Seda Ünsar'ın Düşüş adlı romanını anlatmak istiyorum size. Bu arada Seda Ünsar dedim ancak yazarımız aslında uluslar arası ilişkilerde bir Profesör Doktor. Gelgelelim tarzıyla, sıra dışı bir profesör olduğu için ben de kendisini şahsen tanımasam bile doğrudan doğruya ismini yazmayı doğru buldum.
Düşüş, “siyaset ve felsefe odasında aşk hikayeleri” alt başlığıyla piyasaya çıkmış bir roman. Benim romanı okumam akademisyen bir arkadaşımın tavsiyesi ve hatta kitabı hediye etmesi sayesinde oldu. Normal şartlarda okur muydum? Doğrusu karşıma çıkmazdı bile. Bunu, şunun için söylüyorum, bazı değerli kitaplar ve yazarlar var ki biraz köşede, kenarda kalmış oluyorlar. Onları fark etmemiz için birtakım özel sebepler gerekiyor.
Düşüş bir roman, yazarın ilk romanı. Ben de onun olumlu ve olumsuz taraflarından söz etmek niyetindeyim. Tabii şunu belirtmem gerekiyor; edebiyat bir sanattır, bir bilim değildir. Bilime yakın kriterleri olsa bile kesin hüküm, kesin sonuç veremeyiz, kişiye göre değişir. Bir roman da bu şekilde değerlendirilmeli. Ben bir roman yazarı ve sıkı bir roman okuru olarak iyi bir romanı nitelendirirken bazı kriterler ortaya koyuyorum. Bunlar akıcılık ve dil başarısı, gerçeklik hissi vermesi, okurda düşünce değişimi ya da pekişmesi gerçekleştirmesi, ilgi çekici bir hikayeye sahip olması ve güçlü karakterler bulundurması şeklinde sıralama başlangıcı olarak sayılabilir. Elbette başka kriterlerim de var.
Seda Ünsar'ın ilk romanı olan Düşüş oldukça hacimli bir roman, bir kere onu söylemem gerekiyor. Bende bittiği zaman oluşturduğu kategorik karşılığı entelektüel ve varoluşçu bir roman olup, özünde Türk aydınının belki de en önemli meselesi olan Doğu-Batı çatışmasını işlemesi olarak tebarüz etti. Yani bunu, bir tezli roman olarak kabul etmek gerekiyor. Şu bir gerçek ki,