Mehmet Y. profil resmi
Cengiz Han'a Küsen Bulut :(
Okur-Yazar
Lisans
2695 okur puanı
05 Tem 2015 tarihinde katıldı.
  • Mehmet Y. paylaştı.
    260 syf.
    Kitabı tekrar okumaya başladığımda şöyle bir not düşmüştüm:
    “Yirmi iki sene sonra tekrar okuyorum. İlk okuduğum zamandan beri gerek yazarında gerekse bende o kadar çok şey değişti ki! Sanırım değişmeyen tek şey bu kitapta toplanan yazıların birbirinden nefis Türkçe metinler olduğu gerçeği olacaktır. Okuyup, göreyim...”

    Evet, hakikaten öyleydi. Bu kitaptan elimde iki tane var. Bir tanesi üniversite yıllarımda aldığım, eski bir baskı ve ben üzerine tarih düşmüşüm: 29 Ekim 1998 Perşembe. Demek ki, onu 22 sene kadar önce okumuşum. Yıllar sonra bir kitap fuarında Ahmet Turan Alkan Hoca’yı gördüğümde aynı kitabın 2010 yılı baskısını almış ve kendisine imzalatmıştım. Dolayısıyla elimde Üç Noktanın Söylediği’nden iki tane var.

    Bu bir deneme kitabı ve içerisinde 1995 yılından önce yazılmış denemeler yer alıyor. Yıllar önce okuduğum kitabı tekrar okuduğumda, şu hissi yaşadım; meğer bu denemeler, bu yazılar bende ne kadar büyük bir iz bırakmış. Çünkü pek çoğunu halen hatırlıyordum. Hatta önemli bir kısmını alıntı yaptım, altlarını çizdim ve hemen hepsini gayet net hatırlıyordum. Yıllar önce okuduğumda yeni şeyler öğrenmiştim ama hepsinden öte yazma serüvenimde, yazarın da belirttiği gibi, “taklit etmek bir öğrenme biçimidir” demişti ya, böyle olunca ben de elimden geldiğince Ahmet Turan Alkan’ı taklit etmeye çalışmışım.

    Evet, onun bir üslubu vardı ve bu üslup benim gerçekten çok hoşuma gitmişti. Üstelik sadece bir okur olarak değil, bir yazar adayı olarak da hocanın yazılarını ilgiyle takip ediyordum. Zaman zaman bir okur olarak ona mail atardım. O, büyük bir nezaketle, mutlaka ama mutlaka cevap yazardı. Hoca’nın sadece yazılarını değil, aslında dünyaya bakışı, düşünceleri, taşralılığı ve sonrasında yaşadığı macera bana çok benzeyecekti! Elbette onun sadece Üç Noktanın Söylediği adlı kitabını okumadım. Bütün kitaplarını temin ettim ve okudum. Kitapların hemen hepsini Ötüken Neşriyat basıyordu. O yıllarda kimleri basmıyordu ki, İskender Pala, Beşir Ayvazoğlu, Emine Işınsu, Tarık Buğra, Cengiz Aytmatov, Cengiz Dağcı, Peyami Safa, Mehmed Niyazi, Sevinç Çokum, Erol Güngör… Muazzam bir kadroydu; şimdi pek çoğu bir tarafa savrulmuş, kimi mahzun kimi zalim, kimi merhum!

    Ancak 2016'dan bu yana hocanın kitabını basacak bir yayınevi yok. Aslında bu konulara çok girmek istemiyorum ama Türkiye'nin en önemli kalemlerinden birisi, ülkedeki tuhaf politik ilişkiler sonucunda fikirleri nedeniyle bile değil sadece muhalif olmaya başlaması ve yazdığı gazeteden dolayı kendisi ile asla alakası olmayacak şeylerle suçlandı ve uzun süre cezaevinde tutuldu. Hatta cezaevinde bir muhasebe yapıp, “Sağ Yanım” adını verdiği bir roman yazdığını da duyduk. Hayatını adadığı değerler, kutsallar, insanlar, fikirlerin aslında katilimiz olabileceğini anlamış bir aydındır Hoca. Hemen her konuda onunla hemfikirim ben de.

    Umarım bu romanı basacak cesaretle birileri çıkar ve böylece Ahmet Turan Alkan'ın şahsında ömrünü feda ettiği değerler konusunda ciddi bir muhasebe yapan ve derin hayal kırıklığı yaşayan, dolayısıyla “sağ yanında” büyük acılar hisseden pek çok kişinin hikayesini de okumuş oluruz. Kaldı ki, ben de kendimi bu kitlenin içerisinde addediyorum.

    Tekrar kitaba döndüğümüzde, dediğim gibi 1995 yılından önce muhtelif dergi ve gazetelerde yayımlanmış denemelerden oluştuğunu görüyoruz. Kitap dört bölümden müteşekkil ve ben bu denemelerin çoğunu gayet net hatırlıyorum. Demek ki, o zamanlar 19-20 yaşlarında olan bir üniversite öğrencisi olarak, tabiri caizse kutsal bir metin okur gibi okumuşum bunları. O nedenle pek çok aforizma, birbirinden leziz yazıların olduğu bir kitap bu.

    Halen hatırladıklarım ve tekrar okuduğumda yine çok beğendiklerim var. Örneğin çevre insan ilişkisi ile ilgili olan, İnsanlığın Kırık Kadehi ya da Kaybedilmiş Dava; Mustafa Reşit Paşa ile yapılan muhayyel bir söyleşinin olduğu, Reşit Paşa Savunuyor; Benim Aforizmalarım; Kahramanlar Çağı Bitti Mi?; Gavur Dostlarım; Uzaydan Mı Gelmişlerdi?; Kapılardan Sığmayan Yiğit Hakkında Bilmek İstemediklerimiz; Halamın Romanı Niçin Yazılmadı?; Çıkmaz Sokaklar; Üç Noktanın Söylediği; Ali Desidero ve Okumuş Çocuklarımız…

    Bunlar ilk anda aklıma gelen denemeler ama içlerinde bir tanesi var ki, benim için çok müstesnadır. Bu şahane denemenin adı, Şairler ve Şiir Aleyhinde’dir. O zamana kadar sayfalar dolusu şiirler karalayan bir cahil olan ben, yazıdaki yaşanmışlıktan da yola çıkarak şiir yazmaya tövbe etmiştim. Hadi itiraf edeyim, yılda nadiren birkaç bir şey karaladım ama kendimi asla bir şair olarak görmedim. O haddi kendimde bulmadım. Yani şiiri küçümsemedim, bilakis onu oldukça yükseklerde gördüğüm için, şiir yeteneğimin onu yazmaya yetmeyeceğine inandım.

    Ahmet Turan Alkan benim için önemli bir kalemdir, özeldir. Biraz “kadim Türkçe” ağırlıklı olsa, hatta yazarın her fikrine katılmasanız bile, üst düzey Türkçe yazılar okuyabileceğiniz, oldukça leziz bir üsluba sahip bir kitap bu…

    Boş ver be Hoca’m… İyi ki yazmışsın, hatta keşke yine yazsan, keşke bunlar olmasaydı, keşke, keşke...
  • Mehmet Y. paylaştı.
    Lise yıllarında niçin her delikanlı ve genç kız şairdir? Niçin milyonlarca genç, ömürlerinin belirli bir vaktinde şiirin yel değirmenine kalburla su taşıyıp dururlar ve neden bu yılların şiiri, kahrı çekilmeyecek kadar değersiz ve sıradandır? Şiiri bu kadar kolaya alışımız ve 'ben yazdım oldu' zehabına kapılışımız esasen şiire hakaret değil midir?

    O yıllarda gençlerin evlenmesine, siyasetle uğraşmasına, müzik setini kurcalamasına bile tahammül edemeyiz de, şiir yazmaya kalkışmasını eğik bir tebessümle hoş karşılarız.
    Ahmet Turan Alkan
    Sayfa 149 - Ötüken Neşriyat
  • Mehmet Y. paylaştı.
    Dost ki, insanın yarısıdır. Aynı yüreği besleyen iki atardamara benzer; bölüştüğünüz halde eksiltmeyendir, ruhun simetrisidir ve zannımca Yahya Kemal haklıdır: "dostluk aşktan da üstündür."
    Ahmet Turan Alkan
    Sayfa 159 - Ötüken Neşriyat
  • Mehmet Y. paylaştı.
    Her istasyonun bir romanı vardır.
  • Üç noktanın ima ettiğini yeri gelir bütün bir edebiyat şerhten aciz kalır. (...)
    Çünkü üç nokta arasındaki mesafeye kendinizi koyabilirsiniz; hayâlhanenizi, hislerinizi ve tasavvurlarınızı... Üç noktalık bir hacmi siz inşa eder ve orada kendinizi tarif edersiniz.
    Ahmet Turan Alkan
    Sayfa 226 - Ötüken Neşriyat
  • Eğer eviniz çıkmaz sokakta ise, diğer sokak sakinlerini kat be kat aşan bir sorumluluk ve samimiyet çizgisinde, artık komşuluğu da aşmış bir sıcak teması sürdürmek zorundaydınız. Hem de hiç yüksünmeden ve farkına varmadan... Çünkü çıkmaz sokağın öteki ucu sadece yaya trafiğine değil, serseri nazarlara da kapalıdır. Sokağa giren herkes aşinadır.
    Ahmet Turan Alkan
    Sayfa 204 - Ötüken Neşriyat
  • Benim haset ettiğim yazar türü bunlardan tamamen farklı. İlk olarak futbol yazarlarını deli gibi kıskandığımı, bir türlü çekemediğimi itirafla işe başlamalıyım. Daha sonra Seyahatname ve sinema yazarları geliyor. Adamlar vazife icabı dünyanın en güzel işlerini yaptıkları halde, hem üste para kazanıyor hem de itibar görüyorlar.
  • Mehmet Y. paylaştı.
    280 syf.
    Attila’nın adını ilk duyduğumda ortaokul birinci sınıfta idim. Avrupa Hunları’nın hakanı olduğunu ve barbar kavimleri sürerek Roma’ya kadar girdiğini biliyordum. Bir de ‘gerdek gecesinde burun kanamasından öldüğünü!’ Sonrasında epeyce bilgi sahibi olduysak da elbette bunların çoğu tevatürlere dayalı şeylerdi.

    Attila, ilk defa 1930’larda neşredilmişti. Bundan önceki son baskısı ise 1977’te yine Ötüken tarafından gerçekleştirilmişti. 2010’daki tekrar basımla birlikte aradan tam 33 yıl geçtikten sonra Attila yeni nesil ile tekrar buluşmuş oldu.
    Romanın giriş kısmında Safa, eserle ilgili bilgiler veriyor. Eseri yazarken farklı kaynaklara müracaat ettiğini ifade ediyor. Bunlardan bir bölümü Attila’yı kanlı bir diktatör, bir barbar olarak gösterirken bazı kaynaklar ise onun insancıl tarafından dem vurmaktadır. Safa, milliyetçi bir bakış açısına sahip olmasının da tesiriyle Attila’yı sahiplenmiş ve onu “kahraman bir Türk cihangiri; bir Türk başbuğu” olarak tasvir etmiştir.

    Peyami Safa, gerçekten çok kuvvetli bir kaleme sahip. Tek tarihi romanında da bunu gösterebiliyor. Dil, dönemin Türkçesine uygun, yeni nesil için zorlayıcı olabileceği düşünülerek kitabın sonuna ( ne kadar acı aslında ) bir sözlük konulmuş.

    Roman oldukça akıcı ve merak uyandırıcı bir tarzda gidiyor. Attila’ya suikast tertip etmek maksadıyla Hun ülkesine giden Roma heyetinin gözüyle başlayan olaylar daha sonra Attila’nın ve çevresindeki kadınların penceresinden anlatılıyor.
    Bence çocukluk yıllarından başlatmayıp, en zirvede olduğu dönemi anlatması doğru bir yaklaşım olmuş. Safa’nın bazı eserlerinde başarıyla portresi çizilen ‘fettan, güzel ve muhteris kadın’ tiplemesi burada Onoria’da kendini bulmuş. Onoria, Attila’nın aşklarından birisi ve güzelliğiyle meşhur bir Roma prensesi. Yalnız aralarındaki aşk son derece samimi ve yalın iki insanın tutkusunu barındırıyor. Öyle ki, Onoria, Attila’nın aşkı için her türlü riski göze alıyor ve yeniden onun sarayına dönmeyi başarıyor.

    Romanın son bölümlerinde peyda olan İldiko karakteri de yine ‘fettan, güzel kadın’ prototipine buna uygun ama kendi etkisinden çok Attila’nın o an ki ruh hali ve zaafı onu tesirli hale getiriyor sanki. Nitekim roman boyunca ölümüne sebep olacak evliliğin Onoria ile olmasını beklerken bir anda İldiko çıkıyor ortaya ve hayatı gibi ölümü hatta ölüm sebebi de tartışmalı olan Attila’yı zehirli bir iğne ile öldürüyor. Böylece Katolik Roma için “Tanrının Kırbacı” olan Attila sorunu bertaraf edilmiş oluyor.

    Peyami Safa, büyük atalarımızdan birisi olarak gördüğü Attila’yı tarihçilerin izini sürerek anlatmaya çalışmış ve onu klasik bir barbar gibi göstermeye çalışan Roma kaynakları kadar daha objektif olan ve Hun Medeniyetinden söz eden Germen kaynaklarını da taramıştır. Macarların ve Türklerin müşterek tarihi şahsiyetlerinden olan Attila ile ilgili başarılı bir roman olduğu kanısındayım.

    Yalnız çok bariz bir hata var –ki Safa bunu nasıl gözden kaçırmış bilemiyorum- bir Hun geleneğini anlatırken roman kahramanlarını konuşturuyor ve henüz 5. asırda olunmasına rağmen yaklaşık 6 asır sonra gelecek olan Moğol İmparatorluğu ve Cengiz Han’dan örnek veriliyor.

    Özetle, Attila ile ilgili tarihi bilgi ve söylentileri ışığında okunası bir eser çıkmış ortaya. Elbette bir Yalnızız değil ama yine de istese bile kötü yazamayacak olan Peyami Safa’ya ait.
Cengiz Han'a Küsen Bulut :(
Okur-Yazar
Lisans
2695 okur puanı
05 Tem 2015 tarihinde katıldı.