın da duyarak veya görerek kaydettiği şeyler ön plana gelir ve kullanır. Çocukluk dönemi sevgiye ve ilgiye en çok ihtiyaç duyduğumuz çağdır o dönemde ne yaşar nasıl ilgi görür isek hayatımızın geri kalanın da bu kişiliğimizi o derce etkiler…

ZEZE diğer okurlar da olduğu gibi bana da çocukluğumun acı tatlı anılarını hatırlattı ben 9 yaşında kaybetmiştim babamı bilirsiniz kız çocukları babaya daha düşkündür bende çok severdim babamı hatta bu yaşıma geldim hala babamın ölmediğini bir gün bir yerlerden çıkacağını düşünürüm… Benim de çocukluğumun bir bölümün de yaşadığım şeyler bende ağır tramvaya sebep olmuştu, ve bu gün bile aklıma geldiğinde nefret ettiklerim ve sevdiklerim bir başkadır.

Yani sevgili okurlar 5 yaşında ki bu çocuk bize ÇOCUK deyip geçmeyin diyor ve yine kitabın sonunda hepimize verdiği şu mesaj; …çünkü sevgisiz hayatın hiçbir anlamı yok. Ara sıra sevgimle mutluyum ara sıra da yanılıyorum; bu daha sık oluyor.
Sevgiyle büyüyen bir gelecek için çocuklara gösterdiğimiz sevgi onlara aldığımız hediyelerden veya harçlıklardan ibaret olmamalı kendimden biliyorum ben çocukken en çok yaşlı amcaların beni deroooşş diye çağırıp kolunun altına alıp göğsüne bastırmasıydı yaşlı amcalar diyorum çünkü benim sevgideki eksik yanım babamdı yani çocuklara verilecek en güzel hediye onları hesaba almak ve zaman ayırmak gözlerinin içindeki gülümsemeye değer bu…
Elinize alıyorsunuz ve bir anda Zézé nin yaşamının tam merkezinde buluyorsunuz kendinizi... Onu yazanın yüreğinde yirmi yıl sır gibi açığa çıkmayı beklemiş, on iki günde satırlarda kendine yer bulmuştur. José, sevgili José... Sen gerçek bir güneşsin. Kalplerimizi ısıttın. Bu kitap "günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsüdür."

Acı, bu dünyada kesfedilebilecek en yaralayıcı şeydir. İnsanı insan yapan. Hem bu kadar sarsan, hem böylesine yürek burkan bir şey, nasıl oluyor da bizi bir anda büyütebiliyor. Bir çocuğu artık çocuk olmaktan alıkoyan, onun içindeki kuşları öldüren, ona gerçeğin zehirini altın tabakta sunan şeydir o.

Evet,içinden hiç çıkmak istemeyeceğim bir öyküydü bu. Birden çocuk oldum Zézé'yle. Onunla tekrardan nedensiz niçinsiz, saçma olup olmadığına bakmadan hayaller kurdum. Onun dostu Şeker Portakalı'ydı benimki de Kırmızı Elma ağacımdı. Birden çocukluğumda kendiminde nasıl o ağaca gönülden bağlı olduğumu, onu gerçek yuvam olarak gördüğümü ve sık sık ona dert yandığımı, her şeyde ona sığındımı hatırladım.

Hem sonra Portugası vardı Zézé'nin... O Portugasını kaybederken ben de eskiye döndüm ve kaybettiklerimi hatırladım. İnsanın dostu, sevdiği, yani yüreğini açtığı kişi onun bir zaman sonra yaşama sebebi haline geliyor, ona büyük bir sevgiyle bağlanıyor. Sonra onu kaybetmek... Zézé onu kaybettiğinde şöyle demişti "yaşamaya mahkum ettiler beni..." Yaşamak yalnızca zorunluluk haline gelebiliyor.

O bahsettiğimiz şey,acı, insanı altı yaşında bile koca bir yaşayan ölüye çevirebiliyor. Yine de nefes aldığımız sürece bir umut var demektir.

Okumanızı ve bu acıyı hiç değilse okuyarak paylaşmanızı tavsiye ederim. Vasconselos'un da çocukluğuna ışık tutan bir eser.

Hem belki önceleri sizin de "Hayatın sevilecek yanlarını bana sen öğrettin, sevgili Portugam. " dediğiniz biri vardır ve belki Zézé gibi onu kaybettiniz... Kendinizi bulunuz dostlarım, kendinizi...
“Yalnız bu hafta 3 kez dayak yedim.” dedim. “Hem de ne biçim. Yapmadığım şeylerden ötürü bile dayak yiyorum hep suç bende. Artık beni dövmeyi alışkanlık haline getirdiler”
“İyi ama niye yapıyorsun böyle?”
“Bütün bunları yapan aslında şeytan olmalı bir takım şeyler yapma isteği geliyor içimden ve yapıyorum bu hafta Nega’nın çitini ateşe verdim. Dona’ya topal ördek diye bağırdım çok kızdı. Paçavradan bir topa tekme yapıştırdım batasıca top, Dona’nın penceresinden girdi büyük aynasını kırdı. Sapanımla üç lamba patlattım. Seu’nun oğlunun kafasına taş attım.”
“Yeter yeter”
Zeze’nin yaptığı yaramazlıklardan sadece birazı… Uzun süredir okumayı düşündüğüm fakat bir türlü fırsat bulamadığım “Şeker Portakalı”nı en sonunda okumayı başardım. Tek kelime ile harika bir kitap olmuş. Bugüne kadar okumadığıma hayıflandığım bir kitap oldu. “Zeze” yazar kitabında harika bir kahraman yaratmış. Herkesin seveceği küçük ama yüreği çok büyük bir kahraman. Yıllar önce “İdamlık Genç” kitabını okuduğumda yazar kitabın başına: “Ben kitabı yazarken bir yerde ağladım bir yerde güldüm. Okuyanların da aynı yerde gülüp aynı yerde ağlayıp ağlamayacağını merak ediyorum.” demişti. Ciddi anlamda kitabı okuyunca bir yerde gülüp bir yerde ağlıyordunuz. Yıllardan sonra ilk defa “Şeker Portakalı”nı okurken aynı şeyi yaşadım. Zeze’nin hayal gücü ve yaptığı yaramazlıkları okudukça gülmeye hatta kahkaha atmaya başladım. Daha sonra Zeze’yi acımasız şekilde dövmelerini okuyunca ister istemez gözlerin doluyor ve ağlıyorsun.
Kitabı daha çok öğrencilerime tavsiye edeceğim için birazda onların gözünden bakmaya çalıştım. Ciddi anlamda hem çocukların gözlerinden hem de yetişkinlerin gözlerinden okununca insanı derinden etkileyen bir eser. Hani bazı kitapları okuyup bitirince; bittiğine hayıflanırsınız ya... İşte “Şeker Portakalı” bunlardan bir tanesi. Özellikle kardeşiniz ya da çocuğunuz, 7. Sınıf ve üstü tüm çocuklara özellikle okutulması gereken bir eser. Kitabının en güzel yanı o yaştaki çocuklarımızın kesiklikle hayal dünyasını geliştirecek bir eser olması. Öte yandan kitapta birçok kötü söz var. ( Ki bu yüzden bir ara bir öğretmene soruşturma açıldı.) Bu kötü sözler yüzünden kitabı tavsiye etmeyenler mevcut. Fakat kitabın iyi tarafı bu sözleri verirken aynı zamanda bunların kötü ve söylenmemesi gereken sözler olduğunu okuyucuya net şeklîde belli ediyor. Kitapta yer alan sözler zaten çocuklarımızın her an çevrelerinde duyabileceği şeyler. Bu yüzden bunların bu şekilde verilmesi çok daha güzel olur.
Kitabın en önemli faydası tekrar belirtmek gerekirse hayal gücünü geliştirecek olmasıdır. Çünkü Zeze denilen kahramanın felaket bir hayal gücü var. Kitabın içinde de sürekli bu hayal gücünü kullanmıştır. Hatta o kadar fazla hayal gücü gelişmiş ki ister istemez bazı yerlerde kafanız karışabiliyor.
Bu yazıyı yazdığım esnada serinin ikinci kitabı olan “Güneşi Uyandıralım” kitabının ortalarına vardım. O da hemen hemen “Şeker Portakalı” ile aynı tadı veriyor. Okuyacak kişilere önemli bir tavsiyem serinin üç kitabını da birlikte okumalıdır. Şeker Portakalı- Güneşi Uyandıralım ve Deli Fişek…
Netice olarak “Şeker Portakalı” biran önce okunması gereken güzel bir kitap.
“Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek…
Ve bir gün büsbütün ölecek.”

Zeze böyle baş etmişti canını acıtanlarla.İçinde ,yüreğinde öldürerek.Ne çok şey öğrettin bana Zeze altı yaşında dışlanmış hisseden çocuk olarak şu acımasız hayata inadına tutundun ,asla pes etmedin çok uçlara gelmene rağmen.Bende artık yüreğimde öldüreceğim hak etmeyen her şeyi …

Pes edeceğin sırada o devasa hayal gücün girdi devreye. Bahçedeki Şeker portakalı ağacını seçtin yaslanmak için… Tüm duygularını ,aslında tüm benliğini ona yasladın,emanet ettin.Şu hayatta her şeyim diyeceğin bir tek o ağaç vardı.Çoğunlukla tutamadığın göz yaşların hep onun yanındayken yağmur gibi akardı ,anne sıcaklığı mıydı acaba onda bulduğun…

Zeze sen beni daha ne kadar yaralayabilirsin çocuğum… O küçücük bedenin ,kocaman yüreğin ne kadar acıdı ne kadar yara aldı … ama baş ettin hepsini omuzladın.Çünkü sen küçük şeytan değildin,lanetli falan hiç değildin.Aksine kalbi ve vicdanı olan bunu akıl süzgecinden geçirebilen kocaman yüreği olan küçük adamımsın Zeze…

Yıllar önce bir arkadaşımdan ödünç alarak okuduğum kitabı tekrar okumam için iki sebebim vardı.Birincisi o içimi sızlatan satırların altını çizmek ve Zeze’yi kucaklamaktı… İkincisi oğluma okumasını önerebilir miyim diye anne kimliğimle tekrar okumak istedim …Şimdi içim daha rahat sanki ona karşı borcumu ödemiş gibi hissediyorum.

Brezilyalı yazar J. M. De Vasconcelos kendi hayatıyla benzerlik barındıran bu kitabı tam on iki günde yazdığını “yirmi yıldan fazla yıldır yüreğinde taşıdığını” söyler.Bu sözlerinden de anlıyoruz aslında kendi hayatından ,kendi acılarından bir şeyler yazmak ve bunları birileriyle paylaşmak ,bu duyguları başkalarına emanet etmek oldukça zor.Bundan dolayı kitap ,yazar için gönül bağının olduğu bir eserdir. “Güneşi Uyandıralım” ve “Delifişek” kitaplarını da devam kitabı olarak yazmıştır.Devam olarak biraz yavan kalsalar da yine de yazarın akıcı üslubuyla keyifli bir üçleme okuyorsunuz. Zaten Zeze büyüdüğünde neler oldu diye merakından yine okuyor insan.

Zeze’nin öyle bir hayal gücü var ki uçsuz bucaksız…Okudukça iyiki de var bu hayal gücü dedim yoksa onca acıya küçücük bedeniyle nasıl dayanırdı…Hayalinde her şey yerli yerinde ve çok güzeldi,keşke gerçekler de böyle olabilseydi.Küçücük evlatlık bir çocuğun öldüresiye dövülmesi … sızlayan bendeni değil yüreğiydi ve o cümleleri okurken içimin acımasıydı hissettiğim.Çünkü ben anneyim ve her çocuğa karşı merhamet duygum var.İçimi yaka yaka okudum Zeze’nin acılarını…Üvey babasında bulamadığı baba olgusunu “Portekizli”de görmesi ve onun yanında geçirdiği dakikalarda hissettiği güven duygusunu çok arzulamıştı küçüğüm.Hayalle gerçek arasında bir babaydı Portekizli onun için bu yüzden onu kaybetmiş olsa bile içinde bir yerlerde hissediyordu varlığını…

Yüzmeyi çok sever bizim ufaklık ama ailesi çok izin vermez aslında çoğu şeye izin vermezler ama o hayal gücüyle öyle bir özgürdür ki bu onun dünyasını aydınlatmaya yetiyordu…Zaman zaman yasakları deldiğinde ya dayak yer ya da cezalara maruz kalır.

Bir çocuğun acılarını okumak bir anne için çok zordu…Hani derler ya bir kitabı ikinci defa okumaktan ne keyif alıyorsun diye ,arada gerçekten çok büyük fark var .Genç arkadaşlarıma önerim çok etkilendikleri kitapları ileriki bir yaşta tekrar deneyimlemeleridir.
Oğluma önerir miyim? Kesinlikle evet. On bir - on iki yaş grubunun altındaki çocukları olumsuz etkileyebilir kitaptaki dayak sahneleri falan.Bunun üzerindeki her yaş okuyabilir öyle de güzel bir yanı var. Ben çok beğenmiştim anne olarak çok daha fazla beğendim ve herkese tavsiye ederim.

Filmi de var bu güzelliğin https://www.altyazilifilmizle.biz/...ranja-lima-izle.html Ardacım’da okusun birlikte izleyeceğiz inşallah.

Sevgiyle kalın …
Şu güzel muhteşem kitap 'Şeker Portakalı' sonunda ben de okuyanlar kervanına katıldım. İnceleme yazmama gerek var mıydı bilmiyorum, zaten yeterince inceleme var ama ben de yazmak istedim yazıp içimdekileri söylemek istedim, seneler sonra inşallah olur da 1k ya girebilirsem ya da çocuklarım, torunlarım girebilirse bu kitap hakkında ne düşündüğümü bu günkü gibi bilsinler istedim.

Bir kitabı herkes okur ama kendince yorumlar ya hani ben kitaba başladığımda dedim bu kitap beni yakalamayacak sanırım o duyguyu alamayacağım ama sonradan yanıldığımı anladım.

Güzel Zezè, küçük Zezè sen ne yaramazsın öyle o küçücük yaşına, boyuna bakmadan neler yapmışsın çok üzülüp ağladım senin için.
Ama dedim ki o daha çocuk hem de küçücük bir çocuk yediğin dayaklara çok üzüldüm ama sende kendimi buldum. Hepimiz öyle değil miydik yiyeceğimiz sopaları, azarladı bilir yine de geri kalmazdık yaptıklarımızdan, ödümüz kopardı oysa ki anne babamızdan, daha doğrusu babamdan (kendi adıma) annelerimizin 'baban gelsin sen görürsün' diyerek büyüttüğü nesildik biz ama bir zamandan sonra o tehtit de bir işe yaramaz olmuştu çünkü çoğu zaman anne yüreği galip gelir yaramazlık konusu hiç açılmazdı. Kitabı okurken yaptığın yaramazlıklara, yediğin sopalara ortak oldum ağladım seninle, sebepsiz yere balonunun yırtılmasına. Yediğin dayaktan canım yanmadı balonuna daha çok üzüldüm aynı sen gibi. Ama yapacaklarımdan da geri kalmadım. Ne şansız çocukmuşsun. Biz şimdilerde, şimdi ki nesil çok yaramaz diyip geçerken hatta yaptıkları yaramazlıklara gülerken senin çektiklerin...

Yine de o kadar yaramazlığa, haylazlığa karşı ne kadar da büyüktü kalbin, düşüncelerin. Bazı yerlerde ettiğin küfürleri seni hayattan bezdirenler için ben de söyledim hatta belki daha ağırlarını, aklına gelecek en ağırlarını söyledim, ahh be çocuk yaktın kalbimi!

Keşke tüm çocukları karantina altına alabilsek yoksulluktan, açlıktan, mutsuzluktan, çocuk ruhundan anlamayan sanki hiç çocuk olmamış gibi davranan insanlar. Sahi insanlar mı onlar?
Bu nasıl olabilirdi?
Herkesin yaptığı bir şeydi oysa ; harfleri yanyana getirip kelime, kelimeleri yanyana getirip cümleler oluşturmak. Buna yazı yazmak deniyor! Oysa duyguları yazmak; işte ben buna gerçek yazmak derim.

İçinde binlerce harften oluşan bir şey düşünün ;sizi kendisine bağlıyor, durmadan okumak istiyorsunuz, hemde hiç durmadan. Lakin korkuyorsunuz bitecek diye korkuyorsunuz. Kendinizi frenlemeye çalışsanızda korkunun ecele faydası olmuyor, ölüyor. Ama sizde yaşamaya devam ediyor.

"Zeze" 5 yaşında bir çocuk ama kim?
O dünyadaki bütün çocuklar, o her çocuğun olduğu kadar çocuk, o içimizdeki çocuk.

Her çocuğun bir şeker portakalı vardır.
Kimisi ağlatır.

Söylenecek sözler, ne söylersem söyleyeyim yarım kalacak. Bu yüzden siz kitabı okuyup tamamlayın olur mu?
Ve hayatınıza, kendisi küçük sevgisi büyük bir yürek katmaya hazır olun.

OKUMALISIN...
Zeze, çok akıllı fakat biraz haylaz. Kitabı okurken, günümüzde böyle yaşamı olan çocukların düşüncelerini muhteşem şekilde aktaran bir kitap. Zeze çocuk olmasına rağmen ruhu kocaman bir adam.
Seni okurken kendimi gördüm; Zeze...
Her okuyan yaşıyor mu seni?
Yalnızlığını...
Ağlayışını ...
Kendi kendine konuşmalarını, şarkı söylemelerini
Sonu dayakla biten yaramazlıklarını
Senin hikayen bir neslin hikayesi;
Şimdiki çocuklar bilirler mi?
Ne bilsin...

Aynadaki çocukluğumuzun, sokak aralarında oynadığımız oyunların, çamurlu eller ve ayaklarımızın, yediğimiz dayakların adı zeze...

Ne günlerdi o günler, hatırama düştü seni okurken; Çocukken şarkı söylediğimi hatırlamıyorum ama evden kaçıp köye gittiğimi, mazot kokulu traktörlere bindiğimi, kuş seslerini, koyun melemelerini, tenekeden orkestraları, kırdığımız camları, Kese kağıdında sarılı nohutu, salçalı ekmeği, tandırda pişen ekmeği... hatırlıyorum, hem de yüreğimden gözüme bir hüzün bulutu ile taşıyorum...

Ne günlerdi o günler, belki bize pasta şekerleme veren olmadı, ama avuçlarımıza kuru üzüm döken dedelerimiz vardı, bilmiyorum ama nenelerimiz de annelerimiz gibi döverdi, ama dedemden hiç dayak yemedim... ( Allah onlara rahmet etsin )

Ha birde çocukluğumuzda toprak çoktu; Evler, merdivenler, yollar her şey topraktandı, toprağa su döker çamurdan arabalar, çamurdan adamlar, çamurdan kaleler, çamurdan oyunlar oynardık, çok kirlenirdik ama bugünkü gibi kanser yapan oyuncaklar muhabbeti yoktu, en fazla elbiselerimiz kirlenirdi, bedenimize, gözlerimize, yüreğimize bir şey olmazdı....

Zeze; bizim çocukluğumuzun bir hikayesi bir kitabı yok;
ama senin hikayen bize kendi hikayemizi hatırlatıyor, yazdırıyor...

Zeze; ara sıra uğra sokaklarımıza, hatırlat bize çocukluğumuzu; içimizdeki çocuğu yalnızlığa mahkum etme, şarkını söyle eşlik edelim, camlarımızı kır; canlarımızın farkına varalım, sakın sokaklarımızı sensiz bırakma zeze...

Bu kitabın incelemesi herkesin çocukluğudur.
bu da benim çocukluğum...

Her çocuk güzeldir,
Her çocuk özeldir,
Her çocuk yaramazdır, tıpkı zeze gibi...

İçinizdeki çocuk ölmesin,
Öldürmeyin, bırakın şarkısını söylesin.


Okumanız dileğiyle...
''Nen var Zeze?”
”Hiç. Şarkı söylüyordum.”
”Şarkı mı söylüyordun?”
”Evet.”
”Öyleyse ben sağır olmalıyım.”

İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim.
“Daha çok anlat” dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”
Onu düşünmekten kendimi alamıyorum, şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.
Uzun uzun burnumu çektim.
"Önemi yok, onu öldüreceğim!"
"Ne diyorsun sen küçük; babanı mı öldüreceksin?"
"Evet yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bi gün büsbütün ölecek."
"Bu küçücük kafada ne büyük bir hayal gücü!"
José Mauro De Vasconcelos
Sayfa 159 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şeker Portakalı
Baskı tarihi:
Ocak 1983
Sayfa sayısı:
186
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750719400
Kitabın türü:
Orijinal adı:
O Meu Pé De Laranja Lima
Çeviri:
Aydın Emeç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Şeker Portakalı
Şeker Portakalı
Yazarlıkta karar kılıncaya kadar, boks antrenörlüğünden ressam ve heykeltıraşlara modellik yapmaya, muz plantasyonlarında hamallıktan gece kulüplerinde garsonluğa kadar çeşitli işlerde çalışan Jose Mauro de Vasconcelosun başyapıtı Şeker Portakalı, "günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü"dür. Çok yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, dokuz yaşında yüzme öğrenirken bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayalini kuran Vasconcelosun çocukluğundan derin izler taşıyan Şeker Portakalı, yaşamın beklenmedik değişimleri karşısında büyük sarsıntılar yaşayan küçük Zezenin başından geçenleri anlatır. Vasconcelos, tam on iki günde yazdığı bu romanı "yirmi yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığını" söyler.

Aydın Emeçin, güzel Türkçesiyle dilimize armağan ettiği Şeker Portakalının başkahramanı Zezenin büyüdükçe yaşadığı serüvenleri, yazarın Güneşi Uyandıralım ve Delifişek adlı romanlarında izleyebilirsiniz.

Kitabı okuyanlar 26.967 okur

  • zeynep
  • Ummahan Karagöz
  • Didem Vidin
  • Enes Berk Çelen
  • Eylül Tuğçe Ünlü
  • Esin Özdemir
  • Peyma
  • Gamze Hanilçe
  • Zeynep Arslan
  • NURAN BAYINDIR

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%35.5
14-17 Yaş
%14
18-24 Yaş
%14
25-34 Yaş
%15.7
35-44 Yaş
%13.3
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%0.3
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.6
Erkek
%26.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%49.3 (3.960)
9
%22.5 (1.807)
8
%15.9 (1.276)
7
%6.6 (528)
6
%2.5 (204)
5
%1.5 (123)
4
%0.6 (49)
3
%0.5 (41)
2
%0.2 (15)
1
%0.3 (24)

Kitabın sıralamaları