Adı:
Beyaz Gemi
Baskı tarihi:
1970
Sayfa sayısı:
168
ISBN:
9789754370430
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Белый пароход
Çeviri:
Refik Özdek
Yayınevi:
Ötüken Yayınevi
Masalla gerçeği birleştiren bir eserdir. Geçmişi temsil eden dede ile geleceği temsil eden çocuk arasında dramatik bir ilişki kurarak insan duygu ve düşüncelerine kendine has yorumlar getirilir. Adı eserde hiç geçmeyen çocuğun saf ve temiz dünyasından, hayatın acı ve çıplak gerçeğine uzanan bir roman kurgusu meydana çıkarılır. Aytmatov’un, edebiyat âleminde geniş akisler uyandıran, uzun yıllar tartışılan, verilmek istenen mesajla yaratılan tiplerin büyük bir uyum sağladığı eserlerinden biridir.
Beyaz Gemi’yi bir de bu yorumdan sonra düşününüz…

Eser, bir semboller şaheseridir. Bu nedenle evet, bir görünen tarafı ve anlatımı vardır ama bir de semboller üzerine kurulmuş bir iç anlatımı vardır. Bu yazım şekli Aytmatov’un dehasını ve ustalığını gösterir.

Nitekim diktatörlüklerde, baskıcı sistemlerde insanlar fikirlerini açıkça dile getiremedikleri için hep semboller kullanırlar. Bu bazen bir türkü olur bazen bir destan bazense bir tek kelime.

Buna göre bir kere romanın adı bile bir mesaj taşır. Nedir? Ak Keme/Beyaz Gemi. Beyaz, özgürlüğün rengidir. Beyaz Gemi’nin yazıldığı devlet ise her şeyin kızıl olduğu, bir totaliter sistemdedir. Ayrıca gemi ve göl kavramları ‘gidebilmeyi, sonsuzluğu’ çağrıştırır.

Çocuğun adı yoktur. Çocuk, çocuktur. Bu anlamda hepimiz birer çocuk olabiliriz. Baskıcı rejimlerin ezip geçtiği, bir sayıdan ibaret gördüğü insanlardır çocuk. Nitekim Aytmatov yıllar sonra bir konferansında kendisini büyük bir ilgiyle dinleyen bir gencin söz alarak, ‘Beyaz Gemi’deki çocuk benim’ dediğini anlatır ve ekler, ‘Evet oydu ve hatta sadece o değildi…’

Romanın kötü kişisi Oruzkul’dur. Bu isim Kırgız Türklerinde kullanılmaz. Manası Rus’un kuludur. Yani Rus’a kul olan… Aytmatov, totaliter bir rejimde açıkça yazamayacağı bir şeyi böyle ifade etmiştir. Ruslara kul olan tipler Orozkul gibilerdir. Sarhoş, rüşvetçi, kötü kalpli, milli ve manevi değerleri olmayan, kaypak kişiler. Hatta şu mesajı da verir. Orozkul’un çocuğu olmaz, yani soyu kesiktir. Yani, komünist sistemin de evladı olmayacak, tükenecek.

Mümin Dede ise Kırgız halkını temsil eder. İsimler tesadüf değildir. Mümin, inanan, inançlı demektir. Mümin Dede de, inançlı ve iyi bir insandır. Lakin güçsüzdür, değer görmez ve pasif iyidir. Bu nedenle Orozkul’un tahakkümünden kurtulamaz. Ancak torunuyla arasında bir kültür aktarımı vardır.

Isık Göl’ü gördüm ben. Öyle küçük bir göl değil; bilakis bizim Marmara Denizinin yarısı kadar bir göl. Karşı kıyısının görülmediği yerleri çok. Kırgızlar için bir deniz adeta. İşte oradaki baba motifi de beklenen bir kahramanı işaret ediyor. Umudun ona bağlandığı ama aslında var olup olmadığını bilinmediği bir kahraman.

En nihayetinde, ‘Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlatmıştı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti. Şimdi biz bunlardan söz edeceğiz.’ diye başlıyordu kitap.

Dediğim gibi bizzat Isık Göl'e gidip, romanın geçtiği yerleri gördüm. Gözlerim göldeki Beyaz Gemi'yi ve o isimsiz çocuğu aradı. Efsanelerle sarılmış, mükemmel bir dönem eleştirisi.

Yaşasın çocuk...
Öncelikle bir itiraf ile başlayalım:

Bu kitap, kitaplığımda 9.sınıftan beri bekliyor. Edebiyat hocalarımız yazılının bir bölümünü Beyaz Gemi'den soracaklarını söyleyince bizde okuyalım dedik.

Yazılı gününe kadar herkes okumuş, çıkabilecek soruları bile ayarlamış. Şahsen o zamanlar okumamıştım, yazılıya 5 dakika kala internetten özetini açıp baktım. Yazılıda da sorulan soru: Kitabın sonu nasıl olmalıydı ? Yazılı bitiminde herkes hocanın etrafında toplanmış, yazılı ilgili soru sormaktan ziyade kitapla ilgili görüşlerini beyan ediyordu. Hemen araya girdim ''Hocam, ben sorduğunuz soruya Mümin Dede ile Orozkul'un evlenmesi yazdım, tam puan verir misiniz ? '' Allah'ım nereden söyledim! Önce hocam ters ters baktı, o ara yanındaki arkadaşlarım gülüyordu. Sanırım dediğimi anlamadılar sanıp sınıfa gittim.

Aradan uzun zaman geçti okumadım, biraz daha geçti okumadım, tatile giderken yolda okurum diye yanıma aldım, okumadım. En sonunda sitede Okuma Delisi / Emir'nin düzenlemiş olduğu Cengiz Aytmatov etkinliğini gördüm ve hiç bekletmeden katıldım. Sonuçta etkinliğe katılıp da gerekli kitapları okumazsam vicdan azabı çekerim Neyse, sonunda kitabı okuyabildim. Mutluyum ve utanıyorum; 9.sınıfta utanmam gereken zaman utanmadım, ama şuan utanıyorum. ''Hocam, ben sorduğunuz soruya Mümin Dede ile Orozkul'un evlenmesi yazdım, tam puan alır mıyım ?'' Bir insan kitabı okumadığını bu kadar mı belli eder ? Hayır, okumayı geçtim, karakterlere bile bakmadığım anlaşılıyor; Tamam tamam karakterleri de geçtim, cinsiyetlerine bile bakmamışım. Ne bileyim Orozkul ilk başta kız ismi gibi duruyordu bende son anda yazayım dedim, şansıma erkek çıktı...

''Beyin gerçekten önemli, kullanmayı unutursanız benim yaşadığım sorunları yaşayabilirsiniz ''
-Hakan Arık

Kitaba gelirsek:

Beğendim. Gerçekten beğendim. Yıllar önce okumadığım için bir yandan pişmanlık duyarken, bir yandan da şuan araştırıp kitabı daha iyi anladığım için mutluyum.

Mümin Dede'nin Orozkul'a sessiz kalması, her dediğini yapmak zorunda olması, karısının baskısı altında kalması, onca işin gücün arasında çoçuğu okula yetiştirmeye çalışıp, yetiştiremediği için bir de oradaki hocadan laf yemesi içimi burktu açıkcası... Yazar, okuyucuya duyguyu nereden ve nasıl bağlayacağını çok iyi biliyor.

Çocuğun ise hayal kurup, hayallerinin havada kalması benim için en vurucu nokta oldu. Kıyamam ya! Küçüklüğümü hatırlıyorum da; dedemle pazara gidip, bana sadece(!) 4-5 oyuncak alması beni mutlu etmiyordu. Her istediğinizi yapan, krallar krallı bir dedeniz var ise şımarık bir çocukluk geçirmeniz muhtemeldir. Şimdi, dönüp kitaptaki çocuğa bir bakıyorum; Kapının önündeki çayda yüzmek, Beyaz Gemi'ye ulaşmak, okula gidip gelebilmek ve dedesiyle mutlu bir hayat yaşayabilmekten başka bir isteği yok! Dediğim gibi çocukluğumda şımarık bir insan olduğumdan, bunları ''İstek'' kategorisine bile almıyordum; ama kitapta bunları okuyunca nedense kendi küçüklüğümden soğudum...

Bir kitap siz okuduğunuzda, küçüklüğünüzde olup bitmiş olaylar için bile vicdan muhasebesi yapmanıza sebebiyet verebiliyorsa, bence güzeldir. Ve okunmalıdır!

Saygı ve Selametle


Dipnot:Okuma Delisi / Emir yüzyıllar sonra kitabı okumama vesile olduğun için teşekkür ederim, cansın :D

Benzer kitaplar

"Durup dururken nerden çıktı bu inceleme bir yıl olmuş kitabı okuyalı" dediğinizi duyar gibiyim. Evet bir yıl oldu da bendeki etkisi hala sürüyor. Her şey tamam da kayalara isim vermek nedir? Bir dağ başında kendi kendine bir dünya oluşturup kimseyi almamak içeri. Adsız bir kahraman üzerinden halkın baskı karşısındaki dünyası. Orozkul Rus baskısının görünen yüzüdür. Efsanelerle inceden ama doğrudan dokunuşlarla eleştiriyor Aytmatov o dönemin eğriliklerini. Kitabin nce olması sizi aldatmasin sekiz kişinin yaşadığı küçük bir mezrada çoğumuzun belki de asla göremeyeceğini farkli bir bakış açısıyla ve Aytmatov'a has tasvirler ve kurguyla anlatıyor. Bir çok insanın metropollerde göremeyeceğini 8 kişide görüyor bize de gosteriyor Aytmatov.
Yedi yaşında ki adsız çocuğun etrafındaki canlı cansız her şeyle kurduğu olağanüstü bir bag ve içinde yanan ona daha iyi bir ömür vereceğine inandığı babasını beklemesi. Dedesinden dinlediği masalları gerçek kabul edisiyle beklediği beyaz gemi. Uzak yerleri yakın etmek istiyorsanız okuyun.
Tatildeyim on gündür. Tatil dediysek aklınıza deniz, kum, güneş üçlüsü gelmesin. Tatil demek huzur demek, dinlenmek demek ya ben de en huzurlu olduğum, zihnen ve bedenen kendimi dinlendirebileceğim yerdeydim. Doğup büyüdüğüm yerde, köyümde. Elbette kendinizi dinlendirebilmek için öncelikle kafanızın rahat olması gerekir. Malum benimde birkaç ay sonra ciddi bir sınavım var, notlarımı, çalışabileceğim kadar kaynağımı da götürdüm yanımda. Ayrıca yanıma birkaç tane de kitap aldım keyifle okuyabileceğim. Neyse başladık tatile. Neredeyse hiçbir sabah alarm kurmadım, güzelce de tembihledim herkese beni uyandırmayın. Bazen sabah uyandım bazen akşam. Tamamen biyolojik saatime göre. Vücudum dinlendiği zaman uyandırdı beni. Kalktıktan sonra canım ne zaman isterse o zaman yaptım kahvaltımı. Hiçbir zorlama yok. Bilmiyorum siz de nasıldır da ben uyandığımda genelde pek aç olmam, zoraki atıştırırım bir şeyler, öğlen yemeğine kadar acıkmak için. Ha birde ayıptır söylemesi kahvaltımı kendi bahçemden kopardığım domates ve salatalıklarla yaptım. Nasılda özlemişim bu güzellikleri. Hele kesildiklerinde etrafa yaydıkları o muhteşem koku yok mu hiçbir şeye değişmem, vallahi değişmem. Kahvaltıdan sonra birkaç saat ders çalıştım sonra en az bir saat kitap okudum, sonra da arkadaşlarımla vakit geçirdim. Çocukluk arkadaşlarım, onları da ayrı bir özlemişim. Su gibi aktı geçti zaman bitirdik tatili. Ayrıldık bu sabah o güzel insanlardan, o güzel yerlerden. İçte bir burukluk, kolay mı ayrılmak, ait olduğun yerden kopmak. Bir anadan yavrusunu ayırmak gibi. Herkesin bir mücadelesi, bunalımı vardır ya benimki de bu işte. Hep ait olduğum yerden ayrı yaşamak. Anlatılacak çok şey var da anlatacaklarımı ne siz dinleyebilirsiniz ne de ben anlatabilirim.

Bu güzel tatilden bana ruhen ve bedenen bir dinginlik, güzel anılar, biraz acı ve okuduğum kitaplar kaldı. Konumuz kitaplar ya onlardan bahsedeyim size biraz. Giderken yolda Ahmet Ümit’in Beyoğlunun En Güzel Abisi’ni okudum. Ben polisiye okumam ama Ahmet Ümit bambaşka bir adam. Yazdıkları sadece polisiye değil. Adam size duyarlılık aşılıyor, tarih anlatıyor. Ayrıca uslubu da çok hoş, kendine özgü babacan. Geçen gittiğimde İstanbul Hatırası’nı okumuştum, o da çok güzeldi. İstanbul’un tarihini anlatıyor, polisiye sevmeseniz de okuyun. Ben kefilim. Hiç okumazsanız en azından İstanbul Hatırası’nı okuyun. Sonra Bernhard’ın Ucuzayiyenler’ini okudum. Bu adamı ayrı bir seviyorum. Sağolsun Metin abiden bana miras. Metin T. abiyi ayrı bir seviyorum da bu Bernhard’ı da çok seviyorum. Uslubunu kendime örnek aldığım yazar. Anlattıklarından ziyade anlatım tarzı çok iyi. Bir gün roman yazabilirsem kesinlikle Berhard’ın izinden gitmek isterim. Ne kadar yazabilirim orası ayrı mesele ama kesinlikle kendisinden çok şey öğrendim. Sonra Aslı Erdoğan’ın Kabuk Adam’ımını okudum. Konu çok özgün, konudan ziyade yer, mekan çok özgün. Yazar birçok hissi kendi yaşamış gibi anlatmış, çok gerçekçi. Yazarın diğer kitaplarını okumamakla beraber biraz abartıldığını düşünüyorum. Her şey çok güzel ama bana biraz uslup açısından zayıf geldi. Hani bir metin okusanız bu Aslı Erdoğan’ın diyemezsiniz. Ama bu Ahmet Ümit ve Berhand da kesinlikle var olan bir durum. Birazdan yorumlayacağım Cengiz Aytmatov ile Aslı Erdoğan da üsluptan ziyade daha çok ne anlattıkları önem kazanıyor. Bu yazarların hayranları üzülmesinler, gücenmesinler. Bu mesele benim birincil yazarım Dostoyevski de de mevcut. Bu yazarlar nasıl anlattığından ziyade ne anlattıklarıyla kendilerini okuturlar.

Gelelim Cengiz Aytmatov’a. Neden bir sürü kitap içinden bunu yorumladım? İlk defa bir Cengiz Aytmatov eseri okuyorum ve yorumluyorum. Cengiz Aytmatov hayranları değerlendirmemi okurken bunu göz önünde bulundururlarsa sevinirim. Yazar bir kırgız Türkü ve Sovyet hayranı. SSCB de de birçok önemli makamda görev almış bir isim. Ancak SSCB’nin kültür yozlaşmasına maruz kalmamış. Eserinde Kırgız kültüründe yer alan birçok kelimeyi ve efsaneyi kullanmış. Ne kadar büyük bir şey değil mi? Hem SSCB’ye hizmet et hem de kültürünü unutma. Eseri bir alegori. İyilik, kötülük, umut, gelecek nesil, geçmiş nesil nasıl yorumlarsanız. İyi olarak yorumlayanlarda var kötü olarak yorumlayanlarda. Zaten alegori o herkesin farklı anlamlar yüklediği simgelerden oluşmaz mı? Yalnız uslubunu çok özgün bulmadım. Bu da az önce anlattığım meseleden kaynaklanıyor. Belki de bu eserinde özellikle sade yazmıştır diğer eserlerini okumadan bunu bilemem. Birde Maral Ana mitine hayran kaldım. Elbette ki insanı kurtaracak olan doğadır ve insan doğaya sırtını döndüğü an yok olur.

Çok şeyler anlattım yine. Sizleri seviyorum biliyorsunuz değil mi? Sizlerle okuduğum kitaplar ve değerlendirmelerim adı altında bir şeyler paylaşmayı seviyorum. Artık beni az çok biliyorsunuz, tanıyorsunuz. Acımı, tatlımı her şeyimi paylaşmaya çalışıyorum. Sağlıcakla kalın, seviliyorsunuz.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
Günaydın 1K Dostlarım :) Bu kadar kısa bir kitabın, bu kadar çok şey anlatması... Sonuna geldiğimde nutkum tutuldu. Boğazım düğümlendi. Beni çok etkiledi gerçekten. Hiç beklemediğim şekilde ki, tıpkı hayatımızda yaşadığımız şekilde, tıpkı gerçek hayatın olabilecek en acı sonu şeklinde içime işledi. Beyaz Gemi Umut demek, hasret demek, hayallerimiz demek .... Hepimizin Beyaz bir Gemisi olduğuna eminim, bizleri götürmesini istediğimiz yerler, kişiler olduğuna eminim. Fazla detaya girmek istemiyorum; sizler de okuyarak hissedin. Ama mutlaka bu kısa yolcuğa çıkın... Sevgiyle kalın......
Herkese merhabalar.
Cengiz Aytmatov'un okuduğum ilk kitabı "Beyaz Gemi" tam anlamıyla bir başyapıt. Bir insanın sadece 162 sayfada; bir ömür, düşünce, yaşanmışlık, hatta bunlardan daha fazlasını sığdırabilmesi muazzam bir şey. Küçük bir çocuğun, hayatı ikinci kez yaşıyormuşçasına ve bir o kadar saf olarak, hayal gücünün üst düzey olarak karşımıza çıkması, yazarın ustalığını ortaya koymaktadır. Bu kitabın herkesin yaşamına bir şeyler katacağına inanmaktayım. İnsanoğlunun hayatından kesitler sunan ve her olayda bir ders çıkaracağımız mükemmel bir eser. Her yaşta okunmasını şiddetle öneriyorum...

Kitabı okurken, daha önce izlemiş olduğum İran yapımı filmler gözümde canlandı. Bu kitap hakkında daha çok yazmak ve bilgi vermek isterim fakat yazdığım kelimelirin, eserin değerini düşürmesinden endişe duymaktayım.

Sevgi ile kalın...
İnsanoğlu çiğ süt emmiş midir bilinmez ama çiğ bir hayat kurmuş kendine bundan eminim. Çiğ zevkler, çiğ yaşantılar ve çiğ inançlar.

Kitap, neredeyse her paragraf sonrası düşünmeye itti beni. Kimin neye inanması gerektiğine bile karar vermeye soyunmuş Orozkul tipli insanlar olduğu geldi hatırıma. İnandığı ve güvendiği 'ata'sına olan itimadı tam insanlar sadece çocuklar mıdır? Sanırım bu kirli dünyada temiz çocuklar uzun süre barınamayıp eninde sonunda birer balık olarak Beyaz Gemi'ye dogru yüzüyorlar. 'Ata'sına saygısını kaybetmiş, hayatı yalnızca ekmek yada para olmuş insanlar anlayabilir mi bu çocukların 'balık' olma isteğini? Hiç sanmam...

Aytmatov'un okuduğum ilk eseri ve beni oldukça etkiledi. Ve bugün 13 yaşındaki yeğenimde de gördüm aynı kitabı. Öğretmenleri Türkçe dersi için bu kitaptan sınav yapacakmış. Sevindim buna, çocuklarımıza böyle kitaplar okutulmalı, bu kitapları anlamaları sağlanmalı. (Biraz da utandım açıkçası, bu yaşa kadar okumadığım için)

Bu güzel kitabı bana hediye eden dostuma da çok çok teşekkürler... Tavsiye ettiği her kitap bana yeni duygular yaşatıyor.
Dürbünün Ucundaki Dünya: Beyaz Gemi

Anahtar Kelimeler: Cengiz Aytmatov, Beyaz Gemi, Kırgız Edebiyatı, Roman, Ailesizlik, Yozlaşma, Gelenek, Fantastik Unsurlar.


Beyaz Gemi, ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un önemli eserlerinden biri. Eser yazıldığı dönemden itibaren eleştiri ve incelemelere konu oldu. Yazar, kitabın daha sonraki basımlarının sonuna eklenen bir bölümle bu eleştirilere yanıt verir. Eleştirilerin yanıtlandığı bu bölüm, eserin Kırgız edebiyatında ne denli derin tesirler yarattığını gösteriyor. Roman, Türkiye’de ilk defa 1991 yılında yayınlanmış ve bu güne dek de kırka yakın kez yeniden basılmış. Aytmatov, eserinde bir çocuğun dürbününden, yaşanılan çevrenin ve devrin, toplum yapısından yönetimine kadar uzanan bir tahlilini yapıyor.

Beyaz Gemi, Issık Gölü, San-Taş Vadisi ve Karavul Dağı tarafından çevrelenen küçük bir Kırgız köyünün gündelik hayatından yola çıkıyor. Romanın başkahramanlarından biri –aslında gerçek başkahramanı- okul çağında bir çocuk. Saflığıyla ve temiz yüreğiyle bir çocuk. Aytmatov, çocuğa bir isim vermiyor ve ona “O” demekle yetiniyor. Sadece ve kısaca “O”. İnsanlığı temsil etmesi için, insandan azade bir sesleniş. Birkaç haneden oluşan köyün tek çocuğu olan “O”, annesi ve babası tarafından terk edilen ve yaşamını dedesi ve üvey ninesinin yanında geçiren bir çocuktur. Bu çocuk, içinde yaşadığı ortamın getirdiği yalnızlığı doğa ile paylaşıyor. Bazen köyün çevresindeki kayalarla dost olup onlara isimler veriyor: Ihlamış Deve, Eyer, Kurt, Tank… Bazen de Don Kişot misali, devedikenleri ile savaşıyor. Çocuğun kendine arkadaş edindiği bir de dürbünü var. Çocuk, her gün yılmadan usanmadan yüksek tepelere çıkıp dürbünüyle Beyaz Gemi’yi izliyor. Çocuğun kendi düş dünyasının en tepesinde yer alan Beyaz Gemi, romanın kilit sembollerinden bir tanesi.


Beyaz Gemi, Issık Gölü’nden geçen gerçek bir gemidir ve çocuğun bu gemiye karşı duyduğu özel ilginin temelinde “parçalanmış aile” dramı yatar. Romanın ilerleyen sayfalarında çocuğun babasının gemici olduğunu öğreniyoruz. Çocuk, babasına -temelde hem annesinin hem de babasının içinde yer aldığı aile kurumuna- duyduğu özlemi Beyaz Gemi ile dışa vuruyor. Beyaz Gemi, eserde çocuğun uzaktan geçip gitmesini izlediği ve asla gerçek sahibi olamayacağını bildiği bir aileyi temsil eder nitelikte konumlandırılmış. Bunu, çocuğun düşünde gemiye binmesinden ve limana geldiğinde babasının ikinci eşinin ve çocuklarının onları karşılamasından anlıyoruz. Burada, limanda bekleyen ikinci eş ve diğer çocuklar Beyaz Gemi ile sembolize edilmiş ailenin gerçek sahipleri olarak karşımıza çıkıyor ve çocuğa bu gemide yol alamayacağını hatırlatıyor.

Beyaz Gemi’nin ulaşılması imkânsız bir aileyi sembolize ettiği fikrine götüren noktalardan biri de çocuğun ancak balık olup yüzerek gemiye ulaşabileceğine inanmasıdır. Ancak bu inanış basit bir hayalperestlik değildir. Çocuk için balığa dönüşme fikri, içinde bulunulan yalnızlığa ve çaresizliğe umut serpiştiren ve bir anlamda üzüntüsünü hafifleten sembolik bir amaçtır. Romanın sonunda çocuk, hem hastalığının etkisiyle hem de içine düştüğü umutsuzluğun getirdiği vehimle nehrin sularına kendini bırakıp bir “balık” olarak ölecektir.

Romanın diğer karakterleri de özenle seçilmiş ve idealize edilmiş karakterlerdir. Örneğin Mümin Dede; iyiliğin, saflığın, sevginin ve çalışkanlığın sembolüdür. Mümin Dede, insan ilişkilerinin çarpıklığına göndermede bulunacak şekilde donatılmıştır. Köyde “Kıvrak Mümin” olarak da anılan dede, insanlarla arasına mesafe koymayıp onları olduğu gibi kabul eden ve bu yüzden de köylüler tarafından değer görmeyen bir karakterdir. Ayrıca Kırgız halkı arasında yaygın olan Maral Ana soyundan türeme inanışı da yine Mümin Dede’nin gelenekselliği ile romanda hayat bulur. Yıllar sonra ormanda karşılaşılan marallar, dede için kutsallığını hâlâ korumaktadır. Romanın ilerleyen kısımlarında bu marallardan dişi olanı, yani Maral Ana, Mümin Dede’ye zorla vurdurulacak ve bu durum, artık Kırgız toplumunun geleneksel bir yozlaşma yaşadığının ifadesi olacaktır.

Orozkul, sahip olduğu kötü özellikleri ile romanda Mümin Dede’nin savunduğu değerlerin karşısına konumlandırılmış ve sürekli olarak da Mümin Dede ile çatışma halinde olan bir karakterdir. İnsan ırkının sahip olabileceği bütün kötülüklerin neredeyse tamamı Orozkul’da toplanmıştır. Öyle ki, Orozkul rüşvet alır, çocuğu olmadığı için roman boyunca sinirlidir, sarhoş olup karısına şiddet uygular ve büyüklerine zulmeder. Orozkul’un aldığı rüşvet aslında, dönemin Sovyet yönetimine ve yönetim birimlerinin içinde bulunduğu duruma bir işarettir.

Romanda Orozkul’un çocuk sahibi olamaması, toplumsal eleştiri bakımından önem arz eder. Mümin Dede’nin kızlarından biriyle evli olan Orozkul, çocuk sahibi olamamasının nedeninin karısı olduğuna inanır ve onu dayanaksız bir kısırlıkla suçlar. Karısının kısır olduğuna inanması onu, Mümin Dede’ye karşı daha da baskıcı olmaya iter. Çünkü karısı, Mümin Dede’nin kızıdır ve bu durumun sorumlularından biri de Mümin Dede’dir. Bu noktada aile içinde kadının statüsü ve kadının sorumlu olduğu çevrenin baskısı öne çıkar. Sonuç olarak hem kadın hem de kadının ailesi, kocaya karşı bir mahcubiyet hissi içindedir ve bu mahcubiyetin ortadan kalkmasının tek yolu da kocaya bir çocuk vermektir. Ancak bu durun romanın sonuna kadar çözülmez ve Orozkul “soyunu devam ettirecek” bir çocuğa sahip olamaz.

Sonuç olarak Beyaz Gemi; bir çocuğun gözünden yozlaşan toplumsal değerlerin, çarpıklaşmış insan ilişkilerinin, iyi-kötü çatışmasının, halk inanışlarının anlatıldığı ve kadının toplumdaki yerinin sorgulandığı bir eserdir. Özetle Aytmatov, bu eserinde de topluma değiniyor ve önemli noktalara “dürbün” tutuyor. Bu yönüyle roman şimdiye kadar çok konuşuldu ve şimdiden sonra da çok konuşulmayı hak ediyor.

_________________________________________
Tavsiye: Romandaki balığa dönüşme motifi, Tim Burton'ın Big Fish filmini hatırlattı. Muhteşem bir filmdir, izlenmeli.
AH ÇOCUK AH!!!

Nasıl bir çocuksun sen çok hayalperestsin bir kere,balık olmakta nereden çıktı...
Beyaz gemi'ye gidip babanı bulmak istiyorsun,herşeyi anlatmak istiyorsun.Tamam da onlar istemiyorlar ki seni,bir tek deden seviyor seni.Bir adın bile yok ki senin,böyle hayaller kurup yalnızlığını anlatmak istiyorsun bize,yıkıyorsun ama bizide çocuk...
İki gündür etkisinden çıkamadığım bu çocuk,kötülüğe karşı kendine göre savaşı.Keşke deden bu kadar pasif olmasaydı iyilik pasif olduktan sonra ne işe yarardı ki.Senin yaptığın şey bir nevi Oruzkul(kötülüğe)karşı isyan bir başkaldırıydı.Senin umutların,hayallerin tıpkı beyaz gemi gibi gitti çocuk.Yazarın da dediği gibi"Çocuk kalbinin,çocuk ruhunun bağdaşamadığı her şeyi reddettin.Bir şimşek gibi yaşadın sen."işte yazarıda bizi teselli eden buydu.Sen kötülüğü reddettin,kalbin hep temiz kaldı...

Cengiz Aytmatov'la bu kitapla tanıştım ve çok memnun oldum.Bu tanışmaya vesile olan #28739532 etkinliğini düzenleyen Okuma Delisi / Emir ve Pınar Yiğitcan teşekkürlerimi iletiyorum.
Cengiz Aytmatov Beyaz Gemi' de , Sovyet Rusya'nın dağlık kesiminde görevli olanlardan kurulu, toplam 8 kişinin yaşadığı bir yerleşim merkezindeki yaşantıya bizi götürüyor.

Kitapta esas olarak, annesi ve babası tarafından terk edilmiş olan ve dedesi tarafından himaye edilen 7 yaşındaki bir çocuğun ve zavallı dedesinin dramatik hikayesi anlatılıyor. Yazar bunu yaparken de gerçekleri, masalları, hayalleri,
destanları ve rüyaları hepsini kullanıyor. Her ne kadar ön planda çocuk ve dedesinin hikayesi varsa da, bana göre burada asıl anlatılmak istenen iyi ile kötünün farklı şekillerde bir birleriyle çatışmasının bize gösterilmesi.

Cengiz Aytmatov'un daha önce okuduğum üç kitabından da ( Cemile, Toprak Ana, Elveda Gülsarı ) tamamen farklı özellik taşıyan bu muhteşem dramatik eserin kesinlikle okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.
“Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlatmıştı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti. Şimdi biz bunlardan söz edeceğiz.” Sayfa 7.

Beyaz Gemi, bir çocuğun gözünden dünyanın kötülüğüne karşı ayakta durabilmenin romanı...
İnsanı etkileyen, en önemlisi hissettirebilen masalsı bir anlatıma sahip.
“Boynuzlu Maral Ana” efsanesi ile şekilleniyor ve Kırgız kültürünün değerlerini yansıtıyor aynı zamanda.

Şeker Portakalı ‘nda ki Zeze’yi gördüm. Onun saflığını... Yedisini doldurmuş sekiz yaşına yeni basan bir çocuk. Adı yok. Annesi babası yok. Ve onlara dair hayalleri var, hayallerine sizi de ortak ediyor. Kalbi acıtıyor bu çocuk...
Diyor ki, “Balık olacağım ben, duyuyor musun dede, balık olacağım ve yüzüp gideceğim buralardan.”
Hangimiz hayatlarımızın bazı dönemlerinde balık olup gitmek istemedik buralardan?

Mümin dede, namıdiğer “Kıvrak Mümin”, çocuğun dedesi. İnançlı, iyi yürekli bir insan. Yapılan her kötülüğe susuyor, sabrediyor. Ve bu iyiliği onu insanların içinde silik, aciz bir kişi haline dönüştürmüş. Mümin dedeye yapılanlar zulmeden insanların, iyi diye nitelendirdiğimiz insanları nasıl kullandığının bir örneği. Ki zaten Mümin dedenin iyiliği bir yerden sonra iflas ediyor.

Ve kitabın kötü kişisi Orozkul. Zulmeden taraf. Çocuğu olmuyor. Boyuna içiyor. Bütün bunların hıncını ise Mümin dededen ve karısından çıkartıyor.

Genel olarak kötülük galip geliyor algısı oluştursa da esas anlatılmak istenen çocuğun olanlara karşı direnmesiydi. Ve başardığına inanıyorum. Benim için kitabın sonunda özgür oldu çocuk...

Nedenini bilmiyorum lakin kitabı bitirdiğimde Erdal Eren geldi aklıma...
Anmak isterim bir şiirle.

Büyü de baban sana,
Büyü de
Acılar alacak
Büyü de baban sana
Büyü de
Yokluklar alacak
Büyü de baban sana büyü de
Bitmez işsizlikler, açlıklar alacak,
Büyü de
büyü de baban sana,
Baskılar, işkenceler alacak
Kelepçeler, gözaltılar, zındanlar alacak
Büyü de
Büyüyüp de on yedine geldiğinde,
Büyü de baban sana
İdamlar alacak…
Gülten Akın

Ve dinlemek isterseniz...
https://youtu.be/hSf0KhaAgYE

Bir hatam oldu ise, affola.
Okumak isteyenlere, okuyacaklara, şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Bu kitap bana, Leyla ile Mecnun dizisindeki İsmail Abi'nin masumiyetini anımsattı.. İsmail abi'nin Babası, biricik oğlu üzülmesin diye; gemiye bineceğim, sana ordan hep el sallayacağım, sonra bir gün gelip seni alacağım beraber çekip gideceğiz buralardan demiş.. İsmail abi o gün bugündür gemi gelecek diye sürekli bekler olmuş. (bkz. Youtube o gemi gelecek)
Şöyle bir sahne hayal edelim, evin salonunda anne ve küçük çocuğu sessizce oturmaktadır. Anne koltukta örgüsünü örmektedir,çocukla ilgisi yok gibidir. Çocuk da halının üstünde oyuncaklarıyla kendi kendine oynamaktadır, o da anneye ilgisiz görünmektedir. Az sonra anne aklına bir şey gelmiş gibi kalkar ve mutfağa doğru seğirtir. Çocuk oyundan başını kaldırmadan, göz ucuyla annenin çıkışını izler ve oynamaya devam eder. Odada yalnızdır. Herhangi bir huzursuzluk belirtisi göstermemektedir,çünkü az sonra annenin işini bitirip geleceğini, onu odada uzun süre yalnız bırakmayacağını "bilir" (belki bilişsel değil, sezgisel ya da yaşantısal bir şekilde) işte bu "bilme" hali anlatılıyor kitapta. Belki bilişsel değil ama sezgisel olarak umudunu kaybetmeyen bir karakter var kitapta. İsmail Abi'nin o gemi gelecek düşüncesine sonsuz inancı gibi.
fazla spoiler vermeden bir konuya değinmek istiyorum.
İsmail Abi'nin beklediği gemi "ölüm"se eğer, bana göre bundan iyi metafor olamaz. Eğer öyleyse, o gemi herkes için bir gün gelecek..
Ama boş yere dememişler: ''Kendi ayıbını örtmek isteyen başkalarının yüzüne kara çalar." diye.
Tuhaf yaratıklardı şu insanlar! Yerlerinde durmuyor, gürültü patırtı ile âlemi ayağı kaldırıyorlardı.
Cengiz Aytmatov
Sayfa 140 - ÖTÜKEN YAY.
Bu insanlar niye böyledir ? Niçin bazıları çok iyi, bazıları çok kötü oluyor ? Niçin herkesin korktuğu, çekindiği insanlar var, bir de kimsenin korkutamadıkları !
Cengiz Aytmatov
Sayfa 136 - Elips

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyaz Gemi
Baskı tarihi:
1970
Sayfa sayısı:
168
ISBN:
9789754370430
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Белый пароход
Çeviri:
Refik Özdek
Yayınevi:
Ötüken Yayınevi
Masalla gerçeği birleştiren bir eserdir. Geçmişi temsil eden dede ile geleceği temsil eden çocuk arasında dramatik bir ilişki kurarak insan duygu ve düşüncelerine kendine has yorumlar getirilir. Adı eserde hiç geçmeyen çocuğun saf ve temiz dünyasından, hayatın acı ve çıplak gerçeğine uzanan bir roman kurgusu meydana çıkarılır. Aytmatov’un, edebiyat âleminde geniş akisler uyandıran, uzun yıllar tartışılan, verilmek istenen mesajla yaratılan tiplerin büyük bir uyum sağladığı eserlerinden biridir.

Kitabı okuyanlar 5.462 okur

  • MERVE ÜNAL
  • Zehra Nur Özer
  • ~Meral~
  • Hatice T.
  • Karanfil
  • İrem Lale
  • GÖKTEN ÇAĞRI AKTAN
  • Edanur Çil
  • Zeynep
  • Beyzanur Sepetçi

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%12.5
14-17 Yaş
%19.6
18-24 Yaş
%25.4
25-34 Yaş
%23.2
35-44 Yaş
%12.2
45-54 Yaş
%4.2
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.5
Erkek
%33.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.6 (420)
9
%24.6 (389)
8
%25.1 (396)
7
%12.2 (193)
6
%5.7 (90)
5
%2.3 (37)
4
%1.3 (21)
3
%0.9 (14)
2
%0.4 (6)
1
%0.9 (14)

Kitabın sıralamaları