8,6/10  (318 Oy) · 
947 okunma  · 
267 beğeni  · 
4.308 gösterim
"Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir."
-Yaşar Kemal-

Son Ada'nın adsız anlatıcısı, adını kendisinin koyduğu bu yeri "son sığınak, son insani köşe" olarak niteliyor. Anlattığı, nerdeyse bir ütopya: "Herkes elinden geldiği kadarını, içinden geldiği kadarını yapıyordu." Ancak bu durum uzun sürmez: Ülkenin darbeci başkanının emekliliğini huzur içinde geçirmek için adaya yerleşmesi, bu cennet adada yaşayanların huzurunu kaçıracaktır.

Başkan, Son Ada'yı her tür "anarşi"den kurtarmaya kararlıdır. Adanın halinden hoşnut toplumunu "çoğunluğun oyları neyi işaret ediyorsa onu yaparak" oluşturduğu "kurul"lar eliyle yönetmeye, adanın ağaçlıklı yolunu "park ve bahçe geleneklerine göre düzenlenmiş" bir hale getirerek başlar. Görünüşte her şey demokratik geleneklere uygundur.

Ütopya tam bir distopyaya dönüşürken, başta martılar, bu gidişe başkaldıranlar da vardır...

"Livaneli'nin bu benzersiz yaratıcı romanında, insan yapısı otoriteyle karşı karşıya... Yazar bizi dünyamız üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyor. Mutlaka okunmalı."
-Prof. Lenore Martin, Harvard Üniversitesi-

"Romanı bitirdiğinizde, bir yurdu yok eden kişilerin, küçük bir adayı da kolaylıkla yok etmesinin doğal olduğunu anlıyorsunuz."
-Hasan Akarsu, Cumhuriyet-
(Tanıtım Bülteninden )
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2013
  • Sayfa Sayısı:
    196
  • ISBN:
    9786050916362
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:
Zühal Esen 
26 Tem 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Son Ada...Nasıl anlatılır bilmiyorum... Verdiği edebi zevkin yanında insanın bakış açısını genişleten, dününü, bugününü daha iyi anlamasını sağlayan ve ben bu toplumun hangi kesimindeyim diye kendinizi sorgulayarak okuyacağınız, herkesin kendinden bir parça bulabileceğine inandığım kesinlikle okunması gereken bir kitap...

Hüseyin DEMİR 
 22 Oca 14:54 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Son ada okumaya başladığım ilk andan itibaren beni içine çeken bir roman oldu. Kitabın konusu kısaca: Sadece kırk ailenin yerleştiği kimsenin bilmediği bir adada başlıyor. Bu adada insanlar huzur ve eşitlik içinde yaşıyor. Buradaki yaşam hayatın bütün streslerinden uzak, politik ve siyasi çekişmelerin dışında bir yerdir. Daha sonra darbeci albayın buraya gelerek bir takım uygulamalarından sonra “Cennet Ada” yitirilir. Aslında kitabı ilk elinize aldığınızda bir ütopya kitabı okuyacağınızı düşünüyorsunuz ama öyle değil. Kitap bir ütopya sayılamaz. Yazarın vermek istediği mesajı örtülü bir şekilde vermiş sadece. Kitapta sözü edilen ada aslında bizim kendi vatanımız Türkiye’dir. Eskiden herkes Türkiye’de huzur içinde yaşıyor ama sonra işler değişiyor. (Yazarın burada pek haklılık payı yok. Çünkü millet olarak bizler kendimizi bildik bileli sürekli bir açmazın içindeyiz) Son Ada tamamen yazarın özlem duyduğu eski huzurlu Türkiye’dir. Herkes bu adada eşittir. Kimse mülkiyet hakkına sahip değildir. Adanın ormanlarındaki çam fıstıkları herkes tarafından ortak çalışmayla toplanır ve gelir eşit şekilde dağıtılır. (Tabi burada iki sorun var. Birincisi bu düşünce komünist düşünce yapısının bir hayalidir. Fakat bu hayal geldiği her yerde yine kan ve gözyaşı getirmiştir. Hiçbir yere bir huzur ve eşitlik getirdiğine şahit olan kimse yoktur. İkincisi ise eşitlik ve adalet kavramlarının tartışılmasıdır. Bir yerde eşitlik mi sağlanmalıdır yoksa adalet mi? Benim şahsi kanaatim eşitlik olan yerde zaten adaletsizlik vardır. Fakat bu ayrı bir tartışma konusu olduğu için çok fazla bu konudan söz etmeyeceğim.) Daha sonra bu adaya emekli olan darbeci bir albay gelir. ( Kenan Evren’in kast edildiği çok açıktır.) Bu darbeci albay adaya geldiği gibi bir sürü değişlik yapmaya başlar. İlk yapacağı şeylerden biri de martıları düşman ilan etmesidir. Martılar düşman ilan edildikten hemen sonra martılara karşı bir katliam yaşanır ve martılar da saldırıya geçerler. Bunun üzerine halk kendine gösterilen düşmana karşı açıkça tavır alır ve barış içindeki adada artık savaş başlar. ( Burada yazar gerçekten eşine az rastlanacak bir şekilde alegorik bir anlatıma başvurmuştur. Daha önce bu şekilde başarı sağlayan iki öykü okumuştum: “Martı ve Küçük Karabalık.” ) Sonrasında martılar ile baş edilmeyeceği anlaşılınca martılara karşı adaya tilkiler getirilir. (1980 öncesi gibi ilk olarak bir düşünce taraftarları düşman seçilir. Ardından düşmana karşı ayrı bir düşman ortaya sürülür. Bu iki düşman birbirini yer.) Fakat ummadıkları bir şey olur ve tilkilerin martıları yemesiyle ortaya bu sefer yılanlar çıkmaya başlar. ( 1980 sonrasında aslında ülkede anarşi bitecekken kimsenin hesap bile etmeği şekilde, o andaki boşluktan yaralanarak en büyük terör örgütleri kuruldu.) Ada artık yaşanmaz bir hal almıştır. Yılanlardan, tilkilerden ve martılardan dolayı insanların için artık o ülke yaşanmaz hale gelmiştir. O ülkeyi de o hale getirenler hiçbir suçları yokmuş gibi ortada dolaşırlar. Adadaki halk ilk olarak kısık sesle bu olanlara karşı çıksa da sonradan herkes albaya uymuştur. Onun dediklerini yapmışlardır. Adada ismi geçen yazar ise adanın aydını olarak geçmektedir. Sürekli albaya muhalefet etmekte halkı uyarmaktadır. Kendini halka anlatamayan yazar, halkında bu tavrını bir türlü anlayamaz. İşin sonunda her cuntada olduğu gibi bu muhalifte önce kelepçelenir ve bir daha akıbeti hakkında kimse bir şey duymaz. ( Özellikle yazar üzerinden ülkedeki aydın kesimin hali anlatılmaya çalışılmış. Derin hayallerde bile “aydın kesim” kendini halka anlatamamış. Görüldüğü üzrede bunun sonucunda halk suçlanmış. Keşke yazar birazda bu aydın kesim “neden kendini hakla anlatamıyor” diye sorsaymış.) Neticede ada herkesin gözü önünde yok olur. Artık yaşanmaz. ( Ülke de böyle giderse yakında yanacak ve Türkiye artık yaşanmaz bir ülke olacaktır mesajı verilmiş.)
Tabi bu kitap 1980 dönemi Türkiye’si için yazılmıştır. O günden bugüne değişen çok şey oldu. Örneğin millet kendine darbe yapmaya çalışanlara karşı bir darbe indirdi. Adadaki halk gibi korkup köşeye çekilmedi. Yazarın ayrıca verdiği mesajlarda katılmıyorum. Bu ülke ve bu ülkenin insanı muhtemelen gelecekte de çok büyük acılar yaşayacaktır. Fakat bu ülkeyi yakmaya Allah’ın izni ile kimse muvaffak olamayacaktır.
Sonuç olarak kitaptaki siyasi düşünceler ve yazarımızın genel olarak siyasi düşünceleri tutarsız bulsam ve eleştirsem bile Edebiyat Dünyamız açısından ardında çok güzel bir eser bırakmıştır. Böyle başarılı, sade, anlaşılır ve akıcı bir romanla edebiyat dünyamıza katkıda bulunduğu için kendisine teşekkür ediyorum. Bu incelemeyi okuyan herkese de uyanık olarak kitabı okumasını tavsiye ediyorum.
Son olarak bu darbeci albay yaptığı her şeyi demokrasi ve medeniyet adına yapmıştır. Bu aklıma ABD’nin Irak halkına demokrasi getirmesini aklıma getirdi.
Sözlerimi Mehmet Akif’in dizleri ile bitiriyorum:
Medeniyet denilen maskara mahluku görün
Tükürün maskeli vicdanına asrın tükürün.

Zülfü Livaneli'nin kitaplarını hep merak etmişimdir ama bir türlü okumaya fırsat bulamadım. Aklımda başka kitapla okumaya başlamak vardı aslında ama okulumdaki kulüpte düzenlenen toplu kitap okuma etkinliğinde oy birliğiyle bu kitap seçildi ve böylelikle ilk Livaneli kitabım 'Son Ada' oldu.
Kitaba gelirsek; kolay anlaşılır, akıcı bir dili vardı. Yazar kitabın başından itibaren aralarda ufak ufak spoiler vermesine rağmen bu durum beni rahatsız etmedi. Aksine bu ufak spoilerlarla merakım arttı diyebilirim.
Kitabın adından da anlaşıldığı üzere olay adada yaşanıyor. Issız bir adayı alıp şehir hayatından kurtulmak isteyen bir adam, bu adayı satın alır ve buraya yerleşir. Daha sonra adada tek başına yaşamak istemediğinden başka insanları da adaya çağırır. 40 haneye ulaştıktan sonra birlikte huzur içinde bir hayat sürerler. Martılarla birlikte yaşayan adalılar hayatlarından oldukça memnundur ki 'o' gelene kadar. O yani başkan, emekli olduktan sonra sakin bir hayat ister ve böyle bir adanın varlığında haberdar olunca bu adaya taşınmaya karar verir.
Her şey başkan adaya gelmesiyle değişir ve acaba neler olur ?
Livaneli bu kitabında okuyucuya birçok mesaj veriyor. Kitabı beğendim ve okumanızı tavsiye ederim. Ağır kitaplardan sonra okunabilecek sade bir kitap diye düşünüyorum.
Şimdiden iyi okumalar :)

Salih Çermik 
12 Şub 20:42 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitabın ilk sayfalarını okurken bir ütopyaya dalacağımı düşündüm. Her şey çok güzel başlamıştı. Ancak kitap ütopyadan distopyaya dönüştü. Ve distopya olarak bitti (son sayfada yeni bir ütopyaya göz kırparak). Kitabın bazı kısımlarını okurken George Orwell'in Hayvan Çiftliği kitabını anımsadım. Masalımsı ve sıkmayan bir anlatıma sahip kitap. Kitaba hayran kaldım ve evdekilerden başladım kitabı önermeye. Gördüm ki, doğa kendisine yapılanları asla unutmaz! Kesinlikle tavsiye edilir.

Ismail Salma 
 22 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Zülfü livaneli, çok sevdiğim bir yazar. daha önce başka kitaplarını da okumuştum. ve bu kitabı da çerezlik olsa da çok şey anlatıyor. Alıp okuyun derin hiç bir şey kaybetmezsiniz.

Uğur 
07 Nis 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

" bunca servet ve isim sahibi ünlü bir ailenin oğlu olarak şu haline bak. adada ki ayak takımına karışmış durumda yaşayıp gidiyorsun.Çünkü seni zararlı eşitlik fikirlerine, uyuşukluğa, haklarını savunmamaya alıştırmışlar. Oysa insanlar eşit değillerdir. Güçlüler ve zayıflar vardır ve hayat bunlar arasındaki mücadeleden ibarettir. Sen güçlüler arasındaki yerini almalısın. turizmin bunca geliştiği, milyar dolarların kıyılara ve adalara aktığı bir dönemde, bu adanın değerini ölçebilir misin? Ha, ölçebilir misin? adalılar seni kandırmış,elindeki pırlantayı boncuk sanmana yol açmış. Sen servet sahibi bir insansın ve ona göre davranman gerekir. Eşitlik, dostluk, demokrasi... bunlar hep zayıfların uydurduğu saçmalıklardır. çünkü onların yaşayabilmek için bu gibi kavramlara ihtiyacı var. güçlünün ise tek isteği vardır: Daha fazla güç!"

birlik beraberlik saygı uyum içinde yaşanılan bir yer bu gibi anlayışlarla nasıl yok edildiğine şahit oluyorsunuz. ütopya bi ada ancak ülkemizde bunun gibi bir çok yer yok edilmiş ve edilmeye devam edilecek gibi... sırada ki Bozcaada olamaması dileğiyle...

Halil Yavuz KAYA 
06 Haz 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bir ütopya olsa da. Bu kitabı cümleleriyle değil, anlatılmak isteneni ile, varılmaya çalışılan mesajı ile yanı yüzeyi ile değil, dibine, derinliğine inerek okumalı. Livaneli son derece sade anlatımıyla nefis bir hikayeyi ortaya çıkarmış.
Kitabın bende bıraktığı ses, çok uzaklardan, ıssız bir adadan gelmedi doğrusu. Çok çok yakınlardan, kendi yurdumdan, yakın tarihlerin yansıması olarak ulaştı.
İçim titreyerek, geçmişte yaşanan deneyimlerimi anımsayarak bitirdim sayfaları.
Bir memleket nasıl kurtulur, nasıl batırılır.? Yönetsel, toplumsal doğrular nedir? duyarlılık nedir? Başkaldırmak neydi? Bir anarşi mi ?, bir yanlışa direnim mi? Doğrular, yanlışlar nelerdi. Bu iki kavram birbirine bu kadar iç içe geçer mi? toplumsal algı neydir? İşte çözümlenmesi gerekenler bunlardı.
Yanlışlar, yanlışlıklar topluluğu nasıl domino etkisi yaratır'ın çok güzel dile getirildiği bir kitap var elimiz de. Ödülü hak etmiş. Teşekkürler Livaneli.
Livaneli, kendi cümleleri ile işin özetini kitabın son satırlarında vermiş zaten.
Ne diyor:- " İşlediğimiz günahın kefaretini ödüyoruz.. Bir adam tarafından kandırılmaya izin vermiş, onun peşine körü körüne takılmış olmamızın kefaretini; başkaldıran insan tanımını unutma, bencillik, hoşgörüsüzlük, vurdumduymazlık, diktatöre boyun eğme, küçük hırslarımıza kapılma günahlarının kefaretini. Gündelik yaşamımızın içinde küçük boyun eğişlerimizden oluşan küçük günahların hikayesi bu...
"Okunmalı" diye dip kenar düşmeyi vazife bilirim. İyi okumalar dileğimdir...

Issız, huzurlu bir adada yaşayan insanlar, martılar ve bir diktatör... Dün çabuk unutuluyor , yarın düşünülmüyor!
Bu kitabı okuduktan sonra, huzurlu bir hayata sahip bir adanın ve o adanın insanlarının nasıl da birbirlerine düşmanlaşarak, yavaş yavaş yok olduğuna şahit olacaksınız! Kötülük yavaş yavaş, sinsice gelecek ve siz bu konuda hiçbir şey yapamayacaksınız!!!

Büyük usta, bu romanında , insanı ve otoriteyi karşı karşıya getirmiş.
Bence mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.

ARSLAN DENİZ YILDIZ 
 13 Şub 02:48 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Okumayan var ise eğer ve yaşadığımız toplumun yanlışlarını görüp de içten içe üzülenler için yazılmış bir kitap olarak düşünüyorum. Gerçekten insanların sürü psikolojisinin çok güzel bir şekilde ifade edebilmiş. Her cümlenin diğerini kovaladığı sürükleyici bir o kadar hüzün bir o kadar duygusal aşkla okuyabilceğiniz nadir eserlerden bir tanesi ...

AYŞE ŞİMŞEK 
13 May 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Zülfü Livaneli hep yazsın, hep yazsın. Onun düşüncelerine, gözlemlerine her zaman ihtiyacımız var. Bakmadığımız, bazen görmezden geldiğimiz gerçekleri bu kadar yalın dille anlatan yazar nadirdir. Son Ada'da gerçekliği yüzümüze çok güzel vuruyor. Okuyun, okutun.

Kitaptan 92 Alıntı

kitapları seven 
 20 May 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Siyasetle ilgin olmadığını biliyorum ama yaşadığın dünyaya gözlerini bu kadar kapatmaya hakkın yok."

Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 35)Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 35)
Halil Yavuz KAYA 
05 Haz 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Bir yerde kötülük varsa, oradaki herkes biraz suçludur.

Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 111)Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 111)
kitapları seven 
19 May 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Huzurluyduk, kimse kimsenin işine karışmıyordu. Onca yaralanmadan, hayal kırıklığından ve derin acıdan sonra adada edindiğimiz yeni dostlar o kadar yürekten seviyordum ki, buraya '' son ada'' adını takmıştım,
Evet evet; son ada, son sığınak, son insanı köşeydi burası.
Tek istediğimiz bu dinginliğin bozulmamasıydı.

Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 16)Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 16)
kitapları seven 
20 May 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Güçlünün tek bir isteği vardır: daha fazla güç! "

Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 72)Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 72)
kitapları seven 
20 May 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

" hanımefendi, siz pelikanlarin yavrularını nasıl beslediğini biliyor musunuz? "
"Hayır"
"Anne Pelikan, yavrularinin açlık çektiğini görürse, kendi etinden parça kopararak onları besler. "

Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 102)Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 102)
kitapları seven 
20 May 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Ah unutulmuşluk, terk edilmişlik... ah yalnızlık!

Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 23)Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 23)
kitapları seven 
19 May 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Televizyon yayınlarını alamadığımız için; çılgın dünyamızda ne olup bittiğine dair haberleri, ancak haftada bir uğrayan vapurun getirdiği gazetelerden öğreniyorduk.

Son Ada, Zülfü LivaneliSon Ada, Zülfü Livaneli
Salih Çermik 
11 Şub 21:38 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Kendi sesin! İşte en önemli şey bu. Senin sesin! Dünyada hiçbir tarza, hiçbir modaya oturulamayacak kadar senin olan bir üslup. Elin gibi, gözün, bakışın, gülüşün gibi senden bir parça.

Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 34 - Doğan Kitap - 39. Baskı)Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 34 - Doğan Kitap - 39. Baskı)
kitapları seven 
20 May 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

''Oyun daha yeni başlıyor benim saf arkadaşım! ''

Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 42)Son Ada, Zülfü Livaneli (Sayfa 42)
10 /

Kitapla ilgili 1 Haber

Zülfü Livaneli: Kafamdaki hikayeleri bitiremedim
Zülfü Livaneli: Kafamdaki hikayeleri bitiremedim Bursa Nilüfer İlçesi Belediyesi Kütüphane Müdürlüğü ‘Edebi Kazılar’ söyleşisine Zülfü Livaneli katıldı. Livaneli 'İçimdeki ezgiyi paylaştım ama kafamdaki hikayeleri bitiremedim' dedi.