Adı:
Beyaz Gemi
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370430
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Белый пароход
Çeviri:
Refik Özdek
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Masalla gerçeği birleştiren bir eserdir. Geçmişi temsil eden dede ile geleceği temsil eden çocuk arasında dramatik bir ilişki kurarak insan duygu ve düşüncelerine kendine has yorumlar getirilir. Adı eserde hiç geçmeyen çocuğun saf ve temiz dünyasından, hayatın acı ve çıplak gerçeğine uzanan bir roman kurgusu meydana çıkarılır. Aytmatov’un, edebiyat âleminde geniş akisler uyandıran, uzun yıllar tartışılan, verilmek istenen mesajla yaratılan tiplerin büyük bir uyum sağladığı eserlerinden biridir.
168 syf.
Eser, bir semboller şaheseridir. Bu nedenle evet, bir görünen tarafı ve anlatımı vardır ama bir de semboller üzerine kurulmuş bir iç anlatımı vardır. Bu yazım şekli Aytmatov’un dehasını ve ustalığını gösterir.

Nitekim diktatörlüklerde, baskıcı sistemlerde insanlar fikirlerini açıkça dile getiremedikleri için hep semboller kullanırlar. Bu bazen bir türkü olur bazen bir destan bazense bir tek kelime.

Buna göre bir kere romanın adı bile bir mesaj taşır. Nedir? Ak Keme/Beyaz Gemi. Beyaz, özgürlüğün rengidir. Beyaz Gemi’nin yazıldığı devlet ise her şeyin kızıl olduğu, bir totaliter sistemdedir. Ayrıca gemi ve göl kavramları ‘gidebilmeyi, sonsuzluğu’ çağrıştırır.

Çocuğun adı yoktur. Çocuk, çocuktur. Bu anlamda hepimiz birer çocuk olabiliriz. Baskıcı rejimlerin ezip geçtiği, bir sayıdan ibaret gördüğü insanlardır çocuk. Nitekim Aytmatov yıllar sonra bir konferansında kendisini büyük bir ilgiyle dinleyen bir gencin söz alarak, ‘Beyaz Gemi’deki çocuk benim’ dediğini anlatır ve ekler, ‘Evet oydu ve hatta sadece o değildi…’

Romanın kötü kişisi Oruzkul’dur. Bu isim Kırgız Türklerinde kullanılmaz. Manası Rus’un kuludur. Yani Rus’a kul olan… Aytmatov, totaliter bir rejimde açıkça yazamayacağı bir şeyi böyle ifade etmiştir. Ruslara kul olan tipler Orozkul gibilerdir. Sarhoş, rüşvetçi, kötü kalpli, milli ve manevi değerleri olmayan, kaypak kişiler. Hatta şu mesajı da verir. Orozkul’un çocuğu olmaz, yani soyu kesiktir. Yani, komünist sistemin de evladı olmayacak, tükenecek.

Mümin Dede ise Kırgız halkını temsil eder. İsimler tesadüf değildir. Mümin, inanan, inançlı demektir. Mümin Dede de, inançlı ve iyi bir insandır. Lakin güçsüzdür, değer görmez ve pasif iyidir. Bu nedenle Orozkul’un tahakkümünden kurtulamaz. Ancak torunuyla arasında bir kültür aktarımı vardır.

Isık Göl’ü gördüm ben. Öyle küçük bir göl değil; bilakis bizim Marmara Denizinin yarısı kadar bir göl. Karşı kıyısının görülmediği yerleri çok. Kırgızlar için bir deniz adeta. İşte oradaki baba motifi de beklenen bir kahramanı işaret ediyor. Umudun ona bağlandığı ama aslında var olup olmadığını bilinmediği bir kahraman.

En nihayetinde, ‘Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlatmıştı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti. Şimdi biz bunlardan söz edeceğiz.’ diye başlıyordu kitap.

Dediğim gibi bizzat Isık Göl'e gidip, romanın geçtiği yerleri gördüm. Gözlerim göldeki Beyaz Gemi'yi ve o isimsiz çocuğu aradı. Efsanelerle sarılmış, mükemmel bir dönem eleştirisi.

Yaşasın çocuk...
168 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Cengiz Aytmatov ' un okuduğum "İÇİ SOBA KURUMU DIŞI İSE ÇİKİLETA İLE KAPLI bu ikinci kitabıyla bir kez daha ters köşeye yatmış bulunmaktayım .. Mayın tarlasında hiçbir mayını es geçmeksizin, belki bu sefer gümlemez diyerek tüm mayınlara basa basa bitirdim kitabı .. Esasen olacakları kitabın başında bana vermiş olmasına rağmen bile bile lades oldum desem sanırım yanılmış sayılmam .. Bu adamın kitaplarını okurken umutsuz bir umut etme hastalığına yakalanıyorum .. Toprak Ana ' da da aynısını yaşadım .. Size yokluk içindeki mutlulukları çay kaşığıyla verip sonrasında dozerlerle kepçelerle üstünüzden geçmek koşuluyla geri alıyor .. İşin tuhaf tarafı kitap sonunda herşeyi kaybetmiş olmanıza rağmen yine de bir buruk , bir pozitif hissiyat hasıl oluyor bünyeye .. Bu sanki hiç kazanamayacağınızı bildiğiniz ama kolunuzdan , bacağınızdan olma pahasına kazandığınız bir savaştan sonra hissedilen haklı gurur ya da buruk sevinç gibi .. Hal böyle olunca verdiği siyanür aromalı dersler de kolay kolay unutulmuyor .. Bundan 10 sene sonra dahi bu romanın kapağını bir yerde görsem ya da bir alıntıya rastlasam , kitabı bitirdiğim andaki kalakalmışlık hissi sanki o an okumuşum gibi hasıl olur tekrardan diye düşünüyorum .. Hem yazar hem bu kitapla ilgili anlatılacak esasen baya çok konu başlığı var .. Nerden başlasam diye düşünüyorum ama sanırım en iyisi kaleminden başlamak Aytmatov ' un ..

Bu adamdaki pastoral betimlemeleri sanırım bu yaşıma kadar bir de Gorki ' de gördüm .. Sıra sıra dağları , üzerleri karla kaplı çam ağaçlarını üşüyen insanlar olarak adlandırmak , onlara bu yolla can vermek kimin aklına gelir .. İşin garibi , bunu da hikayedeki yedi sekiz yaşındaki bir çocuğa , sekiz kişilik bir köyde annesi babası tarafından terk edilen ,hayatındaki tek dostu dedesi olan inanılmaz yalnız bir çocuğa yaptırıyor ..Bu öyle bir çocuk ki hayatındaki yegane arkadaşları kayalar , otlar , bir dürbün ve kendisine okula gideceği için yeni alınan bir çanta .. Şunu iddaa ediyorum ki , bu adam eğer yere düşen bir cips tanesi yüzünden aralarında kan davası baş gösteren biri kolombiyalı diğeri kayserili 2 karınca kolonisinin hikayesini de yazmış olsaydı , orda da beni etkilemeyi başarırdı .. Muazzam bir stili var .. Bu , biraz da (okuduğum diğer kitabından da yola çıkarak) SSCB ' nin o dönemki baskıcı politikalarına bağlı.. Misal Orozkul karakteri o dönem Rusya'sının kalbine kilitlenmiş bir güdümlü füze.. Zaten rus uşağı, rus kolu gibi bir anlamı var .. Dede ise mümin takma adıyla yine ezilen müslüman kesimi temsilen ringe çıkıyor .. Benim kitabı okurken "GAVUR NENE" olarak adlandırdığım karısı ise dönem Türkleri arasındaki birlik ve beraberlikten yoksunluğun beden bulmuş hali .. Tüm bunları da kitabın merkezine oturttuğu bir masal üzerinden , anlatılan bir başka masala çevirmiş Aytmatov ..Alkışlamamak elde değil .. Aslında sabahlara kadar yazarım bu kitapla ilgili düşüncelerimi ama yüzünüze gözünüze spoiler karası da sürmek istemiyorum .. Bir kısa ek daha yapayım ve sizi kendi halinize bırakayım .. Bu kitap yayınlandıktan sonra kitaptaki kahramanımızın sonu ile ilgili baya bir eleştiri almış Aytmatov.. Bana sorarsanız , kendi kanımca TAM DA OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ BİTİYOR KİTAP .. BURAYA DİKKAT !!! İlk kez Aytmatov okuyacaklar için Kemalettin Tuğcu aroması verecektir kitabın sonu .. Lakin kazın ayağı , Aytmatov ' un kişiliği , görüşleri ve yazdıkları göz önüne alındığında hiçte öyle değil !!! Bazen öyle zamanlar gelir , öyle koşullar hasıl olur ki zalimin zulmüne karşı ÖLÜM sizi MUZAFFER kılar .. Şimdi bu kadar yazdık ...Bunu da eklemeden geçemeyeceğim ..

SORU : Bu kitabı okumasam bi tarafım şişer mi ?
CEVAP : EVET ŞİŞER CANIM KARDEŞİM !!

OLMAZSA OLMAZIMIZ : Kim bilir belki Isık Göl'ünde yüzerken görürüz O'nu ..

https://www.youtube.com/watch?v=Wtm-eZZKdFE

YOK KORKUNÇLU MÜZİK DEĞİL ...
  • Beyaz Diş
    8.5/10 (6.360 Oy)6.169 beğeni26.369 okunma5.350 alıntı236.729 gösterim
  • Toprak Ana
    8.9/10 (5.674 Oy)5.444 beğeni20.385 okunma3.959 alıntı72.012 gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (9.574 Oy)8.836 beğeni35.472 okunma27.076 alıntı280.170 gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (7.102 Oy)7.287 beğeni25.127 okunma6.914 alıntı126.275 gösterim
  • Amok Koşucusu
    8.2/10 (10.358 Oy)9.050 beğeni37.446 okunma8.768 alıntı451.379 gösterim
  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
    8.3/10 (9.049 Oy)9.122 beğeni43.588 okunma5.204 alıntı123.517 gösterim
  • Od
    8.5/10 (4.694 Oy)4.883 beğeni20.381 okunma5.455 alıntı71.279 gösterim
  • Sefiller
    9.2/10 (9.197 Oy)10.925 beğeni37.859 okunma20.218 alıntı242.338 gösterim
  • Sol Ayağım
    8.5/10 (7.424 Oy)7.621 beğeni33.420 okunma4.859 alıntı127.249 gösterim
  • Kırmızı Pazartesi
    7.8/10 (7.810 Oy)6.444 beğeni27.552 okunma2.262 alıntı111.660 gösterim
168 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle bir itiraf ile başlayalım:

Bu kitap, kitaplığımda 9.sınıftan beri bekliyor. Edebiyat hocalarımız yazılının bir bölümünü Beyaz Gemi'den soracaklarını söyleyince bizde okuyalım dedik.

Yazılı gününe kadar herkes okumuş, çıkabilecek soruları bile ayarlamış. Şahsen o zamanlar okumamıştım, yazılıya 5 dakika kala internetten özetini açıp baktım. Yazılıda da sorulan soru: Kitabın sonu nasıl olmalıydı ? Yazılı bitiminde herkes hocanın etrafında toplanmış, yazılı ilgili soru sormaktan ziyade kitapla ilgili görüşlerini beyan ediyordu. Hemen araya girdim ''Hocam, ben sorduğunuz soruya Mümin Dede ile Orozkul'un evlenmesi yazdım, tam puan verir misiniz ? '' Allah'ım nereden söyledim! Önce hocam ters ters baktı, o ara yanındaki arkadaşlarım gülüyordu. Sanırım dediğimi anlamadılar sanıp sınıfa gittim.

Aradan uzun zaman geçti okumadım, biraz daha geçti okumadım, tatile giderken yolda okurum diye yanıma aldım, okumadım. En sonunda sitede Okuma Delisi / Emir'nin düzenlemiş olduğu Cengiz Aytmatov etkinliğini gördüm ve hiç bekletmeden katıldım. Sonuçta etkinliğe katılıp da gerekli kitapları okumazsam vicdan azabı çekerim Neyse, sonunda kitabı okuyabildim. Mutluyum ve utanıyorum; 9.sınıfta utanmam gereken zaman utanmadım, ama şuan utanıyorum. ''Hocam, ben sorduğunuz soruya Mümin Dede ile Orozkul'un evlenmesi yazdım, tam puan alır mıyım ?'' Bir insan kitabı okumadığını bu kadar mı belli eder ? Hayır, okumayı geçtim, karakterlere bile bakmadığım anlaşılıyor; Tamam tamam karakterleri de geçtim, cinsiyetlerine bile bakmamışım. Ne bileyim Orozkul ilk başta kız ismi gibi duruyordu bende son anda yazayım dedim, şansıma erkek çıktı...

''Beyin gerçekten önemli, kullanmayı unutursanız benim yaşadığım sorunları yaşayabilirsiniz ''
-Hakan Arık

Kitaba gelirsek:

Beğendim. Gerçekten beğendim. Yıllar önce okumadığım için bir yandan pişmanlık duyarken, bir yandan da şuan araştırıp kitabı daha iyi anladığım için mutluyum.

Mümin Dede'nin Orozkul'a sessiz kalması, her dediğini yapmak zorunda olması, karısının baskısı altında kalması, onca işin gücün arasında çoçuğu okula yetiştirmeye çalışıp, yetiştiremediği için bir de oradaki hocadan laf yemesi içimi burktu açıkcası... Yazar, okuyucuya duyguyu nereden ve nasıl bağlayacağını çok iyi biliyor.

Çocuğun ise hayal kurup, hayallerinin havada kalması benim için en vurucu nokta oldu. Kıyamam ya! Küçüklüğümü hatırlıyorum da; dedemle pazara gidip, bana sadece(!) 4-5 oyuncak alması beni mutlu etmiyordu. Her istediğinizi yapan, krallar krallı bir dedeniz var ise şımarık bir çocukluk geçirmeniz muhtemeldir. Şimdi, dönüp kitaptaki çocuğa bir bakıyorum; Kapının önündeki çayda yüzmek, Beyaz Gemi'ye ulaşmak, okula gidip gelebilmek ve dedesiyle mutlu bir hayat yaşayabilmekten başka bir isteği yok! Dediğim gibi çocukluğumda şımarık bir insan olduğumdan, bunları ''İstek'' kategorisine bile almıyordum; ama kitapta bunları okuyunca nedense kendi küçüklüğümden soğudum...

Bir kitap siz okuduğunuzda, küçüklüğünüzde olup bitmiş olaylar için bile vicdan muhasebesi yapmanıza sebebiyet verebiliyorsa, bence güzeldir. Ve okunmalıdır!

Saygı ve Selametle


Dipnot:Okuma Delisi / Emir, yüzyıllar sonra kitabı okumama vesile olduğun için teşekkür ederim, cansın :D
168 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Bir çocukla tanıştım ben bu kitapta. Yalnız, yapayalnız, anlaşılmayı bekleyen... Anne ve babası tarafından terkedilmiş, dedesi ve ninesiyle yaşayan bir çocuk. Ufacık şeylerle mutlu olan, dedesinin aldığı çantayla havalara uçan... Birçoğumuz için değerli görülmeyen şeyler değerli bu çocuk için. Kayalarla, çiçeklerle, çantasıyla konuşmayı çok sever. Haa bir de en büyük zevki dürbünüyle Beyaz Gemi'yi izlemek... En büyük hayali de bir gün balık olmak ve Beyaz Gemi'ye, "Selam Beyaz Gemi! Ben geldim." diyebilmektir.

Sadece dedesi tarafından sevgi görür çocuk. Dedesinin anlattığı Boynuzlu Maral Ana masalına bütün kalbiyle inanır ve bir gün Maral (Geyik) Ana'nın gelmesini bekler.

Ey çocuk! Hayran kaldım senin küçücük yüreğindeki vicdanına! Şiddet gören, "kısır karı" diye anılan teyzen şiddeti kabul etmişken, senin teyzene olan merhametine hayran kaldım. Ne çok öğrenecek şey var senden. Bıkmadan umut ettin, sıkılmadan istedin hayallerine kavuşmayı. İmkansız mıydı? Gelir miydi Maral Ana, balık olup gidebilir miydin Beyaz Gemi'ye?

Ah çocuk!
Yüreğimde öyle bir yerin var ki... Kıskandım vazgeçmeden isteyişini. Ama sana bir yer ayırdım kalbimde ve sen balık oldun orada. Bir de istediğin gibi, " Selam Beyaz Gemi! Ben geldim." dedin.

İyi niyetlerinden, sevgi dolu yüreğinden öperim ÇOCUK...
168 syf.
·7 günde·9/10
Kitaptaki konuyu özet olarak anlatmak gerekirse annesi ve babası tarafından terk edilen, dedesinin büyüttüğü küçük bir çocuğun hayatı anlatılmakta. Yedi yaşındaki bu çocuğun tüm hayalleri ve hayal kırıklıkları benim içimde çok büyük hisler uyandırdı.
Bu hayalperest çocuğumuz dışında iyi kalpli Mümin dedenin torununa anlattığı Boynuzlu Maral Ana Efsanesi ve çocuk sahibi olamayan kötü kalpli orozkul'un yaptıkları da anlatılmaktadır. Oldukça akıcı olan bu kitabı herkesin okumasını tavsiye ederim. Ben okurken çok büyük bir keyif aldım.
:)))
168 syf.
·15 günde·Beğendi·9/10
"Durup dururken nerden çıktı bu inceleme bir yıl olmuş kitabı okuyalı" dediğinizi duyar gibiyim. Evet bir yıl oldu da bendeki etkisi hala sürüyor. Her şey tamam da kayalara isim vermek nedir? Bir dağ başında kendi kendine bir dünya oluşturup kimseyi almamak içeri. Adsız bir kahraman üzerinden halkın baskı karşısındaki dünyası. Orozkul Rus baskısının görünen yüzüdür. Efsanelerle inceden ama doğrudan dokunuşlarla eleştiriyor Aytmatov o dönemin eğriliklerini. Kitabin nce olması sizi aldatmasin sekiz kişinin yaşadığı küçük bir mezrada çoğumuzun belki de asla göremeyeceğini farkli bir bakış açısıyla ve Aytmatov'a has tasvirler ve kurguyla anlatıyor. Bir çok insanın metropollerde göremeyeceğini 8 kişide görüyor bize de gosteriyor Aytmatov.
Yedi yaşında ki adsız çocuğun etrafındaki canlı cansız her şeyle kurduğu olağanüstü bir bag ve içinde yanan ona daha iyi bir ömür vereceğine inandığı babasını beklemesi. Dedesinden dinlediği masalları gerçek kabul edisiyle beklediği beyaz gemi. Uzak yerleri yakın etmek istiyorsanız okuyun.
168 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Ben bu kitabı niçin bu kadar geç okudum, böyle güzel bir kitaptan nasıl bu kadar geç haberim oldu diye düşünmekten inceleme yazmaya başlamakta zorlanıyorum. Son sayfayı az önce çevirdim ve hala etkisindeyim. Cengiz Aytmatov ile bu bir tanışmaydı ancak sohbetlerimizin devamı gelecek belli ki. Sınırlı sayıda yazarla tanışma isteği uyanır içimde ve ben bu adamı sahiden görmek isterdim.

Kitaba 10/10 veriyorum ve bu kitabı okuyup da beğenmeyecek insan olabileceğini de sanmıyorum. Bu kadar beklentiyi yükselttikten sonra kitap ile ilgili birkaç bir şey yazayım. Kitap bir çocuğun gözünden kaleme alınmış, çocuğun hayal dünyası öyle güzel anlatılmış ki ben okurken çocukluğuma döndüm. Hani böyle büyük büyük hayaller kurardık; çok başarılı olmak, herkese yardımcı olmak, kahraman olmak, kötülere derslerini vermek falan gibi. O günlerimi hatırladım işte. Canım çocuk, okurken çok kere başını okşadım senin. Tabii çocuğun iç dünyası dışında olanlar, çevresindeki yaşananlar özellikle dedesinin hali beni çok etkiledi. Fazla detay vermek istemiyorum ama dedenin durumuna hem üzüldüm hem hala öyle insanların olmasını istedim. Kelli felli/kerli ferli olmak ne kazandırıyor ki insana, insan önce insan olmalı çünkü.

Kitaptaki karakter sayısı oldukça az ama her karakter hakkını fazlasıyla vermiş. Sembolik bir kitap olduğunu düşünüyorum iyiliği ifade eden, kötülüğü ifade eden, masumluğu ifade eden, çaresizliği ifade eden ve elbette kutsallığı ifade eden karakter/semboller çok iyiydi. Doğayla iç içe olan bir kitap olduğundan okurken içim açıldı. Ormanın ortasında 3-5 haneli bir yer bile olsa insan orada olmak istiyor. Bir de okurken kitap bir film gibi gözümde canlandı çünkü betimlemeler bambaşkaydı. Boynuzlu maral anayı bile gördüm sanki, öyle güzel bir anlatım. İçerisindeki efsanevi olaylar, kısa masallar çok çok iyiydi. Nasıl bugüne kadar okumadım bilmiyorum.

Kitabın sonunu okurken elimde kahve vardı ve öyle bir son ki ben o kahveyi içemedim arkadaşlar. Burada çok spoiler vermek vardı ama şimdi bu kadar okuyun dedikten sonra bunu yapmak hiç yakışık almaz.

Bence hiç gecikmeden bu kitabı okuyun. Bense şimdi bu kitabı en güzel rafıma yerleştirmeye gidiyorum, zihnimin en güzel yerine kazıdığım gibi..
174 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Eskilere götürdü , kimi zaman köy hayatı , kimi zaman acı çeken insanların hayatı kimi zaman da " Zeze" karakteri gibi sevimli bir çocuğun güzel hayal dünyası. Yalnız bence kitabın başlığı beyaz gemi olmamalıydı. Bence bulunabilecek en son başlık bir Beyaz Gemi olurdu. Yabancı kelimeler de vardı yazar onları açıklamayı başarmış. Olay örgüsü karmaşık değildi ama neden bu kadar ağır duygu yüklü olduğunu anlayamadım. Anlamaktan ziyade üzülmekle geçti kitap bademciğim şişti yeminle. Yeni başlayanlar için önerilen kitap olarak sunamayacağım ne yazık ki. Bazı yerlerde sıkılmalar olabilir. Çok başarılı bulmadım kitabı. Denemek isteyen olursa buyursun. Keyifli okumalar ve Hayırlı ramazanlar dilerim
168 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Isık-Göl’ün çevresinde yaşayan annesinin ve babasının terk ettiği bir çocuğun hayatı ; ona bakan yaşlı, ezilmiş,pısmış bir dede olan Mümin, dedenin ölen karısından sonra evlendiği dırdırcı bir nine, teyzesi Bekey ve onun acımasız kocası Orozkul , beyaz gemi,çeşitli isimlerle adlandırılan kayalar, tembel bir köpek , beklenen ancak hiç gelmeyen bir bebek, bol şiddet, bol gözyaşı ve Marallar…

Bir destanın üzerine oturtulmuş bu hikayede destanların, halk hikayelerinin, masalların niçin yazılmış olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor Aytmatov. Destanda soyları kılıçtan geçirilen Kırgızların son üyesi olan iki çocuğun, bir dişi Maral tarafından korunmasından ve Maral soyundan gelen insanların yeni bir soyu ,”buğu” soyunu temsil etmesinden bahsediliyor. Tabii ki destanın sonu insanoğlunun Maralları avlaması , onların boynuzlarını bir gösteriş malzemesi , etlerini de sofralarına ziyafet ürünü olarak koymasıyla son buluyor.

O koca destanlar niçin yazıldılar? Tarih öncesinden beri insanlar hep doğayı yok etmeye programlı bir canavar gibi doğayı , içinde barınan canlıları katletti ve doğayı kendilerinden korumak için destanlar yarattılar.
Kendi türü içinde çakışan iki taraf iyiler ve kötüler… Doğa için karışık mizaçlı insanlar yoktur. İyiler ve kötüler vardır. İnsanoğlu kendi türünden , doğayı korumak için bu destanları yaratma gereği duyuyor , ne kadar acı…
Dede Korkut Hikayelerini hatırlarsınız, bir Tepe Göz öyküsü vardır içinde. Orada bir perinin rızası olmadan onunla suda birlikte olan bir çoban suyu kirletir ve bu ilişkiden bir Tepe Göz doğar. Doğanın intikamıdır Tepe Göz. Destanda verilen mesaj suyu, "DOĞAYI KİRLETME"dir. Bazı insanlar hayvanların başına geleni öylesine kaldıramadı ki onlara Tanrı unvanını bile verdi kendi türünden korumak için.

Büyük balık , küçük balığı yedi , yuttu ama insan öyle mi ? O kendi türünü bile yedi , yuttu. Öyle bir türdür ki bu insanoğlu asla doymaz. Her zaman daha fazlasını ister. Dünyadaki her şeyin kendisi için yaratıldığını düşünecek kadar da bencildir. Kitapta çok güzel bir söz geçiyor : “Eğer yıldızlar insan olsa, gökyüzü onlara dar gelir, sığmazlardı. Eğer balıklar insan olsa, nehirler ve denizler onlara yetmezdi.”

Kitabın bize gösterdiği birçok şeyin yanında bana göre dikkate değer mesajlardan birisi: “Ağaç yaşken eğilir” mesajıdır. Bir çocuğa küçük yaştan itibaren doğa sevgisini, canlılara saygı duyulmasını öğretmek , sevgi dolu bir insan yaratmaktır. Çocuklar büyüklerden çok daha fazla bağlıdırlar değerlerine , sevdiklerine. İnsanı , insan yapan eğitimdir ve bu eğitim çocuk yaşta verilmelidir.

Kitap o kadar çok mesajı içerisinde barındırıyor ki , hangi birinden bahsedeyim bilemedim. Edebiyatı insanın vicdanına seslenme aracı olarak kullanan Cengiz Aytmatov’a teşekkür ederim. Bu tarz kitaplar daha çok okutulmalı. Özellikle ebeveynlerin ve çocukların eğitiminde kullanılacak bolca ögeyi içerisinde barındırıyor. Caniliği ve bencilliği bu tarz kitapları okuyarak, bu destanları bilerek yenebiliriz , edebiyatın bu gücüne inanıyorum. Ancak ne yazık ki ülkemizde kitap okuma oranı oldukça düşük , insanların ; evlerine , çocuklarına , yaşamaya, okumaya ayıracak zamanları yok. Onlar yalnızca denizdeki büyük balık olmaya çalışmakla ya da nasıl büyüklüğünü koruyacaklarına kafa yormakla zaman geçiriyorlar. Kimi küçük balık da yem olmamaya çalışırken her türlü caniliğin maşası olabiliyor. Bu koca okyanusta hepimize başarılar diliyor, büyük balığın kölesi olmayan balıklar olarak yaşamanızı ve okumanın gücüne inanmanızı temenni ediyorum.
168 syf.
·Puan vermedi
Tatildeyim on gündür. Tatil dediysek aklınıza deniz, kum, güneş üçlüsü gelmesin. Tatil demek huzur demek, dinlenmek demek ya ben de en huzurlu olduğum, zihnen ve bedenen kendimi dinlendirebileceğim yerdeydim. Doğup büyüdüğüm yerde, köyümde. Elbette kendinizi dinlendirebilmek için öncelikle kafanızın rahat olması gerekir. Malum benimde birkaç ay sonra ciddi bir sınavım var, notlarımı, çalışabileceğim kadar kaynağımı da götürdüm yanımda. Ayrıca yanıma birkaç tane de kitap aldım keyifle okuyabileceğim. Neyse başladık tatile. Neredeyse hiçbir sabah alarm kurmadım, güzelce de tembihledim herkese beni uyandırmayın. Bazen sabah uyandım bazen akşam. Tamamen biyolojik saatime göre. Vücudum dinlendiği zaman uyandırdı beni. Kalktıktan sonra canım ne zaman isterse o zaman yaptım kahvaltımı. Hiçbir zorlama yok. Bilmiyorum siz de nasıldır da ben uyandığımda genelde pek aç olmam, zoraki atıştırırım bir şeyler, öğlen yemeğine kadar acıkmak için. Ha birde ayıptır söylemesi kahvaltımı kendi bahçemden kopardığım domates ve salatalıklarla yaptım. Nasılda özlemişim bu güzellikleri. Hele kesildiklerinde etrafa yaydıkları o muhteşem koku yok mu hiçbir şeye değişmem, vallahi değişmem. Kahvaltıdan sonra birkaç saat ders çalıştım sonra en az bir saat kitap okudum, sonra da arkadaşlarımla vakit geçirdim. Çocukluk arkadaşlarım, onları da ayrı bir özlemişim. Su gibi aktı geçti zaman bitirdik tatili. Ayrıldık bu sabah o güzel insanlardan, o güzel yerlerden. İçte bir burukluk, kolay mı ayrılmak, ait olduğun yerden kopmak. Bir anadan yavrusunu ayırmak gibi. Herkesin bir mücadelesi, bunalımı vardır ya benimki de bu işte. Hep ait olduğum yerden ayrı yaşamak. Anlatılacak çok şey var da anlatacaklarımı ne siz dinleyebilirsiniz ne de ben anlatabilirim.

Bu güzel tatilden bana ruhen ve bedenen bir dinginlik, güzel anılar, biraz acı ve okuduğum kitaplar kaldı. Konumuz kitaplar ya onlardan bahsedeyim size biraz. Giderken yolda Ahmet Ümit’in Beyoğlunun En Güzel Abisi’ni okudum. Ben polisiye okumam ama Ahmet Ümit bambaşka bir adam. Yazdıkları sadece polisiye değil. Adam size duyarlılık aşılıyor, tarih anlatıyor. Ayrıca uslubu da çok hoş, kendine özgü babacan. Geçen gittiğimde İstanbul Hatırası’nı okumuştum, o da çok güzeldi. İstanbul’un tarihini anlatıyor, polisiye sevmeseniz de okuyun. Ben kefilim. Hiç okumazsanız en azından İstanbul Hatırası’nı okuyun. Sonra Bernhard’ın Ucuzayiyenler’ini okudum. Bu adamı ayrı bir seviyorum. Sağolsun Metin abiden bana miras. Metin T./Duvar/ abiyi ayrı bir seviyorum da bu Bernhard’ı da çok seviyorum. Uslubunu kendime örnek aldığım yazar. Anlattıklarından ziyade anlatım tarzı çok iyi. Bir gün roman yazabilirsem kesinlikle Berhard’ın izinden gitmek isterim. Ne kadar yazabilirim orası ayrı mesele ama kesinlikle kendisinden çok şey öğrendim. Sonra Aslı Erdoğan’ın Kabuk Adam’ımını okudum. Konu çok özgün, konudan ziyade yer, mekan çok özgün. Yazar birçok hissi kendi yaşamış gibi anlatmış, çok gerçekçi. Yazarın diğer kitaplarını okumamakla beraber biraz abartıldığını düşünüyorum. Her şey çok güzel ama bana biraz uslup açısından zayıf geldi. Hani bir metin okusanız bu Aslı Erdoğan’ın diyemezsiniz. Ama bu Ahmet Ümit ve Berhand da kesinlikle var olan bir durum. Birazdan yorumlayacağım Cengiz Aytmatov ile Aslı Erdoğan da üsluptan ziyade daha çok ne anlattıkları önem kazanıyor. Bu yazarların hayranları üzülmesinler, gücenmesinler. Bu mesele benim birincil yazarım Dostoyevski de de mevcut. Bu yazarlar nasıl anlattığından ziyade ne anlattıklarıyla kendilerini okuturlar.

Gelelim Cengiz Aytmatov’a. Neden bir sürü kitap içinden bunu yorumladım? İlk defa bir Cengiz Aytmatov eseri okuyorum ve yorumluyorum. Cengiz Aytmatov hayranları değerlendirmemi okurken bunu göz önünde bulundururlarsa sevinirim. Yazar bir kırgız Türkü ve Sovyet hayranı. SSCB de de birçok önemli makamda görev almış bir isim. Ancak SSCB’nin kültür yozlaşmasına maruz kalmamış. Eserinde Kırgız kültüründe yer alan birçok kelimeyi ve efsaneyi kullanmış. Ne kadar büyük bir şey değil mi? Hem SSCB’ye hizmet et hem de kültürünü unutma. Eseri bir alegori. İyilik, kötülük, umut, gelecek nesil, geçmiş nesil nasıl yorumlarsanız. İyi olarak yorumlayanlarda var kötü olarak yorumlayanlarda. Zaten alegori o herkesin farklı anlamlar yüklediği simgelerden oluşmaz mı? Yalnız uslubunu çok özgün bulmadım. Bu da az önce anlattığım meseleden kaynaklanıyor. Belki de bu eserinde özellikle sade yazmıştır diğer eserlerini okumadan bunu bilemem. Birde Maral Ana mitine hayran kaldım. Elbette ki insanı kurtaracak olan doğadır ve insan doğaya sırtını döndüğü an yok olur.

Çok şeyler anlattım yine. Sizleri seviyorum biliyorsunuz değil mi? Sizlerle okuduğum kitaplar ve değerlendirmelerim adı altında bir şeyler paylaşmayı seviyorum. Artık beni az çok biliyorsunuz, tanıyorsunuz. Acımı, tatlımı her şeyimi paylaşmaya çalışıyorum. Sağlıcakla kalın, seviliyorsunuz.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
168 syf.
Herkese kucak dolusu selam olsun...
Zor günler geciriyoruz umut fakirin ekmeğidir diyerekten en ufak bir umut kırıntısından medet umuyoruz hele bide konu sağlık olunca!

Bilindiği üzere Korona virüsünden dolayı bazılarımız evlere kapandı, bazılarımız ise ' bize bişey olmaz bunlar dış mihrapların oyunu görmediğimiz hiçbir şeye inanmayız' (hoş gördüklerine ne kadar inanıyorlar orası da apayrı bir muamma ya neyse!)
diyerekten aykırı gidilip sokaklarda gezip hem kendi canını hemde bir çok insanın hayatını tehlikeye atıyor.
Bazılarımız ise istemeye istemeye işine devam ediyor böyle bir zamanda işsiz kalmamak adina ...
Her konuda ayrıldığı gibi insanımız böylesi önemli bir konuda da fikir ayrılığına düşüyor maalesef ki!
Farklı düşünen birbirinden farklı olan insanları kutuplaştırıp birbirine düşman ettiler ve Sonuç; konu sağlıkta olsa birlik olamayan bir ülke ve millet kalıyor!

Ve son olarak eklemem gerekirse çalışmak zorunda kalan insanlara kolaylık diliyorum ve bu kötü günlerin geçmesini umuyorum...

Evet gelelim kitaba okuyalı biraz oluyor aslında hatta yazarın diğer iki kitabını da arka arkaya okudum ,size tavsiyem aralıklı okumanız. Çünkü bir çok duyguyu yoğun yaşatıyor yazarımız ve duygu karmaşasına sebep oluyor ayrıca söylemeden de geçemicem kalemi şahane, insani olaylara çeken bir becerisi ve kendini okutan bir yeteneği var. Beni derinden eklemekle kalmayıp beklemedigim bir sonla da şaşırttı diyebilirim.
Okuyanın tadı damağında kalıyor ve bütün kitaplarını okuyası geliyor, ilerde bir kitabını daha okuyacağım kesinlikle sizde okuyun derim.

Biraz kitabın konusuna da değinmek istiyorum. Olaylarla çok karşılaşmayacaksınız , genelde karakterler üzerine , onların birbiriyle olan iliskisi ve bir çocuğun nesnelerle arkadaşlığını okuyacaksınız.Anne babası tarafından terkedilen küçük bir çocuk ve dedesinin himayesinde yetişiyor. Etrafında olan akrabaları, ninesi ve oruzkulun kötülüklerinden kaçış olarak her gün gelen beyaz gemiyi seyrediyor ve babasının gemide olduğunu sanıp kendisini kurtarmak için gelmesini hayal ediyor.Dedesi de her ne kadar iyi biri olsada ,iyiliği pasiflikle kalmayıp tam tersine zarar veriyor hem kızına hemde torununa! Bir de tabi dedesinin anlattığı geyik ana masalı var hayata tutunma sebebi ve kurtarıcısı olarak görüyor küçüğümüz.Geyik Ana çocuk için bir iyiliğin simgesi ve insan ırkının kötülükten kurtuluşu gibi düşünüyor.
Yani anlayacağınız geyik ana küçük çocuğun umudu Beyaz gemi ise kaçışı...

Daha fazla spoi vermemek adına burada kesiyorum.
Geri kalanı da ise size kalsın!

Sağlıkla kalın , İyi okumalar olsun:-)
"Her şeyi bırakır, başımı alıp giderim!" diye düşündü. Ama hemen anladı hiçbir yere gidemeyeceğini. Hiçbir yerde hiç kimsenin ihtiyacı yoktu ona.
Bu insanlar niye böyledir ? Niçin bazıları çok iyi, bazıları çok kötü oluyor ? Niçin herkesin korktuğu, çekindiği insanlar var, bir de kimsenin korkutamadıkları !
Cengiz Aytmatov
Sayfa 136 - Elips

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyaz Gemi
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370430
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Белый пароход
Çeviri:
Refik Özdek
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Masalla gerçeği birleştiren bir eserdir. Geçmişi temsil eden dede ile geleceği temsil eden çocuk arasında dramatik bir ilişki kurarak insan duygu ve düşüncelerine kendine has yorumlar getirilir. Adı eserde hiç geçmeyen çocuğun saf ve temiz dünyasından, hayatın acı ve çıplak gerçeğine uzanan bir roman kurgusu meydana çıkarılır. Aytmatov’un, edebiyat âleminde geniş akisler uyandıran, uzun yıllar tartışılan, verilmek istenen mesajla yaratılan tiplerin büyük bir uyum sağladığı eserlerinden biridir.

Kitabı okuyanlar 23.991 okur

  • Süleyman Soydemir
  • Havva uzun
  • Nihal Özdemir
  • Eda Nur Altun
  • Hilal Demirbilek
  • Özgenur Özdemir
  • Yasemin Güneş
  • Emine Eylül  YILDIRIM
  • Furkan ÖZDOĞAN
  • Esragulanlar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%13.5
14-17 Yaş
%20.4
18-24 Yaş
%24.8
25-34 Yaş
%22
35-44 Yaş
%11.9
45-54 Yaş
%4.1
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.4
Erkek
%33.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.5 (1.511)
9
%21.2 (1.259)
8
%22.2 (1.316)
7
%11.6 (691)
6
%4.5 (267)
5
%2.3 (137)
4
%1 (61)
3
%0.7 (44)
2
%0.3 (15)
1
%0.4 (24)

Kitabın sıralamaları