Şehre ilk olarak nereden girildiği ve surlara ilk çıkanların kimler olduğu konusu da bugün pek çok tartışmayı beraberinde getirmiştir. Kaynakların incelenmesi sonucu bir yerden değil, değişik kesimlerden surların aşıldığı anlaşılır. Fakat yoğun girişin Topkapı gediğinden olduğu kat'idir. Tâcizâde, Edirnekapısı'na doğru olan gedikte gazilerin galip olup içlerinden 5-10'unun duvar üzerine çıkarak sancak diktiğinden ve onları gören herkesin bir anda içeri girdiğinden açık şekilde söz eder302. Bazı yazarlar deniz tarafındaki daha zayıf surlardan yani Haliç kesiminden girildiğini iddia ederler. Ancak bu doğru değildir. Aslında Topkapısı tarafından şehre girilince müdafiler surlardan çekilmişler, diğer taraftakiler de surların üzerinde mukavemet görmeyince rahatça duvarları aşmışlardır. Yani ana giriş Topkapısı'dır ve burada müdafaada bulunan Giustiniani'nin yaralanıp müdafaa hattından çekilmesi direnişi zayıflatmıştır. Ayrıca Bizans tarihçisi Dukas'ın eserinde yer alan "açık unutulan kapı" hikâyesi, doğru olmayıp kökü çok eskiye giden bir efsanenin Osmanlı fethine uyarlanmasından ibarettir. Muhasara sırasında İstanbul'da bulunmayan Dukas, 50 kişilik bir grubun Bizans askerlerince açık unutulan bir kapıdan (Kerkoporta) içeri dalıp surlara çıktıklarını ve müdafilerin çoğunu katledip bir bölümünü de kaçırdıklarını yazar. İmparatorun yanındakiler ise henüz bu durumdan haberdar değillerdi. Birden Türklerin ele geçirdikleri sur üzerinden kendilerini ok yağmuruna tutması üzerine büyük bir korkuya kapılıp kaçmaya başladılar. Türkler Kharsos'dan (Edirnekapısı) içeri giremiyorlardı, çünkü bu kesimde büyük bir izdiham yaşanıyordu. Bizanslıların kaçtıklarını görünce bunlar içeri doğru hamle edip kapıya ulaştılarsa da içeri giremediler. Bunun yerine yıkılmış surların üzerinden içeri
İstanbul'a erişip tekfurun karşısına çıktı, gördüğü hadisatı ona bir bir anlattı. Tekfur da ona Osmanlı beylerinden hiç mi destek alamadığını sordu. O da 'Bana asla hiç kimse tabi olmadı ve adam yerine koymadı, hatta sırf beni avlamak için Edirnekapısı'na kadar bile gelirler, belki İstanbul'a bile el koyarlar' dedi. Tekfur bu sözler karşısında çok telaşa kapıldı, kendi başının çaresini düşünmeye başladı."
Bundan dolayı bazı kroniklerde
yer alan:"Egerbu diyarı şehriyar isen gel vilâyetini himâye eyle
ve eger raiyyet olmaya rağbet ettinse onun hükmüne riâyet eyle"
şeklinde olup bazı modern yazarlarca çarpıtılarak hamasi bir tarza
dönüştürülen ifadelerin tarihi zemini bulunmamaktadır.