Adı:
Cemile
Baskı tarihi:
1958
Sayfa sayısı:
80
ISBN:
9786051553900
Kitabın türü:
Çeviri:
Refik Özdek
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Aytmatov'a ilk büyük şöhretini kazandıran Cemile, bir çoklarınca en güzel aşk hikâyesi olarak değerlendirilmiştir. Gerçekten de Cemile, aşk ve tabiatın çocuk dikkat ve masumiyetiyle sunulduğu şahâne bir duygu tablosudur. Ayrıca töre ve çevre şartlarının insan unsurlarıyla ilişkileri açısından da olağanüstü bir hikâyedir.

"İşte şimdi burada, Villon'un, Hugo'nun, Baudelaire'nin Paris'inde, kralların ve devrimlerin Paris'inde, ressamların yüzyıllık Paris'i olmakla övünen her taşı ya bir tarihi, ya bir efsaneyi hatırlatan şu Paris'te Werther, Bérénice, Antoine ve Kleopatra, Manon Lescaut, Education Sentimentale, Dominique, hepsi birdenbire gözümden düşüverdi. Çünkü ben Cemile'yi okudum. Roméo Juliette, Paolo ve Francesca, Hernani ve Dona Sol, artık bunların hiçbiri gözümde değil, çünkü ben ikinci dünya savaşının üçüncü yılı yazında, 1943 yılının o Ağustos gecesinde Kurkureu vadisinde bir yerde Zahire arabaları ile giden Danyar ve Cemile'ye, bunların hikâyesini anlatan küçük Seyit'e rastladım."
-Louis Aragon-
(Tanıtım Bülteninden)
Bu inceleme yer yer SPOILER içerebilir arkadaşlar. Bilginiz olsun...

Bir gün Fransız Şair Louis Aragon kuyuya bir taş atmış ve demiş ki; 'Cemile, dünyanın en güzel aşk hikayesidir.' O taş şimdilik kuyunun dibinde kalsın bir süre... O esnada ben size kısaca başka bir hikayeden bahsedeyim...

Ben askerliğimi 2007 yılında kısa dönem olarak yaptım. Bölüğümde benim gibi kısa dönem askerlerle, henüz 19-20 yaşlarındaki uzun dönem askerler aynı koğuşu paylaşıyorduk. Başta bu iki grup pek birbirine ısınamasa da askerliğin doğal ortamında zamanla buzlar eridi, abi-kardeş gibi olduk.

Bu kardeşlerimizin hepsi gözü pek, dayanıklı, kolay kolay yılmayan çocuklardı. Genç yaşlarına rağmen aralarında evli olan hatta çocuk sahibi olanlar vardı. Diğerlerinin de memlekette mutlaka bir sevgilisi olurdu. Gece olunca ve tüm işler bitince kendi köşelerine çekilirler, gizledikleri telefonları ortaya çıkarıp saatlerce sevdikleriyle konuşurlardı. Onların gün içinde aldığı tek nefes işte bu telefon konuşmalarıydı.

Her türlü ağır işin, zorluğun altından kalkabilen çocukların hayata dair tek bir korkuları vardı; onlar askerdeyken sevgililerinin onları terk edeceği korkusu... Bakın bu konuda inanın bana en ufak bir mübalağa yapmıyorum. Alın savaşa götürün koşa koşa gelirler. Sabahtan akşama kadar yerden izmarit toplarlar, moloz taşırlar, duvar örerler, kilometrelerce koşarlar, sürünürler ama bana mısın demezler. Hassas oldukları, zayıf düştükleri tek konu budur!

Nöbetçi olduğum bir gece tek tek koğuşları geziyordum. En son kendi koğuşuma geldi sıra. İçeri girdiğimde bir yatağın baş ucunda toplanmış bir kalabalık gördüm. Başta kavga çıktı sandım. Hızlıca kalabalığa doğru ilerledim ve kendime yol açtım. Gördüğüm manzara şuydu: yatağın ortasında bir asker hüngür hüngür ağlıyor. Yüzü gözü dağılmış, gözler kıpkırmızı... Meğerse arkadaşları da onu teselli etmeye gelmişler yanına... Olayın nedenini sordum, sevgilisi bunu terk etmiş; daha kötüsü başka biriyle birlikteymiş. Çok uzatmamak için olayın detaylarına girmiyorum. Daha sonradan kendisiyle uzun uzun konuştum... Eğer bunu yapmasaydım ciddi ciddi firar etme planları yapıyordu. Sonra yavaş yavaş toparladı ama ben ve diğer arkadaşlarım terhis olduğumuz güne kadar neredeyse başından ayrılmadık çocuğun...

-------------------------
Gelin şimdi Aragon'un taş attığı kuyuya geri dönelim biz...

'Dünyanın en güzel aşk hikayesi'ni okumak için girdiğim bu kuyuda beni nedense Cemile ve Danyar'ın aşkı değil de, vatan mücadelesi için cephedeyken eşi tarafından aldatılan Sadık karşıladı... Çok romantik, duygusal bir adam değildi Sadık; hatta geleneklerine fazla bağlı ve biraz da kaba denilebilecek bir yapısı vardı. Her ne kadar yaşadığı bölgenin mektup geleneğine bağlı kalmak adına, yazdığı mektuplarda karısı Cemile'den çok söz edemese de yine de seviyordu onu. Çünkü birbirlerini severek evlenmişlerdi. En azından bana böyle söyledi Sadık ve şunu ilave etti sözlerine;

Siz o kitapta o ikisinin büyük ve çok derin aşkını okudunuz ama şu işe bak; her ne olursa olsun, SADIK kalan sadece ben oldum...

------------------------
İşte böyle bir kitap Cemile... Kimine göre dünyanın en büyük aşk hikayesi, bana göreyse dramatik bir aldatma öyküsü... YASAK AŞK dedikleri bir şey var... Ben nedense bu yasak aşkların aşk tarafıyla değil de yasak tarafıyla ilgilenirim. Bu benim tercihimdir, benim dünyaya bakışımdır belki de. Kimine göre dar bir bakış olarak gözükebilir. Çünkü o aşkı anlatan öyle güzel cümleler, öyle tatlı türküler var ki, aşkın büyüsüne kapılıp gitmemek, o aşka kayıtsız kalmamak elde değil... Bütün bozkır bu büyük aşkın karşısında saygıyla eğiliyor, mor dağlar göz yaşı döküyor, yılkı atlar daha bir şevkle koşuyor...

Eğer Seyit'in tuvaline resmettiği bu güzel tablo her şeyi görmezden gelmeye yetiyorsa kimseye lafım olmaz elbet... Ama o insanlar olur da birgün Sadık'ın düştüğü duruma düşerlerse, aynı güzellikte bir resim çizmelerini de beklerim peşinen...

-------------------------
Büyük usta Cengiz Aytmatov'un çıraklık eserlerinden biri diyebiliriz Cemile için. Kronolojik olarak da böyle zaten... Diğer kitaplarını okuyanlar aradaki farkları kendileri de rahatlıkla keşfedebilirler. Biraz kısa biraz da yarım bırakılmış gibi geldi bana... Kitabın başında tek tek karakterleri tanıyoruz. Anne karakterine özellikle geniş yer verilmiş. Ancak sonra bu karakterler bir anda kaybolup gidiyor. Üç kişi kalıyor geriye. Aytmatov burada hızlıca aşk öyküsüne geçiş yapmak istemiş olabilir. Ancak ilk bölüm biraz daha uzun tutulabilirdi.

En son bölüm de bana göre aceleye gelmiş. Danyar ve Cemile arasındaki aşkı biraz daha meşru kılmak için alelacele Sadık karakteri tek bir paragrafta sarhoş ve karısına değer vermeyen biri olarak gösterilmiş. Oysa biz Beyaz Gemi'deki Orazkul karakterini tanımış ve ondan nefret etmiş okurlar olarak Aytmatov'un karakter yaratmadaki ustalığını çok iyi biliyoruz...

Nihayetinde, bir Aytmatov eserinden daha bu duygularla ayrılıyorum. Aragon'un attığı taşı kuyudan çıkardım çıkarmasına ama o taş açıkçası benim elimi yaktı biraz... Oysa ki ne kadar güzel, rengarenk, ışıl ışıl bir taştı...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
Bir adet Oynak Cemile
Bir adet Acıma Yakarım Daryan
Bir adet Tüm Hikaye Boyunca İlahi Bakış Açısıyla Bunların Yanında Takılan 14'lük Geleceğin Ressamı

Şimdi buraya oynak yerine başka bir kelime yazardım da nasıl olsa emojilerle ciddiyeti delinen sitemize o tür kelimeleri de ''rahat rahat'' yazdığımız günler gelir, o zaman yazarız, rahatlık önemli. Biz ki kelimelerle gülemediğimiz ve öfkelenemediğimiz, daha doğrusu, kendimizi ifade etmeye üşendiğimiz için ilk çağlara dönüp mağara yaşantısı zamanındaki yazılara öykünüp, emojileri bulmuş bir çağın kutlu insanlarıyız! Artık çivilere de gerek yok üstelik! Tık, bitti. Hatta artık dokunurken tık da demiyor telefonlar, öyle bir muhteşem çağ. Konu dağılmadan Jemiile'ye dönelim.

Bu kitap Cengiz Aytmatov ile tanışma kitabım oldu, uzun zamandır merak ediyordum. Bu aralar pek vaktim olmasa da inceliğine dayanarak etkinlik sayesinde okumaya niyet ettiğim ve iyi ki okuduğum bir kitap oldu. Aytmatov'un dilini çok sevdim. Su gibi, tertemiz aktı gitti kitap. Burada çevirmen Refik Özdek'i de anmak gerek, onun için de Değerli Hercaiokumalar ablama teşekkür ederim. Onun siteye yazdığı yorumlarla, Refik Özdek'i tercih ettim, çok da güzel oldu. Üslup, istediği duyguyu verme benim için tam tadındaydı. Kendime kitap almama sözü verdiğim için bu senelik Aytmatov maceramız burada noktalanıyor. Seneye Ötüken Neşriyat sitesinde %40 indirim yapana kadar bekleyeceğim. O vakit beni annem bile durduramaz, o ki kitaplarımdan bıkan kadın, ama bundan da gurur duyan klasik huysuz ve tatlı kadın ve terlikli kadın.

Bundan sonrası sürpriz bozan içeriyor. (Tatar Ramazan'ı anasım geldi.)

Şimdi Jemiiile'ye gelelim. Hikaye savaşta olan Özbekistan mı Kırgızistan mı anlamadığım bir yerde, köydeki erkeklerin cepheye gittiği, kadınların erkek işlerini yapmak zorunda kaldığı bir zamanda geçiyor. Cemile, köyün genç, güzel mi güzel, işveli cilveli, oynak gelinlerinden biridir. Ama oynaklık olsun diye değil, sadece rahat biri. Sadık, cepheden gönderdiği mektuplarda, karısına ancak bir selam yazabilen, ama köyün adetlerinden ötürü daha fazlasını yazamayan, Cemile'nin kocasıdır. Şimdi burada adetleri sorgulayacağım: Kitabın ilerleyen kısımlarında birkaç asker köyün oralardan geçiyordu ve köyün kızları ile sanki avratlarıymış gibi şakalı şukalı hareketlerde konuşmalarda bulundular. Bunu köyün yaşlıları neşeyle izledi. Bu ayıp ve saçma değil de, bir kocanın karısına mektup yazması ya da yazdığı mektuba bundan sonrasını karım okusun diyerek birkaç hasret cümlesi iliştirmesi mi ayıp? O askerlerle Cemile, bir güzel fingirdedi. Öpücük verdi falan, ''Sen hayırdır kız?'' Ben böyle saçmalık görmedim, bu nasıl iştir. Bırak böyle cilveli boğuşmalar, dereye atmalar, öpücük!!!! vermeler falan, elin adamı gelecek, köy yerinde bir kıza şöyle bir bakacak, onun gözünü oyarlar gözünü, oymalı da zaten. Bu kısmın gerçekliğini bir sorguladım. Yani o devirde ya da herhangi bir devirde böyle bir serbestlik mümkün mü? Bunu merak ettim.

Cemile... İlk sayfalardan itibaren, farklı kişiliği ile dikkat çeken, herkese karşı çok rahat bir kızdı. O kadar sağa sola kahkalar atarsan, eninde sonunda herkesin gönlü düşer. Bu bir gerçek. Bir de ne bileyim, en sonlara doğru ''Samanlıktan kaldıramadım samanı da Zühtü'' yani, samanı güzel kaldırdılar.

Peki o 14'lük? Ona ne demeli? 14'lük dediğime bakmayın, çocuğun sadece 15 yaşından küçük olduğu belirtilmiş o kadar. Ben böyle yazmak istedim. 14'lük deyince tabanca gibi oluyor. :) En sonunda kurşunu adres sormadan Sadık yedi.

Hasılı kelam, tabancalar patlarken, Jemile kız koşarken, türküler eşliğinde gönülde saman havalandı. Olmaması gereken şeyler oldu. Onaylamadık ama yapacak bir şey yok. Davulcular zihnimi delerken, incelemenin sonuna gelmiş bulunuyorum. Bu ay artık bir şey yazmam diyordum ama tutamadım kendimi, hayırlı sahurlar. :)

Benzer kitaplar

Bazı cümleler çok iddialıdırlar çünkü göreceli kavramlar üzerinden konuşurlar. İşte edebiyattaki o iddialı sözlerden birisi de Fransız şair Louis Aragon’un, Cengiz Aytmatov’un Cemile adlı uzun hikayesi için söylediği ‘dünyanın en güzel aşk hikayesi’ cümlesidir.

Aragon, bu cümleyi kurduğunda Aytmatov genç sayılabilecek yaşlarda, yazarlık yolculuğunun başlarında bir kalemdir. Aragon, Kırgız bozkırlarında yaşanan bu aşk hikayesine; Cemile ile Danyar’ın sıra dışı aşkına hayran kalmıştır. Onların aşklarını Batının Romeo ve Jülyet’iyle falan kıyaslıyor ve Kırgız gençlerin duygularını çok daha yüce sayıyordu… Velhasıl, ünlü Fransız şair Aragon’un Cemile’yi okuduktan sonra Aytmatov’u keşfetmesi ve akabinde onun eserlerini Avrupa’ya taşıması ,usta yazarın Sovyetler çapındaki şöhreti ve başarısını bütün dünyaya yayma yolunda belki de en önemli adım olmuştur.

Peki sahiden de öyle midir? Cemile, dünyanın en güzel aşk hikayesi midir? Bana göre, kesinlikle onlardan biridir… Ama bu fikrim, bir gün pekala değişebilir. Sonuçta aşk izafi bir kavram değil midir?

Cemile’nin kocası, II. Dünya Savaşı için cephededir. Yaralanmış ve bir hastanede tedavi görmektedir. Ailesine mektuplar yazar ve her mektubun sonunda ‘karım Cemile’ye de selam ederim.’ der. Bu kadar; ne eksik ne fazla… Oysa iki evin gelini Cemile, hem genç hem çok güzel hem de özgün bir kadındır. Aşık olmak ister; aşık olunmak…

Aytmatov, Cemile’de Seyit adlı bir çocuğu anlatıcı yapmıştır. Cemile, Seyit’in üvey ağabeyinin karısıdır. Küçük Seyit aslında kendisinin bile aşık olduğu bu güzel kadının, o toprakların sevdalı türkülerini söyleyen; hisli ve sevdalı Danyar’la olan aşklarının tek şahididir.

Gelgelelim, Aytmatov’un kalemi o kadar kuvvetli ki, normalde yadırgamamız, belki de kızmamız gereken bir aşk hikayesini bize makul gösterebiliyor. Dolayısıyla ne Cemile’ye ne de Danyar’a kızabiliyoruz yaptıklarından ötürü… Hatta ressam ruhlu Seyit bize hadiseyi öyle bir anlatıyor ki, toplumun aksine ,biz o aşka saygı duyuyoruz.

Aytmatov hikayelerinde aşkları anlatırken sıra dışı bir bakış sergilemiştir. Bu, Al Yazmalım Selvi Boylum’da, İlk Öğretmen’de ve hatta Gün olur Asra Bedel’de böyledir. Cemile’de, kelimelerin her şeyi anlatamayacağını söyler ama çok şeyi anlatır Aytmatov… Ve bizi de Cemile’ye aşık eder… ( En azından beni :) )

Kitap bittiğinde son cümleler gibi hissediyorsunuz; Her fırça vuruşumda Danyar'ın türküsü çınlasın! Her fırça vuruşumda Cemile'nin yüreği çarpsın.
AŞKIN NAMUSUNU KURTARALIM MI?

yeter yeter söyleme
söyleme artık
kelimeler kanatır yarayı
gözlerin anlatıyor
mutlu aşk yoktur

sus söyleme
her şey ortada artık

“ Mutlu aşk yoktur.” diyen Louis Aragon bu eser için “Dünyanın en güzel aşk hikâyesi” demiştir.
Aragon Selvi Boylum Al Yazmalım’ı da okumalıydı.
Sahi neydi sevgi?
Sevgi emekti...
Böyle diyerek kalbini dinlemeyen ve kendisi için pek çok fedakârlığı göze alan adamı seçen Aysel, aşkına sırtını istemeye istemeye döner.
Oysa CEMİLE aşkına kavuşmak için ne gerekiyorsa yapar. Kim ne der köy yerinde diye düşünmez, yakalanırsa öldürüleceğini bile bile aşkına sahip çıkar.
Nedir ki aşk? Kimsenin tanımlayamadığı, kelimelerin kifayetsiz kaldığı ama acıtan, inciten, ağlatan, kanatan bir şey. “Şey” işte...

Aşık Veysel “Seversin alırsın karın olur, seversin alamazsın karasevdan olur.” derken aşkın formülünü de vermiş bir bakıma.

Günümüzün klavye başında, sanal ortamlarda aniden başlayan ve aniden soluveren aşklarına inat Tahir ile Zühre, Leyla ile Mecnun, Cemile ile Daniyar gibi cesur aşklar “aşka umut veriyor” iyi ki de , aşkın namusunu kurtarıyorlar.

Herkes bir şey diyor “aşk” için zaten:

Aşk tek kişiliktir;ikinci kişiye bilet yoktur.” Yılmaz Odabaşı

“Aşk üç kişiliktir baba,
cinayet içinse yüzlerce kişi gerekir.”
Altay Öktem

“Aşk kişiliksizliktir sevgili 
Tek kişilik aşk zaten bir başına yaşanır...
İki kişi âşık olunca bir sayılır...
Üç kişilik aşklarda 
Biri vardır biri yoktur ...
Aşkta zaten hep bir kişi eksik sayılır .”
Turgay Çokeren

“Aşk dört kişiliktir; bendeki ben, sendeki sen, bendeki sen, sendeki ben.”
Nev
( Sizin tanımlarınızı yorumlarda görmek isterim.)

Bir aşkın nesnesi değil öznesi olmak isterim...
İçinde umudu, hayalleri olan...
Umut yoksa baştan yeniksin kalbine o tek kurşun isabet etmiş çoktan..

Ah Cemile!
Konuyu nerelere getirdin!

Son Söz: Bu şarkı aşkı hatırlattı bana...

https://youtu.be/en8C3MJaRXI
Insan bu, zaman zaman çağlar, zaman zaman ağlar. Ne hislere gem vurulabilir ne gönüle söz geçer amenna. Velakin eyleme döküldüğü anda bu kabul edilemezdir. Söylemek istediğim şu ki Cemile ile Danyar'ın aşkı ne kadar büyük olursa olsun Sadık'a olan ihanetlerini değiştirmez hatta affettirmez. Bir enkazın üstüne nasıl bir Dünya kurulabilir ki. Sevmek her seyi yapma hakkini verir mi insana. Muallakta kalan bu sorudan çikamıyorum işte. Ah büyük usta Aytmatov. Sadık ölemez miydi?

Bir de madalyonun şu yüzüne bakalım. Günümüzde köyde kentte, dağda bayırda buna benzer bir sürü olay yaşanıyor. Burada Cemile'yi takdir etmek gerek. Hiç bir kadın sırf sevdigi icin, sırtındaki gömleğinden başka bir şeyi olmayan birinin ardına düşüp gitmiyor. Maddesel bir aşkı manevi aşk ile karıştırıyorlar. Neyse iyice dağıtmadan kitaba dönelim.

Aytmatov yine resim gösterir gibi bir hikaye sunuyor bize. Mekân ve zamanı öyle net veriyor ki, sanki o hikayedeki karakterlerden biriyiz. Acı, sevgi, mutluluk gibi soyut kavramlar bile Aytmayovun anlatımı ile neredeyse somutlasiyor. Her ne kadar hikayenin kurgusu biraz bana ters gelse de oldukça iyiydi. Iyi okumalar.
"Yalnız sevgilim benim, seni hiç bırakmayacağım! Yıllardır seviyordum seni! Tanımadan bile seviyordum. Sonunda geldin işte, bildin yolunu gözlediğimi geldin!"

Bu öykü için söylenmiş en doğru sözdür "en güzel aşk hikayesi" Cengiz Aytmatov'un kalemine bayılırım ama bu hikayeyle büyülendim.

Bir kadın ki; hem erkek gibi hem çocuksu bir ruhu var. Bir kadın ki; kimsenin arkasından konuşmaz, her şeyi insanın yüzüne söyler. Bir kadın ki; tatlı dillidir, herkesle anlaşır ama kimseye de hakkını yedirmez.

Sonra bir adam düşünün; savaştan dönmüş ama onu karşılayacak bir yakını bile yok. Bir adam ki; sessiz sakin, kimseye karışmaz ama herkes onunla alay eder, arkasından konuşur. Bir adam ki; tüm bu alaylara da sesini çıkarmaz ama bir türkü tutturur ki Ağustos gecelerinde, büyülenmemek elde değil.

Sayfalar arasında en ağır çuvalları taşıdım. Sayfalar arasında Ağustos gecelerinde Daniyar'ın türkülerini dinledim. Sayfalar arasında bozkırlarda koştum ve yine aynı sayfaların içerisinde büyük bir aşkı mest olarak okudum.

Kitabın okumayan pişman olur. O yüzden şiddetle tavsiye edilir.
Cemile ...2.Dünya Savaşı sırasında yazın kavurucu sıcağında Kırgız bozkirlarinda yaşanan yasak bir aşkın hikayesi ...Cemile kocası Sadık ile 4 aylık evlidir.Kocasının da savaşa katılmasıyla Cemile kocasının ailesi ile baş başa kalır .Tüm erkekler savaşa katıldığı için evin tum yükunu kadınlar ve küçük çocuklar yuklenecektir .Kocası Sadık
Cemile 'ye karşı ilgisizdir .Seyrek mektuplar göndererek Cemile de günden güne derinlesen bir duygu boşluğu olusacaktir .Tüm işleri kocasının kardeşi 13 yaşlarında küçük Seyyit ve Cemile yapmaktadır ...

Daniyar ise savaştan ayağı sakatlanarak dönen,insanlarla iletişimi olmayan,kimsesi olmayan ,tabiatla hemhal olan ,ekin işlerinde Cemile'ye yardımcı olan birisi ...
Hikayeyi 13 yaşındaki Seyit'in dilinden dinliyoruz ...Seyit de yengesine aşık,her davranışını gizli bir hayranlıkla izleyen,resim yapmayı seven bir çocuk ...

Yazar olay örgüsünü,betimlemelerini,savaşın acimasizligini ,geleneksel bağlarını ,savaşta kadınlara ve küçük çocukların omuzlarına çöken büyük yükleri bir çocuğun penceresinden başarılı bir şekilde aktarmis okurlarina...Yazarın gerçekten kurgusu güzel ,betimlemeleri güzel ....(öyle ki o kavurucu sıcakta bozkirlari sevdim)
Lakin Dünya'nin en güzel aşk romanı olarak belirtilen bu kitabı "en güzel aşk" olma konusunda beni doyurmadi.Cemile ile
Daniyar 'in aşklarını ,karar verme aşamalarını ,savruluslarini daha kuvvetli hissettirmesini isterdim .Yazara haksızlık etmek istemiyorum.Belki de yazar Dünyanın en güzel aşkı olarak belirtilen bu kitabında Seyit'in çocukluk masumiyeti içinde duygularını tum çıplaklığıyla yansitmasini,Cemile'nin onu sevdiğini bilmeden için için yüreğinde sevgisini buyutmesini ,onların mutluluğunu kendi içinde yanıp tutuşan aşkına tercih etmesini işaret etmiş olabilir .Eğer Seyit anlatmasaydi hikayeyi, aşkları bu denli benimsenmezdi diye düşünüyorum.Aşklarını kutsallastiran Seyit'in bakışı ...
Yazar çocuğun gözünden normalde kizabilecegimiz.,kesinlikle tasvip etmeyecegimiz,aykırı ,yasak diyeceğimiz aşkları ustaca bir dil kullanarak aşklarını masumlastirmis ...Bunu başarmış mi ,başarmış.Ama bana göre Cemile kocası Sadık'a sadık kalmalı miydi, kalmalıydı !!!
Ya da ille de Daniyar'a aşık olacaktı , Sadık savaşta şehit olmalıydı .Çünkü kitabın başında Cemile ile Sadık'in ...Belki de birbirlerine sevdaliydi ...ibaresi kafamı karistirmadi değil .Kaldı ki Cemile gibi güçlü bir karakter Sadık gittikten sonra kimseye yüz vermezken ;kayinvalidesinin evinde bir zulüm de görmüyordu .Kayinvalidesinin tek istediği -tek isteğim bir Allah'a ,bir kocasına inanması-ibaresi hislerimi kuvvetlendiriyor ...Cemile sevgi açlığı çekiyor olabilir .Ama geleneksel değerlerine bağlı bir aileden söz ediliyorsa şayet Sadık, herkesin önünde okunan bir mektupta ,nasil karısına sevgiler ,övgüler dizsin ki...(-karım Cemile'ye de selamlar-)
Belki de Sadık duygularını içinde yaşıyordu.Birkaç ay içinde geleceğini de mujdeliyordu her mektubunda ...

Yazar zannımca"güzelliği ,guzel olarak"yansıtarak bizim kesinlikle tasvip etmeyecegimiz olaylara,çocuk masumiyeti içinde aşklarını yasamalarina izin vermiş.:):)


Keyifli okumalar ...
Spoiler içerebilir...

Fantastik kitaplar vardır, polisiye kitaplar vardır, politik kitaplar, felsefe, düşünce üzerine kitaplar vardır, bu türler uzayıp gider... Bir de duygusallığın daha yoğun olduğu içinde dram öğelerinin bolca yer verildiği, his ağırlıklı kitaplar vardır: aşk, sevgi konulu kitaplar. Cengiz Aytmatov'un Cemile isimli bu 80 sayfalık hikaye kitabı işte bu türe dahil olan kitaplardan. Öyle ki Cemile, kitabın arka kapağında da okuyabileceğimiz üzere ülkemizde de adı en çok bilinen yabancı şairlerden biri olan Louis Aragon tarafından "Kleopatra, Romeo, Juliette, Werther vs artık bunların hiçbiri gözümde değil çünkü ben Cemile'ye rastladım." gibi bir cümleyle tabiri caizse göklere çıkarılmıştır. Durum böyle ve tabii bir de kitaba dair neredeyse tüm yorumlar beğeni dolu olunca benim de Cemile'ye dair beklentilerim bir hayli yükseldi ve yine bir kez daha bu gibi kitaplara yüksek beğeni beklentisiyle başlamamam gerektiğini anladım.


Cengiz Aymatov Toprak Ana isimli kitabında olduğu gibi bu kitabında da İkinci Dünya Savaşı yıllarında bir Kırgız köyünde yaşanan toplumsal olaylardan birini konu alıyor. Erkeklerin birçoğunun cepheye gittiği bir ortamda Cemile ile tanışıyoruz. Eşi Sadık'ı savaşa gönderen Cemile eşinin ailesi ile birlikte yaşıyor. Kitabımızın konusu genel itibariyle bu şekilde. Eşi savaşa giden bir kadın, evin erkeklerinin olmadığı bir ortamda işleri çekip çevirmeye çalışan otoriter bir kayınvalide, elinden doğru düzgün bir iş gelmeyen bir kayınbaba ve Cemile'nin eşi Sadık'ın küçük erkek kardeşi Seyit, bir de sessiz sakin bir bir adam olan Danyar...

Cemile 80 sayfalık, çok kısa sürede kolaylıkla okunup bitirilebilecek bir kitap. Yukarıda da belirttiğim gibi kitaba büyük beklentilerle başlamış, Cemile'nin bana his olarak dokunacağını düşünmüştüm ancak bitirdiğimde durum maalesef böyle olmadı. İlk olarak kitapta bulunan karakterlerden hiçbirine ısınamadım yani kitabı sevmem için mutlaka karakterlerden biri veya birkaçıyla bağ kurmam gerektiğini düşünen biri olarak bu kitapta beni etkileyen hiçbir karakterin bulunmaması Cemile'nin benim için en büyük eksilerinden biri. Kitabın benim açımdan bir diğer eksisi bu türde olan bir kitabın beni, hissiyat olarak az da olsa etkilememesi. Gerilim kitaplarının okurken sizi germesini, felsefi kitapların sizi çeşitli konularda düşünmeye sevk etmesini beklediğiniz gibi bu tarz bir kitabın da bir şekilde kalbinize dokunması beklersiniz ancak ben bu kitabı okurken böyle bir hissiyat yaşamadım. Temelde sevgi, aşk olgularını ele alan bir kitap duygu yoğunluğunu bana geçiremiyorsa ben kendi açımdan bu kitabı başarılı bulamayacağımı söylemeliyim. En güzel aşk hikayesi olarak nitelendirilen bir kitabın bana aşka ve sevgiye dair hiçbir şey hissettirmemesi gerçekten garip, üstelik okuduğu kitapları okumakla, izlediği filmleri izlemekle kalmayıp adeta yaşayan biri olarak... 80 sayfalık, oldukça kısa bir kitabı okurken bir an önce bitse ya diyerek okumam da kitabın, konunun beni bir türlü içine alamayışının bir diğer göstergesi.

Tüm bunların yanında bu kitaba dair en dikkat çekici şey şu benim için, bu kitabın büyük bir aşk hikayesini içinde barındırdığını söylemek bana doğru gelmiyor, hepimizin hayatta çeşitli değer yargıları vardır, doğal olarak benim de var ve bu yargılar bir kitaba bakış açımı olumlu veya olumsuz yönde etkileyebiliyor. Cemile bana göre bir aşk hikayesi değil, Cemile bana göre bir ihanet hikayesi. Cephede bulunan kocasını aldatan bir kadının ve çocuk ruhuyla bu ihanete göz yuman küçük bir erkek çocuğunun hikayesi. Bu cümlemden Cemile'nin kocası Sadık yanlısı bir düşünceye sahip olduğumun çıkarılmasını da istemem elbette çünkü gördüğümüz kadarıyla Sadık karakteri de son derece kaba, yazdığı upuzun mektuplarda amcalarını dahi hatırlayan ancak karısı Cemile'ye dair sonda tek bir cümleye yer veren, sevgisini karısına hissettirmeyen veya hissettiremeyen bir koca. Sonuç olarak ben hangi karaktere daha çok kızsam bilemedim aslında. Kitapta geçmişte de hep olan günümüzde de özellikle toplumsal açıdan gelişmemiş kesimlerde hala devam eden ve edecek olan bir diğer nokta da kadının yeriyle alakalı, öyle ki Cemile'nin kocasını aldatması üzerine karakterlerden birinin ağzından şöyle bir cümle duyuyoruz: "Altın saçlı bir kadın bile en aşağı erkekten daha aşağıdır." Bunu söyleyen kişi ise Cemile'ye sarkıntılık yapıp umduğunu bulamayan Osman karakteri, evet kitaplarda da gerçek hayatta da hep aynı ikiyüzlülük... Bir de şöyle bir durum var yine yukarıdaki konuya dair, cepheden mektup gönderen erkekler en başta karılarının adlarını anamazlarmış, kocası karısının adını anarak mektup yazarsa tuhaf olurmuş, kendine saygısı olan erkekler bunu yapmazmış. Bunları söylememin nedeni bu denli olmasa da yine de bu konuyla ilgili saçmalıkların hala bizzat bizim toplumumuzda da devam ediyor olması, maalesef hala bu kafa yapısında insanlar var.

Sonuç olarak Cemile benim için hayal kırıklığı oldu, duygu yüklü bir sevda hikayesi beklerken kitabın bize aktardıklarını sevemedim. Yazarın Toprak Ana isimli kitabını severek okumuştum ancak Cemile bende o beğeniyi uyandıramadı...
Eveet yeni bir kitap+yeni bir inceleme... Heyecanlıyım bu inceleme için. Çünkü Makinist Dostum Pınar Yiğitcan ve onun diğer makinist arkadaşları sayesinde okumuş olduğum bu kitabı, yine onlara ithaf ederek başlamaktan gurur duyuyorum. İzninizle başlayalım incelemeye.

Annemin cüzdanının derinliklerine inip bu kitabı almak zorunda kaldım. (Çünkü istisnasız her hafta en az iki üç kitap alma ihtiyacı duyuyorum. Bendeki de sizler gibi hastalık efenim ve annem artık kitaba para vermemem için yalvarıyor:p) neyse işte, hazır kitapçıya gitmişken annemle hemen Aytmatov etkinliği aklıma geldi ve Cemileyi elime aldığım gibi kasaya koştum. Annemin o yakıcı bakışlarının altında kasadan geçirdim kitaplarımı vee koşarak eve gelip okumaya başladım. Sayfa sayısından anlayacağınız üzere (80 sayfa) ince bir kitap ve hemen bitiverdi. Bitince ne hissedeceğimi bilemeden kalktım koltuğumdan inanın. Kitaptan bahsedecek olursam;

Küçük çocuğun ilahi bakış açısıyla yazıldığı bir kitap Cemile. Çocuğun köy, aile yaşantısı, savaş vb. konuları ele alarak işlenmiş. İlk başlarda güzel ilerleyen kitabımız sonradan sekteye uğradı. Şayet; kitabın başlarında yer alan karakterler yerlerini sonradan sadece üç kişinin olduğu bir olay örgüsüne bıraktı. Yani başka bir deyişle, köy hayatı oldu size aşk üçgeni:) Gerek betimleme, gerekse yalınlık konusunda benden geçer not alır Aytmatov. İyi bir yazar ama daha iyi olabilir. Yazarın okuduğum ikinci kitabı ve kendi görüşüm; Muhteşem bir yazar olmadığı, muhteşem kitaplarının olmadığı yönünde. Keşke biraz daha olayı uzatsaydı. Tamam öykü yazmak istemiş, ben de roman yazsın demiyorum ama keşke biraz daha uzatsaymış iyi edermiş. Karakterleri biraz daha tasvirleseymiş... Bir de şunu söylemek isterim; Bir kadının köy ortasında mıncıklanması ahlaksızlık olmuyor, ama kocanın karısına mektup göndermesi, mektuplarda adından sıkça yer edindirmesi namussuzluk oluyor. Bunu da saçma buldum açıkcası. Bir de, bir çocuğun abisinin eşine âşık olması da... Yorumu size bırakıyorum:D

Kitap okunabilir mi? Evet. Ama çok bir beklentiye girilmemeli. Pekiii, üç puan nereden gitti Sherlock abi? Kitapta uzunca anlatılması gereken yerleri kesmesi, bir çocuğun yengesine aşık olduğunu iddia etmesine rağmen, yengesinin aşık olduğu adamla resmini çizmesi ve buna gerçek aşk demesi biraz garip geldi bana:\ yine de yorumu size bırakıyorum okurlar. Yok yok, bu aşk kitapları benlik değil, ben en iyisi polisiyeye devam edeyim:)


Keyifli okumalar:)
| Merhaba ve güzel geceler. Spoiler içerebilir belki de içermeyebilir.

|| Sene başında tüm yıl boyunca gerçekleştirmek istediklerimizin listesini yaparız çoğumuz. Şu kadar kitap okumak, şu kadar film izlemek, şu yazarla tanışmak bunların içindeki maddelerden biridir. Hiç aklımda yokken tesadüfen iki haftamı değerli yazar Aytmatov'a ayırdım. Ve hissettiklerim öyle güzel ki. Sizi bilmem;ama yeni listemde Aytmatov'u daha çok okumak,tanımak olacak.

||| Oldukça kısa ve sade betimlemeleriyle bizi hikayeye dahil ediyor Aytmatov. Kullandığı semboller diğer kitaplarına göre daha az olsa bile kendini hissettiriyor. Oldukça kısa ve sade dediğime aldanmayın,okuyucunun hayal dünyasına giren hatta onu ele geçiren betimlemeler. İkinci dünya savaşının getirdiği mecburiyetlerle eşini cepheye yollayan bir kadının, herkesten gizleyerek yaşadığı tarifsiz aşkı ve bununla beraber mecbur edildiği hayattan kurtulma mücadelesine dahil oluyoruz. Sadece aşk kitabı olduğunu düşünmemekle beraber, erzak taşımak için verilen çabanın ve savaşın köy halkında yarattığı hasarları da hissediyorsunuz. Belki de kitapta en çok hissettiğim empati kurmanın gerekliliği ve anlamlılığı.

||| Cemile, kendini bulma öyküsü...
Aytmatov en sevdiğim yazarlardan biri. Aslında bakıldığında sıradan bir konu ama tasviri öyle şahane ki ayni metni 10-15 sayfa yazsa okuyabilirim. Karakterler öyle güzel işlenmiş ki kitabı okurken hepsi siluetleriyle önümde belirdi sanki bende kitabın icinde onlarla yaşıyormuşum gibi hissettim. İlginç bir şekilde DANYAR ı sevdim hissettiği duyguları bende hissetim ona üzüldüm içim acıdı içinde bitmeyen hasretler özlemler biriktirmiş onun verdiği mazlumlukla hep bi mahzun.. sonuç olarak az ve öz bir kitaptı. Keyifle okuyun.
Aytmatov'dan yine içimizi ısıtan, kalbimize dokunan bir roman.

Ahh Cemile ahh...
Sendeki bu güzellik, endam ve de bu çalımlar nedir böyle? Genç erkeklerin hayallerini süsleyen, dillerde türkü olan biridir Cemile. Evli, evini çekip çeviren, kaynanasının gözbebeği olan Cemile hatun, kocasının da askerde olduğundan dolayı bir zaman sonra kalbine söz geçiremez olur ve bu söz geçiremeyiş bambaşka olaylar doğurur. Bu olaylar sonucu herkesin nefretini kazanır.

İsterdim ki daha uzun bir roman olsun ama Aytmatov bu kısa romanda bile ruhumu doyurdu.
Ne mi yapmalı? Bu eseri okumalı tabiki de.
Cemile'yi severdim.
O da beni severdi.
Yakın arkadaştık, ama birbirimizi ilk adlarımızla çağıramıyorduk.
Ayrı ailelerden gelseydik, hiç çekinmez, Cemile derdim ona.
Cengiz Aytmatov
Sayfa 3 - epub
Onun bu gülümseyişinde ben hem bir sevinç,hem de meydan okuma bulurdum.
Cengiz Aytmatov
Sayfa 19 - Ötüken neşriyat, 28. baskı
Komşular gelip yakınırlardı:
Ne biçim gelininiz var? unun burasında geleli kaç gün oldu? Her yere burnunu sokuyor! Ne saygı biliyor, ne utanma!
Anam, ıyi ki öyle! diye cevap verirdi. Benim gelinim her şeyi adamın yüzüne söyler. Arkasından konumaz. Bir de kendi kızlarınıza bakın; görünüşte hepsi erdemli. Ama çürük yumurtaya benzer erdem: dışı güzeldir, pırıl pırıldır... bir de içini kokla bakalım.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cemile
Baskı tarihi:
1958
Sayfa sayısı:
80
ISBN:
9786051553900
Kitabın türü:
Çeviri:
Refik Özdek
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Aytmatov'a ilk büyük şöhretini kazandıran Cemile, bir çoklarınca en güzel aşk hikâyesi olarak değerlendirilmiştir. Gerçekten de Cemile, aşk ve tabiatın çocuk dikkat ve masumiyetiyle sunulduğu şahâne bir duygu tablosudur. Ayrıca töre ve çevre şartlarının insan unsurlarıyla ilişkileri açısından da olağanüstü bir hikâyedir.

"İşte şimdi burada, Villon'un, Hugo'nun, Baudelaire'nin Paris'inde, kralların ve devrimlerin Paris'inde, ressamların yüzyıllık Paris'i olmakla övünen her taşı ya bir tarihi, ya bir efsaneyi hatırlatan şu Paris'te Werther, Bérénice, Antoine ve Kleopatra, Manon Lescaut, Education Sentimentale, Dominique, hepsi birdenbire gözümden düşüverdi. Çünkü ben Cemile'yi okudum. Roméo Juliette, Paolo ve Francesca, Hernani ve Dona Sol, artık bunların hiçbiri gözümde değil, çünkü ben ikinci dünya savaşının üçüncü yılı yazında, 1943 yılının o Ağustos gecesinde Kurkureu vadisinde bir yerde Zahire arabaları ile giden Danyar ve Cemile'ye, bunların hikâyesini anlatan küçük Seyit'e rastladım."
-Louis Aragon-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 2.025 okur

  • Mehmet Fatih ışıldak
  • Elif Şen
  • Hazan
  • Fatma Daye Nevşehir
  • Emre Deniz
  • Kadir Özaydın
  • gülsüm
  • Çarpık Bacak
  • Mehri Ağasoy
  • Süleyman AKMAN

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.9
14-17 Yaş
%9.1
18-24 Yaş
%22.3
25-34 Yaş
%32.6
35-44 Yaş
%19.7
45-54 Yaş
%6.9
55-64 Yaş
%2
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.8
Erkek
%33.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.6 (158)
9
%23.1 (148)
8
%23.7 (152)
7
%14.8 (95)
6
%6.2 (40)
5
%3.3 (21)
4
%1.7 (11)
3
%0.8 (5)
2
%0.6 (4)
1
%1.1 (7)

Kitabın sıralamaları