Bir şeyler yapıyorum, yürüyorum, konuşuyorum, yemek yiyorum yani her zaman yaptığım işleri sürdürüyorum ama nasıl anlatsam, bir boşluk duygusu içinde. Sanki içimde derin bir hiçlik var.
Huzursuzdum, İstanbul'daki huzursuzluğumdan farklı bir şeydi bu ancak yine de huzursuzluktu. Tam tersi sanılır ama zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa.
İbrahim'in içine İstanbul'da bir huzursuzluk düşer ve bu huzursuzluk onu hem ait olduğu Mezopotamya'ya hem de eski arkadaşı Hüseyin'e çeker.
Bu kitap İbrahim'in, Hüseyin ile empati kurma çabasını değil İbrahim'in Hüseyinleşmesini anlatıyor.
"Huzurumuz yok, çünkü tam ve bütün değiliz, çünkü sahip olabileceğimiz gerçek ilişkilerin sadece onda biri hakkında bilgi sahibiyiz. İlişkileri soyup soğana çevirmeye meraklı bir çağda yaşıyoruz. İlişkilerimizi o saf hiçliğe, yani boşluğa ulaşana kadar, bir soğan gibi soyuyoruz."