Mehmet Y.'in Kapak Resmi
Mehmet Y. tekrar paylaştı. Dün 22:11
Selman Ç., bir alıntı ekledi.
15 Oca 21:33 · Kitabı okuyor

Savaş büyük bir felaket. Toplu bir cinayet. Emin olun savaşın kazananı yok. Kazanan dediklerimiz daha az kaybedenler aslında. Savaşta insan kalabilmek kolay değil. Ne olursa olsun barıştan yana olmak lazım. Ben iki büyük savaşa katılmış birisi olarak bunu bütün varlığımla hissediyorum. Savaş gerçek bir felaket...

Tuna'nın Türküsü & Bir Gün, Mehmet Yılmaz (Sayfa 46 - Roza Yayınevi)Tuna'nın Türküsü & Bir Gün, Mehmet Yılmaz (Sayfa 46 - Roza Yayınevi)
Mehmet Y. tekrar paylaştı. Dün 11:26
Ebru, bir alıntı ekledi.
Dün 01:34 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Atatürk'e ve Türkçeye saldırma gereği hissedenler kimlerdir? Bu sorunun yanıtı da Atatürk'ün şu sözündedir:"Dinden maddi çıkar temin eden kimseler, menfur kimselerdir. Işte biz, bu vaziyete muhalifiz ve buna müsade etmiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir."

Bir Çift Ayakkabı, Sunay Akın (Sayfa 112)Bir Çift Ayakkabı, Sunay Akın (Sayfa 112)
Mehmet Y. tekrar paylaştı. 15 Oca 16:45
Necip Gerboğa, Tuna'nın Türküsü'ü inceledi.
15 Oca 16:40 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · Puan vermedi

Kitap üzerine konuşmaya başlamadan evvel kitapla ilgili birkaç küçük tesadüfü sizinle paylaşmak isterim...

1000Kitap'a üye olduğum ilk günlerde çeşitli vesilelerle birkaç defa bu kitapla karşılaştım. Allah nasip ederse, yaklaşık 2 ay sonra dünyaya gelecek olan oğlum Tuna'nın adını taşıdığı için ilgimi çekti. Bir çeşit algıda seçicilik diyebiliriz:) Sonra kitabın Mehmet Yılmaz tarafından yazıldığını öğrendim. O dönem kendisiyle yer yer Cengiz Aytmatov üzerine sohbetler yapıyorduk. Böylece kitabı okuma listeme dahil etmiş oldum. Bir diğer tesadüf de kitabın bana ulaşma şekli oldu. Kitabı sipariş vereceğim hafta, sanırım tedarik süresi yüzünden 1 hafta ertelemek zorunda kaldım. O hafta sonu 1000Kitap İstanbul buluşması oldu. Bir de ne göreyim; Mehmet Hocam, sağolsun kitabını bize hediye olarak göndermiş:) İşte böylece, ben kitaba, kitap da bana adeta koşar adım yürüyerek ortada buluşmuş olduk... :) Tuna'nın Türküsü ile tanışma hikayemiz kısaca böyleydi. Gelelim kitabın bende nasıl bir iz bıraktığına...

Herkesin bir hikayesi var... Mustafa'nın, Ayşe'nin, Tunahan'ın, Hüsrev'in, Adem'in, Şevval'in ve diğerlerinin... İsimler değişiyor, coğrafya değişiyor, zaman değişiyor... Ama bu hikayelerin her biri, sonunda çok daha büyük bir hikayeye çıkıyor: Bizim hikayemize...

Eminim benim gibi pek çoğunuzun nereden ya da 'kimlerden' geldiğini detaylı olarak araştırma fırsatı olmamıştır. 'Benim dedem aslında şuradan göç etmiş, bizim anne tarafı aslında şuralıymış' temalı hikayelere hepimiz aşinayız. Bu işe gerçekten gönül verenler, oturup şecere çıkartıyorlar genelde. Ya da hayatta kalan büyüklerden, eski kuşaklar, kökenler hakkında yeni bilgiler bulmanın peşine düşüyorlar. Bense diğer grupta kalıyorum. Kişisel geçmişim hakkında fazla bilgiye sahip değilim. İşte bu nedenle bu tür kitaplara ayrı bir değer veriyorum. Orada yazılan hikayeleri kendi hikayem gibi okuyorum. Çünkü birinin hikayesi, bir yerden sonra hepimizin hikayesi oluyor.

Tuna'nın Türküsü'nü de bu duygularla kendi hikayemi okur gibi okudum. Büyük dedelerimin de tıpkı Mustafa gibi, Hüsrev gibi Balkanlar'da, Kırım'da, Köstence'de düşmanla çarpışmadığını, belki de şehit düşmediğini kim garanti edebilir ki? Dediğim gibi, bir yerden sonra isimlerin, mekanların, zamanın bir anlamı kalmıyor. Çünkü her hikayenin kapısı dönüp dolaşıp yine bize açılıyor.

Daha önceden de yazmıştım. Toplar, tüfekler, tanklar, uçaksavarlar bize savaşın ne olduğunu anlatamaz. Tarihe dönüp baktığınızda ölen insanlar sadece bir sayıdan ibarettir. Anlamsız, kupkuru, sonu bol sıfırla biten kasvetli sayılar... Hiçbir yüzbaşıyla, bir generalle, savaş uçağı kullanan bir pilotla empati kuramazsınız. Savaşı anlamanın tek yolu, o acıyı, hasreti, ayrılığı, korkuyu, göçü yaşayan insanların hikayelerini okumak ve kendinizi o insanların yerine koymaktır. Tıpkı Tuna'nın Türküsü'nde olduğu gibi... O yüzden gerçeklere bağlı kalarak bu hikayeleri yazıp bize ulaştıran yazarlar, bir ayağı tarihe, diğer ayağı günümüze uzanan bir köprü gibidirler. Kitapları edebi bir eser olmanın yanı sıra, aldıkları bir sorumluluğun tezahürüdür aynı zamanda... Mehmet Yılmaz 'ın bu eseri, bu yönüyle de hem kitaplıkta hem de zihinlerde ayrı bir yere konulmalıdır.

Kitapla ilgili söyleyecek çok sözüm var aslında ama, lafı da fazla uzatmak istemiyorum. Yine de kitap elimdeyken yaşadığım bir okuma deneyimine değinmeden geçemeyeceğim... Tuna'nın Türküsü'nü okurken aklıma sık sık yakın dönemde okuduğum (bkz: Serenad) ve Toprak Ana kitaplarından sahneler belirdi. 'Struma Faciası', 'Mavi Alay Dramı', Tolganay ve Aliman'ın hikayeleri ve çok daha fazlası... İşte o noktada, kitapların da bir masanın etrafında toplanmış gibi kendi aralarında konuşabildiğini farkettim. Boş bir masa hayal edin... Önce Tolganay ve Aliman geliyor, ardından Şehit Mustafa'nın karısı ve hemen yanında Ayşe Ana... En sonunda da Profosör Wagner beliriyor, elinde kemanıyla... Konuşacak o kadar çok sey var ki... Belki de susup sadece birbirlerinin gözlerine bakıyorlar, 'hepimiz oradaydık' dercesine...

Çok uzundur bu hikaye... Belki Tuna nehri kadar uzun ve bir o kadar da derindir... Bir ayağı da Fırat kıyısında akar bu hikayenin... Başka bir ayağı Kıbrıs'ta, bir başkası Musul'da... Mostar Köprüsü bağlar o nehirleri, belki Malabadi Köprüsü ya da Boğaziçi... Nice kahramanlar geçer o köprülerden, erkekler, kadınlar ve çocuklar geçer... Ve onların hikayesi, bizim hikayemizdir.

Kapatırken, son söz yine kitaptan gelsin;

O düşünceler içindeyken Romanyalı rehberimize bir şey sordum;
-Siz çocuklarınıza Tuna adını veriyor musunuz?
Şaşırdı önce ve sonra ‘hayır’ dedi. Biz çocuklarımıza nehir adını vermeyiz.
‘Ama biz veriyoruz. Üstelik aradan geçen yüzlerce yıla rağmen…’

Herkese keyifli okumalar dilerim...

Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
15 Oca 16:34 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Atatürk, Türk tarihinin çok önemli lideridir. Bu sadece Türkiye açısından değildir. Mesela Türkî cumhuriyetlerin tarihi için de bu böyledir. O dönemin Sovyetler’inde yerel komünist partilerde Atatürk ismi saygıyla anılan bir liderdi.

Ve bizde böyle Atatürkçü ya da anti Atatürkçü birtakım dalgalar olmasına rağmen, üzerinde çok birleşilen bir portreydi. Tarihin akışını değiştiren, ona mührünü vuran veya büyük tehlikelere mani olan liderler öyle her memlekette çıkmazlar. Dolayısıyla Türkiye’ninki de az olacaktır. Nitekim Türklerin büyük mareşalleri, büyük devlet adamları her asırda vardı. Fakat Atatürk dünya tarihinin de nadiren gördüğü bütünleyici bir yönetici, bir dehadır.

Bugün halen özlemle anılıyorsa ve gönülden seviliyorsa bu, beyhude değildir…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Kronik Kitap)Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Kronik Kitap)