Cengiz Aytmatov Чыңгыз Айтматов (Çıňğız Aytmatov)

Yazar 8,5/10 · 3078 Oy · 27 kitap · 10612 okunma ·  1501 beğeni

Yazarın Bilgileri

  • Yazarın Adı:
    Cengiz Aytmatov
  • Yazarın Tam Adı:
    Чыңгыз Айтматов (Çıňğız Aytmatov)
  • Unvan:
    Edebiyatçı, Gazeteci, Çevirmen ve Siyasetçi
  • Doğum:
    Kırgızistan 12 Aralık 1928
  • Ölüm:
    Almanya 10 Haziran 2008

Yazar İstatistikleri

1.501 okur beğendi.
3.078 puanlama · 1.783 alıntı
3 haber · 17.168 gösterim
10.612 okur kitaplarını okudu.
4.202 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
137 okur kitaplarını şu anda okuyor.
154 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Cengiz Aytmatov'un Biyografisi

Cengiz Aytmatov, (Kırgızca: Чыңгыз Айтматов (Çıňğız Aytmatov), Rusça: Чингиз Торекулович Айтматов) (d. 12 Aralık 1928, Kırgızistan - ö. 10 Haziran 2008, Almanya). Ünlü Kırgız Türkü edebiyatçı, gazeteci, çevirmen ve siyasetçi.rnrn12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistandaki Talas eyaletinin Şeker köyünde doğdu. Babası Torekul Aytmatov, Sovyet Kırgızistanında seçkin devlet adamı idi, ancak 1937de tutuklandı ve 1938de kurşuna dizildi. Tatar kızı olan annesi Nagima Hamziyevna Abdulvaliyeva tiyatro aktrisiydi. Adı, Cengiz Handan esinlenerek konulmuştur.rnrnGençliği sıkıntılı bir döneme denk gelmişti. O dönemde zaten yeni yerleşmeye başlayan siyasî sistemle, bir de savaşla mücadele etmek zorundaydı. Çok genç yaşta çalışmaya başladı; çünkü II. Dünya Savaşının SSCB üzerindeki etkileri gençleri de etkiliyordu, yetişkinler savaşta olduklarından, gençlere büyük iş düşüyordu. On dört yaşında köyündeki sekreterliğe girdi. Burada tarım makinelerinin sayımı, vergi tahsildarlığı gibi işlerde çalıştı.rnrnKöyünden, Kazakistana giderek Cambul Veterinerlik Teknik Okulunda okudu. Daha sonra şimdiki Kırgızistanın başkenti olan Bişkeke giderek burada Frunze Tarım Enstitüsünde öğrenimine devam etti. Ardından Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsüne geçti ve 1956 ile 1958 yılları arasında Moskovada okudu.rnrnYazmaya bu yıllarda Pravda gazetesinde başladı. Yazdığı eserleriyle üne kavuştu ve 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliğine üye kabul edildi. 1963te Lenin Ödülünü aldı. Eserleri yüz elliyi aşkın dile tercüme edildi. 1990-1994 yıllarında Sovyetler Birliğini ve Rusya Federasyonunu, sonra ise 2008 yılına kadar Kırgızistan Cumhuriyetini büyükelçi olarak temsil etti.rnrnAytmatov, Gün Olur Asra Bedel romanının film çekimleri için gittiği Rusyanın Tataristan Cumhuriyetinin başkenti Kazanda 16 Mayıs 2008 rahatsızlandı ve böbrek yetmezliği teşhisiyle tedavi için Almanyaya getirildi. Almanyanın Nürnberg kentindeki Klinikum Nordda tedavi gören Cengiz Aytmatov, komaya girdi.10 Haziran 2008 tarihinde Nürnbergde hayatını yitirdi.

Cengiz Aytmatov'un Kitapları Kitap Ekle

8,3/ 10  (738 Oy) ·  2.684 Okunma
8,7/ 10  (591 Oy) ·  2.287 Okunma
8,8/ 10  (646 Oy) ·  2.148 Okunma
8,4/ 10  (212 Oy) ·  761 Okunma
8,3/ 10  (165 Oy) ·  569 Okunma
10. İlk Öğretmen (Öğretmen Duyşen)
8,8/ 10  (90 Oy) ·  205 Okunma
8,5/ 10  (36 Oy) ·  96 Okunma
15. Ebedi Gelin (Dağlar Yıkıldığı Zaman)
8,0/ 10  (22 Oy) ·  71 Okunma
8,1/ 10  (15 Oy) ·  51 Okunma
7,1/ 10  (16 Oy) ·  44 Okunma
Bütün Kitapları Göster
Bekir İstanbul, bir alıntı ekledi.
08 Oca 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Gözlerimi kapayabilir, kulaklarımı tıkayabilir, ama düşünmeden edemezdim.

Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 41)Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 41)
Ferman Mammadov, bir alıntı ekledi.
 17 Nis 2016 · Kitabı okudu · Beğendi

Okumak
Okumayı çok sever, her zaman kitaplara dalıp giderdi. Onun en çok sevdiği şey, ona en değerli ödül kitaptı.

Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 20 - Ötüken)Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 20 - Ötüken)
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
22 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Huzur olan evde mutluluk da olur.

Beyaz Gemi, Cengiz Aytmatov (Sayfa 159 - ÖTÜKEN YAY.)Beyaz Gemi, Cengiz Aytmatov (Sayfa 159 - ÖTÜKEN YAY.)
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
21 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Doğru demişler: "Kendisini saydırmasını bilmeyeni saymazlar".

Beyaz Gemi, Cengiz Aytmatov (Sayfa 15 - ÖTÜKEN YAY.)Beyaz Gemi, Cengiz Aytmatov (Sayfa 15 - ÖTÜKEN YAY.)
Yunus Emre Dilsizmen, bir alıntı ekledi.
18 Tem 2016 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Bu dünyadan insanlar göçüp gider ama yaptıkları iyi şeyler kalır.

Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 67 - Ötüken Neşriyat)Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 67 - Ötüken Neşriyat)
Aysel, bir alıntı ekledi.
31 Oca 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Asıl mesele de bu işte. Zaman ne kadar geçerse geçsin, bazı konularda hiçbir şeyi değiştirmez. Elinden malını mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin. Ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürlerse, işte buna çare yoktur..."

Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov (Sayfa 88)Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov (Sayfa 88)
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
11 Eki 2016 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Öz vatanını, öz milletini kim sevmez!

Cemile, Cengiz Aytmatov (Sayfa 27 - ÖTÜKEN YAY.)Cemile, Cengiz Aytmatov (Sayfa 27 - ÖTÜKEN YAY.)
mavera, bir alıntı ekledi.
09 Nis 00:37 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Gitmekle kendinden kaçıp kurtulacağını mı sanıyorsun? Nereye gidersen git, üzüntülerin de seninle beraber gelecektir..

Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov (Sayfa 338)Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov (Sayfa 338)
Hârizmî, bir alıntı ekledi.
 16 Ağu 14:24

Duygu bir şarkıdan başka bir şey değilse, şarkı söylemek niçin ayıp olsun?

Gün Olur Asra Bedel, Cengiz AytmatovGün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov
Bütün Alıntıları Göster

Cengiz Aytmatov ile iligli okur yorumları Yorum Ekle

Onun doğum günü 12 Aralık 1928 idi. Kırgızlar ona ‘Çingiz’ diyorlar. Türkiye Türkçesinde ise Cengiz. Kimden mi söz ediyorum? 2008 yılında kaybettiğimiz ve eğer yaşasaydı bugün 87 yaşında olacak olan Cengiz Aytmatov’dan.

Evvela şunu söyleyeyim. Eğer bugüne kadar herhangi bir Aytmatov romanı/hikayesi okumamışsanız ziyandasınız demektir. Ardından da şunu ekleyeyim; benim için edebiyat göğünün en yüksekteki yıldızı Cengiz Aytmatov’dur ve bu izafi gerçek hiçbir zaman değişmeyecektir.

Maalesef Aytmatov’u dünya gözü ile görmek nasip olmadı. ‘Köklerimi buldum’ dediği Türkiye’ye zaman zaman gelirdi. En son 2007’de Elazığ’daki ‘Hazar Şiir Akşamları’ için ülkemize gelmişti. Keşke bir şekilde gitseymişim oraya; ne büyük bir ihmalkârlık ve cahillik yapmışım.

Aytmatov kitaplarıyla üniversite yıllarımda tanışmış ve dilimize çevrilen her eserini pek çok defa okumuş, başkalarına da okutmuş ve onunla ilgili bir sürü yazı yazıp, epeyce program da yapmış birisi olarak onu değil ama kabrini ziyaret etme şansım oldu. Bu seneki Nevruz’da Kırgızistan’da idim ve onun Ata Beyt’te bulunan kabrini ziyaret edip, dualar ettim.

Kabrinin olduğu alanda ona ait bir söz var. ‘Adam ( insan ) olmak zordur ama her gün adam ( insan ) olmak en zorudur’ diyor. Ona benzer bir ifadesi ise ‘Hayatta en zor şey insan olarak geldiğimiz bu dünyada insan olarak kalabilmektir.’ Ne kadar da doğru…
Bu sözleri o, totaliter Sovyet rejiminin insanları köleleştirdiği, adaletsizliğin ve baskının hüküm sürdüğü dönemlerde söylemişti. Ancak onu ve eserlerini ölümsüz kılan şey zaten biraz da burada gizliydi. Çünkü Aytmatov, kökeni ve kaynağı ne olursa olsun her türlü totaliter sisteme karşı idi.

Gün Olur Asra Bedel başta olmak üzere Elveda Gülsarı ve Beyaz Gemi gibi eserleri bu baskıcı rejim eleştirisinin en mükemmel hallerini oluşturmaktaydı. Maalesef bugün Beyaz Gemi’deki Orozkul ve hele de Gün Olur Asra Bedel’deki Tansıkbayev tipleri iyice tebarüz etmiş durumda. Gülsarı’nın sahibi Tanabay’ın yaşadığı hayal kırıklığını yaşayan insanlar da var mutlaka.

Peki, Aytmatov’u farklı kılan şey ne idi? Onu evrensel bir değer haline getiren ve ülkesinden bile daha meşhur yapan şey?

Elbette ki demokratlığı. Cengiz Aytmatov kendi tabiriyle ‘yerelden milliye, milliden evrensele ulaşabilmeyi’ amaçlamış ve bunu da başarmıştır. O, dünya çapında bir entelektüel olarak hukuktan, barıştan, adaletten ve demokrasiden yana olan tavrını, üstelik demir yumrukla yönetilen ve ülkesini de işgal eden bir sisteme rağmen sürdürmüştür.

İşte bu nedenle Aytmatov’u ve onun gibi düşünenleri bir kalıba sığdıramayız. O haktan, haklıdan yanadır. Dayatılan ideolojilerin karşısında, hürriyetlerin yanındadır.

O yüzden o geminin rengi kızıl değil, beyazdır!
O yüzden öğretmen Ebutalip Kuttubayev gönüllerin kazananıdır.
İyi ki doğmuşsun Cengiz Ata ve iyi ki yazmışsın…

Ne kadar kitap okursam okuyayım, ne kadar yazar tanırsam tanıyayım; benim gönlümdeki birinci sıra asla değişmeyecek ve zirvedeki isim her zaman Cengiz Aytmatov olarak kalacaktır.

‘Demiri nasıl tavında dövmek gerekiyorsa, her kelimeyi de öyle tam zamanında söylemek gerekiyor. O anı geçince söz soğuyor, katılaşıyor, insanin yüreğine taş gibi oturuyor ve bu ağırlığı kaldırıp atmak hiç de kolay olmuyor...’ diyordu Toprak Ana’da.
‘Onun iki masalı vardı.’ diye başlıyordu Beyaz Gemi’de. Masal ve efsanelerle harmanlanmış olan, eseri unutulmaz kılan esas unsurlardan birisi de bu zaten…

Birinci masal dedesinin çocuğa anlattığı –ki aşikâr olan bu! İkincisi ise okurdan gayri kimsenin bilmediği ve bizzat çocuğa ait olan masal…

Aytmatov'un kalemine olan hayranlığımı anlatacak sözleri toparlamakta güçlük çekiyorum. Onunla ilgili bir konferans vermiştim; küçük bir ilçeye o büyük yazarı anlatmıştım. Sadık bir okuru idim ama yüzünü görmek, elini sıkmak kısmet olmadı. Oysa hayatta tanışmayı en çok istediğim insanlardan birisi idi…

Babasını Stalin terörüne kurban vermiş, çocukluğu II. Dünya Savaşının yıkıcı ortamında geçmişti. Hiçbir zaman sosyalizm propagandası yapmamış, bütün totaliter rejimlerin karşısında olmuş, ülkesini sevmiş; insanı ve insanî olanı önemsemiştir.
Onun eserleriyle 1997 yılında tanışmıştım. İlk, Toprak Ana'yı okumuş, resmen vurulmuştum. Tolgonay’la dertleniyor, Maysalbek'i takdirle anıyor, Aliman'ı ise bir türlü affedemiyordum. Sonra diğerleri geldi. Bir İstanbul yolculuğu sırasında otobüste uyuyup uyanıp okuduğum ve bitirdiğim Beyaz Gemi'yi; dahası çocuğu, Mümin Dede'yi hatta o kötü Orozkul'u nasıl unutabilirim ki? Gün Olur Asra Bedel... Dişi Kurdun Rüyaları... Yüz Yüze... Cemile... Elveda Gülsarı… Tabii ki Al Yazmalım Selvi Boylum...
En son, vefatından birkaç ay evvel son romanı Dağlar Devrildiğinde'yi okumuş ve ‘iyi ki yazmış’ demiştim. O roman, kimsenin beklemediği bir anda çıkmıştı ortaya. Aytmatovperverler için alışıldık bir tarzı vardı. Yine Kırgız gelenekleri ile modern dünya arasındaki gelgitler aşk, tabiat ve hırs üçgeni kullanılmıştı.

Tartışmasız, Türk Dünyasının en büyük romancısı idi. Nobel edebiyat ödülleri alakalı alakasız isimlere verilirken o hep pas geçilmişti. Ama bu haksızlık onu daha da büyütüyordu. Arkasında bir lobi bir oluşum yoktu. Üstelik Asyalı bir Türk’tü. Buna rağmen eserleri dünyada tam 154 farklı dile çevrilmiş, en fazla okunan yazarlardan birisiydi.

Aytmatov, edebiyattan önce veterinerlik eğitimi almıştır. Eserlerindeki hayvan ve tabiat tasvirleri veterinerlik tecrübesiyle de böylesi güçlüdür. Çocuk motifine ayrı bir önem vermiş ve dünya meselelerini mahalli hikâyelerle işlemiştir.

Eserlerinden tek tek söz etmeye kalkmak bu yazının sınırlarını aşar. Mankurtizm kavramını sosyo-psikolojiye katmış, gerçek bir sanatkârdır ve hepsi okunmalıdır ama bilhassa II. Dünya Savaşı yıllarını anlattığı Toprak Ana, Yüz Yüze, bir başyapıt olan Gün Olur Asra Bedel, aşk hikâyeleri Cemile ve Al Yazmalım Selvi Boylum ( hani şu Kadir İnanır ile Türkan Şoray’ın da oynadığı Türkiye uyarlaması olan film ) ve Beyaz Gemi mutlaka okunması gereken eserleridir. Bunlardan birçoğu değişik ülkelerde sinema filmi olarak çekilmiştir.

Son yıllarda Türk Dünyası edebiyatı birliği hayalleri vardı. Türk dünyası kendi Nobel'ini oluşturmalı diyordu. 2007’nin Ekim ayında Elazığ’da Hazar Şiir Akşamlarına katılmıştı; “köklerimi buldum” dediği Türkiye’ye sıkça gelirdi.

Derlerdi ki, “Aytmatov Kırgızistanlı değil Kırgızistan Aytmatov’ludur” çünkü o, küçük kardeş ülkenin Manas Destanıyla birlikte en büyük iki markasından birisiydi.
O, edebiyat âleminin en büyük yıldızlarından birisinin kaydığı 10 Haziran 2008’den bu yana bence ‘en büyük Türk romancısı değil’, ‘gelmiş geçmiş en büyük Türk romancısı.’

Selam sana Cengiz Ata; dünyada ziyaretine gelemedim ama Bİşkek'teki kabrini ziyaret ettim çok şükür.

Okuma fitilimin yenicecik tutuşuverdiği lise yıllarında okul kütüphanesinin bir rafında bana göz kırpmıştı Cengiz Aytmatov ve böylelikle tanışmıştık. İlkin "Beyaz Gemi"siyle yüzdüm hayal aleminde.Büyülenmiştim.Sonra "Toprak Ana"sı savaşın acımasız yönlerini vurunca yüzüme gemiden inip toprağa basıvermişti ayaklarım.Acımasız bir dünyaydı burası.Burkulmuştum.Önce hayallerle uçurmuş sonra gerçeklerle kondurmuştu.Devam etmeliydim,ettim de..."İlk öğretmen","Dişi Kurdun Rüyaları","Cemile", "Ebedi Gelin","Cengiz Han'a Küsen Bulut" ... okudukça yeri perçinlendi bende.Öldüğü yıllarda ara verdim kitaplarına.Hepsini bitirip koparmamalıydım bağı.Sürmeliydi bu etki...
Cengiz Aytmatov'un kitaplarında doğa,toplum,yaşadığı coğrafya,siyasete inceden dokundurmalar,aşkın saf hali vs.birsürü konuya temas edersiniz.Hemen hemen her kitabında bir hayvan karakterinin bulunması kitaplarında en çok dikkatimi çeken durumdu.Kurtlar,kar parsları,at, deve, tilki bunlardan şimdilik aklıma gelenleri.Doğaya ve hayvanlara karşı ne kadar hassas ilgili olduğunu benimsetiyor okuruna.Daha neler katmaz ki okuruna; özüne bağlılık,adalet,merhamet ve şefkat hisleri uyandırır.Onun okuru mankurtluk nedir bilir.Kapitalist hırsın sadece insanlara değil doğaya hayvanlara nasıl zarar verdiğini bilir.O çok şey öğretir,bilgedir.Cıngıs Atadır o.Okunması ve tavsiye edilmesi gereken bir yazar.Bu zamana kadar çok kişiye tanıttım,okuttum ve de devam edeceğim.
Mekanın cennet olsun üstat.Kabrin nur dolsun...
Okumadığım bir kitabını sıkıştırmalıyım galiba araya,özlemişim...

AYŞE YILMAZ / AYTMATOV'UN ÖLÜMÜ ÜZERINE

BEYAZ GEMİSİNE KAVUŞAN SEVDALI YÜREK: CENGİZ AYTMATOV

Aytmatov’un ölüm haberi çok sayıda dergi ve gazeteye farklı cümlelerle yansıdı. Bu haberlerden biri şöyleydi: “Türk Dünyasının Ünlü Romancısı Cengiz Aytmatov, ´Gün Olur Asra Bedel´ romanının film çekimleri için gittiği Rusya´nın Tataristan Cumhuriyeti´nin başkenti Kazan´da 16 mayıs günü rahatsızlanarak tedavi için Almanya´ya getirilmişti. Böbrek yetmezliği teşhisiyle hastaneye kaldırılan yazar, böbrek yetmezliği sonucunda tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.”
Haberi okuduğumda neler hissettiğimi anlatmak çok güç. Buz gibi bir haberdi benim için. Sanki ölüm olayı sıradan insanlara mahsusmuş gibi. Sanki o, yazmaya, insanlık için endişelenmeye devam ediyormuş da biz artık onu göremiyormuşuz gibi. Ben buna inanıyordum; ama keşke ayrılık girmeseydi araya. Öncelikle insanlık adına çok üzüldüm. Zira o, tüm roman ve hikayelerinde önce yerel ardından da evrensel bir yazardı. Dolayısıyla kayıp sadece Türk dünyasının değil tüm dünyanın kaybıydı. Düşündüm, daha yazacak o kadar çok şeyi vardı ki. Son romanında; yaşlı bir parsın duygu ve hayallerini, can sıkıntılarını, kırgınlıklarını anlatırken nasıl çok büyük bir ustalık gösterdiyse, dünyadaki nesli tükenmek üzere olan daha nice hayvanı ya da canlıyı da aynı ustalıkla anlatabilirdi. Bunu onun bir okuyucusu, bir hayranı, bir takipçisi olarak biliyordum.
Evet sevgili Aytmatov! Sen Kassandra Damgası romanında dünyanın kötü gidişine dur demek için bir çığlık atmıştın. Dünyanın gidişi gidiş değildi; ama insanlar birbirleriyle didişmekten içlerinde yaşadıkları gezegene bakacak durumda değillerdi ki. Bindikleri dalı kesiyorlardı adeta; ama yüreklerini para ve iktidar hırsı kapladığı için bunu göremiyorlardı. Sen sevdalı bir yürektin, bu kötü gidişe dur diyecek daha çok sayıda roman ve hikaye yazacaktın. Bekliyorduk; ama sen erken gittin. Hangi birinden bahsedeyim ki sevgili Aytmatov. Gün Olur Asra Bedel’le tanıdım seni. Döne döne okudum desem yeridir. Mankurtu öğrendim sayende ve etrafımda gördüğüm, değerlerine ve kendine yabancılaşan nice insana da farklı bir gözle bakmaya başladım. Sonra devam ettim büyük bir susuzlukla seni okumaya. Kahramanın Yedigey; nasıl yoldaşı, dostu Kazangap’ı Ana Beyit mezarlığına gömebilmek için zorlu bir yolculuk gerçekleştirmişse ben de senin eserlerin arasında bir büyüme ve bir olgunlaşma yolculuğuna başladım. Amaç sonuca varmak değildi. Zaten kaç kişi umduğuna ulaşabiliyordu ki. Önemli olan yolculuk esnasında heybemize doldurabildiklerimizdi. Ben istedim seni keşfetmeyi. Sonra İlk Öğretmen ile yaşadım aşkların en büyüğünü senin satırlarında. İkiz kavakların türküsünü dinledim Duyşen ve Altınay’ın sesinden. Duyşen’in idealizmine hayran olmamak elde değildi ve yaptığı fedakarlıklara pek tabii ki. Dünyaca ünlü aşk hikayen Cemileyi okudum sonra. Hikayenin sonunda büyülendim, dahası Cemile ve Daniyar’ın arkasından bakakaldım ve onlar için iyi dileklerde bulundum. Aşk ancak bu kadar muhteşem anlatılabilirdi. Sen başarmıştın bunu. Al Yazmalım Selvi Boylum ile aşkın bir başka boyutunu keşfettim: Aldatılan bir kadının duygularını bu hikaye ile birebir yaşadım ve onun yüreğinin içini gördüm. Oğlu için aşkından vazgeçen Asel’e saygıların en büyüğünü hissettim. Ve bu hikaye ile gördüm ki bazen fedakarlık aşka galip gelir. Seni okumaya devam ettim, okudukça öğrendim ve yaşadıkça okudum. Gün geldi, okuduklarım yaşadıklarıma farklı gözle bakmamı sağladı. Gün geldi, yaşadıklarım okuduklarımı keşfetmemde anahtar oldu. Sen hayatı keşfetmiş bir bilgeydin, her okuduğum eserinle bunu bir kez daha anladım. Asker Çocuğu hikayenle yetim bir çocuğun duygularına ortak oldum. Babasızlığın ne demek olduğunu küçücük bir hikayenin bir iki cümlesiyle yüreğime kazıdın. Sen yalnız çocuğu değil babayı anlatırken de eşsizdin: Oğulla Buluşma adlı hikayenin kahramanı Çordon’un savaşta ölen evladına duyduğu hasreti nasıl da derin anlatmıştın. Evet sevgili Aytmatov! Hangi birinden bahsedeyim ki. Sana dair ne söylesem sözcükler yetersiz kalacak bunu biliyorum. Bunu bildiğim için de yazarken eksik kalıyorum, bu eksiklik bu kırık dökük satırlara da yansıyor ister istemez.
Sen biriciktin, orijinaldin, bütün eserlerine, doğduğun büyüdüğün toprakların damgasını vurmuştun. Her eserinde, kâh gizli kâh açık olarak, Kırgızistan topraklarına ait bir değer vardı. Belki de seni bu kadar geniş bir kitle içinde okunur kılan da bu özelliğindi. Hayat hikayene baktığımda, çocukluk anılarını okuduğumda daima çocuk saflığını taşıyan bir yüreğin varlığını hissettim. Sen Kırgız bozkırlarının türküsüyle eserlerini ilmek ilmek dokumuştun. Yaşadığın her şeyi büyük bir başarıyla eserlerinin içine yedirmeyi başarmıştın. Hangi eserini okusam o toprakların kokusunu duyuyor, oralara ait değerlere rastlıyordum. Masallar, efsaneler, şiirler, türküler yüreğimin ta içine kazınıyordu. Senin sırrın buydu işte ustam, üstadım! Çocukluğum adlı anı kitabına “Babaannem” başlıklı anı ile başlaman da senin değerlerine bağlılığının bir göstergesi değil miydi zaten? Okuma yazma bilmeyen; ama bilgeliğiyle etrafında çok saygı gören, hafızasında yüzlerce masal ve şiir olan bir kadın olan babaannenden büyük bir aşkla bahsediyordun sen. Onun senin yazar olmanda büyük bir rol oynadığını söylüyordun. Ondan bahsederken “Bana göre büyük bir yazar, yorumcu hatta orijinal bir masal gibiydi.” cümlelerin de onun seni ne denli etkilediğini gösteriyordu aslında. Sonraki süreçte ise savaş vardı, yoksulluk vardı, acı vardı. Baban rejimin yüzlerce kurbanından biriydi. Sorgusuz sualsiz götürülmesinin ardından sizler için de zorlu bir süreç başlamıştı. Annen de hususiydi senin için. O, çileli bir kadındı. Ama sen çektiğin tüm acılarla zenginleşmesini bildin ve bizlere de sonsuz bir ırmak bıraktın. Senin eserlerini her okuduğumda yeni şeyler keşfetmem de, bu zengin ırmağın geçtiği her yeri daha çok uzun yıllar yeşerteceğini gösteriyor aslında. Sen her okuyucun için özelsin ve hep öyle kalacaksın. Aradan yıllar geçse de keşfedilecek ve etkileyeceksin.
Evet büyük usta! Senin roman ve hikayelerinin üstüne daha ne söylenebilir ki. Sen Beyaz Gemisine kavuşan sevdalı bir yüreksin. Bıraktığın izler hepimizin yüreğinde yerini buldu. Sen okyanusa bir taş attın. O taşların meydana getirdiği halkalar hepimizin yüreklerini birleştirdi. Sana veda etmek için senin sözlerinden daha uygun sözler bulamadım. Sen Beyaz Geminin sonunda babasına kavuşmak için kendisini sulara bırakan kahramanına, bu hayata veda ederken şu sözlerle sesleniyordun. İzin verirsen ben de sana o sözlerle seslenmek ve veda etmek istiyorum:
“Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşamadığı her şeyi reddettin. İşte beni teselli eden de budur. Bir şimşek gibi yaşadın sen. Bir defa çaktın ve söndün. Şimşeği çaktıran göktür. Ve gök ebedidir. İşte budur beni teselli eden. Bir başka tesellim daha var: İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi ne beklerse beklesin, insanoğlu oldukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır… Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim!”

Türk dünyası, yazarı hayatının son yıllarında benimsedi, bağrına bastı. Belki de Aytmatov son dönemde tercihini bu yönde yaptı. Çünkü Aytmatov tüm eserlerini Rusça yazmıştı.
Ala Dağların eteğinde 1993 yılında ortaya çıkarılan, 138 kişiye ait Ata-Beyt toplu mezarlığında bulunanlardan birinin cesedinin, Aytmatov'un 9 yaşındayken son kez gördüğü, 1937'de KGB ajanlarınca götürülen, 38 yaşında öldürülen babası Törekul Aytmatov'a ait olduğu DNA testiyle doğrulandı.
Aytmatov 'Baba seni 56 yıldır arıyorum, şükürler olsun kemiklerini bulabildim.' demiş, ağlamış ve ölümünden sonra da bu mezarlığa babasının yanına defnedilmeyi vasiyet etmiştir.
Ruslar tarafından kendisine ilk Kırgızistan Cumhurbaşkanı olması da teklif edilen Aytmatov, bu teklifi reddeder ve yerine Asker Akayev'i tavsiye eder.

Bütün kitaplarını okudum.

Özellikle SSCB döneminde yazdığı kitaplara bir ayrı saygı gösteririm. Zira SSCB'nin milli kültürü kırpma memurlarına rağmen eserlerinde Kültürü satır satır işlemiştir. Büyük yazar olmanın ve iyi yazmanın bir artısıdır.

Allah Rahmet Eylesin. Büyük yazardı, keşke birkaç eser daha verebilseydi...

Vefatının 8. Yılında Cengiz Aytmatov

Bugün 10 Haziran. 2008’in 10 Haziranı benim için iki farklı duyguyu iç içe barındıran bir gündü. Çünkü tam o gün ikinci çocuğum olan kızım dünyaya gelirken, aynı saatlerde üzücü bir haberi de almıştım. Kırgızistan’ın dünyaca meşhur yazarı Cengiz Aytmatov vefat etmişti.

Cengiz Aytmatov benim için ömrümün sonuna kadar her daim bir numaralı yazar olarak kalacak; edebiyat gökyüzünün en yüksek yıldızı olacak.

Aytmatov’la ilgili çok sayıda yazı yazdım; Türkiye Türkçesine çevrilmiş bütün eserlerini birkaç defa okudum, onunla ilgili kitaplar, yazılar okudum ve farklı yıllarda farklı şehirlerde Aytmatov konulu söyleşiler yaptım.

Ancak onu dünya gözü ile görmek maalesef nasip olmadı. Hayattaki en büyük pişmanlıklarımdan birisidir. 2003’te İstanbul’a gelmişti; 2007’de ise Elazığ’da idi. Sanki o hiç ölmeyecekmiş gibi mi düşündüm, bilmiyorum; aramızda ayrılacağını hiç hesap edemedim. Ancak onu değilse de kabrini ziyaret etmek nasip oldu. Geçen yıl Nevruz zamanı Kırgızistan’da idim. Onun Stalin terörüne kurban giden babasıyla beraber pek çok Kırgız aydınıyla beraber kabrinin bulunduğu Ata Beyt’e gittim.

Aytmatov için, ‘Aytmatov, Kırgızistanlı değil Kırgızistan Aytmatov’ludur!’ denir. Bu büyük ölçüde doğrudur çünkü O’nun şöhreti pek çok yerde ülkesinden bile önde geliyor. Türk dünyasının en büyük romancısı olan Aytmatov’un eserleri 160’dan fazla dile çevrilmiştir. Bakın, 160’dan fazla ülke demiyorum; fazla dil diyorum.

Aytmatov’un edebiyattaki temel felsefesi ‘yerelden milliye, milliden evrensele’ uzanmaktı. Nitekim bunu da layıkıyla yapmıştır. Bozkır ve dağlarla çevrili ülkesinden çıkardığı hikayeler, anlatıları, kahramanları büyük bir ustalıkla bezemiş ve dünya literatürüne dahil etmiştir.

Kırgızistan’da geçirdiğim birkaç günde şahit oldum ki, Aytmatov ülkesinin hemen her şeyini edebiyatına konu etmiş. Üstelik büyük bir maharetle yapmış bunu. Dağları, atları, kurtları, nehirleri, bozkırları, develeri… Issık Gölü, Manas’ı, Kırgız geleneklerini…

Aytmatov, Türkiye’ye ilk defa 1970’li yıllarda geldiğinde ‘Burada köklerimi buldum’ demişti. Ne kadar ilginç, aslında aynı şeyi ben de tersinden söyledim. Yani Kırgızistan’a gittiğimde ‘burada köklerimi bulduğumu hissetmiştim.’

Cengiz Ata’nın en büyük hayallerinden birisi de ‘Türk dünyası Nobel’i idi.’ Kendisi neredeyse bütün edebiyat eleştirmenlerin üzerinde müştereken birleştiği bir haksızlığa tabi tutulsa ve Nobel alamasa da gönüllerdeki istisnai yeri çok daha önemli olsa gerek.

Peki, Aytmatov’u bu kadar büyük kılan neydi? Elbette ki yazmaktaki, hikâye oluşturmaktaki başarısı… Ancak bir de dünya görüşü var. Çünkü o Stalin terörüyle babasını kaybetmiş; Sovyet rejiminin insanlık dışı uygulamalarına bizzat şahit olmuş birisiydi. O baskıcı sistemde dahi demokrasiyi keşfetmişti. O bir demokrattı; o milli idi. Yani milletinin değerlerinin karşısında olmak bir tarafa savunucusu durumundaydı. Özetle o, kaynağı ne olursa olsun bütün totaliter rejimlere karşı birisiydi.

Beni tanıyanlar bilirler; mevzu Aytmatov olunca saatlerce konuşabilir, sayfalarca yazabilirim. O yüzden şimdilik bitiriyorum. Türk dünyasının büyük anlatıcısı, Çingiz Ata’yı saygı ve rahmetle anıyorum.

Ne kadar büyük bir yazar olduğunu bilmiyorum. Ben sadece ''Beyaz Gemi'' yi okudum. O da çok mu çok sıkıcı bir kitapdı. Ne anlattığı kadar nasıl anlattığı da önemli..