Ölümü bekliyordu, omzuna bir ağrı saplandığında ölümünün geldiğini sandı çünkü nasıl hissettirdiğinden habersizdi. Oysa biri tarafından tutuldu. Onu tutan kişiyle birlikte geriye doğru savruldu. Gücü o an tükendi.
Başını yasladığı göğüs tanıdık değildi, güvenli hiç değildi ama bedeni dayanamadı. Kendini o kişinin kollarına bıraktı.
Kızıl saçları rüzgârın șiddetiyle yüzüne savruluyor, görüşünü kısıtlıyordu. Yaşların biriktiği gözleri kalabalığın içinde sevgilisinin gözleriyle buluștu, birbirine bastırdığı dudaklarını kıvrılmaya zorladı. Sevgilisi etrafındaki savaşçılar tarafından tutulmuştu. Kendisinin etmesi gereken küfürleri ediyor, yaralı bir hayvan gibi haykırıyordu. Sanki tepeye götürülürken sessizce izlediği anları telafi etmeye çalışıyordu. Fakat hiçbiri onu ve ailesini kurtarmaya yetmiyordu, yetmezdi.
Herkese göre annesi bir cadı, kendisi ve kardeșiyse annesinin şeytandan peydahladıklarıydı. Cadı avında yakalanmışlardı ve bu, ölüm demekti.
İçime tuhaf bir hüzün çöküyor. Ezryn ve ben daha önce, içinden çıkılması imkânsız görünen sayısız durumla karşılaştık. Periler, goblinler ve artık düşünmeye cesaret edemeyeceğim kadar iğrenç yaratıklar karşısında bu duruma düştük.Ama tepelerden aşağı akın eden bu hortlakları görünce... İlk kez göğsümde korku titreşiyor.
Beni ayağa kaldırıp ellerini kalçalarına koyuyor. "Yalnız değilsin, Farron. Sana yardım edecek üc Yüce Prens ve bir insan var. Ayrıca... Arkasını dönüp göğe yükselen gövdeye bakıyor. "Bu ağacı düşün. Zorluklar içinde gelişiyor, yıkımın ortasında hâlâ büyümeye devam ediyor. Sen de aynı dayanıklılğa sahipsin." Gözleri kararlılıkla parlıyor.
"Küllerin arasından doğ."