Editör:
Cem Akaş
Tasarımcı:
Utku Lomlu
Tahmini Okuma Süresi:
5 sa. 26 dk.
Sayfa Sayısı:
192
Basım Tarihi:
Eylül 2025
Yayınevi:
Can Yayınları
ISBN:
9789750766091
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

“BEKLE BENİ”
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2025 46. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 26 Ekim 2025 00:18
Uzun zaman sonra kalemini sevdiğim yazarın yeni bir roman çıkarması beni mutlu etti. Roman, Selim ile Leyla’nın aşk hikâyesi olarak başlıyor, fakat asıl teması ‘68li yılların Türkiye’sindeki ‘Fikir Suçu’, ülkemizin yakın geçmişindeki kanayan yarası. Kitaptaki erkek kahramanın tutuklanmasıyla çoğunlukla cezaevinden bu iki kişi arasındaki mektuplaşmaya yer verilmiş. Asıl yazılanlar ve yazmak istenenler çok farklı. Gönderilen mektuplar, daha sonra gardiyanlar tarafından üstü çizilen kelimeler, ve tutulan defterde anlatılanlar ayrı ayrı olarak verilmiş kitapta. Tabii ki bunların içerikleri farklılıklar gösteriyor. Karşı taraf (Leyla) üzülmesin diye ve mektupların 3. kişilerce okunması kaynaklı, hapishanede gerçek yaşanan acı veren olaylar tam olarak yansıtılamıyor. Ülkenin okuryazarlarını, aydınlarını susturma ve yok etme niyetleri, hem cehalet komplekslerinden, kendilerini aşağılanmış hissetmelerinden, hem de işlenen suçları ülkeye ve dünyaya duyurabilecek insanlardan bir kurtulma niyetinden kaynaklanır. Ve günümüzde de bunun birçok örneğini hala görmekteyiz maalesef. Kitabı 3 ana tema üzerinden yorumlayacağım: -‘beklemek’ : Leyla-Selim ilişkisi üzerinden gidersek, beklemek = özlemek’tir. Selim, hapis süresince mektuplarında Leyla’ya ‘güçlü ol’ mesajları vermekte, bu da beklemenin başka bir unsurudur. ‘Beklemek’ burada bir pasiflik değil, bir umut biçimidir. -‘özgürlük’ : Selim’in tutuklanıp götürülüşü ve Leyla’nın yaşadığı süreç, özgürlüğün aslında ne kadar kırılgan bir şey olduğunu da hatırlatır. -‘aşkın dönüştürücü gücü’ : aşk bu kitapta sıradan ve geçişken bir duygu olmaktan çıkmış. Karakterleri varoluş sınavlarına sokmuş. Kitabın başından sonuna kadarki sürece baktığımızda, onları değiştiren, büyütüp olgunlaştıran bir unsur olmuş. Alışılmış Zülfü Livaneli
Aşk - Edebiyat - Roman
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
Bekle Beni ..beklediğime değmedi.
Puan vermedi·192 syf.··
2025 69. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 29 Eylül 2025 12:46
Herkes çok beğendiğine dair yorumlar yapmış. Bir tek ben mi hayal kırıklığına uğradım acaba?..Edebi anlamda beni hiç mutlu etmedi. Sevgili Zülfü Livaneli 'den bizler ne muhteşem romanlar okuduk. Ben romanı ruhsuz buldum. Beklentimi karşılamadı malesef.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
Fırtınalarda yitip giden ve parçalanan ailelere…
3/10
·192 syf.··
2025 109. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 23 Kasım 2025 11:04
“Bir sabah, hiçbir suç işlememiş olan Joseph K. kapısında iki yabancı buldu; suçunu bilmediği bir davanın sessiz tanıklarıydılar.” Franz Kafka ’nın Dava’sını bilir misiniz? Terk etmedi sevdan beni, diyen Ahmed Arif’i, “Bugün pazar. Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak bu kadar mavi bu kadar geniş olduğuna şaşarak kımıldanmadan durdum,” diyen Nazım Hikmet Ran'ı? Bugün de pazar… Ve İbrahim Sadri misali, ben sizi çok özledim. “ ... tanıştığı hiçbir kişiyi gazeteci, devlet memuru, asker, profesör, zengin, yoksul gibi görmüyor, onları insan olarak algılıyordu.” Livaneli okurlarının yüzündeki hüzünlü gülümsemeyi görüyor gibiyim. Serenad düştü aklınıza değil mi? "Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar bayraklar ve din görüyorsun!" "Peki, sen ne görüyorsun bakalım?" "İnsan, sadece insan; Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan." Bekle Beni, Livaneli’nin son eseri ve içinde seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan ama korkularına rağmen mücadele etmekten vazgeçmeyen insan var, iki insan… “Bekle beni, döneceğim, Bütün direncinle bekle beni. Bekle, hüzün yağmurları Gökyüzünü kaplayınca, Karakış üşütürken bekle, Sarı sıcaklar yakarken bekle. Kimseler beklemezken bekle beni.” Bir şiirle başlıyor eser. Konstantin Simonov’un bir şiiri. Basit bir şiir gibi görünüyor sayfaları çeviren parmaklar ruhundan kopuksa... 2. Dünya Savaşı’nda Nazilerle savaşan Sovyetlerde savaş muhabiri olarak cepheye gönderiliyor Simonov ve bu şiiri sevgilisi –Dünyaca ünlü tiyatro oyuncusu- Valentina Serova’ya yazıyor, savaşın en ağır günlerinden birinde. “Bekle beni.” Her mektubunda bir parça dönemeyeceği korkusu... Şiir cephedeki askerler ve halk tarafından öyle seviliyor ki bağımsızlığın sembolü haline
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
FIRTINA İÇİNDE YİTİP GİTMEK;
10/10
·189 syf.··
Beğendi
·
2025 69. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 26 Eylül 2025 05:16
Beklemek, özlemek, beklemek, özlemek... Hayat bu iki kelimenin arasında sıkışıp kalmıştı. Çıkar yolu yoktu en acısı da buydu. Kafka'nın davası gibi bir sabah uyandık suçluyduk neden nasıl bilmeden... Tek suçumuz okumaktı. Kendimizi geliştirme isteğimizdi. Okumanın suç olduğu, aydınların eğitimlilerin yaşamalarının tehdit olarak algılandığı 1968 sonu 1970 yılları Türkiyesinden sesleniyorum size kulak verir misiniz? Uzun zaman sonra okuduğum en etkileyici kitaplardan biriydi. Satırlarda ki yolculuğum sırasında düşündüğüm tek şey vardı. Sanat özgürlük demekti. Topluma ayna tutmak ve onu halka farklı bir çerçeveden yansıtmaktı. Bunu başaran ressamlara, edebiyatçılara, müzisyenlere ve oyunculara selam olsun. İyi ki varlar. Onlar olmasalar biz eksik kalırmışız. Geçmişe, babalarımızın gençliğine 68 yıllarına gittiğim, o yıllarda yaşadığımı hissederken çoğu zaman nefessiz kaldığımı hissettim. O acı ve çaresiz dolu yılları satırlarda hissetmemek imkansızdı çünkü... Okuduğum eserin anlatım gücüne, betimlemelerine ve duygu yoğunluğuna, kelimelerin derinliğine hayran kaldım. Durup durup düşündüren, okuduğum eserde farklı yazar adı kitap ismi gördüğümde araştırmama vesile olan kitaplar başımın tacıdır. Okurun edebi haz almasında bunun etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde ve dünyada fikirleri ve düşüncelerinden ödün vermeden doğruları için yaşayan, çizgisini bozmayan tüm canım insanlara selam olsun. Bu yolda bir hiç uğruna diktatörlerin hırsı ve çıkarları yüzünden yaşamına son verilen tüm güzel insanların ruhu şad olsun. Kalemini özgürce bizimle buluşturan canım yazar başımın tacısın. Tavsiyemdir okunmalı mutlaka. Sevgiler.
1000Kitap
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
4/10
·192 syf.··
2025 85. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2025 21:13
Abartıldığı kadar değil ama güzel bir eser.Zülfü Livaneli’nin Bekle Beni kitabını okurken sadece bir hikaye değil bir duygunun içine giriyorsun gibi hissediyorsun fakat ara ara kopukluklar var. Satır aralarında kayboldukça insan kendi geçmişine kaçırdıklarına ve beklediklerine dönüp bakıyor. Ben kitabı okurken en çok “zaman” kavramı üzerinde düşündüm. Ne kadar hızlı geçiyor ve biz bazen o hızın içinde kendimizi kaybediyoruz. Bunu sade ama derin bir dille anlatmış bazı cümleler uzun süre zihnimde kaldı ama genel klişe bir anlatım tarzıydı. Kitap bittiğinde içimde hem bir hüzün hem de bir huzur kaldı okunmaya değer mi değer. Sanki yazar bana “geçmişi affetmeden bugünü yaşayamazsın” demek istemişti bu da bana vermiş olduğu en güzel mesajdı.
Duygu ve Düşünce
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
Bekle Beni: Okuma Listesiyle Roman Kurmak
7/10
·192 syf.··
2025 5. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2025 15:51
Bekle Beni okurken sık sık şunu düşündüm: Bu roman, bir hikâye anlatmaktan çok, bir zihniyet beyanı yapmak istiyor. Selim’in dünyası, Camus, Sartre, Kafka, Benjamin, Hamsun, Bulgakov gibi isimlerle örülmüş durumda; fakat bu referanslar, karakterin iç dünyasını derinleştiren uğraklar olmaktan ziyade, onun entelektüel ayrıcalığını sürekli hatırlatan işaret fişekleri gibi duruyor. Özellikle Borges meselesi beni metinden koparan anlardan biri oldu. İlk Türkçe çevirileri 1980’lerden sonra yaygınlaşan bir yazarın, 1971 Türkiyesi’nde Selim’in düşünce evrenine bu kadar doğal biçimde yerleşmesi, bana romanın tarihsel zemininden çok, bugünün okurunu gözeten bir tercih gibi göründü. Aynı durum Sartre için de geçerli. “Cehennem başkalarıdır” sözü, Selim’in iç monoloğunda varoluşçuluğun ağırlığını taşımaktan çok, her derde deva bir cümleye indirgenmiş hâlde karşımıza çıkıyor. Kafka göndermelerinde ise sorun daha yapısal. 12 Mart döneminin sistematik ve ideolojik baskı mekanizması, roman boyunca “Kafkaesk” bir belirsizlikle açıklanmaya çalışılıyor. Oysa burada yaşanan, absürt bir bürokratik karmaşadan çok, son derece bilinçli ve politik bir şiddet düzenidir. Kafka’yı bu noktada devreye sokmak, edebî bir metafor kurmaktan ziyade, tarihsel sorumluluğu bulanıklaştırıyor. Romanı okurken aklıma kısa bir süre önce yaşadığım bir deneyim geldi. Yakın zamanda ailecek on gün İsviçre’de kaldık. Aradan geçen uzun yıllara, gelişen imkânlara, her şeyin daha düzenli ve erişilebilir olmasına rağmen, yabancı bir ülkede yaşamanın yükünün pek de değişmediğini fark ettim. Dil, aidiyet, sürekli “misafir” olma hâli… Selim’in Stockholm günlerini okurken, romanın bu duyguyu gerçekten yaşatmaktan çok, adını koymakla yetindiğini düşündüm. Sürgünlük ve göç, tıpkı romandaki aşk ve direniş gibi, hissedilmesi
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
Ben vatan haini değilim..
Puan vermedi·192 syf.·
2025 237. kitabı
Bekle Beni Livaneli’nin kitabında Selim ve Leyla’nın hikayesi, sadece dramatik bir aşk öyküsü değil; bir direniş öyküsü. Onlar sadece birbirlerini değil, aynı zamanda baskıya, susturulmaya ve adaletsizliğe karşı direniyorlar. Ama bu direnişin geçmişte yaşanmış olması, okurken insanın yüreğini acıtıyor, utandırıyor. Çünkü hâlâ bir çoğumuz, düşüncelerimizi özgürce dile getiremediğimiz, kendimizi savunmadığımız bir ortamda yaşıyoruz. Kitabı okurken sürekli düşündüm:Eğer bir ülkede, olumlu ya da olumsuz fikirlerimizi söylemekten korkuyorsak; eleştirilerimiz sadece bir cümleye hapsediliyorsa orası özgür bir ülke olamaz. Amerika’da insanlar arabalarının arkasına pankart yapıp devlete karşı düşüncelerini dile getirebiliyor ve kimse onları susturmaya, suçlamaya çalışmıyor.. Bizde ise bir fikir, bir cümle, bir hayatı değiştirebiliyor, insanlar “ hain” damgası yiyebiliyor,aileler evlatları için ağlayabiliyor, eşler sevdiklerinin yollarını acıyla gözleyebiliyor. Okurken sayfalara sadece gözyaşlarımı bırakmadım; yüreğimin acısını, karanlık kaygılarımı da ekledim. Ama hala geleceğe dair umut etmek istiyorum.Artık anneler evlatları için aglamasın, evlatlar babaları sırf konuştu diye vatan haini evladı olarak damgalanmasın, eşler sevdiklerini kaybetme korkusu taşımak zorunda kalmasın. Selim ve Leyla’nın hikayesi bize, özgürlüğün sadece bir kelime olmadığını, yaşanması hissedilmesi ve korunması gereken bir hak olduğunu hatırlatıyor. Kitabı bitirdigimde, geriye yalnızca karakterlerin değil, hepimizin sesini, hepimizin özlemini taşıyan bir acı ve umut kalıyor. İncelememi tamamlarken kitaptaki şu son cümleyi eklemek istiyorum.. “Vatan haini değildik; bizi vatandan uzaklaşmak zorunda bırakanlardı hain.” Daima sevgiyle kalın:)
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
Puan vermedi·192 syf.·
2025 69. kitabı
Öncelikle utanarak belirtmeliyim ki yazardan okuduğum ilk kitap. O yüzden diğer kitaplarıyla kıyaslama yapmayacağım. İlk olarak yazım dili sade olsada konu ve karakter derinliğini yeterince verdiğini düşünmüyorum, ikinci olarak 200 sayfalık bir kitap için çok fazla bölüme ayrılmış tamam belki mektupların ayrı bölüm olması gerekli ama yine de çok fazla bu da bana yazarın konuları birbirine bağlayamadığı için ayrı bölüm açmış izlenimini veriyor. Ve bazı bölümlerde çoğunlukla geniş zaman kipi kullanması okuma zevkini kaçırıyor. Diğer bir konu kitaptaki zaman atlamaları nereler olduğunu spoiler olacağı için yazmıyorum ama okuyanlar anlayacaktır. Yani kısaca aman aman bir kitap değil. Not: Yazarı kesinlikle bir kitapla değerlendirmiyorum, Livaneli yolculuğuma elimde olan serenad ve mutluluk ile devam edeceğim. Kitapla kalın sağlıcakla kalın;)
1000Kitap
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 2. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 14:18
Zülfü Livaneli , romanla ilgili yaptığı açıklamada Bekle Beni’nin bir kuşağın yaşadığı acılara ve ortak hikâyelere dikkat çektiğini belirterek, “Fırtınalar içinde yitip giden arkadaşlarımıza bir saygı duruşu olarak algılanmalı,” diyor. Kitabın sonunda kendi hayatımdan bölümler var diyerek otobiyografik bir yapıda içeriyor Zülfü Livaneli , çok yönlü bir entelektüel… Bekle Beni ülkenin karanlık ve kötü talihini kırma adına özellikle gençlere bir hatırlatma yapıyor. Zülfü Livaneli bu ülke için gerçek bir değer. Bu değeri dünya fark edip takdir ediyor. Bu çapta olup, ülke ve insanlık adına değer üreten kişilerin sayısını düşünsek, sanırım bir elin parmaklarını geçmez. Uzun ve sağlıklı bir ömür geçirmesi dileğiyle… Bekle Beni kitabına gelecek olursak Açıkçası ben kitaptan çok daha farklı düzeyde bir tarih anlatımı beklerken karşıma çıkan klişelerden pek tatmin olmadım. Sıklıkla “Kitap okuduğumuz için hapse atıldık” görüşü biraz klişe geldi Zülfü Livaneli istese burayı çok güzel betimleyerek bize yaşatabilirdi. Düşünce olarak doğru olsa da daha derin bir analiz, hesaplaşma, özeleştiri bekleyen okurun karşısına bu kadar yüzeysel bir saptamayla çıkmak biraz düş kırıklığı yarattı bende. Oysa 12 Mart ve 12 Eylül dönemi hâlâ pek çok giz barındırıyor. Bekle Beni dört bölümden oluşuyor ilk bölümü “Bir Sevdanın Tarihçesi”, ikinci bölümü “Direniş”, üçüncü bölümü “Bekleyiş”, dördüncü bölümü ise “Aile” İlk bölüm gayet güzel eşiyle tanışmasını uzun uzun anlatmış tasvir etmiş ama ikinci ve üçüncü bölümleri çok hızlı geçilmiş konu, olay havada kalmış gibi yani biraz daha kalın bir kitap olabilirdi (en önemlisi Friedrich Nietzsche bu işi çok iyi yapıyor zaten )son bölümü de tatmin ediciydi en azından kitap,okuyucu bilgilendirerek açıklama yaparak bitiyor. Yani ikinci ve üçüncü bölümde kapsayıcı açıklayıcı olsaydı mükemmel bir
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
Livaneli Külliyatı
8/10
·192 syf.··
2025 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Ekim 2025 12:45
Klasik Livaneli külliyatı bekledim açıkçası fakat pek göremedim. Ama diğer kitapları gibi akıcı ve sürükleyici. Sıkılmadan bir çırpıda okunabilir ama diğer kitaplarındaki o tadı alanlar bu kitapta bulamayabilir.
Edebiyat
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma

Yazar Hakkında

Zülfü LivaneliYazar · 40 kitap
Zülfü Livaneli, Türk müzisyen, senarist, politikacı, yazar ve yönetmendir. İlk yılları Tam adı Ömer Zülfü Livanelioğlu’olup, aslen Artvin’in Yusufeli ilçesinden olan Livanelioğlu ailesinin büyük dedeleri Ömer Efendi 93 Harbi’nde Artvin’in Ermeni ve Rus işgaline uğraması üzerine Erzurum’a gelerek Ahmet Muhtar Paşa’nın ordusuna katılmıştır. Ömer Efendi Harput Redif Taburu’na mülazım rütbesiyle atanır. Daha sonra burada çıkan çatışmada şehit düşer. Ömer Efendi’nin tek oğlu olan Zülfü Efendi, Türkiye’nin muhtelif yerlerinde sorgu hakimi olarak görev yapar. Soyadı Kanunu çıktığında babasının geldiği Artvin/Yusufeli/Livane Sancağına izafeten Livanelioğlu soyadını alır. Zülfü Efendi’nin erkek çocuklarından üçü de hakim olmuştur. En büyükleri ve Zülfü Livaneli'nin babası olan Mustafa Sabri Livanelioğlu, Yargıtay Başkanlığı’na kadar yükselmiştir. Kariyeri Ankara Cumhuriyet Lisesi mezunudur. Daha sonraki tarihlerde ABD Fairfax Konservatuarı'nı bitirmiştir. Zülfü Livanelioğlu bağlama çalmayı teyzesi Nazmiye (Türeli) Yücel'in eşi olan eniştesi Turhan Yücel'den Ilgın'da yaşadığı yıllarda ve yaz tatillerinde öğrendiğinde, eniştesi Turhan bey'in kendisine hayatını değiştirecek bir sermayeyi hediye ettiğinden haberi yoktu. Zülfü Livaneli, müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül aldı ve eserleri Joan Baez, Maria Farantouri, Maria del Mar Bonet, Leman Sam gibi onlarca yerli ve yabancı sanatçı tarafından yorumlandı. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300'e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı. Türkiye'den ansızın ayrılarak İsveç'e sürgün yıllarında bulaşıkçıklık dahil muhtelif işlerde çalışan Livaneli'nin en büyük arzusu bir gün Türkan Şoray ile tanışabilmek ve o zaman Türkiye'de suçlanan kişilerin uğrak yeri haline gelen İsveç'te bulunan ünlü yazar, gazeteci veya şairlerle karşılaşabilmekti. Bugüne kadar dört uzun metrajlı film yönetti: "Yer Demir Gök Bakır", "Sis", "Şahmaran" ve "Veda". Valencia Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ve 1989'da Montpelier Film Festivali'nde "AltınAntigone" ödülüne layık görüldü. "Sis", "En iyi Avrupa Film Ödülü"ne aday gösterildi. Sanatçının filmleri Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, İsviçre ve Japonya'da gösterime girdi ve BBC, WDR, İspanya, Kanada ve Japon televizyonları gibi birçok televizyon şirketine satıldı. Ekim 1986'da Cengiz Aytmatov'un daveti üzerine Federico Major, Yaşar Kemal, Arthur Miller ve diğer ünlü sanatçı ve düşünürlerin katıldığı Kırgızistan ve daha sonra Wengen, Granada ve Mexico City'de toplanan Issyk-Kul Forumu'nda yer aldı. Livaneli, Elia Kazan, Jack Lang, Vanessa Redgrave, Arthur Miller, Mikhail Gorbaçov, Mikis Theodorakis gibi ünlü kişilerle birlikte dünya kültürünün ilerlemesi ve dünya sanatlarının gelişmesine katkıda bulunmak üzere çalışmalarda bulundu. 1996 yılında Paris’te merkezi bulunan UNESCO (Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu) tarafından büyükelçilik verilen sanatçı Livaneli, 1978 yılında yaptığı "Nazım Türküsü" adlı albümde Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi. "Arafatta bir çocuk", "Geçmişten Geleceğe Türküler", "Sis", "Orta Zekalılar Cenneti", "Diktatör ile Palyaço", "Sosyalizm öldü mü", "Engereğin Gözündeki Kamaşma" ve "Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm" ve "Mutluluk" ve Leyla'nın Evi, Sevdalim Hayat, Son Ada ve Sanat Uzun, Hayat Kisa, Serenad kitaplarının yazarı olan Livaneli, hâlen Vatan Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir. Sanatçı uluslararası kültür çevrelerinde tanınmakta ve saygı görmektedir. Ömer Zülfü Livaneli Ülker Hanım'la evlidir ve bir kızı vardır. Kızı Aylin Livaneli eğitimi ve yaptığı pek çok işten sonra müzik ile ilgilenmiş. 5 albüme imza atmıştır. Müziğe ara veren Aylin Livaneli şuan yurt dışında ekonomi üzerine eğitim almaktadır. Yayınlanmış 3 kitabı bulunmaktadır. Livaneli vejetaryendir. 19 Mayıs 1997 tarihinde, Ankara Hipodrom meydanında verdiği konsere 500.000 kişinin katılmasıyla Türkiye'nin en büyük konserini gerçekleştirme ünvanını kazanmıştır. Siyasi kariyeri Livaneli 1994 yerel seçimlerinde, Sosyaldemokrat Halkçı Parti'den İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday oldu. Anavatan Partisi'nin adayı İlhan Kesici, Refah Partisi'nin adayı Recep Tayyip Erdoğan ve Doğru Yol Partisi'nin adayının Bedrettin Dalan olduğu çekişmeli seçim sürecinde oyların %20,30'unu alan Livaneli üçüncü geldi. Erdoğan ise %25,19'luk bir oranla Belediye Başkanı seçildi. Livaneli, 2002 genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'den İstanbul milletvekili seçildi. Partinin 13. Olağanüstü Kurultayı'nda yeter sayıda imza bulamadığı için genel başkan adayı olamadı ve parti yönetimini ağır şekilde suçlayarak istifa etti. Livaneli, istifasını açıklarken şunları söyledi: "CHP yönetimi, Atatürk'ün laik, devrimci, halkçı, çağdaş ve reformcu çizgisini 21. yüzyıla taşıyamadığı için ülkemizi içinden çıkılması güç bir siyasi karmaşaya sürükledi. Bu büyük tarihsel ve siyasi kaymayı engelleyebilmek ve CHP'yi özündeki devrimci, reformcu ilkelere tekrar kavuşturabilmek için, parti içinde her düzeyde büyük çaba harcadım. Ama ne yazık ki bu çabalar da diğerleri gibi sonuçsuz kaldı. Partideki muhalif fikir ve kişileri yok etme alışkanlığı, bu kurultaydan sonra da bir kıyıma dönüşerek devam ediyor. CHP içinde kalarak mücadele etme yolları artık tükendi. Parti, örneği görülmemiş bir şekilde antidemokratik ve oligarşik bir yapıya dönüştürüldü."