Leyla'nın Evi

8,4/10  (616 Oy) · 
2.183 okunma  · 
577 beğeni  · 
8.592 gösterim
Romanları çok satanlar listesinden inmeyen, ödüller alan, 30 dile çevirilen, sinemaya ve tiyatroya aktarılan Zülfü Livaneli, Leylanın Evinde her biri ayrı bir dünyadan gelen insanların hayatlarını bir İstanbul romanında kesiştiriyor.
Boğaziçi'nde Bosnalılar Yalısı'nda doğup büyümüş paşa torunu Leyla Hanım, yalının yeni sahibi Ömer Cevheroğlu tarafından sokağa atılır ve mahallenin çocuklarından gazeteci Yusuf'un Cihangir'deki bekâr evine sığınmak zorunda kalır. Yusuf'un sevgilisi Rukiye ("sahne adı"yla Roxy), Almanya'da peep show'larda modellik yapmış, hip-hop tarzı müzik yaparak "yırtmaya" uğraşan bir Almancı kızıdır.


Leyla Hanım, yalının yeni sahipleriyle görüşmeye çalıştığı bir gün, Ömer Bey'in babası, Kadızade Konağı'nın emektar vekilharcı, dört kuşaktır konaklarda hizmetkârlık yapan bir aileden gelen Ali Yekta Bey ile tanışır.

Her biri ayrı bir dünyadan gelen bu insanların hayatlarının kesişmesi, onları hem kendilerini hem de birbirlerini değiştirecekleri, kimi zaman acılı kimi zaman eğlenceli bir sürece sokacaktır.


Leyla'nın Evi, bir yanıyla da "ev" üstüne bir roman: "Çünkü imparatorluk yıkılırken bütün Osmanlı tebaası acı çekti ve herkes birbirinin evine yerleşti."
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2017
  • Sayfa Sayısı:
    284
  • ISBN:
    9786050906486
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:
Semih 
13 Ara 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Birbiri ile bağlantılı ve birbirlerinin hayatlarını etkileyen, ayrı çevrelerde yaşayan, bir araya gelme olasılıkları bulunmayan değişik sosyal katmanlara ait insanları ortak bir kaderde buluşturarak, toplumun kendi kendisiyle ve yakın tarihiyle yüzleşmesini sağlayan Leyla’nın Evi, klasik bir Zülfü Livaneli romanı. Okuyucuyu sıkmayan dili, sürükleyici hikayesi, verdiği mesajlarla okunmaya değer bir roman; hatta yayınlanmasından sonra tiyatroya da uyarlanan, bu alanda da izleyicilerin çok beğendiği bir tiyatro eseri.

Roman, bir paşa torunu olan Osmanlı soylusu Leyla Hanım'ın yıllardır doğup büyüdüğü yalıdan dışarı atılmasıyla başlar. Elinde tapusu olmasına rağmen çocukluğundan beri yaşadığı evinden neden atıldığını anlayamayan Leyla Hanım, bavulu ile yalının önünde oturarak adalet beklemeye başlar; fakat imdadına kimse yetişemez. Gururlu bir kişiliğe sahip olan Leyla Hanım çevreden gelen yardımları da elinin tersiyle iter.

Gazeteci olmak için çabalayan Yusuf ise, haberi duyunca hemen yalının oraya gider ve çocukluğundan tanıdığı ve çok sevdiği Leyla Hanım'a yardım etmeye çalışır. Kimseden yardım kabul etmeyen Leyla Hanım’ı en sonunda Cihangir’deki evine getirmeye ikna eder. Fakat Leyla Hanım’ı Cihangir'deki bu evde de istemeyen biri vardır. O da Yusuf’un kız arkadaşı olan, gerçek adı Rukiye olan; fakat asi kişiliği yüzünden Roxy adını kullanan sevgilisi... Bu aşamadan sonra romanın ana kahramanları arasında birbirini tanıma ve yakınlaşma başlayarak adeta bir kenetlenme oluşur ve birbirlerinin hayatlarına dokunmaya başlarlar. Romanı güzel kılan en önemli nokta da zaten budur. Bambaşka hayatlara sahip insanların dahi oturup konuşacak, birbirlerine yardım edecek, hatta birbirlerini yönlendirecek konuları olduğunu roman gözler önüne serer.

Romanı okuyan herkes gibi ben de Leyla Hanım'ın hikayesini öğrenirken duygu sarsıntıları yaşadım. Yukarıda da bahsettiğim gibi klasik bir Zülfü Livaneli romanı olan bu kitapta karakterlerin hayatları ve yaşantıları müthiş bir çıplaklıkla okuyucunun önüne konularak okuyucuyu kalpten sarsmak hedeflenmiştir. Hele kitabın sonunda yer alan Leyla Hanım'ın mektubunu okurken gözlerimden gelen yaşı durdurmak benim için mümkün olmamıştı.

İçerikle ilgili net bilgiler vermekten kaçınsam da roman duygu yüklü bir roman olduğu için beni en çok etkileyen bölümü sizlerle paylaşmaktan çekinmiyorum. İçerikle ilgili hiçbir bilgi öğrenmek istemeyen okuyucuların bu paragrafın devamını okumaması gerekiyor...

Leyla Hanım, bir Osmanlı soylusu olmasının yanında babası bir İngiliz subayıdır ve Leyla Hanım evlilik dışı bir ilişkinin meyvesidir. Bu durum ailesi için utanç vericidir. Romanın içerisinde Leyla Hanım'ın annesi ve babasıyla ilgili olan bilgileri öğrenmesi neticesinde, bütün hayatı boyunca yalnız kalmasına sebebiyet veren annesine ve babasına yine de kalbinde kızgınlık taşıyamamaktadır. Kitabın sonunda yazdığı mektupta da bu konuya yer veren Leyla Hanım kalbinin güzelliği ile gözlerimden yaşlar akmasına sebep olmuştur. O cümleler ile yazımı sonlandırıyorum:

''Onlar, bu bahçede, bu yalıda, bu küçük evde yaşayan iyi niyetli insanlardı. Hepsi birbirini çok sevdi ama annem ve babamın karşı konulamaz aşkı olayları çığırından çıkardı, ailenin başına gelen felaketlerin başlangıcı oldu. Buna rağmen o genç kızı ve o genç subayı suçlamak içimden gelmiyor. Ölümü göze alacak kadar aşık olmalarında yüreğe dokunan bir yan var. Sizin zamanınıza gelinceye kadar aşk kelimesi aynı anlamı koruyacak mı bilmiyorum ama onların bu duygusuna saygı duymak gerektiğini düşünüyorum.''