Yine müthiş bir karakterizasyon, yine inanılmaz akıcı, bir çırpıda okunabilen bir hikaye. (16 gün gözüküyor ama 1 günde bitirdim hayat şartları :))Kaç yerinde duygulandım, kaç yerinde gözlerimden yaşlar süzüldü sayamadım. İnsanı, insanını çok iyi tanıyan, bunu da mükemmel bir şekilde kaleminden döken bir yazar, bir kez daha hayran kaldım. Çok beğendim 9.5/10
Aytmatov sen bir harikasın. Bu kısacık hikayede anlattığı onca şey... Yine harika betimlemeler, yine harika bir hikaye. Yolunuz açık olsun Danyar ve Cemile.
Aytmatov'dan 2. Kitabım kısacık ama güzel bir hikayeydi.
Bence bu kadar az sayfa sayısı ile güzel bir hikaye anlatmak zordur. Demek istediğim her bir karakteri anlamamızı sağlaması üstüne de hikayeyi anlatması ve bize hissettirmesi en azından çok sayfalı kitaplarda daha kolay oluyor, karakterlere bağlanıyorsun bunca sayfa sonunda.
Bu hikayede o benimseme kısa sürede olup güzel bir hikaye anlatıp kapanıyor geriye tatlı bir masal gibi kalıyor zihninde.
Ah Aytmatov yine bana “Ah!” dedirtmeyi başardın.
Bu baskıda Aragon’un dünyanın en güzel aşk hikayesi dediği Cemile ve başka bir öykü olan Duyşen Öğretmen birlikte yer almış.
Cemile’yi bir aldatma hikayesi olarak değerlendirenler de var ama ben Cemile’ye hak verdim. Evet evli, evet eşi askerde ama kadın bu. Kadın sevilmek ister ne olursa olsun sevildiğini bilmek, duymak, hissetmek ister. O da istedi. Kocanın ismi var cismi yok. Aynı zarfın içine karına da bir mektup yazamaz mıydın be adam, daha dört aylık evlisin dört! Hiç mi özlemedin, bir yolunu bulup da yolunu gözleyene iki satır yazamadın. Arkadaşın “Karına mektup yaz da götüreyim.” demese belki onu bile yazmayacaktın. Cemile de ne yapsın yalnız bir güzel kalbi sevdi ve onunla gitti. İyi de etti. Aytmatov kocasını savaşta öldürseydi bu aşk da herkesin gözünde temize çıkardı ama bu durum onun ilk eseri olmasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Bence Aytmatov bu acemiliğini Toprak Ana eserindeki Aliman gelinde telafi etmeye çalışmış gibi geldi.
Ben kitaptaki diğer eser olan Duyşen Öğretmenin hikayesini daha çok sevdim. Öğrencileri için elinden geleni fazlasıyla yapan bir Duyşen Öğretmen ve ona layık olmaya çalışan güzel kız Altınay. Ne yazık ki Altınay’ın başına gelenler içimi çok acıttı. Duyşen keşke daha önce kurtarabilseydi keşke ...
İkisi arasındaki sevgi öyle yarım öyle temiz öyle iç acıtıcı bir yerde kaldı ki vedalaşmaları içime dokundu. O kavaklar hep rüzgarla dans etsin istedim. Kısacık ama sıcacık bir hikayeydi. Çok sevdim. Okunmayı hak ediyor.
Cengiz Aytmatov'un ünlü eserlerinden olan Cemile, En güzel aşk hikayesi olarak değerlendirilebilir. Aşk ve tabiatın çocuk dikkat ve masumiyeti ile sunulduğu şahane bir eserdir. Okuyabileceğiniz en güzel aşk hikayesidir.
Kitabın yıpranan sayfalarını kırılan kalbimi tamir edermiş gibi onardım.
Hüzünlü bir ruh hali ile okşadım kitabın sayfalarını.
Belki de kırılan kalbimi okşadım hüzünlü ellerimle.
Gözlerim yanıyor şimdi,
Dökülemeyen göz yaşlarımın denizinde...
tt
Nedense kitabı çok severek okudum diyemiyorum. Kitabın anlatış biçimi ve konusundan kaynaklı diye düşünüyorum. Bi sevdiğime kitap önersem malesef ilk 10 da yer almaz
Aragon; bu öyküye yazdığı önsözde Cemile hikayesi için “dünyanın en güzel aşk hikayesi” ifadesini kullanır. Zaten Cemile’nin anlamı da güzel kadın olmak değil miydi!
Nasıl güzel tasvirlemişti Aytmatov! Nasıl da okuyucuyu bozkırın ortasına bırakıvermişti. Bir de karakterler var ki sanki içimizden biri ama hepsi de nev-i şahsına münhasır. Cemile’nin askerdeki kocasını bekleyişi, kocasının ona mektubunun en sonunda küçük bir satırdaki selamı, kendi halinde bir kayınpeder ve kayınvalideLER.. Bir de askerden dönmüş, görünmez olmuş, kendi halinde, Cemile’nin yanık sesine vurulduğu Danyar, ve içten içe Cemile’yi kıskanan kocasının üvey kardeşi Seyit. Biz hikayeyi Seyit’ten dinliyoruz. Ondan mıdır bilmem Cemile Danyar ile kaçarken, bir yanımız abime bu yapılır mı diyor bir yanımız kaç Cemile, o resimde ne güzeldiniz diyor.
Pastoral bir aşk öyküsü okuyoruz Aytmatov’dan; “Git Cemile git! Hiç pişman olma, sen mutluluğunu en sarp yollarda yürüyerek buldun!’...”
İnsan her şeyi anlatamaz, zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez..
Şükrü Erbaş’ta ; Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki? der. Sözün özü: Kelimelerin dahi önemsiz olduğu bir çağ bu...
Farklı bir coğrafyada ikinci dünya savaşı esnasında farklı bir halkın çektiği çilelerin çocukların bakışından anlatan bir eser. Hikayenin sonu beni hayal kırıklığına uğrattı
Cengiz Aytmatov, (Kırgızca: Чыңгыз Айтматов (Çıňğız Aytmatov), Rusça: Чингиз Торекулович Айтматов) (d. 12 Aralık 1928, Kırgızistan - ö. 10 Haziran 2008, Almanya).
Ünlü Kırgız Türkü edebiyatçı, gazeteci, çevirmen ve siyasetçi. 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'daki Talas eyaletinin Şeker köyünde doğdu. Babası Torekul Aytmatov, Sovyet Kırgızistanı'nda seçkin devlet adamı idi, ancak 1937'de tutuklandı ve 1938'de kurşuna dizildi. Tatar kızı olan annesi Nagima Hamziyevna Abdulvaliyeva tiyatro aktrisiydi. Adı, Cengiz Han'dan esinlenerek konulmuştur.
Gençliği sıkıntılı bir döneme denk gelmişti. O dönemde zaten yeni yerleşmeye başlayan siyasî sistemle, bir de savaşla mücadele etmek zorundaydı. Çok genç yaşta çalışmaya başladı; çünkü II. Dünya Savaşının SSCB üzerindeki etkileri gençleri de etkiliyordu, yetişkinler savaşta olduklarından, gençlere büyük iş düşüyordu. On dört yaşında köyündeki sekreterliğe girdi. Burada tarım makinelerinin sayımı, vergi tahsildarlığı gibi işlerde çalıştı. Köyünden, Kazakistan'a giderek Cambul Veterinerlik Teknik Okulu'nda okudu. Daha sonra şimdiki Kırgızistan'ın başkenti olan Bişkek'e giderek burada Frunze Tarım Enstitüsü'nde öğrenimine devam etti. Ardından Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü'ne geçti ve 1956 ile 1958 yılları arasında Moskova'da okudu. Yazmaya bu yıllarda Pravda gazetesinde başladı. Yazdığı eserleriyle üne kavuştu ve 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliği'ne üye kabul edildi. 1963'te Lenin Ödülü'nü aldı. Eserleri yüz elliyi aşkın dile tercüme edildi. 1990-1994 yıllarında Sovyetler Birliği'ni ve Rusya Federasyonu'nu, sonra ise 2008 yılına kadar Kırgızistan Cumhuriyeti'ni büyükelçi olarak temsil etti.
Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel romanının film çekimleri için gittiği Rusya'nın Tataristan Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan'da 16 Mayıs 2008'de rahatsızlandı ve böbrek yetmezliği teşhisiyle tedavi için Almanya'ya getirildi. Almanya'nın Nürnberg kentindeki Klinikum Nord'da tedavi gören Cengiz Aytmatov, komaya girdi.10 Haziran 2008 tarihinde Nürnberg'de hayatını yitirdi.