Adı:
Huzursuzluk
Baskı tarihi:
Ocak 2017
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050939828
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Merhamet zulmün merhemi olamaz!

İstanbul'un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin'in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin'e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece âdeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.

Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve

dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.

Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesi... Livaneli okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturuyor.
154 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Şuanda biri benden kitap tavsiyesi istese ilk önereceğim kitaplardan biri kesinlikle Huzursuzluk olurdu. Hatta ölmeden önce okunacaklar listesi yapacak olursanız, ilk okuyacağınız kitaplardan biri kesinlikle bu kitap olmalı. Tabii ki tür bakımından herkesin okuma zevki farklı olabilir lakin dünya görüşü biraz da olsa şekillenmiş herkesin “iyi ki okumuşum” diyeceğine inandığım mükemmel bir eser…

Anlatım açısından değerlendirecek olursak, tarzının çok özgün olduğunu düşünüyorum. Öyle ki konuşma çizgileri veya tırnak işaretleri bulunmadığı halde, muazzam bir akıcılıkla, bütün diyaloglara tanıklık edercesine okuyacağınız bir anlatıma sahip. Keza Livaneli okurları çok daha iyi bilir ki, onun eserlerini okurken “Bu kitap kesin Livaneli’ye aittir!” dedirtecek kadar kendine has bir üsluba sahip…

Kitabın konusuna gelecek olursak, Livaneli, eserinin konusunu şu şekilde özetliyor: “Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelâmın çocuklarının hikâyesi…”.

Konusunu detaylıca anlatacak olursak; İstanbul’da gazetecilik yapan İbrahim, kendisi gibi gazeteci olan, Komiser Recep olarak bilinen bir arkadaşından, Amerika’da öldürülen Mardinli bir pizzacı haberini öğrenir. Bunun üzerine, öldürülen kişinin çocukluk arkadaşı olan Hüseyin olduğunu anlayan İbrahim, bu ölüm olayının nasıl gerçekleştiğini daha iyi anlamak adına memleketi Mardin’e doğru yol alır. Mardin’de Hüseyin ile bağlantısı olan çeşitli kişilerle görüşür. Adım adım bu ölüm olayının nasıl gerçekleştiğini öğrenir. Olayın iç yüzünü gördükçe huzursuzluk veren nice durumlar keşfeden İbrahim, bir yandan da Doğu kültüründen kopup Batı kültürüne adapte olduktan sonra hayatında nelerin farklılaştığını sorgulamaya başlar. Öte yandan parçalar bir araya geldikçe, IŞİD zulmüne maruz kalan insanların neler yaşadığını, Ezidiler’in yıllar boyunca ne gibi çirkinliklere maruz kaldığını ve bölgede yürütülen yardım faaliyetlerinin bölge insanı açısından ne anlam ifade ettiğini daha iyi kavramış olur.

Kitapla ilgili yazılan birçok yazıda hikâyeyle ilgili haddinden fazla detay olduğunu düşündüğüm için İbrahim’in bu ölüm olayını araştırdığı süreci ve öğrendiği bilgileri pek fazla anlatmamayı tercih ettim. Ama birkaç “spoiler” içerikli sitemimi de dile getirmeden edemeyeceğim.
Okurken beni huzursuz eden ama ne hikmetse pek kimsenin önemsemediği iki durum şu şekilde; birincisi nişanlısı olan Hüseyin’in, nişanlısını bir anda terk edip bu kıza vurulması… İkincisi ise İbrahim’in rahmetli Hüseyin abimizin çocukluk arkadaşı olmasına rağmen kadından böylesine etkilenebilmiş olması. Neyse ki İbo’da hatasını anlıyor. (:

Kitaptan ne gibi kazanımlarınız olacağına gelirsek, kelime haznenizi geliştireceğini düşünüyorum. Bunun dışında Ezidiler ve Ezidilik hakkında detaylı bilgiler elde edeceksiniz. Öte yandan yakın tarihimizde gelişen birçok olayı derinlemesine keşfetme imkânı bulacaksınız. Ve son olarak Doğu kültürü ve Batı kültürü arasında bir nebze de olsa düşünme imkânı bulacaksınız. Ek olarak Livaneli’nin “kelâmın çocukları” diye bahsettiği kesim Ezidiler efenim, saygılar! (:
160 syf.
·2 günde·10/10
"Huzursuzluk" içimdeki huzuru paramparça etti. Savaşı uzaktan düşünerek tasvirlemeye çalışmak ile Meleknaz'ın yaşadıklarının içinde yol almak, onun çocuk-kadın ruhundaki yaraların derinliğini anlayabilmek, sanırım bir okur olarak imkansız...


İnsanların birbirine sadece dininden dolayı bu kadar zulmetmesi ne yazık ki dünya var olduğundan beri devam ediyor. Savaşların sebebi her ne olursa olsun işlenen insanlık suçlarını işleyenlerin de insan olduğunu düşünmek beni dehşete düşürüyor. Bu esere yakın olan Alexandra Cavelius'un Leyla adlı kitabını okuduğumda da aynı duyguları hissetmiş, insanların nasıl olup ta bu kadar hayvanca davrandıklarını anlamaya çalışmıştım. Bu eser ise kendilerinden olmayana ama özellikle kadın ve kız çocuklarına (İŞİD'li insan olmayan varlıkların) tecavüz edip satmalarını ve bunu din adına yapmalarını, tüm dünyanın da bu vahşete seyirci kalmasını anlatıyor...

Suriyelilere özellikle kadınlarına bakarken acaba o donuk gözlerle karşılaşsam, ben ne yapardım sorusunu eserin son sayfasına kadar kendime sorarken buldum. Ama ne acıdır ki cevabını bulamadım...

İnsanın kendi özünden uzaklaşmasının, yıllarda geçse mümkün olmadığını, İbrahim'in ölen arkadaşı için gittiği Mardin'de büyüdüğü sokaklarda ve çocukluk anılarında yaşadığı hüzne tanıklık ederken, kişi nerede çocukluğunu geçirmişse orada bir kökü olduğunu ve bu kökün nereye giderse gitsin döndüğünde onu anılarıyla kucaklayıp, sarmalayışında ki sıcaklık hissi beni de sarıp sarmaladı...

Yezidiler hakkında bilmediğim bir çok bilginin de yer aldığı kitabı okurken, Ortadoğu gerçeklerinin, aşk ile harmanlanıp, ızdırap dolu yolculuklarına şahitlik ettim...

Meleknaz ve Hüseyin'in hikayesini okumanızı tavsiye ederim...
160 syf.
·3 günde·7/10
<<<ALLAH UYUZ VERSİN DE TIRNAK VERMESİN>>>
Kitabı okuyanlar anladı zaten neye bu beddua okumayanlar içinde birazdan açıklayacağım. Mardin’i gezip görmüş biri olarak okumak bana ayrı bir keyif verdi hem yazarın anlattıklarını canlandırıyordum hem kendi anılarımı… İçinde Mardin’in tarihi yapısı ile orda bulunan tapınaklar ve farlı dinler hakkında bir çok bilgiye yer vermiş tabi insan okurken hali ile merak ediyor bahsi geçen mekanları ve tapınakları anlatılan Ezidi dinin tarihini buda sizi saatlerce bilgisayar önünde Mardini izlemeye dinlemeye okumaya sevk ediyor hoş yazar baya bilgi vermiş ama insanın bazılarına pek inanası gelmiyor :(, şaşkınlık verici bir şehir, de hem cami hem tapınak hem kilise bunlara tapan öğrenciler aynı okulda yine aynı mahalle de oturuyor ve aynı yerde çalışıyorlar demek ki dinler farklı olsa da insanlık başka bir şey bunu en güzel Mardin anlatmış bize hoş bu aralar dini dili ırkı aynı olsa da bırakın bir şehir de bir ülke de bile anlaşamayanlar varya neyse…



>>>BİR BAYAN OLARAK EZİDİ KADINLARIYLA EMPATİ ŞEYSİ<<<
İncir Kuşları kitabını anımsattı bana ki sebebi de her iki kitapta da savaşın en çok hasar görenleri kadınlar ve çocuklar oluyor. Livaneli muhakkak bu duyguları yaşamamıştır ancak ne derece ifade ettiyse şahsım vicdan azabı ve kederden burkuldu…
Hep bir umut vardı kurgu olsun bunlar bu kadar da acımasız olamazlar dedim ama Nusaybini IŞİD den temizleyen TSK’nın anlattıkları bunlarında fazlası olduğunu gösteriyordu. Öyle ağladım ki, Zilan anlatırken kendimi onun yerine koymadan okumayı denediysem de ülkemizin de bulunduğu durumlar ve bu savaş cümleleri tüylerimi ürpertmiyor değil. Nergisin ölürken Zilan’a söylediği şu cümle: ‘’BEN BİR İNSANDIM ABLA’’ bitirdi beni be, insandı hem de küçük bir insan ama gelin görün ki İslam devleti adı altında bitirdiler Nergisimin hayatını…

Kitabın konusuna gelecek olursak şöyle ki, yıllar önce okuması için Mardin’den uğurlanan gazeteci zamanla nerden geldiğini unutmuş havalı bir adam olmuş bir gün toplantıda haberlerden bahse edilirken çocukluk arkadaşının Amerika da öldürüldüğünü öğreniyor ilginç gelen bu haber üstüne yıllardır uğramadığı memleketine gidiyor ve işte her şey arkadaşının nasıl öldüğünü neden Amerika’ya gittiğini araştırması üstüne başlıyor ilginç bir hikaye sizi bekliyor. Şimdi siz beddua ne alaka diye soruyorsunuz tabi, şimdi bu ölen genç nişanlısını terk etmiş gazeteci de bu terk edilen nişanlıya gider kız ölen gencin arkasından öyle beddualar eder ki gazeteci şöyle anlatıyor: ‘’daha önce hiç duymadığım, işiteni dehşete düşüren bir beddua edebiyatı sökün etti’’. Laf aramızda urfanın da acayip bir beddua anlayışı vardır siz siz olun Urfalı birinin bedduasına maruz kalmayın ;)

>>>İSLAM DİNİ BU DEĞİL<<<
Katılmadığım ve doğru bulmadığım konular vardı İslam hakkın da hurafeler batıl inançlar ve eleştiriler vardı bir Müslüman olarak elbette ki rahatsız etti beni özellikle şu cümle: ‘’Kısacası bu İslam ülkesinde yüzyıllarca ezilmiş hemcinslerinin intikamını tek bir hayatta almak istercesine pusuda bekler’’ bunu kadınlar için söylüyor yani İslam kadınları eziyor İslam ülkesi de buna göz yumuyormuş hiç te katılmıyorum biz inançlı bayanlar zaten dinimizi öğrendikçe bu dinin bize nasıl değer verdiğini görüyoruz en basit örneği ise kadınların yani anne olan her iman sahibi kadının cennetle müjdelenmesidir. (bu konuya başka bir kitap incelemesinde tekrar değineceğim)

(Telefondan yazdığım için yazım hataları falan olmuştur muhakkak onu de görmeyi verin canım:))
Keyifli okumalar sevgili okurlar :)))
160 syf.
·6/10
Livaneli. Ne büyük bir isim, ne büyük bir yazar! Ben sizden böyle duydum, bilmiyorum. Sizlerin yalancısıyım. Belki gerçekten öyle belki de sallıyorsunuz, benim açımdan. Fakat bu büyüklüğü, bu ustalığı bu kitapta kesinlikle görmediğimi söyleyebilirim. Ha, Livaneliyi okumaya bu kitaptan başlama eşekliğini de söylemeliyim. Ne bileyim, serenad, kardeşimin hikayesi veya son adadan başlamalıydım. Ama ben öyle yapmak yerine çıkardığı son kitaptan başladım. Neyse ki 5 liraya almıştım. (Hayır korsan değil, pahalı aldıysanız siz kazık yemişsinizdir.) Bu durum tek tesellim.

İlk önce kitaba büyük bir umutla başladım. İlk sayfayı okudum felan, ışid gibisinden şeyler yazıyordu. Dedim yok artık. Bari kapakla alakası olsaydı. Kitabı kapatıp yerine koydum ve başka bir kitabı okudum. Sonra bir daha okumak geldi aklıma. Yine ümitliydim. Dedim güzel bir şey yazmıştır. İsim yapmış sonuçta. Bu yüzden hemen okumaya başladım. İlerledim iyi hoş gidiyordu. Zaten 80-90 sayfalık bir kitap. Normal boyutta yazsaydı böyle olacaktı. Neyse okudum okudum ve bir son bekliyorum artık. Sayfalar tükenmiş. Okumaya devam ettim. Opps. Kitap bitti. Eee.... Sonda ne oldu şimdi? Döndüm sonu bir daha okudum. Sonda bir şey olmamış meğersem. İyi deyip başka kitaba başladım. Kısacaı livaneli hayallerim yıkıldı. Eğer her kitabı böyleyse diğer kitaplarını almayacağım. Bir yardım edin de çıkayım şu işinden. Yine de isme bakmadan okuyabileceğiniz bir kitap. Benim eleştirdiğim böyle nam salmış bir yazarın bu kadar acemice yazması. İyi okumalar...
160 syf.
Zülfü Livaneli romanlarının bendeki karşılığı çok farklı. Şöyle ki, okurken 'bunları ben de yazabilirim, basit bir roman' duygusu ile 'beğeniler'i iç içe geçiyor. Sanırım bu onun, nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama mesela bir Orhan Pamuk seviyesinde bir romancı olmadığını ama meselesini de çok iyi anlatabilecek kadar iyi bir romancı olduğunu gösteriyor.

Huzursuzluk'u da aynı hissiyatla okudum. Peki neydi Huzursuzluk?

( İpucu içerebilir )

Aslında ülkemizde ve dünyanın genelindeki huzursuzluk durumunu işliyor Livaneli. Suriye iç savaşı sonrasında ortaya çıkan feci tabloyu IŞİD vahşeti üzerinden Ezidi kurbanları konu ederek anlatıyor. Mardin'i merkezde tutan ve Hüseyin adlı bir karakter ile Ezidi bir genç kadın Meleknaz'a odaklanan bir roman. Anlatıcı ise modern çağda bir kimlik bunalımı da geçiren gazeteci İbrahim.

IŞİD'e başka bir isim takmak maalesef sorunu ortadan kaldırmıyor. Biz bunu kabul etmesek de o caniler bütün icraatlarını İslam adına yapıyorlar ve ilginçtir, bizi de Müslüman saymayacak kadar fanatikler.

Kitapta hakkında pek bir şey bilmediğimiz hatta keşke pek bir şey bilmesek de o yanlış şeyleri bilmeseydik dediğimiz Ezidilik hakkında malumatlar da var. Elbette ortak husus 'insan' olmak.

IŞİD kafasının Ezidilere yaptıklarını okurken isimleri değiştirelim. Mesela Ezidi yerine Boşnak diyelim, IŞİD yerine Çetnik diyelim, Abdullah yerine Slobodan, Haydar yerine Eldin, Nergis yerine Suada... Diğer bütün o sahneler, vahşet, tecavüzler, o tecavüzlerden doğan bebekler, sakat düşünceler, sapıklıklar, işkenceler... Hepsi Bosna katliamında Çetniklerin, Boşnaklara yaptıklarıyla aynı. Ya da Nazilerin Yahudilere yaptıklarıyla...

Nitekim Livaneli ABD'ye gönderdiği Hüseyin'in kaderini de bu ortak fanatizme bağlayarak konuyu evrenselleştiriyor.

O büyük acılara maruz kalan küçük Nergis de, Mardinli Müslüman Hüseyin de aynı şeyi söylüyorlar; ben insandım!

Evet, Livaneli ile aynı şeyleri düşünüyorum. İnsan, insandır. Dünya büyük bir huzursuzluk içinde, din adına ya da ideolojiler adına cinayetler işleniyor. Bu böyle olmamalı; zulüm bizdense ben bizden değilim diyebilmeli.

Kitaba adını veren huzursuzluk ise özellikle son bölümlerde kendini başarıyla hissettiriyor.

Kitapla ilgili küçük bir eleştirim ise şu olacak, sanki bir an önce bitmesi için biraz acele edilmiş gibiydi. Şöyle ki, gazeteci İbrahim cenaze töreninde arkadaşı Mehmet'le karşılaştığında Mehmet ona 'yıllardır kendisini merak ettiklerini' söylüyor. Ancak sonra konuştuğu babası bir başka tanıdığı ise İbrahim'den gayet haberdarlar. Hatta onu gazetelerde, televizyonlarda gördükçe mutlu olduklarını falan söylüyorlar. Demek ki haberdarlarmış...
160 syf.
·Beğendi·8/10
Bir adam, elinde merdiven dümdüz bir çölde gölgesiyle birlikte yürüyor. Ön kapak tasarımı...

Kendi zihninin yanına almış bir adam çöl susuzluğunda bir arayış içinde. Ve merdivenini dayayacağı herhangi bir duvar, engebe yok.

Elindeki merdivene sımsıkı sarılmış vaziyette. Elindeki merdiven, onun dünyası ne yazık ki Huzursuz eden bir takım nedenlere gebe. Basamakları çıkabileceği, yüksek çizgiler çizilmemiş...

Ruh durumu ön kapak tasarımında mevcut..

Huzursuzluk bulaşıcı bir hastalık. Gülmek, esnemek gibi... Dokunduğu değdiği yeri tedirgin ediyor.. Ama bu tedirginlik bildiğiniz bir tedirginlik değil. Hah işte "Nasıl bir tedirginlik?" dediğinizi duyar gibiyim. Hikayenin içine girince size de bulaşacaktır. Eminim . Anlayacaksınız.
160 syf.
·2 günde·7/10
Bilmiyorum ama bir Zülfü Livaneli kitabı gibi değildi. Yazılmak için yazılmış bir kitap gibiydi. Bir Serenad'ı göremiyorum içerik ve üslup açısından Livaneli'nin diğer kitaplarında.. 156 sayfalık, büyük puntolarla, içersinde bir sürü boş sayfanın yer aldığı bir kitap basılmış. İçerik çok zayıf.
160 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Din; zulmün gerekçesi olmamalı.

İncelemeye başlamadan önce Zülfü Livaneli'ye bir parantez açmadan başlamak istemiyor insan. Sanırım günümüzde Zülfü Livaneli gibi "gerçek sanatçılar" pek yok. Çünkü kendisi gibi birden fazla işi aynı güzellikte yapan insanlar pek bulunmuyor ne yazık ki(yazarlık ve şarkıcılık gibi). Bu yüzden bence büyük bir tebriği hak ediyor.

Kitabın konusuna değinecek olursak; kitapta çocukluk arkadaşı olan İbrahim ve Hüseyin adında iki arkadaştan Hüseyin'in Amerika' da ölümüyle başlıyor olaylar. Gazeteci olan Hüseyin'in arkadaşı İbrahim'in bu olayı araştırmasıyla başlıyor, olayların perde arkası.

Kitapta Hüseyin ile Meleknaz adında ezidi bir kızın aşkı anlatılıyor. Sanırım kitapta Hüseyin ile Meleknaz'ın aşkından çok Meleknaz'ın sırf dini yüzünden görmüş olduğu zulümler yaralıyor insanı.

Kitapta aynı zamanda ezidilik gibi pekçok konuda insanı aydınlatan bilgilerin serpiştirilmesi kitabı ayrıca renklendirmiş.

Her sayfada insanı düşündürmeye zorlayan, dersler çıkartan ve aynı zamanda insanlara; din, dil, ırk üçlemesinin dışında baklamaya zorlayan akıcı ve sade bir eser ortaya çıkarmış usta yazar.

Sanırım; bu kadar çok güzelliklerle örülü bir kitapta, kitabın tam anlamıyla bir sonunun olmayışı sayabileceğim tek eksisi.

Uzun lafın kısası gerçekten okunmaya değer bir eser.
Okuyun, okuyun. :)
160 syf.
·Puan vermedi
Bir solukta okunan kitap...Insan olmamdan soğutan kitap...ah Zilan, ah Meleknaz,ah Nergis, ah kadın, ah insan!!!
1000 k da kitabı beğenmeyenler olmuş. Çok şaşırdım ve merak ettim. Gerçekleri mi beğenmediniz? Yapılan iğrençliklerin su yüzüne çıkarılmasını mı beğenmediniz? Kitapta ki" Zilan anlatıyor: iki nehrin suyu yıkamaya yetmez bölümü "ve "zalim ay ışığı" bölümünde ki yürek parçalayıcı hikayeler mi sizi rahatsız eden? Ben okurken insanlıktan ve saçma tabulardan iğrendim ama Livaneliye teşekkür ettim. Korkmadan, açık açık, net ve özgürce yazdığı , yazabildiği ve bize okutabildiği için. Yürekten teşekkürler Livaneli
160 syf.
·2 günde·Puan vermedi
HUZURSUZLUK... Konu güzeldi ama yarım kalmış, sanki anlatacak çok şeyi varmış da söyleyememiş, yazamamış gibi geldi bana.
Yezidi dininin bilmedigimiz ayrıntılarını, Suriye de yaşanan vahşeti, işid terörünün bıraktığı enkazılari, bu durumdan en cok etkilenenlerin kadınlar ve çocukları çok güzel işlemiş.
Meleknazin, zilanin, nergisin çektiği acılar derinden etkiledi beni, sanki onlarla konuşan İbrahim benmişim gibi, Hüseyinleşen benmişim gibi o duyguyu cok guzel hissettirdi Livaneli. Ama yinede kitapta eksik bulduğum şeyler vardı. Hüseyin'in ölümünün arkasından birşeyler çıkar sandım. Bu kadar sıradan olmamalıydı.Meleknazi bulduktan sonra başka hikayeler de ondan duyariz, Hüseyin'e ne olduğunu bilir diye düşündüm ama hiçbiri olmadı.
Sonunda meleknazin artık mavi renkten kaçmadigini okuyup şaşırdık ama neden kaçmadigini öğrenemedik. Yarım kalmış şeyler vardı kitapta.
Livaneli'nin serenad ve kardeşimin hikayesi kitaplarindan sonra Huzursuzluğu biraz vasat buldum.
160 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Zülfü Livaneli'den harika bir kitap daha. Her zamanki kendine has sade ve kolay okunur uslubu ile yazılmış, elinizde okurken sanki akıp giden müthiş bir eser. Yine tarihten ve günümüzden müthiş bilgiler içeriyor.

Yazar, bu defa günümüz dediğimiz ve herkesin bir kaç yıldır basından takip ettiği ve etkilerini bizzat ülkemizde de yaşadığımız, Suriye'deki iç savaş dolayısıyla Ortadoğu'nun değişen yapısına odaklanıyor. Ve bu ortamdaki gerçek olaylardan kurguladığı dramı bize tüm ayrıntılarıyla adeta içimizi dağlayarak anlatıyor. Bunu yaparken , bir taraftan da tarihten günümüze kadar Ortadoğu coğrafyasındaki insanların kadersizliğini sorguluyor. Aynı zamanda, bölgedeki kültürlerle ilgili bir çok ansiklopedik bilgiyı de bize aktarıyor.

Kitapta ağırlıklı olarak Suriye'de IŞİD'in işgali altındaki topraklarda yaşayan Ezidi'lerin çektikleri ızdırapların, insanın içini parçalayan gerçek öyküleri anlatılıyor. Tabiiki bu vahşeti okumaya dayanabilenler için. Öyle bir vahşet ki insan okudukça insanlığından utanıyor. Bunları basından işitmek ayrı, gerçekten yaşamış olan kişilerin ağzından dinlemek tamamen farklı. İnanın bana darmadağın oluyorsunuz.

Son cümle olarak; yazarın, yarı belgesel özelliği taşıyan bu dramatik romanının mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyor ve okunmasını tavsiye ediyorum.
160 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Huzursuzluk kitabında Gazeteci İbrahim’in arkadaşı Hüseyin’in ölümünden sonra Mardin’e gider ölümünün ardında bıraktığı yaşamları incelerken gizemli ve ilginç olaylarla karşılaşması anlatılıyor.Kitap üslup ve konu olarak da çok iyi kitapta en çok etkilendiğim kısım ; Nergis ve Hüseyin'in ölürken söyledikleri üç kelime " Ben Bir İnsandım "...
Harese nedir, bilir misin oğlum?
Arapça eski bir kelimedir.
Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir.
Harese şudur evladım:
Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan
üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür;
o kadar dayanıklıdır yani.
Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır.
Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar.

Keskin diken devenin ağzında yaralar açar,
o yaralardan kan akmaya başlar.
Tuzlu kan dikenle karışınca bu tat devenin daha çok hoşuna gider.
Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına
doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve.
Bunun adı haresedir.
Demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir.
Bütün Ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, boyunca birbirini öldürür
ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz.
Kendi kanının tadından sarhoş olur.
Bir şeyler yapıyorum, yürüyorum, konuşuyorum, yemek yiyorum yani her zaman yaptığım işleri sürdürüyorum ama nasıl anlatsam, bir boşluk duygusu içinde. Sanki içimde derin bir hiçlik var.
İnsanlar bunca acı çekerken, İstanbul'da en iyi suşinin nerde yenilebileceğini konuşanlara dayanamıyordum.
Tam tersi sanılır ama zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa.
Bazı şeyleri boş inanç diye küçümsemeyin, onlarsız insan kültürü olmazdı.
Zülfü Livaneli
Sayfa 54 - Doğan kitap

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Huzursuzluk
Baskı tarihi:
Ocak 2017
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050939828
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Merhamet zulmün merhemi olamaz!

İstanbul'un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin'in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin'e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece âdeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.

Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve

dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.

Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesi... Livaneli okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturuyor.

Kitabı okuyanlar 11.076 okur

  • kadir
  • Hüseyin Emre Gözen
  • RK
  • Alper
  • özkan altınışık
  • Gizem Dönmez
  • Esnkrn
  • Burak Mesut Dündar
  • Kamile Nejla Çelik
  • Burcu Apaydın

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%32
14-17 Yaş
%8
18-24 Yaş
%14.3
25-34 Yaş
%19.7
35-44 Yaş
%15.9
45-54 Yaş
%7.1
55-64 Yaş
%1.5
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%75.4
Erkek
%24.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.5 (1.150)
9
%23.7 (864)
8
%23.3 (850)
7
%11.6 (422)
6
%5 (184)
5
%2.5 (90)
4
%1.1 (41)
3
%0.7 (27)
2
%0.2 (9)
1
%0.3 (11)

Kitabın sıralamaları