Toprak Ana

8,8/10  (705 Oy) · 
2.320 okunma  · 
648 beğeni  · 
8.793 gösterim
Erkekleri askere alınan köylerde geride kalanların çektiği sıkıntılar etkileyici bir üslupla anlatılır. Eldeki yetersiz yiyeceğin muhtaç olandan başlanarak dağıtılması, dört gözle beklenen hasat zamanları, umutların hasat zamanına ertelenmesi, savaş yüzünden ürünün hemen hepsinin merkezden istenmesi, boşa çıkan umutlar, yine açlık, sefalet, bir yandan cepheden gelen ölüm haberleri, umutsuz bekleyişler, savaşın uzun sürmesi üzerine aşağı çekilen cepheye çağrılma yaşı, yine gidenler, ayrılıklar, gözyaşları... Yani tek kelimeyle ve bütün zulmetiyle; savaş.
  • Baskı Tarihi:
    1963
  • Sayfa Sayısı:
    136
  • ISBN:
    9789754371543
  • Orijinal Adı:
    эне жер
  • Çeviri:
    Refik Özdek
  • Yayınevi:
    Ötüken Neşriyat
  • Kitabın Türü:
Jay 
 02 Oca 15:28 · Kitabı okudu · 6 günde · 10/10 puan

Sizi, asla anlamayacaklarını düşündüğünüz oldu mu? Kelimelerin dilinizin ucuna geldiği ancak yine de sustuğunuz oldu mu? O kelimeler, birer cam kırıkları gibi kanatmadı mı içinizi? Peki, siz dağa, taşa, toprağa haykırmak istemediniz mi içinizi kemiren o dayanılmaz hisleri?

Ne kadar çok etkilenirsem, o kadar çok yazmak istiyorum ve bir o kadar da anlamak istiyorum ama ne yazık ki ne insanoğlunu anlayabiliyor ne de yaptıklarına anlam verebiliyorum. Sığamadık koskoca dünyaya, paylaşamadık o devasa toprak parçalarını. Öldürdük de öldürdük. İnsanlığın kurtuluşu için hiç umut kalmadı mı? Yüz senede geçse, bin senede geçse bu aç gözler doymayacak mı? Bir çocuğun gözyaşından daha mı önemli toprağı, parası, pulu?

Toprak Ana'yı okuduktan sonraki hissiyatım bu şekilde, hoş zaten Aytmatov da okurun hissiyatına dokunmak ister; insanın çok derinlere gömdüğü ve çoğu zaman varlığını unuttuğu hislerine. Bir anlamda o sönmeye yüz tutmuş hissiyatları anlatımıyla alevlendirir ve insan olmayı, insan olmanın gereklerini hatırlatır okuruna.

Bazı yazarlar vardır üslubundan anlarsınız. Bu eseri olsa olsa şu yazar yazmıştır dersiniz. Yaşar Kemal, Dostoyevski, Gorki ve Cengiz Aytmatov gibi. Bu yazarların, kalemlerinin uçlarından sihirli kelimeler dökülür sayfalara ve sizi hemen kitaba bağlayıverir. O kadar tatlı gelir ki bir an olsun kitabın bitmesini istemezsiniz hoş bitse bile diğer kitaplarını okumaya girişirsiniz. Tıpkı şu an bana olduğu gibi.

Bir yazar düşünün; okuyucuyu etkilemek için can alıcı noktaları okurun tahmininin ötesinde tutar ve bu noktaları okur için beklenmedik bir anda gün yüzüne çıkartır. Hal böyleyken okur nazarında sürpriz bir gelişme olduğu için yapılan eylem okur için çarpıcı olur ve hoşuna gider. Şimdi diğer yazarları unutun ve Aytmayov’u düşünün, okuyucuya der ki; bak bunlar bunlar olacak, sakın şaşırmayasın der hemen ardından dediğini yapar ve okur yine de etkilenir, sarsılır, saçmalar ne yapacağını bilemez. Sürpriz gelişmenin ötesinde anlatımıyla sarsar okuyucuyu. İşte böylesine usta bir anlatıma sahiptir Aytmatov.

Anlatıcımızın güçlü betimlemeleri, kitabı yoğun bir şekilde yaşamama neden oldu. Doğa tasvirleri ile kendimi bir köyde bulurken, köy halkının savaş yıllarında yaşama tutunma çabasına da tanık oldum. Karakterler arasındaki sevgi ve saygı bağı o kadar gün yüzündeki, bu güçlü bağları gördükçe hep kendinizi bir eksik hissedeceksiniz. Okuyunuz, benim gibi geç kalmayınız Aytmatov’a.

Hârizmî 
 05 Eyl 08:40 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Arkadaşlar hepinize Selam! :D

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum;
Cengiz Aytmatov'u okumayan kalmasın! Hemen kalkın ve bir kitabını alın! :))

Her kitabında, her sayfasında hatta her satırında başka bir dünya...
Okurken nerede olduğunuzu dahi unutacağınız bir eser ile karşınızdayız. ;)

Dün kitabı bitirdikten sonra Aytmatov'a şöyle bir sitemim oldu; "ya abicim sen ne yapıyorsun? Mahvettin benii!! Kolumdan tutup sokak sokak, şehir şehir, ülke ülke dolaştırdın! Sana kızmıyorum ama bu kadar duygu yüklü bir kitap sonrasında kendime gelmem çok zor!" :DD

Gerçekten de dediğim gibi. Aytmatov kitabı hangi duygular içerisinde yazdı bilemem. Ama beni ağlattığı doğrudur..

Velhasıl kelam, her çeşit duyguya kapılacağımız bir eserden bahsediyorum. Yeri gelecek: sinirden ne yapacağınızı bilemeyecek, belki de 'orda olsam çok fena şeyler yapardım' diyeceksiniz. Yeri gelecek: aşık olacak, hüzünlenecek, sevinecek ve kim bilir belki bazılarımız (benim de yaptığım gibi) ağlayacaksınız...

Sözün sonuna gelmişken, Nazım Hikmet'in şiirinden bir kısım ile bitirmek istiyorum. Belki bu sevgiliye söylenen bir şiir ama ben bunu insanın gerçekten sevdiği başka bir insana da söyleyebileceğini düşünüyorum. Aytmatov'a ithafen;

"Herkese selam,
Sana hasret..."

Hüseyin DEMİR 
 22 Mar 22:45 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Toprak Ana…
Ah, savaş kahrolası savaş! Savaş, binlerce belki yüzbinlerce kişinin birbiriyle amansızca dövüştüğü, kan ve gözyaşının hakim olduğu, geride yarım kalmış binlerce hayal bırakan lanet olasıca şey! Lanet olsun savaşlara! Lanet olsun giden canların acılarına neden olanlara!

Savaş sadece savaş meydanında çarpışan askerleri mi etkiler? Ya cephenin gerisindekiler… Mesela bir ana, üç oğlu ve kocasını savaş meydanına yolcu etse… Arkalarından bakarak onları cepheye, ölümün kol gezdiği yerlere, gönderse… Neler olur?

Erler zaten savaş meydanına gitmiştir. Ya kalanlar? Erkeksiz, emeksiz kalan anneler, kadınlar… Her gelen mektupta oğlunun ölüm haberini almaya hazırlanan bir ana mesela… Posta geldiğinde henüz gençliğin baharındayken dul kalmanın acısını yaşamaya hazırlanan bir kadın mesela… Tarlayı sürecek kimsesi kalmadığı halde, bakmakla yükümlü olduğu 5 torunu olan bir nene mesela… Abi ve kardeşleri cepheye gittikten sonra annesi ve yengelerinin bakımı üstelenmek zorunda kalan 13 yaşındaki bir çocuk mesela… Mesela mesela… Her hane de bir acı bekleyiş… Her hanede bir acı son değil mi?

Bunlardan sadece bir hane seçmiş Aytmatov. Savaşta yaşanan acılara cepheden değil cephe gerisinden bakmış… Çocuklarını ve oğullarını savaşa gönderen bir ananın gözünden… Evet, belki de ölen yüzlerce insandan sadece bir tanesini ele almış Aytmatov. Üstelik çok kısa bir şekilde ele almış.
İyi bir savaş romanı okuduğumuzda resmen bizi o savaşın içine çeker. Bize o savaşı yaşatır. Bazen bir bomba yanımızda patlar. O patlayan bombayla şehit düşen arkadaşınızın sancısını yüreğinizde hissedersiniz. Toprak Ana ise o savaşın arkasındaki acıları size yaşatmış…

Yazar romanda kusursuz bir şekilde o acıları bize yaşatmış. Kitabın çoğu yerinde durup Ah be ana neler çektin sen diyor. Ananın haline ağlıyorsunuz. Kitabı bitirince direk aklıma düşen ise bu ananın bu çektiği acıları sen nasıl 130 sayfaya sığdırdın Ey Aytmatov! Bu ananın çektiği acılardan roman olsa hani şöyle 600 sayfalık bir şey yazman gerekir. Ama az yazmış Aytmatov. Ama ananın haline ağlatmış…

Kitabı bitiyorum düşünceler alıyor beni. Bir ananın çektiği sıkınlar bunlardı. Ya bizim milletimiz… Kurtuluş savaşımız sırasında şehit verdiğimiz 33.685 askerimiz mesela… Kolay değil şehit olan 33.685 insan… Hepsinin bir hanesi… Hanenin içinde yaşayan aileleri… Savaşın bitmesi ve çocuklarının gelmesini bekleyen onca insan… En kötüsü de acı son…

Ve artık yazmak istemeyen bir kalem, düşünmek istemeyen bir beyin… Acıya katlanamayan bir yürek…

Belki bu kadar söze gerek yoktu. Alıp okumak sonra da halimize acımak gerekirdi…
Sevgiyle kalın…

Seyid Ahmet GÜLTEKİN 
 03 Oca 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bazen ne yazsan, ne söylesen anlatmak istediğini anlatamazsın, dile getiremez sin ya şu an öyleyim işte... Boğazı düğümleniyor. İnsanın, gözleri yaşarıyor. Belki de göz yaşlarıdır bu kitabı en güzel ifade eden... Bu kitabı ben yorumlayamayacağım, bu kitap ancak okur iken yaşanır kah bir burukluk olur, kah bir acı... Kitap ta ''Bari ben, oğlunun yolunu böyle gözleyen anaların sonuncusu olsam... Allah hiç kimseye demir rayları kucaklatmasın, hiç kimsenin başını traverslere vurdurtmasın... Cümlelerini okur iken aklıma şehit anaları geldi o mübarek analarda evladı yerine buz gibi mermer taşlarına sarılıp, onlarla dertleşiyorlar. Mevlam kimseyi çaresiz bırakmasın, dualarımızı gönderiyoruz bu asil ve yiğit insanlara... Mutlaka ve mutlaka okunası bir kitap...

Damla Köseoğlu 
25 Ara 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Toprak Ana... Nice mutluluklar, hüzünler, savaşlar, umutlar, aşklar, ihanetler gören Toprak Ana. Ve savaş... Sonunda barışı getireceğini vadeden ancak bireylerden, ailelerden, toplumlardan nice canlar götüren savaş. Gülümsemeleri solduran, umutları yok eden, tüm acımasızlığını insan kalbinin en derinlerinde hissettiren savaş.

Babasını 1937 yılında kaybeden, İkinci Dünya Savaşı yıllarını babasız geçiren ve çocukluğundan itibaren çalışmaya başlamak zorunda kalan Cengiz Aytmatov Toprak Ana kitabında İkinci Dünya Savaşı yıllarında geçen hüzün dolu bir hikayeyi işliyor.

Toprak Ana, patlak veren İkinci Dünya Savaşı sırasında bir Kırgız köyünde köyün erkeklerinin birer birer cepheye çağrılmasının ardından geride kalan kadınların hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Köyde savaş yıllarında yaşanan zorlukları, savaş nedeniyle ocağına ateş düşen kadınlardan sadece biri olan Tolgonay Ana'nın ağzından öğreniyoruz. Tolgonay Ana tüm hüznünü Toprak Ana'ya aktarırken, biz de duygu dolu anılara şahit oluyoruz. Toprak Ana'da açlığın, sefaletin, bekleyişlerin, sona kalan umut kırıntılarının hüznü okuru dört bir yandan kuşatıyor.

135 sayfalık ince bir kitapta savaşın insanlardan götürdükleri ancak bu kadar duru ve bu kadar etkileyici şekilde anlatılabilirdi. Cengiz Aytmatov en acı verici, en sarsıcı gerçekleri bile o kadar yalın bir şekilde anlatıyor ki bir taraftan kendinizi yaşananlara üzülmekten alamazken bir taraftan da akıp giden sayfalar arasında yolunuzu kaybedebiliyorsunuz. İkinci Dünya Savaşı yıllarının sefaletini yaşamış biri olarak yazarın Toprak Ana kitabında bu konuya yer vermesi yaşanmışlıklar açısından okuru bir tık daha fazla etkiliyor olabilir. Az sayfayla çok şey nasıl anlatılır, bir cümle bile insanı ne denli derinden sarsabilir, kitapta yazarın karakterleri aracılığıyla söylediği şeyler nasıl bu kadar doğru olabilir? Cengiz Aytmatov bunların hepsine 135 sayfalık Toprak Ana ile cevap veriyor. Okuyun ve okutun lütfen...

Murat Sezgin 
21 Eki 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kırgız edebiyatının en usta yazarlarından olan Cengiz Aytmatov en beğendiğim yazarlar arasında önemli bir yere sahip. Kitaplarında ele aldığı dostluk, aşk, savaş dönemi acıları ve kahramanlıkları gibi temaların evrensellik taşıması ve üslübunun sade olması ona usta olarak bakmanın sadece bir nedeni benim için. Kırgız Türklerinin kültürlerini, yaşamlarını, toprakla olan ilişkilerini, onlara uygulanan baskıcı rejimi okuduğum diğer kitaplarında da hissetmiştim.

Savaş. Bütün insanlığı ilgilendiren, yeryüzündeki tüm canlıları etkileyebilecek bir kitle, kültür ve duygu imha silahı. Savaşın acımasızlığı altında ezilen insanları ve hayatları ele alan bir roman bu. Ya da apaçık yaşanmış şeyler bu kitaptakiler. Aytmatov, 2. Dünya Savaşı'nı babasız geçirmiş, erken yaşta çalışmak zorunda kalmış ve savaşın tüm ayrıntılarına şahit olmuş. Kitapta 3 oğlunu ve eşini cepheye göndermiş bir ananın iç burkan yaşamı anlatılıyor.

Kitabı önemli kılan şey aslında savaş acılarının çarpıcı şekilde okuyucuya ulaştırılması olabilir. Bana göre kitaptaki diğer önemli nokta güçlü kadın modeli ve kadına yüklenen toplumsal rol. Kadınların kendilerini sakınmadan ağır işlere girişmesi ve karınlarını doyurmak için çektiği birçok zorluğun altından bir erkek olarak hemcinslerimin çoğunun kalkamayacağını yadsımanın ayıp olacağı düşünüyorum. Hayattan gerçek kesitler görmek isterseniz öneriyorum. Iyi okumalar.

Salih Çermik 
04 Haz 18:41 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitap eleştirmenı olmadığım için yazdığım her inceleme bana zor geliyor. Toprak Ana'ya yapacağım inceleme ise haddimi aşıyor, biliyorum. Ancak içimi kısa da olsa dökmem gerekli.
Savaş, lanet olsun sana savaş. Doğduğunda saf olarak doğan insanlar nasıl bu kadar acımasız oluyor? Doğarken ağladığını unutup da nasıl bunca insanın gözlerini yağmur yüklü buluta çeviriyorlar. Hayat mı acımasız insanlar mı?
İkinci Dünya Savaşı'nın tüm halklar için ne ifade ettiğini araştırsak neler neler çıkar ortaya kim bilir. Savaş, ayrılık, ölüm, gözyaşı... Gidenler ya ölmek ya da öldürmek için gidiyor. Bazen savunma bazen hücum. Ya kalanlar... Kalanlar ne için kalıyor? Nasıl kalıyor? Toprak Ana bunu anlatıyor işte.
Kitaqbı okurken baş kahraman Tolgonay Ana ile beraberdik sanki. Yaşadığı her sıkıntıyı mide yanması olarak ben de yaşadım. Mide ağrısından kıvrandım. Baş ağrısından kitabı okurken uyuyakaldım. Gözlerim doldu ama içime düştü yaşlar. Acı çekmek, ayrı kalmak, kaybetmek. Bu kelimelerin karşılıkları sözcükle değil gözyaşı ile hüzünle ancak karşılanır.
Yazar harika anlatmış olayları. Yaşadığını aktarmış gibi. Mükemmel yalın ve sarsıcı anlatım. Ve sonunda perişan olmuş bir okur... Mutlaka okunmali, mutlaka...

Uğur Ukut 
 13 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bir kadının nelere dayanabileceğini yaşayarak öğreniyorsunuz. Kah onun oğlu gibi, kah kocası gibi veya diğer karakterler gibi hissedince kendinizi, Kapılıp gidiyorsunuz. Savaşın aldıklarının Geri vermediklerinden daha az olduğunu anlıyor insan. Beni derinden etkileyen çok iyi bir eser. Mutlaka okunmalı deyip, lafı uzatmıyorum. Saygılar bizden.

Onur Erol 
12 Oca 11:33 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitap küçük bir baş yapıt. Sayfa sayısı az olabilir ama bana göre her anı her dakikası kaşlarınızı kaldırtacak kadar etkili. Aytmatov ve Toprak Ana ikisi anlatılmayacak derece iyi bir karışım olmuş. Sanki Toprak Ana söylemiş Aytmatov yazmış. Aytmatov yazmış Toprak Ana konuşmuş. Kitap o derece çarpıcı etkileri olan bir kitap. Kitabın tasvirlerini okurken kitabın içinden çıkıp, buğday tarlalarında yürüyüp, köyün tavukları arasında dolaşıp, geçen trenlerin tekerleklerinin raylara vurduğu sesleri duyabilirsiniz. Caynak'ın ve Aliman'ın bağırış ve çağırışlarına tanık olabilirsiniz.

Savaşın insanlar üzerindeki o trajediye dönüşen acımasız yanlarını çok iyi gösterip, hissettiriyor. Hikayenin adeta içinde yaşıyorsunuz. Tolgonay Ana'nın kapı komşusu hatta köşe başında oturan bir bireyi oluveriyorsunuz. Aytmatov doğa tasvirleriyle sizi adeta görsel bir şölene davet ediyor. Bu kitabı okumayı düşünüyorsanız eğer fazla ertelemeyin derim.

Sevgiler..

Bekir İstanbul 
12 Oca 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabı okuyunca ne kadar rahat bir hayat yaşadığımı ve şükretmek için yüzlerce, binlerce nedenim olduğunu gördüm...

Acılarla, kederlerle dolu bir kadının yaşam mücadelesi, sabrı, çalışkanlığı anlatılıyor. Çok gerçekçi bir dille yazılmış bu romanı okurken etkilenmemek, hüzünlenmemek mümkün değil. Bu kitap yazarın okuduğum üçüncü kitabıydı ve dediğim gibi Aytmatov okumaya devam edeceğim. Size de tavsiye ederim. Aytmatov'u mutlaka keşfedin.

Kitaptan 383 Alıntı

Bekir İstanbul 
08 Oca 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Gözlerimi kapayabilir, kulaklarımı tıkayabilir, ama düşünmeden edemezdim.

Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 41)Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 41)
Ferman Mamedov 
 17 Nis 2016 · Kitabı okudu · Beğendi

Okumak
Okumayı çok sever, her zaman kitaplara dalıp giderdi. Onun en çok sevdiği şey, ona en değerli ödül kitaptı.

Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 20 - Ötüken)Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 20 - Ötüken)
Yunus Emre Dilsizmen 
18 Tem 2016 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Bu dünyadan insanlar göçüp gider ama yaptıkları iyi şeyler kalır.

Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 67 - Ötüken Neşriyat)Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 67 - Ötüken Neşriyat)
Damla Köseoğlu 
25 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

"Allahım, sen koru bizi, sen koru!"

Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 34 - Ötüken Neşriyat)Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 34 - Ötüken Neşriyat)
Hüseyin DEMİR 
04 May 20:24 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Ekmeği aldım, bereketli olması için duamı yaptım ve ilk lokmayı ağzıma götürdüm. İşte o zaman pek bildiğim bir koku geldi burnuma. Çiftçilerin, tarım araçlarını kullananların ellerinin kokusuydu bu. Bu ekmek petrol kokuyor, demir kokuyor, saman kokuyor, olgun başak kokuyordu. Evet, eskiden olduğu gibiydi her şey. Lokmamı yutarken gözyaşlarımı tutamadım: “Ekmek ölümsüzdür, iş de ölümsüzdür!” dedim.

Toprak Ana, Cengiz AytmatovToprak Ana, Cengiz Aytmatov
Onur Erol 
11 Oca 10:00 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"İnsanın çok büyük bir mutluluğa ihtiyacı yoktur Tolganay. Bir çiftçi için mutluluk, kendi tarlasını sürüp ekmek ve ürün almaktır."

Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Ötüken)Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Ötüken)
39 /