1000Kitap Logosu
Mutluluk
Mutluluk
Mutluluk

Mutluluk

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.3
4.934 Kişi
23,3bin
Okunma
5,3bin
Beğeni
88,1bin
Gösterim
392 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 11 sa. 6 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Doğan Kitap · Şubat 2020 · Karton kapak · 9786050904192
Diğer baskılar
Mutluluk
Mutluluk
Mutluluk
Mutluluk (Cep Boy)
Meryem: Van Gölü kıyısındaki bir kasabada, Allah’ın kendisini sevmesinden başka bir şey beklemeyen 17 yaşında bir kız. Şeyh amcasının tecavüzüne uğramış. Bir töre cinayetine kurban gitmek üzere. Prof. Dr. İrfan Kurudal: İstanbullu tanınmış bir aydın. Hayattan hiçbir beklentisi kalmamış. Sahip olduğu her şeyi geride bırakarak, teknesiyle amaçsız bir Ege yolculuğuna çıkıyor. Cemal: Gabar Dağları’nda PKK peşinde koşmuş bir komando. Askerliğini bitirip eve döndüğünde ömrünün en zor göreviyle karşı karşıya kalıyor: Ailenin yüzkarası amca kızını töre gereği öldürmesi gerekiyor. Her biri mutluluğu arayan Meryem, İrfan ve Cemal, kendilerinin, birbirlerinin ve ülkenin ruhunun derinlerine doğru çalkantılı bir yolculuğa çıkıyorlar. Peki, onları neler bekliyor?
7 mağazanın 13 ürününün ortalama fiyatı: ₺24,24
8.3
10 üzerinden
4.934 Puan · 678 İnceleme
Mehmet Çelik
Mutluluk'u inceledi.
392 syf.
·
3 günde
Suç mu? Kader mi?
Okuyup bitireli yaklaşık iki hafta oldu. Bu süre zarfında notlarımı tekrar gözden geçirmek için de çokça sürem vardı. Livaneli nasıl başarıyor bilmiyorum ancak etkili eserler üretebiliyor. Fakat bahsedeceğim bu kitabı kurgu ve ahenk yönünden, öncekilerin ya da benim önceki okuduklarımın biraz gölgesinde. En baştan belirtmek istiyorum ki okuyacağım kitapları yazarlarının şahsi düşüncelerine ve ideolojilerine göre seçmediğim gibi okuduktan sonra yaptığım incelemelerde de yine sadece eserin kendisini değerlendirmek niyetindeyim. Ayrıca bugüne kadar maalesef maruz kaldığım durumlardan bir diğeri incelemenin bütününü okumadan yapılan yorumlar oldu. Kısaca yazarın fanatiğiyseniz okumamanızı öneririm ya da hiç olmazsa tamamını anlayarak okumanızı rica ederim. Hadi başlayalım! Spoiler içerebilir. Tadınız kaçmasın. Eserin ilk baskısı her ne kadar Kasım 2002’ de yayımlanmış olsa da, kurgunun geçtiği zaman aralığını kestirebilmek oldukça zor. Bir yerlerde hain terör örgütü kurulalı 15 sene oldu deniyor, başka bir yerde İstanbul’ un 2000’ li yıllar nüfusu paylaşılıyor, bir taraftan Hizbullahçılar ortalıkta fink atıyor. Özel TV' ler vs. sonuç olarak 1993 – 2002’ li yılların karışımı hakim. Türkiye bu harmanlanmış yılları yaşarken, Van Gölü’ nün çevresinde pek kimsenin bilmediği, yöre kadınlarının avluda sohbet ederken yere çömelip ihtiyaçlarını giderdiği -ben hiç duymadım- , bağnaz, dini hissiyatın sömürüldüğü bir kasabada, bir kuytuya hapsedilmiş Meryem vardır. Hikayemiz böyle başlıyor. Meryem hapsedilmiştir çünkü çok büyük suç işlemiştir. En başta bir kız olarak dünyaya gelmiş, ardından tecavüze uğramıştır. Hem de amcası tarafından. Bundan daha büyük bir suç olabilir mi? Kasabanın fiili dini lideri amcası ve diğer aile büyükleri Meryem’ in geleceğini düşünürken, Meryem’ de bu izbede yalnızlığa, sevgisizliğe ve her türlü kötü davranışa terk edilmiştir. Yıl 2021 olsa bile bugün hala benzer olayları maalesef duyuyoruz, öyle değil mi? Daha sonra hikayemize Meryem’ in amcasının oğlu Cemal dahil oluyor. Kendisi komando olarak, bölücü terör örgütüyle çarpışmakta ve bu süreçte gerek yakın arkadaşlarını kaybetmenin gerek kendi hayatını da kaybetme ihtimalinin etkisiyle psikolojik çöküntüde ve sadece çatışma düşüncesindedir. Burada operasyonların psikolojik yönü gerçekten başarılı betimlenmiş. Zaman zaman okurken bende oradaymışım gibi oldum. Komando Cemal tabi memleketten uzakta çatışırken, bu gelişmelerden de bihaberdir. Yaklaşan tezkeresini beklemekte ve memleketine dönme hayalindedir. Bir de geçmişinde çok fakir olan, daha sonra azmi ve aklı sayesinde ülkenin sayılı bilim adamlarından biri olan İrfan Kurudal’ ın hikayesini okuyoruz. Tabi en diplerden buralara hatta ulusal kanallarda program yapmaya kadar yükselen bu profesör de deyim yerindeyse, Zirvedeki Yalnızlığı yaşamaktadır. Maddi olarak istediği hemen her şeye sahip olsa da bu maddiyat onun maneviyatını artık beslememekte ve ona tat vermemektedir. Profesör de önce memleketi İzmir’ e gidip hayatından çıkardığı annesini, Üni. den sonra bir daha adım atmadığı evini ziyaret etmek ardından eski arkadaşı Hidayet gibi denizlere açılıp, münzevi bir hayat sürme şeklinde bir plan yapmaktadır ve bu planı da uygular. İlerleyen sayfalarda bahsettiğim bu üç kişinin yolları bir şekilde kesişir. Öncelikle yazıldığı dönemde, daha Asmalı Konak gibi diziler yeniyken ki bugün töre, namus, intikam -evet Murat Soner sayesinde dilime dolandı- diye tüm kanalları kanser hücreleri gibi saran diziler ortalıkta yokken, namus diye, töre diye masum çocukların ya da kadınların katledilmesini görmüş yazar. Bunu da çekinmeden yazmış. Bugün bile geldiğimiz noktada benzer haberler duymuyor muyuz? Maalesef dini öne sürerek, katli vacip görülen karakterimiz Meryem burada kurgusal olsa da, gerçekte haberlerde bir kısmını görebildiğimiz ama bilmediğimiz binlercesi var. İşte burada yazarı tebrik etmek isterim. Ancak her ne kadar toplumsal sorunlara değinse de, cahillik perdesinin, geri kalmışlık izleniminin tüm ülkeye ithaf edilmesini doğru bulmuyorum. Ya yazar bu ülkede tutarlı iyi insanlarla karşılaşmamış ya da anlattıklarının etkisini artırmak için biraz abartıya kaçmış. Rahatsızlığımın asıl nedeni ise kitap hakkında alınan görüşlerin birinde, yabancının birinin çok güzel Türkiye portresi demesi oldu. Madem öyle, bu kitabı alıp kim okudu? Birbirine tavsiye edenler, başka başka baskılarının, hem de Türkçe baskılarının sebebi sadece yabancı okurlar mıydı? İşte burada yazara katılmıyorum. Ayrıca yazarın kitaplarında en uç insanları oluyor ki burada da görmek mümkün. Muhafazakar olanın mutlaka bir cemaati ya da radikal islamcı imajı, yobazlık mertebesinde, seküler gruplar ise nihilizmin eşiğinde hatta o eşiği geçmiş bile oluyor. Ortası yok mu bu ülkede? İşin garibi bende bu yapıda birileriyle hiç tanışmadım. Her ne kadar var olan bir sorundan bahsedilse de burada çizilen Türkiye resmi, gerçek Türkiye portresi değil. Bence! Bir diğer konu ise trende Amerikan gazeteci Peter Cape ne kadar hayret etmiş Türkiye’ ye öyle! Ne kadar çeşitlilik varmış böyle! Çok garip bir yermiş! Anlaşılan gazetecimiz kendi ülkesindeki Amişlerden, Mormonlardan, Gizliden devam eden Ku Klux Klanlar’ dan, Neonazilerden, Baptistlerden falan habersiz. Ya da haberlerde bugünlerdeki gibi bir George Floyd skandalı görmedi demek. Demek siyahi katliamlarından habersiz bir haberci. Toplumsal bir sorunu ele alması, hele bunu 19 sene öncesinde yapması takdiri hak ediyor. Ancak toplumsal analiz kısmına katılmıyorum. Hastalığın doğru teşhisi için bünyenin de çok iyi bilinmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir dozluk hastalığa on doz ilaç vermek gibi. Bir de Cemal’ in Emine birden bire nasıl çıkıverdi ortaya öyle. Ben mi bir yerleri kaçırdım acaba? Güzel bir konusu var. Tavsiye ederim, keyifli okumalar.
Mutluluk
8.3/10
· 23,3bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
10
228
%89 (352/392)
·
1/10 puan
Mutluluk bu kitabı yarım bırakmak benim için..
Söz konusu yazarın daha önce Serenad ve Kardeşimin Hikayesi adlı kitaplarını okudum. Daha önce almış bulunduğum ve kesin yargıda bulunmamak için buna da başladım ve yaklaşık 100 sayfa sonunda bu işkenceye son veriyorum. Çünkü aynı şeylerin tekrar etmeye başladığını, birilerini eleştireyim derken saygı sınırının aşıldığını, sürekli alttan alttan koca bir medeniyetin değerlerinin ayaklar altına alınmaya çalışıldığını iliklerime kadar hissettim. Genel olarak okuduklarımdan şunları çıkardım: İçki içmek iyidir, medeniyettir, gelişmişlik göstergesidir. Toplumun alt orta kesimleri namaz kılan, muhafazakar insanlardır. Sevişmek, evli insanların sevgililerinin olması, kıskançlığın olmaması gelişmişlik göstergesidir. Arabesk müzik ortadoğu kaypaklığının bir göstergesidir, caz, tango gibi müzikler iyidir. Toplumumuzun inançlı kısmı yozlaşmış, gelişmemiş, cahil ve yobazdır. İmla kurallarına önem veren, genel kültürünün gelişmişliğini! her konuda gösteren, üstelik bu memleketin bir evladı olan yazar, üç ihlas bir fatiha kavramını "üç kulhuvallah bir elham" şeklinde ifade etmiş. Bu ve bunun türevi birçok söylem var yani. Özgürlük ve sanat, hiçbir medeniyeti, hiçbir toplumu aşağılamak, ötekileştirmek değildir bence. Sanat kisvesi altında buram buram nefretin koktuğu, birilerinin hor görüldüğü, alttan alta düşmanlık tohumlarının ekildiği satırları okumak isteyenlere şiddetle tavsiye ediyorum bu kitabı ve türevlerini. Çünkü okumazsak göremeyiz, bilemeyiz, kimin ne olduğunu öğrenemeyiz. Keyifli okumalar.
Mutluluk
8.3/10
· 23,3bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
6
242
Şerife
Mutluluk'u inceledi.
392 syf.
·
23 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Mutluluk; eksiğiyle fazlasıyla ülkemizin dününe bugününe ayna tutan bir eser. Kitaplığımda aylardır bana göz kırpan ve elime düşen bilmem kaçıncı Livaneli kitabım. Kitabı bu mecrada incelerken puanının diğerlerine kıyasla daha düşük olduğunu fark ettim ve sebebini öğrenmek için birkaç inceleme okudum. Kitabı bitirince insanların neden sevmediğini daha iyi anladım. İyi ki o yargılara takılmayıp okumuşum dediğim dolu dolu bir eserdi. Eser Doğu ve Güneydoğu'da yaşanan töre adı altındaki zulümleri, ensest ilişkileri ve hayatının en ızdıraplı döneminde olan üç kişiyi konu alıyor. Bunlardan birincisi şeyh amcası tarafından tecavüze uğrayan ve hakkında ölüm kararı verilen Meryem. İkincisi Meryem'e cellat olarak seçilen amca oğlu Cemal. Üçüncüsü ise zengin ve gösterişli hayatın sahteliğinden bıkıp kendine gerçek bir yaşam arayan Profesör İrfan. Kitapta yazarımız Genel olarak ülkemizin kanayan yarası haline gelen doğunun töre ve namus kavramlarını, zengin ve kendini aydın kesim olarak nitelendiren kişilerin ise içi boş, dışı renkli, mutsuz hayatlarını ele almış. Ben kitapta insanları tahrik edecek olumsuz öğelerin bulunduğunu düşünmüyorum çünkü hepsi maalesef gerçek durumlardan ibaret. Abartmalar ya da yalanlar olduğunu düşünmüyorum. Aksine dinini yanlış yaşayan, şeyh ve hocalara bel bağlayarak cenneti garantileyeceğini düşünen kesime tokat gibi çarpacak gerçekler vardı. Kitaptaki Selahattin karakteri gerçek bir örnek müslüman olarak çıktı karşımıza. Cemal'e karşı bulunduğu telkinler, onu, kişi ya da topluluklara değil Kur'an'ı Kerim'e ve peygamber hadislerine yönlendirmesi olayı toparlıyor zaten. Bence bazı arkadaşlar gerçeklerle yüzleşmekten bunları okumaktan çekindikleri için kitabı yarım bırakmışlar. Toplumunun kanayan yaralarına parmak basan bu tür cesur kalemlere her zaman ihtiyacımız var. Herkes her kitaptan alması gerektiğini alır. Deve kuşları da gözlerini kapatır. Benim için güzel bir yolculuktu. Okumayı düşünen ve şuan bu yazımla karşılaşan birileri varsa şiddetle tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar dilerim. Zülfü Livaneli
Mutluluk
8.3/10
· 23,3bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
59
Sevilay Gökce
Mutluluk'u inceledi.
392 syf.
·
12 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Mutluluk Kitap İncelemesi, Spoiler İçerebilir.
Mutluluk isminden de belli olacak, kitaptaki ana karakterlerinin üçünün de aradığı şey. Farklı yollardan da olsa, hepsinin bir amacı var: Mutlu olmak. Birinin mutluluğu daha sakin bir hayat, birinin mutluluğu zor bir hayattan kurtuluş; diğerinin mutluluğuysa özgür olabilmek, eti kemiği yanarcasına yaşamak istemek. Meryem, Cemal ve İrfan karakterleri. Özlerinde birbirlerinden ne kadar farklılar aslında, kitabı okurken bazı noktalarda şaşırmadım değil. Bir kızın düşünceleri, istekleri, ihtirasları çok gerçekçi. On altı yaşında biriyim, sanırım Meryem'i gerçek hayatta tanısam çok severdim. Öyle iyi, düşünceli ve zeki bir kız ki! Cemal'i başlarda okurken aynı Meryem'in onu yıllar sonra görüşü gibi korkmuyor değildim. Nedense bana bir ürküntü veriyordu ama kötü birisi de değildi ki sonuçta. Onun da hayalleri, istekleri vardı. Habersizdi birçok şeyden, bazı şeylere gözü kapalı inanıyordu ama bu da onun yetiştirilme tarzıydı. Ya profesör? Felsefi düşünceleriyle zaman zaman beni biraz yorsa da maddiyatçı bir hayattan sıyrılıp kendini bulması beni çok mutlu etti. Dedim ya, özünde çok farklılar ama hepsi kendine karşı dürüst. Her birinin kendi düşüncelerini okuyoruz, ne istediğini görüyoruz. Şu çok ilginçti: Profesör'ün Endymion hikâyesi. Ne zaman öleceğini, neden öleceğini, nasıl yok olacağını biliyordu; kısacası kaderini görüyordu. Acaba bilsek nasıl olurdu; bence o günü bekleyememenin sabırsızlığıyla hiçbir şey yapamaz, yaşayamazdım doğru dürüst. Değinmek istediğim başka bir nokta var, Serenad romanında Nazilerin Yahudilere yaptığı zulümleri anlatıyordu yazar. Okudukça kafamın zangır zangır titrediğini hissediyordum. Aslında ülkemizde de varmış böyle, işkence boyutuna kitle boyunda ölümlere sebep olmasa da insanlar yaratılışından gelen bir soy kavramı yüzünden yargılanmış. Alevi, Kürt olsa ne fark eder? İnsan insandır; onun yüzüne baktığında onun ırkını görmezsin. Seher ve kardeşinin hikâyesi çok üzücüydü. Hem kızdım hem de üzüldüm. Uzun lafın kısası, kitap etkileyici. İnsan okuyunca bırakamıyor, hele Profesör'ün komik koy anısı. Bahsedilen pek çok şeyden ben bu incelemeyi kısa tutmak adına ele almıyorum. Ama Meryem'in, Cemal'in ve İrfan'ın gidişatlarını okumaktan hoşlandım. Mutluluk Zülfü Livaneli
Mutluluk
8.3/10
· 23,3bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
24