Adı:
Leyla'nın Evi
Baskı tarihi:
Mayıs 2017
Sayfa sayısı:
284
ISBN:
9786050906486
Kitabın türü:
Yayınevi:
Doğan Kitap
Romanları çok satanlar listesinden inmeyen, ödüller alan, 30 dile çevirilen, sinemaya ve tiyatroya aktarılan Zülfü Livaneli, Leylanın Evinde her biri ayrı bir dünyadan gelen insanların hayatlarını bir İstanbul romanında kesiştiriyor.
Boğaziçi'nde Bosnalılar Yalısı'nda doğup büyümüş paşa torunu Leyla Hanım, yalının yeni sahibi Ömer Cevheroğlu tarafından sokağa atılır ve mahallenin çocuklarından gazeteci Yusuf'un Cihangir'deki bekâr evine sığınmak zorunda kalır. Yusuf'un sevgilisi Rukiye ("sahne adı"yla Roxy), Almanya'da peep show'larda modellik yapmış, hip-hop tarzı müzik yaparak "yırtmaya" uğraşan bir Almancı kızıdır.


Leyla Hanım, yalının yeni sahipleriyle görüşmeye çalıştığı bir gün, Ömer Bey'in babası, Kadızade Konağı'nın emektar vekilharcı, dört kuşaktır konaklarda hizmetkârlık yapan bir aileden gelen Ali Yekta Bey ile tanışır.

Her biri ayrı bir dünyadan gelen bu insanların hayatlarının kesişmesi, onları hem kendilerini hem de birbirlerini değiştirecekleri, kimi zaman acılı kimi zaman eğlenceli bir sürece sokacaktır.


Leyla'nın Evi, bir yanıyla da "ev" üstüne bir roman: "Çünkü imparatorluk yıkılırken bütün Osmanlı tebaası acı çekti ve herkes birbirinin evine yerleşti."
Birbiri ile bağlantılı ve birbirlerinin hayatlarını etkileyen, ayrı çevrelerde yaşayan, bir araya gelme olasılıkları bulunmayan değişik sosyal katmanlara ait insanları ortak bir kaderde buluşturarak, toplumun kendi kendisiyle ve yakın tarihiyle yüzleşmesini sağlayan Leyla’nın Evi, klasik bir Zülfü Livaneli romanı. Okuyucuyu sıkmayan dili, sürükleyici hikayesi, verdiği mesajlarla okunmaya değer bir roman; hatta yayınlanmasından sonra tiyatroya da uyarlanan, bu alanda da izleyicilerin çok beğendiği bir tiyatro eseri.

Roman, bir paşa torunu olan Osmanlı soylusu Leyla Hanım'ın yıllardır doğup büyüdüğü yalıdan dışarı atılmasıyla başlar. Elinde tapusu olmasına rağmen çocukluğundan beri yaşadığı evinden neden atıldığını anlayamayan Leyla Hanım, bavulu ile yalının önünde oturarak adalet beklemeye başlar; fakat imdadına kimse yetişemez. Gururlu bir kişiliğe sahip olan Leyla Hanım çevreden gelen yardımları da elinin tersiyle iter.

Gazeteci olmak için çabalayan Yusuf ise, haberi duyunca hemen yalının oraya gider ve çocukluğundan tanıdığı ve çok sevdiği Leyla Hanım'a yardım etmeye çalışır. Kimseden yardım kabul etmeyen Leyla Hanım’ı en sonunda Cihangir’deki evine getirmeye ikna eder. Fakat Leyla Hanım’ı Cihangir'deki bu evde de istemeyen biri vardır. O da Yusuf’un kız arkadaşı olan, gerçek adı Rukiye olan; fakat asi kişiliği yüzünden Roxy adını kullanan sevgilisi... Bu aşamadan sonra romanın ana kahramanları arasında birbirini tanıma ve yakınlaşma başlayarak adeta bir kenetlenme oluşur ve birbirlerinin hayatlarına dokunmaya başlarlar. Romanı güzel kılan en önemli nokta da zaten budur. Bambaşka hayatlara sahip insanların dahi oturup konuşacak, birbirlerine yardım edecek, hatta birbirlerini yönlendirecek konuları olduğunu roman gözler önüne serer.

Romanı okuyan herkes gibi ben de Leyla Hanım'ın hikayesini öğrenirken duygu sarsıntıları yaşadım. Yukarıda da bahsettiğim gibi klasik bir Zülfü Livaneli romanı olan bu kitapta karakterlerin hayatları ve yaşantıları müthiş bir çıplaklıkla okuyucunun önüne konularak okuyucuyu kalpten sarsmak hedeflenmiştir. Hele kitabın sonunda yer alan Leyla Hanım'ın mektubunu okurken gözlerimden gelen yaşı durdurmak benim için mümkün olmamıştı.

İçerikle ilgili net bilgiler vermekten kaçınsam da roman duygu yüklü bir roman olduğu için beni en çok etkileyen bölümü sizlerle paylaşmaktan çekinmiyorum. İçerikle ilgili hiçbir bilgi öğrenmek istemeyen okuyucuların bu paragrafın devamını okumaması gerekiyor...

Leyla Hanım, bir Osmanlı soylusu olmasının yanında babası bir İngiliz subayıdır ve Leyla Hanım evlilik dışı bir ilişkinin meyvesidir. Bu durum ailesi için utanç vericidir. Romanın içerisinde Leyla Hanım'ın annesi ve babasıyla ilgili olan bilgileri öğrenmesi neticesinde, bütün hayatı boyunca yalnız kalmasına sebebiyet veren annesine ve babasına yine de kalbinde kızgınlık taşıyamamaktadır. Kitabın sonunda yazdığı mektupta da bu konuya yer veren Leyla Hanım kalbinin güzelliği ile gözlerimden yaşlar akmasına sebep olmuştur. O cümleler ile yazımı sonlandırıyorum:

''Onlar, bu bahçede, bu yalıda, bu küçük evde yaşayan iyi niyetli insanlardı. Hepsi birbirini çok sevdi ama annem ve babamın karşı konulamaz aşkı olayları çığırından çıkardı, ailenin başına gelen felaketlerin başlangıcı oldu. Buna rağmen o genç kızı ve o genç subayı suçlamak içimden gelmiyor. Ölümü göze alacak kadar aşık olmalarında yüreğe dokunan bir yan var. Sizin zamanınıza gelinceye kadar aşk kelimesi aynı anlamı koruyacak mı bilmiyorum ama onların bu duygusuna saygı duymak gerektiğini düşünüyorum.''
Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitap müthiş bir konu zenginliğine sahip. Yazarın diğer kitaplarına nazaran karakter sayısı da oldukça fazla. Ve bu karakterlerin ortak noktası ise yollarının bir yalı hadisesiyle kesişmiş olması.

Kitaptaki ana konu, sahte evraklarla ve hiç haberi olmadan evi elinden alınarak, sokağa atılan Leyla ismindeki yaşlı kadının ve bu olayın etrafındaki kişilerin hikayesinin anlatımıdır. Yazar, her zaman yaptığı gibi tüm karakterleri özenle seçmiş, bunları da geçmişteki bazı tarihi olaylarla birlikte kurgulayarak bize yansıtıyor. Bütün bunları yaparken de, kişiler, kişilikler, aile yapısı, toplum yapısı, Osmanlı, Cumhuriyet, diğer milletler, siyasiler, dini yapılar, tarihi gelişmeler, özgürlükler ..vs başta olmak üzere bir çok konuda eleştrisel mesajlar veriyor.

Karakterlerin ve konuların fazlalığından dolayı, kurgulamada her karakter ve her olay için çok gerilere gidildiğinden konu bir ara genişleyip dağılır gibi olsa da, yazar kitabın sonlarına doğru müthiş bir şekilde tekrar toplamayı sağlayarak her karakter için ayrı ayrı final yapmayı başarıyor.

Harika bir kitap. Müthiş bir Livaneli kitabı. Özellikle konu zenginliği ve verilen mesajlar bakımından belkide yazarın en üstün kitabı. Mutlaka okunması gereken bir kitap.

Benzer kitaplar

  • Veda
    8.4/10 (609 Oy)549 beğeni2.799 okunma81 alıntı9.060 gösterim
  • Sevdalinka
    8.4/10 (476 Oy)417 beğeni2.134 okunma152 alıntı8.113 gösterim
  • İnce Memed 1
    9.4/10 (1.280 Oy)1.262 beğeni3.760 okunma354 alıntı18.679 gösterim
  • İnce Memed 2
    9.3/10 (647 Oy)633 beğeni1.928 okunma294 alıntı6.310 gösterim
  • İnce Memed 3
    9.4/10 (475 Oy)457 beğeni1.374 okunma208 alıntı4.904 gösterim
  • İnce Memed 4
    9.5/10 (433 Oy)439 beğeni1.172 okunma181 alıntı4.771 gösterim
  • Anayurt Oteli
    7.4/10 (816 Oy)537 beğeni2.730 okunma101 alıntı12.791 gösterim
  • Körlük
    8.8/10 (1.199 Oy)1.194 beğeni2.739 okunma865 alıntı28.183 gösterim
  • Uğultulu Tepeler
    8.4/10 (662 Oy)630 beğeni2.262 okunma451 alıntı14.557 gösterim
  • Gizli Anların Yolcusu
    7.6/10 (401 Oy)280 beğeni1.661 okunma122 alıntı4.919 gösterim
Kitap tek kelime ile harika . Zülfü Livaneli'nin kitaplarının ilk 50 sayfasını okuduğunuzda kitap aklınızdan çıkmaz . Tadı damağınızda kalır. Böyle azar azar sindire sindire idareli okursunuz yani . Bitmesini istemediğim bir hikaye gibiydi. Yazara derin bir saygı duyuyorum . Ve bence yazarlığı müziğin önüne geçti ..
Zülfü Livaneli'nin iyi bir romancı olduğunu bu kitabıyla kabul ediyorum.Gerçekten kitabı çok beğendim.O kadar ki benim için Serenad'ın önüne geçti.Yazarın listemdeki en güzel kitabı oldu.Kurgu ve kişilerin hayatları çok samimi anlatılmış.Sonuçta insan eksisiyle artısıyla bir bütündür.Zaafları ve güçlü yönleri onu kendisi kılar.Bir de tarihimizin belli döneminde İstanbul yalılarına kitapta anlatıldığı gibi el konulduğunu düşünüyorum.Yazar bu hikayeyi gazete çevresinde öğrendiği gerçek bir hayattan,gerçek bir haberden etkilenerek yazmış olabilir.Bulursanız okuyun,eğer yazarı tanımıyorsanız bu kitabıyla başlayın derim.
Bazı özel sebeplerden dolayı malesef kitaba vakit ayıramadım,bu yüzden biraz uzun sürdü.Fakat normal şartlarda 2-3 günde rahatlıkla okunacak ve kendini okutacak bir kitap.Romanda ki her karakter çok iyi işlenmiş ve kendi içinde betimlenerek çok başarılı psikolojik tahliller yapılmış.Her ne kadar okurken sonunu tahmin etsem de büyük keyif aldım çünkü dili tüm Livaneli kitaplarında olduğu gibi sade ve akıcı.

Bir yanıyla da ''Modern Türkiye'' özeti denebilir(tabi kime göre,neye göre modern tartışılır o ayrı konu)
Adaletsizlik,hırs,ihtiras,barınma ihtiyacı ve bunların doğurmuş olduğu sonuçlar çok güzel bir şekilde anlatılmış.
Livaneli'yi tanımama sebep olan bu kitabın dili; oldukça sade ve akıcıydı. Yazarın anlamsızca sempatizan olușu ilgimi çekti.
Romanın birçok kısmı Livaneli'nin bazı görüș ve eleștirileri ile dolu aslında. Yazar bunu kimi karakterler üzerinden așılamaya çalıșmıș. Bu yüzden romanın herkese hitap ettiğini düșünmüyorum. Zaten yer yer de așırı cinsellik kapsamlı bölümler vardı; bir ara her bölümde yer alıyordu ve beni tamamıyla rahatsız eden bir durum oldu. Livaneli anlașılıyor ki yazarken hiç çekinmemiș.
Kitabın içine ve derinlerine inelim... Kitap, 20 küsür bölümden olușuyor ve her bölümde farklı farklı karakterlerin birbirleri ile alakadarlığını test ediyoruz. Bu testte bir farkındalık lazım; her karakter ayrı ayrı detaylar ile donanmıș, adeta farklı evrenlerde yașayan canlıları andırıyorlar. Ve bizden bu farklılıkları bir bir sezinlememizi istiyorlar. Elbette Livaneli'nin de kendisine en yakın bulduğu, sempatizanlığını en geniș yaydığı karakter de var...
Leyla'nın Evi... Leyla Hanım, 80 küsur yıl boyunca, annesinin gençliğinde bir Ingiliz Subayı ile olan ilișkisinden ve sonucunda bir tehlikedir patlak vermesinin getirdiği ölüm kalım meselesinden dolayı bir Istanbul yalısının yan tarafındaki kücük müștemilatta kalmakta. Burada yalnızlığın her zerresini tatmakta. Mahalledekiler ona saygı ve șükran duymakta. Leyla'nın din konusundaki saçmalıkları hoșuma gitmese de iyi kadın vallahi!
Yusuf, ah Yusuf... Belki de kitaba tutunmamı sağlayan en büyük sürpriz. Hayatını, asıl adı Rukiye olan Roxy adında bir kız ile geçirmekte. Istanbulun en sesli, en yaramaz semtinde Roxy ile birlikte yașamakta. Kendisi Gazeteci, geleceği parlak. Zarif ve sevecen, yüzü daimabir nebze șașkınlık içeren Delikanlı... Yusuf'un da Leyla'ya olan yakınlığı ve her pahasına yardımsever olușu, gözümden kaçmadı değil. Rukiye'den Aldığın evlenme teklifi de ne hoștu öyle!
Ali Yekta Bey'in yașamı da oğlu Ömer'i yetiștirmek ile geçmiș, ona ihtișam katmakla uğrașmıș. Yalnız bir șeyi unutmuș; ihtișamlar günler birbirini kovaladıkça bir ihtiras kavgasına dönüșmekte... Gelini Necla Hanım da sinsi, cimri ve kötülük fıșkıran; Yekta Bey'in oğlu Ömer Bey'in beynini çeșitli çesitli maskaralıklar, kösnellikler ve kötülükler ile doldurup tașıran iğrenilesi bir kadın. Ömer ile olan cinsel yașamını yazarın abarttığını düșünüyorum...
Roxy'i özel olarak incelemek istiyorum. Okuyucunun ilgisini çeken, içi paramparça olmuș, yașamı boyunca iğrenç emellerde bulunmuș, tiksindirici ișlere bulașmıș ve yılmamıș Yusuf ile mutlu bir birliktelik kuruvermiș. Sonradan kazandığı sevgi, hoșgorü onun için gerekli duygu parçacıklarıydı.
Dostlarım, kitabın yan karakterleri de bir o kadar ilgi çekiciydi. Anlatımı güzeldi. Karakterlerle birlikte sürüklendim, onların benden farklı kültür ve yașam değerlerine tanık oldum. Kitapta anlatılan çoğu yașam sekli bana uymuyordu ve Livaneli'nin görüșlerine de katılıyor değilim. Sadece yazarı tanımak ve incelemek için okudum. Kitaba bir yaș sınırlaması da konulmalı, içinde çok bel altı kısımlar var ve kücük yaștaki çocuk kardeșlerimiz için uygun değil.
Akıcı bir kitap ve heyecan verici bir son.Leyla 'nın hanımefendiliği, Ali Yekta Bey'in hırsı, Ömer 'in kadir kıymet bilmeyen aşkı, Necla 'nın ezilmişlik duygusu, Rukiye ve Yusuf 'un tutkulu aşkı ... Yani biz...
Kitap o kadar güzel ki okurken sıkılma duygusu size hiç uğramıyor. Hani bazen bazı kitaplar için "hiç ilerlemiyor,okurken çok sıkılıyorum" gibi cümleler kurariz ya işte bu kitapta bu tarz cümleleri kurmak biraz zor olucak diye düşünüyorum. Laveneli o kadar sade,akıcı bir dille yazmış ki hem bir solukla bitsin hem de hiç bitmesin, devamı gelsin, istiyor insan.
Kitabı elinize ilk aldığınizda sayfa sayınız ilerliyor, bir duraksama yaşamıyorsunuz. Tanıdığınız ilk karakter Leyla Hanim oluyor. Ama kendisi yaş farkı kaç olursa olsun herkesin ona Leyla demesini istiyor. Kimi insanlar Leyla demek yerine Büyük Hanim diyorlar. Leyla Hanim çok naif bir insan . Hatta küçüklugunde ona aşık olan bir genç var ve bu gençle de kitabın başlarında tanisacaksiniz. Neden aşık olduğunu da anlatıyor.
Kitap isminden de anlaşıldıgi gibi Leyla'nin Evini anlatıyor. İsminı ilk okuduğumda acaba ev kelimesiyle nasıl bir olay örgüsü yazılmış olabilir diye düşünmustum. Ve okudukça evin önemi, anlamı beni şaşırtmisti. Doğrusu böyle bir şey beklemiyordum.
Livaneli, eserinde sürekli olarak bu evden bahsetmiyor. Kimi zaman farklı karakterle tanıştiriyor sizi ve onların hayat öykülerini sizler anlatiyor. Daha sonra da Leyla'nin Evi'ne dönüyorsunuz.
Ve ben bu güzel eserde sizlere keyfi okumalar dilerim.
Yurt, ev, kadın, erkek, cinsellik, bağ ve daha nice kelimenin kitap haline gelmesi.
Kalemine , yazılarına , üslubuna, müziğine hayran olduğum yazardan yine müthiş bir sonla biten bir kitap.
Leyla'nın Evi...
Kitabın başlarında Orhan Pamuk okuyorum sandım . Daha sonra yazarın Kardeşimin Hikayesini, Konstantiniye Otelini okudum. Ve bir Livaneli klasiği olarak sonunda bir tokat yedim.
Evet kitabın sonunda Livaneli bana tokat attı resmen.
Kadın erkek ilişkileri , aile kavramı , sahiplenme , alışkanlık , mutluluk , mutsuzluk gibi aklınıza gelebilecek daha birçok şeyi yeniden düşündüm. Yazarın bilinçaltına hayran olmamak mümkün değil. Kelimelerinin büyüsüne kapıldım. Tarihe bakış açım değişti. Araştırma ve bilgilenme ihtiyacı hissettim. Ha birde tarih... Kitap boyunca Osmanli ve Cumhuriyet arasında mekik dokudum.  Dedim ya tarih araştıralım diye birsey insanı sarıyor ....  Ve bir alıntı ile bitirmek istiyorum incelemeyi. Çünkü yazara olan sevgimden ve hayranligimdan inceleme uzar diye korkuyorum .
"Halk dalkavuklugumu , onun oyunu almak için din ve milliyetçilik duygularını gidiklamak mi, yoksa onu eğitmek mi ? Yusuf bu soruya cevap veremiyor,  iş bu noktaya gelince kafası karışıyordu. " Sayfa : 213
Livaneli'den okuduğum ilk kitap Leyla'nın Evi. Ve kesinlikle çok beğendim. Sıcacık, bir roman bu. Anlatımı oldukça akıcı, yazım dili hafif. Özellikle bir süre klasik kitaplar okuduktan sonra bu kitabın insana çok iyi geleceğini düşünüyorum. Benim üzerimde inanılmaz huzurlu, sakinleştirici bir etkisi oldu.
Konu olarak; Leyla isimli asil bir Osmanlı torununun paşa dedesinden kalma ve doğup büyüdüğü yer olan yalının(müştemilat kısmı, yalı Leyla çok küçükken satılıyor ve müştemilat evinde yaşamaya başlıyor.)elinden tapusuna rağmen haksızca alınışını ve bu yaşlı kadının sokağa atılışını anlatıyor. Bu soylu kadının çok trajik bir hikayesi var. Anne ve babasını kaybetmiş olarak başlıyor hayata. Ve ailesinde daha nice kayıplar vermiş biri. Ayrıca okurken anne ve babasının aşkından çok etkilendiğimi de söylemeliyim. Bir de Osmanlı zamanları ve Cumhuriyet'in ilk yıllarından çokca söz ediliyor. Günümüzle olan kuşak çatışmaları da bu yol ile aktarılmakta. Kitaptaki yan karakterleri de çok sevdiğimi belirtmeliyim. Rukiye (Roxy) en sevdiğim 2. Karakterdi, Yusuf ile aşkını da çok sevimli buldum.
Ev, bir küçük dünyadır. Eskiler dar-ı dünya derdi zaten, yani dünya evi. Sadece barınılan bir yer değildir. Çünkü içinde hatıralar barındırır, umutlar, sevgiler, beklentiler, acılar…

Livaneli, Leyla’nın Evi’nde merkeze ‘ev’ kavramını yerleştirmiş. Kurgusunu çok beğendim. İstanbul yalılarından birisinin hikayesini, bir aile hikayesi üzerinden anlatıyor. 1910’lardan 2000’lere uzanan bir Türkiye hikayesi bu. Dedesinden kalan yalıdan türlü hilelerle atılan Leyla Hanımın ve onunla zıt kutuplardaymış gibi görünen ama tanıdıkça farklılaşan Roxie/Rukiye’nin de hikayesi aynı zamanda.

Livaneli romanlarının karakteristik özellikleri burada da var. Kolay okunuyor, araya malumatlar serpiştiriyor ve tabii ki müzik. Livaneli’nin sevdiğim bir yönü ise vicdanlı davranma çabasıdır. Çünkü başka birkaç romanda da yaptığı gibi acıları tek taraflı işlemiyor. Bizim bir kısım yazarımız sanki bütün acıları biz çekmişiz gibi yazarlar, bir başka kısım ise sadece Ermeniler, Rumlar sıkıntılar yaşamış gibi… Halbuki Livaneli’nin sondaki röportajda dediği gibiydi durum; Çünkü imparatorluk yıkılırken bütün Osmanlı tebaası acı çekti ve herkes birbirinin evine yerleşti.

Başarılı bir roman; tavsiye ederim.
Benim Livaneli sevgim her okuduğum kitapta katlanıyor. Leyla bu yaz tatilimde yol arkadaşım olduğu için yeri özel kalacak hep. Leyla, Rukiye, Yusuf, Ali Yekta Bey. Hepsi ince ince işlenmiş , hepsi şahsına münhasır karakterler. Okurken karakterin gözünden bakıp o oluveriyor, onun yaşadığı durumları , düşüncelerini haklı çıkarıyorsunuz. Karşılıksız iyiliği, çaresizliği, boşluk hissini, imkansız bir aşka deli cesareti denilen cesaretle yola çıkmanın ilişkili sonuçlarını, saflıkla hoyratlığın uyumunu, önyargı denilen tabuyu, umudu ve daha birçok duyguyu içinize işliyor. Mutlaka okunmalı !
Bilemiyorum, bilinçaltında olup biten şeyler bunlar. Evet, Nietzsche’ye katılmamak mümkün değil: “Müziksiz bir hayat hatadır!
İslamiyet’teki domuz yasağını anlatıyor. “Domuz mekruhtur!” diyor.
“O zaman” diyor Rukiye, “domuzların en çok Müslümanları sevmesi gerekir.”
Babası aptallaşıyor, suratı asılıyor.
“Öyle değil mi vater, bütün dünya Müslüman olsa hiçbir domuz kesilmez, öldürülmez, dünyanın bütün domuzları rahat rahat yaşar. Ben domuz olarak doğsaydım, dünyada herkesin Müslüman olmasını isterdim.”
Bu konuşmanın kaçınılmaz sonucu, yüzüne yediği iki tokat ve otururken canının yanmasına neden olacak bir kıç dövme faslı oluyor.
Ama yine de dediğinin mantıklı olduğunu düşünüyor Rukiye.
Madem ki insanlar birbirine acı veriyordu, o zaman en güzel şey hayata meydan okumak ve mutlak bir yalnızlığı secmekti.
Şairlerin söylediği gibi, "Paris güzel bir salon, Londra güzel bir park, Berlin güzel bir kışla ama İstanbul güzel bir şehir" idi.
Ah baba, niye böyle yapıyorsun, niye hayatımı mahvetmeye çalışıyorsun? Sanki yarattığın kişiyi yok etmek ve ona verdiğin her şeyi geri almak ister gibisin.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Leyla'nın Evi
Baskı tarihi:
Mayıs 2017
Sayfa sayısı:
284
ISBN:
9786050906486
Kitabın türü:
Yayınevi:
Doğan Kitap
Romanları çok satanlar listesinden inmeyen, ödüller alan, 30 dile çevirilen, sinemaya ve tiyatroya aktarılan Zülfü Livaneli, Leylanın Evinde her biri ayrı bir dünyadan gelen insanların hayatlarını bir İstanbul romanında kesiştiriyor.
Boğaziçi'nde Bosnalılar Yalısı'nda doğup büyümüş paşa torunu Leyla Hanım, yalının yeni sahibi Ömer Cevheroğlu tarafından sokağa atılır ve mahallenin çocuklarından gazeteci Yusuf'un Cihangir'deki bekâr evine sığınmak zorunda kalır. Yusuf'un sevgilisi Rukiye ("sahne adı"yla Roxy), Almanya'da peep show'larda modellik yapmış, hip-hop tarzı müzik yaparak "yırtmaya" uğraşan bir Almancı kızıdır.


Leyla Hanım, yalının yeni sahipleriyle görüşmeye çalıştığı bir gün, Ömer Bey'in babası, Kadızade Konağı'nın emektar vekilharcı, dört kuşaktır konaklarda hizmetkârlık yapan bir aileden gelen Ali Yekta Bey ile tanışır.

Her biri ayrı bir dünyadan gelen bu insanların hayatlarının kesişmesi, onları hem kendilerini hem de birbirlerini değiştirecekleri, kimi zaman acılı kimi zaman eğlenceli bir sürece sokacaktır.


Leyla'nın Evi, bir yanıyla da "ev" üstüne bir roman: "Çünkü imparatorluk yıkılırken bütün Osmanlı tebaası acı çekti ve herkes birbirinin evine yerleşti."

Kitabı okuyanlar 2.456 okur

  • Deniz Mutlu
  • Adalet Batğı
  • Esra Alyemiş
  • Hilal Oral
  • Özlem ÖZDOĞAN
  • Zeynep Bostan
  • Begüm Sönmez
  • Elif İzgiş
  • Yagmur Gulsen
  • Merve zorlu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.5
14-17 Yaş
%4.1
18-24 Yaş
%11.8
25-34 Yaş
%27.1
35-44 Yaş
%33.1
45-54 Yaş
%13.6
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%81.2
Erkek
%18.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30.7 (215)
9
%23.5 (165)
8
%25 (175)
7
%12.6 (88)
6
%4.4 (31)
5
%1.6 (11)
4
%1 (7)
3
%0.6 (4)
2
%0.1 (1)
1
%0.6 (4)

Kitabın sıralamaları