Bazı kitapların kapak görseli ve arka kapak yazısını okuyunca kafanızda bir şeyler belirir. Özellikle de romanlar için geçerlidir bu. Ahmet Altan’ın Zarlar adlı romanını kitapçıdaki rafta gördüğümde kafamda şöyle bir şey oluştu: Sanırım Osmanlı’nın son dönemindeki kumarhaneleri ve kumar oynayanları anlatan bir roman…
Ancak romanı bitirdiğimde bunun tam olarak böyle olmadığını anlamış oldum. Bir kere şunu söyleyeyim; roman bence başarılı bir roman. Kendini rahatlıkla okutabilen, olay örgüsünün kafada canlandığı bir kurgusu var. Zaten başta, gerçek olaylardan esinlenilmiştir deniliyor ki hakikaten öyle olmuş. Fazla ipucu vermeyi tercih etmediğim için detaya giremeyeceğim ancak Ahmet Altan anladığım kadarıyla, gerçek bir kişiden yola çıkarak, yine gerçek bir olayı finale bağladığı bir roman yazmış. Bu gerçek kişinin ise tarihi kaynaklarda sadece adının geçtiğini düşünüyorum. Belki birkaç küçük not daha olabilir. Lakin Ahmet Altan onu alarak, bir romancı becerisiyle bir karaktere dönüştürmüş. 1900’lü yılların başlarında Osmanlı’nın başkenti İstanbul’da başlayan olay, o dönemin kabadayılarının hayatıyla ilgili. Roman kahramanımız olan Ziya çok sert bir ortamda büyümüş, Çerkez geleneklerine bağlı ve hayatta sevgi başta olmak üzere pek çok normal ve insani duyguyu bilmeyen bir ilk gençlik yaşamaktadır. Hayran olduğu tek kişi ise abisi Arif’tir. Ziya karakteri yine belki Çerkeslerdeki o meşhur gururlu duruş ilkesine bağlı, bütün ömrünü gururu için yaşayan ve kişisel gururunu bütün duygularından üstün tutan bir kişilik.
Ziya’nın İstanbul’a başlayan hikayesi, Sinop Cezaevi, İskenderiye ve tekrar İstanbul’a devam ediyor. Bu süreç içerisinde hem romana hem Ziya’nın hayatına dahil olan başka karakterler de var.
Ahmet Altan’ın oluşturduğu Ziya karakteri gerçekten çok sert, Kafkas