Mehmet Y.

Mehmet Y.
Ben, Mehmet Yılmaz (Samsunlu) Okuduklarımı duvarımda, yazdıklarımı yazar profilimde görebilirsiniz.
Okur-Yazar
Lisans
3822 okur puanı
Temmuz 2015 tarihinde katıldı
9/10
·120 syf.·
2026 44. kitabı
Bugüne kadar neden okumamışım acaba diye düşündüğüm bir eserdi. İki yüz yıl önce yazılmış olması bence harika bir şey. Şöyle düşünün, mesela iki yüz yıl önceki bir futbol maçı ya da eğitim... Günümüze göre epeyce yavan kalıyor. Oysa bu romanın, tıpkı Sefiller gibi hiç bir eksiği yok diyebilirim. Adalet ve beklemek konuları çok iyi verilmiş. Mahkûmun adını vermiyor Hugo, keza suçunun ne ve neden olduğunu da pek söylemiyor. Böylece evrensel bir empati sağlıyor aslında, suça değil de cezaya odaklanmamızı da... Orada anlatmış ya, "diğer insanlar" diye. Ya da bir yıl önce hayatım şöyleydi demiş. Hikâye beni çok etkiledi, kişisel şeyler buldum. Özellikle kızıyla vedalaşma sahnesinde çok etkilendim. Victor Hugo, adaleti ve insanlığı merkeze alarak hem idam gibi sosyal bir konuya değinmiş, hem de psikolojik bir roman yazmış.
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·448 syf.·
2026 41. kitabı
Ahmet Ümit, Modern Türk Edebiyatı'ndaki en bilindik polisiye romanı yazarı. Ben de neredeyse bütün kitaplarını okumuş bir okuruyum. Yırtıcı Kuşlar Zamanı ise Ahmet Ümit tarzının bir romanı. Bu çok açık. Fakat kişisel olarak benim ayrıca sevdiğim Başkomiser Nevzat karakterinin merkezde olduğu bir roman olması daha da iyi hale getiriyor diyebilirim. Başkomiser Nevzat ve yardımcıları Ali ile Zeynep'in merkezinde bulunduğu olaylar örgüsü var. Hatta konu bu sefer doğrudan doğruya Başkomiser Nevzat'ın kişisel durumu ve geçmişiyle ilgili. Türkiye'nin son yıllarına damga vuran, bozulmuş devlet mekanizması, mafya bağlantıları gibi konuları esasta tutan romanın hayli akıcı olduğunu söylemem gerekiyor. Elbette bu, bir edebi şaheser değil. Bu nedenle altını çizecek satır bulamadım bile diyebilirim. Daha çok, bir film senaryosunu andırıyor. Ahmet Ümit'in tarzını bilenler için sürprizin olmadığı ama tatminin olduğu bir roman. Başkomiser Nevzat'ın olaydan yıllar önce öldürülen eşi ve kızının cinayetini bir tesadüf eseri olarak aydınlatma yolunda adım atabildiği olaylar örgüsü, ülkeye yerleşen Balkan mafyaları, faal ve emekli polisler, yeraltı dünyasından insanlar, emniyet, politika gibi konular üzerinde yoğunlaşıyor. Dediğim gibi romanı kendi tarzı içerisinde beğendim. Bulduğum boşluklarda okudum ve yer yer o kadar ilgi çekiciydi ki boşluklar oluşturdum. Yaklaşık on-on iki sayfa civarındaki kısa bölümlerden oluşması da onu daha okunabilir kılıyor. Umarım sinemaya da uyarlanır.
Yırtıcı Kuşlar ZamanıAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202413,2bin okunma
Entelektüelin Romanı: Düşüş
8/10
·464 syf.·
2026 31. kitabı
Seda Ünsar'ın Düşüş adlı romanını anlatmak istiyorum size. Bu arada Seda Ünsar dedim ancak yazarımız aslında uluslar arası ilişkilerde bir Profesör Doktor. Gelgelelim tarzıyla, sıra dışı bir profesör olduğu için ben de kendisini şahsen tanımasam bile doğrudan doğruya ismini yazmayı doğru buldum. Düşüş, “siyaset ve felsefe odasında aşk hikayeleri” alt başlığıyla piyasaya çıkmış bir roman. Benim romanı okumam akademisyen bir arkadaşımın tavsiyesi ve hatta kitabı hediye etmesi sayesinde oldu. Normal şartlarda okur muydum? Doğrusu karşıma çıkmazdı bile. Bunu, şunun için söylüyorum, bazı değerli kitaplar ve yazarlar var ki biraz köşede, kenarda kalmış oluyorlar. Onları fark etmemiz için birtakım özel sebepler gerekiyor. Düşüş bir roman, yazarın ilk romanı. Ben de onun olumlu ve olumsuz taraflarından söz etmek niyetindeyim. Tabii şunu belirtmem gerekiyor; edebiyat bir sanattır, bir bilim değildir. Bilime yakın kriterleri olsa bile kesin hüküm, kesin sonuç veremeyiz, kişiye göre değişir. Bir roman da bu şekilde değerlendirilmeli. Ben bir roman yazarı ve sıkı bir roman okuru olarak iyi bir romanı nitelendirirken bazı kriterler ortaya koyuyorum. Bunlar akıcılık ve dil başarısı, gerçeklik hissi vermesi, okurda düşünce değişimi ya da pekişmesi gerçekleştirmesi, ilgi çekici bir hikayeye sahip olması ve güçlü karakterler bulundurması şeklinde sıralama başlangıcı olarak sayılabilir. Elbette başka kriterlerim de var. Seda Ünsar'ın ilk romanı olan Düşüş oldukça hacimli bir roman, bir kere onu söylemem gerekiyor. Bende bittiği zaman oluşturduğu kategorik karşılığı entelektüel ve varoluşçu bir roman olup, özünde Türk aydınının belki de en önemli meselesi olan Doğu-Batı çatışmasını işlemesi olarak tebarüz etti. Yani bunu, bir tezli roman olarak kabul etmek gerekiyor. Şu bir gerçek ki,
DüşüşSeda Ünsar · İnkılap Yayınları · 202111 okunma
8/10
·240 syf.·
2026 27. kitabı
Frenc Molnar'ın Pal Sokağı Çocukları, dünya edebiyatında müstesna yere sahip olan romanlardan birisidir. Öyle ki roman hem yetişkin edebiyatına hem de çocuk edebiyatına dahil edilebilir. Macar asıllı Amerikalı bir yazar olan Molnar'ın ana dilinde yazdığı eser. 1907 yılında Budapeşte'nin yoksul semtlerinden birinde bulunan Pal Sokağı'ndaki çocukların hikayesini anlatıyor. Anlattığı hikayenin nahifliği ve masumiyetin sembolü olan çocuk dünyasının sonsuzluğunun yanı sıra, dili, üslubu ve mesajıyla da oldukça nadide bir eserdir Pal Sokağı Çocukları. Nitekim bu romanı çocuklar severek okuyorlar. Okumamış yetişkinler de okuyorlar. Çocukluğunda okumuş olan yetişkinler bir kez daha okuyorlar. Çünkü bütün bu okumaları fazlasıyla hak ediyor. Son bölümde gözlerimin dolduğunu yazmam, bir ipucu olarak algılanmaz umarım...
Pal Sokağı ÇocuklarıFerenc Molnar · Yapı Kredi Yayınları · 202536,1bin okunma
8/10
·128 syf.·
2026 17. kitabı
Kitap sever olmanın en güzel yanlarından birisi de kitap hediyeleşmesi olabilir. Bir gün mesaj kutumda okunmamış bir mesaj olduğunu fark ettim ve Tuba Karatop Hanım'ın yazdıklarını gördüm. Meğer bir öykü kitabı çıkmış ve bana hediye etmek istiyormuş. Hatta yine meğer, yıllar önce ben kendisine yazmış olduğum bir romanı hediye olarak göndermişim. Ne kadar güzel bir duygu bu... Esere geldiğimde, ilk başta şunu söyleyeyim. Ben bir yazar ve okur olarak öykü kitaplarını pek tercih etmiyorum. Bu, bir tercih. Bu doğrultuda bana gelen kitabın bir öykü kitabı olması dezavantaj olabilirdi. Ancak Tuba Hanım'ın duru Türkçesi, sade ve dolambaçsız anlatımını sevdim. Kitabı sadece işe gidip gelirken toplu taşımada okudum. Bana harika bir yol arkadaş olduğunu söyleyebilirim. İçinde kısa öykülerin bulunduğu kitapta en beğendiğim iki hikaye ise Olmaz Cemil ve Karaca idi. Olmaz Cemil, bana bazı aile efradımdan dolayı çok tanıdık geldi. Öykünün kendisi kadar Tuba Hanım'ın üslubu da çok başarılıydı. Keza Karaca'da ise hayranı olduğum Cengiz Aytmatov'un Beyaz Gemi'sindeki Maral Ana anlatısını hatırladım. Velhasıl, meslektaşım Tuba Hanımın öyküleri samimi, çevreci, bizden öykülerdi. Bazılarının roman pasajı gibi olduğunu da ifade edeyim. Yolunuz açık olsun Tuba Hoca'm...
Bakılmayan PencereTuba Karatop · Şule Yayınları · 202517 okunma