Bıraksaydın da başkası yardım etseydi neden sen geldin? Sana sırtını dönen benim, neden beni görmezden gelmeye devam etmedin?
Şimdi bana yalnızlığımda avunacağım bir anı daha bırakmak mi niyetin?
"Zaten sen de sevmiyorsun beni," demiştim. Sahte gülümseyişim artık
zorakiydi. "Şu dağ bile bilir bunu. Taş bile anlar."
Son kez bakmıştı bana. Hem de öyle bir bakmıştı ki korktuğum nefrete en yakın bakıştı bu. Çünkü kendi sevdamı ezip geçtiğim gibi onunkine de çok büyük saygısızlık etmiştim.
"Öyle mi?" demişti.
Sesim titremesin diye yutkunduktan sonra, "Öyle," demiştim. Bitmiști. Bizi bitirmiștim.
"O zaman git, iki gözüm," demiști öfkeyle.
"Bir daha gözün gözüme değmesin.:((
Çelik mavisiydi gözleri; öfkelendiğinde kızgın demirlerle dövülür, sevdiğinde ise gökyüzü cennet olurdu.
" İki gözüm," diye fısıldadı yıllardır zihnimde hiç konuşmayan sesi.
"İki gözüm"
Artık iki gözüm değildim. Bana bakan gözleri kısa bir an eskisi gibi baktı.
Sonra saniyeler içerisinde değişti. Ne yazık ki kâbuslarımı gerçeğe dönüştürdü.
Koskoca adamın bir çocuk gibi sevindi. " Büyük sevaba gireceksin, Firuze" dedi.
Onu başımla onayladım ama arabaya binmeden önce kendimi,
"Günahlar roma kefaret olsun da" demekten de alamadım.
Bir tek Sahra duydu. O da neyi kastettiğimi çok iyi biliyordu, çünkü buraya düğün için gelmiş gibi gözükebilirdim ama bu yaz bitmeden Mardin'den bir değil, birkaç cenaze çıkacaktı.
Bunlardan biri Saruhanlardansa diğeri belki de ben olacaktım.