Roman, Sovyetler Birliği döneminde Kırgız bozkırlarında geçer. Başkahraman Tanabay, eski bir asker ve kolhoz işçisidir. Roman, Tanabay’ın en sevdiği atı Gülsarı ile olan dostluğunu anlatır. Gülsarı, hem güzelliği hem de hızıyla meşhur bir attır. Ancak zamanla bu hızlı at yaşlanır, hastalanır. Roman, Tanabay’ın Gülsarı’yı ölüme uğurladığı bir yolculukla başlar ve geri dönüşlerle Tanabay’ın yaşamını, toplumun değişimini ve Gülsarı ile kurduğu bağları anlatır.
Gülsarı, sadece bir at değil; aynı zamanda özgürlük, doğa, sadakat ve geçmişin değerlerinin sembolüdür. Gülsarı’nın gençliğinde koşarken sergilediği güç ve zarafet, özgür bir ruhun temsili gibidir. Zamanla tıpkı Tanabay gibi o da yıpranır, sistemin ve zamanın çarkları arasında ezilir.
Tanabay, dürüst ve çalışkan bir köylüdür. Ancak Sovyet kolhoz sistemindeki adaletsizlikler ve yozlaşma onun iç dünyasında büyük çatışmalar yaratır. Gülsarı’yla olan bağı, aslında onun doğaya, geçmişine ve insanlığa olan bağlılığının bir göstergesidir.
Aytmatov, Sovyet sisteminin geleneksel yaşam biçimini nasıl yıprattığını, doğaya ve insan ilişkilerine verdiği zararı eleştirir. Modernleşme uğruna kaybedilen değerler, romanda sıkça vurgulanır.
Romanın arka planında Sovyetler Birliği’nin kolhoz sistemindeki adaletsizlikler, bürokrasi, bireyin ezilmesi, parti içi çelişkiler çok güçlü şekilde yer alır. Tanabay, sistemi sorgulayan, ama içinde sıkışıp kalan tipik bir iyi insandır.
Roman boyunca ölüm, yaşlanma, vedalaşma, geçmiş ve gelecek temaları işlenir. Gülsarı’nın ölümü aslında sadece bir atın ölümü değildir; bir dönemin, bir anlayışın, bir insanlık hâlinin ölümüdür. Tanabay’ın bu vedaya olan tanıklığı, insanın kayıplarla büyüyen bir varlık olduğunu gösterir. Bu açıdan roman, insanın anlam arayışı üzerine de okunabilir.
Elveda