Adı:
Ermiş
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
55
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053320128
Orijinal adı:
The Prophet
Çeviri:
Ayşe Berktay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
"İnsan için tüm amaçlarını susuzluktan çatlamış dudaklara ve tüm yaşamı bir çeşmeye dönüştüren bir armağandan daha büyüğü yoktur kuşkusuz. Benim şerefim ve ödülüm işte bu armağanda yatıyor. Ne zaman içmek için çeşmeye gelsem, diri suyun kendisini susamış bulmamda..." Yıllar boyu kendisine yurt olan kentten ayrılırken, Ermiş'ten geride bıraktığı halka hitap etmesi istenir. Kent halkı ona aşk, evlilik, suç, ölüm, güzellik ve daha pek çok konuda sorular yöneltir. Aldıkları karşılık, hoşgörü ve sevginin biçimlendirdiği bir insan yaşamı üzerine hazine değerindeki öğütlerdir. Haklıyla haksızın, suçluyla suçsuzun, dimdik ayakta duranla düşmüşün aslında aynı insan olduğu bir yaşamdır bu...
(Tanıtım Bülteninden)
Kişisel gelişim kitaplarını eleştirdiğimde beni çarmıha gerip domateslemek isteyenlere sesleniyorum, bırakın elinizdekini de Ermişin okyanusundan susuzluğunuzu gidermeye gelin, hem hepimize yetecek kadar var meraklanmayın.

Bu kitap hakkında hali hazırda çok güzel incelemeler yazılmış, birçok farklı açıdan yaklaşılmış. Benim vurguladığım nokta ise bir dostunuza veda ederken ayak üstü yapılan sohbetin doyuruculuğu ve verdiği hazzın üstünlüğü olsun. Çünkü Ermiş tam da bu tarzda yazılmış.
Tam da ihtiyacımız olan noktaları hep tam onikiden vurmuş. Kitaptaki didaktik aforizmalar mükemmel ama daha da mükemmel olan kitabın üslubu sanırım. Sabahattin Ali okumalarından sonra güzel üslup hastalığı bana da bulaştığından bu konudaki arayışımı şu kısacık kitapla doyurmak şaşırtıcıydı. Bazı cümleleri aynı hazzı alabilmek için tekrar tekrar okudum diyebilirim.
Sohbet tarzında ve samimi üslupla yazıldığından kitabın içindeki dünyaya hemencecik adım atmış buldum kendimi. Bu yüzden Ermiş'e ; "Gel boşver gemiyi, bi' çay içelim dertleşelim seninle" diyesim geldi.
Acının da hayatın bir parçası olduğunu bir türlü kabullenemiyoruz, Ermiş kabullen diyor, diğer türlü diyalektik anlayış gereği zevki de algılayamazsın diyor. Ama diyorum keşke hayatın kanunları böyle olmasaydı, ne olurdu ki kötülüğün olmadığı, insanların ve bilhassa hayvanların birbirini vahşice yemediği bir dünya olsa ? Diyorum da kalıyorum. İyisi mi bunları pek fazla düşünmemek.
Ben sonunda erdim galiba, siz de ermek istiyorsanız, açık adres elinizde. Keyifli okumalar :)
Çok beğendim ve herkese tavsiye ederim. Halil Cibran'la tanışma kitabım oldu benim de. Kitap 54 sayfa ve kendisinden daha uzun bir inceleme yazısını hak eden bir kitap diye düşünüyorum. Her cümlesinden başka bir kitap çıkabilecek nitelikte öncelikle. Okurken bir ara düşündüm beğendiğim yerlerin altını çok fazla oldukları için artık çizmesem mi acaba diye.

Ermiş'in her konuya dair bir fikri var, aşka dair, ölüme dair, dine dair, dostluğa dair... Onlarca konuda sayısız düşüncesi var. Hayatın parçalarını anlamlandıran ve onların değerli olmalarını sağlayan birisi. Dertli günlerimizin, eksik gecelerimizin, hüzünlü olduğumuz günlerin olması gerektiğini, insan olmanın erdeminin bunlar olduğunu hatırlatan bir insana başrollük yapan bir kitap. Sevinçle dolabilmek için acıyı tanımak zorunda olduğumuzu, yüreğimizin de mevsimlere sahip olduğunu, kendimizi ve ruhumuzu özgürlük hedefinde sınırlandırmamamız gerektiğiyle Zorba adlı karaktere atıfta bulunan, anca yalnızlıklarımız taştığı zaman konuştuğumuzu soluğun gelgitleri gibi gelmesi arzulanan bir adam tarafından hatırlatan kitap.

Ruhsal devinimler, harika betimlemeler... Her anlattığı konuyu hayatın içinde bir yere oturtuyor, eksik bırakmıyor sizi. O kadar ki kitap bittiğinde "Daha karpuz keseceğdik ermiş." diyesiniz geliyor, bir çay ısmarlayasınız geliyor. Her toplumun ihtiyacı olduğu türden, mantık ve duygu dengesini muhteşem bir şekilde oturtabilmiş bir insan.

Kitabı İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkmış versiyonunda okudum, çevirisi çok iyiydi. Kırmızı Yayınları'ndan çıkan, her konu içerisinde bahsedilen betimlemelerin resimleştirildiği ciltli bir versiyonu daha var, o da edinmeye değerdir mutlaka.
"Yazılanı silecek olan sadece alın terinizdir."
Ermiş'i okurken herkes kendisinden bir şeyler bulacaktır elbette. Bu cümle de Ermiş'ten bana kalan olsun.

Uzun zamandır okumayı planlayıp nihayet sıranın gelmesiyle bir çırpıda bitirdiğim, bir kez daha baştan okuyarak birçok cümlenin altını çizdiğim harika bir eserdi..
Daha erken okumayı isterdim tabi ki. Ancak bu denli ders verici cümlelerin bir zamanı ve yaşının olmadığı da bir gerçek.

Aşk, evlilik, özgürlük, suç ve ceza, zaman, arkadaşlık, sevinç ve bunun gibi hayatımız boyunca üstüne düşündüğümüz, sorguladığımız, sorgulandığımız, seçimler yaptığımız, yapmak zorunda olduğumuz her konuda öğütler bulmak mümkündü eserde.

Konusu ise şöyle; on iki sene Orphalese şehrinde kalan El Mustafa, evine gidecekken Orphalese halkı tarafından durdurulur ve halk ile arasında yirmi altı başlıkta toplanan konuşmalar geçer.

Halil Cibran'ın El Mustafa çizimi de çok dikkatimi çekti. Hatta İş Bankası Kültür Yayınları Modern Klasikler Dizisi'nde kapak fotoğrafının yine kendisi tarafından çizdiği annesi Kamile Cibran olduğunu öğrendim..
Kitabı bitirince Ermiş'in kim olduğuna dair bir araştırma yapma gereksinimi duydum. Ancak ulaşabildiğim tek şey yazarın "Göğsümün bir tarafında İsa, diğer tarafında Muhammed oturur." sözü oldu. Bu cümle ile bir nebze de olsa aydınlanmış oldum..

Keşke daha uzun olsaydı, daha çok okusaydık dedim bitirince.. Her cümlenin altını çizerken buldum kendimi. Sanırım daha önce hiç bu kadar cümlenin altını çizmemiş, böyle ders verici cümleler okumamıştım..
Kısa ancak dolu dolu, anlamlı, öğütleri ile ufkunuzu genişletecek cümlelerle dolu bir kitap var elinizde ve her anlamda özenerek, önem vererek okunmayı hak ediyor..
Ermiş, Halil Cibran’ın kaleminden ilk defa 1923 yılında yayımlanmış bir eseridir. Kitabın içeriği karma şiir denemeleri ve bu denemelerin aralarına serpiştirilmiş soyut-figür türü resimlerden oluşmaktadır. Ben Alkım Yayınları’ndan Ayşe Berktay’ın çevirisi ile okudum ve çevirisini beğendiğimi söyleyebilirim. Bu tarz anlam yükü fazla ve bir o kadar da derin olan kitapların çevirilerinin ne kadar zor olduğunu ve bunun altından her çeviri sahibinin kolaylıkla kalkamayacağını biliyorum. Nasıl ki bir Shakespeare’in kitabındaki o şiirsel havayı teneffüs edebilmek için en kaliteli çeviri aranıyorsa, bu kitap içinde aynı çaba ve özen gösterilmelidir diye düşünüyorum.

Ermiş, kitabın ana karakteri olan El Mustafa'nın 12 yıl ikamet ettiği şehirden ayrılırken (ayrılış ki ne ayrılış deniz, gemi ve onu sevenlerin bir arada olduğu bir yer. Bir vedam olacaksa eğer tam da bu şekilde olmasını isterim. Uçsuz bucaksız bir deniz, halden anlamaz bir gemi ve birkaç dost. Deniz gibi uçsuz bucaksız olduğunu düşündüğüm hayat, kimleri ve neleri geride bırakacağını dahi düşünmeyecek olan gemi gibi ölüm ve gerçekten sayıları bir hayli az olan sevdiklerim. Bir çıkmazın vedasıdır naçizane arzuladığım.) şehir ahalisi tarafından durdurulması ve sonrasında farklı meslek gruplarından bazı bireylerin insanlık ve hayata dair sorularına verdiği cevapları konu edinen bir eserdir.

Kimi insan veda eder gider çünkü vakti gelmiştir onun için bulunduğu yerde ve bireylerden alacağı-vereceği yeni bir şey yoktur gider. Mustafa gibi… Kimi insan da zihnindeki sorulara yanıt aramak için gider. İşte bu yolculukta Halil Cibran’ın bu eseri bireyin kendine ve dış dünyaya yaptığı yolculukta ona rehberlik edecek pusula niteliğinde bir kitaptır. Kitapta bahsi geçen cümlelerin çoğu düşündürücü, her kesimden insana hitap edecek nitelikte ve kalitede inancı fark etmeksizin.

Bana göre Ermiş, rotasını arayan her okurun okuması gereken bir kitap. Yazımın başında dediğim gibi çeviriye dikkat edilmesi şart öyle ki yapacağım şu alıntı farklı bir cümle yapısında çevrilseydi aynı etkiyi bırakır mıydı biz okurlarda!
“Hep de böyledir, sevgi kendi derinliğini bilmez ayrılık vakti gelip çatana kadar.”

Herkese keyifli okumalar dilerim.
Bulutların üzerinde gezdiren kitap…
Daha güzel bir tanım olabilir mi bilmiyorum… Öyle güzeldi ki, hiç bitmesin istedim ilk defa…
Elimden tuttu ve şefkatle okşadı saçlarımı… Ders verdi, yol gösterdi, yolumu aydınlattı ışığıyla. Sevgiyle gösterdi iyiyi ve kötüyü… Kötüye karşı bile öfkeli değil, umutla baktı, sadece ışığını kaybetmiş birine bakar gibi..


Kalbime özgürlüğü yerleştirdi uçarı olmadan, ruhumun derinlerine indirdi beni soluğumun basamaklarından... İçimdeki güneşi tutturdu bana elim yanmadan. Rüzgarlarıma kapıldım üzerime hüzün hırkasını almadan… Yağmurlar yağdı, ıslandım; kar taneleri parmak uçlarım oldu, kalbimin güneşi bulutlara saklanmadan…


Sevdiğim kim varsa gülümseyerek baktı bu yolculukta. En sevdiklerimin elleri avuçlarımdaydı, kokuları burnumda… Sevgiyle yürüdük buluttan yolları, aşılmaz dağları bir gülüşümüzle geçtik. Saçlarımızı bıraktık rüzgara sevgiyle taradı, gözlerimiz bir bütün oldu ılık denizle…
Tüm doğa huzurla doldu yüreğimizde. Her yürek bir doğaydı keşfedildiğinde…
Nehirler aktı yüreklerimizden denize.. Deniz mavisiyle kucakladı, daha önce neredeydin, diye..

Bilgiye ve sonsuzluğuna susadı zihinlerimiz.. Hiç doymayacağını bile bile…
Cahillik yanına alıp da kötülüğü terk etti güzel dünyamızda.. Tüm çirkinlikler yerin dibine girdi bir daha çıkmamak üzere…

Ermiş, bir kılavuz benim gözümde. Hayata bakış açınızı değiştirecek, içinizi huzurla doldurup sizi şefkatle sevecek bir kitap.. Sadece bir kitap değil aslında, gerçek bir dost Ermiş… Benim de kitaplığımda gururla ve mutlulukla muhafaza edip, muhabbetle okuyacağım bir kitap olarak sürdürecek varlığını…

Okunması, okutulması, tekrar tekrar açıp bakılası bir kitap… Altını çizmediğiniz satır, yüzünüzde tebessüm ile yansımayacak tek kelime yok bu eserin içinde…

Mutlaka okuyun ve üşümüş ellerinizi ona uzatın…

Hepinize huzur dolu bir akşam diliyorum..
Kitapla kalın...

Ve sözü Evgeny Grinko’ya bırakıyorum….
https://youtu.be/iwrBon3019Y
Yazar hakkında

Halil Cibran (1883-1931):

Lübnan asıllı Amerikalı felsefe ve roman yazarı. Mistik şair ve ressam olan Halil Cibran, ilköğretimini Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta tamamladıktan sonra ailesiyle birlikte Lübnan'dan Boston'a göç etti. 1898'de Lübnan'a dönerek Maruni Kilisesi'ne bağlı Me'hadü'l- Hikme'ye girdi ve burada üst düzey bir şekilde Arapça öğrendi. 1903'te Boston'a dönüşünde bir Arap göçmen gazetesi olan El- Muhacir'de deneme türündeki ilk edebi ürünlerini yayımladı. 1931 yılında Amerika'da hayatını kaybetmesine rağmen vasiyeti üzerine Lübnan'a götürülerek gömüldü.


Halil Cibran, göçmen olarak Amerika'ya gittiği için eserlerinde genellikle 'yurt özlem' ağır basmaktadır. Bunların yanı sıra doğa, ölüm ve aşk üzerine de eklemeler yapmıştır.

Kitap son derece yalın bir şekilde aktarılmış. Yabancı kelimelerden, süslü anlatımdan ve karmaşık sözcükler uyandıran birçok eklemelerden uzak durulmuş.

Yazara ait okuduğum ilk kitap. Bu yüzden inceleme de karşılaştırma yapacağım.

Nietzsche'nin 'Böyle Buyurdu Zerdüşt' kitabını okuyanlar bu kitabı okurken direk benzetme yapacaktır. Zerdüş'te inzivaya çekilir, hayvanlarıyla konuşurdur. Bilgelik, İyi insan, İffet gibi... soru yöneltilir ve açıklama yapılırdı.

Nitekim, kitapta, Aşka Dair, Evliliğe Dair, Çocuklara Dair, Vermeye Dair, Yemeye ve İçmeye Dair Çalışmaya Dair, Sevinç ve Kedere Dair, Evlere Dair, Giysilere Dair, Almaya ve Satmaya Dair, Suç ve Cezaya Dair, Yasalara Dair, Özgürlüğe Dair, Akıl ve Tutkuya Dair, Acıya Dair, Kendini Bİlmeyene Dair, Öğretmeye Dair, Dostluğa Dair, Konuşmaya Dair, Zamana Dair, İyiye ve Kötüye Dair, Duaya Dair, Hazza Dair, Güzelliğe Dair, Dine Dair, Ölüme Dair...

Konular ele alınmış ve sorulan sorulara açıklık getirişmiştir. Zerdüşt kitabından ayıran özellik ise yukarıda da belirttiğim gibi karmaşık sözcüklerden ve yalın anlatımdan kaçınmasıydı. Yer yer betimlemelere de yer vermiş ve daha iyi idrak etmemize sebep olmuştur. Bu tür kitaplar kişisel gelişim ve öğreticilik bakımından idealdir. Kısa sayfaları ve öz verili açıklamaları hep okuyucuyu sıkmaktan alı koyuyor, hem de okuru kendi dünyasına çekebiliyor. Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabından farklı olmasının bir diğer önemli nedeni de, günümüz yani güncel konuları ele alması. Okuyucuların yabancı olmadığı konular ve terimlere yönelmesi. İlginin artmasına neden olmuştur.

Keyifli okumalar.
Halil Cibran'ın okuduğum ilk kitabıydı ve çok beğendim. Kısacık bir kitap ama çoğu cümle sizde tekrar okuma isteği uyandırıyor çünkü o kadar hoş anlatılmış ki sevgi, dostluk, tutku ve hayatımızda önemli olan bir çok değer. Ayrıca bazı gerçekleri insanın yüzüne yüzüne vuruyor. Bu kitabı kendime göre çok doğru bir zamanda okuduğumu düşünüyorum. Kötü bir ruh halindeyken beni o halden sanki çekip çıkardı, dolu dolu sayfalarıyla içimi açtı.. Tam bir huzur kaynağıydı. Kesinlikle başucu kitabı olması gerektiğini düşünüyorum ve herkese öneriyorum.
Sizi sizden alacak bir incelemeyle karşınızdayım :) Tabi ki değil neyse :)

Halil Cibran'ı Ermiş kitabı ile tanımış oldum okuduğum ilk kitabı sonda olmayacak bu kesin.
Kendisi aynı zamanda ressam, şair ve filozofdur.
Ressam olması beni neden bilmiyorum daha çok etkiledi hayatım boyunca resim konusunda hiç iyi olmadığım için olsa gerek.!

Gelelim asıl konumuza; Ermiş, El Mustafa günümüz adıyla bir gezgin diye biliriz. Orphalese'de geçirdiği 12 yılın ardından gitme zamanı geldiğinde yaptığı halk ile konuşmasının yer verildiği ve 54 sayfada insanı içine çeken bir konuşma bu öyle sizinkilere selam söyle şeklinde değil :) Aşk, evlilik, suç, ölüm,güzellik bir çok soru sorulan El Mustafa susuzluk içinde kalmış hakikat arayan El Mustafa her insanın kendisinden birşeyler bulacağı bir çok öğüt barındıran cevapları.

Cevaplar kitap da gizli...

Benim aklım da en çok kalan ve sanırım ilk alıntım

"Çünkü aşk taçlandırdığı gibi çarmıha da gerer sizi.” #31307162

Keyifli okumalar :)
Söz konusu kitaba bir inceleme yazabilmek ne kadar zor benim için. Bazı anlar vardır hani, ipek mendillere sarıp saklamak istersiniz. Okumak eylemini de ya da bir kitabı okurken geçen süreyi öylece saklayabilmemiz mümkün olsa ne kadar güzel olmaz mıydı? Bir cümleyi okumadan önce ve okuduktan sonra olarak ikiye ayırsak ruhumuzu ve beynimizi, o cümle bize neler katmış görebilsek keşke. Bazı cümleler ruha dokunmak için özenle yazılmış, yumuşacık cümlelerdir. Yumuşacık olması kandırmasın sizi, etkileri pek de hafife alınacak gibi değildir. Hani olur ya bazı şeyleri küçüklüğünüzden beri hep duymuşsunuzdur, bilinçaltınıza işlemiştir fakat uygulamaya gelince hiç de biliyormuşsunuz gibi olmaz. İşte bu güzelim eser (bir kitaptan daha fazlası/ yol gösterici ya da unuttuğumuz noktaları yüzümüze vurabilen bir dost belki de bir rehber) o hep bildiğiniz ama uygulayamadığımız noktaları öyle tatlılıkla, öyle şiirsel yüzünüze vuruyor ki, sinirlenmek aklınıza gelmiyor bile. İçinize işliyor yalnızca.

İncelemeyi yazabilmek adına altını çizdiğim yerleri tekrar okuyayım dedim, tüm kitabı okuyuvermişim yeniden. Altını çizmek istemediğim tek bir cümlesi yok çünkü. (Uzun yerlerde altını çizmek yerine cümle başına ve sonuna minik işaretler koyarım. Bir baktım sayfalarca sonra koymuşum resmen kapatma işaretini.) Ancak hiçbir alıntı paylaşmadım kitaba dair. Bu da hem daha önce birçok kez hemen hemen her cümlesinin paylaşılmış olmasından, hem de aradan çekeceğim birkaç cümlenin kitabın büyüsünü bozmasından korktuğumdan biraz da. “Çünkü bir insanın bakışı kanatlarını bir diğerine ödünç veremez.”

Kitabı geri dönüp okudukça bazı noktaları gerçekten paylaşma arzumu dizginleyemeyeceğim sanırım. “Çünkü daha derinlerdeki gizini kendisi dillendiremezdi.” Bu yüzden özellikle Aşka Dair, Evliliğe Dair, Dostluğa Dair, Güzelliğe Dair, İyi ve Kötüye Dair, Vermeye Dair kısımlarından ayrıca etkilendim. Benim en derinlerimdeki hislerimi nasıl da güzel dile dökebilmiş diye.
Fakat sizden ricam okuyun bu kitabı. Birkaç cümle ile yetinmeyin. Bizim paylaştığımız kısımlar bizim ruhumuza dokunanlar. Belki sizin ruhunuzu besleyen cümle bambaşka bir cümle olacak. Hiçbir kitap için okuyun/okumayın yorumu yapmamaya çalışırım fakat ben kendi adıma, yakın çevremde değer verdiğim insanlara hediye etmek istiyorum bu kitaptan birer tane. Sırf kendilerini önemsediğim kadar ruhlarını da önemsediğimi bilsinler diye. Siz de önemsiyorsanız ruhunuzu, onu unutmayın. Ruhunuza kulak vermeyi öğrenin. “İstenince vermek iyidir, fakat istenmeden, ihtiyacı anlayıp da vermek daha iyidir; eli açık olanlar için, alacak olanı aramak vermekten daha büyük bir sevinçtir.”

Çok daha fazla şey söylemek istiyorum aslında “Ancak daha fazla oyalanamam. Bütün varlıkları kendisine çağıran deniz çağırıyor beni, yola koyulmalıyım. Çünkü kalmak, gecede yanıp tükenirken saatler, donmak ve billurlaşmak, bir kalıbın içine hapsolmak demek.”
Uzak, zamansız bir yerde, gizemli bir “ermiş” kumların üzerinde yürür. Hiçbir şeye sahip olmadığı halde, geldiği yerdeki insanlara hediyeler vermek ister. İnsanlar etrafında toplanır, her biri gönüllerindeki sorusunu sorar ve anlarlar ki; adamın hikmeti onun armağanıdır. Bu aynı zamanda Cibran’ın okurlara da armağanıdır. En temel konular (evlilik, çocuklar, arkadaşlık, iş vs.)hakkındaki sözlerinde, başka bir yer ve zamanda geçerli olabilecek kadar güç ve berraklık hakim. Güç yapıları ve metafiziklerden arınmış bir dogma içermeyen bu şiirsel ve etkili öğretiler, Cibran’ın doğduğu coğrafyanın etkisiyle Hıristiyanlık, Musevilik ve Müslümanlığın en güzel öğretilerini kucaklayan bir adam olduğunun ispatıdır. Cibran verdiği mesajlarla insanların ruhuna hitap etmekte ve okuyucunun kendini bu öğretiler ışığında görüp, tanıyıp ifade etmesine yardımcı olmaktadır. Sanırım yazarla yolculuğum devam edecek. Şiddetle tavsiye olunur.
54 sayfalık incecik bir kitap olmasına rağmen 300-400 sayfalık bir kitap kadar dolu dolu bir eser.

Kitabı okurken çoğu kez ''ya bu adam bunu nasıl düşünmüş ve nasıl bu kadar muazzam bir şekilde betimlemiş" dedim. Okuduğum çoğu yeri tekrar okudum çünkü bir kez okunduğu zaman idrak edilecek gibi değildi ya da ben idrak edemedim, bilemiyorum.

Dili ağırdı diyemem ama cümleler ağırdı diyebilirim. Okuduğunuz zaman geçip gidemiyorsunuz, durup düşünmek gerekiyor. Size tüm samimiyetimle söylüyorum her cümlesi durup düşünmeme sebep oldu.

Konusuna gelince de yurdundan ayrılan Ermiş'in geride bıraktığı halka hitap etmesi istenir ve halk Ermiş'e birçok farklı konudan sorular yöneltir. Ermiş, bu soruları kısa ve öz bir şekilde cevaplandırır. Aslında kitapta iyiyle kötünün, suçluyla suçsuzun, güçlüyle güçsüzün aynı kişi olduğu anlatılmaya çalışılmış ve çok zekice açıklanmış.

Bir kez okunup kenara atılacak bir kitap asla değil. Bence hayatınızın farklı farklı dönemlerinde tekrar tekrar okumalısınız. İnsana çok şey katan, düşündüren muazzam bir eser. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar diliyorum.
“Ve tahtından indirmek istediğiniz bir despotsa söz konusu olan, önce onun içinizde kurulu tahtını ortadan kaldırın. Bir zorba özgür ve gururlu olanlara nasıl hükmedebilir, eğer onların kendi özgürlüklerinde bir zorbalık, kendi gururlarında bir utanç yoksa?”

Böyle kitaplar ile rast gelince, kitap okumayanlar için ne çok üzülüyorum... Ne kadar güzel bir kitap bu... Ne kadar geç kalınmış bir kitap bu... İçinde her şey var, sen varsın, ben varım, doğmamış çocuk var. İyiliğe ve kötülüğe dair sözler var, özgürlüğe dair. İçinde doğan huzur var, aslında bildiğin şeylerin en güzel kelimelerinden seçilmiş cümleler var. Bilmediğin bir şey yok içinde, içimde ne varsa o var. Nasıl söyleyeceğini bilmediğin cümleler var, Tanrı var, güç var. Kendine bugün bir güzellik yapmak isteyen herkes için, burada bir kitap var.
Tekrar tekrar kendini okutmak isteyen bir kitap hem de. Okuyun, yüce tavsiye.
"Hakikati buldum" değil, "Bir hakikat buldum" deyin. "Ruhun yolunu buldum." demeyin. "Kendi yolumda yürürken ruhla karşılaştım." deyin.
Halil Cibran
Sayfa 30 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Birlikte durun ama yapışmayın birbirinize: Çünkü ayrı durur tapınağın sütunları. Hem birbirinin gölgesinde büyümez meşeyle selvi.
Halil Cibran
Sayfa 8 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Eğer yüreklerinizi yaşamlarınızın gündelik mucizeleri karşısında hayretle dolu tutabilseydiniz, acınız da en az sevinciniz kadar harikulade görünürdü.
Halil Cibran
Sayfa 29 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Hayalinizde kırlara çardak kurun, kent surları içine bir ev inşa etmeden önce.
Halil Cibran
Sayfa 17 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sıkıntıya ve dara düşünce dua ediyorsunuz ; keşke sevinciniz doruklarda olduğunda ve bolluk günlerinizde de dua etseniz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ermiş
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
55
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053320128
Orijinal adı:
The Prophet
Çeviri:
Ayşe Berktay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
"İnsan için tüm amaçlarını susuzluktan çatlamış dudaklara ve tüm yaşamı bir çeşmeye dönüştüren bir armağandan daha büyüğü yoktur kuşkusuz. Benim şerefim ve ödülüm işte bu armağanda yatıyor. Ne zaman içmek için çeşmeye gelsem, diri suyun kendisini susamış bulmamda..." Yıllar boyu kendisine yurt olan kentten ayrılırken, Ermiş'ten geride bıraktığı halka hitap etmesi istenir. Kent halkı ona aşk, evlilik, suç, ölüm, güzellik ve daha pek çok konuda sorular yöneltir. Aldıkları karşılık, hoşgörü ve sevginin biçimlendirdiği bir insan yaşamı üzerine hazine değerindeki öğütlerdir. Haklıyla haksızın, suçluyla suçsuzun, dimdik ayakta duranla düşmüşün aslında aynı insan olduğu bir yaşamdır bu...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 4.368 okur

  • psy naz
  • Henryk Sienkiewicz
  • Mehmet
  • Serap singer
  • E. Ö.
  • Sevinç Yalnız
  • Ali Sait Samyürek
  • Mrs. Hudson
  • Gökçe KARAKOCA
  • Cansu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.7
14-17 Yaş
%7.4
18-24 Yaş
%25.9
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%18.6
45-54 Yaş
%4.8
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.7
Erkek
%34.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.5 (500)
9
%25.9 (439)
8
%22.5 (381)
7
%10.3 (174)
6
%4.7 (80)
5
%3 (50)
4
%0.6 (11)
3
%0.6 (10)
2
%0.3 (5)
1
%0.2 (3)

Kitabın sıralamaları