Adı:
Beyaz Gemi
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370430
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Белый пароход
Çeviri:
Refik Özdek
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Beyaz Gemi
Beyaz Gemi
Beyaz Gemi
Beyaz Gemi
Masalla gerçeği birleştiren bir eserdir. Geçmişi temsil eden dede ile geleceği temsil eden çocuk arasında dramatik bir ilişki kurarak insan duygu ve düşüncelerine kendine has yorumlar getirilir. Adı eserde hiç geçmeyen çocuğun saf ve temiz dünyasından, hayatın acı ve çıplak gerçeğine uzanan bir roman kurgusu meydana çıkarılır. Aytmatov’un, edebiyat âleminde geniş akisler uyandıran, uzun yıllar tartışılan, verilmek istenen mesajla yaratılan tiplerin büyük bir uyum sağladığı eserlerinden biridir.
Beyaz Gemi’yi bir de bu yorumdan sonra düşününüz…

Eser, bir semboller şaheseridir. Bu nedenle evet, bir görünen tarafı ve anlatımı vardır ama bir de semboller üzerine kurulmuş bir iç anlatımı vardır. Bu yazım şekli Aytmatov’un dehasını ve ustalığını gösterir.

Nitekim diktatörlüklerde, baskıcı sistemlerde insanlar fikirlerini açıkça dile getiremedikleri için hep semboller kullanırlar. Bu bazen bir türkü olur bazen bir destan bazense bir tek kelime.

Buna göre bir kere romanın adı bile bir mesaj taşır. Nedir? Ak Keme/Beyaz Gemi. Beyaz, özgürlüğün rengidir. Beyaz Gemi’nin yazıldığı devlet ise her şeyin kızıl olduğu, bir totaliter sistemdedir. Ayrıca gemi ve göl kavramları ‘gidebilmeyi, sonsuzluğu’ çağrıştırır.

Çocuğun adı yoktur. Çocuk, çocuktur. Bu anlamda hepimiz birer çocuk olabiliriz. Baskıcı rejimlerin ezip geçtiği, bir sayıdan ibaret gördüğü insanlardır çocuk. Nitekim Aytmatov yıllar sonra bir konferansında kendisini büyük bir ilgiyle dinleyen bir gencin söz alarak, ‘Beyaz Gemi’deki çocuk benim’ dediğini anlatır ve ekler, ‘Evet oydu ve hatta sadece o değildi…’

Romanın kötü kişisi Oruzkul’dur. Bu isim Kırgız Türklerinde kullanılmaz. Manası Rus’un kuludur. Yani Rus’a kul olan… Aytmatov, totaliter bir rejimde açıkça yazamayacağı bir şeyi böyle ifade etmiştir. Ruslara kul olan tipler Orozkul gibilerdir. Sarhoş, rüşvetçi, kötü kalpli, milli ve manevi değerleri olmayan, kaypak kişiler. Hatta şu mesajı da verir. Orozkul’un çocuğu olmaz, yani soyu kesiktir. Yani, komünist sistemin de evladı olmayacak, tükenecek.

Mümin Dede ise Kırgız halkını temsil eder. İsimler tesadüf değildir. Mümin, inanan, inançlı demektir. Mümin Dede de, inançlı ve iyi bir insandır. Lakin güçsüzdür, değer görmez ve pasif iyidir. Bu nedenle Orozkul’un tahakkümünden kurtulamaz. Ancak torunuyla arasında bir kültür aktarımı vardır.

Isık Göl’ü gördüm ben. Öyle küçük bir göl değil; bilakis bizim Marmara Denizinin yarısı kadar bir göl. Karşı kıyısının görülmediği yerleri çok. Kırgızlar için bir deniz adeta. İşte oradaki baba motifi de beklenen bir kahramanı işaret ediyor. Umudun ona bağlandığı ama aslında var olup olmadığını bilinmediği bir kahraman.

En nihayetinde, ‘Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlatmıştı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti. Şimdi biz bunlardan söz edeceğiz.’ diye başlıyordu kitap.

Dediğim gibi bizzat Isık Göl'e gidip, romanın geçtiği yerleri gördüm. Gözlerim göldeki Beyaz Gemi'yi ve o isimsiz çocuğu aradı. Efsanelerle sarılmış, mükemmel bir dönem eleştirisi.

Yaşasın çocuk...
Cengiz Aytmatov ' un okuduğum "İÇİ SOBA KURUMU DIŞI İSE ÇİKİLETA İLE KAPLI bu ikinci kitabıyla bir kez daha ters köşeye yatmış bulunmaktayım .. Mayın tarlasında hiçbir mayını es geçmeksizin, belki bu sefer gümlemez diyerek tüm mayınlara basa basa bitirdim kitabı .. Esasen olacakları kitabın başında bana vermiş olmasına rağmen bile bile lades oldum desem sanırım yanılmış sayılmam .. Bu adamın kitaplarını okurken umutsuz bir umut etme hastalığına yakalanıyorum .. Toprak Ana ' da da aynısını yaşadım .. Size yokluk içindeki mutlulukları çay kaşığıyla verip sonrasında dozerlerle kepçelerle üstünüzden geçmek koşuluyla geri alıyor .. İşin tuhaf tarafı kitap sonunda herşeyi kaybetmiş olmanıza rağmen yine de bir buruk , bir pozitif hissiyat hasıl oluyor bünyeye .. Bu sanki hiç kazanamayacağınızı bildiğiniz ama kolunuzdan , bacağınızdan olma pahasına kazandığınız bir savaştan sonra hissedilen haklı gurur ya da buruk sevinç gibi .. Hal böyle olunca verdiği siyanür aromalı dersler de kolay kolay unutulmuyor .. Bundan 10 sene sonra dahi bu romanın kapağını bir yerde görsem ya da bir alıntıya rastlasam , kitabı bitirdiğim andaki kalakalmışlık hissi sanki o an okumuşum gibi hasıl olur tekrardan diye düşünüyorum .. Hem yazar hem bu kitapla ilgili anlatılacak esasen baya çok konu başlığı var .. Nerden başlasam diye düşünüyorum ama sanırım en iyisi kaleminden başlamak Aytmatov ' un ..

Bu adamdaki pastoral betimlemeleri sanırım bu yaşıma kadar bir de Gorki ' de gördüm .. Sıra sıra dağları , üzerleri karla kaplı çam ağaçlarını üşüyen insanlar olarak adlandırmak , onlara bu yolla can vermek kimin aklına gelir .. İşin garibi , bunu da hikayedeki yedi sekiz yaşındaki bir çocuğa , sekiz kişilik bir köyde annesi babası tarafından terk edilen ,hayatındaki tek dostu dedesi olan inanılmaz yalnız bir çocuğa yaptırıyor ..Bu öyle bir çocuk ki hayatındaki yegane arkadaşları kayalar , otlar , bir dürbün ve kendisine okula gideceği için yeni alınan bir çanta .. Şunu iddaa ediyorum ki , bu adam eğer yere düşen bir cips tanesi yüzünden aralarında kan davası baş gösteren biri kolombiyalı diğeri kayserili 2 karınca kolonisinin hikayesini de yazmış olsaydı , orda da beni etkilemeyi başarırdı .. Muazzam bir stili var .. Bu , biraz da (okuduğum diğer kitabından da yola çıkarak) SSCB ' nin o dönemki baskıcı politikalarına bağlı.. Misal Orozkul karakteri o dönem Rusya'sının kalbine kilitlenmiş bir güdümlü füze.. Zaten rus uşağı, rus kolu gibi bir anlamı var .. Dede ise mümin takma adıyla yine ezilen müslüman kesimi temsilen ringe çıkıyor .. Benim kitabı okurken "GAVUR NENE" olarak adlandırdığım karısı ise dönem Türkleri arasındaki birlik ve beraberlikten yoksunluğun beden bulmuş hali .. Tüm bunları da kitabın merkezine oturttuğu bir masal üzerinden , anlatılan bir başka masala çevirmiş Aytmatov ..Alkışlamamak elde değil .. Aslında sabahlara kadar yazarım bu kitapla ilgili düşüncelerimi ama yüzünüze gözünüze spoiler karası da sürmek istemiyorum .. Bir kısa ek daha yapayım ve sizi kendi halinize bırakayım .. Bu kitap yayınlandıktan sonra kitaptaki kahramanımızın sonu ile ilgili baya bir eleştiri almış Aytmatov.. Bana sorarsanız , kendi kanımca TAM DA OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ BİTİYOR KİTAP .. BURAYA DİKKAT !!! İlk kez Aytmatov okuyacaklar için Kemalettin Tuğcu aroması verecektir kitabın sonu .. Lakin kazın ayağı , Aytmatov ' un kişiliği , görüşleri ve yazdıkları göz önüne alındığında hiçte öyle değil !!! Bazen öyle zamanlar gelir , öyle koşullar hasıl olur ki zalimin zulmüne karşı ÖLÜM sizi MUZAFFER kılar .. Şimdi bu kadar yazdık ...Bunu da eklemeden geçemeyeceğim ..

SORU : Bu kitabı okumasam bi tarafım şişer mi ?
CEVAP : EVET ŞİŞER CANIM KARDEŞİM !!

OLMAZSA OLMAZIMIZ : Kim bilir belki Isık Göl'ünde yüzerken görürüz O'nu ..

https://www.youtube.com/watch?v=Wtm-eZZKdFE

YOK KORKUNÇLU MÜZİK DEĞİL ...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.394 Oy)19.159 beğeni43.692 okunma3.022 alıntı184.243 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.774 Oy)13.495 beğeni34.765 okunma3.440 alıntı147.062 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.601 Oy)8.884 beğeni28.911 okunma842 alıntı140.573 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.942 Oy)8.906 beğeni26.498 okunma2.695 alıntı115.637 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.615 Oy)9.117 beğeni25.516 okunma1.532 alıntı127.794 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.750 Oy)11.493 beğeni28.656 okunma1.590 alıntı150.119 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.339 Oy)9.299 beğeni25.834 okunma1.847 alıntı119.669 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.693 Oy)5.797 beğeni19.797 okunma837 alıntı101.960 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.501 Oy)8.095 beğeni22.957 okunma848 alıntı90.521 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.020 Oy)5.435 beğeni17.450 okunma1.011 alıntı60.610 gösterim
Öncelikle bir itiraf ile başlayalım:

Bu kitap, kitaplığımda 9.sınıftan beri bekliyor. Edebiyat hocalarımız yazılının bir bölümünü Beyaz Gemi'den soracaklarını söyleyince bizde okuyalım dedik.

Yazılı gününe kadar herkes okumuş, çıkabilecek soruları bile ayarlamış. Şahsen o zamanlar okumamıştım, yazılıya 5 dakika kala internetten özetini açıp baktım. Yazılıda da sorulan soru: Kitabın sonu nasıl olmalıydı ? Yazılı bitiminde herkes hocanın etrafında toplanmış, yazılı ilgili soru sormaktan ziyade kitapla ilgili görüşlerini beyan ediyordu. Hemen araya girdim ''Hocam, ben sorduğunuz soruya Mümin Dede ile Orozkul'un evlenmesi yazdım, tam puan verir misiniz ? '' Allah'ım nereden söyledim! Önce hocam ters ters baktı, o ara yanındaki arkadaşlarım gülüyordu. Sanırım dediğimi anlamadılar sanıp sınıfa gittim.

Aradan uzun zaman geçti okumadım, biraz daha geçti okumadım, tatile giderken yolda okurum diye yanıma aldım, okumadım. En sonunda sitede Okuma Delisi / Emir'nin düzenlemiş olduğu Cengiz Aytmatov etkinliğini gördüm ve hiç bekletmeden katıldım. Sonuçta etkinliğe katılıp da gerekli kitapları okumazsam vicdan azabı çekerim Neyse, sonunda kitabı okuyabildim. Mutluyum ve utanıyorum; 9.sınıfta utanmam gereken zaman utanmadım, ama şuan utanıyorum. ''Hocam, ben sorduğunuz soruya Mümin Dede ile Orozkul'un evlenmesi yazdım, tam puan alır mıyım ?'' Bir insan kitabı okumadığını bu kadar mı belli eder ? Hayır, okumayı geçtim, karakterlere bile bakmadığım anlaşılıyor; Tamam tamam karakterleri de geçtim, cinsiyetlerine bile bakmamışım. Ne bileyim Orozkul ilk başta kız ismi gibi duruyordu bende son anda yazayım dedim, şansıma erkek çıktı...

''Beyin gerçekten önemli, kullanmayı unutursanız benim yaşadığım sorunları yaşayabilirsiniz ''
-Hakan Arık

Kitaba gelirsek:

Beğendim. Gerçekten beğendim. Yıllar önce okumadığım için bir yandan pişmanlık duyarken, bir yandan da şuan araştırıp kitabı daha iyi anladığım için mutluyum.

Mümin Dede'nin Orozkul'a sessiz kalması, her dediğini yapmak zorunda olması, karısının baskısı altında kalması, onca işin gücün arasında çoçuğu okula yetiştirmeye çalışıp, yetiştiremediği için bir de oradaki hocadan laf yemesi içimi burktu açıkcası... Yazar, okuyucuya duyguyu nereden ve nasıl bağlayacağını çok iyi biliyor.

Çocuğun ise hayal kurup, hayallerinin havada kalması benim için en vurucu nokta oldu. Kıyamam ya! Küçüklüğümü hatırlıyorum da; dedemle pazara gidip, bana sadece(!) 4-5 oyuncak alması beni mutlu etmiyordu. Her istediğinizi yapan, krallar krallı bir dedeniz var ise şımarık bir çocukluk geçirmeniz muhtemeldir. Şimdi, dönüp kitaptaki çocuğa bir bakıyorum; Kapının önündeki çayda yüzmek, Beyaz Gemi'ye ulaşmak, okula gidip gelebilmek ve dedesiyle mutlu bir hayat yaşayabilmekten başka bir isteği yok! Dediğim gibi çocukluğumda şımarık bir insan olduğumdan, bunları ''İstek'' kategorisine bile almıyordum; ama kitapta bunları okuyunca nedense kendi küçüklüğümden soğudum...

Bir kitap siz okuduğunuzda, küçüklüğünüzde olup bitmiş olaylar için bile vicdan muhasebesi yapmanıza sebebiyet verebiliyorsa, bence güzeldir. Ve okunmalıdır!

Saygı ve Selametle


Dipnot:Okuma Delisi / Emir yüzyıllar sonra kitabı okumama vesile olduğun için teşekkür ederim, cansın :D
"Durup dururken nerden çıktı bu inceleme bir yıl olmuş kitabı okuyalı" dediğinizi duyar gibiyim. Evet bir yıl oldu da bendeki etkisi hala sürüyor. Her şey tamam da kayalara isim vermek nedir? Bir dağ başında kendi kendine bir dünya oluşturup kimseyi almamak içeri. Adsız bir kahraman üzerinden halkın baskı karşısındaki dünyası. Orozkul Rus baskısının görünen yüzüdür. Efsanelerle inceden ama doğrudan dokunuşlarla eleştiriyor Aytmatov o dönemin eğriliklerini. Kitabin nce olması sizi aldatmasin sekiz kişinin yaşadığı küçük bir mezrada çoğumuzun belki de asla göremeyeceğini farkli bir bakış açısıyla ve Aytmatov'a has tasvirler ve kurguyla anlatıyor. Bir çok insanın metropollerde göremeyeceğini 8 kişide görüyor bize de gosteriyor Aytmatov.
Yedi yaşında ki adsız çocuğun etrafındaki canlı cansız her şeyle kurduğu olağanüstü bir bag ve içinde yanan ona daha iyi bir ömür vereceğine inandığı babasını beklemesi. Dedesinden dinlediği masalları gerçek kabul edisiyle beklediği beyaz gemi. Uzak yerleri yakın etmek istiyorsanız okuyun.
Tatildeyim on gündür. Tatil dediysek aklınıza deniz, kum, güneş üçlüsü gelmesin. Tatil demek huzur demek, dinlenmek demek ya ben de en huzurlu olduğum, zihnen ve bedenen kendimi dinlendirebileceğim yerdeydim. Doğup büyüdüğüm yerde, köyümde. Elbette kendinizi dinlendirebilmek için öncelikle kafanızın rahat olması gerekir. Malum benimde birkaç ay sonra ciddi bir sınavım var, notlarımı, çalışabileceğim kadar kaynağımı da götürdüm yanımda. Ayrıca yanıma birkaç tane de kitap aldım keyifle okuyabileceğim. Neyse başladık tatile. Neredeyse hiçbir sabah alarm kurmadım, güzelce de tembihledim herkese beni uyandırmayın. Bazen sabah uyandım bazen akşam. Tamamen biyolojik saatime göre. Vücudum dinlendiği zaman uyandırdı beni. Kalktıktan sonra canım ne zaman isterse o zaman yaptım kahvaltımı. Hiçbir zorlama yok. Bilmiyorum siz de nasıldır da ben uyandığımda genelde pek aç olmam, zoraki atıştırırım bir şeyler, öğlen yemeğine kadar acıkmak için. Ha birde ayıptır söylemesi kahvaltımı kendi bahçemden kopardığım domates ve salatalıklarla yaptım. Nasılda özlemişim bu güzellikleri. Hele kesildiklerinde etrafa yaydıkları o muhteşem koku yok mu hiçbir şeye değişmem, vallahi değişmem. Kahvaltıdan sonra birkaç saat ders çalıştım sonra en az bir saat kitap okudum, sonra da arkadaşlarımla vakit geçirdim. Çocukluk arkadaşlarım, onları da ayrı bir özlemişim. Su gibi aktı geçti zaman bitirdik tatili. Ayrıldık bu sabah o güzel insanlardan, o güzel yerlerden. İçte bir burukluk, kolay mı ayrılmak, ait olduğun yerden kopmak. Bir anadan yavrusunu ayırmak gibi. Herkesin bir mücadelesi, bunalımı vardır ya benimki de bu işte. Hep ait olduğum yerden ayrı yaşamak. Anlatılacak çok şey var da anlatacaklarımı ne siz dinleyebilirsiniz ne de ben anlatabilirim.

Bu güzel tatilden bana ruhen ve bedenen bir dinginlik, güzel anılar, biraz acı ve okuduğum kitaplar kaldı. Konumuz kitaplar ya onlardan bahsedeyim size biraz. Giderken yolda Ahmet Ümit’in Beyoğlunun En Güzel Abisi’ni okudum. Ben polisiye okumam ama Ahmet Ümit bambaşka bir adam. Yazdıkları sadece polisiye değil. Adam size duyarlılık aşılıyor, tarih anlatıyor. Ayrıca uslubu da çok hoş, kendine özgü babacan. Geçen gittiğimde İstanbul Hatırası’nı okumuştum, o da çok güzeldi. İstanbul’un tarihini anlatıyor, polisiye sevmeseniz de okuyun. Ben kefilim. Hiç okumazsanız en azından İstanbul Hatırası’nı okuyun. Sonra Bernhard’ın Ucuzayiyenler’ini okudum. Bu adamı ayrı bir seviyorum. Sağolsun Metin abiden bana miras. Metin T. abiyi ayrı bir seviyorum da bu Bernhard’ı da çok seviyorum. Uslubunu kendime örnek aldığım yazar. Anlattıklarından ziyade anlatım tarzı çok iyi. Bir gün roman yazabilirsem kesinlikle Berhard’ın izinden gitmek isterim. Ne kadar yazabilirim orası ayrı mesele ama kesinlikle kendisinden çok şey öğrendim. Sonra Aslı Erdoğan’ın Kabuk Adam’ımını okudum. Konu çok özgün, konudan ziyade yer, mekan çok özgün. Yazar birçok hissi kendi yaşamış gibi anlatmış, çok gerçekçi. Yazarın diğer kitaplarını okumamakla beraber biraz abartıldığını düşünüyorum. Her şey çok güzel ama bana biraz uslup açısından zayıf geldi. Hani bir metin okusanız bu Aslı Erdoğan’ın diyemezsiniz. Ama bu Ahmet Ümit ve Berhand da kesinlikle var olan bir durum. Birazdan yorumlayacağım Cengiz Aytmatov ile Aslı Erdoğan da üsluptan ziyade daha çok ne anlattıkları önem kazanıyor. Bu yazarların hayranları üzülmesinler, gücenmesinler. Bu mesele benim birincil yazarım Dostoyevski de de mevcut. Bu yazarlar nasıl anlattığından ziyade ne anlattıklarıyla kendilerini okuturlar.

Gelelim Cengiz Aytmatov’a. Neden bir sürü kitap içinden bunu yorumladım? İlk defa bir Cengiz Aytmatov eseri okuyorum ve yorumluyorum. Cengiz Aytmatov hayranları değerlendirmemi okurken bunu göz önünde bulundururlarsa sevinirim. Yazar bir kırgız Türkü ve Sovyet hayranı. SSCB de de birçok önemli makamda görev almış bir isim. Ancak SSCB’nin kültür yozlaşmasına maruz kalmamış. Eserinde Kırgız kültüründe yer alan birçok kelimeyi ve efsaneyi kullanmış. Ne kadar büyük bir şey değil mi? Hem SSCB’ye hizmet et hem de kültürünü unutma. Eseri bir alegori. İyilik, kötülük, umut, gelecek nesil, geçmiş nesil nasıl yorumlarsanız. İyi olarak yorumlayanlarda var kötü olarak yorumlayanlarda. Zaten alegori o herkesin farklı anlamlar yüklediği simgelerden oluşmaz mı? Yalnız uslubunu çok özgün bulmadım. Bu da az önce anlattığım meseleden kaynaklanıyor. Belki de bu eserinde özellikle sade yazmıştır diğer eserlerini okumadan bunu bilemem. Birde Maral Ana mitine hayran kaldım. Elbette ki insanı kurtaracak olan doğadır ve insan doğaya sırtını döndüğü an yok olur.

Çok şeyler anlattım yine. Sizleri seviyorum biliyorsunuz değil mi? Sizlerle okuduğum kitaplar ve değerlendirmelerim adı altında bir şeyler paylaşmayı seviyorum. Artık beni az çok biliyorsunuz, tanıyorsunuz. Acımı, tatlımı her şeyimi paylaşmaya çalışıyorum. Sağlıcakla kalın, seviliyorsunuz.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
Bir çocukla tanıştım ben bu kitapta. Yalnız, yapayalnız, anlaşılmayı bekleyen... Anne ve babası tarafından terkedilmiş, dedesi ve ninesiyle yaşayan bir çocuk. Ufacık şeylerle mutlu olan, dedesinin aldığı çantayla havalara uçan... Birçoğumuz için değerli görülmeyen şeyler değerli bu çocuk için. Kayalarla, çiçeklerle, çantasıyla konuşmayı çok sever. Haa bir de en büyük zevki dürbünüyle Beyaz Gemi'yi izlemek... En büyük hayali de bir gün balık olmak ve Beyaz Gemi'ye, "Selam Beyaz Gemi! Ben geldim." diyebilmektir.

Sadece dedesi tarafından sevgi görür çocuk. Dedesinin anlattığı Boynuzlu Maral Ana masalına bütün kalbiyle inanır ve bir gün Maral (Geyik) Ana'nın gelmesini bekler.

Ey çocuk! Hayran kaldım senin küçücük yüreğindeki vicdanına! Şiddet gören, "kısır karı" diye anılan teyzen şiddeti kabul etmişken, senin teyzene olan merhametine hayran kaldım. Ne çok öğrenecek şey var senden. Bıkmadan umut ettin, sıkılmadan istedin hayallerine kavuşmayı. İmkansız mıydı? Gelir miydi Maral Ana, balık olup gidebilir miydin Beyaz Gemi'ye?

Ah çocuk!
Yüreğimde öyle bir yerin var ki... Kıskandım vazgeçmeden isteyişini. Ama sana bir yer ayırdım kalbimde ve sen balık oldun orada. Bir de istediğin gibi, " Selam Beyaz Gemi! Ben geldim." dedin.

İyi niyetlerinden, sevgi dolu yüreğinden öperim ÇOCUK...
Isık-Göl’ün çevresinde yaşayan annesinin ve babasının terk ettiği bir çocuğun hayatı ; ona bakan yaşlı, ezilmiş,pısmış bir dede olan Mümin, dedenin ölen karısından sonra evlendiği dırdırcı bir nine, teyzesi Bekey ve onun acımasız kocası Orozkul , beyaz gemi,çeşitli isimlerle adlandırılan kayalar, tembel bir köpek , beklenen ancak hiç gelmeyen bir bebek, bol şiddet, bol gözyaşı ve Marallar…

Bir destanın üzerine oturtulmuş bu hikayede destanların, halk hikayelerinin, masalların niçin yazılmış olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor Aytmatov. Destanda soyları kılıçtan geçirilen Kırgızların son üyesi olan iki çocuğun, bir dişi Maral tarafından korunmasından ve Maral soyundan gelen insanların yeni bir soyu ,”buğu” soyunu temsil etmesinden bahsediliyor. Tabii ki destanın sonu insanoğlunun Maralları avlaması , onların boynuzlarını bir gösteriş malzemesi , etlerini de sofralarına ziyafet ürünü olarak koymasıyla son buluyor.

O koca destanlar niçin yazıldılar? Tarih öncesinden beri insanlar hep doğayı yok etmeye programlı bir canavar gibi doğayı , içinde barınan canlıları katletti ve doğayı kendilerinden korumak için destanlar yarattılar.
Kendi türü içinde çakışan iki taraf iyiler ve kötüler… Doğa için karışık mizaçlı insanlar yoktur. İyiler ve kötüler vardır. İnsanoğlu kendi türünden , doğayı korumak için bu destanları yaratma gereği duyuyor , ne kadar acı…
Dede Korkut Hikayelerini hatırlarsınız, bir Tepe Göz öyküsü vardır içinde. Orada bir perinin rızası olmadan onunla suda birlikte olan bir çoban suyu kirletir ve bu ilişkiden bir Tepe Göz doğar. Doğanın intikamıdır Tepe Göz. Destanda verilen mesaj suyu, "DOĞAYI KİRLETME"dir. Bazı insanlar hayvanların başına geleni öylesine kaldıramadı ki onlara Tanrı unvanını bile verdi kendi türünden korumak için.

Büyük balık , küçük balığı yedi , yuttu ama insan öyle mi ? O kendi türünü bile yedi , yuttu. Öyle bir türdür ki bu insanoğlu asla doymaz. Her zaman daha fazlasını ister. Dünyadaki her şeyin kendisi için yaratıldığını düşünecek kadar da bencildir. Kitapta çok güzel bir söz geçiyor : “Eğer yıldızlar insan olsa, gökyüzü onlara dar gelir, sığmazlardı. Eğer balıklar insan olsa, nehirler ve denizler onlara yetmezdi.”

Kitabın bize gösterdiği birçok şeyin yanında bana göre dikkate değer mesajlardan birisi: “Ağaç yaşken eğilir” mesajıdır. Bir çocuğa küçük yaştan itibaren doğa sevgisini, canlılara saygı duyulmasını öğretmek , sevgi dolu bir insan yaratmaktır. Çocuklar büyüklerden çok daha fazla bağlıdırlar değerlerine , sevdiklerine. İnsanı , insan yapan eğitimdir ve bu eğitim çocuk yaşta verilmelidir.

Kitap o kadar çok mesajı içerisinde barındırıyor ki , hangi birinden bahsedeyim bilemedim. Edebiyatı insanın vicdanına seslenme aracı olarak kullanan Cengiz Aytmatov’a teşekkür ederim. Bu tarz kitaplar daha çok okutulmalı. Özellikle ebeveynlerin ve çocukların eğitiminde kullanılacak bolca ögeyi içerisinde barındırıyor. Caniliği ve bencilliği bu tarz kitapları okuyarak, bu destanları bilerek yenebiliriz , edebiyatın bu gücüne inanıyorum. Ancak ne yazık ki ülkemizde kitap okuma oranı oldukça düşük , insanların ; evlerine , çocuklarına , yaşamaya, okumaya ayıracak zamanları yok. Onlar yalnızca denizdeki büyük balık olmaya çalışmakla ya da nasıl büyüklüğünü koruyacaklarına kafa yormakla zaman geçiriyorlar. Kimi küçük balık da yem olmamaya çalışırken her türlü caniliğin maşası olabiliyor. Bu koca okyanusta hepimize başarılar diliyor, büyük balığın kölesi olmayan balıklar olarak yaşamanızı ve okumanın gücüne inanmanızı temenni ediyorum.
Günaydın 1K Dostlarım :) Bu kadar kısa bir kitabın, bu kadar çok şey anlatması... Sonuna geldiğimde nutkum tutuldu. Boğazım düğümlendi. Beni çok etkiledi gerçekten. Hiç beklemediğim şekilde ki, tıpkı hayatımızda yaşadığımız şekilde, tıpkı gerçek hayatın olabilecek en acı sonu şeklinde içime işledi. Beyaz Gemi Umut demek, hasret demek, hayallerimiz demek .... Hepimizin Beyaz bir Gemisi olduğuna eminim, bizleri götürmesini istediğimiz yerler, kişiler olduğuna eminim. Fazla detaya girmek istemiyorum; sizler de okuyarak hissedin. Ama mutlaka bu kısa yolcuğa çıkın... Sevgiyle kalın......
Herkese merhabalar.
Cengiz Aytmatov'un okuduğum ilk kitabı "Beyaz Gemi" tam anlamıyla bir başyapıt. Bir insanın sadece 162 sayfada; bir ömür, düşünce, yaşanmışlık, hatta bunlardan daha fazlasını sığdırabilmesi muazzam bir şey. Küçük bir çocuğun, hayatı ikinci kez yaşıyormuşçasına ve bir o kadar saf olarak, hayal gücünün üst düzey olarak karşımıza çıkması, yazarın ustalığını ortaya koymaktadır. Bu kitabın herkesin yaşamına bir şeyler katacağına inanmaktayım. İnsanoğlunun hayatından kesitler sunan ve her olayda bir ders çıkaracağımız mükemmel bir eser. Her yaşta okunmasını şiddetle öneriyorum...

Kitabı okurken, daha önce izlemiş olduğum İran yapımı filmler gözümde canlandı. Bu kitap hakkında daha çok yazmak ve bilgi vermek isterim fakat yazdığım kelimelirin, eserin değerini düşürmesinden endişe duymaktayım.

Sevgi ile kalın...
İnsanoğlu çiğ süt emmiş midir bilinmez ama çiğ bir hayat kurmuş kendine bundan eminim. Çiğ zevkler, çiğ yaşantılar ve çiğ inançlar.

Kitap, neredeyse her paragraf sonrası düşünmeye itti beni. Kimin neye inanması gerektiğine bile karar vermeye soyunmuş Orozkul tipli insanlar olduğu geldi hatırıma. İnandığı ve güvendiği 'ata'sına olan itimadı tam insanlar sadece çocuklar mıdır? Sanırım bu kirli dünyada temiz çocuklar uzun süre barınamayıp eninde sonunda birer balık olarak Beyaz Gemi'ye dogru yüzüyorlar. 'Ata'sına saygısını kaybetmiş, hayatı yalnızca ekmek yada para olmuş insanlar anlayabilir mi bu çocukların 'balık' olma isteğini? Hiç sanmam...

Aytmatov'un okuduğum ilk eseri ve beni oldukça etkiledi. Ve bugün 13 yaşındaki yeğenimde de gördüm aynı kitabı. Öğretmenleri Türkçe dersi için bu kitaptan sınav yapacakmış. Sevindim buna, çocuklarımıza böyle kitaplar okutulmalı, bu kitapları anlamaları sağlanmalı. (Biraz da utandım açıkçası, bu yaşa kadar okumadığım için)

Bu güzel kitabı bana hediye eden dostuma da çok çok teşekkürler... Tavsiye ettiği her kitap bana yeni duygular yaşatıyor.
AH ÇOCUK AH!!!

Nasıl bir çocuksun sen çok hayalperestsin bir kere,balık olmakta nereden çıktı...
Beyaz gemi'ye gidip babanı bulmak istiyorsun,herşeyi anlatmak istiyorsun.Tamam da onlar istemiyorlar ki seni,bir tek deden seviyor seni.Bir adın bile yok ki senin,böyle hayaller kurup yalnızlığını anlatmak istiyorsun bize,yıkıyorsun ama bizide çocuk...
İki gündür etkisinden çıkamadığım bu çocuk,kötülüğe karşı kendine göre savaşı.Keşke deden bu kadar pasif olmasaydı iyilik pasif olduktan sonra ne işe yarardı ki.Senin yaptığın şey bir nevi Oruzkul(kötülüğe)karşı isyan bir başkaldırıydı.Senin umutların,hayallerin tıpkı beyaz gemi gibi gitti çocuk.Yazarın da dediği gibi"Çocuk kalbinin,çocuk ruhunun bağdaşamadığı her şeyi reddettin.Bir şimşek gibi yaşadın sen."işte yazarıda bizi teselli eden buydu.Sen kötülüğü reddettin,kalbin hep temiz kaldı...

Cengiz Aytmatov'la bu kitapla tanıştım ve çok memnun oldum.Bu tanışmaya vesile olan #28739532 etkinliğini düzenleyen Okuma Delisi / Emir ve Pınar Yiğitcan teşekkürlerimi iletiyorum.
Cengiz Aytmatov Beyaz Gemi' de , Sovyet Rusya'nın dağlık kesiminde görevli olanlardan kurulu, toplam 8 kişinin yaşadığı bir yerleşim merkezindeki yaşantıya bizi götürüyor.

Kitapta esas olarak, annesi ve babası tarafından terk edilmiş olan ve dedesi tarafından himaye edilen 7 yaşındaki bir çocuğun ve zavallı dedesinin dramatik hikayesi anlatılıyor. Yazar bunu yaparken de gerçekleri, masalları, hayalleri,
destanları ve rüyaları hepsini kullanıyor. Her ne kadar ön planda çocuk ve dedesinin hikayesi varsa da, bana göre burada asıl anlatılmak istenen iyi ile kötünün farklı şekillerde bir birleriyle çatışmasının bize gösterilmesi.

Cengiz Aytmatov'un daha önce okuduğum üç kitabından da ( Cemile, Toprak Ana, Elveda Gülsarı ) tamamen farklı özellik taşıyan bu muhteşem dramatik eserin kesinlikle okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.
Ama boş yere dememişler: ''Kendi ayıbını örtmek isteyen başkalarının yüzüne kara çalar." diye.
Tuhaf yaratıklardı şu insanlar! Yerlerinde durmuyor, gürültü patırtı ile âlemi ayağı kaldırıyorlardı.
Cengiz Aytmatov
Sayfa 140 - ÖTÜKEN YAY.
Bu insanlar niye böyledir ? Niçin bazıları çok iyi, bazıları çok kötü oluyor ? Niçin herkesin korktuğu, çekindiği insanlar var, bir de kimsenin korkutamadıkları !
Cengiz Aytmatov
Sayfa 136 - Elips

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyaz Gemi
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370430
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Белый пароход
Çeviri:
Refik Özdek
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Beyaz Gemi
Beyaz Gemi
Beyaz Gemi
Beyaz Gemi
Masalla gerçeği birleştiren bir eserdir. Geçmişi temsil eden dede ile geleceği temsil eden çocuk arasında dramatik bir ilişki kurarak insan duygu ve düşüncelerine kendine has yorumlar getirilir. Adı eserde hiç geçmeyen çocuğun saf ve temiz dünyasından, hayatın acı ve çıplak gerçeğine uzanan bir roman kurgusu meydana çıkarılır. Aytmatov’un, edebiyat âleminde geniş akisler uyandıran, uzun yıllar tartışılan, verilmek istenen mesajla yaratılan tiplerin büyük bir uyum sağladığı eserlerinden biridir.

Kitabı okuyanlar 6.796 okur

  • pamplemousse
  • Eslem Molla
  • sevgilikavun
  • Deniz Çavuş
  • Perihan Katdar
  • Furkan Muhammed Gülhan
  • AYŞEGÜL
  • Sinan Timur
  • Zeynep Kılınç
  • Aylin Hrzm

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%13.5
14-17 Yaş
%20.4
18-24 Yaş
%24.8
25-34 Yaş
%22
35-44 Yaş
%11.9
45-54 Yaş
%4.1
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.4
Erkek
%33.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.5 (529)
9
%23.7 (456)
8
%24.6 (472)
7
%12.3 (236)
6
%5.4 (103)
5
%2.2 (43)
4
%1.4 (26)
3
%0.9 (17)
2
%0.3 (6)
1
%0.7 (14)

Kitabın sıralamaları