İbn-i Sina, aşkı, insanın karşı cinsten birinin yüz çizgilerini, el kol devinimlerini ve davranislarini durup durup düşünmekten doğan sürekli bir hüzün düşüncesi olarak tanımlıyordu.
"Kötü hissettiğim zaman kaçtığım, nefes aldığım bir yer. Kafamda.
Kafamda ama haritada nerede dersen, Şavşat'ta, göl kenarında. Dünyanın en güzel yeri. Sen de varsın orada... Ama o göle ayak bastın mı dersen, hayır. Ne biçim Şavşatlı olmaksa bu... Ama şimdi. .."
Baktım gözlerinin içine, o da bakıyordu. "Annemler buraya gelirse hepten terk etmiş olacağım Şavşat'ı."
Gülümsedi Ozan. Elleri bacaklarımı sevdi.
"Artık orada yaşamıyorsun diye Şavşatlı olmaktan vazgeçemezsin. Öyle olsa ben nasıl İskeçeli olayım?"
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanın kendini defalarca yaraladığı yere biri sadece dokunsa o yara bin katı acıtırdı çünkü o yara sahibi tarafından zaten can yakmak için tasarlanmıştı.