Kars Sarıkamış Alisofu Köyü...
İnsanların henüz bölünmediği, yolların ayrılığa değil kavuşmalara çıktığı, hayatın henüz üzerimizde iz bırakmadığı, çocukların saklambaç oynadıkları, misafirlerin gelip gittiği, patos seslerinin gecenin yarısında ninni gibi geldiği, tarlalarda yenilen ekmek peynirin lezzetli olduğu zamanlardı...
Yaşım o günlerde yedi. Aralarına parke taşları ile döşenmiş bahçeyi alan, tek katlı, küçük, sobalı, bir kaç sınıflı, kırmızı çatılı iki okul binası. Hemen yanlarında herkesin (ya da sadece benim) heyecanla bitmesini beklediği yeni okul inşaatı. Sabahçı ve öğlenci, mavi önlüklü, beyaz yakalı ve bu yakalara inat en koyusundan esmer tenli çocuklar...
Köyün tam ortasından geçen ve henüz o zamanlarda hızını, öfkesini, berraklığını kaybetmemiş nehir. İnsanlar, karşıya geçebilmek için büyük taşları nehrin içinde arka arkaya dizmiş, bir patika yol yapmışlar. Ayağı kaydığı veya adımını atacağı taşı tutturamadığı için nehre düşen ve tepeden tırnağa ıslanmayan kimse olmamıştır köyde. Yeni okula kavuşunca, köprüyle de tanışmış olduk.
Camii hoparlöründen, o yıl ilkokula başlayacak çocukların isimleri anons ediliyor. Bütün isimleri ayıklıyorum havada, kendikimi duyana kadar. 2007 yılında yıllar sürecek okul maceram başlıyor. Akşamın karanlığında okuldan çıkıyorum, abim almaya gelmiş. O da daha çocuk ama abi işte, koruyan, kollayan. Zifiri karanlıkta bazen yolumuzu bir köpek sürüsü kesiyor, arka yollardan dolanıp eve varıyoruz. Yeni okula kavuşmamız uzun sürmüyor, bitiyor öğlenci olmanın tüm ızdırapları...
Biraz çekingen, biraz özgüvensiz bir çocuğum. Toplama işlemini yapamıyorum, öğretmenim abime söylüyor bu durumu. Bir gün bir veli toplantısı düzenleniyor, annem katılıyor. İlk öğretmenim beni kucağına alıyor, "bakın bu çocuk her anlamda örnek öğrenci!"