Yaşar Kemal

Yaşar Kemal

YazarÇevirmen
9.0/10
28.528 Kişi
·
90.481
Okunma
·
9.133
Beğeni
·
113148
Gösterim
Adı:
Yaşar Kemal
Tam adı:
Kemal Sadık Gökçeli
Unvan:
Kürt kökenli Türk Romancı, Senaryo ve Öykü Yazarı
Doğum:
Hemite, Osmaniye, Türkiye, 6 Ekim 1923
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 28 Şubat 2015
Yaşar Kemal (d. Kemal Sadık Gökçeli,] 1923; Gökçedam, Osmaniye), Kürt asıllı Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı. Türk edebiyatının en önde gelen kalemlerinden biridir. İlk öykü kitabı Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü ile ilk romanı İnce Memed, Cumhuriyet'te tefrika edildi. İnce Memed, yaklaşık kırk dile çevrilerek yayımlandı ve kitaplarının yurtdışındaki baskısı yüz kırktan fazladır.

Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu'nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazardır.

Çocukluğu
Yaşar Kemal, Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi'nin oğlu olarak aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü'ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan bir aileden dünyaya geldi. Kendi anlatımına göre bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğup büyüyen Yaşar Kemal, evde sadece Kürtçe köyde ise Türkçe konuşurdu. Ailesi, Birinci Dünya Savaşı'ndan dolayı Adana'nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleşti. Beş yaşındayken, babasının camide öldürülüşüne tanık oldu. Orta okul döneminde çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele'de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli'nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.

Sanat hayatı

1978 yılındaki yaptığı bir söyleşide sanat çalışmalarına ilkokula başlamadan önce şiirle işe koyulduğunu ve okula başladığında "yaşlı halk şairleriyle çakıştığını" anımsadığını belirtti. İlkokulun son sınıfındayken arkadaşı Aşık Mecit, çok iyi saz çalarken kendisi annesinden ötürü sazı "berbat" çalmaktaydı. Bunun nedenini şu sözlerle dile getirdi:

"Benim saz çalamamamın sebebi var, anam aşık olacağım da diyar diyar dolaşacağım diye saza, aşıklığa düşman olmuştu. Onun tek çocuğuydum ve gözünden ayırmıyordu beni. Okulda, düğünlerde bayramlarda beni hep Aşık Mecitle çakıştırırlardı. Aşık Mecitle Kadirlide bir kahvede bir gece sabaha kadar çakıştığımı şimdi iyice anımsıyorum."

Ortaokuldan ayrıldıktan sonra folklor derlemelerine başladı ve 1940-1941 yılları arasında Çukurovadan ile Toroslardan derlediği ağıtları içeren ilk kitabı olan Ağıtlar, Adana Halkevi tarafından 1943 yılında yayınladı. 1944 yılında ilk hikâyesi Pis Hikâye'yi yayınladı. Bunu, Kayseri'de askerlik yaparken yazmıştı. Bebek, Dükkâncı, Memet ile Memet öyküleri 1950'lerde yayımlandı.

Kemal Sadık Göğceli adı ile çeşitli yayımlarda yazarken Yaşar Kemal adını Cumhuriyet gazetesine girince kullanmaya başladı. 1952 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı olan Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü burada tefrika edildi.

1947'de İnce Memed'i yazdı fakat yarım bıraktı ve 1953-54’te bitirdi. Romanı yazma nedeni eşkiya olan ve dağda vurulan amcasının oğlunun vurulması olduğunu 1987 yılındaki bir söyleşisinde belirtti. Ayrıca aynı söyleşide, çocukluğunun eşkiyalığın içinde geçtiğini, dayısının "en büyük" eşkiyalardan biri olduğunu, o çevrede 1936'lara kadar beş yüze yakın eşkiya bulunduğunu ve bunlardan birinin de Kurtuluş Savaşı'nda Kadirli'yi ilk örgütleyenlerden olan Karamüftüoğlu ailesinden ünlü Remzi Bey olduğunu söyledi. Remzi Bey'in kendisine, ilk İnce Memed hikayesinde "Çakırdikeni" diye yer alan diken hikâyesini anlattı ve Yaşar Kemal'le "eşkıyalığın felsefesini" yaptı.

Yaşar Kemal'in dünyada ilk kez yayımlanan seri, Bebek öyküsüdür ve önce Fransızcaya, sonra İngilizceye, İtalyancaya, Rusçaya, Romenceye ve diğer dillere çevrildi.

Siyaset

17 yaşından bu yana sosyalist politikanın içindedir. 1961 Anayasası'ndan sonra kurulan Türkiye İşçi Partisi'ne 1962'de katıldı. Emekçi sınıfının tamamen yönetime gelmesini isteyen Kemal, TİP'te sekiz yıl çalıştı ve yöneticilerden biriydi. 1987'deki bir söyleşisinde Türkiye'de bir Marksist partiye ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Aynı söyleşideki "Nasıl bir sol modelden yanasınız?" sorusuna, şu cevabı vermiştir:

"Her ülke sosyalist modelini kendisi kurar. Sovyetlerin 70 yıldır yaşama geçmiş modelini kabul edemeyiz. Yüzde yüz bağımsızlıktır sosyalizm. Kişi bağımsızlığı, ülke bağımsızlığı, politik bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık, özellikle de kültürel bağımsızlık... Sosyalizmin başka bir anlamı yok benim için. Bu çağa gelinceye kadar kültürler birbirlerini beslemişlerdir, yok etmemişlerdir. Oysa çağımızda, kültürler kültürleri yok etmek için, bilinçli olarak kullanılmışlardır, emperyalistler tarafından. Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım."

TİP'ten ayrılan yazar, nedenini partinin niteliğini yitirmesine, bürokratların eline geçmesine ve emekçilerden kopmasına bağladı. Sovyetler Birliği çökmesinin, sosyalizmin de çökmesi değil, tam tersine dünya sosyalizminin zaferi olduğunu 1993'teki bir söyleşisinde dile getirmiştir.

Temalar
« Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi... Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. [...] Ben etle kemik nasıl biribirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum. »

Yaşar Kemal'im edebi çalışmalarında halka dönük bir düşünce hakim oldu ve bunu, bir yerde politik düşünce ile birleştirerek yürüttü. Yapıtlarıda halk şiirinde, epopelerde olduğu gibi insan değerlerinden kopmamaya çalıştı. Yaşar Kemal, siyasi görüşü ile sanatının paralel olduğunu, "halk ve doğa"ya inandığını, sanatının proletaryanın çıkarlarının emrinde olduğunu dile getirmiştir.
"Aaah, savaş, seni icad eden görmesin cennet. Aaaah, savaş. Şu yeryüzünde canlı koymadı kırdı geçirdi. Gökteki kuşu, yerdeki börtü böceği, sudaki balığı..."
Yaşar Kemal
Sayfa 302 - YKY 23. Baskı - 2016
"Her savaşta yalnız savaşanlar ölmez, onlardan çok savaşmayanlar ölür. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, çocuklar da ölürler."
Yaşar Kemal
Sayfa 345 - YKY 16. Baskı - 2015
"Işte bunu yapmamalı. İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli."
Yaşar Kemal
Sayfa 159 - Yapı Kredi Yayınları
"Savaşı biliyorum evladım. Yalnız insanlar değil, atlar, cümle mahlukat, kurt kuş, börtü böcek, kelebekler, arılar, ağaçlar, otlar, hava, su, su da kırıma uğruyor."
Yaşar Kemal
Sayfa 389 - YKY 16. Baskı - 2015
İnsanoğlu güzelliğe böylesine hayran kalabiliyorsa, bu savaş ne, bu birbirlerini yeme, aşağılama, bu akan suya, uçan kuşa, yaprağın üstüne konmuş kelebeğe düşmanlık niye?
Yaşar Kemal
Sayfa 107 - YKY 16. Baskı - 2015
"Savaştan geriye kalmış her insan sakattır, yarı ölüdür. Savaşmış her kişi savaştan önceki kişi değildir. Yıpranmış, sakatlanmış bir kişidir..."
Yaşar Kemal
Sayfa 474 - YKY 16. Baskı - 2015
"Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir.
Kendi iyiliğine de baş kaldır…"
Ben yaralandım ya, kendimi ölmüş sanıyorum. Baktım ki ölmemişim, yaralanmışım.. Yaram sızlayınca ölmediğimi anladım. Donmuşum...
Donmak ölümdür, biliyorum, 'haydi ayağa kalk!' dedim kendime... Kalkmazsan ucunda ölüm var.
436 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Vay anam vay!

Ben böyle roman okumadım kardaş. Böylesine güzel betimlemeylen, bu kadar güzel içine alan cümleleriylen hikâyesini yaşattıran, hissettirebilen bir roman okumadım. Hele romanı bitirdikten sonra yüzümü yudum da öyle kendime geldim, birçok sayfasında duygularımlan yaşadım da okudum işte. İpil ipil ışık gibi parlıyor kitabın cümleleri, ipil ipil parlayarak oluşturuyor kelimeler cümleleri. Epey zamandır okuyacaktım emme nedense bekletir dururdum Yaşar Kemal gibi kalem efendisinin bu eserini. Daha zamanı değil, daha çok yaşayacağım daha çok içine girebileceğim zamanı beklerdim ve bu zamanlarda da okumak nasip oldu işte. Her bir sayfasında her bir paragrafında romanı, karakterleri ve hikâyeyi yaşadım. Yaşadım ya, öyle bir yazmış ki Yaşar Kemal Allah billah yaşatıyor yazdıklarını, kâh güldürüyor kâh sinirlendiriyor veya hüzne boğuyor, hepten ise sizi köylerde, dağlarda yaşatıyor. Hele o çakırdikenleri yok mu, vay anam vay, itin dölü nasıl da her bir toprakta yetişiyor öyle, her bir toprakta bitmiş de her bir sayfamızda her bir paragrafımızda ayaklarımıza, üstümüze başımıza dalıyor kardaş. Vay anam vay, yok kardaş yok bu çakırdikenlerin olduğu yerde tarla mı sürülür, davar mı sürülürmüş. Yaşar emmi diyor zaten bu çakırdikeni en pis, en kıraç toprakta biter diye. Ot bitmez, ağaç bitmez, eşek inciri bile bitmez, işte orada çakırdikeni keyifle serile serpile biter de büyür gelişir. Bir metreye bulur bu çakırdikeninin boyu kardaş, dalar da pisler üstünü başını, canlıdır ya mübarek ama sanki de hareketli bir canlı gibi dalar, parçalayıverir üstünü başını. Vay anam vay, Allah billah görmedim ben böyle bir şey, gördüysem de te bu kadar büyüğünü görmedim de duymadım kardaş, vay anam vay. Ne bilinsin çakırdikeni ne menem bir beladır.

Abdi ağalar var oldukça da İnce Memedler var olacak deriz ya, bak emmi bu Abdi ağa gavuru yok mu, az gavur değildir hin oğlu hin. İnsanların yaşamını kolaysız yapar da rahat ettirmez kimseyi. Ölümünü gözümle görmek istediğim gavurlardan biridir işte. Dikenlidüzü içindeki ahan da bu beş köyün hepisi bu gavur Abdi’nindir işte. He bu Dikenlidüzü dediğim yer de adından belli olacağı üzere çakırdikenlerinden bolca olduğu düzlüklerden biridir. Üstleri ağır kokulu mersin ağaçlarıyla kaplı olan tepeler geçildikten sonra kayalar birden başlar ki işte tam da bu vakit insan birden korkuverir. Kayalarla birlikte çam ağaçları da başlar. Billur parıltısında sakızları çamların buralarda toprağa sızar kardaş. İlk beriki çamlar geçildikten sonra, gene bu sefer düzlüklere varılır. Boz topraktır işte buralar, verimsiz ve kıraç. Dikenlidüzü insanları dünyanın dışında, kendine göre kanunları, töresi olan bir dünyadır. Köylerinden gayrı bir yer buraların insanları, bileni de çok azdır zaten. Gavur Abdi ağa da istemez zaten insanların bilmelerini, kasabalarına gitmeleri bile Abdi ağayı rahatsız eder. Hal bu şekil olunca kardaş dışardakiler de pek bilmez Dikenlidüzü insanlarını.

Hani köylünün ayaklarına çakırdikeni batar da bacaklarına üstüne başına dalar ya, bu keçi sakallı Abdi gavuru da bütün bu köyün halkına, insanına çakırdikeni gibi batar, hayatlarına dalar da hayatlarına batıverir. Te yakılır o çakırdikenleri, yakılır da çatır çatır, cayır cayır yanarlar ve sonrası yok edilirler, haliyle elbet o gavur Abdi de göçertilecektir. Alınacaktır canı da toprağa gönderiliverilecektir gavur Abdi.

İnce Memed, düzene karşı ses çıkartan, baş kaldıran, kişisel davasından insanın, insan olabilmenin sesi olan Memed’in zorda kalan mecburi destanıdır. Toplumsal olaylar işleniyor ama cumhuriyetin ilk yıllarından ötürü oluşan karışıklıklardan da maalesef toplumsal olaylara toplumsal çözüm getirilemiyor. Aksine de yöneticilerin, ağaların köylüyü sömürdüğü, köylünün de kendi kaderine terk edilip sömürünün daha da büyüdüğü dönemler. Köyün, köylünün geri kalmışlığı, sefaletin hâkim olduğu yaşamı içindeki düzene başkaldırının destansı öyküsü. İnsanlığın, insan olmanın kitabı gerçekten. Zulme, haksızlığa karşı olmanın, sessiz kalmayıp da ses çıkarmanın insan onurunun en büyük göstergesi olduğunun güzel bir örneği, edebiyatımızın ise şüphesiz en iyi örneği.

Görkemli bir yapıt. Hele ki iki giriş bölümündeki olan betimlemeler ne kadar da güzeldir öyle. Ne çok fazla olup kelimelere çok yük bindirir, ne de çok az olup kelimelerin gücünün az gösterildiği cinsten. Tam kıvamında olup da uzundurlar aslında. Uzar ve uzar da bir toprak parçasından başlayıp, böceklerden ota, ottan çiçeğe, çiçeklerden ağaca, ağaçlardan dağın zirvesine ve gökyüzüne gider de yörenin her bir ayrıntısına hâkim eder bizi. Demem o ki ağa betimlemeler cuk oturmuştur kitaba. Diyaloglar da çok güzel ve başarılıdır. Köy halkının şivesini, sesinin rengini duyarız adeta. Konuşmuş olduğumuz Türkçemizi bile sorgularız, çünkü bu kadar güzel gelir bu şiveli diyaloglar, bu kadar içine alır da etkisi altında tutar bu güzelim betimlemeler.


Okuyun bu kitabı, bu efsaneyi okuyun tabii, içiniz ısınsın da okurken seve seve okuyun. Hele bi okumaya başlayın da şimdi ısınır içiniz, ısınır ya beğenirsiniz kolayca. Hiç küşüm çekmeyin de rahatça okuyun ve yaşayın bu destanı.

https://www.youtube.com/...y4&start_radio=1
639 syf.
·4 günde·9/10
Biz çocukken kar yağdığında, dinsin de hemen dik aşağı bir yokuş bulalım, buz tutturalım diye beklerdik. Sonra herkes canla başla uğraşır, orda buzdan yol yapıp elimize ne geçirdiysek (demir tepsi, plastik leğen, kalın branda) o buzdan dikten kendimizi aşağı salardık ve bu heyecan bizim yüreğimizi ağzımıza getirirdi. O dikten kaymak bir şey değil, kaydıktan sonra çıkmak da sabırsız bir hal alırdı. Önünde bir sürü kişi, çıkman gereken sarp sayılabilecek bir dik ( çocuk olduğumuz için küçük ayaklarımız ve kocaman bir yol var önümüzde ) ama o heyecanı yaşamak için, tekrar tekrar o yola çıkardık. Hava güneş açınca da o buz tutmuş yolun eridiğini görmek yüreğimize tarifsiz bir acı bırakırdı. Bir daha kar yağsa da tekrar o heyecanı yaşasak diye, gözümüz yollarda beklerdik...

İşte Yaşar Kemal'in İnce Memed eserini bitirince, benim de gözüm yollarda kaldı. Yüreğime bir burukluk geldi oturdu. Şimdi büyümüş olduğum için belki de. Tekrar o yoldan aşağı kayamayacağımı bildiğim için. Aynı acı, İnce Memed 5 gelmeyecek ve Şahinimin yeni maceralarını göremeyeceğim için de geçerli. İlk kitabını okuduğumda duyduğum heyecan, aynı; plastik leğenimle o dik yoldan ilk kayışımdaki heyecan gibi. Tadı damağıma tarifsiz bir şekilde yapıştı. 2. ve 3. kitabı okurken yaşadıklarımsa yokuş aşağı indiğim diki çıkmaya, dikin başından kendimi tekrar aşağı salmaya hazırlanırken ki hevesim ve duygularıma denkti. Son kitaba geldiğimde ise o dikten son kez kendimi bırakıyordum. Bunun bilmek, bilmemekten daha zor geliyor insana. O sayfaların devamının gelmeyeceği ve bir daha böyle bir heyecanla gözlerini kırpmayacağın, yüreğinin çarpmayacağını bilmek... Ben bu seriyi bitirerek, çocukluğumun en güzel anlarını da anımsadım ve o heyecana en yakın duyguların tadını tekrar damağımda, yüreğimde hissettim.

Şöyle bir düşünürsek, kötülük, zulüm, yoksulluk, haksızlık, insanın insanı köle gibi kullanması sürüp gittiğine göre, biz hep yenilmişiz.(S.278)
Bu zulüm ancak biz birlik olursak biter. Sımsıkı durursak. Zalimlerin dünyasında, hayatta kalmanın çok ağır bedelleri vardır. Baş eğdiremeyince taş üstünde taş, omzun üstünde baş, kırılmadık kemik bırakmıyor insanda bu canavarlar. Ancak onların karşısında İnce Memed gibi gözleri yalım yalım parlayan bir şahin karşı durabilir. Bütün köyün, Anavarza'dan tutun da bütün Çukurova'nın boğazına yapışmış kanını içen bu vampirlerden bizi yalnızca O kurtarabilir. Yüreğimizde yaşattığımız, her bir çocuğumuza daha doğmadan adını verdiğimiz, Anacık Sultanın efsunladığı, yıldırım işlemez, gömleğinden kurşun geçmez, dualarımıza sarılmış da güvenle yatıp kalkan Memedim.. Yüzümüzü kara çıkarmadın ya, hakkımız sana da yanında çarpışan yiğitlere de ananızın ak sütü gibi helal olsun.

Umudun ölmesi, insanın ölmesinden daha beterdir.(S.391)
Demiş yazarımız. Hiçbir zaman sana olan umudumu yitirmedim... İçimde besliyorum o umudu. En derin karanlığımda yeşerttiğim umudumsun sen benim..

İnanmasak hiç böyle derin bir sevgiyle bağlanır mıydık? Böyle özleyip bir an önce kavuşmak için gün sayar mıydık? Gözümde tütüyordu her an. Bitmesi biraz acı olsa da, bu kitabı okumak, İnce Memed, Hürü Ana, Anacık Sultan, Topal Ali, Ferhat Hoca, Hatçe, ve daha niceleri.. İyi ki tanıştık ve yüreğimde silinmez izler bıraktınız. Umarım siz yazarla ve karakterleriyle benden daha önce tanışırsınız...


İnce Memed 1 incelemem #47699683
İnce Memed 2 incelemem #49455668
İnce Memed 3 incelemem #50695103
459 syf.
·3 günde·8/10
İnce Memed 1 incelemem #47699683

''Zulme karşı koymamak zalime ortak olmaktır.''(s.181)

İnsanın insana yaptığını başka hiçbir canlı diğerine yapmaz şu dünyada. Neden? Tabii ki de menfaati için. Neden? Kendi rahat yaşasın, tırnağına taş değmesin, karnı aç kalmasın iyice semirsin, sırtında da en rahat döşekler olsun diye. Yesin yesin doymasın, hiçbir şey bulamayınca da insanın sırtındaki derisini yesin de sonunda gözü de doysun diye. Ama doymaz. Biri gider diğeri gelir. Bir yılanın başını kesersin, bin yılan çıkar karşına. Nasıl baş edicez bunlarla ? Sen önce bu yılanın başını ez, gerisinin bir çaresi bulunur elbet..

Daha önceden tanışmıştık İnce Memedle. Yaşadıklarına ortak oldum. Ortak olmak değil de yanında oldum desem daha doğru olur. Az şey değil çünkü. Az duygu paylaşmadık. Gülmek pek bize yaraşmadı o yüzden genelde hüzünlüydük ilk kitapta. Çok çektik. Dağ tepe aştıkta namerde gün yüzü göstermedik. Şimdi durmak olur mu ? Biz onca çileyi neden çektik? Onca toprağı al kanla neden boyadık? Canlarımızı nasıl feda ettik bilir misiniz siz? Sayfaları açmadan bilemez, bizim derdimize ortak olamazsınız. Bu günler kolay geçmedi ve bu ad boşuna böyle nam yapmadı derim size.

Öyle bir yiğit ki kendisinin peşinde dört dönen komutanların bile saygısını kazanmış..

Asım Çavuş: '' Bir acayip huylu bir oğlan. Eşkıyaya hiç benzemiyor. Cin gibi, peri gibi, melek gibi bir insan. Evliya olacağına eşkıya olmuş.'' (s.197)

Düşmanı tarafından sözlerle anılan birisi nasıl kötü biri olabilir ki?

Koca Osman boşuna bağrına basıp da şahinim demez. Oğlum deyip, gördüğünde bayramlıklarını sırtına geçirip sabah akşam köyü döner durur. Adının geçtiği kıraç toprak bile yeşerir. Dostun gönlü huzur dolar. Açlık, susuzluk, yorgunluk, dermansızlık unutulur herkesler İnce Memedi diline düşürür. Onun ne yiğit olduğundan söz açık dururlar. Adına yazılmış türkülerle gecelerin sessizliği bölünür. Kolay değil eşkıya olmak. Hem de adı sanı bir. Türlü türlü hikayelere konu olmuştu İnce Memed. Bunlardan bir tanesi;

''Yumuşacık bir adammış, pamuk gibi. Uz konuşurmuş. Ötelerden, uzaktan bakınca dağ gibi olur, heybetlenirmiş. Gözlerinden ateş saçılırmış. Yanına varınca, eğer durgun bir zamandaysa çocuklar gibi küçücük olurmuş. Saçları da diken gibi dikilirmiş. Öfkelendiğinde yakınında da olsan Memed kocaman olurmuş. Kederliymiş çoğu zaman. Çok sevinçli olduğu da olurmuş. Bir de ona kurşun geçmezmiş. Muskalıymış, dualıymış, afsunluymuş. Bir de onu bıçak kesmez, ateş yakmaz, su boğmazmış.''(s.256)

Aynı yerleri dolaştıkça, ilk kitapta yaşadıklarımız gözümün önüne geliyor. Tekrar o hislerin vücudumu sardığını ve ürperdiğimi hissediyorum. Bir kitap insanın içinde nasıl bu kadar canlı kalabilir ? diye şaşırıyorum açıkçası.

Kitabın en sevdiğim özelliği, yazar sürekli hikaye ve karakter üretiyor. Bu sayede kitabın içinde sıkılmanıza fırsat vermiyor ve olayların birbirine bağlantısı çok duru bir şekilde sağlanıyor. Hem de bu sayede kitabın içeriği de Çukurova gibi zenginleşiyordu. İlk kitabı okuduktan sonra bu kitaba başlayıp olayların devamını bekledim ben de, ama biraz yanıldım. İlk kitaptaki hareketlilik ve sürekli heyecan bu kitapta yok biraz durulmuş. Sanki kitabın devamının geleceğini haber verir nitelikte ağır ağır işliyor konular, sağlam zeminlere oturtulup. Kitabı bitirdim ve benim aklımda bir soru kaldı. Bu kitap nasıl devam edebilir ki? Tabii ki ilk kitapta olup burada olmayan ve bağlantılı olmasını beklediğim konular var ama onlar için biraz daha zaman geçmesi gerek diye düşünüyorum. Oysa Çukurova'da her şey sıcağı sıcağına yaşanıyor. 3. kitabı okuyacağım zaman için şimdiden sabırsızlanıyorum. Keyifli okumalar.
208 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca kitabını önerip distopyayı anlattım:
https://youtu.be/DNo1wRTFR1g

"Kitlelerin ne düşündükleri ya da ne düşünmedikleri, ilgilenmeye değmez bir sorun olarak görülmektedir."
George Orwell

Günaydın, Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca kitabı ile tatlı ve rahat olarak devam eden itaat uykunuzdan uyandırıldınız. İktidarın propagandalarına, umutsuzluk ve korku aşılamalarına sorgusuz ve sualsiz iman etmiştiniz bunca zaman. Ama Yaşar Kemal ile bunlara bir dur demeliydiniz. Kıssadan hisse, yeryüzünün bütün karıncaları -yani sizler- birleşmeye gücünüz vardı. Keza birleştiğiniz zaman da Çin Devrimi'nin Mao'su, Küba Devrimi'nin Castro'su ve Sefiller'in Mabeuf'u olacağınızı geçmiş deneyimlerinizden biliyordunuz.

Ol sebepten, Yaşar Kemal bir masal yazdı bizler için. Çocuklarımızı ilk kez uyutmamak için. Masallar, çocukların uyuması içindir bilirsiniz ya. Bu sefer sistemin masalına ara vermek için distopik bir masal gerekiyordu artık karıncalar olan insanlarımızın ve çocuklarımızın uyumayacağı. Bir varmış bir yokmuş diye başlayan masallarımızı bir yokmuş bir yokmuş diye ütopikleştirmeye gelmişti Yaşar Kemal.

Sultanlar sultanı vardı fil denen, diktatörlüğünü bütün dünyaya duyurmuş. Karıncalar vardı insan denen, diktatörlüğe sorgusuz sualsiz iman etmiş. Bir de kırmızı sakallı topal karınca vardı ki, entelektüel, okuyan ve aydın kesimi karşılayan. Aydın kesim sadece manzaranın değiştiğini ve devrin aynı kaldığını, artık her şeyin insanların gözleri önünde ve yine her şeyin onun düşünmesine engel olacak bir oyuncak gibi tasarlandığını da biliyordu. Bütün hırsızlıkların, bütün adam kayırmaların, bütün cahilliklerin halk tarafından görülmeyecek ve akıllarına gelmeyecek bir yere saklanması gerekirdi. Tezgah altı değil göstere göstere sarayı olmasına izin verdi sultanın, karıncalar.

Çuval çuval çiçek ve bal özü atıldı içeri ya da gazeteci, yazar, aydın mı demeli? Savaş ganimetinin tanımı evrimleşmişti. Halkına ihanetin tanımı artık karıncaların ceplerinde kalmış üç kuruş paraya göz diken, sırtlarına her zamandan daha çok iş yükleyen, aralarında iç savaş çıkartmadan rahat duramayan diktatörlerle sınırlıydı.

Kutsal kitap kıbleyi Kabe olarak belirlemişti fakat filler sultanı, diktatörler kıbleyi para olarak değiştirmişti. Yoksa bir itirazınız mı vardı? İtirazı olan filler sultanı ve onun adamları olan kayırılmış filler ordusunun ayakları altında kalırdı. Hele ki bir birleşselerdi!

Sorgulamayız, sual bile sormayız... Sorgusuz sualsiz iman ettik dediler başımızdakine. O ne yapsa doğrudur, dediler. Biz, buna ve sonuçlarına hazırız, dediler. Savaşın barış, özgürlüğün kölelik ve cahilliğin güç olduğunu kabul ettik, dediler. Çünkü iktidarımız buna sorgusuz sualsiz iman etmemizi istiyor, dediler. Dediler de dediler.

Kutsal kitap kul ve köle olmayı, ibadeti sadece Allah'a yapılması gereken olarak söylemişti fakat filler sultanı, diktatörler kulluğun ve köleliğin ibadet etmesi gereken yönünü kendileri olarak değiştirmişti. Çünkü yaşamalıydı saltanatları fani hayatlara sahip olmalarına rağmen ölümsüzlük ütopyalarıyla.

Otoritenin ölümsüzlüğü için ne kadar köle bulunursa o kadar güç demekti. Farkındayken reddetmenin sonrasında bir distopyanın içerisinde olduğunu bilmene rağmen "Yaşasın adalet!" demenin sebebi de buydu. Çünkü hırsızın sarayına da yine hırsızlar girebilirdi. Karıncayken karıncalıktan çıkıp fil dilini öğrenmeye ve filler gibi davranmaya çalıştın, oysaki sadece karınca olduğunu hatırlamalıydın başından beri.

Düşünemedin ama konuştun, üretemedin ama tükettin, sürekli biriktirdin ölümsüzlüğün için. Peki ölümsüzleşebildin mi?

Karıncalar açlık, sefalet, iş yükü, bitmek bilmeyen sorumluluklar ve vergiler altında can verirken karınca vergisi yapımı zevküsefayla sarılı sarayının içindeki senin umrunda mıydı bütün bunlar filler sultanı?

Karınca diliyle olan konuşmalarımız aslında gayet de senin anlayabileceğin düzeydeyken zamanla anlaşılmaz bir hale gelmesini yine senin sınırsız iktidar ve otorite hırsın sebep olmadı mı filler sultanı?

Umut ve güven içinde yaşadığımız ülkede kalplerimize umutsuzluk ve korkuyu aşılayan senin iktidar şırıngan değil miydi filler sultanı?

Azla yetinmeyip her şeyin daha fazlasını isteyen gözü doymaz bir canlıya dönüşmüş sen, hayvanların bile birbirlerine yapmadığı şeyleri sen insanlara neden yaparsın diktatörler sultanı?

Karıncaların açlıktan ve yoksulluktan kırılıp vergiler altında sırtları kamburlaşmışken sen mi ameliyat edecektin onların kamburlaşmış sırtlarını yalan yanlış sayılar verdiğin haber neşterlerinle diktatörler sultanı?

Al karıncalarının kulaklarını tıkayan borazanlarını da, al karıncalarının gözlerini hipnotize eden sinema ve televizyonlarını da, al karın tokluklarını da git başlarından karıncaların diktatörler sultanı!

Bu sefer ben sana soruyorum, eeey diktatörler sultanı! Sen kimsin?! Varlık nedenin olan karıncalar olmasaydı sen kim olurdun? Nietzsche bile kıskanırdı içinde yok olduğun hiçliğini!

Cebren ve hile ile aziz karıncalar dünyasının, bütün karınca yuvaları zaptedilmiş, bütün yiyecek ambarlarına girilmiş, bütün karınca güçleri dağıtılmış ve memleketin her köşesi diktatörlerce işgal edilmiş bile olabilir. Bu gaflet, dalalet ve hıyanet içinde hüküm süren sultanlığın panzehiri ise yeryüzünün bütün karıncalarının birleşm...
436 syf.
·Beğendi·10/10
Sevgili memeli yaratıklar ve memeli yaratıklar kılığına girmek suretiyle aramızda dolaşan sürüngen uzaylılar , gelen ramazandan ötürü ramazan pidesi hayaliyle tutuşmuş mübarek hacılar ve kara kara sahur için nasıl kalkıp yemek yapacağını düşünen gözü yaşlı bacılar( sahurda börek ÇOK efsane birşey bu arada! )... Alayınıza selam olsun .. Niyeyse bitirdikten sonra bu kitaba bir inceleme yazmamış idim .. Bugün yine ve yine "İşsizlikten" ötürü , sağda solda salça olacak kimse bulamayınca ,oturam yazam bu incelemeye saram dedim.. Hemen belirteyim ki, bu incelemede bir İnce Memed güzellemesi görmeyeceksiniz... An itibari ile 7.441 kişinin okuduğu ve 2.584 oy kullanımı ile 9.4 puana sahip bir eser bu .. "Abi Çok güzel yea !" mealine kapı aralayan bir başka inceleme yazmamak adına , ben , romanın gerisinde kalan olgulardan, dönemsel bilgilerden ve o dönemi yaratan koşulları oluşturan farklı değişkenlere bağlı etmenlerden bahsedeceğim sizlere... Romandan da azar azar bahsederek .. Yine yer yer İşsizlik katma değerinden nasibinizi alacaksınız.. Hafif uzun olabilir ,"Odhin taksiratımızı affeylesin , yolumuz açık ,İŞSİZLİĞİMİZ BOL OSSUN!" diyerek kesiyorum kurdeleyi ...

Pek saygıdeğer şekerpareler , biliyorsunuz etkiye tepki dediğimiz olaylar bütünüdür bizim hayat olarak adlandırdığımız şey .. Nasıl ki karşı tarafa artı değerler ile gidip , "seversen , sevilirsin" diyorsak ; eksiye geçtiğimizde de hayatımızdan ve karşı taraftan eksiltiriz.. Yaptığımız her işin bize bir getirisi ya da bizden bir götürüsü olur .. Ve biliyorsunuz ki kuru fasulye muhteşem bir yiyecektir.. NERDEN GİRDİK BU DEHLİZE DEME! AÇIKLICAM ! SABIR! =)) Besleyici değeri çok yüksektir ,protein ve karbonKÜRŞAT deposudur, tok tutar falan fistan gülistan .. İşbu kuru fasulyeyi çok yediğimizde , gazsal fazlarda vuku bulan "paranormal aktiviteler" meydana gelir .. Ve bu kimyasal reaksiyonun ortamlara armağan ettiği MAMÜL ile inatlaşamazsınız da.. "ÇIKIŞI" , siz ne kadar direnseniz de muhakkak bulur.. Gülmeyiniz ! HAKİKATLER BUNLAR ŞEKERİM ! =)) Kasıtlı olarak bu yoldan gidiyorum ki aklınızda daha kalıcı olsun .. Evet ne diyorduk .. Sayın canikolar, romanı da düşünerekten bu denklemdeki elemanları çarpanlarına ayırdığımızda şu tabloyla karşı karşıya kalırız .. Vücudumuz , romanda geçen Çukurova'dır .. Organlarımız ise bu bölgede kendi halinde yaşamakta olan kimseye zararı olmayan yöre halkıdır .. Kuru Fasulye ise huzursuzluğun kaynağı olan feodal toprak sisteminin doğurup büyüttüğü toprak ağalarının, mideye inmiş halidir .. Evet vücudun besine , yani romandaki haliyle kanuna ,nizama ihtiyacı vardır .. Ama her öğün kuru fasulye yenmez ..Düzenli beslenmek ve tek taraflı beslenmekten kaçınmak şarttır.. Ve bu düzeni sağlaması gereken taraf devlettir .. Devlet elini , o bölgeden çektiyse ve devletin yapması gereken işleri ,bir takım ağalar , yandaş ve yalaka beyler , sahtekar hacı hoca takımı yapıyorsa - ki bu tayfa da "SOĞAN SARIMSAK" etkisidir - ortalığa "KÖTÜ KOKULAR SALINIR" .. Sanırım olayı bağlayabildim .. EVET ! Tam olarak olacaklar bunlardır .. Ve HAYIR! İnce Memed "TAMPON" güç değildir .. (LAĞMAN falan filan .. TÖBELER TÖBESİ !! Odhin beterinden korusun..Oh mon dieu!! ) Tam aksine kendisi , uzun müddettir ezilmekte olan Çukurova'ya huzur getirmesi için beklenendir.. "GÜCE DENGE GETİRMEYE GELMİŞ OLAN SEÇİLMİŞ KİŞİDİR" bu romanda .. (Bkz: Bugün Dünya Star Wars günü !! All Hail the DARK SIDE! MAY THE 4TH BE WITH YOU!! =)) ) Neyse işler "OKA" sarmadan el frenini çektik cicim! "Çıtı pıtı Bükemsular" rahat bir nefes aldığına göre devam edelim ..

Efenim kitabımızın esas ana konusu ve olay örgüsü yukarda bahsettiğim organlar içindeki kimyasal reaksiyonlar ve karşılığı olan şahıslar çevresinde dönmektedir.. Romanda adı geçen Abdi isimli toprak ağamız, bu reaksiyonlardaki KATALİZÖRDÜR .. Ne demek katalizör ? Şu demek cicim.. Bir kimyasal tepkimeye girip değismeden çıkan, tepkimenin ihtiyaç duyduğu enerjiyi azaltan madde.Yani ? Köy yerinde evlere , ocaklara ateş düşürüp , köyün haracını yiyip , çevreyi yangın yerine çeviririp milletin hayatını sömürürken , kendisi ateş geçirmez tulumlar içinde keyif sürmektedir.. Midenin yakalandığı ÜLSER' in esas sebebidir .. İnce Memed isimli aslan parcası da , yaraya merhem olmaya , kanserli bölge metastaz yapmadan tümörü kesip atmaya gelir .. Destan bundan ibarettir ! Öz budur.. Pek tabii ,kısaca bundan ibaret dediysek , bir negativite hasıl olmasın zihinlerinizde karpuz kemiren Alişan sever kardeşlerim... Yazım , anlatış , betimlemeler fevkaladenin fevkinde .. Romanın altında Yaşar Kemal imzası var .. Fazla söze gerek yok .. Maestro der susarız ..

Evet güldük eğlendik .. Şimdi yine yukarda bahsettiğim MAMÜL'ün "ÇIKIŞ" noktasına , bu kitabın yazılmasına sebep olan olgulara "parmak" basalım istiyorum=)) Niçin yazılmıştır bu kitap ? Saygıdeğer cevizkabukları , bir yerde insanlar üzerinde baskı , otoriter rejimler ya da tiranlar varsa ve insanlar bunu kaleme alamıyorlarsa, orda sözlü edebiyat patlama yapar .. Bu tarihin her evresinde böyle olmuştur.. Örnek mi istiyorsunuz ? Bakın Bektaşi fıkralarına .. Bakın Nasreddin Hoca olarak bildiğiniz Ahi Evren fıkralarına .. Moğollar' ın istilası dönemindeki baskı ile neler neler anlatılmış .. Osmanlı'nın alevi kesim üzerindeki baskılarına sebep şimdi okuduğumuzda ya da dinlediğimizde yerlere düştüğümüz nice fıkralar söylenegelmiş .. Misal IV. Murat muazzam kıyıcı bir padişah .. Afyona , içkiye ,şaraba, tütüne düşman .. İçenin kellesi gidiyor.. Muazzam bir baskı söz konusu halkın üzerinde .. Peki buna mukabil ne yapıyor halk ? Türk milleti de , bu kıyıcı , keyif veren maddeleri yasaklayan padişaha karşı "lejander" bir tipleme yaratıyor : BEKRİ MUSTAFA ! Ve tam KARŞISIDIR Bekri Mustafa IV. Murat'ın.. Bekri demek , gece gündüz içen (<3) adam demektir.

İşte Yaşar Kemal de , o dönemki tek parti dönemi ve sonrasında gelen iktidarın yanlış uygulamalarını , ağalık düzeninine göz yumduklarını bildiği için, öncesinde köy köy gezerek gördüklerini ve işittiklerini de birleştirip , destancılıktan gelen altyapısını da kullanarak bu destanı kaleme almıştır .. Destan dediysek cidden destandır ..Roman postuna girmiş BİR MANİFESTO dersek de yanılmış olmayız.. O dönemde bunu yazıp piyasaya sürmek cidden yürek yemiş cengaverlerin işidir .. Her babayiğidin harcı değildir! Bakın ne diyor Yaşar Kemal Alain Bosquet ile röportajında.. "Çağımızda, günümüzde çok mecbur insan biliyorum. İşi genelleştirirsek insanlık BAŞ KALDIRMAYA mahkumdur. MECBURLAR , insanın içindeki BAŞKALDIRININ eylemcileridir."

Biz biliyoruz ki, İnce Memed "masalsı" bir eşkiyadır.. Ama türünün tek örneğidir.. Ali kıran ,baş kesenlerden değil, halkın yanında yer almışlardan, zulme dur diyenlerdendir .. Bir eşkiyadır ki, kuzu postu ile gezen diğerlerine bakıp , "EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ ! " diyebilendir ..

İnceleme burda biterken, sağda solda inceleme şöyle yazılmalıdır , edebiyat şöyle olmalıdır , yaşım genç ama edebi kemale erdim ,doğarken bana tolstoy.exe - dostoyevski.exe yüklendi diyen ,bu konularda uzmanım diyip "anahtar kelimeler" ve akademik kriterler ile inceleme yazdığını iddaa eden , insanlara fildişi kulelerden projektörlerle bakan sözde elit ve pek akıllı şahsiyetler .. Edebiyat kimsenin tapulu malı değildir .. EDEBİYAT HERKESİNDİR ! İsteyen İSTEDİĞİ GİBİ YAZAR! İSTEDİĞİ GİBİ GÖRÜŞ BİLDİRİR! KONUŞUR !! =)) Beğenmiyorsan "izlemezsin , dinlemezsin , okumazsın" olur biter .. Ben böyle yazıyorum ve böyle yazmaya devam edeceğim .. Sorunu olan okumasın cicim! Kimseyi ne yazdıklarından ötürü , ne paylaştıklarından ötürü , ne söylediklerinden ötürü ,ne de yazım biçiminden kelli eleştiri hakkınız yok .. Bu kez TIBBİ bir boyutta kattığımız , İŞSİZ VE ROKETLİ bir incelemenin daha sonuna geldik..

Esen kalın , İŞSİZ KALIN ŞEKERPARELER!

İLGİLİ ŞAHISA NOT : Biz de, o bahsettiğin bateriyi çalıyoruz .. Ve biz bateriyi böyle seviyoruz .. NE KADAR GÜRÜLTÜLÜ VE BRUTAL , O KADAR İYİ VE GADDAR !! AL 0: 45 ' E !! DİNLE VE ÖĞREN !! ZIMPARA BENDEN ..
https://www.youtube.com/watch?v=nKnMQrSJcBM

STAR WARS SEVERLERE NOT : Yaşasın KÖTÜLÜK !! LONG LIVE DARK SIDE !! =))

https://www.youtube.com/watch?v=caz2FJxaUtU
102 syf.
·10/10
Tekrar selam beybisiler .. Sahaftan topluca aldığım Yaşar Kemal kitaplarını yavaş yavaş hatmetmekle geçiyor günlerim bu sıralar işyerinde Çankırı ve Çorumlular rahat verdiği müddetçe... Bugün kısa diyerek elime aldığım bu kitabıyla bir başka darbe daha yedim Yaşar Kemal' den.. Siyasi tarih ve tarih üzerine okuduğum yıllarımı sorgulatır oldu bu sene bana Cengiz Aytmatov , Cengiz Dağcı ve Yaşar Kemal .. Umarım ömür yeter de külliyatı okuyup çaktırırız tabutumuza çivileri .. Fazla zamanınızı almayayım diyorum .. Lafı dolandırmadan konuya giriyorum ..

Bugün bu kitabı bitirdikten sonra Yaşar Kemal' in hayatına da bakayım dedim .. Bir 50 60 sayfa kadar da onu okudum .. Çocukluk , yani ortaokul yıllarına kadar geldim .. Ve bu kitabıyla örtüşen bazı noktalar gözüme çarptı .. Sizler de bilin istiyorum .. Okursanız ne ala .. OKUMAYANIN EVİNE BOMBA DÜŞE ..

Yaşar Kemal, 1915 ' te Rusya' nın Osmanlıyı püskürtmesiyle yerinden yurdundan olan bir aileden geliyor .. Önce Van' a ordan türlü türlü yerleri geçip , çöller aşıp Çukurova' ya kadar geliyorlar .. Yolda geçirilen türlü badireleri buraya yazsam ne bende derman kalır, ne sizin gözünüzde yaş .. İnanılmaz zorluklarla yerleşiyorlar Çukurova' ya .. Bilenler biliyordur da bilmeyenler için söyleyeyim , bu adamın işi gücü Çukurova..Malzemesi kırsal yaşam , çimentosu ezilen köylü - işçiler ve yaşamları , çektikleri sıkıntılar , halkın cehaleti ve uygulanan akla mantığa uymayan örf ve adetler ..Biliyorum çok "ve" kullandım .. Atlatıcaz bunları da yaza yaza =)) (Bu örf ve adetler + cehalet kısmını sağ cebine koy ilerde lazım olacak .. ) Payı da paydası da hep ezilen kesim..Bunu da hiç dolandırmadan , "Sonradan ben SOSYALİST savaşıma girdiğimde hiçbir kasaba soylusu , zengini benimle konuşmazken ... " diyerek açık açık belirtiyor verdiği röportajında .. Saflar belirlenmiş yani sizin anlayacağınız tee o dönemden .. Bu kısa ama içi baya zehir zemberekle sıvanmış öyküyü okurken birşeyi daha fark ediyorsunuz ki bu ADAMdaki betimleme ve hayal gücünün ucu bucağı yok.. Nükleer reaktör gibi .. Her satırı , satırdaki her nesneyi öyle güzel işlemiş , öyle güzel tasvirini yapıp önünüze koymuş ki film gibi akıyor okurken anlatılanlar.. Bir ara ÖREN BAYAN LOGOSUNA dönüştüm mü acaba diyip aynaya baksam mı diye durup düşünesim geldi.. Oya gibi işliyorsunuz .. Kitap okumak denmez buna .. O kadar diyim sen anla canım kardeşim .. Anlatım demeyim ama cümle yapısı itibari ile tam olarak kendisi ile henüz ileri düzeyde haşır neşir olamadık .. Alışma safhasındayız..Ama bu bile yetti... Hem de BAYA BAYA !! Bu kopukluk , kullandığı yöre ağzından kaynaklanmıyor pek tabii.. Çünkü Fakir Baykurt' tan şive ve ağız yapılarına , Aziz Nesin' den de o dönem yazarlarının kullandığı kelimelere aşinayım .. Nasıl ki Fakir Baykurt ve Kemal Tahir diyalogların , Aziz Nesin abzürtlüklerin ve yapılan ince göndermelerin , iğnelemelerin , Sabahattin Ali de o dönemin aynasıysa ,Yaşar Kemal de betimlemelerin şahı benim gözümde .. Sevenleri kızar mı bilmem ama bunu bir yergi cümlesi olarak almasınlar mümkünse .. Ben bazı yerlerde Sabahattin Ali etkisini baya baya hissettim .. Zaten kendisi de " Ben KUYUCAKLI YUSUF okumasaydım , Teneke ' yi yazamazdım da demiş .. Ulan kısa yazam dedim yine bir dünya yazmışız ..

DİKKAT SPOILER LI ALAN!

Kısa keselim ve kitaba gelelim .. İlk kez okuyacaklar bu ne biçim inceleme diyebilirler ... İncelemelerimde normalde spoiler vermem .. Güle oynaya okur bitiririz .. Lakin bu incelemede mecburen spoiler veriyorum .. Bağlayacağım nokta itibari ile vermek zorundayım .. Zaten kitabın arka kapağında yazmışlar çatır çutur ama yine de taksiratımız affoluna..

Biliyorsunuz ki halkımızın bugüne dek başındaki en büyük baş belası CEHALET ve buna bağlı olarak toplumumuzun , özellikle kırsal bölgelerimizde yaşayan halkımızın genlerine kodlanmış , artık yaşamlarımızın bir parçası olmuş örf ve adetler .. Şimdi kalkıp Türk dediğin ananesi ile yaşar kıvamında yorumlar etmeyesiniz diye örnek de veriyorum .. Misal kan davası ..Misal kız kaçırma !! Kitap bu iki adı batasıca olgunun etrafında şekilleniyor .. Doğuya gitmeye gerek yok .. İç anadoluya gidin .. HALEN DAHA evleneceği kişinin kararını kendisi veremeyen genç insanlar göreceksiniz .. Birbirlerini nikahta gören ve buna görücü usülü diyen insanlar var bu ülkede hala .. Hiç sevmediği insanlarla yaşayıp , hiç sevmediği insanlardan çocuk sahibi olup , hayatını doğmuş çocuğuna adamış , kocasının kölesi olan insanlar var halen .. Kitabımızın başlıca iki kahramanı işte bu saydığım şahıslardan .. Esme isimli bir ana ve oğlu .. Ve sonrasında yaşananlarla olayın bir kan davasına evrilmesi anlatılanlar .. Olay öyle bir raddeye geliyor ki artık köy halkı bu oğlana ÖZ ANASINI öldürtüyor .. Bu bağlamda , bu romanı bir TURKISH Kırmızı Pazartesi DİYE ADLANDIRSAM sanırım cuk oturur.. Çünkü söz konusu köyde bu cinayetin işleneceğini köylüleri geçtim ,öldürülecek kadını da geçtim , horoz ve tavuk ahalisinden kelli kümes eşrafı dahi biliyor .. İŞTE BU ROMANDA ÖYLE BİR CEHALET , ÖYLE BİR YOZLAŞMIŞLIK , ÖYLESİNE BİR YOLDAN ÇIKMIŞ İNSANOĞLU okuyacaksınız ..

İnceleme burada bitti bitmesine ama biz bu dramı bir yerden daha biliyoruz ..STAR WARS FANLARI TOPLAŞIN!!!! =)) Tam olarak bu şartlar altında oluşmasa da biz bu yoldan çıkmışlığı, Galaksiyi titreten ve esiri olduğu nefreti ile canından çok sevdiği Padme' yi ölüme yollayan DARTH VADER 'dan da biliyoruz ... Kitabı bitirince geçenlerde çevirdiğim bir alıntı geldi direkt aklıma .. Buyrun okuyun ..

Not : Kitabı okuyup , YILANI ÖLDÜRENLER çok daha iyi anlamlandıracaklardır aşağıda geçen metaforları ..

Karanlık CÖMERTTİR... Sunduğu İLK hediye "gizliliktir" : gerçek yüzlerimiz tenimizin altındaki karanlıkta saklanır, gerçek kalplerimizse daha derinlerdeki gölgelerde.Ama en büyük sırrımız GİZLİ DOĞRULARIMIZI korumaktan değil, diğerlerinin doğruları BİZDEN SAKLAMASINDAN kaynaklanır.

KARANLIK BİZİ , BİLMEYE CÜRET EDEMEYECEĞİMİZ ŞEYLERDEN KORUR.

İkinci hediyesi rahatlatıcı yanılsamadır ..Gecenin kucağındaki hoş rüyaların gevşekliği , günün haşin ışığının geri çevirdiği hayal gücünün güzelliği...Ama en büyük tesellisi , karanlığın geçici olduğu yönündeki yanılsamadır: her gecenin sonunda yeni bir gün doğar.Aslında GEÇİCİ olan gündüzdür. Gündüz bir yanılsamadır.

Üçüncü hediyesi ışığın kendisidir: günler kendilerini bölen gecelerle , yıldızlar da içinde devindikleri sonsuz siyahlıkla tanımlanırken , KARANLIK IŞIĞI KUCAKLAR.Onu kendi benliğinin merkezinden çekip çıkarır .Işığın her zaferinde asıl kazanan KARANLIKTIR.

Karanlık CÖMERT ve SABIRLIDIR..ADALETİN İÇİNE ACIMASIZLIK TOHUMLARINI EKEN, MERHAMETİN İÇİNE HORGÖRÜ VE NEFRET DAMARLARINI SIZDIRAN ve sevgiyi şüphe tanecikleri ile ZEHİRLEYEN şey , KARANLIKTIR .Karanlık SABIRLIDIR.Çünkü en ufak bir yağmur damlası bu tohumların filizlenmesine neden olacaktır.Karanlık sabrını korur ve tohumlar filizlenir, çünkü onların büyüdüğü toprak , üzerlerini örten bulutlar, onlara ışık veren yıldızların ardında bekleyen karanlıktır...Karanlığın sabrı sonsuzdur . Eninde sonunda, "YILDIZLAR DAHİ SÖNER."

Karanlık CÖMERTTİR ,SABIRLIDIR ve her zaman GALİP GELENDİR: HER ZAMAN GALİP GELİR çünkü HER YERDEDİR..Şöminende yanan odunun içinde ve ateşin üstünde kaynayan suyun içindedir ; sandalyenin ve masanın ayağının , yatağının üstündeki çarşafların altındadır..Gün ortasında güneş altında yürürken kendi ayaklarına tutunan karanlık seninle birliktedir.EN KARANLIK GÖLGEYİ, EN PARLAK IŞIK DÜŞÜRÜR..

Gelgelelim karanlık CÖMERTTİR, SABIRLIDIR ve her zaman GALİP GELİR "ama" gücünün yüreğinde zayıflığı yatar ...Onu durdurmak için tek bir mum yeterlidir. Sevgi bir mumdan fazlası demektir ve sevgi , yıldızları yeniden alevlendirebilir..

İşte böyle KOKOCAMBOLAR .. DEMEK Kİ NEYMİŞ ? Star Wars elinde lazer tabancası, efenime söyliyeyim FLORASANLARLA (HAY BUNU BANA DİYEN DİLİN KOPSUN SENİN BEAA!!) ile cenk eyleyen zibidileri anlatmıyormuş ..

KARANLIĞA SELAM OLSUN !!

Geçen biri soruyordu bu ışın kılıcı renklerinin manası ne diye .. Yeri geldi cevaplayayım ..

MOR : Bilgelik
Yesil : Çeviklik
Kirmizi : Öfke
Sarı : HASRET !!!! NE O ? BEĞENEMEDİN Mİ?!?! =))

Esen kalın İŞSİZ KALIN !!!
275 syf.
·10/10
Babamın bir sürü kitabı vardı. Ama okumazdı. Süs olsun diye bulundururdu. Ne yapacaksın bu kitapları diye sorana kızım büyüyünce okuyacak derdi. Bilinçaltıma kitap okuma zorunluluğunu böyle yerleştirdi. Bu kitap yine babamın hiç ellemediği kitaplığında duran kitaplardan biriydi. Ağıt ne demek diye sordum babama. Ağlarken söylenen şarkıya ağıt denir diyerek yaşıma uygun açıklama yapmıştı.

Yıllar sonra işte bugün bu kitabı tekrar okudum. İçinde çeşitli insanların yürek acıları yaşarken yani ağlarken söyledikleri şarkılar vardı. Yaşar Kemal en güzel ağıtları bir kitapta toplamış, ağıt yakılan kişilerin hikayelerinden bahsetmiş ve anlamı bilinmeyen kelimelere dair ufak açıklamalar yapmış. İnsanı yıkan, hüzünlendiren, yaşanan acıları yüreklerde hissettiren bir kitap. Yaşar Kemal'in doğum gününde böyle bir inceleme yapmak düştü bana. Nur içinde yatıyorsun umarım büyük insan. Kitaptaki tüm ağıtlar senin için bugun tekrar okundu.
438 syf.
·2 günde·10/10
YAŞAR KEMAL ile neden bu kadar geç tanıştım? Edebiyatımızın en büyük deryası belki de kendisi. Bu deryaya girmek beni korkutuyordu. Kendimi hazır hissetmem gerekiyordu. Bu yüzden bir süre farklı farklı eserlerle kendimi alıştırdım ve kendisi, hayatı hakkında biraz araştırma yaptım. İçten içe kemiriyordu beni O'nunla ve eserleriyle tanışma isteği. Artık sabredemeyecek raddeye gelince İnce Memed ile girdim bu deryaya.

Yaşar Kemal okumaya başlamadan önce, muhakkak hayatı hakkında bilgi sahibi olmalısınız. Böyle olursa eserlerinde vermek istediği duyguyu, kendi hayatında üstesinden gelmesi gereken zorlukların derecesini, o zamanın şartları altında, elde avuçta bir şey yokken insanların nelerle baş ettiğini çok daha iyi anlayıp, kitabın içine çabucak girip yazarın kalemine daha iyi adapte olabilirsiniz. Bu, okuduğunuz eserde sizin de bir karaktere dönüşmenize ve kitapta kendinizi bulmanıza olanak sağlar. Yazarın diline, kalemine ve olayların kurgulanış şekline hayran kalmamak elde değil. bundan yarım yüzyıldan fazla zaman önce yazılmış olan bir eser benim nasıl boğazımı düğümledi diye düşünüyorum ama cevabı tabii ki yazarın kendisinde. Toprağına, taşına, gönül verdiği yurduna, bozkırına, kışına, yazına, ayazına, çamına, çobanına öyle bir hayat vermiş ki yazar, her biri bizim hayatımızın içinden seçilmişte kitabın içine yerleştirilmiş gibi. İyi ki okumuşum ve iyi ki yazarla tanışmışım.

Burdan sonrasında kitaptan alıntılar ve spoiler mevcuttur..

Yazar aldı beni Torosların eteklerine götürdü. Arazinin dağını taşını aştık, çamlıkların arasından geçtik, çakırdikenin içinde ayaklarımız kan içinde kaldı da Değirmenoluk köyüne geldik.

İnce Memedin hikayesi bu nasıl büyüyüp doğrulduğu, dallanıp budaklandığı ve her zorluğun üstesinden geldiğini anlatan. Köyünde uğradığı ihanetin büyük sadakate dönüşeceğini ve bir gün karşısına, umulmadık bir zamanda umut kapısı açacağını bilmeyen Memedin hikayesi. Eşkıyalıktan kahramanlığa, açlıktan zenginliğe, ardında bıraktıklarının, köyünün, köylünün ateşiyle yanan bir hikaye. Bu hikayede tek dertli kendisi değil, Hatçe (İnce Memedin yareni, sevdiği, uğruna ölüme koştuğu), Iraz Teyze(evladının hasretiyle yanıp tutuşan ama yarasına çare olmayan dul bir ana), Recep Çavuş, Cabbar gibi yol arkadaşlarının yanında en büyük dert sahiplerinden biri de Topal Alidir. Kimi yarini, kimi evladını, kimisi haysiyetini kimisi de kendini kaybetmiş bu karakterlerin her biri ayrı cevherle donatılmış ve hepsi de ızdırabın en fenasını yaşamıştır. Buna bir de Abdi Ağa kadar zalim, kansız ve soysuz Ali Safa eklenince, gelin gerisini siz düşünün. Nasıl bir ateş çemberinin içinde sürüyor bu koşturmaca. Bir yanda sefalet ve güçsüzler diğer yanda candarmaları elinde oynatan ağalar beyler. Bir yanda yalınayak koşturanlar diğer yanda ise dörtnala atlılar. Bir yanda yiyecek öğünü olmadan, günlerce kar kıyamet yol alanlar, diğer yanda kuzu tandır, sıcak şömine başında sefa yapanlar. Halka zulüm ayrı, gasp ayrı, görmemişler ne bilsin adaleti, zalimin elinden çektikleri ölünce sona erer ancak.

Dikenlidüzüne beş kadar köy yerleşmiştir. Bu beş köyün beşnin de insanları topraksızdır. Cümle toprak Abdi Ağanındır. Dikenlidüzü, dünyanın dışında, kendine göre apayrı kanunları, töresi olan bir dünyadır.Dikenlidüzünün insanları, köylerinden gayrı bir yeri bilmezler hemen hemen. Düzlükten dışarı çıktıkları pek az olur. Dikenlidüzünün köylerinden, insanlarından, insanlarının ne türlü yaşadıklarından da kimsenin haberi yoktur.
Değirmenoluk köyü Dikenlidüzüdeki köylerin en büyüğüdür. Abdi Ağa da bu köyde oturur. (s.10)

Bu köyde, sırtımda sopa, dudaklarımda deri çizme izi, İnce Memedin hikayesi bekler bizi. Yetim çocuk dahil bütün köye emdiği sütü burnundan getiren bir ağa. Öyle ki ne sıcak ne kurak ne yokluk ne hastalıklar bu kadar eziyet etmiştir köylüye. Öyle ki bu köyde yaşamak için, ektiği ekinin peşinden, namusunun peşinden, varını yoğunu, canını ruhunu ağaya teslim etmişiz. Gülmeyen yüzümüz, sobada pişmeyen aşımız ve bin bir ağrıyla sızlayan başımızın derdiyle kursağımıza girecek bir lokma uğruna sabahtan akşama, toprağı ekine gebe bırakıp en yüksek verimi alma derdinde uğraşmışız. Kara sevdaya tutulduğumuzda dahi hala karın derdindeyiz. Bi yandan açlık bi yandan sevda. Ne kadar zor bu iki derde bulmak deva. Ülkemin, Anadolumun, Çukurovamın her toprağında binbir güzellik yeşerir hayat bulur ama böyle bir kansız hiçbir yerde bulunmaz. Canım dişimde, namusum gözümde bu diyarda durulmaz.

Alır başımı çıkarım dağa, isterse iz sürsün Topal Ali. Gözüm görmez hiçbir şeyi. Ne anamı, ne diyarı ne çekeceğim eziyeti. Kendimden çok ziyan olacak Hatçeme dayanamam yine de çeker giderim. İnce Memedi bildim bileli bela başından kurtulmaz. Tam bitti derken yeniden başlar dertleri. Birbiri ardına iç içe geçmiş halkalardan oluşmuş bela, zincir gibi. Çok küçüktüm çorbasına muhtac olduğum Süleyman emmi sağolsun Deli Durdunun yanında yer buldum. Deli de tam deli. Kararmasın gözü, görmez hiçbir şeyi. Öyle bi inat öyle bir aksi. Nasıl bunca yıl dağlara sırtını verip ruhunu canında taşıyabilmiş anlayamadım. İnce Memed daha o zamandan yüreğindeki kıvılcımdan haberdar. İçindeki iyiliğin yeşerdiğini ve muhakkak her şeye çözüm bulacağının farkında. Kendine yapılan hiçbir şeyi ( ne iyilik ne de hainliği) unutmaz.

Bu geç kalmış bir tanışma olsa bile bundan sonra daha fazla kişiyi yazarla tanıştırıp yazarı okutma çabasında olacağım.

Ben kitabı okumadan önce yazarın hayatı ile ilgili bilgiyi Begüm Çakır hanımın videosundan edindim. https://www.youtube.com/watch?v=ek4BYSZQsoM Yazarın hayatı ve eserleri hakkında çok faydalı bir video. İzlemenizi tavsiye ederim.
629 syf.
·4 günde·9/10
''Adaleti çökmüş bir milleti yok olmaktan hiçbir güç kurtaramaz.''(s.611)


İlk sayfalarını, yazarın bizi içine aldığı yörenin toprağını, havasını, suyunu, kuşunu, çakalını anlatması ve esen rüzgarlardan bize nergis kokularını göndermesini saymazsak, bu kitap ilk 2 kitaptan farklıydı. Hem de başından sonuna kadar.


İnce Memed 1 incelemem #47699683
İnce Memed 2 incelemem #49455668

Yiğitler namıyla anılır, yeteneğiyle, yaptıklarıyla el üstünde tutulur ve bu yaşananlar dilden dile anlatılır durur. Topal Ali'nin deredeki balığın, havadaki kuşun kanadının izini sürdüğü sizce tevatür mü? bence değil. Öyle olsaydı başımıza bu dertleri açar mıydı hiç? Elbette çok yetenekli ve namının hakkını veren birisi. Böyle biriyle herkes dost olmak ister ve düşmanlığından sakınır. Aman ha tek bir Topal adamın yuvasına incir ağacı dikmeye yeter de artar. Öyle namlıdır kendisi.

Kitabımızın ilk bölümlerinde de işte bu Topalın hikayesine yer vermiş yazar. Daha diri olarak karşımızda duruyor. El üstünde değil iyice omuzlarda taşınacak gibi yüceltilmiş bir halde. Kitabın en sıkıcı yeri burasıydı. Neden mi? Özledim... İnce Memed'i özledim. Ben de ona kavuşmayı bekliyorum çünkü günlerdir, sayfalardır. Ondan bir haber almak istedikçe Topal Ali'nin yaptıklarının göz önünde olması dayanılmaz bir hal aldı ve özlemim iyicene körüklendi. O an gelip çattığında ise iyice gömüldüm sayfalara...

Yiğit namıyla anılır dedik ya asıl kahramanımızı anmadan olmaz. İnce Memed nasıl bir adamdır diye merak ederseniz onu da size bir alıntıyla anlatayım.

''O İnce Memed var ya... O, bela bir adamdır..
O her şeyi görür, bilir. Şimdi bizim burada ne konuştuğumuzu bile görür, duyar. Onun her yerde gözü, kulağı vardır. Ona her şey ayan beyandır. Gökteki uçan kuş, yerdeki yürüyen karınca bile bu dünyada ne olup bitiyor, ona ulaştırır. O, şu dağın arkasına baksın, gözleri dağı deler geçer ve arkasında ne var, görür.'' (s.45)

Hal böyle iken kim sırtını yere getirebilir İnce Memedin, gözlerinden yalım yalım ateşler çıkan şahinimizin. Ayrıca Kırkgöz Ocağının Anacık Sultanından efsunludur kendisi. Köylüler, dağlar, kuşlar neyse de düşmanları bile saymıştır kendisini. Herkesin yüreğinde aynı istek, dilinden aynı dualar dökülür. Bir an önce kavuşmak kendisine. benim sayfaları okurken dilediğim gibi..

Bu kitapta İnce Memedden çok anlatılan hikayeler benim hoşuma gitti. Son derece dikkat çekici menkıbeler bırakmış dilimize yazar. Tarihimizle pekiştirip öyle güzel örnekler vermiş ki, okurken içine dalıp gidiyor, İnce Memed nereee şu an bulunduğum yer nere diye şaşıp kalıyor insan. Anavarza'dan çıkıp başka diyarlarda gözümüzü açıyoruz. Osmanlı Sultanlarını bile misafir etmiş kitabına yazarımız. Boşuna kitabımız ve yazarımız için Çukurova gibi, zengin dili ve karakterleri var benzetmesini yapmamışım. Kitabın bir diğer özelliği sizi içine çekmesi. Sanki sayfaları okumuyor, izliyor gibiydim. her sayfayı çevirişimdeki olaylar, harfler olarak canlı şekilde karşımda o anı yaşatıyordu bana. Sayfaları çevirdikçe, kitabın içindeki olayları aştıkça, yeni bölümünü beklediğim bir dizi tadında heyecanla bekler oldum devamını. Sayfaları da o denli mutlulukla ve sabırsızlıkla çevirdim. Çok keyifliydi. İlk kitabın sonundan beri beklediğim bazı olaylar hala gerçekleşmedi ve onların merakı içindeyim. Son kitapta neler olacak diye hala düşünüyorum. Başka bir kitabı, pasajı okurken bile aklım 4. kitapta olacak buna eminim. Ancak araya birkaç kitap sıkıştırdıktan sonra 4. kitabı okuyup maceraya son vermeyi düşünüyorum. Keyifli okumalar.
173 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Herkeşlere selam olsun .. Hemen bodoz olaya gireceğim .. Kitabı sahaftan aldım .. Bu kısmı atlayamam çünkü kriz var ayağına kan emen kitabevlerinin fahiş fiyat politikalarına haftasonunda gözlerimle şahit oldum .. Hele ki böyle bir kitabı 18 kağıt verip alaydım yüreğime kamikazeler dalacaklardı .. Ben Adam Yayınlarından aldım okudum .. Size de tavsiyem aynı yönde olacak .. Niçin böyle bir kitap dedim onu da inceleme ile sizlere anlatmaya çalışacağım ..

Yaşar Kemal , benim için seneler önce okumuş olduğum ve aklımda silikte olsa kalmış Teneke romanından ibarettir edebi anlamda .. Ama bu Yaşar Kemal' i tanımadığım anlamına gelmez.. Yaşar Kemal' i , Aziz Nesin ' den kelli esasen çokta yakından olmasa da tanırırım .. Duruşunu bilirim .. Neye karşı olduğunu , kimin yanında olduğunu da bilirim ..Yurt dışında bir otel odasında bulgar yazarların küstahlıkları yüzünden Aziz Nesin ile birbirlerini yediklerini , Aziz Nesin ' in "roketli" ve en sert cevabı verelim bu yapılanlara demesine rağmen Yaşar Kemal 'in bürokratik davranmaktan yana tavır alması sonucu arada haşlanan Ataol Behramoğlu' nun anılarından da az buz tanırım kendisini .. Bugüne dek okumayı ertelemişsem bu benim ayıbımdır .. Hatta ayıbım imiş .. Bu roman bunu kafama vura vura değil çaka çaka öğretti tam tabiri ile.. Araları limonidir Aziz Nesin ile Yaşar Kemal' in.. Tabii bu edebi kulvarda değil bazı ideolojik ayrılıklardan ötürü böyledir .. Her ne kadar ÖLÜMÜNE Aziz Nesin hayranı da olsam , bu ayrılıklar fikrimi değiştirmeme etki etmez .. Edebiyatımızın amiral gemilerinden biri olan bu "ADAM" gibi "ADAM" romanlarında hep ezilen kesimin , köylümüzün yanında yer almış.. Bunu Sivas Acısı incelememi (#28905309) yazarken yaptığım araştırmalarımda da gördüm .. Toplumun horgördüğü , Sivas' ta yakılan Nesimi' ye yaptıkları dahi onu efsaneler kulvarına sokar benim nazarımda.. Aziz Nesin' in yazdıkları için derler ya hani TAM AZİZ NESİN 'lik olay diye .. Bu ADAM' ın başından geçenler de tam o ayar .. Arzuhalcilik yaparken tutuklanıp cezaevine konması ve içerde karşılaştığı bir mahkumun ona söylediği şu cümleler...

"Senin ailen bana çok yardım etti, hayatımı kurtardı desem doğru olur ama bu hapishanede tek düşmanın benim. Benden kork. Katillikten, hırsızlıktan, ırza geçmekten düşseydin başım üstünde yerin vardı." Varın gelin sizler anlayın..

Yine de yılmamış .. Romanları 40 yakın dile cevrilmiş .. Bilmiyorum tam sayıyı ama baya bir romanı ya da eseri de uyarlanıp film olarak çekildi .. Burda say say bitmez yaptıkları esasen.. Aziz Nesin ile bence en büyük ortak noktaları emperyalizme olan düşmanlıklarıdır .. Evet düşmanlıklarıdır ve bu masal dili ile yazılmış eser de bunun ete kemiğe bürünmüş halidir .. Biliyorsunuz ki ben incelemelerimi bol işsizlik ve eser miktarda spoiler ile vermekten yanayım .. Burdan sonra yazacaklarım , kitaptaki olaylar zincirine birebir değinmeyecek .. Yani senin anlayacağın "aman da Huriye' nin gelini tarlada sancı tutmuş" , yok "Ümmü' nün aldığı kabaklar kof çıkmış" tarzı bir anlatım yolu izlenmeyecek .. Ana hatları ve konu başlıkları ile kısaca anlatıcam kitabı sizlere ..

Kitabın konusu emparyalizm ile semiren kodamanlar (FİLLER) - kompradorlar (yandaşlar yani HÜDHÜDLER) ve sömürülüp ezilenler ( KARINCALAR )arasında geçiyor .. Bir ülkeye emperyalizm nasıl girer ? Gelin size "YUH ARTIK" dedirtecek bir yaşanmış hikaye anlatayım .. İncelemelerimi okuyorsanız olayın kahramanını ve yaptıklarını Joseph Conrad' ın Karanlığın Yüreği adlı kitabına yazdığım incelememden tanıyorsunuz yakınen .. Bakın bu emmimiz başka neler yapmış ..

DIVIDE ET IMPERA :

O koca göbeğini ve hiç doymayan gözünü kısa bir zaman içinde olsa doyurmak için bu emmimiz Ruanda ve Burundi' yi işgal emri veriyor ... Buranın halkı zaten sıtmayı görmüş ölüme razı olmuş insanlar .. Tıpkı Kongo ' da yaptığı gibi burayı da sömürmek tek amacı ..Ama Kongo macerasından ders almış olacak ki kitaptaki en eski emperyal aldatmacayı oyuna dahil ediyor : BÖL VE YÖNET !! Ne mi yapıyor ? İşgal ettiği coğrafyada yaşayan ve SEKİZDEN FAZLA İNEĞİ OLANLARIN TUTSİLER , daha AZ ineği olanların ise HUTULAR olduğuna KARAR VERİYOR (?!?!?!?!) Gülmeyin !!Vallahi billahi gerçek !! =)) Benim güldüğüme bakma sen !! Ciddiyim !! Çoban olan Tutsiler ve çiftçi olan Hutular aslında senelerdir aynı topraklarda BERABER yaşamış lakin FARKLI kökenlerden gelme iki halk .. Konuştukları dil aynı .. Tarihleri aynı ! Birbirlerine DÜŞMAN OLDUKLARINDAN HABERLERİ BİLE YOK !! Sonuç : Buna öyle bir inandırıldılar ki sene 1994 ile 1995 arasında yaşanan katliamlarda ölü sayısı YARIM MİLYON insanı buldu .. Kökenleri ne kadar geride atılmış olursa olsun FARKETMEDİ!

Bir ülkede birliği ve beraberliği bozduktan sonra ilk neye saldırırsın , neyi sakat bırakırsın ? KÜLTÜR VE DİLE ! Çünkü bunlar ortak değerlerdir .. Temeli ayakta tutan harçtır.. Çimentodur ..Aidiyet duygusunu veren değişkenlerdir.. Geçen yaptığım Fakir Baykurt incelememde de yazdım .. Erinmem ! Bir kez daha yazıyorum : Dil denilen hadise en etkin sömürge araçlarının başında gelir ..Dil ile beraber EMPERYALİST ÜLKELERİN siyasetini benimseme ve mallarını satın alma başlar. Beyin göçünü sağlar. Bir insanın konuştuğu dil, o insanın düşünce ve davranışlarını etkiler. Bir yabancı dili öğrenip kullanan kişi yavaş yavaş o milletler gibi düşünmeye başlar... Şu kısma kadar saydıklarım kitapta karıncalara uygulanan yöntemler senin anlayacağın cicim..

Kitap hakkında iki ,üç kelam etmem gerekirse .. Evet bir masal olarak yazılmış bu kitap .. Anlamak isteyene ÇOK büyük , ÇOK önemli ve ÇOK anlamlı mesajlar veriyor ..

KIRMIZI SAKALLI TOPAL KARINCALAR KİM DERSEN ..
Şuraya bir adet resim bırakıyorum .. Fotoğraf KANLI 1 MAYIS' TAN BİR SONRAKİ SENEYE AİT .. İnsanları takır takır tarayıp öldürdükleri seneden bir sonraki 1 MAYIS' a .. En ön sıraya DİKKAT !! =)) Oraya çıkıp yürümek YÜREK İSTER !!

ADAMIN HASISIN "BABA"!!!

SELAM OLSUN SANA DA EY İNCE MEMED!!!

http://i.hizliresim.com/1EXlBb.jpg

Huzur içinde uyuyun !!

Yazarın biyografisi

Adı:
Yaşar Kemal
Tam adı:
Kemal Sadık Gökçeli
Unvan:
Kürt kökenli Türk Romancı, Senaryo ve Öykü Yazarı
Doğum:
Hemite, Osmaniye, Türkiye, 6 Ekim 1923
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 28 Şubat 2015
Yaşar Kemal (d. Kemal Sadık Gökçeli,] 1923; Gökçedam, Osmaniye), Kürt asıllı Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı. Türk edebiyatının en önde gelen kalemlerinden biridir. İlk öykü kitabı Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü ile ilk romanı İnce Memed, Cumhuriyet'te tefrika edildi. İnce Memed, yaklaşık kırk dile çevrilerek yayımlandı ve kitaplarının yurtdışındaki baskısı yüz kırktan fazladır.

Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu'nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazardır.

Çocukluğu
Yaşar Kemal, Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi'nin oğlu olarak aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü'ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan bir aileden dünyaya geldi. Kendi anlatımına göre bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğup büyüyen Yaşar Kemal, evde sadece Kürtçe köyde ise Türkçe konuşurdu. Ailesi, Birinci Dünya Savaşı'ndan dolayı Adana'nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleşti. Beş yaşındayken, babasının camide öldürülüşüne tanık oldu. Orta okul döneminde çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele'de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli'nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.

Sanat hayatı

1978 yılındaki yaptığı bir söyleşide sanat çalışmalarına ilkokula başlamadan önce şiirle işe koyulduğunu ve okula başladığında "yaşlı halk şairleriyle çakıştığını" anımsadığını belirtti. İlkokulun son sınıfındayken arkadaşı Aşık Mecit, çok iyi saz çalarken kendisi annesinden ötürü sazı "berbat" çalmaktaydı. Bunun nedenini şu sözlerle dile getirdi:

"Benim saz çalamamamın sebebi var, anam aşık olacağım da diyar diyar dolaşacağım diye saza, aşıklığa düşman olmuştu. Onun tek çocuğuydum ve gözünden ayırmıyordu beni. Okulda, düğünlerde bayramlarda beni hep Aşık Mecitle çakıştırırlardı. Aşık Mecitle Kadirlide bir kahvede bir gece sabaha kadar çakıştığımı şimdi iyice anımsıyorum."

Ortaokuldan ayrıldıktan sonra folklor derlemelerine başladı ve 1940-1941 yılları arasında Çukurovadan ile Toroslardan derlediği ağıtları içeren ilk kitabı olan Ağıtlar, Adana Halkevi tarafından 1943 yılında yayınladı. 1944 yılında ilk hikâyesi Pis Hikâye'yi yayınladı. Bunu, Kayseri'de askerlik yaparken yazmıştı. Bebek, Dükkâncı, Memet ile Memet öyküleri 1950'lerde yayımlandı.

Kemal Sadık Göğceli adı ile çeşitli yayımlarda yazarken Yaşar Kemal adını Cumhuriyet gazetesine girince kullanmaya başladı. 1952 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı olan Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü burada tefrika edildi.

1947'de İnce Memed'i yazdı fakat yarım bıraktı ve 1953-54’te bitirdi. Romanı yazma nedeni eşkiya olan ve dağda vurulan amcasının oğlunun vurulması olduğunu 1987 yılındaki bir söyleşisinde belirtti. Ayrıca aynı söyleşide, çocukluğunun eşkiyalığın içinde geçtiğini, dayısının "en büyük" eşkiyalardan biri olduğunu, o çevrede 1936'lara kadar beş yüze yakın eşkiya bulunduğunu ve bunlardan birinin de Kurtuluş Savaşı'nda Kadirli'yi ilk örgütleyenlerden olan Karamüftüoğlu ailesinden ünlü Remzi Bey olduğunu söyledi. Remzi Bey'in kendisine, ilk İnce Memed hikayesinde "Çakırdikeni" diye yer alan diken hikâyesini anlattı ve Yaşar Kemal'le "eşkıyalığın felsefesini" yaptı.

Yaşar Kemal'in dünyada ilk kez yayımlanan seri, Bebek öyküsüdür ve önce Fransızcaya, sonra İngilizceye, İtalyancaya, Rusçaya, Romenceye ve diğer dillere çevrildi.

Siyaset

17 yaşından bu yana sosyalist politikanın içindedir. 1961 Anayasası'ndan sonra kurulan Türkiye İşçi Partisi'ne 1962'de katıldı. Emekçi sınıfının tamamen yönetime gelmesini isteyen Kemal, TİP'te sekiz yıl çalıştı ve yöneticilerden biriydi. 1987'deki bir söyleşisinde Türkiye'de bir Marksist partiye ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Aynı söyleşideki "Nasıl bir sol modelden yanasınız?" sorusuna, şu cevabı vermiştir:

"Her ülke sosyalist modelini kendisi kurar. Sovyetlerin 70 yıldır yaşama geçmiş modelini kabul edemeyiz. Yüzde yüz bağımsızlıktır sosyalizm. Kişi bağımsızlığı, ülke bağımsızlığı, politik bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık, özellikle de kültürel bağımsızlık... Sosyalizmin başka bir anlamı yok benim için. Bu çağa gelinceye kadar kültürler birbirlerini beslemişlerdir, yok etmemişlerdir. Oysa çağımızda, kültürler kültürleri yok etmek için, bilinçli olarak kullanılmışlardır, emperyalistler tarafından. Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım."

TİP'ten ayrılan yazar, nedenini partinin niteliğini yitirmesine, bürokratların eline geçmesine ve emekçilerden kopmasına bağladı. Sovyetler Birliği çökmesinin, sosyalizmin de çökmesi değil, tam tersine dünya sosyalizminin zaferi olduğunu 1993'teki bir söyleşisinde dile getirmiştir.

Temalar
« Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi... Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. [...] Ben etle kemik nasıl biribirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum. »

Yaşar Kemal'im edebi çalışmalarında halka dönük bir düşünce hakim oldu ve bunu, bir yerde politik düşünce ile birleştirerek yürüttü. Yapıtlarıda halk şiirinde, epopelerde olduğu gibi insan değerlerinden kopmamaya çalıştı. Yaşar Kemal, siyasi görüşü ile sanatının paralel olduğunu, "halk ve doğa"ya inandığını, sanatının proletaryanın çıkarlarının emrinde olduğunu dile getirmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 9.133 okur beğendi.
  • 90.481 okur okudu.
  • 2.527 okur okuyor.
  • 46.940 okur okuyacak.
  • 785 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları