Gün Olur Asra BedelCengiz Aytmatov

·
Okunma
·
Beğeni
·
23.829
Gösterim
Adı:
Gün Olur Asra Bedel
Baskı tarihi:
1980
Sayfa sayısı:
413
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370539
Kitabın türü:
Orijinal adı:
И дольше века длится день
Çeviri:
Refik Özdek
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Yürek paralayan, tüyler ürperten bir haykırış.... Geçmiş, bugün ve yarın; bilim-kurgu, gerçek ve efsane bir arada gözler önüne serilir... Derin ve temiz aşklar, efsane ve masallar, KGB'nin acımasız uygulamaları, okuru heyecandan heyecana sürükler. Birbirinden ilginç ve sürükleyici konular ustalıkla bütünleştirilerek sunulur. "Mankurt hikâyesi bu eserle kültürümüze mal edilir. Yedigey, ölen emektar arkadaşı Kazangap'ın cenazesini mezarına götürürken, kendisinin ve milletinin geçmişini, acı-tatlı, düşündürücü yanlarıyla bir bir gözlerinin önünden geçirir. O gün "asra bedel bir gün olur.
Heskeslere Merhaba! :)

İnceleme yapmak için doğru zamanı beklemem gerekti. Bu yüzden size karşı biraz mahçubum doğrusu.. Kitaba inceleme yapmak için bir süre kendime gelmek zorundaydım. Çünkü kitabın etkisi çok yeni olduğu için eksik veyahut yanlış şeyler yazmak istemedim.. Şimdi zamanı geldi diye düşünüyorum. Umarım yorumumu beğenirsiniz. Ve sizden ricam, eksik-hatalı gördüğünüz yerleri lütfen çekinmeden söyleyin.
Haydi iyi okumalar! :)

GÜN OLUR ASRA BEDEL

Cengiz Aytmatov'u bilmeyen arkadaşlara şöyle kısaca önermek isterim; Aytmatov, "ben kitap okumayı seviyorum, çok kitap okuyorum, kitap okumak istiyorum hatta öylesine bakıyorum" diyenlerin bile okuması gereken yazarlarda ilk sıraları almalıdır.

Aytmatov'un üslubu çok hoş, narin ve akıcı.. Hal böyle olunca insan okumadan edemiyor doğrusu :)
Yazarda en beneğendiğim yönlerden birisi de aşırılığa kaçmıyor olması. Her şey sizin istediğiniz gibi tam tadında ilerliyor.. Hani derler ya "yeme de yanında yat" diye :) Aytmatov için de söylenmiş olabkendinden, öz! :)
artık kitaba geçelim...
-
Kitabın başı yine mükemmel bir giriş ile başlayıp sizi içine çeken bir girdap gibi bütün bedeninizi ve zihninizi esir alıyor.
Aslında ilk başlarda kendinizce bir şeyler üretip yorum yapıyorsunuz. Ama Aytmatov ustalığını konuşturarak yine bir ters köşe daha yapıyor. :)

Bunu burada söylemekte bir sakınca görmüyorum; eserin, bir insanın ölümü ile bir asırı içine alan, değişik ruh hallerinde gezintiye çıkarması muhteşem bir şey.
Herkesin kendinden, ufak da olsa bir şeyler bulabileceği bir kitap.

Hayatta karşımıza çıkan sorunlara karşı çözümlerini sunan, biraz da insanlığımızı unuttuğumuz bu devirde, bize insan olduğumuzu hatırlatan bu kitabı bitirdikten sonra 2 GÜN elimden bırakmadım..

Çok uzatmak da istemiyorum. Kısa sözün aslı, okumamış olan arkadaşların en kısa sürede mutlaka okumaları gerektiğini düşünüyorum. Incelememe göz attıktan sonra kitabı okuyanlar ne demek istediğimi gayet iyi anlayacaklar. Ayrıca bu kitabın devamı olan "Cengizhan'a Küsen Bulut" adlı eseri de okumalısınız! :)

Kitabın bazı bölüm başlarında geçen şu kesit ile incelememe son verirken, hepinizi sevgi ve muhabbetle selamlıyorum...
Hoşça kalınız... :)



Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir.. gider gelirdi...
Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi.
Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde mesafeler demir yoluna göre hesaplanırdı.
Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir.. gider gelirdi...
Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel kitabı bazı yayınevlerinde Gün Uzar Yüzyıl Olur şeklinde çevrilmiştir. İçeriği ile ismi bütünleşik böylesine kitaplara çok nadir rastlanır diye düşünüyorum. Gün uzar yüzyıl olur. Bir gün bir insana nasıl yüzyıl gelebilir diye düşünüldüğünde elbette akla bir ölüm gelir ve o an geldiğinde insan kendini zamandan soyutlar ve çok farklı bir boyutta geçmişi ve anıları ile yüzleşir.

Kitap bir tilki üzerinden bozkırın betimlemesi ile başlar ve okur, o betimlemelerde daha ilk andan Aytmatov’a hayran kalır. Hayran kalmamak elde mi! Okuru mest etmek için kelimeleri ve cümleleri usta kaleminin mürekkebini herhangi bir kâğıt parçası ile buluşturması yeterli. Aytmatov da gözlemlediğim sadece betimleme yeteneği mi kesinlikle hayır. Tüm samimiyetimle ifade etmek isterim; ben bu zamana kadar okuduğum kitaplar arasında böyle bir anlatım biçimi görmedim. Aytmatov bir olayı anlatırken kimi zaman bireyler üzerinden, kimi zaman tren gibi cansız nesneler üzerinden kimi zamanda kuş veya tilki gibi bir hayvan üzerinden yazımını güçlendiriyor. Sanki elinde bir kamera varmışçasına farklı farklı açılardan olayı, bireyleri ve ruh hallerini okuyucuya gösterircesine yazımda bir ustalık sergiliyor.

Aytmatov’un kitabında oluşturduğu karakterler hayatın içerisinden basit ama hep iyi insanlardı benim nazarımda. Öyle ki Aytmatov kötü karakter dahi yaratamayacak kadar iyi bir insan izlenimi bıraktı bende. Peki, kitapta kötü olan neydi? Kitapta kötü olan devlet ve politikalarının yanında doğru ve yanlışı ayırt ederken başkasının vicdanlarına sığınan bireylerdi.

Kitap bünyesinde farklı farklı efsanelerde Aytmatov’un usta kalemi ayrıcalığı ile okura yansıtılmıştır. Mankurt efsanesi, Ana-Beyit efsanesi, Raymalı Ağa efsanesi gibi. Okuyup da hüzünlenmemek ve ders almamak bir okuyucu için büyük bir kayıp olurdu.

Okur, Sarı Özek Bozkırının ıssızlığında yaşam mücadelesi veren insanların iç ısıtan hikâyelerini okurken insanın ne kadar erdemli ve önemli bir varlık olduğu kanısına varırken diğer yandan Uzay hikâyelerine geçildiğinde, aslında aynı insanın ne kadar aciz ve küçük bir varlık olduğu kanısına vararak çelişkiye düşebiliyor.

Gün Uzar Yüzyıl Olur, benim nezdimde her bir bireyin okuyup üzerine konuşması ve edinimler elde etmesi gereken bir kitaptır. Okuma kararı alıp okuduktan sonra beğenmeyen olursa beni bulabilir herkese keyifli okumalar dilerim.

Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi...
Bu yerlerde demir yolunun her iki yanından ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi.
Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demir yoluna göre hesaplanırdı...
  • Sefiller
    9.1/10 (3.934 Oy)4.606 beğeni15.377 okunma2.199 alıntı98.447 gösterim
  • Tutunamayanlar
    9.0/10 (2.869 Oy)4.514 beğeni7.088 okunma3.832 alıntı114.611 gösterim
  • Şah ve Sultan
    8.5/10 (1.557 Oy)1.446 beğeni5.653 okunma566 alıntı23.845 gösterim
  • Fatih Harbiye
    7.7/10 (1.104 Oy)944 beğeni5.720 okunma325 alıntı16.046 gösterim
  • Yaban
    8.2/10 (1.125 Oy)987 beğeni5.412 okunma439 alıntı15.596 gösterim
  • Od
    8.5/10 (1.775 Oy)1.743 beğeni6.666 okunma982 alıntı28.081 gösterim
  • İki Şehrin Hikâyesi
    8.5/10 (1.442 Oy)1.365 beğeni5.059 okunma873 alıntı42.266 gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (2.046 Oy)1.936 beğeni6.408 okunma788 alıntı34.054 gösterim
  • Vadideki Zambak
    7.9/10 (1.170 Oy)1.058 beğeni5.186 okunma2.171 alıntı33.657 gösterim
  • Sergüzeşt
    7.6/10 (1.019 Oy)798 beğeni5.398 okunma320 alıntı14.683 gösterim
Yine nereden başlayacağımı bilemiyorum.Günlerdir aldığım grip,hapsolduğum ev ve aklımdaki türlü düşüncelerle parça parça okuyabildiğim,bir kitap dostundan gelen bu ince hediyeyi,bu muazzam eseri incelemek zor olacak.Yahu o değil de incelemelere neden kendimle ilgili önsöz yazıyorsam,bu alışkanlık nerden bulaştı bilmiyorum ama pek hayra alamet değil :)

Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi...Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi.Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı.Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi...

Okuyanlar bilir bu girizgahı..Belki çoğumuz atlamışızdır belirli bir zamandan sonra..Okumaya lüzum görmemişizdir..Belki serebral korteksimizin,hipokamusumuzun ya da bilmem beynimizin herhangi bir bölgesinin alışmasından atladığımız bu bölüm bana göre kitabın kalbi.Zira o yerlerde her şeye rağmen trenler gider gelir.Bir taraftan Amerika-Rusya uzay araştırmaları yaparken,bir tarafta nayman ana mankurtlaşmış oğlunu ararken ve bir yerlerde Yedigey yasak aşkının katmerlenen ızdırabını duyarken,arkadaşını toprağa vermenin acısını yaşarken ve bir yerlerde bizden habersiz uzayda canlılar yaşarken o trenler gider gelir,gelir gider..Nasıl ki bize bir harita çizilmiş ve dünya merkezi Greenwich olarak gösterilmişse o bozkırlarda merkez trenlerdir.Ve bu tren metaforu yahut motifi hep evrendeki akışı,oluşu ve mukadderatı ve buna müteaip fatalist bir dünyanın seceresini çıkartır.Yani hayat her şeye rağmen devam eder.Acısıyla tatlısıyla var olacaktır ve bizler o trenler kadar kalıcı olamayacak varlıklarız.

Onun dışında bilim-kurgu tadında verilen uzay hikayesi..Aslında romanın beyni de o kısımdır.Bir yerlerde bizden ayrı canlılar ararken ve o canlıları bulurken ne kadar hazırlıksız olduğumuzu,öldürmek,şiddet ve sömürgeciliğin ruhumuza nasıl işlediğini gösteren bir yolculuktur o uzay yolculuğu.Bir taraftan Yedigey ve onun cefakar arkadaşlarının hayatını anlatırken kominizmin yarattığı faşizmin,acımasızlığın trajedik anlatısı dizilirken bir tarafta da bir uzay hikayesiyle ütopik bir sosyalizm vurgusu.Ve insanoğlunun gerçek yüzü.Sosyalizme insanoğlunun uyum sağlayamayacağı yani istemeyeceği çünkü insanoğlunun sömüren bir varlık olması,kötülüğe yatkın doğası..Ve bu doğaya alenen hizmet eden bilim dünyası..Bilimin sömürgeciliği ve seçiciliği..

Belki bir çoğunun istediği bir inceleme olmadı..Yedigey'in iç dünyası,Kazangapla dostuğu,Karanar'la bağı,Sabitcan'ın vefasızlığı..Okuyanlar için bunları anlatmanın gereği yok.Benim aldığım mesaj şu şekilde..Uzay'da bizden habersiz başka canlılar olabilir.Bunlar barış içinde yaşıyor olabilirler.Bize de böyle bir sistem gelebilir ama dünyadaki yüksek mercilerdeki insanların işine gelmez ve bilim de buna göre hareket eder.Yani salt pozitivist aklın mutlak zalimliği,duygusuzluğu..Sadece bilimle iyi bir dünya kurulmayacağı..Haritaların bile sömürgeciliğe göre çizildiği ve bazı yerlere doğu-bazı yerlere batı dendiği gibi..Ve hayatın akışı..Her şeye rağmen devam edişi insanların mankurtlaştırışı..Şu an teknolojik aletlere yapılan uzaktan kontrol,denetim toplumu anlayışı gibi mankurtlaşmanın o dönemde sosyolojik bir takım göndermeler içermesi..Vesaire..

Diline gelecek olursak;çok sade,süssüz,gösterişsiz..Söz sanatlarına girmeden,ağırlaştırılmadan yalıtılmış bir bilinç akışı.Ve bir varoluş bulantısının geçmişle harmanlanmış,gayet yalın anlatımı.Yani söz gelimi nasıl ki bazıları ideolojik okuma yaparsanız doyurucu bulursunuz.Duygusal bir okuma yaparsanız da doyurucu bulursunuz.Sarı Özek'te bazen üşür,bazen kavrulursunuz.Bazen uzaya çıkar Orman-göğüslülerle konuşursunuz..Yani her bakımdan nitelikli ve anlaşılır bir eser.Kısacası tam anlamıyla bir başyapıt..

Son söyleyeceğim söz ise;Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi...Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi.Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı.Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi...

İyi okumalar..
Öncelikle Hercaiokumalar Hanıma, sonra inci e, Anıl a, Mehmet Y. beye çok teşekkür ederim güzel incelemeleriyle bu yazarın beni çağırmasında etkili oldukları için. Nasıl bir yazarmış Cengiz Aytmatov!

Aşık Veysel'in türküsünde geçer. 'Yol bir dakka miktarınca, gidiyorum gündüz gece, gündüz gece, gündüz gece...' Zamanın izafiyetinden mi kaynaklanır bu yoksa, ömrün kelebek olup uçmasından mı bilmem ama bir gün olur ki asra bedel geçirirsin, yaşadıkların şerit olur da gözünün önünden geçirirsin; ruhsal yaraların olur da akıl süzgecinden geçirirsin; gücün kuvvetin yerinde olur da kendince dünyayı ele geçirirsin (o dünya küçük bir mezarlık olsa da). Böyle duygular uyandıran bir kitap.

İyi insanların en belirgin özelliklerinden biri de herkesi kendi gibi sanmaları sanırım. Yedigey baş karakter. Kişi kendinden bilir işi, sürekli yanlış tahminlerde bulunuyor cereyan eden durumlar karşısında o saf, güçlü ama bir yandan kırılgan kalbiyle. Abutalip bir zamanlar yitip giden aydınlığın, karısı fedakarlığın namusun temsili. Karanar'sa heybetiyle, erkekliğiyle, gücüyle Yedigey'in yar ve yardımcısı bir deve. Develerin ömürleri 40 50 yıl olurmuş, ömürlük arkadaş yani.

Aytmatov'un milletinin efsanelerini, masallarını, türkülerini, şiirlerini ilmek ilmek hikayeye işleyen; coğrafyasının acılarını, kahramanlıklarını, yüzümüze çarpan; koca bozkırın 8 haneli bir istasyon köyündeki kahramanlarının hayatlarından önemli kesitleri arka planda Ekim Devrimi, İkinci Dünya Savaşı, Stalin'in ölümü, Kruşçev'in iktidarı devralışı gerçekleşirken sunan, duygusal, etkileyici, dramatik, çarpıcı ve sürükleyici, yani dolu dolu bir şaheser.

Ve bilim kurgu kısmında da iletişimsizlik, önyargılar, yargısız infazlarla gümbür gümbür bir dünya. Tabii ki, daha ne bekliyoruz ki bunca savaş tarihinden sonra.
Cengiz Aytmatov'un en bilinen, en beğenilen kitabıdır sanırım Gün Olur Asra Bedel... Ayrıca tüm zamanların en güzel kitap isimlerinden birine sahiptir. Sadece adı bile bir kitap özetidir aslında...

Cengiz Aytmatov'un en sevdiğim özelliği hayatı olabildiğince minimalize edip küçücük bir dairenin içinden devasa hayatlar çıkartabilme kabiliyetidir. Okuduğum iki kitabında da aynı tarzı, olağanüstü kurgularla sunmayı başarmış... Bu aslında bir yazarın kendi duvarlarını aşmasıdır. Yazar, elindeki sınırsız imkanı kendi elleriyle daraltıp, o küçücük düşsel patikadan okyanusun yolunu bulmayı başarıyor. Elindeki malzemeleri olabildiğince azaltıp, o malzemelerle herkesin hayran kalacağı bir yemek hazırlamak gibi...

Dünyasını küçültüp dünyaya meydan okumak, zamanı daraltıp asra bedel bir günün hikayesini yazmak ancak Aytmatov gibi bir yazarın altından kalkabileceği nitelikte bir iş...

İkinci hayran olduğum tarafı ise, küçük hayatların, sadece sahip oldukları ile dünyanın en mutlu hayatlarına dönüşebildiğini okuru tatmin edecek şekilde açıkça gösterebilmesidir. Aytmatov o insanları anlattıkça siz ister istemez kendi dünyanıza döner, kendi hayatınızı sorgularsınız. Sizi sınırsız olanaklara rağmen mutsuz eden şey ile onların mutluluğunu karşılaştırır, nedenleri ve sonuçları düşünürsünüz... Hatta belki dünyaya yüklediğiniz anlam bile değişebilir...

Aytmatov hayranlığımın bir başka nedeni ise, dünyanın unuttuğu, kimsenin haberinin dahi olmadığı, hayatın en uzak ucundaki silik bir köyün hemen yanı başına evrenler arası seyahat edebilen insanların olduğu bir uzay üssünü inşa edebilecek kadar sınırsız bir hayal gücüne sahip olmasıdır.

Eğer günün birinde kendinize bir iyilik yapmak isterseniz, ilk adımı bu kitabı okumaya başlayarak atabilirsiniz... Herkese keyifli okumalar...
Bu yerlerde trenler dogudan batiya,batidan doguya gider gelir...gider gelirdi...
Yedigey ile vefayi,Kazangap ile gelenekleri ayakta tutmayi,Sabitcan ile toplumdan uzaklasmayi ve onun nasil kucumsendigini akici ve cok guzel bir dille anlatmis Aytmatov. Icinde cok guzel efsanevi hikayelerede yer verilmis harika bir roman...
Şu anda, bir Cengiz Aytmatov kitabı daha okumanın büyük memnuniyetini, aldığım keyfin mutluluğunu yaşıyorum adeta. Ama kitap bittiği içinde aynı zamanda üzülüyorum. Bir yandan da, yazarın başka bir kitabını elime alacağım günlerin özlemini içimde hissetmeye başlıyorum.

Yazar bu kitabında, aslında tek bir günün hikayesini anlatıyor ama yaşayanların iç dünyasıyla bir kaç ömürlük bir süre anlatılıyor sanki.

Yazar bizi bu defa eski Sovyetler Birliği'ndeki bir bozkırda bulunan küçük bir tren istasyonunda yaşayan az sayıdaki insanın hayat mücadelesine götürüyor. O gün o istasyon da, kırk yılı aşkın bir süredir görev yapan Kazangap ismindeki kişi ölmüştür ve başta emektar Yedigey olmak üzere, oradaki insanlar ölen kişiye cenaze töreni düzenleyip toprağa vereceklerdir. Ama aynı zamanda ve aynı gün,dünyada tüm insanlığı sarsacak bazı olaylarda yaşanmaktadır. İşte kitapta o gün yaşanan, sadece bir değil neredeyse asırlara bedel olaylar, anlık ve geçmişe dönük olarak bize yansıtılmaktadır. Bu arada geçmişte yaşandığı var sayılan bir kaç efsane de o günle bağdaştırılarak okuyucuya aktarılmaktadır.

Yazarın bazı kitaplarında yardımcı karakter olarak bir hayvan seçme alışkanlığı bu kitabında da ortaya çıkmış olup, buradaki hayvan bir devedir. Karanar adındaki devenin hayatını okurken aynı zamanda da bizlere, develer hakkında geniş bir bilgi verilmektedir.

Cengiz Aytmatov kitapları hakkında çok fazla şey yazmak bence gereksiz. Yazarın tüm kitapları gibi bu kitabının da büyük bir beğeniyle okunacağı kanaatindeyim ve mutlaka okunmasını da tavsiye ediyorum.
Muhteşem bir giriş, ardından insanı içine hapseden hayattan kısa dokunuslarla devam eden ve ucu açık bir son. Aytmatovun sembollestirdigi kavramlar ve her an karşımıza çıkabilecek kişiler ile ortaya çıkardığı okumaya değer değil, okunması şart bir kitap diyorum. Bu kitapta iyiliği Kazangab, dostluğu Yedigey, olgunluğu Ukubala, mucadeleciligi Abutalip ve Zarife, mutlugu çicuklar, kibiri, Sabitcan, kuralcilik ve kini Müfettiş Tansikbayev temsil ediyor. Kahramanlar üzerinden yurursek örnekleri cogaltabiliriz. Aytmatov ideal toplum utopyasini Orman-goguslulerle ortaya koymuş. Rus ve Amerika heyetleri ise dünyanın gerçek yüzü tabiki. okudukca sorular sordurup dusundukce cevaplar bulduruyor. Okumayi birakyiginizda bile dusunerek kitabi okumaya devam ediyorsunuz. Sonunu merak ettiğimiz için değil olaylara kendi açımızdan yorumlar getirdiğiniz icin siddetle üzerinde duruyorsunuz. yüzyüze olunca üzerinde çok konuşulacak bir kitap. Yukarıda da dediğim gibi okunmaya değer değil okunması şart.
SPOILER ICERIR ...

Gün olur asra bedel ....Kırgızistan'in uçsuz bucaksız bozkirlarinin birinde Sarı Özek 'te trenlerin geçtiği küçük bir aktarma istasyonunda görevli iki kadim dosttur,Yedigey ve Kazangap...Kazangap'in ölümüyle başlayan,defnedilmesi sürecine kadar gelişen olayları ,anıları ,karakterleri konu alan koca bir günün hikayesi...

Olaylar kışları sert soguklarin geçtiği,yazları da kavurucu sicakların yaşandığı ,yiyecek ve su sikintisinin had safhada hissedildigi Sarı Ozek bozkirinda Boranli Istasyonunda halkın gelenekleriyle barışık, mütevazi yaşamlarıyla hayata tutunma mücadelesini konu alır ...

Kitaba başlar başlamaz yazar,
"Bu yerlerde trenler doğudan batıya,batıdan doğuya gider gelir,gider gelirdi ..."ibaresiyle okurlarini dusundurerek bir toplumun kaderini resmediyor zihimlerimize ...Tek düzelik,duraganlik,renksiz bir hayat ...Tüm imkansızlıklarla rağmen yüreği sıcacık insanlar ...

Yazar SSCB dönemindeki baskilarla,akıl almaz uygulamalarla insanların hafizasinin yok edilmesini,manevi hatıraların ve inanclarin,gecmisin nasıl buharlasmaya mahkum edildiğini ,zorbaca yöntemlerle zihinlerden nasıl silinmeye çalıştığını okurlarina resmeder....

Yedigey geleneklerine bağlı ,kültürünü yasatmaya çalışan ,yilmayan ,manevi değerlerine bağlı bir karakter ...Hikayeyi onun ağzından dinliyoruz ,roman boyunca ...Kadim dostu Kazangap'in isteği üzere Ana-Beyit mezarlığına defnedilmek üzere yolculuk
başlar .Ana-Beyit Mezarlığı adını orada yatan Nayman Ana adlı efsanevi bir kadından
alır .Nayman Ana ve oğlunun hikayesini anlatırken "Mankurt"kavramını hediye eder. Mankurt kavramı Juan-Juan'lar, tutsak ettikleri genç savaşçılara, akıl almaz bir işkence usulü ile geçmişlerini unuttururlar. Geçmişini unutan tutsak, artık bir 'mankurt'-tur. Anasını, babasını, çocuklarını bile tanımaz. Yeni efendisinin emriyle ve oria yaranmak için öz anasını öldürmekten çekinmez...Mankurt kısacası dışı insan,içi samanlık diye ifade ettiği insanın robotlastirilmasi.....

Kitapta beni derinden etkileyen,yüreğimi parçalayan öğretmen Abutalip'in acıklı hikayesi ...Kaderin ordan oraya savurduğu ,yaşadıkları tum şiddetli fırtınalara rağmen cocuklara harfleri, heceleri öğretir oyun oynar, resim yapar, masal dinler, şarkı söylerler.Çiçekler ,harfler,şarkılar,oyunlar üzerinden onlara bilinç yüklemesi yapar .Kültürünü onların zihinlerine tohum olarak bırakır .Gelecekte çocuklarının "mankurtlasma"sinin önüne geçmek için mücadele eden ,mankurt kavramına isyan eden yüreği sıcacık ,mücadeleci
bir öğretmen ...

Kazangap'in oğlu Sabitcan ise benliğine,kültürüne tamamen yabancilasan,Sovyetlerin okullarında okumuş ,yozlasmis,zihni bedeninden kazınmış ,öyle ki babasının ölümüyle bile uzulmemis ,duyguları alınmış ,gelenekleriyle dalga geçen tam bir mankurt...Yazarın "Mankurt"metaforu insanların geleneklerine,tarihine ,inancına yabancilastigini günümüzde de varlığını koruyan mesajlar içeren Serlevha niteliğinde ...

Ayrıca Ana -Beyit Mezarlığına gittikleri sırada Kazakca konuşmalarını reddedip,ikaz eden;sadece Rusça konuşmalarını "Tek dil" konuşmalarını isteyen askerlerin dillerinin ve kulturlerinin de nasıl asimile edildiğini gözler önüne seriyor .

Yazar kitapta bilim -kurgu tadında
Orman -Gogusluler gezegeni metaforuyla geleneklerinden kopmakta olan onca insana rağmen,onları korumaya çalışan ,insancıl,barış içinde yaşamanı sürdüren insanların varlığından haberdar ediyor
okuyucuyu ...Orman -Gogusluler gezeninin amacı dünyadaki insanların yaşamlarını yükseltip,mureffeh bir hayat surmelerini sağlamak ... Komunizmin kanla ,ihtirasla ,kıskançlık,hırsla beslenen rejimi bu isteği reddediyor.Yazar da bu cehennemi cennete çevirmek için çaba gösterilmesi gerektiğini zihinlerimize kazıyor adeta...

Yazar efsanelerle kitabı zenginlestirmis.Tasvirleri takdire
şayan ...Bozkirlara sevdalandim desem abartmış olmam o kadar yani :))Yukarıda deginmeyi unuttuğum Yedigey'in aşkı da yüreğimi yakmadı
değil ..Yazar murekkebini adaletsizliklere ,baskılara,zulumlere,haksızlıklara akitmis muhteşem bir yazar...Kitaptaki her bir karakter ayrı ayrı tartışılması gereken ,her birinin yaşam öyküsü etkileyici ...Kitap o kadar yoğun işlenmiş ki her bir kelime ,her bir konu bir asır üzerinde düşünülebilir ...

Keyifli okumalar ....
İsmi güzel , okuması daha da güzel eser. Üniversitedeki hocam sağolsun tavsiye etmişti. Bir solukta okudum. Hem beynimde hem de kalbimde yer etti. Umut ve korkuyla bezenmis bir Kırgız anası. Nayman Ana'nin mankurt oğlu hala gözlerimin önünde bir film sahnesi sanki. Romanda dönemin siyasal ve toplumsal olayları çok yerinde verilmiş. Hic sıkmıyor , üstelik merak da uyandırıyor. Anlatım tekniği ve kurgusu çok sağlam. İçeriği yoğun ve doyurucu. Ayrıca Abutalip Kuttubayev'in tutsak olduğu bölümler yarım kalmış. Roman bitince insan bir eksiklik hissediyor. Okuyacak kitapseverlere tavsiyem döneminde yasaklanmış olan ve sonrasında "Cengiz Han'a Küsen Bulut " adıyla yayımlanan kitabı okumaları. Çünkü ancak o zaman taşlar yerine oturuyor. Keyifli okumalar.
//Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi...
Bu yerlerde demir yolunun her iki yanından ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi.
Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demir yoluna göre hesplanırdı...//

Cengiz Aytmatov en sevdiğim yazarlardan biridir. Yaşadığı devrin gerçeklerine ayna tutar ve bu ayna kitaplarında yansır. Gün olur asra bedel`i en sonlara sakladım nedense. Yazarın tüm kitapları güzel, okunaklı, insana çok şey katıyor. Bu kitabında da aynı tadı, o bildiğim kokuyu aldım. Aytmatov`un sevdiğim bir yanı da seçtiği karakterlerin sıradan ve bizden olması. Bu kitabında da aynıydı. Yedigey- hayatın sert yüzüyle karşılaşmış, yaşamına yön vermeğe çalışan aynı zamanda da toplumun kalbine yerleştirilen yapaylık ile öz arasındaki derin uçurumun anlatıldığı, bu ikisi arasına sıkışan insanın hikayesidir...
Kitabın en şöhretli yeri Mankurt efsanesinden bahs etdiyi yerdir.
Bu kitabı okuduğumdan beri kulaklarımdan tren sesleri, iliklerimde karın dondurucu soğukları gitmedi.
Velhasıl güzel kitap. Kitapların size bir şeyler katmasını da istiyorsanız, bu kitabı okumayı unutmayın derim size.
Güzel bir kitap, bir gün ancak bu kadar gerçek, güzel, yoğun, derinlikli ve insancıl anlatılabilirdi. 420 sayfalık bir romanda neler var neler... Şairane doğa tasvirleri, halk efsaneleri, uzaylılar, bozkır, Stalin, komünizmin baskıları, savaş, deve, ince mizah, aşk, dostluk, mankurt .... Sayılamayacak kadar şey. Bütün bunları sadece bir gün içinde anlatmak ise ayrı bir yetenek. Cengiz Aytmatov' un tasvirleri o kadar güçlü ki kendini okutturmasını biliyor. Yaşanmışlıkları içinde barındırıp içten duygularla beslenmiş.Yazar bir yandan kahramanların zor hayatlarını, bir yandan tarihi, bir yandan bozkırın coğrafi koşulları bir yandan uzaydaki gelişmeleri güzel bir şekilde birbirine bağlamış. Anlatırken yapılan geri dönüşler kahramanın kendi hayatını anlatırken başkalarının hayatına dokunmuş olması ve farklı hayatların da içine girmesi eseri canlı tutmuş. Bozkırın soğuğunu, trenlerin seslerini, Yedigey'in köyünü gözlerimin önüne getirmekte hiç zorlanmadım. Bu kitabı okuduktan sonra, yazarın mankurt dediği kafası boşaltılmış kişilerin hiç de az olmadığını üzülerek düşündüm. Derinlikli, ağır bir kitap fakat kesinlikle insana çok güzel şeyler katan ve kesinlikle okunması gereken bir kitap. Bir kitap okudum ama içinde 5-6 tane farklı uzun öykü okumuş kadar oldum. Ayrıca bir not daha Sovyet yönetimi tarafından yasaklanan bölümü daha sonra "Cengiz Han'a Küsen Bulut" olarak ayrı kitap olarak yayınlanmış. Sipariş verdim. :) Gelsin hemen devamını getirip romanı bitireceğim.
"Asıl mesele de bu işte. Zaman ne kadar geçerse geçsin, bazı konularda hiçbir şeyi değiştirmez. Elinden malını mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin. Ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürlerse, işte buna çare yoktur..."
Gitmekle kendinden kaçıp kurtulacağını mı sanıyorsun? Nereye gidersen git, üzüntülerin de seninle beraber gelecektir..
Öyle bir çağa geldik ki herkesin birçok şeyi küçük yaştan öğrenmesi gerekiyor.
Cengiz Aytmatov
Sayfa 122 - ELİPS KİTAP
Diyelim ki buradan gittin. Gitmekle kendinden kaçıp kurtulacağını mı sanıyorsun? Hayır Yedigey, kaçmakla kurtulamazsın. Yiğitlik kaçmakta değildir. Eğer yiğit isen, bildiğim Yedigey isen, burada kalıp üstesinden gelmelisin o meselenin. Herkes gidebilir, herkes kacabilir ama, herkes kendine hakim olamaz, herkes kendine karsi zafer kazanamaz.
Cengiz Aytmatov
Sayfa 328 - Ötüken neşriyat 50. Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gün Olur Asra Bedel
Baskı tarihi:
1980
Sayfa sayısı:
413
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370539
Kitabın türü:
Orijinal adı:
И дольше века длится день
Çeviri:
Refik Özdek
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Yürek paralayan, tüyler ürperten bir haykırış.... Geçmiş, bugün ve yarın; bilim-kurgu, gerçek ve efsane bir arada gözler önüne serilir... Derin ve temiz aşklar, efsane ve masallar, KGB'nin acımasız uygulamaları, okuru heyecandan heyecana sürükler. Birbirinden ilginç ve sürükleyici konular ustalıkla bütünleştirilerek sunulur. "Mankurt hikâyesi bu eserle kültürümüze mal edilir. Yedigey, ölen emektar arkadaşı Kazangap'ın cenazesini mezarına götürürken, kendisinin ve milletinin geçmişini, acı-tatlı, düşündürücü yanlarıyla bir bir gözlerinin önünden geçirir. O gün "asra bedel bir gün olur.

Kitabı okuyanlar 4.895 okur

  • Arif BABACAN
  • Yasemin Yağlıdere
  • beyza Yazıcı
  • Döne Kahveci
  • Rumeysa Alkan
  • prens mişkin
  • Ayşe Deniz
  • Gözde Özen
  • Saadet Küpoğlu
  • Moyen Kutan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.8
14-17 Yaş
%11.5
18-24 Yaş
%26
25-34 Yaş
%27.7
35-44 Yaş
%15.6
45-54 Yaş
%5.5
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.3
Erkek
%35.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.4 (473)
9
%27.1 (373)
8
%19.9 (273)
7
%10.2 (140)
6
%3.5 (48)
5
%1.7 (24)
4
%0.7 (10)
3
%0.2 (3)
2
%0.5 (7)
1
%1.7 (23)

Kitabın sıralamaları