Adı:
Toprak Ana
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754371543
Kitabın türü:
Orijinal adı:
эне жер
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Erkekleri askere alınan köylerde geride kalanların çektiği sıkıntılar etkileyici bir üslupla anlatılır. Eldeki yetersiz yiyeceğin muhtaç olandan başlanarak dağıtılması, dört gözle beklenen hasat zamanları, umutların hasat zamanına ertelenmesi, savaş yüzünden ürünün hemen hepsinin merkezden istenmesi, boşa çıkan umutlar, yine açlık, sefalet, bir yandan cepheden gelen ölüm haberleri, umutsuz bekleyişler, savaşın uzun sürmesi üzerine aşağı çekilen cepheye çağrılma yaşı, yine gidenler, ayrılıklar, gözyaşları... Yani tek kelimeyle ve bütün zulmetiyle; savaş.
136 syf.
·2 günde·6/10 puan
İkinci Dünya Savaşı yıllarında savaşın sadece savaşanlar değil, kalanlar için de yıkıcı etkisi olduğunu iliklerinize kadar hissedebileceğiniz bir eser.

Sovyet döneminde güçlü iki kırgız kadın; Tolgonay ve Aliman. Biri hem eşini hem çocuklarını, diğeri kocasını savaşa kurban veriyor. Kitabın girişinde mutlu bir aile motifi çizilsede sonu öyle bitmiyor...

Kitaba başlamadan önce diykan, torgay, süyüncü, kolhoz kelimelerinin anlamlarına bakarsanız okurken size daha bir keyif verecektir.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
136 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Okuduğum üçüncü Aytmatov eseri... Ben daha Beyaz Gemi'nin boğazımda düğümlediği yumruyu oradan çıkartmaya uğraşırken, nereden bilebilirdim ki asıl öldürücü darbenin bu kitap ile geleceğini?.. Evet kabul ediyorum, baya bir hazırlıksız yakalandım, ağır nakavt oldum bu sefer. Hakemin saymasına da gerek yok, direkt havluyu atabilirsiniz ringe...

Her Aytmatov eseri yeni mucizeleri de beraberinde getiriyor. Haritada yeri bile olmayan bir köyün dibine evrenler arası seyahat edilebilen uzay üssünü diken, dünyanın en sıradan adamının, bir arkadaşının tabutunu yaşadığı köyden mezarlığa taşımasını anlatırken dünya edebiyatının en önemli başyapıtlarından birini çıkartan, sadece 5-6 karakter, 1-2 kaya parçası ve bir çift geyik ile neredeyse bütün insanlığın temel sorunlarını tokat gibi yüzümüze çarpan bir yazardan bahsediyoruz neticede... Onun kaleminden çıkan başka bir kitabın, içinde yeni mucizeler saklıyor olmasına şaşırmak, saflıktan öteye gitmez bence...

Daha önceki Aytmatov incelemelerimde de altını özellikle çizmiştim; masasına oturduğunda, uçsuz bucaksız bir derya varken önünde, inatla kendine zor hedefler seçip, tüm imkanlarını kendi iradesiyle kısıtlayan, başka bir ifadeyle kendine meydan okuyan başka bir yazar tanımadım ben henüz...

Şimdi soruyorum size; İçinde tek bir savaş veya çatışma sahnesinin olmadığı, tankın, topun, tüfeğin esamesinin okunmadığı bir savaş kitabı nasıl yazılır? Tabu oyunu oynuyormuş gibi düşünün kendinizi...
Anlatılacak kelime: Savaş
Yasaklı kelimeler: Tank, top, tüfek, süngü, miğfer, çatışma, komutan, cephe...
.....................

İşte böyle bir savaş kitabı Toprak Ana... Savaşmanın kitabı aslında... Peki neyle, kimle savaşıyorsunuz? Düşmanla mı? Orasına geleceğiz...

Ve aynı zamanda acının kitabı Toprak Ana... Ancak bu acı da öyle aşk acısı falan değil... Bu acı, neredeyse ete kemiğe bürünmüş, karşınıza geçip oturmuş bir acı...

Aytmatov acıyı alıp kitabın fonuna bir güzel yerleştirmiş. Ressamların resme başlamadan önce tuvale attıkları ilk gölge gibi... Ve sonra kapıları öyle bir kapatmış ki, kesinlikle çıkamıyorsunuz dışarıya... Siz kitabı okurken acının nefesi her daim ensenizde. Başka türlüsüne izin vermiyor Aytmatov.

Çünkü acı hep vardı, hala var ve bundan sonra da hep var olacak. Acıyla bir arada yaşamayı öğrenmek, onun varlığını kabullenmek zorundayız. İşte bu yüzden, hiç ajitasyon yapmadan, duyguları kemirmeden, sapından çöpünden ayrılmış o saf acıyı kucağımıza bırakıyor...

Ve sonra iki karakter koyuyor önümüze: Tolgonay ve Aliman... Katılmayabilirsiniz ama kanaatim odur ki, bu kitap, bu iki kadın karakterin temsil ettiği iki farklı değeri sorgulamakta ve bizden de tarafımızı seçmemizi istemektedir; Acıyla savaşan tarafta mısınız yoksa acıya teslim olan tarafta mı?

Çünkü benim şu ana kadar tanıdığım Aytmatov, 'Arkadaşlar bakın savaş çok kötü bir şeydir. Savaş yüzünden insanlar ölüyor, açlık, kıtlık baş gösteriyor. Hepimiz barış içinde yaşamalıyız' mesajı ile yetinecek bir yazar değil. Çünkü az önce de dedim ya, savaş olmasa dahi hayatımızda, acı hep olacak. O yüzden asıl vurgunun, acıya karşı vereceğimiz tepkinin ne olacağı konusuna odaklandığını düşünüyorum.
..........................

Kitabın bir başka özelliği ve önemi ise, bugüne kadar bildiğimiz, duyduğumuz, okuduğumuz, seyrettiğimiz 2. Dünya Savaşı külliyatına kimsenin girmeyi çok da lüzumlu görmediği bir pencereden, yani Sovyet penceresinden bakabilmiş olması... Kitabı okurken aynen şu tepkiyi verdim; 'Evet ya, 2. Dünya Savaşı'nda Almanya kendi kendine savaşmadı değil mi? 2. Dünya Savaşı sadece 'Yahudi Soykırımı'ndan ibaret değildi değil mi? Bir de bu adamlarla savaşan Ruslar vardı öyle ya... Kurşun asker değil bu insanlar neticede... Orada da ölüm var, savaşın kanlı eli o topraklara da uzanıp tırmaladı o insanları, yok etti tek tek. Dul kadınlar, öksüz çocuklar bıraktı arkasında...

İşte Aytmatov, bir de bu gerçeği hatırlatmış bize bu ölümsüz eserinde...

İşte böyle buyurdu Toprak Ana kitabı, benim zihnime... Sen toprağa tohum atarsan başak verir, buğday verir, ekmek verir, yaşam verir. Sen toprağa top güllesi atarsan da ölüm verir, acı verir, kan verir ve daha önce verdiği ne varsa onları senden bir bir geri alır... Şakası yoktur Toprak Ana'nın...

O halde bastığımız yeri toprak diye geçmeyeceğiz, düşüneceğiz altında yatanları... Ve en başta o insanların anısını yaşatacağız. Sonra savaştığımız şeyin sadece düşman olmadığını; asıl savaşın hayatın ta kendisiyle olduğunu bilip koşullar ne olursa olsun sahip çıkacağız toprağımıza ve bize hediye edilen o güzel hayata...

Herkese keyifli okumalar...
  • Beyaz Gemi
    8.4/10 (9,6bin Oy)9bin beğeni38,2bin okunma28,3bin alıntı143,7bin gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (6,4bin Oy)6,7bin beğeni25,6bin okunma25,4bin alıntı125,9bin gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (10,5bin Oy)10,7bin beğeni37,6bin okunma44,7bin alıntı191,6bin gösterim
  • Od
    8.5/10 (6,4bin Oy)6,6bin beğeni28bin okunma27,6bin alıntı100,8bin gösterim
  • Şah ve Sultan
    8.5/10 (5bin Oy)5,1bin beğeni21,8bin okunma12,3bin alıntı70,1bin gösterim
  • Beyaz Diş
    8.6/10 (10bin Oy)9,6bin beğeni40,3bin okunma17,7bin alıntı298,2bin gösterim
  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
    8.4/10 (13,3bin Oy)13bin beğeni62,7bin okunma38,4bin alıntı177,7bin gösterim
  • Aylak Adam
    8.1/10 (10bin Oy)9,2bin beğeni36,5bin okunma72,5bin alıntı176,1bin gösterim
  • Yaban
    8.3/10 (5,5bin Oy)5bin beğeni26bin okunma15,8bin alıntı84,2bin gösterim
  • Fedailerin Kalesi Alamut
    8.9/10 (7,9bin Oy)8,1bin beğeni25,9bin okunma19,4bin alıntı118,1bin gösterim
136 syf.
·Beğendi·10/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Selamlar olsun herkeslere .. Öncelikle sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim ve hemen anlaşalım .. BU KİTABI MUTLAKA OKUYUN CANİKOLAR!!

Bilenler biliyor ama bilmeyenler için ben tekrar edeyim .. Aziz Nesin ' in cidden fanatizm derecesinde hayranıyım.. Çok şey öğrendim sayesinde .. İşte hayatıma kattıklarından biri de Cengiz Aytmatov oldu .. İlkin Aytmatov ' un ismiyle bir Tutam Aydınlık adlı kitabında karşılıklı sohbet ederlerken Aziz Nesin ' e aktardığı bir anısını okurken karşılaştım .. Not ettim ismini bir yerlere .. Aradan zaman geçti..Unutuldu .. Sonra bir başka kitabında daha rastgeldim .. Ne oldu , nasıl oldu bilmiyorum ama senelerdir bilmeme rağmen kendisini bir türlü okuyamadım .. Denk gelemedik kendisiyle bir türlü .. Ama çok gariptir ki , hiç okumamış , neye dair yazdığı hakkında dahi bir bilgim olmayan bu adamı, okumazdan evvel de seviyordum.. Komünist ve vatan haini ilan edilen Aziz Nesin bir kitabında kendisi için bakın ne yazmış :

"TÜRKLÜĞÜN bilincinde bir adam" ..

Yanlış hatırlamıyorsam sanırım Moskova ' da buluşup konuşmuşlar başbaşa verip bir dönem .. Söz Türklerden açılınca Cengiz Aytmatov federasyondan ayrıldıktan sonraki dönemde Türklerin yaptığı yanlışları sıralamış Aziz Nesin 'e .. "Biz" ,demiş.. "SSCB ' den sonrasında birbirimiz arasında da ayrıldık Türkler olarak.. Bu yetmezmiş gibi bir de düşman olduk birbirimize .. Herşeyden önce milli şuuru kaybedip , üstüne üstlük bir de kendimize rusların kiril alfabesini aldık" .. Sonra Aziz Nesin ' e aktaracağım anısını anlatmış .. Burayı bence çok dikkatli okuyun çünkü bu adamın kitaplarında (hepsini okumadım ama yaptığım araştırmalara göre ) bu zihniyetin karşısında duran bir adamın düşünceleri ve tavırları gizli ..

"Yıllarca önce Cengiz Aytmatov anlatmıştı. Kırgızistan'da bir yahudi, Cengiz'e,
- Siz Türkler domuz kılına benzersiniz, demiş.
şaşıran Cengiz,
-Niçin? diye sorunca, yahudi şu yanıtı vermiş:
-Çünkü bütün tüylü ve kıllı hayvanların tüyleri yanyana gelir, bitişir, dokuma olur, salt domuzun kıllarından dokuma olmaz, ancak fırça olur. siz Türkler de öylesiniz."

Kaynak : Aziz Nesin - Bir Tutam Aydınlık(s. 130)

İşte Cengiz Aytmatov' a dair bildiklerim sadece bundan ibaretti .. Ta ki bu kitabı okuyana dek .. Kendisi sanırım yirmili yıllarda doğduğu için çocukluğuna ekim devrimi ve 2. dünya savaşı gibi iki büyük buhranı yerleştirmeyi başarmış istemeden .. Babasının kurşuna dizilip öldürülmesi de üstüne cabası .. Stalin ' in devrime ihanet ederek ülkeyi demir yumruk ve tarifi imkansız bir istibdat rejimi ile yönettiğini görmüş .. Tarlalarda geçmiş çocukluğu .. Siyasetle ve gazetecikle de uğraşmış bir insan aynı zamanda .. Bu bakımdan benim onu okurken sevmemin en büyük nedenlerinden biri de hem yukarda saydıklarım , hem değerlerine ve özüne sırtını dönmemiş halkının sorunlarını anlatarak sahip çıkmış olması , hem de buraya kadar saydıklarımın Aziz Nesin ' in hayatı ile gösterdiği inanılmaz benzerlikler .. Hafif bir Soljenitsin aurası da var yalnız onu da belirtmeden geçemicem..Çok uzattım farkındayım ama kitaba dair duygularımı üstünüze gözyaşı gazı boca edip paylaşamıcam .. Yalnız bir kaç kelam da etmeden olmaz ..

Kitap 2. Dünya Savaşı döneminde geçiyor .. Pek çok 2. Dünya Savaşı konulu roman okudum .. Yeri geldi Simonov ile Stalingrad 'a , yeri geldi Henrich Böll ile Almanya' ya uzandım . Kimi zaman K. Hannah ile işgal altında Fransa' ya da gittim .. Hem müttefik ,hem mihver cephelerinde bulundum .. Kırgızistan' a bu ilk yolculuğum oldu.. Tüm bu anlattıklarım dahilinde bu kitap , pastoral ortamların "gerisine" serpiştirilmiş , dramlar zinciri ile sarmalanmış bir savaş romanı..Ama TEK EL SİLAH SESİNİN DAHİ DUYULMADIĞI cinsinden .. Aytmatov ' u bu konuda alkışlamak hem de ayakta alkışlamak lazım ..Bu kadar sade bir dil ile bir savaş bu denli güzel anlatılabilir mi? İnsanların yaşadığı dramlar bu kadar vurucu bir şekilde bünyeye empoze edilebilir mi bilmiyorum .. Buna en yakın hissiyatı Henrich Böll ' ün Ademoğlu Neredeydin ' i okurken almıştım sanırsam.. Sanki Anadolu köyülüsünün içine düştüm Kurtuluş Savaşı yıllarında .. Saf , tertemiz köylülerin , sarı sarı başakların arasında çalışan , tarlalarından gece vakti evlerine yorgun argın dönen köylülerin arasına.. İlkin herşey çok güzeldi.. Beklemiyordum daha doğrusu bir savaş falan .. Sonra işgal başladı .. Bir kadın yapayalnız kaldı .. Oğulları , kocası hatta ve hatta gelini.. Öyle yalnız kaldı ki dertleşeceği sadece kara topraklar kaldı geriye yıllar geçtikten sonra .. Kitap mı okudum dikenli tel mi yuttum anlayamadım doğrusu .. Bu kadar acıya rağmen ayakta kalan yine de bir umudum var diyen Ana.. Sen evlat özlemiyle o etleri kızarttın , hamur yoğurup ekmek yapıp bohçaya sardın sarmaladın , bekledin istasyonda topu topu üç dakika için hiç durmadan geçip gidecek treni o soğuk havada.. Düştün koşacam diye ardından.. Sen kalktın ayağa orada ama bizim ciğere köz bastılar , aklımız orda vücudumuz yerde kaldı .. Kalkamadık yerden o kısımdan sonra .. Bitirdim kitabı az önce..Sonra 2 sigara yaktım arka arkaya şunu dinleyerek ..

https://www.youtube.com/watch?v=HklW6YxfjO4

İşte böyle bir kitap bu .. Dikenli tel yutturanından ..
136 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Savaş yine çirkin yüzünü göstermiş evlerin ocaklarını söndürmekle kalmamış birçok evi erkeksiz bırakmıştır. Her biri birbirinden değerli karakterler.
Her birinin acıklı öyküsü insanın içini kanatmaya yeter. Hala, kulaklarımda "Anaa" ve "Alimaan" çığlığı sanki baktığımda görecekmişim gibi duvarda asılı bir asker şapkası.Bu kadar mı güzel anlatılır bu kadar mı güzel hissettirilir. Okuduğum en güzel kitaplardan biri işleye işleye hissede hissede okudum. Okurken bir kes daha lanet ettim savaşa. Yazılacak o kadar çok şey var ki birini yazsam diğeri eksik kalır en iyisi mi düşünmeden alın okuyun. Okurken iliklerinize kadar ilk sayfalarda mutluluğu, sonra hüznü verilen mücadeleyi her duyguyu barındıran müthiş bir eser. Bir ananın, bir eşin çektiği sıkıntılar verilen mücadele nasıl güzel aktarılmış.
İnsanlar savaşmadan yaşayamaz mı? Ah toprak Ana ah içimi dağladın.
136 syf.
·6 günde·10/10 puan
Sizi, asla anlamayacaklarını düşündüğünüz oldu mu? Kelimelerin dilinizin ucuna geldiği ancak yine de sustuğunuz oldu mu? O kelimeler, birer cam kırıkları gibi içinizi kanattı mı? Peki, içinizi kemiren o dayanılmaz hisleri dağa, taşa, toprağa haykırmak istediniz mi?


Ben istedim...


Ne kadar çok etkilenirsem, o kadar çok yazmak istiyorum ve bir o kadar da anlamak istiyorum ama ne yazık ki ne insanoğlunu anlayabiliyor ne de yaptıklarına anlam verebiliyorum. Sığamadık koskoca dünyaya, paylaşamadık o devasa toprak parçalarını. Öldürdük de öldürdük. İnsanlığın kurtuluşu için hiç umut kalmadı mı? Yüz senede geçse, bin senede geçse bu aç gözler doymayacak mı? Bir çocuğun gözyaşından daha mı önemli toprağı, parası, pulu?

Toprak Ana'yı okuduktan sonraki hissiyatım bu şekilde, hoş zaten Aytmatov da okurun hissiyatına dokunmak ister; insanın çok derinlere gömdüğü ve çoğu zaman varlığını unuttuğu hislerine. Bir anlamda o sönmeye yüz tutmuş hissiyatları anlatımıyla alevlendirir ve insan olmayı, insan olmanın gereklerini hatırlatır okuruna.

Bazı yazarlar vardır üslubundan anlarsınız. Bu eseri olsa olsa şu yazar yazmıştır dersiniz. Yaşar Kemal, Dostoyevski, Gorki ve Cengiz Aytmatov gibi. Bu yazarların, kalemlerinin uçlarından sihirli kelimeler dökülür sayfalara ve sizi hemen kitaba bağlayıverir. O kadar tatlı gelir ki bir an olsun kitabın bitmesini istemezsiniz hoş bitse bile diğer kitaplarını okumaya girişirsiniz. Tıpkı şu an bana olduğu gibi.

Bir yazar düşünün; okuyucuyu etkilemek için can alıcı noktaları okurun tahmininin ötesinde tutar ve bu noktaları okur için beklenmedik bir anda gün yüzüne çıkartır. Hal böyleyken okur nazarında sürpriz bir gelişme olduğu için yapılan eylem okur için çarpıcı olur ve hoşuna gider. Şimdi diğer yazarları unutun ve Aytmayov’u düşünün, okuyucuya der ki; bak bunlar bunlar olacak, sakın şaşırmayasın der hemen ardından dediğini yapar ve okur yine de etkilenir, sarsılır, saçmalar ne yapacağını bilemez. Sürpriz gelişmenin ötesinde anlatımıyla sarsar okuyucuyu. İşte böylesine usta bir anlatıma sahiptir Aytmatov.

Anlatıcımızın güçlü betimlemeleri, kitabı yoğun bir şekilde yaşamama neden oldu. Doğa tasvirleri ile kendimi bir köyde bulurken, köy halkının savaş yıllarında yaşama tutunma çabasına da tanık oldum. Karakterler arasındaki sevgi ve saygı bağı o kadar gün yüzündeki, bu güçlü bağları gördükçe hep kendinizi bir eksik hissedeceksiniz. Okuyunuz, benim gibi geç kalmayınız Aytmatov’a.
136 syf.
·180 günde·Puan vermedi
Toprak Ana kitabı bana ekip biçtiğim toprağın değerini bir kez daha hatırlattı. Küçükken sevmezdim bahçeye gitmeyi, çalışmayı.. Büyüyünce şehre gittim farkında değiliz belki ama boğuyor insanın ruhunu emiyor. Sinir stres içimizde birikiyor ve ruhen kötü bir hâle bürünüyoruz, enerjimiz kalmıyor. Toprak insanı temizler arındırır, dinende böyledir, teyemmüm toprakla yapılır.
Bir saksıda çiçek yetiştirmek bile insanı değiştiriyor, çok daha büyük toprak parçasını ekip biçmek nasıl değiştirmesin.
Günlerce bu işlerle uğraşıyoruz artık yorulduğumda, sıkıldığımda bunu hatırlıyorum.

Ve bunları bana öğreten, hatırlatan Toprak Ana oldu:)
136 syf.
·28 günde·10/10 puan
"Bir elin nesi var, iki elin sesi var." sözünün anlamını iliklerinize kadar hissedebileceğiniz bir kitap. Acının ve zorlukların paylaşınca ne kadar azaldığını, zor günde birlik olmanın bir nebze de olsa günü kolaylaştırdığını öğretiyor kesinlikle. Savaşın aslında savaşta hiç payı olmayan masum insanları, anaları, eşleri ve evlatları etkilediği gerçeği kitapta tokat gibi yüzünüze çarpıyor. Analığın doğurmakla değil benimsemekle, sevmekle olduğu yine çok net görülüyor. Okurken sıkılmayacağınızdan bittiğindeyse derin bir iç çekeceğinizden emin olabilirsiniz.
136 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Cengiz Aytmatovun aşk, hüzün, özlem, savaş, çaresizlik ve bir sürü anın duygusunu bize çok iyi geçirmesi onu mükemmel bir yazar yapıyor. Okurken ağlamayacak insan çok azdır diye düşünüyorum. Ben bazı noktalarda gözlerimin dolmasına şahit oldum. Savaşın insanların hayatını ne hale getirdiğini her ne kadar bilsekte bu eserde çok güzel işlenmiş. Her yeri harika mutlaka okuyun.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
okuyun okutturun, 136 sayfa deyip geçmeyin. çok güzel bir kitaptı. cengiz aytmatov'un kalemi hakkında çok yorum duymuştum gerçekten çok güzeldi. başka kitaplarını okuyacağıma çok eminim.
143 syf.
·2 günde·Puan vermedi
"Ama savaşın kanlı pençesini boğazına geçirmediği bir tek aile, bir tek insan yok!"

Tolganay; evi, yurdu ve hayatı olarak gördüğü Toprak Ana'ya kendini açıyor, içini döküyordu. Yaşadıklarını ondan daha iyi kim anlayabilirdi?

Tolganay küçüklüğünden beri tanış olduğu toprakla dertleşiyor. En başından, çocukluğundan başlıyor hikayeye.
Baba tarım işçisi, dede ise ırgat. Kendini bildi bileli toprakla iç içe. Toprakta bekçilik yapan küçük bir kızken, toprakta çalışan genç bir kız oluveriyor. Oldukça da güzel bir genç kız oluyor Tolganay. Çalışkanlığının ve güzelliğinin zirvesinde, on yedisinde Suvankul'la kesişiyor yolu. Aşkları ikisininde içinde oldukları dünyayı bambaşka görmelerini sağlıyor. Ortak hayaller ve umutlarda buluşuyorlar. Bir toprak parçası ve o bereketli topraktan ürünler.. Çünkü toprak her şey demek. Toprak sade ama mutlu, huzurlu bir hayatın anahtarıydı.
Birbirlerine söz verdi Tolganay ve Suvankul. Artık beraberdiler, tek vücut olmuşlardı ve yaşayacakları hayatı ilmek ilmek kendileri işleyeceklerdi. Çok çaba gerektirirdi ama sonuç verince ne önemi vardı ki? Ucunda mutluluk varsa her zahmetli iş yapılabilir gelirdi insana. Onların sonucu da zahmete değdi. Başlarını sokacak evleri, onlara ürün verecek hayvanları olmuştu. Daha sonraları ise arka arkasına birbirinden güzel üç çocuk dünyaya getirdi Tolganay. Üç tane oğlan çocuğu. O yıllar, Tolganay'ın en güzel yıllarıydı. Çocukları oldu, onların büyümesini izledi. Hepsi babaları gibi güçlü, kuvvetli oldu. Bir annenin mutlu olması için daha neye gerek vardı?

Zaman çabuk geçiyor, hızına yetişilemiyor ve yıllar geçiyordu. Tolganay da zamandan payını almış, yaşlanıyordu. Ama o, ne zamandan ne de yaşlanmaktan korkuyordu. Asıl korkutucu olan zaman değildi. Tolganay başka bir şeyden korkuyor, bir şeylerin yaklaştığını ve gelmekte olduğunu hissediyordu. Ve sonunda haklı çıkmak istemese de haklı çıkmıştı. Savaş onların da kapısını çalmıştı....
Gözünden sakındığı oğulları, çok sevdiği kocası da savaşa çağırılıyor. Birbirinin ardı sıra gidiyorlar. Tolganay birçok kez veda ediyor ama hiçbirinin acısına alışamıyor. Nasıl alışabilirdi ki? Her bir vedayla aynı zamanda hayallerine ve umutlarına da veda ediyordu. Ancak geride kalanların yaşadığı belirsiz, acılarla dolu hayata da merhaba diyordu.
Her geçen gün Tolganay'ın acısıyla birlikte sorumluluğu da artıyordu. Evin reisi oydu artık. Ayrıca köye de sahip çıkmalıydı. Önüne çıkan her şeye göğüs germeliydi. Çocuklarına, kocasına söz vermişti bir kere. Hayat durmuş gibi hissetse de o devam etmeliydi..

Savaşın sınırları yok, yarattığı tahribat da sadece savaş alanıyla sınırlı kalmıyor. Savaşa gidenler ayrı acı çekiyor, kalanlar ayrı acı çekiyor.
Savaşın yarattığı yıkım, neden olduğu acılar bitmek bilmiyor..
Savaş deniyor, askerler ölüyor. Savaş deniyor, aileler parçalanıyor.
Kalanlar da olur, yaşayanlar da olur deniyor. Başlar öne eğik, savaş işte ne yapacaksın? deniyor.
Çocuksuz kalan annelerin, çocukluğunu yaşamamış olan çocukların, genç askerlerin ölümünün, babasız kalmış yetimlerin, zorla ayakta kalmaya çalışan gözü yaşlı babaların hesabını kim verecek peki?
Yaşanılan onca vahşetin, katledilen insanların hesabını kim verecek?
Askerler savaş alanında savaş veriyor. Geride kalanlar evinde, işinde savaş veriyordu. Kadınlar, genç kızlar, çocuklar, yaşlılar...
Tolganay, Toprak Ana'ya soruyor: "İnsanlar savaşmadan yaşayamazlar mı ?"

Toprak Ana'yla bir insanın, bir kadının, bir annenin savaş karşısındaki çaresizliği ve çektiği acılara şahit oluyorsunuz. Okurken sevinçlerine ortak oluyor, acılarını paylaşıyorsunuz. Kitabın sonuna kadar boğazınızın düğümlenmesine ise alışıyor ve artık yadırgamıyorsunuz. Tolganay'ın güçlü duruşuna, yaşadıklarına rağmen pes etmemesine hayranlık duyuyorsunuz. Oysa ne kadar kolaydı kendini koyuvermek onca vedadan onca kayıplardan sonra..

Bu kadar sade bir dille her bir duyguyu okuyucuya bu kadar derinden hissettirebilmek...
Savaşın beraberinde getirdiği acıyı, açlığı, sefaleti anlatmanın ötesinde birliği, beraberliği ve fedakarlığı da anlatıyor Toprak Ana. Dili, anlatımı ve tasvirleri çok başarılı. Her güzel duygu her acı okuyucuya geçiyor ve kalbinde de yer ediniyor..

Küçük bir uyarı da eklemeliyim. Kitabı etkisinden uzun bir süre çıkamayacağınızı bilerek okumaya başlayın.

Keyifli okumalar..
Gözümün gördüğü, kulaklarımın duyduğu ve bütün varlığımla hissettiğim her şey benim için, benim mutluluğum içinmiş gibiydi.
Cengiz Aytmatov
Sayfa 25 - ötüken
“ Bir insanın kaderi, dağdaki patika gibidir: Bazen çıkar, bazen iner, bazen de dibi görünmeyen bir uçurumun başına gelip durur. İnsan tek başına böyle bir yolda ilerleyemez, ama birleşenler, birbirine omuz verenler her engeli aşarlar.”
Cengiz Aytmatov
Sayfa 70 - Ötüken Neşriyat
“İyilik, yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir. Tesadüfen ele geçen bir şey değildir. İnsan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir.”
Cengiz Aytmatov
Sayfa 68 - Ötüken Neşriyat

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Toprak Ana
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754371543
Kitabın türü:
Orijinal adı:
эне жер
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Erkekleri askere alınan köylerde geride kalanların çektiği sıkıntılar etkileyici bir üslupla anlatılır. Eldeki yetersiz yiyeceğin muhtaç olandan başlanarak dağıtılması, dört gözle beklenen hasat zamanları, umutların hasat zamanına ertelenmesi, savaş yüzünden ürünün hemen hepsinin merkezden istenmesi, boşa çıkan umutlar, yine açlık, sefalet, bir yandan cepheden gelen ölüm haberleri, umutsuz bekleyişler, savaşın uzun sürmesi üzerine aşağı çekilen cepheye çağrılma yaşı, yine gidenler, ayrılıklar, gözyaşları... Yani tek kelimeyle ve bütün zulmetiyle; savaş.

Kitabı okuyanlar 31,9bin okur

  • Fatma Nur Şener
  • Murat Durgun
  • Can Rky
  • Esra pervaneli
  • Ela
  • •ELA
  • Fatih Yazıcı
  • Önder AZAL
  • Esat Güzelbulut
  • İlknur Özdemir

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%9.8
13-17 Yaş
%14.1
18-24 Yaş
%24.1
25-34 Yaş
%27.7
35-44 Yaş
%16.1
45-54 Yaş
%4.7
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.9
Erkek
%34.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37.5 (3.351)
9
%24.8 (2.219)
8
%17.9 (1.603)
7
%6.3 (564)
6
%2.1 (192)
5
%1 (87)
4
%0.3 (25)
3
%0.1 (12)
2
%0.1 (6)
1
%0.3 (31)

Kitabın sıralamaları