Mehmet Y.'in Kapak Resmi
Mehmet Y. tekrar paylaştı. 24 dk.
Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
17 Oca 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Totaliter bir rejimde belki de en iyi anlatma şekliydi yazmak...

Cengiz Aytmatov Kitabı, Bilal Dursun Yılmaz (Sayfa 23)Cengiz Aytmatov Kitabı, Bilal Dursun Yılmaz (Sayfa 23)
Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
2 saat önce

Aytmatov'a göre insanda en güzel şey, vicdandır ve hayatın en ağır anlarında hayata tutunabilmek için ona güç veren de yine vicdandır.

Cengiz Aytmatov (Büyük Boy), Ramazan Korkmaz (Sayfa 153 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)Cengiz Aytmatov (Büyük Boy), Ramazan Korkmaz (Sayfa 153 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)
Mehmet Y., Dağlar Devrildiğinde'yi inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · 10/10 puan

Bu son romanında Aytmatov’un kendine yakışanı yaptığını söyleyebiliriz. Eserin Aytmatov okurları için alışıldık bir tarzı var. Yine Kırgız gelenekleri ile modern dünya arasındaki gelgitlerden söz ediliyor. Aytmatov adeta bugüne kadarki bütün roman ve hikâyelerinde kullandığı figürleri bir geçit resmiyle önümüze sunuyor. Aşk, tabiat sevgisi, insanların ihtirasları, hayvan kahramanlar, kader, karamsar bir tablo ve kaybetme eğilimli kahraman, yerel motifler, efsane ve masallar, Kırgız folkloru, savaş, tren…

Yine Aytmatov’un sıklıkla ve başarıyla kullandığı bir metot olan geriye dönüş tekniği de romanda yer yer kendini göstermiş. Burada özellikle vurgulanan unsurlar ise globalleşme ile birlikte insanoğlunun para hırsı için bir zamanlar akla hayale bile gelmeyecek yöntemlere başvurması…

Hemen her hikâyesinde olduğu gibi harika bir film senaryosu çıkabilir yine. Neticede Aytmatov iyi bir edebiyatçı olduğu gibi sinema konusunda da hayli tecrübeli bir isim ve veterinerlik eğitimi de almış bir kişi. Öyle ki daha önce mükemmel tasvir ettiği Kurt ( Taşçaynar ve Akbar ) , Deve ( Karanar ) , At ( Gülsarı ) gibi hayvan kahramanları vardı. Bu sefer de bir Kar Leoparını (Caabars) öykünün merkezine oturtmuş.

Aytmatov’un diğer eserlerinin başlangıç cümleleri eserin gidişatı hakkında bilgi verir genelde. Örneğin Beyaz Gemi’nin başlangıcındaki ‘Onun iki masalı vardı’ cümlesi ile Toprak Ana’daki “Üzerinde yeni yıkanmış beyaz entarisi ve koyu renkli beşmenti, başında beyaz yazmasıyla, bir ana, biçilmiş tarlaların arasından geçen yolda ağır ağır ilerliyor.” cümlesi anlatılacaklar hakkında bir işaret veriyordu okura. Burada ise başlangıç cümlesi, ‘kader!’. Hatta bu romanın adı bile olabilirmiş, kader…

Kırgızistan'ın ve dahi Türk dünyasının en büyük romancısı, yerelden milliye ve oradan da evrensele uzanıyor yine. Bize ise onu defalarca okumak ve her seferinde ‘iyi ki yazmışsın üstat’ demek düşüyor.

Bu vesileyle 10 Haziran 2008 günü kaybettiğimiz büyük romancı, Cengiz Aytmatov’a bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

İpucu içerebilir mi emin değilim lakin romanın özeti namına şunları söyleyebiliriz.

Romanın kahramanı, orta yaşlı, bağımsız bir gazeteci olan Arsen Samançin. Arsen, Aydana adlı bir opera sanatçısına âşık olmuştur ve Aydana’nın bir halk efsanesine dayanan ve kendi uyarladığı Ebedi Nişanlı adlı operayı sahneye koyacağı günün hayalini kurmaktadır. Ancak Aydana, hem aşkına karşılık vermeyi bırakmış hem de Ertaş Kurçalov adlı sonradan zengin olma bir pop müzik yapımcısının cazip teklifi sonucu operadan tamamen vazgeçip bir pop yıldızı olmuştur. Acı ile nefreti içinde yaşatan Arsen, amcası Bektur Ağa’nın yardım isteğiyle köyüne gidecektir. Bektur Ağa, yaban hayvanlarının avlanmasını sağlayan ve çok zengin turistlere hizmet sunan bir şirket kurmuştur. İki Arap turist yalnızca Kırgız Dağlarında bulunan Kar Leoparlarından avlamak için gelecektir. Arsen ise amcası ve onun adamlarına tercümanlık yapacaktır. Köyde Taştanbek, Eles gibi yeni kahramanlar girecektir hikâyeye. Sonrası ise hem bir macera hem de bir kaderdir…

Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
4 saat önce

Livaneli'nin Kaleminden Cengiz Aytmatov
Cengiz Aytmatov’un ölümü dünyayı sarsmaya devam ediyor. Bu büyük yazarın bıraktığı boşluğu, Nâzım’ın deyimiyle “Kesik bir kol gibi omuz başımızda” hissetmeye başladık bile.

Ne mutlu bana ki onun evrenini bir parça da olsa paylaşma olanağı bulabildim, bilgeliğinin ve dostluğunun tadına varabildim.

Dünyanın her köşesinde birçok hayranı olan bu büyük ve namuslu adamın anısı önünde bir kez daha saygıyla eğilirken, bir noktaya dikkat çekmekte yarar görüyorum.

İki gündür beni yurt dışından ve yurt içinden arayan bütün basın yayın organlarına tekrarladığım bir şey bu.

“Cengiz Aytmatov bir kültür milliyetçisiydi!”

Bu tanımı o kadar önemsiyorum ki tekrar tekrar vurgulamak istiyorum.

Aytmatov kelimenin dar anlamında bir “milliyetçi” olsa, sadece Kırgızistan’a kısılır kalırdı.

Oysa o şunu söyleyebiliyordu:

“Ey insanlar, dağların, denizlerin ardında yaşayan insanlar! Neden savaşıyorsunuz? Toprak mı istiyorsunuz? Hepinizin anasıyım ben. Ve sizler benim önümde eşitsiniz. Kavgalarınızı değil, çalışmalarınızı, dostluğunuzu istiyorum ben.”

Bütün insanlığa seslenen bir yazar olduğu için sesi her yerde yankılandı.

Ama bu politik tavra rağmen, bir “kültür milliyetçisi” idi o.

Peki ne demektir kültür milliyetçiliği?

Milliyetçilik ideolojisinden farkı nedir?

Bu soruları çok önemsiyorum.

Çünkü zaman zaman gençlerden iyi niyetli sorular geliyor ve “Zülfü abi, insanın vatanını milletini sevmesinin kötü yanı ne?” diye soruyorlar.

İşte sorun da burada.

***


İnsan kitlelerinin iki büyük kutsalı var: Din ve milliyetçilik!

Bu duygular bütün insanlarda ortak olduğu için, istismara, çarpıtmaya, kötüye kullanmaya da çok elverişli.

Bu yüzden tarih boyunca bir sürü politika bezirgânı bu iki kutsal duyguyu sömürerek kitleleri peşlerine taktı ve felaketlere yol açtı.

Milliyetçilikten yola çıkan Hitler’leri, Mussolini’leri hatırlayın.

Din de kutsal bir duygu olarak çok kullanıldı ve o da felaketlere yol açtı.

Yaşar Nuri Öztürk’ün önemli kitabında anlattığı “Allah ile aldatmak” durumundan söz ediyorum.

Cengiz Aytmatov bu iki tuzağa da düşmeyen, dünya insanlarının tümünü seven bir büyük yürekti ama ana diline, kök kültürüne, masallarına, destanlarına da son derece bağlıydı.

Ömrü boyunca içinde yetiştiği Kırgız ovalarının, dağlarının kadim kültürünü yüceltmeye çalıştı.

Aynen Türkçeyi dünyaya taşıyan Nâzım Hikmet gibi, Yaşar Kemal gibi.

İşte kültür milliyetçiliği derken bunu kastediyorum ve bu anlamıyla hepimiz kendi kültürümüzün ve ana dilimizin milliyetçisiyiz.

Hem de kendisine “milliyetçi” sıfatını layık gören birçok kişinin anlayamayacağı, hayal bile edemeyeceği kadar.

Bu milliyetçilik, dünyadaki bütün ana dillere, kültürlere, halkların yarattığı her güzel şeye sahip çıkmayı gerektiriyor.

Düşmanlığın değil dostluğun dilini konuşuyor.

Schiller ve Beethoven’in hayat verdiği biçimiyle “Hepimiz kardeş olacağız!” diyor.

Aytmatov sürekli olarak kök kültürünü yüceltti, onu yetiştiren topraklara borcunu ödemeye çalıştı ve böylece evrensel insan kardeşliğine unutulmayacak katkılarda bulundu.

Dünkü yazımdaki dileğimi bir kez daha tekrar ediyorum:

Yerin uçmak olsun Cengiz Aga.

Zülfü Livaneli

Cengiz Aytmatov (Büyük Boy), Ramazan Korkmaz (Sayfa 127 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)Cengiz Aytmatov (Büyük Boy), Ramazan Korkmaz (Sayfa 127 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)
Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
Dün 14:27

Fakat Cemile hakkındaki düşüncelerimi yazmaya başlarken her ne kadar tereddüt içinde olsam da söyleyebilirim ki, bu eser benim için dünyanın aşkı anlatan en güzel hikayesi.

Louis Aragon - Paris - 30 Mart 1959

Cengiz Aytmatov (Büyük Boy), Ramazan Korkmaz (Sayfa 83 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)Cengiz Aytmatov (Büyük Boy), Ramazan Korkmaz (Sayfa 83 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)
Mehmet Y. tekrar paylaştı. Dün 10:14
Mehmet Y., Harika Portakal'ı inceledi.
30 Mar 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Türkiye’de yayımlanan futbol kitaplarının sıkı bir takipçisiyim. Pek çok kitabı okudum. Açıkçası içlerinde gerçekten çok iyi kitaplar da var. Harika Portakal da onlardan birisi. Peki, bir futbol kitabını ‘iyi kitap’ sınıfına koyabilecek şeyler neler olabilir?

En başta sıradan olmaması gelir. Yani, medyada zaten okuduğumuz herhangi bir futbol köşe yazısı ya da haberi özelliği taşımamalı. İyi bir kurgusu, ilgi çekici bir öznesi olmalı. Yazarın belli bir edebi niteliği, farklı bir üslubu olmalı. Gezmeye, seyretmeye ve sevmeye dayalı bir anlatımı olmalı. Evet, futboldan ve futbolcudan tabii ki bahsetmeli ama onların içinde insan hikayeleri, sosyolojik tahliller ve hatıralar da olmalı.

İşte bu kitap tam da öyle bir kitap. İngiliz gazeteci David Winner, Hollanda futbolunu yazmış. Cruyff ve arkadaşlarıyla 1960’larda başlayan Hollanda futbolunu, Portakalları…

Ve tabii ki Total Futbolu…

Ancak o kadar başarılı bir kitap ki, beraberinde Hollanda’yı, Hollandalıları, Hollanda sanat ve siyasetini de okuyorsunuz. 1974 ve 78 finalinin kaybedilişi, 1988 Avrupa Şampiyonluğu… Ajax’ın halleri… Amsterdam’ın hikayesi… Cruyff, Rensenbrink, Haan, Van Der Kerkhoff’lar… Gullit, Rijkaard, Van Basten, Koeman… Michels, Van Gaal, Hiddink… Kluivert, Bergkamp, Overmars… Hollanda,-Belçika rekabeti… Hollanda-Almanya düşmanlığı… Hollanda futbolundaki Surinam geleneği… Önemli olan kazanmak değil iyi oynamak inceliğini…

Yine mesela Ajax’ın ve Amsterdam’ın Yahudi imajının aksine aslında hiç de öyle Nazi karşıtı kahramanlıkları olmadığını anlatıyor. ( Aynı şeyi Simon Cuper de Ajax, Hollandalılar ve Savaş’ta anlatmıştı. )

Dediğim gibi, kitap elbette bir futbol kitabı ama sadece bir futbol kitabı değil. Amsterdam’ı görmüş birisi olarak ilgimi daha çok çektiğini de söylemeliyim.
Orada anlatılan bazı maçları, pozisyonları internetten bulup tekrar seyrettim. Bazı fotoğrafları araştırdım. Hatta kitabın kapağında futbol literatüründe Cruyff dönüşü / Cruyff Turn olarak geçen o mükemmel hareket var.

Winner, 2000’e kadar olan kısmı yazmıştı kitabında. 2000’de ülkesinde yarı finalde İtalya’ya maç içinde 2 penaltı kaçırıp, penaltılarla elenmişti Hollanda. Kitap aslında orada bitmişti ancak 2010’da yeni bir bölüm eklenmiş. Tam 10 yıl aradan sonra yani. Çünkü 2010 Dünya Kupası finalinde Hollanda, İspanya ile oynadı. Ve ilk defa yazar Hollanda’yı değil de rakibini tutmuştu. Çünkü güzel oyun İspanyollardaydı…

Daha bir sürü şey yazabilirim lakin son olarak şunu söyleyeyim; eğer futbolla ilgiliyseniz mutlak okuyun derim.

Mehmet Y. tekrar paylaştı. Dün 10:14
Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
28 Mar 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

1993 yılında Alman neo-Nazilerin Türk Gastarbeiter'lerin evlerini kundaklaması Hollanda'da bir dizi protestoya neden oldu. Bir milyondan fazla Hollandalı erkek ve kadın 'Kızgınım' isimli dilekçesini imzalayıp Alman Şansölye Kohl'e gönderdi. 'Ben De Kızgınım' aslında daha doğru bir isim olabilirdi: Dehşet içindeki yüz binlerce Alman da kendi şehirlerindeki bu kundaklama olayını lanetliyordu.

Harika Portakal, David Winner (Sayfa 142 - İthaki)Harika Portakal, David Winner (Sayfa 142 - İthaki)
Mehmet Y. tekrar paylaştı. Dün 09:03
Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
 12 Oca 16:21 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Samsun
19 Mayıs Pazartesi günü sabah saatlerinde Samsun’a geldi. Sandallarla Reji İskelesi’ne çıktılar. Bir heyet tarafından karşılandı çünkü resmî görevliydi. Samsun, kurtuluş mücadelesinin fitilinin ateşlendiği şehir oldu. Nitekim seneler sonra o günü anlatırken, “Ben Samsun’u ve Samsun halkını gördüğüm zaman memlekete ve millete ait bütün tasavvurlarımın, kararlarımın yerine getirilebilir olduğuna bir defa daha kuvvetle inanmıştım. Samsunluların hal ve durumlarında gördüğüm, gözlerinden okuduğum vatanseverlik, fedakârlık, ümit ve tasavvurlarımı müspet bir inanca
götürmeye yeterli olmuştu,” diyecektir. Samsun, Anadolu’ya çıkış noktasıydı. Bu tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biridir. Atatürk de zaten Nutuk’u bu tarihten başlatır. Belki kendi doğum gününün tarihi olarak 19 Mayıs’ı seçmesi de böyle açıklanabilir

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 167 - Kronik Kitap)Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 167 - Kronik Kitap)
Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
18 May 19:46

Cemile'yi yazdıktan sonra çok sert eleştirilerle karşılaştığını anlatıyor. Ateşli komünistlerden bir yazar, "Bu roman anavatana ihanettir" diye başlayan bir konuşma yapmış o zamanlar:

"Cemile'nin kocası vatan için faşistlere karşı cephede dövüşürken o başka bir adama aşık olup onunla gidiyor."

Cengiz gülerek, "İyi ki Aragon hikayeyi çevirip Paris'te yayımladı." diyor. "Yoksa hapı yutmuştum."

Zülfü Livaneli

Cengiz Aytmatov (Büyük Boy), Ramazan Korkmaz (Sayfa 63 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)Cengiz Aytmatov (Büyük Boy), Ramazan Korkmaz (Sayfa 63 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)