Mehmet Y.'in Kapak Resmi
Mehmet Y., Köse Kadı'ı inceledi.
6 dk. · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

İyi bir başlangıç yapsa da umduğumu bulamadığım bir roman oldu. 16. asırda Türk Macar hattında yaşananları anlatan bir tarihi roman. Karakterlerin çokluğu ve bunların bazılarının da birden fazla kimliği olması eseri karmaşıklaştırmış. Yine de dönemin bazı özelliklerini yansıtması ve Türkçesi nedeniyle okunabilir.

Şehr-i Ramazan
Ben oruç tutan ama haksızlık yapan birindense oruç tutmayan ama adaletli olan birini tercih ederim. Orucunu yemeyen lakin çatır çatır kul hakkı yiyenlerin umdukları sevabı bulamamalarını ümit ederim.

Oruç kişisel bir ibadettir; şahsı bağlar. Tutan, tutmayan, tutamayan herkesin birbirine saygılı; kibar, anlayışlı ve vicdanlı olduğu bir ramazan yaşayalım diye temenni ediyorum.

Sağlığım ve şartlarım elverdi, hiç oruç borcum yok lakin benim en sevdiğim hadislerden birisi; 'nice oruç tutanlar vardır ki, onlara açlık ve susuzluklarından başka bir şey kalmaz'dır.

İbadetlerimiz bizi iyi bir insan olmaya yönlendirmiyorsa ne manası olabilir?
Niyetlerimizi Cenab-ı Allah kabul eyler inşallah.

Şehr-i ramazan mübarek ola...

Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
6 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Senin kuvvet dediğin şeyin ne olduğu, büyük düşmanımız Türk Sultanının ağzında şöyle ifadesini buluyor: 'senin askerinin yaşamak arzusundan çok benim askerimin ölmek arzusu vardır.'

Köse Kadı, Bahaeddin Özkişi (Sayfa 171 - Ötüken Neşriyat)Köse Kadı, Bahaeddin Özkişi (Sayfa 171 - Ötüken Neşriyat)
Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
 6 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

İslam'da, Allah'a Rabbül müslimin değil, Rabbül alemin denir.

Köse Kadı, Bahaeddin Özkişi (Sayfa 69 - Ötüken Neşriyat)Köse Kadı, Bahaeddin Özkişi (Sayfa 69 - Ötüken Neşriyat)
Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
19 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Gerçek hikayeler romanlara, filmlere benzemez. Anlatıldığı an ihtimal olmaktan çıkar. Oysa romanların, filmlerin güzelliği buradadır, korkulan şeylerin sadece ihtimal olmasında.

Dünya Ağrısı, Ayfer Tunç (Can)Dünya Ağrısı, Ayfer Tunç (Can)
Mehmet Y. tekrar paylaştı. 19 saat önce
Mehmet Y., Dünya Ağrısı'ı inceledi.
31 Tem 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Kitabı alırken içeriğiyle ilgili hiçbir bilgim yoktu. Ancak Tunç’un daha önce okuduğum iki kitabı vardı ve hem ‘Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek’ hem de ‘Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi’ farklı türde olan ama gerçekten de çok başarılı iki kitaptı. Bu nedenle Dünya Ağrısı için de sıkı birer referans durumundaydılar.

Dünya Ağrısı, temelde Mürşit’in hikayesi… Mürşit, dünya ağrısı çeken bir adam. Çocukluğundan kalan ağır bir travma yaşıyor. Bu travmatik durum bütün hayatını etkilemiş. Yer yer sosyopatlık derecesine varan bir hayatı var. Dedesinden babasına, babasından da ona kalan bir otelin sahibi. Hayatının her anında ise derin bir mutsuzluk yaşıyor. Otelinde kalan ve romanda daha ziyade ‘Madenci’ olarak zikredilen, asıl adı Uzay olan bir maden mühendisiyle olan çilingir sofrası sohbetleri romana hakim olan unsur. Tabii oğlu Özgür de yine öne çıkan karakterlerden birisi. Tunç’un usta kalemi sadece Madenci ve Özgür değil, eşi Şükran, kızı Elvan, otel çalışanı Kibar, esnaftan Pehlivan hatta Madencinin eşi Arzu gibi yardımcı karakterleri de başarıyla işliyor.

Dünya Ağrısı bir bakıma bir otelin de hikayesi gibi duruyor. Romanda filmine gönderme yapılan Anayurt Oteli’ne benzer tarafları da yok değil. Tunç, somut bir şehir adı vermiyor ama bir altın madeni açılmış, küçük bir Anadolu şehri burası. Açıldığında şehrin en itibarlı oteliyken, Mürşit’in yönetiminde iyice dibi bulan bir otelin müşterileri var romanda. Mekanın bir otel olması romandaki kişi sayısını artırıyor ve beraberinde pek çok farklı hikayeyi de getirdiği için ona bir zenginlik katıyor.

Tunç, bazıları ayrı birer hikaye olarak dahi yazılabilecek konuları romanın içinde başarıyla kullanıyor. Bilhassa, sinemacılardan biriyle aralarında geçen ‘bu otelde hiç ölen oldu mu?’ sorusunun akabindeki hikayeler gerçekten ilgi çekiciydi ve aynen orada dediği gibiydi; ‘Mürşit, ‘gerçek hikayeler böyle yapar adamı’ diye düşündü. Gerçek hikayeler romanlara, filmlere benzemez. Anlatıldığı an ihtimal olmaktan çıkar. Oysa romanların, filmlerin güzelliği buradadır, korkulan şeylerin sadece ihtimal olmasında.’

Mehmet Y. tekrar paylaştı. 19 saat önce
Zehra Baysan, bir alıntı ekledi.
 14 May 21:48 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Bu şehrin her yanı sen demeksin artık; günüm sensin, gecem sen.."

Bir Gün, Mehmet Yılmaz (Sayfa 186 - Roza Yayınevi)Bir Gün, Mehmet Yılmaz (Sayfa 186 - Roza Yayınevi)

1000Kitap
Oh be... Sonunda... :)
Hiç bir sosyal paylaşım sitesinde olmayan ben, 1000kitap'ın 24 saatlik yokluğunda o kadar mutsuzdum ki...
Eminim çoğumuz öyleydik ve çok özledik.
Iyi ki kitaplar var; iyi ki 1000kitap.com var.
Hoş geldik...

Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
25 May 13:32 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış

Otuz Beş Yaş, Cahit Sıtkı Tarancı (Sayfa 189 - Can)Otuz Beş Yaş, Cahit Sıtkı Tarancı (Sayfa 189 - Can)
Mehmet Y. tekrar paylaştı. 25 May 13:31
Mehmet Y., Gölgesizler'i inceledi.
02 Oca 12:55 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

Bence kitabın kendisi bizatihi 'Gölgesiz'.

Çünkü var mı, yok mu?; masal mı, gerçek mi belli değil. Roman çok başarılı. Karakter çokluğu, çift zaman ve mekanlılık, kısmen fantastik ögeler nedeniyle biraz kafa karıştırmıyor değil ama çarpıcı bir eser. Okudukça 'nereye varacağını' iyice merak ediyorsunuz. Hatta son 3 sayfaya geldiğimde halen hiç bir şey belli değildi. İlginç bir finalle bitti.

Hasan Ali Toptaş'ın enfes Türkçesi, anlatım kaabiliyeti burada da aynı başarıyla var. Postmodern bir roman olarak İhsan Oktay Anar'ın başyapıtı Puslu Kıtalar Atlası'yla da -yaratık metaforu da dahil benzerlikler taşıyor.

Okuduğum ikinci Toptaş kitabı idi ve neden bu kadar geç kaldığımı tekrar düşündürdü.

----İpucu içerir----

Önce kitabını okudum, ertesi gün de hemen filmini seyrettim. Kitap filmden çok daha iyi, şayet kitabı okumadan filmi seyretse idim aynı hazzı alamayabilirdim.

Ancak itiraf edeyim -ki eminim çoğumuz aynısını yapmışızdır, kitap biter bitmez hemen bir internet araştırmasına girdim. Çünkü anlayamadığım bir çok şey oldu. Bunların nasıl yorumlandığını öğrenmek istedim. Sanırım yazar da bizi bir tek sonuca yönlendirmemiş olsa gerek.

Mesela filme göre, muhtarın da bir yaratık çocuğu var. Bu anlamda Güvercin'i kaçırıp iğfal eden Muhtar. Ya da düşük ihtimal muhtarın hanımını da bir ayı kaçırmıştı. Ancak romanda muhtarın böyle bir çocuğu yok. Dolayısıyla roman üstünden gidersek bu sonuca ulaşmak zor. Gerçi romana göre de muhtar böyle bir şey yapabilir. Ayrı mevzu...

Romandaki cami, imam, evdeki Hz. Ali resmi gibi konular da benim için muallak. Alevi köyüydü diyenler var vs.

Ayrıca Asker Hamdi/Fatma efsanesinden yola çıkarak köydeki ensestin anlatıldığını yazanlar da var. Ayı metaforunun devleti temsil ettiğini yazanlar da. Muhtar öldü mü, öldürül mü? Neden intihar eder? Bilemiyorum. Demek istediğim o ki, 'yav, ne var bunda? Hemencecik çözdüm her bir şeyi' diyecek değilim. Müphem bir çok şey var bende.

Neticede kült bir roman. Acayip...

Mehmet Y. tekrar paylaştı. 25 May 10:49
Mehmet Y., Kuşlar Yasına Gider'i inceledi.
30 Ara 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Bana teessüf olsun ki bu yaşıma kadar hiç Hasan Ali Toptaş okumamıştım. Ve 2016'da okuduğum en etkileyici romanı yılın son gününe saklamışım. Kuşlar Yasına Gider'i okudum ve çok beğendim. 

İlk olarak kitap kültürüne çok güvendiğim bir dostum mutlaka oku deyince dikkatimi çekmişti. Sonra Hürriyet'te 2016'nın en iyi beş kitabından biri denilince hemen alıverdim.

Bu referanslar yüzünden beklentim çok yüksekti. Bu bir eser için ciddi bir handikaptır aslında. Ancak başlangıcından itibaren roman beni de adeta içine çekiverdi.

Harikulade bir Türkçe; Türkçe'ye aşık edebilecek kadar duru ve yalın. Su gibi akıp giden bir yol türküsü gibi adeta. Ve bütün karakterler çok içten, çok bizden... Öyle ki, kitabın konusunu yazsam, gayet sıradan bir konuymuş gibi gelebilir.

Ancak Toptaş, bu sıradan ve bence evrensel bir konuyu yerel motifleri kullanarak o kadar güzel anlatmış ki, sanki okur olarak biz de Ankara'nın o karlı sokaklarında Aziz amcayı arıyor; Denizli yollarında yolculuk edip, Gömü'de yavaşlıyor; o köy evinin odasında akrabalarla beraber çay içiyor; hastane koridorlarında tahlil için koşuşturuyoruz...

Kitapta geçen onlarca türküden birinde der ki, on sene sakladım verdiğin saçı... Burada da senelerce saklanan, dile gelemeyen o sevgiler var işte...

Mehmet Y. tekrar paylaştı. 25 May 10:13
Mehmet Y., Masumiyet Müzesi'ni inceledi.
 20 Şub 15:13 · Kitabı okudu · 6 günde · 9/10 puan

Günlerce süren bir okuma serüvenine sebep olan, oldukça hacimli bir eseri öyle birkaç satırla geçiştirebileceğimi hiç sanmıyorum. Bazı eksiklerine –hatta fazlalarına bile diyebilirim- rağmen çok iyi bir roman Masumiyet Müzesi. Eğer İstanbul’da yaşıyor olsaydım ilk iş hemen müzeye giderdim. Onun yerine internette hem müze hem de kitap için yazılmış sayfalar aradım; yorumları okudum.

Kitap biteli yarım saat kadar oldu ve okurkenki son bir saatinde mideme çöküveren o ağırlık, kalbime bulaşan o sızı devam ediyor. Etkilendim mi? Evet. Füsun ismi içimde bir yaraya dönüştü mü? Evet…

Kitabın sonlarında, ‘Yalnızca âşıkların değil, bütün bir alemin, yani İstanbul’un hikâyesi olduğunu da anlayacaklardır’ demiş Pamuk. Evet, bu roman sadece bir aşk romanı değil bir İstanbul merkezli eskilerin Türkiye’sinin de romanıdır.

Eserin olumsuz taraflarından en önemlisi haddini aşan sevişme sahneleriydi. Neden olumsuzdu? Ahlaken mi? Pek değil. Zira Kemal’in aşkının dibacesi cinsellik olarak görülüyor. Buna rağmen sekiz sene boyunca o hissiyatını, dürtüsünü frenleyerek o eve gidip gelebilmesidir bana saçma görünen. Bu benim fikrim tabii; yoksa Kemal’in yaşadığı şeyin bir aşktan öte bir saplantı, tutkunluk olduğunu da söyleyebiliriz. Gerçi o zaman bu fikrim yine değişmeyecektir, ayrı mesele. Aşk o mudur derseniz, aşk izafidir demek isterim. Binlerce tarifi, tezahürü vardır. Bu da onlardan biridir.

Okurken gerçekten sabırlı olmanız gerekiyor. Fakat bu, anlatımın tıkanmasıyla ilgili değil bence; hacmin fazlalığından. Yoksa kendi okutan bir roman.

Bendenize ait olan bir uzun hikâye var; Bir Gün. Ben de orada sadece 80-90 sayfada Yavuz ile Tuğçe’nin aşklarını anlatmıştım. Yavuz da, Kemal gibiydi biraz. Yani hastaydı. Çünkü aşk bir hastalık halidir.

Pamuk’un aşkın hallerini verişini sevdim. Gel gitler, duygu evrilmeleri, vaz geçemeyiş, gururunu hiçe sayması, mazeretler üretme, kıskanma, bekleme, hayal kurma, kalp ağrıları, bakışlar, dokunuşlar… Her ayrıntıyı günbegün hatırlaması… Çok başarılıydı bence. Çok beğendim.

Benim uzun hikayemde de Yavuz, Tuğçe’den bir iz taşıdığını düşündüğü sinema bileti, aldıkları kitabın ya da yedikleri yemeğin fişi, verdiği çiçek gibi somut şeyleri saklıyordu. Yürüdüğü sokakları, bindiği minibüsü, girdiği kitapçıyı adeta kutsallaştırıyordu. Tabii Masumiyet Müzesinde bu durum çok daha bariz ve çokça var. Bu nedenle Kemal’in yaptığı şeyi çok iyi anlayabiliyorum. Aşka dairdir bunlar. Aşk semboller, kutsallar, şifreler üretebilir. Bu anlamda eksik olduğunu düşündüğüm bir şey de Kemal'le Füsun'un sadece ikisinin bildiği ortak bir şarkıları da olabilirdi. Unutamam Seni, mesela...

Zengin oğlan fakir kız klişesi gibi görünse de durum hiç öyle değil. Tamam, Yeşilçam melodramlarını andırıyor mu? Andırıyor ve aslında belki, tam da o yüzden bu kadar kalbimize işledi bu hüzzam aşk romanı.

Kurgu olduğunu bile bile değilmiş, gerçekmiş gibi hissetmemize de bu duygu sebep oldu belki de…

Velhasıl, okumakta çok geç kaldığım romanlardan biri de Masumiyet Müzesi’ymiş.

Mehmet Y. tekrar paylaştı. 25 May 10:13
Mehmet Y., Baba ve Piç'i inceledi.
 06 Tem 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Mevzuyu biliyorsunuzdur; Türk-Ermeni meselesi... Konu bu olunca edebiyattan çok politik tartışmaların olması kaçınılmaz oluyor. Ben önce edebi tarafını söyleyeyim. Şafak'ın diğer romanlarında olduğu gibi yine çok iyi bir kurgu, başarılı bir anlatım ve zekice işlenmiş bir olaylar örgüsü var.

Elif Şafak sonraki röportajlarında eserinin Türk-Ermeni meselesinde bir diyalog unsuru olmasını istediğini ve her iki tarafında da birbirini dinlemeye tahammül etmesi gerektiğini söylüyor.

Ancak kitaptaki karakterlere baktığımızda normal bir Türk'e bir türlü rastlayamıyoruz. Nedense geçmişteki ve haldeki bütün Ermeniler masum, mazlum ve makul iken Türk karakterler için bırakın aynı şeyi söyleyebilmeyi ne kadar sapkın ve acayip tip varsa doluşturulduğunu görüyoruz.

19 yaşında iki kız var mesela, birisi müslüman Türk ailenin evladı Asya; diğeri ise ABD'li Ermeni ailenin kızı Armanuş... Ama sanki müslüman Türk kızı Armanuş da, batılı hristiyan tip Asya gibi... O kadar yer değişmiş ki... Cafe Kundera'nın sakinlerini saymıyorum bile... Hele Mustafa; inanılmaz, bu kadar da olmaz denilecek cinsten!

Şafak, kitapta sembolizmin dibine vurmuş. Ipucu olmaması için ayrıntıya girmeyeyim ama iki kardeş arasındaki o istisnai hadise bir zamanlar kardeş kardeş yaşarken Türklerin Ermeni kardeşlerine yaptıkları ve sonra da unutmaya yattıkları kötülüğü(!) anlatmış.

Sonuçta etkileyici bir kitap, orası kesin..

Mehmet Y., Dilaver Cebeci / Bütün Şiirleri'ni inceledi.
 24 May 18:19 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Merhum Dilaver Cebeci Türkiyem'in şairiydi. Onu meşhur hale getiren şiiri Türkiyem'di. Ancak o yalnızca Türkiyem'den ibaret değildi.

İyi şiir mutlaka belli bir ölçüde yazılmaz lakin ben bir okur olarak sıkı bir hececiyim; halk şiirinden yanayım diyebilirim.

Dilaver Cebeci'nin neşredilmiş bütün kitaplarının cem edildiği 'Bütün Şiirleri' farklı yıllarda ve tarzda yazılmış şiirlerden müteşekkil. Açıkçası ben en çok hece ölçülüleri sevdim. Bazılarını paylaştım. Çoğu türkü ya da sanat müziği formunda bestelenebilecek olan bu şiirlerden bazıları Yürüyüş, Temenni, Aklıma Düştü, Kabul Edilmiş Eski Bir Dua, Söz, Fetih Güzellemesi, Eski Bir Hasret Türküsü, Birlik Çağrısı, Olumsuz Koşma...