İnce Memed 2

·
Okunma
·
Beğeni
·
26420
Gösterim
Adı:
İnce Memed 2
Baskı tarihi:
Şubat 2020
Sayfa sayısı:
459
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807170
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
İnce Memed 2
İnce Memed 2
İnce Memed
İnce Memed 2
İnce Memed 2
Otuz iki yıllık bir zaman diliminde yazılan İnce Memed dörtlüsü düzene başkaldıran Memed'in ve insan ilişkileri, doğası ve renkleriyle Çukurova'nın öyküsüdür. Yaşar Kemal'in söyleyişiyle ''içinde başkaldırma kurduysa doğmuş'' bir insanın, ''mecbur adam''ın romanı.

Öldürülen Abdi Ağa'nın yerini kardeşi Hamza alır. Memed, topraklarını ele geçirmek için Vayvay köylülerine zulmeden Ali Safa Bey'i ve Hamza'yı öldürür. Ancak köylüler için tam bir efsaneye dönüşmesine rağmen zulmedenlerin öldürmekle bitmeyeceği konusunda kuşku duymaya başlar. Abdi Ağa gitmiş, yerine Hamza gelmiştir, onun yerini de bir başkası alacaktır. 

"Kalemi insanlığın hizmetinde bir yazar..." 
- Henry Lundström, Sundvalls Tidning, (İsveç) 

"Yaşar Kemal, görkemli bir destan akıcılığı içinde, tüm ayrıntıları titizlikle yansıtarak dile getirmiş ülkesini." 
- Paul Theroux, The New York Times, (A.B.D.) 

"Korkusuz bir toplum eleştiricisidir Yaşar Kemal. Ve eşsiz bir şair." 
- Dagens Nyheter, (İsveç) 

''Bir gökkuşağı gibi, toprağa hiç dokunmadan bir ufuktan diğerine kayan büyük bir efsane geleneğine dayanıyor.''
-Sunday Times, (İngiltere)

''Kemal'in Hardy ve Tolstoy ile karşılaştırılmasına yol açan zengin uslup, konunun zenginliğini ve çeşitliliği, sıradan insanların yaşamıyla insanlığın bağlantısı, insanı içine çeken bu romanda aşikar.''
-The Times, (İngiltere)
459 syf.
·3 günde·8/10
İnce Memed 1 incelemem #47699683

''Zulme karşı koymamak zalime ortak olmaktır.''(s.181)

İnsanın insana yaptığını başka hiçbir canlı diğerine yapmaz şu dünyada. Neden? Tabii ki de menfaati için. Neden? Kendi rahat yaşasın, tırnağına taş değmesin, karnı aç kalmasın iyice semirsin, sırtında da en rahat döşekler olsun diye. Yesin yesin doymasın, hiçbir şey bulamayınca da insanın sırtındaki derisini yesin de sonunda gözü de doysun diye. Ama doymaz. Biri gider diğeri gelir. Bir yılanın başını kesersin, bin yılan çıkar karşına. Nasıl baş edicez bunlarla ? Sen önce bu yılanın başını ez, gerisinin bir çaresi bulunur elbet..

Daha önceden tanışmıştık İnce Memedle. Yaşadıklarına ortak oldum. Ortak olmak değil de yanında oldum desem daha doğru olur. Az şey değil çünkü. Az duygu paylaşmadık. Gülmek pek bize yaraşmadı o yüzden genelde hüzünlüydük ilk kitapta. Çok çektik. Dağ tepe aştıkta namerde gün yüzü göstermedik. Şimdi durmak olur mu ? Biz onca çileyi neden çektik? Onca toprağı al kanla neden boyadık? Canlarımızı nasıl feda ettik bilir misiniz siz? Sayfaları açmadan bilemez, bizim derdimize ortak olamazsınız. Bu günler kolay geçmedi ve bu ad boşuna böyle nam yapmadı derim size.

Öyle bir yiğit ki kendisinin peşinde dört dönen komutanların bile saygısını kazanmış..

Asım Çavuş: '' Bir acayip huylu bir oğlan. Eşkıyaya hiç benzemiyor. Cin gibi, peri gibi, melek gibi bir insan. Evliya olacağına eşkıya olmuş.'' (s.197)

Düşmanı tarafından sözlerle anılan birisi nasıl kötü biri olabilir ki?

Koca Osman boşuna bağrına basıp da şahinim demez. Oğlum deyip, gördüğünde bayramlıklarını sırtına geçirip sabah akşam köyü döner durur. Adının geçtiği kıraç toprak bile yeşerir. Dostun gönlü huzur dolar. Açlık, susuzluk, yorgunluk, dermansızlık unutulur herkesler İnce Memedi diline düşürür. Onun ne yiğit olduğundan söz açık dururlar. Adına yazılmış türkülerle gecelerin sessizliği bölünür. Kolay değil eşkıya olmak. Hem de adı sanı bir. Türlü türlü hikayelere konu olmuştu İnce Memed. Bunlardan bir tanesi;

''Yumuşacık bir adammış, pamuk gibi. Uz konuşurmuş. Ötelerden, uzaktan bakınca dağ gibi olur, heybetlenirmiş. Gözlerinden ateş saçılırmış. Yanına varınca, eğer durgun bir zamandaysa çocuklar gibi küçücük olurmuş. Saçları da diken gibi dikilirmiş. Öfkelendiğinde yakınında da olsan Memed kocaman olurmuş. Kederliymiş çoğu zaman. Çok sevinçli olduğu da olurmuş. Bir de ona kurşun geçmezmiş. Muskalıymış, dualıymış, afsunluymuş. Bir de onu bıçak kesmez, ateş yakmaz, su boğmazmış.''(s.256)

Aynı yerleri dolaştıkça, ilk kitapta yaşadıklarımız gözümün önüne geliyor. Tekrar o hislerin vücudumu sardığını ve ürperdiğimi hissediyorum. Bir kitap insanın içinde nasıl bu kadar canlı kalabilir ? diye şaşırıyorum açıkçası.

Kitabın en sevdiğim özelliği, yazar sürekli hikaye ve karakter üretiyor. Bu sayede kitabın içinde sıkılmanıza fırsat vermiyor ve olayların birbirine bağlantısı çok duru bir şekilde sağlanıyor. Hem de bu sayede kitabın içeriği de Çukurova gibi zenginleşiyordu. İlk kitabı okuduktan sonra bu kitaba başlayıp olayların devamını bekledim ben de, ama biraz yanıldım. İlk kitaptaki hareketlilik ve sürekli heyecan bu kitapta yok biraz durulmuş. Sanki kitabın devamının geleceğini haber verir nitelikte ağır ağır işliyor konular, sağlam zeminlere oturtulup. Kitabı bitirdim ve benim aklımda bir soru kaldı. Bu kitap nasıl devam edebilir ki? Tabii ki ilk kitapta olup burada olmayan ve bağlantılı olmasını beklediğim konular var ama onlar için biraz daha zaman geçmesi gerek diye düşünüyorum. Oysa Çukurova'da her şey sıcağı sıcağına yaşanıyor. 3. kitabı okuyacağım zaman için şimdiden sabırsızlanıyorum. Keyifli okumalar.
459 syf.
·10/10
Siz Şahin kuşunu bilir misiniz? Koyu boz rengi uzun kanatları, kırçıllı beyazlı tüyleri, açık sarı kısık gözleri gözlerinin içinde siyah gözbebekleri vardır. İki kanadını açıp ayaklarını ağır ağır atarak efeler gibi yürür. Göklerde süzülür, dünyayı, olan biten yükseklerden seyreder, bir yandan da avını arar. Tavşanları, kuşları gözler… Avını gözüne kestirdi mi siyah gözbebeklerinde bir ışıltı yanar. Avının her hareketini adım adım izler. En uygun zamanı kollar. Avının bir anlık dalgınlığında dalışa geçer. O vakitten itibaren gözü avı dışında hiçbir şeyi görmez. Ağaçlar, böcekler, hayvanlar, binalar, insanlar ona vız gelir. Avının peşini bırakmaz, tek hamlede keskin pençeleriyle çarpar. En keskin gözlüler bile onun avlanışını göremez. Sadece uçuşunu, dalışını ve geriye yükselişini görürsünüz.

İnce Memed de Koca Osman’ın deyişiyle bir şahindir. Ufacık bedeniyle. Sürekli zulüm imparatorlarını izler. Gözlerinde ışıltı yanana kadar. Müsait zamanı kollar ve dalar. Sadece dalışını ve dönüşünü görürsünüz. Bin başlı zulüm ejderhasının başını tek tek kopartır keskin pençeleriyle… Koparttıkça da aynı yerden üç baş daha çıkar.

Ah Memed ah… Ah ala gözlü şahin ah. Bu zulüm hiç bitmeyecek mi? Biter elbet biter ya… Öldürmekle bitmez. Sen sadece sanırsın ki suç zulmedendedir. Sanırsın mısın ki bu zulme boyun eğenlerin hiç suçu yoktur? Esas asıl suç onlardadır Memed’im.

Biz köylüler düşünmeyi pek sevmeyiz. Biz aklımızı kiraya verenlerdeniz. İsteriz ki hep başımızda bir baş olsun. Bizim yerimize o düşünsün. Biz muhtarımızın, imamımızın, azıcık okumuş yazmış bellediklerimizin, bir yer edinmişlerin ağızlarının içine bakarız. Bakalım ne diyecekler diye… Ağızlarından çıkan her kelimeye de türlü manalar yükleriz. Ağzımızdan kötü bir laf çıkacak da başımıza türlü işler açılacak diye el pençe oluruz. Köyümüze geldiklerinde onları en güzel şekilde ağırlamaya, yedirip, içirmeye, gönüllerini hoş etmeye bakarız. Biz böyle alışmışız. Kendimizi doğuştan cahil sayarız. Koskoca imam, muhtar, ormancı, başçavuş varken biz ne biliriz…

Bize pek iyi niyette yaramaz. Azıcık güler yüz gördük mü, arkalarından bunda da hiç iş yok deriz. Biz bize sertlik etmeyeni pek adamdan saymayız. Sertliği gördük mü bu da pek yaman deriz.

Biz bir tek toprağı ekmeyi biliriz. Hesapsız, kitapsız. Her sene aklımıza ne ürün yatarsa onu ekeriz. Yaz sıcağında tarlalarda çalışır, oraya buraya yaptığımız masrafları üzerine pek koymadan tek seferde alınca da mahsul parasını aldık deriz. Mahsul parasına yaptığımız borçları da kapatınca bize bir tek o yılki karın tokluğumuz kalır. Eh buna da şükür karnımız doydu ya…

Biz dünyayı para kazanmak için yaşamayız. Dünyaya geldiğimiz için yaşarız. Tarlamızı her yıl ekmemiz gerektiği için ekeriz. Evlenme yaşımız gelince evlenmemiz gerektiği için evleniriz. Yaşlanınca ocağımız tütsün, başımızda bize bakacak birisi olsun diye çocuk yaparız. Birisi çıkar da bunların aksini derse, aramızdan biriyse hiç takmayız, “Yüzyıllık köye yeni adet” “Biz dedemizden böyle gördük” der, arkasından bir de güleriz. Okumuş yazmış birisiyse “Seçimlere girecek herhalde” deriz. Bekleriz ki biri bize öncülük etsin o göstersin biz yapalım.

Bir de savaş zamanı cenk etmeyi biliriz. Hep medet umduklarımız türlü yerlerdeyken biz çıkar savaşırız. Topraklarımızı elin gavuruna bırakacak halimiz yok ya. Bir canımız var onu da toprağımız uğruna veririz.

Biz böyleyiz işte Memed’im. Bizim adetimiz böyle. Sen istediğin kadar bizi koru, toprak sahibi et, bize zulmedenleri öldür. Sen gidince biz yine kendimize bir baş buluruz. Yine akıllarımızı birisine kiraya veririz. Yine tarlamızı eker mahsulünü başkasının ambarına koyarız. Senin de arkandan atar tutarız. Bizdeki bu cahillik gitmedikçe bize zulüm haktır.

Savaş gelince köy köydür
Seçim olunca köy köydür
Ondan gayrı hiçbirşeydir
Eyvah köyüm yiğit köyüm

Aşık Mahsuni Şerif’e en derin saygılarımla…

https://www.youtube.com/watch?v=YOgIF1vtesM

Herkese keyifli okumalar dilerim.
459 syf.
·10/10
Hani yüreğinizden ılık bir şeyler geçer. Bir hoş olursunuz. Tarif edilemez duygular vardır ya hani bir sıcaklık, bir yumuşaklık tadı damağınızda kalmıştır. Daha fazla olsa istersiniz ama yoktur işte bu kitap öyle bir tat yaşatır okuyana. Keşke otuz iki yılda 32 cilt yazılsa dersiniz. Sayfaları bittikçe üzülürsünüz.

İnce memedle kah gülüp kah ağlarsınız bozkırın sarı sıcağı sizi de yakar gece ayazı elbette sizi de üşütür. Nasıl bir bitki olduğunu bilmediğiniz çakırdikeni keser ayaklarınızı kanatır derinden.

Toros'un karlı dorukları yanınızdaymış, elinizi uzatsanız tutacakmış gibi gözükür.
Keçi sakallı gavur dinli Abdi Ağa'nın adını duyunca sizde korkarsınız yine ekinimin dörtte üçünü alacak diye sinirlenirsiniz.

Süleyman'da girer hayatınıza, babacanlığını sizde yüreğinizde hissedersiniz. Sizde çarıklarınıza bakar bakar sevinirsiniz.

Mustafa ve memedle ilk kez kasabaya gideceğiniz icin heyecanlanırsınız.
Böyle konuşa konuşa yamaçtan aşağı inerken, birden önünüze bir düzlük çıkıverir. Düzlükte büyük bir kavaklık vardır. Kavaklığın ortasından bir su akıyordur. O sudan kana kana içersiniz. Tadı damağınızdan hiç geçmez. Çok kolay hayal edersiniz ortam gözünüzde hemen canlanır.

Sarp yerlerin insanları gelir aklınıza. Sarp yerinin insanının yürüyüşü başka olurmuş. Adım atarken ayaklarını havaya fazla kaldırırlar. Dizleri hizasına kadar. Sizde taklit edersiniz.

İlk kez hana gider Ağasına, paşasına, dünyasına, feleğine, anasına, avradına veryansın edenlere sizde hak verirsiniz. Hasan onbaşı anılarını anlatır size.

Sonra büyürsünüz on sekinize girersiniz aşık olursunuz sizde o kara saçlı Hatçeye. Geceleri divlik kuşu gibi öter Hatçeyi beklersiniz kuytuda. Ağasız köy varmış kaçalım Hatçe dersiniz. Ardından Abdi ağayla yiğenini vurduğunuzu sanıp dağları mesken tutarsınız.

Çünkü siz ince memed olmuşsunuzdur. Çünkü kitabın içine girip olayları sizde yaşarsınız. Haberlerde sağda solda Çukurova lafı geçince gülümsersiniz. Hiç görmediğiniz halde oralar size tanıdık gelir. Zaten bu kitap için bir incelemeye de gerek yoktur. Anlatılmaz yaşanır dediklerindendir.
459 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
İnce Memed 2 de bitti. İlk kitaba göre biraz daha sakin ve durağandı, ama mükemmeldi. Dili yine çok doğal ve akıcıydı.
Acımasız zalim ağaların zulumlerini bu eziyetler karşısında köylülerin mücadelesi, çektiği sıkıntılar karşısında adaletsizlik anlatılıyor.
İnce Memed 2 de Yaşar Kemal "bu düzen böyle mi gider?" sorusunu sordurmuş. İnce Memed'in  iç dünyasını psikolojisini öyle güzel tasvirlerle anlatmış ki resmen okurken yaşıyorsunuz.
Anadolu insanının; çektiği sıkıntıları, sıcaklığı, doğallığı, üzüntülerini, mutluluklarını, umutlarını, hüznü, sevdayı yine muhteşem betimlemelerle anlatmış.
Serinin 3. kitabınıda kısa bir süre sonra sabırsızlıkla okuyacağım.
459 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Abdi gitti Hamza geldi!!!

Peki boşa mı çabaladı Memed? Boşa mı gitti bunca çaba, bunca gayret, bunca uğraş?
Bu düşünce yedi bitirdi onu. Her şey eskisinden daha kötü olmuştu köylüye göre. Peki bu Memed’in suçu muydu? Memed fitili ateşlemişti Abdi ağayı öldürerek ancak köylü sonrasında o fitilin ateşiyle biraz aydınlansa da sonra o fitili yine söndürdü. Neden? Korktular çünkü, korkuyorlar. Yılların getirmiş olduğu bir korku bu ve bir anda yok olmuyor.
Memed köylüsünün durumunu öğrendi dertlendi kederlendi. Şu sözü ise “Demir olsam çürürdüm toprak oldum dayandım” kendi durumunu özetliyor.

Köyündeki insanların içine düşmüş olduğu durum onu içten içe yiyip bitiriyordu. Ancak eli kolu bağlanmış, neredeyse herkes ona düşman kesilmişti. Bir Hürü ana, bir de Vayvay köylüleri ona kucak açtı. Ve Vayvay köyünden Koca Osman. Heyy gidi Koca Osman adın gibi kocasın bee…

Vayvay köyü Memed’i bağrına basıyor, saklıyor. Her köyün başında bir ağa bir bey olduğu gibi o köyün başında da Ali Safa bey var. Gözü topraklarda köylüye etmediği eziyet kalmıyor. Hep bir bezdirme politikası yıllardır var.
Burada kitabın içinde de geçen tam olarak hatırlayamasam da şöyle bir hikaye vardı ona değinmek istiyorum.
Bir muhabbet sırasında yılanı 3 şekilde öldürürsün diye bir konu geçiyor.
1-Başını ezerek
2-Vurarak
3-Ufak bir yara açarsın sonrasında sarı karıncalar o yaraya gelip yavaş yavaş yılanı öldürür.
İşte İnce Memed de Vayvay köyü için o yarayı açmıştı. Hatta bütün köylüler için açmıştı Abdi Ağayı öldürerek.
Memed’in varlığı onlar için umut olmuştu. Yapabiliriz hissi uyanmıştı köylüde. Daha dinç, daha cesur olmuşlardı.

Bu köyde bir de Seyran kız vardı ki… Onun hikayesi gerekten iç acıtıyor ve hiç yabancı değil. Gerçi hangi biri yabancı ki…
Ne hikayeler barındırıyor şu kitap .

Arif Saim bey, Kaymakam, Vali…
Devletin gücünü arkasına alıp her türlü hukuksuzluğu, haksızlığı, zulmü yapabilmeyi kendilerine hak gören kitle…
Söyleyecek yazacak o kadar çok şey var ki…. Okuyun arkadaşlar okuyun. Biliyorum çok eksik var bu incelemede ama olsun yazmasam olmazdı.

Yolculuğumuz İnce Memed 3 ile devam edecek ancak öncesinde 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu etkinlik kitabı Ben Robot u aradan çıkarmak gerek. Yoksa ara vermeden devam edecektim. Neyse biraz soluklanmış olurum. Bu kadar yüreğe yüklenmek de iyi değil. Bakalım daha neler göreceğiz.
459 syf.
“Sen hiç yılanı deri değiştirirken gördün mü, zor iştir. Öldürür yılanı. Yılan önce yumuşak otlu bir yer bulur kendine. Bir süre orada otların üstünde döner durur. Sonra yay gibi iki üç kez gerilir. Gerilir bırakır, gerilir bırakır. Sonuncusunda çok uzun gerilir, bir top olur açılır. Bir de bakmışsın ki yılan o anda kavlamış, derisini upuzun, bambaşka, bir çalı dibine bırakmıştır. Derisini bıraktıktan sonra yılan bir sersemlik, bir korku içindedir, ne yapacağını, nereye gideceğini bilemez. Oralarda sersem sersem dolanır durur.”

Demişti Yaşar Kemal sayfa altmış ikide. Beni inanılmaz etkilemişti bu tasviriyle. Zira hem durum öyküsünün izlerini hem de olay öyküsünün izlerini natüralist bir çizgide görmüştüm. Yılanın deri değiştirmesi ne kadar etkileyici olabilirdi ki? Yaşar Kemal’den bu satırları okuyana dek hiç bunu düşünmemiştim. Yılan, derdim. Yılan işte, deri değiştirir. Yumuşak otları düşünmezdim. Yay gibi gerilişini düşünmezdim. Okurken düşündüren bir yanı var Kemal’in. Düşündürürken hüzünlendiren, hüzünlendirirken farkındalığı artıran bir yanı var.

Yılan kimdir? Yılan metaforu neden kullanılmıştır? Yılan, hükümetin olmadığı, geçiş dönemi denebilecek yıllarda feodalistlerdir. İnce Memed’in yılanı Abdi Ağa’dır. Gürül gürül akan suların kenarında, mürül mürül kokan Yaşar Kemal çiçeklerinin; yarpuzların, üçgül pembesi, muhabbet çiçeklerinin yumuşak terü taze çapalanmış topraklarındaki otların üstünde dönüp duran, o otlara kimsenin sere serpile bir ağız tadıyla uzanmasına müsaade dahi etmeyen Abdi Ağa yay gibi üç kez gerilir. Gerilir bırakır, gerilir bırakır. Sonuncusunda çok uzun gerilir, bir top olur açılır. Bir de bakmışsın ki yılan o anda kavlamış, derisini upuzun, bambaşka bir çalı dibine bırakmıştır. İşte o deri esasen Abdi Ağa’nın cesedidir. Derisini bıraktıktan sonra yılan bir sersemlik, bir korku içindedir, ne yapacağını, nereye gideceğini bilemez. Oralarda sersem sersem dolanır durur.

Yeni derisinde Ali Safa vardır, o da türlü dolandırıcılıklarını yapar. Haramzede Ali Safa edindiği mülklerin üzerinde gerinir, gerinir, gerinir. Tüm insanları etrafında toplar, kendini izlettirir, o uzandıkça, güneşte kavlandıkça bir güzel; tüm köylü onun kavlanışıyla birlikte kavrulur. Köylünün kavruluşu hükümetin yetersizliğindendir. Evet Mustafa Kemal bir rejim kurmuştur. Bu rejim yeniliği sebebiyle toy, toyluğu sebebiyle de bazı boşluklara sahiptir. Hukuk bu boşluklardan biridir. Feodal sisteme yargı gereğini yapmamış, işi “Efendisi” olan köylüden evvel ağalara bırakmıştır. Feodal sistemin ekmeğine yağ sürmüştür.

Üç kez gerilen Ali Safa yılanı, gerilir bırakır. İnce Memed gibi bir yüreği duymuştur. Baştan sona çakırdikenlikle dolu arazilerin içinde bir çelik diken olan İnce Memed’i. Çakırdikenliğin içinde onu rahatsız eden bir şeyler daha vardır içten içe. Gerilir, bırakır. Sonuncusunda çok uzun gerilir, bir top olur açılır. Bir de bakmışsın ki yılan o anda kavlamış, derisini upuzun, bambaşka bir çalı dibine bırakmıştır.

Yeni derinin altından Kel Hamza çıkar. Dölü kuruyasıca Kel Hamza kafası pek çalışmaz bir yılandır. Feodal sistemin savunucusu cahil eski köylülerden biri gelip “birkaç ölümsüz toprak uğruna” bütün bir köylüyü feda edene dek. Kel Hamza, kendinden evvel olan zulümkar düzene hemen ayak uydurur. Ayak uydurduğu bu düzen o kahpedir ki insan olan bir insanın yüreği katlanmaz. Pamuk yüreklerden çakırdikenliklerinin çıktığı andır işte bu uyanış.

Çakırdikenlerin içinden çıkan çelik dikenin efsanesidir bu efsane de. Hükümete de yandaşlarına da hukuk ve adil yargıya; feodal sisteme bir başkaldırıdır. Birlik olmanın çağrısıdır. Cemil Meriç diyordu ki "Ağaç, köküyle yaşar.İnsan da öyle." Kökünden, toprağından vatanından sürülenlerin, diliyle mücadele içinde olanlar içindir. İnsan toprağı evvel anadilidir. Dilini özgürce konuşamamak da sürgündür. Dilimizi en içimizde konuşmanın sürgünü var. Bu roman bir başkaldırı romanıdır. Gelin, dostlar, yoldaşlar birlik olalım demenin Çukurovalıcasıdır, Yaşar Kemalcesidir.

Cumhuriyet denen rejime bir hasrettir. Hükümet politikalarının insanca olması için bir ağıttır. Abdi Ağaların evvelden beri olduğunun kanıtıdır. Arkasına siyasileri alıp Ankara’da olan dayılara duyulan güvenin ne kadar alçakça, şerefsizce olduğunun hikayesidir. Vicdanından değil “Mustafa Kemal, Paşam, duymuş mudur?” sorusunu sormanın ne denli soysuzca olduğunu anlatır bize. Bize; bizi anlatan bir romandır İnce Memed 2.

“Bir daha, bir daha öldürürsün, bir daha gelir. Bir daha, bir daha gelir. Abdi gider, Hamza gelir, Hamza gelir, Hamza gelir.” diyordu İnce Memed.

Çelik diken, sen bir öldürürsün. Bin yaşarsın. Bin öldürürsün. Bir olursun. Bir oluruz. Biz oluruz. Bu bizim başkaldırımızdır. Bu hükümete ağıdımızdır.


Çakırdikeni der, Yaşar Kemal. Üçgül pembesi der; Hatçe’yi ansıtır. Yarpuz der Seyran’ı ansıtır. Hayıt der, Iraz Ana’yı; peryavşan der Hürü Ana’yı; pıtırak der Topal Ali’yi; - zira yumuşak yanı onun geçmişi, dikenli yanı onun alçaklıklarıdır.- salkım söğüt; Koca Osman’ı ansıtır.

Çakırdikeni; feodalizmi ansıtır. Baştan sona acıtır. Zulüm eder insana çakırdikeni. İnce Memed’in canını yakar, yarar. İnce Memed’in can çekişi, derinin kavlanması vardır çakırdikeninde. Çakırdikeni Abdi Ağadır, Ali Safa “Bey”dir, Kel Hamza’dır… Ve daha diğer soysuz dölleridir, vicdandan nasibini alamamışlara gelen bir “Çelik Diken İnce Memed”dir. Çelik diken, çakırdikenin yok oluşunun müjdesidir, insanın derisinin çizilmeyeceğinin, artık kanamayacağının; acısını anlamanın müjdesidir.

İnce Memed, Yaşar Kemal’in ağzından hükümet politikalarının eleştirildiği geçiş döneminin boşluklarını gözler önüne seren doğa tasvirleriyle, kendine özgün çiçekleri ve otlarıyla bizi baştan sona içine alan bir toplumcu-gerçekçi romandır.
470 syf.
Muhakkak ki söylenecek,tartışacak çok şey var bu seri hakkında.Kafamda toparlayabildigim kadarıyla, en çok da birinci kitabı okuyupta devam etmeyenler için yazıyorum.
Yaşar Kemal'in "mecbur adamı" aslında yeni yeni ortaya çıkıyor.Çünkü ilk kitapta intikam almak isteyen asi bir ruh varken,bu kitapta gerçekten mecbur bir adam var.
Bir adam düşünün ağa zulmünden,hükümet kayıtsızlığından kurtulmak için eşkıya olmaktan başka bir çıkar yol bulamıyor.Iste Ince Memed'in hikâyesi.Bu yolda anasını,sevdiğini,babası yerine koyduğunu kaybeden,ama zulmedeni öldürüp köylünün gönlünü kazanan bir adamın hikâyesi.Fakat bu kadar kayba kim olsa dayanamaz.Dayanamıyor Memed.Düze inse köylü yeni gelen ağadan şikayetçi,Memed'e kinli.Dağlarda kalsa ölüm kesin,yalnızlık beter...
Giden ağayı mumla arıyor köylü,bir Abdi Ağa gitmiş olsada her zaman başka bir ağa geliyor,dertleri katlanıyor.Ne kadar kızgın olsa da Memed'den başka çıkar yolu yok köylünün.Ismi can getiriyor garibe,direnme gücü geliyor.Direnen halk da hakkını alıyor elbet.Ağalar ölüyor ama her seferinde bir başkası ağa oluyor,olduğu gibi merhameti,insanlığı unutuyor.
Bence bu seri bir şans daha verilip devam edilmeyi hakediyor.Okuyun,pişman olmayacaksınız.
459 syf.
·Beğendi
DİKKAT!!! Kitabı Okumayanlar İçin Tehlikeli Olabilir. :)
Kitaptaki karakterlerin bedenine girmek, kendini onların yerine koymayı denemek, bu belki de çoğumuzun yapmaya çalıştığı bir şeydir. Bende ki durum da bundan pek farksız değildi bu kitabı okurken. Kendimi bir İnce Memed'in, bir Hürü Ana'nın, bir güzeller güzeli Seyran'ın, bazen de Koca Osman'ın yerine koydum. Hatta yeri geldi Ali Safa Bey'in bile yerine koymaya çalıştım. Hepsinin ayrı ayrı karakterleri olsa da hepsinin bir amacı, bir tutkusu vardı. İnce Memed, cesur yürekliliğiyle zalimin ve haksızlığın karşısında var gücüyle durmaya çalışırken, Hürü Ana belki de kadın olmanın şefkati ve hassasiyetiyle tabii cesur bir kadın olduğunu da asla es geçmeden İnce Memed'in en büyük destekçisi ve bir nevi analığıydı.Seyran ise yıllarca süren suskunluğunu İnce Memed'e olan aşkıyla sonlandırırken, Koca Osman umut etmekten asla vazgeçmiyordu. Gelelim Ali Safa Bey'e. Onun tek tutkusu topraktı. Toprağı o kadar çok seviyordu ki bu tutkusu onun gözünü kör etmişti. Bu uğurda kimsenin gözünün yaşına bakmayacak kadar hemde...
İnce Memed'i bu mücadelede en fazla yoran şey ise bu uğurda sevdiğini ve çocuğunu kaybetmesi bile değildi. Onu düşündüren tek şey; bu savaşın sonunda gerçekten kötülüğün sonunun gelip gelmeyeceğiydi...Köylüye zulmeden bütün ağaları öldürse de yerine yenileri gelmeyecek miydi? Kafasındaki bu sorulara rağmen o yine de savaşmak, hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir deyip, olanlara seyirci kalamadı.
Bu kitaptan benim çıkardığım sonuç, bu dünya da kötüler her zaman vardı ve var olmaya da devam edecek, iyilerin savaşı da asla bitmeyecek...
Edebi açıdan kitabı inceleyecek olursam; kitap, Yaşar Kemal'in mükemmel doğa ve hayvan tasvirleri ile beni benden aldı :) Çukurova'ya gidesim, oraları göresim geldi. Bu da yazarımızın tasvir gücünün ne kadar kuvvetli olduğunun göstergesidir diye düşünüyorum...
Son olarak etkinliği düzenleyerek, beni Yaşar Kemal'in bu eserini daha erken(listemde vardı çünkü) okumama sebep olan Li-3/Duvar/' e teşekkürlerimi iletiyorum...
459 syf.
·9 günde·Puan vermedi
İnce Memed 2, birinci kitabı bile geçen güzellikte bir edebiyat eseri, muazzam güzellikte bir eser.

Yaşar Kemal ikinci kitabı yazmaya başlamadan önce ilk kitabı defalarca okumuş, üslubunun değişmesini istememiş; ikinci kitapta diyalog anlamında biraz daha geri çekilen, betimlemelerin sitemizdeki incelemelerde de sık sık dile getirildiği gibi ön plâna çıktığı ve birinci kitapla başı dönen okurların artık edebiyat adına alacakları tadın zirvelere çıkacağı türden bir kitap İnce Memed 2.

Kitapta bir yandan birden fazla karakterin iç dünyasına daldığımız gibi, bir yandan da ağalık sisteminin cumhuriyetle yakın bağlantısı üzerine bir sürü şey okuyoruz; abdi ağaların neden bitmeyeceği üzerine sayfalar boyunca ikna ediliyoruz, bütün bunları insanı afallatan bir güzellikle kullanılan bir dili okuyarak yapıyoruz hem de.

Kitapta İnce Memed'in kitabın son çeyreğine dek çok ön plâna çıkmadığını söyleyebiliriz; Yaşar Kemal, Hürü Ana'dan Seyran'a, Topal Ali'den Kelce Hamza'ya, İdris Bey'e ve daha nicesine dek önümüze bir çok insanı, karakteri renkli, lezzetine doyum olmayan bir dille koyarken, bana göre, özellikle bütün kitap boyunca yağız atın peşinde ömür tüketen Adem'i anlattığı bölümlerde hakikaten göz kamaştıran ışıklardan başka hiç bir şey göremeyeceğimiz bir zirvede kalem oynatıyor; bu bölümlerin tek başına ayrı bir hikâye olarak dahi basılsa çok ayrı, çok güzel bir eser olacağını düşünmeden edemedim ve hayatımda Çehov'un bir öyküsündeki avcının dışında ilk kez bir avcıya sevgi hissettim.

İnce Memed'i herkese öneriyorum.
459 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Daha önce İnce Memed 1 kitabın incelemesini yapmıştım(#69949015) Araya birkaç kitap girdikten sonra soluğu kitapçıda aldım. Dün gece bu serinin 2. kitabını bitirip, uyudum. Uyudum derken İnce Memed gibi ben de sayıkladım
"Abdi gidecek Hamza gelecek, Hamza gitti Bekir gelecek..."
Efendim, nedir bu Türk köylüsünün çektiği!
Ağası,eşkıyası, hükümeti,candarması...
Bitmiyorlar...
Köy meydanlarının Atatürk büstünde " Köylü , Milletin Efendisidir" diye yazılır ya... Efendim, zaman Mustafa Kemal'in o sözü söylediği zamanlardır... Cumhuriyetin ilk yılları.

Biraz ciddiyetle anlatayım. Serinin 1.kitabında, İnce Memed doğup büyüdüğü Dikenlidüzlük'te 5 köyün sahibi Abdi Ağa ile verdiği savaşı anlatır. 2.kitapta ise İnce Memed daha büyük gerçekle tanışır. Aslında bu savaş 5 köyün ağası Abdi ile İnce Memed'in savaşı değildir. Bu savaş Çukurova'nın tamamına yayılmış ağalık sistemi ile "yetti gayri" diyen Türk köylüsünün savaşıydı.
Kurtuluş Savaşı bitmiş, yeni devlet kurulmuştur. Bilirsiniz, Güney Cephesi ordusuzdur.Halkın gayretiyle ve Gazi Mustafa Kemal'in emrindeki subay, çete liderlerinin öncülüğünde işgalci Fransızı sürdüler bu topraklardan. İşte Efendiler, taze devletin türlü türlü dertleri olur. Merkezi otorite zayıftır. Köylünün sesi Ankara'ya ulaşmaz. Köylünün sesi, Çukurova düzlüğünde yankılanır, ne kaymakamı, ne savcısı, ne de candarması duyar...
Kurtuluş Savaşı'nda, Fransızla savaşmış eli silah tutan Türk gücüne öncülük eden, Mustafa Kemal'in takdirini kazanmış bazı gaziler, savaştan sonra merkezi otoritenin zayıflığından istifade eden bir zümreye dönüştü.(Bazıları... Derdi sadece vatan olan gazileri ise minnetle anıyorum) "Devlet içinde devlet olmuşlardır."
Gerekçeleri hazırdır.
"Fransıza biz kurşun sıktık, öncü olduk,öyleyse Çukurova'nın toprakları tamamı bizim olmalı." Oysa, tarih böyle okunmamalıdır. Lütfen bu videoyu( https://youtu.be/DG-aAE-xdxM) dinleyin ve tarihin gerçek kahramanlarından samimi bir şekilde özür dileyin.
İşte böyle Efendiler... Gerçekten vatan için savaşıp, sessizce kimselerin haberi olmadan bir ömür süren Seyit Onbaşı gibi olmayanlarda vardı bu coğrafyada.
Savaşın ganimetini bekleyen bu yeni zümre Türk köylüsüne dert olmuştur, kaderine dikilen set olmuştur. Ama Nazım Hikmet'in "Türk Köylüsü" şiirindeki deyimiyle
"Ve bir kere vakt erişip
Gayrık yeter!.
Demesinler.
Bunu bir dediler mi,
"İsrafil surunu urur,
Mahlukat yerinden durur"
Efendim, 2.kitabın konusu bundan ibarettir.

Her iki kitabı okuduğunuzda 34 yılda yazılan bu eserin, ne kadar titiz çalışıldığını, üstün körü olmadığını anlıyacaksınız. Yaşar Kemal'in alın terini, betimlemelerin içinde göreceksiniz. Sanki Çukurovanın botanik bahçesinde geziyorsunuz. Sayısız çiçek, her çiçeğin rengini,kokusunu okuyorsunuz. Bir izci gibi tepeleri,kurumuş dereleri,dağları, sazlıkları avucunun içi gibi anlatıyor. Giyilen kıyafetleri(Dağlısı,köylüsü,ağası ayrı ayrı) en ince ayrıntısına kadar gözünüzde canlanıyor.Henüz kitabı okumayanlara kanıt olarak bu videoya bakabilirler. Eşi ,kitabı ingilizceye çevirdiğinde Yaşar Kemal'e sorduğu soruya bakın.
(15:50 ile 16:45 arası)
https://youtu.be/EXXFyi0XCxM

İnce Memed 3 ile görüşmek dileğiyle...

Alıntılar:
#70993805
#71078054
#71097395
#71107325
#71172778
#71246695
#71265294
459 syf.
·16 günde·Beğendi·9/10
#36094178

Ya işte böyle kardaş, neler gördü de neler yaşadı, neler çekti bu İnce Memed. Dur, bak hele sen zaten şimdi bu hikâyenin ilk kısmını biliyorsun, bunun içindir ki sana olara biteni rahatlıkla anlatabilirim. Şimdi hani sana bi laf ettim ya bu çakırdikeni belasının komplesi İnce Memed tarafından yaktırılıyor diye, işte bunun bir vakit sonrası da Abdi gavurundan kurtuluyor köylüler. Zaten o gavur dölü Abdi de bir iyice korkmuş, pıstıkça pışmış bı bizim ince oğlandan. Hükümet bayramından ötürü genel af çıkmış, dağdaki, ovadaki herkes teslim olup da genel aftan yararlanırken, İnce Memed de sence bu genel aftan faydalanır olamı dersin? Faydalanır olsaydı Vayvay köyünden Koca Osman’ın öncülük ettiği o 100 dönümlük tarlayı da İnce Memed’e verecekler ve rahat bir şekilde yaşayacaktı emme çıkmış bulunmuş bi kere dağa bu İnce Memed, tüfeğiyni omzuna, fişekleriyini göğsüne takmış adam da daha bundan öte dağdan aşağıda, köyde, düzlükte rahat edemez, yaşayamaz ya. Af olduğu gün, dağdaki eşkıyaların aşağılara inip tüfeklerini teslim ettiği gün de inmiş dağlarından aşağıya bizim İnce Memed, durmuş ola da biraz düşünmüş, gözünün kenarına düşünürken ki o sarı ışığı gelmiş, yanıp da parlayıvermiş ve basmış gitmiş kasaba yoluna. Tüfeğinlen, fişeklerinlen gitmiş gavur Abdi’nin candarmanın karşısındaki evine. Genel af çıktığı için de tüfeğinlen, fişeklerinlen yolda yürüyor, kasaba sokaklarında yürüyor diye kimsecik de yadırgamamış İnce Memed’i. Gelmiş dayanmış Abdi’nin kapısına girmiş içeri. Sıkmış üç el ateşi keçi sakallının göğsüne, oracıkta, candarma binasının dibindeki evinde alıvermiş namussuzun canını. Ya kardaş, işte böyle çakırdikenlerinin yanmasıyla Abdi dürzüsü de gitmiş bu diyardan. Az zulüm etmiyordu köyün halkına. Şimdilerde ise gözlerimizde karaçalı dikeni var. Sert oladır onun dikeni de he, o da az itin dölü bi diken değildir, daha da kötüsüdür hatta. Çakırdikeni ile Abdi gitti de karaçalı ile ondan daha namussuzu, daha gavuru Hamza geldi şimdi köyün başına. Ya kardaş Abdi gitti de Hamza geldi.

Hamza ya, Kel Hamza, teresin teki. Abdi’yi bile köylülere nur inmiş adam gibi özletmiş. Bir okusan da Yaşar emminin yazdıklarını öğrenirsin nasıl da köylünün canını, kanlarını cığıl cığıl akıtmış. Abdi’den sonra gelmiş de teres ağalığa konmuş, adam bellemiş kendini. Köpek olsun önce o, insan değil it olsun da ondan sonra ağa olsun hele. Memed de yok zaten, kaçıyor garibim, kaçıyor yavru candarmalar peşinde. Sadece candarmalar da değil köylüler de peşinde. Canından bezmiş, dünyasından geçmiş bir hal içinde kaçıyor, gizleniyormuş Memed. Anasını öldürmüşler, Hatçesini öldürmüşler de dağlara düşürmüşler zaten. Ama bak sana diyim, kimse de Memed tamamen gizlenip kaçar da siner bir yerlere demedi bir an için. Her birinin ağzında gelecek, öyle bir gelecek ki hem de güzel güzel gelecek. Doru atlara binip küren yiğit ile gelecek ve bir kimsenin de kanını yerde koymayacak diye söyleyip beklerler. Ne de olsa bilirler tanırlar Memed’i, insanlıklı adamdır bizim Memed. Uğunur uğunur beklenir Memed gibi adamlar.


Hikâyenin başlarında bizim Memed yine kaçıyor, dikenler dalıyor her bir yerine. Ne bir ses geliyor bu çocuktan ne de bir haber, görenler de hiç ben Memed’i gördüm falanca yerdeydi şunu eylerdi demezler tabii. Kimisi öldü der, kimisi de korktu da bir yere sinmiş de pısık bir şekilde bekliyor der, belki de civarın sakinleşmesini bekliyor derler. Kim bilir kardaş belki de Hızır bir köydedir de karanlığın üstüne top top ışık yağmak için bekliyordur. Hem de devamında büyük bir muzicat da gerçekleşir bakarsın. Ben böyle bunları anlatıyorum sana ama Yaşar emmi de bir kalem etmiş ki buraları, yazmış da yaşatmış her bir olayı. Allah billah bak yaşatır sana okuduklarını, çünküleyim öyle bir kalem etmiştir ki sadece bizim buralarda da değil gavur memleketlerinde de çok sevilirmiş İnce Memed’in yaşadıkları. Filme de almışlar yazdıklarının hepisini. Abdi’ye Ali Safa’ya gavur deriz de ama gel gör ki kardaş bu bizim İnce Memed’in yaşadıklarına, başına gelen o belalara esas gavurlar daha da sahip çıkmışlar bizlerden. Ama bak bu kitap için sana diyim ilk kısma göre biraz daha yavaş ilerler bu kısmı, anlarsın ki kurguyu büyültüyordur, daha çok unsur ve adamlar ekleyerek daha kapsamlı kalem ediyordur. Devamında da yazmış ola zaten iki kısım daha, onun için de bu kısmı ilk kısma göre biraz daha yavaş okursun, ilkinde okuduğun o gözlerinin dolmasına sebep olan sahneler biraz daha azından vardır. İlki kadar güzel değildir ama yine de çok güzeldir. Güzel deyince ah bir de Seyran var ki onu da çok seveceksin okuduğunda, o heyecanlarına gülümseyeceksin de Memed’in duygularına ortak olacaksın, ama bir de Hürü Anamız var ki o ne güzel dosttur, ne de şefkatlidir. Okudukça onu adeta onun tiz sesiniz duyar, söylemlerini işitir ve el kol hareketlerini görürsün. Kim bilir belki de tereyağından tatmak istersin.

Evvelinde de dedim sana, oku bu kitabı ve okumak için de hiç küşüm çekme. Çabuk oku. Hele bi tanısan bu bizim İnce Memed’i nasıl da seversin. Bir görsen yüzünü sanırsın bebek. Kendisine benzetemezdin oğlanı, kendisine benzemeyen adamdır. Bizim Memed işte, bir ince böyle sırık gibi diyeceğim de boyunu da uzun sanmayasın ama, çocuk gibidir, kısadır bizim yavru.

https://www.youtube.com/watch?v=XLIFe2b2HUk
542 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Evet İnce memed serisinin ikinci kitabı da bitti.
Bitti ama bende hala devam ediyor. Memed kafamın içinde dönüp duruyor, türlü türlü senaryolar yazıyorum.
Acaba nolacak, memed bu sefer nasıl maceralar içine girecek, seyran kızı da hatçe gibi vuracaklar mı? Memed'e yine herkes düşman mı olacak? Bu sefer kime sığınacak, kimle savaşacak, bu devir hep böyle dönüp duracak mı?
Gerçekten bu eser beni talan etti desem yeridir.
Rüyalarıma bile girdi bir ara memed, düşünmekten uyuyamıyorum desem yeridir. çevremdeki herkes İnce memed dinliyor günlerdir.
Roman okurken en sevdiğim şey, karakterlerin görünüşlerini kendi kafamda kurup canlandırmak aslında. Ama memed de bu olmadı. Yazarın betimlemeleri çok değer verdiğim birine o kadar çok benziyordu ki memed çok iyi tanıdığım o kişiye dönüştü.
Çukurovanın dağlarında, ovalarında Memed'le yolculuğa çıkmak çok ama çok güzel.
Başucu kitabı dedikleri şey benim için memed oldu günlerdir. Sanırım uzun bir süre de memed olacak.
Yazar aslında memed üzerinden ağalık sistemini, köylünün çektiği acıyı, kendini bu vatanı kurtarmakla öven kişilerin Aslında bu vatanı nasıl sömürdüklerini insanlara nasıl eziyet ettiklerini ve de bunun için kimsenin onlardan hesap sormuyor oluşunu öyle güzel anlatmış ki.
Evin yakılır, kızların kaçırılır, tarlaların yakılır, hayvanların öldürülür, birileri yıllardır yaşadığın babadan kalma toprağını elinden almaya kalkar, sen şikayete gidersin birde gittiğin yerde dayak yersin,devlete ulaşmaya çalışırsın ama olmaz. çünkü sana bunu yapan zaten devletin içindekilerdir. Yani parası olan, kendini namuslu gösteren namussuzlardır.
Ama işte o halk ne kadar parasız olursa olsun, ne kadar okumamış, saf, devlet işinden anlamayan insanlar olurlarsa olsun Memed'i yedirmezler devlete. Çünkü o onların umududur...
3. Kitaba bir an önce başlamak istesem de beni baya etkilediği için bir kaç gün ara vermeyi düşünüyorum.
Ama Memed'in maceralarını okumak içinde sabırsızlanıyorum.. Bakalım dayanabilecek miyim? :) :)
Kayalık kokuları, renkleri insanı sevince boğar. Hele baharı. Hele aydınlık, sıcaksa gün, hele inceden seher yeline benzer bir yel esiyorsa. Hele ılgıt ılgıt bir koku geliyorsa, keskin. İncecik, belli belirsiz bir buğu kayalıkların üstünü sarmışsa... Hele bahar böylesine ninnilemişse...
Zulme karşı koymamak kafirliktir. Çocuğunun rızkını, baba yurdunu korumamak, bırakıp gurbet ellere düşmek kafirliktir. Zulme karşı koymamak, zalime ortak olmaktır.
Bir dedikodu yuvası, bir cadıkazanıydı. Herkes herkesin en gizlisini biliyor, en küçük dil sürçmesini bile bağışlamıyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnce Memed 2
Baskı tarihi:
Şubat 2020
Sayfa sayısı:
459
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807170
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
İnce Memed 2
İnce Memed 2
İnce Memed
İnce Memed 2
İnce Memed 2
Otuz iki yıllık bir zaman diliminde yazılan İnce Memed dörtlüsü düzene başkaldıran Memed'in ve insan ilişkileri, doğası ve renkleriyle Çukurova'nın öyküsüdür. Yaşar Kemal'in söyleyişiyle ''içinde başkaldırma kurduysa doğmuş'' bir insanın, ''mecbur adam''ın romanı.

Öldürülen Abdi Ağa'nın yerini kardeşi Hamza alır. Memed, topraklarını ele geçirmek için Vayvay köylülerine zulmeden Ali Safa Bey'i ve Hamza'yı öldürür. Ancak köylüler için tam bir efsaneye dönüşmesine rağmen zulmedenlerin öldürmekle bitmeyeceği konusunda kuşku duymaya başlar. Abdi Ağa gitmiş, yerine Hamza gelmiştir, onun yerini de bir başkası alacaktır. 

"Kalemi insanlığın hizmetinde bir yazar..." 
- Henry Lundström, Sundvalls Tidning, (İsveç) 

"Yaşar Kemal, görkemli bir destan akıcılığı içinde, tüm ayrıntıları titizlikle yansıtarak dile getirmiş ülkesini." 
- Paul Theroux, The New York Times, (A.B.D.) 

"Korkusuz bir toplum eleştiricisidir Yaşar Kemal. Ve eşsiz bir şair." 
- Dagens Nyheter, (İsveç) 

''Bir gökkuşağı gibi, toprağa hiç dokunmadan bir ufuktan diğerine kayan büyük bir efsane geleneğine dayanıyor.''
-Sunday Times, (İngiltere)

''Kemal'in Hardy ve Tolstoy ile karşılaştırılmasına yol açan zengin uslup, konunun zenginliğini ve çeşitliliği, sıradan insanların yaşamıyla insanlığın bağlantısı, insanı içine çeken bu romanda aşikar.''
-The Times, (İngiltere)

Kitabı okuyanlar 8.543 okur

  • Özlem A.
  • Sami Arslan
  • Şahin GÖÇMEN
  • Rabia Aslangiray
  • Oktay Zehirli
  • Eral Ak
  • Ceylin
  • Fatmanur Daldaban
  • Cemo
  • Devrim Keşoğlu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.3
14-17 Yaş
%3.7
18-24 Yaş
%14
25-34 Yaş
%30.2
35-44 Yaş
%29.5
45-54 Yaş
%12.8
55-64 Yaş
%2.6
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.4
Erkek
%48.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%55.9 (1.504)
9
%22.3 (600)
8
%12 (324)
7
%3.8 (103)
6
%0.7 (20)
5
%0.6 (15)
4
%0.2 (5)
3
%0.1 (2)
2
%0
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları