Huzursuzluk

8,4/10  (2.081 Oy) · 
5.400 okunma  · 
1.992 beğeni  · 
24.922 gösterim
Merhamet zulmün merhemi olamaz!

İstanbul'un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin'in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin'e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece âdeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.

Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve

dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.

Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesi... Livaneli okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturuyor.
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2017
  • Sayfa Sayısı:
    160
  • ISBN:
    9786050939828
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:
Nurhan Işkın 
22 Mar 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

"Huzursuzluk" içimdeki huzuru paramparça etti. Savaşı uzaktan düşünerek tasvirlemeye çalışmak ile Meleknaz'ın yaşadıklarının içinde yol almak, onun çocuk-kadın ruhundaki yaraların derinliğini anlayabilmek, sanırım bir okur olarak imkansız...


İnsanların birbirine sadece dininden dolayı bu kadar zulmetmesi ne yazık ki dünya var olduğundan beri devam ediyor. Savaşların sebebi her ne olursa olsun işlenen insanlık suçlarını işleyenlerin de insan olduğunu düşünmek beni dehşete düşürüyor. Bu esere yakın olan Alexandra Cavelius'un Leyla adlı kitabını okuduğumda da aynı duyguları hissetmiş, insanların nasıl olup ta bu kadar hayvanca davrandıklarını anlamaya çalışmıştım. Bu eser ise kendilerinden olmayana ama özellikle kadın ve kız çocuklarına (İŞİD'li insan olmayan varlıkların) tecavüz edip satmalarını ve bunu din adına yapmalarını, tüm dünyanın da bu vahşete seyirci kalmasını anlatıyor...

Suriyelilere özellikle kadınlarına bakarken acaba o donuk gözlerle karşılaşsam, ben ne yapardım sorusunu eserin son sayfasına kadar kendime sorarken buldum. Ama ne acıdır ki cevabını bulamadım...

İnsanın kendi özünden uzaklaşmasının, yıllarda geçse mümkün olmadığını, İbrahim'in ölen arkadaşı için gittiği Mardin'de büyüdüğü sokaklarda ve çocukluk anılarında yaşadığı hüzne tanıklık ederken, kişi nerede çocukluğunu geçirmişse orada bir kökü olduğunu ve bu kökün nereye giderse gitsin döndüğünde onu anılarıyla kucaklayıp, sarmalayışında ki sıcaklık hissi beni de sarıp sarmaladı...

Yezidiler hakkında bilmediğim bir çok bilginin de yer aldığı kitabı okurken, Ortadoğu gerçeklerinin, aşk ile harmanlanıp, ızdırap dolu yolculuklarına şahitlik ettim...

Meleknaz ve Hüseyin'in hikayesini okumanızı tavsiye ederim...

Hiç Yok 
27 Haz 2017 · Kitabı okudu · 6/10 puan

Livaneli. Ne büyük bir isim, ne büyük bir yazar! Ben sizden böyle duydum, bilmiyorum. Sizlerin yalancısıyım. Belki gerçekten öyle belki de sallıyorsunuz, benim açımdan. Fakat bu büyüklüğü, bu ustalığı bu kitapta kesinlikle görmediğimi söyleyebilirim. Ha, Livaneliyi okumaya bu kitaptan başlama eşekliğini de söylemeliyim. Ne bileyim, serenad, kardeşimin hikayesi veya son adadan başlamalıydım. Ama ben öyle yapmak yerine çıkardığı son kitaptan başladım. Neyse ki 5 liraya almıştım. (Hayır korsan değil, pahalı aldıysanız siz kazık yemişsinizdir.) Bu durum tek tesellim.

İlk önce kitaba büyük bir umutla başladım. İlk sayfayı okudum felan, ışid gibisinden şeyler yazıyordu. Dedim yok artık. Bari kapakla alakası olsaydı. Kitabı kapatıp yerine koydum ve başka bir kitabı okudum. Sonra bir daha okumak geldi aklıma. Yine ümitliydim. Dedim güzel bir şey yazmıştır. İsim yapmış sonuçta. Bu yüzden hemen okumaya başladım. İlerledim iyi hoş gidiyordu. Zaten 80-90 sayfalık bir kitap. Normal boyutta yazsaydı böyle olacaktı. Neyse okudum okudum ve bir son bekliyorum artık. Sayfalar tükenmiş. Okumaya devam ettim. Opps. Kitap bitti. Eee.... Sonda ne oldu şimdi? Döndüm sonu bir daha okudum. Sonda bir şey olmamış meğersem. İyi deyip başka kitaba başladım. Kısacaı livaneli hayallerim yıkıldı. Eğer her kitabı böyleyse diğer kitaplarını almayacağım. Bir yardım edin de çıkayım şu işinden. Yine de isme bakmadan okuyabileceğiniz bir kitap. Benim eleştirdiğim böyle nam salmış bir yazarın bu kadar acemice yazması. İyi okumalar...

Mehmet Y. 
 23 Oca 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Zülfü Livaneli romanlarının bendeki karşılığı çok farklı. Şöyle ki, okurken 'bunları ben de yazabilirim, basit bir roman' duygusu ile 'beğeniler'i iç içe geçiyor. Sanırım bu onun, nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama mesela bir Orhan Pamuk seviyesinde bir romancı olmadığını ama meselesini de çok iyi anlatabilecek kadar iyi bir romancı olduğunu gösteriyor.

Huzursuzluk'u da aynı hissiyatla okudum. Peki neydi Huzursuzluk?

( İpucu içerebilir )

Aslında ülkemizde ve dünyanın genelindeki huzursuzluk durumunu işliyor Livaneli. Suriye iç savaşı sonrasında ortaya çıkan feci tabloyu IŞİD vahşeti üzerinden Ezidi kurbanları konu ederek anlatıyor. Mardin'i merkezde tutan ve Hüseyin adlı bir karakter ile Ezidi bir genç kadın Meleknaz'a odaklanan bir roman. Anlatıcı ise modern çağda bir kimlik bunalımı da geçiren gazeteci İbrahim.

IŞİD'e başka bir isim takmak maalesef sorunu ortadan kaldırmıyor. Biz bunu kabul etmesek de o caniler bütün icraatlarını İslam adına yapıyorlar ve ilginçtir, bizi de Müslüman saymayacak kadar fanatikler.

Kitapta hakkında pek bir şey bilmediğimiz hatta keşke pek bir şey bilmesek de o yanlış şeyleri bilmeseydik dediğimiz Ezidilik hakkında malumatlar da var. Elbette ortak husus 'insan' olmak.

IŞİD kafasının Ezidilere yaptıklarını okurken isimleri değiştirelim. Mesela Ezidi yerine Boşnak diyelim, IŞİD yerine Çetnik diyelim, Abdullah yerine Slobodan, Haydar yerine Eldin, Nergis yerine Suada... Diğer bütün o sahneler, vahşet, tecavüzler, o tecavüzlerden doğan bebekler, sakat düşünceler, sapıklıklar, işkenceler... Hepsi Bosna katliamında Çetniklerin, Boşnaklara yaptıklarıyla aynı. Ya da Nazilerin Yahudilere yaptıklarıyla...

Nitekim Livaneli ABD'ye gönderdiği Hüseyin'in kaderini de bu ortak fanatizme bağlayarak konuyu evrenselleştiriyor.

O büyük acılara maruz kalan küçük Nergis de, Mardinli Müslüman Hüseyin de aynı şeyi söylüyorlar; ben insandım!

Evet, Livaneli ile aynı şeyleri düşünüyorum. İnsan, insandır. Dünya büyük bir huzursuzluk içinde, din adına ya da ideolojiler adına cinayetler işleniyor. Bu böyle olmamalı; zulüm bizdense ben bizden değilim diyebilmeli.

Kitaba adını veren huzursuzluk ise özellikle son bölümlerde kendini başarıyla hissettiriyor.

Kitapla ilgili küçük bir eleştirim ise şu olacak, sanki bir an önce bitmesi için biraz acele edilmiş gibiydi. Şöyle ki, gazeteci İbrahim cenaze töreninde arkadaşı Mehmet'le karşılaştığında Mehmet ona 'yıllardır kendisini merak ettiklerini' söylüyor. Ancak sonra konuştuğu babası bir başka tanıdığı ise İbrahim'den gayet haberdarlar. Hatta onu gazetelerde, televizyonlarda gördükçe mutlu olduklarını falan söylüyorlar. Demek ki haberdarlarmış...

Derya (Bahir) DENİZ 
11 May 19:55 · Kitabı okudu · 3 günde · 7/10 puan

<<<ALLAH UYUZ VERSİN DE TIRNAK VERMESİN>>>
Kitabı okuyanlar anladı zaten neye bu beddua okumayanlar içinde birazdan açıklayacağım. Mardin’i gezip görmüş biri olarak okumak bana ayrı bir keyif verdi hem yazarın anlattıklarını canlandırıyordum hem kendi anılarımı… İçinde Mardin’in tarihi yapısı ile orda bulunan tapınaklar ve farlı dinler hakkında bir çok bilgiye yer vermiş tabi insan okurken hali ile merak ediyor bahsi geçen mekanları ve tapınakları anlatılan Ezidi dinin tarihini buda sizi saatlerce bilgisayar önünde Mardini izlemeye dinlemeye okumaya sevk ediyor hoş yazar baya bilgi vermiş ama insanın bazılarına pek inanası gelmiyor :(, şaşkınlık verici bir şehir, de hem cami hem tapınak hem kilise bunlara tapan öğrenciler aynı okulda yine aynı mahalle de oturuyor ve aynı yerde çalışıyorlar demek ki dinler farklı olsa da insanlık başka bir şey bunu en güzel Mardin anlatmış bize hoş bu aralar dini dili ırkı aynı olsa da bırakın bir şehir de bir ülke de bile anlaşamayanlar varya neyse…



>>>BİR BAYAN OLARAK EZİDİ KADINLARIYLA EMPATİ ŞEYSİ<<<
İncir Kuşları kitabını anımsattı bana ki sebebi de her iki kitapta da savaşın en çok hasar görenleri kadınlar ve çocuklar oluyor. Livaneli muhakkak bu duyguları yaşamamıştır ancak ne derece ifade ettiyse şahsım vicdan azabı ve kederden burkuldu…
Hep bir umut vardı kurgu olsun bunlar bu kadar da acımasız olamazlar dedim ama Nusaybini IŞİD den temizleyen TSK’nın anlattıkları bunlarında fazlası olduğunu gösteriyordu. Öyle ağladım ki, Zilan anlatırken kendimi onun yerine koymadan okumayı denediysem de ülkemizin de bulunduğu durumlar ve bu savaş cümleleri tüylerimi ürpertmiyor değil. Nergisin ölürken Zilan’a söylediği şu cümle: ‘’BEN BİR İNSANDIM ABLA’’ bitirdi beni be, insandı hem de küçük bir insan ama gelin görün ki İslam devleti adı altında bitirdiler Nergisimin hayatını…

Kitabın konusuna gelecek olursak şöyle ki, yıllar önce okuması için Mardin’den uğurlanan gazeteci zamanla nerden geldiğini unutmuş havalı bir adam olmuş bir gün toplantıda haberlerden bahse edilirken çocukluk arkadaşının Amerika da öldürüldüğünü öğreniyor ilginç gelen bu haber üstüne yıllardır uğramadığı memleketine gidiyor ve işte her şey arkadaşının nasıl öldüğünü neden Amerika’ya gittiğini araştırması üstüne başlıyor ilginç bir hikaye sizi bekliyor. Şimdi siz beddua ne alaka diye soruyorsunuz tabi, şimdi bu ölen genç nişanlısını terk etmiş gazeteci de bu terk edilen nişanlıya gider kız ölen gencin arkasından öyle beddualar eder ki gazeteci şöyle anlatıyor: ‘’daha önce hiç duymadığım, işiteni dehşete düşüren bir beddua edebiyatı sökün etti’’. Laf aramızda urfanın da acayip bir beddua anlayışı vardır siz siz olun Urfalı birinin bedduasına maruz kalmayın ;)

>>>İSLAM DİNİ BU DEĞİL<<<
Katılmadığım ve doğru bulmadığım konular vardı İslam hakkın da hurafeler batıl inançlar ve eleştiriler vardı bir Müslüman olarak elbette ki rahatsız etti beni özellikle şu cümle: ‘’Kısacası bu İslam ülkesinde yüzyıllarca ezilmiş hemcinslerinin intikamını tek bir hayatta almak istercesine pusuda bekler’’ bunu kadınlar için söylüyor yani İslam kadınları eziyor İslam ülkesi de buna göz yumuyormuş hiç te katılmıyorum biz inançlı bayanlar zaten dinimizi öğrendikçe bu dinin bize nasıl değer verdiğini görüyoruz en basit örneği ise kadınların yani anne olan her iman sahibi kadının cennetle müjdelenmesidir. (bu konuya başka bir kitap incelemesinde tekrar değineceğim)

(Telefondan yazdığım için yazım hataları falan olmuştur muhakkak onu de görmeyi verin canım:))
Keyifli okumalar sevgili okurlar :)))

Yadigar Soydan 
 31 Oca 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · 7/10 puan

Bilmiyorum ama bir Zülfü Livaneli kitabı gibi değildi. Yazılmak için yazılmış bir kitap gibiydi. Bir Serenad'ı göremiyorum içerik ve üslup açısından Livaneli'nin diğer kitaplarında.. 156 sayfalık, büyük puntolarla, içersinde bir sürü boş sayfanın yer aldığı bir kitap basılmış. İçerik çok zayıf.

esraaltunerrr 
16 Şub 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Bir adam, elinde merdiven dümdüz bir çölde gölgesiyle birlikte yürüyor. Ön kapak tasarımı...

Kendi zihninin yanına almış bir adam çöl susuzluğunda bir arayış içinde. Ve merdivenini dayayacağı herhangi bir duvar, engebe yok.

Elindeki merdivene sımsıkı sarılmış vaziyette. Elindeki merdiven, onun dünyası ne yazık ki Huzursuz eden bir takım nedenlere gebe. Basamakları çıkabileceği, yüksek çizgiler çizilmemiş...

Ruh durumu ön kapak tasarımında mevcut..

Huzursuzluk bulaşıcı bir hastalık. Gülmek, esnemek gibi... Dokunduğu değdiği yeri tedirgin ediyor.. Ama bu tedirginlik bildiğiniz bir tedirginlik değil. Hah işte "Nasıl bir tedirginlik?" dediğinizi duyar gibiyim. Hikayenin içine girince size de bulaşacaktır. Eminim . Anlayacaksınız.

mehmet temiz 
03 Ara 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Zülfü Livaneli'den harika bir kitap daha. Her zamanki kendine has sade ve kolay okunur uslubu ile yazılmış, elinizde okurken sanki akıp giden müthiş bir eser. Yine tarihten ve günümüzden müthiş bilgiler içeriyor.

Yazar, bu defa günümüz dediğimiz ve herkesin bir kaç yıldır basından takip ettiği ve etkilerini bizzat ülkemizde de yaşadığımız, Suriye'deki iç savaş dolayısıyla Ortadoğu'nun değişen yapısına odaklanıyor. Ve bu ortamdaki gerçek olaylardan kurguladığı dramı bize tüm ayrıntılarıyla adeta içimizi dağlayarak anlatıyor. Bunu yaparken , bir taraftan da tarihten günümüze kadar Ortadoğu coğrafyasındaki insanların kadersizliğini sorguluyor. Aynı zamanda, bölgedeki kültürlerle ilgili bir çok ansiklopedik bilgiyı de bize aktarıyor.

Kitapta ağırlıklı olarak Suriye'de IŞİD'in işgali altındaki topraklarda yaşayan Ezidi'lerin çektikleri ızdırapların, insanın içini parçalayan gerçek öyküleri anlatılıyor. Tabiiki bu vahşeti okumaya dayanabilenler için. Öyle bir vahşet ki insan okudukça insanlığından utanıyor. Bunları basından işitmek ayrı, gerçekten yaşamış olan kişilerin ağzından dinlemek tamamen farklı. İnanın bana darmadağın oluyorsunuz.

Son cümle olarak; yazarın, yarı belgesel özelliği taşıyan bu dramatik romanının mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyor ve okunmasını tavsiye ediyorum.

Meyrem KARADENİZ 
08 Şub 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Leyla kitabının hemen sonrasında okuduğum için belki de, benzer insanlık dışı muameleler bende de tam anlamıyla huzursuzluğa yol açtı.
Malum yaşanan ve yaşanmaya devam eden Suriye ve Orta Doğu'nun kanayan yarasını, güncel olaylar ve bölge topraklarının geçmişten gelen mistik havası ile kaleme almış Livaneli.
Olumsuz yorumları da okuyorum. Serenad gibi bir eserden sonra elbetteki okurun beklentisi de yüksek olacaktı. Bana göre, her kitap ayrı olarak değerlendirilmeli. Daha kalın bir kitap olmasını, daha doyurucu olmasını yazarın anlatımından uzun süre istifade edebilmek için pek tabii ben de Livaneli'nin kalemine hayran bir okur olarak isterdim. Gelin görün ki daha uzun olması bu konu ve karakter sayısı, karakter özellikleri açısından kalabalık olmaktan öteye gitmezdi. Kafi derecede ve tam tadında noktalanmış.
Livaneli, entellektüel birikimini ağdalı bir dil kullanarak da ortaya koyabilecekken; olması gerektiği gibi yalın, anlaşılır ama damıtılmış bilgilerle kurgulayarak bize sunmuştur.
Ne yazsa okuyacağım bir yazar olması bir yana gündemi yakalayarak, farkındalık oluşturması ve bunu okurla paylaşması da farkını ortaya koymaktadır.
Kitaplarla kalınız dilerim...

Asiye-Serkan 
27 Şub 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Çok akıcı bir kitaptı.İnsan bazı acıları uzaktan seyrederek tahayyül edemiyor.Savaş dediğimiz şey merhametten çok uzak.Yazar birkaç yıldır yaşanan acılara kısa bir kesit sunmuş.Ozellikle yöre olarak Mardin'in seçilmesi de manidar.Anlatilan Meleknaz gibi masum ve biçare binlerce genç kız olduğuna eminim.Kitabın sonuna geldiğinizde hikaye yarım kalmış gibi hissetsek de güzel kitaptı.

sueda reyyan 
 19 Nis 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 5/10 puan

Okuduğum üçüncü Livaneli kitabı. Kısa, akıcı, süslü edebiyatın sırıtacağı kadar gerçekçi. Diğer kitaplarındaki kadar renkli ve kapsamlı değil, belki de konusu ve hissettirdiği -huzursuzluk -gereği. Ama bence daha yazılabilirdi. Eksik kalmış gibi. Bilmiyorum ama huzursuzluğu tedavi eden bir sonla bitmeliydi. Meleknaz’ın hayatı gibi, yarım kaldı…

Galiba kitapta Meleknaz’ın hissiyatını, duygularını anlatan cümleler beni en çok etkileyen. Bu kısmı gerçekten çok başarılı buldum. Bunların zerresini dahi yaşamamış biri olarak, yazıya dökebilmesi hissedilenleri, gerçekten hassas bir kalemi okuduğumu düşündürdü bana.

Geçen sene bir yardım derneğinin ricasıyla mültecilerin kaldığı bir binaya hastaları muayeneye gitmiştim. Bir nebze huzur hissetmek, tüm insanlar kötü değil demek için belki de. Belki de Livaneli’nin dediği gibi; vicdanımızı rahatlatmak, insan olduğumuzu hatırlamak için. Ancak oradan, kitaptaki İbrahim’in hissettiğine benzer kocaman bir huzursuzlukla çıkmıştım. Duygularıma tercüman oldu sanki yazar.

Belki de Meleknaz yaşlarındaydı muayene ettiğim mülteci genç kız. Ellerindeki derin yaraları gördüğümde; acaba tüberkülozun deri tutulumu mu bu yaralar??, yoksa Türkiye ‘ye göç eden yeni verem salgınları mı?? diye kendimce basit düşünürken, soruma karşılık IŞID pisliklerinin tecavüzüne direndiği için, ateşle vücudunda işkence yaptıklarını ve ellerindeki izlerin bu işkencelerden kaldığını söyleyen mülteci genç kız da aynı sertlik ve donuklukla cevap vermişti bana. Ve aynı Meleknaz’ın bakışları… ilgisizliği… dünyaya kayıtsızlığı… aczin suskunluğu.. inatçı bakışları.. merhamet gösterisinin zerresine tahammülü olmadığını hissettiren konuşma tarzı… evet tam da Livaneli’nin yazdığı gibiydi.

Galiba yazarın dediği gibi; kadınlar erkeklerden manen ve ruhen daha güçlü… O soğukta etraftaki yalın ayak çorapsız gezen küçücük çocukların yanında durmadan sigara parası dilenen erkeklerin tersine ne kadar da olgundular asaletle susup gözleriyle konuşan doğulu kadınlar. Ve galiba zulümde de kadın erkek eşitliği yoktu...

Kitaptan 465 Alıntı

Harese
Harese nedir, bilir misin oğlum?
Arapça eski bir kelimedir.
Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir.
Harese şudur evladım:
Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan
üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür;
o kadar dayanıklıdır yani.
Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır.
Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar.

Keskin diken devenin ağzında yaralar açar,
o yaralardan kan akmaya başlar.
Tuzlu kan dikenle karışınca bu tat devenin daha çok hoşuna gider.
Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına
doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve.
Bunun adı haresedir.
Demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir.
Bütün Ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, boyunca birbirini öldürür
ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz.
Kendi kanının tadından sarhoş olur.

Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Doğan Kitap)Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Doğan Kitap)

Bir şeyler yapıyorum, yürüyorum, konuşuyorum, yemek yiyorum yani her zaman yaptığım işleri sürdürüyorum ama nasıl anlatsam, bir boşluk duygusu içinde. Sanki içimde derin bir hiçlik var.

Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 110)Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 110)
Gogol 
18 May 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

İnsanlar bunca acı çekerken, İstanbul'da en iyi suşinin nerde yenilebileceğini konuşanlara dayanamıyordum.

Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 134)Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 134)
Dr. Elmyra 
08 Şub 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Huzur
Tam tersi sanılır ama zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa.

Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 99)Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 99)
Hilal 
31 Oca 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Asil insanların en neşeli zamanında bile bir hüzün vardır, daha düşük ruhlar ise en sefil zamanında bile neşelidir.

Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 27)Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 27)
Meyrem KARADENİZ 
08 Şub 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

"Bu dünya bir penceredir.
Her gelen baktı geçti." diye tekrarlıyorum durmadan. Felsefe bundan başka nedir ki diyorum; raf çökerten onca kitap, onca üniversite, anlı şanlı felsefe profesörleri, sözümona varlığı sorgulayanlar bundan başka bir şey söyleyebilirler mi?

Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 110 - Doğan Kitap)Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 110 - Doğan Kitap)
47 /

Kitapla ilgili 1 Haber

Zülfü Livaneli'nin Yeni Romanı "Huzursuzluk"tan Tadımlık Okuma Parçası...!!!
Zülfü Livaneli'nin Yeni Romanı "Huzursuzluk"tan Tadımlık Okuma Parçası...!!! Zülfü Livaneli’nin 15 Ocak 2017'de Doğan Kitap'tan çıkacak ve okurlarıyla buluşacak yeni kitabı ‘Huzursuzluk’tan tadımlık güzel bir okuma parçası...