·
Okunma
·
Beğeni
·
105bin
Gösterim
Adı:
Son Ada
Baskı tarihi:
Eylül 2013
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050916362
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Son Ada
Son Ada
Son Ada
Son Ada
Son Ada
Son Ada
"Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir."
-Yaşar Kemal-

Son Ada'nın adsız anlatıcısı, adını kendisinin koyduğu bu yeri "son sığınak, son insani köşe" olarak niteliyor. Anlattığı, nerdeyse bir ütopya: "Herkes elinden geldiği kadarını, içinden geldiği kadarını yapıyordu." Ancak bu durum uzun sürmez: Ülkenin darbeci başkanının emekliliğini huzur içinde geçirmek için adaya yerleşmesi, bu cennet adada yaşayanların huzurunu kaçıracaktır.

Başkan, Son Ada'yı her tür "anarşi"den kurtarmaya kararlıdır. Adanın halinden hoşnut toplumunu "çoğunluğun oyları neyi işaret ediyorsa onu yaparak" oluşturduğu "kurul"lar eliyle yönetmeye, adanın ağaçlıklı yolunu "park ve bahçe geleneklerine göre düzenlenmiş" bir hale getirerek başlar. Görünüşte her şey demokratik geleneklere uygundur.

Ütopya tam bir distopyaya dönüşürken, başta martılar, bu gidişe başkaldıranlar da vardır...

"Livaneli'nin bu benzersiz yaratıcı romanında, insan yapısı otoriteyle karşı karşıya... Yazar bizi dünyamız üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyor. Mutlaka okunmalı."
-Prof. Lenore Martin, Harvard Üniversitesi-

"Romanı bitirdiğinizde, bir yurdu yok eden kişilerin, küçük bir adayı da kolaylıkla yok etmesinin doğal olduğunu anlıyorsunuz."
-Hasan Akarsu, Cumhuriyet-
(Tanıtım Bülteninden )
196 syf.
·1 günde·3/10 puan
YouTube kitap kanalımda Son Ada kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim:
https://youtu.be/dR12B0gIkhg

Livaneli'ye hak ettiği değerden fazla değer verip onu putlaştırıyor musunuz?

Livaneli'nin kitaplarından bazılarını hiç sevmemenize rağmen sırf başka okurlardan tepki almamak için diyeceklerinizi içinize mi atıyorsunuz?

O zaman gel vatandaş gel, burada korku ya da kimin bana ne diyeceğinin umursanması yok, sadece Livaneli kitabı incelemesi var. Senin de Livaneli hakkında olumsuz düşüncelerin varsa bütün düşüncelerini yorumlara yaz. Kimseden çekinme. Kimsenin senin nasıl düşüneceğini ve nasıl konuşacağını yönlendirmesine izin verme. Survivor'da sanki dokunulmazlık oyunu kazanmış gibi Türk Edebiyatı'nın dokunulmaz dehası olarak nitelenen, dokunduğun zaman da ateşli Livaneli fanlarının mesnetsiz bir şekilde "akıcı ve sürükleyici" olduğunu söylemelerinden başka bir şeyiyle savunulamayan şu bizim Livaneli'den bahsediyorum.

Öncelikle bilenler bilir, bu sitede incelemelerimle konuşurum, boş gevezeliklerle zaman kaybetmem. Eğer yazdığım eleştirilere tartışmacı bir üslupla değil, eleştirilerini mesnetlendirerek mantıklı ve edebi antitezler yazabiliyorsan kapımız her zaman açık. Mesela hala kendisinin Huzursuzluk kitabı hakkında yaptığım incelememdeki eleştirilere 1 (yazıyla bir) adet bile antitez gelemedi: #52088163 Demek ki ortada hastalıklı bir putlaştırma, yazar fetişleştirme ve birilerinin dokunulmaz olarak görülüyor olma sorunu var ve bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Sadece 5-10 dakikanızı ayırmanız yeterli. Bakın ben nasıl dokunuyorum ve duymaktan hoşlanmayacağınız şeyler söylüyorum şimdi...

Yazarın da kabul ettiği üzere distopya türüne ait Son Ada hakkındaki eleştirilerimi duymadan önce bir kullanıcı adıma bak istersen... Bu siteye kaydolduğumdan beri o kısım hiç değişmedi çünkü: "distopikokur" Yani distopyalara ayrı bir sempati besliyorum ve distopyanın kökenlerinden, distopya hakkında yazılmış kurgudışı metinlere, sosyologların görüşlerine kadar geniş bir skalada araştırmalar yapmayı seviyorum. Hal böyle olunca Son Ada kitabı distopya türünün teorik yeterliliklerini karşılamaktan epey uzak bir kitap.

Mutlu ve şehir toplumundan uzak, arınmış, izole olmuş bir ada hayatı vardır, oraya gaddar karakterli bir başkan gelir, doğayı kendi rantı için katleder ve olaylar gelişir. Kitabın konusu bundan fazlası değil. Livaneli'nin bu kitabını okurken King Kong filminde adada yaşayan gorilin bu adaya gelip de ortalığı acilen dağıtmasını ve Livaneli'nin bu kitabı yazmasını bir şekilde engellemesi gerektiğini düşündüm.

Distopya konusuna geri dönelim. Sosyolog Foucault'nun görüşlerine göre bir distopyanın distopya olarak sayılabilmesi için gerekli birkaç koşul vardır. Foucault'nun görüşüne göre pastoral iktidar öncülü sağlanmadan bir distopyanın varlığından da söz edemeyiz. Peki nedir bu pastoral iktidar? Basitçe anlatacak olursam, çoban-sürü ilişkisi. Yani 1984, Cesur Yeni Dünya, Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca, Biz, Fahrenheit 451 kitaplarında olduğu gibi. Bu iktidar biçiminin distopya sayılmasının nedenlerinden ilki, "Çoban, bir toprak parçası üzerinde değil, daha ziyade, bir sürü üzerinde iktidar kullanır" olmasından dolayı. Livaneli, Son Ada kitabını yazarken sanırım ki distopya türünün teorik ve kurgudışı altyapısını araştırmayı unutmuş olacak ki, eski yazdığı ve sonradan yazacağı kitaplar gibi bir kitap yazıp geçmeyi istemiş, ama ben geçmiyorum, geçmeyeceğim.

Ne demiştik, "Çoban, bir toprak parçası üzerinde değil, daha ziyade, bir sürü üzerinde iktidar kullanır". Peki, Son Ada kitabında ise ne oluyor? Adaya gelen çoban olan Başkan (bu adamın kurgusundaki mantık hatalarına sonra geçeceğim, o da ayrı bir konu), adanın toprak parçası üzerinde hakimiyet kurup kendi iktidarını insan sürüsüyle distopyalaştırmaktansa, doğaya ve toprağa hakim olarak gerçekleştirmek istiyor. Yani ortada Başkan'ın iktidarını ve çoban rolünü güçlendiren, sürü psikolojisi oluşturan bir distopya bu ilk maddeye göre yok.

İkinci maddede "Çoban, sürüsünü bir araya toplar, onlara yol gösterir ve önderlik eder" der Foucault. Romanda ada halkından bir sürü olarak bahsedemeyeceğimiz için sadece birkaç bireyin Başkan tarafına katılması mevcut. Sanki adam dünyaya hükmeden faşist bir lider olmuş da Başkan'ın zalimliği bu kadar ön plana koyuluyor, hiç alakası yok. Başkan karakteri bugüne kadar distopik ve kurgu bir romanda gördüğüm en başarısız karakter tasarımı zaten, dediğim gibi ona birazdan geçeceğiz.

Üçüncü maddemiz "Çobanın rolü kendi sürüsünün selametini sağlamaktır". Son Ada'da ise bu maddeyi sağlayan hiçbir şey yok. Dedim ya, Livaneli'nin bir distopyayı distopya yapan şeyler hakkında ufacık bir bilgisi bile yok. Ada halkında sürü diyemeyeceğimiz birey bilincinde pek çok insan var ve Başkan'ın da bunları ikna etmek, kendi distopik düzenini daha fazla distopyalaştırmak için ortaya koyduğu ekstra bir çaba da yok. Dolayısıyla çobanın rolü, Son Ada kitabında adadaki sürünün selametini sağlamaktansa, daha çok kendi kendine takılıp eski atari oyunlarındaki gibi silahla kuş vurmak kadar basit. Tam tersine sürünün selameti değil, nefreti kazanılıyor. Bu ise distopya teorisine ters bir durum.

Dördüncü maddemizde "Çobanın attığı her adım sürüsünün iyiliği göz önünde tutularak ayarlanmıştır. Bu onun sürekli kaygısıdır", der Foucault. Bu kitapta ise ne sürüsünün iyiliğini gözeten ve kaygı duyan bir Başkan var ne de iyi hisseden bir sürü var. Şimdi Başkan karakterine geçiyorum.

Başkan karakteri o kadar pısırık ve bir distopyada korkulabilecek bir lider olmaktan uzak ki, tek başarısı doğayı katletmek. Bu aciz Başkan, bir distopya kurmacasında olması gereken bir yönetici gibi değil. Daha çok adaya yazlığına gelip de avcılık yaptıktan sonra birkaç ada sakinine zabıta çağırtacak kadar etkisi olabilecek biri. Anca o kadar yani. Ayrıca Başkan'ın taşıdığı merkezi karakter-yardımcı karakter çelişkileri de bu işin ayrı bir boyutu ama Livaneli zaten bunu Huzursuzluk kitabındaki Hüseyin karakterinde de becerememişti.

Biraz da ada mekanına bakalım. Ada nedir? Ada dört bir yanı sularla çevrili kara parçasıdır. Evet, ilkokul eğitimimizden hatırlıyoruz bu kısmını. Bir adanın özelliği ise izole, yalıtılmış ve diğer her şeyden uzak, hatta ütopik olarak yansıtılabilecek bir mekan olmasıdır. Fakat ne hikmetse, adaya hiçbir şekilde neden gösterilmeden gelen bir Başkan var. Bu ada ise anarşizm ile yönetilen bir ada, peki anarşizm ne?

Anarşizm, her türlü şefkat belirtisinin, akrabalığın, dostluğun, sevginin ve minnettarlığın devrimci davaya duyulan soğuk tutkuyla tamamen söndürülmesidir Bakunin'e göre. Yani evet, devlete net olarak karşı koymaktır ama yukarıdaki duyguların başka bir ilgi alanına yönetilmemesi de dahil olacak şekilde bir başkaldırıdır. Fakat Livaneli'nin bu kitaptaki ada halkını ve ada halkı için belirlediği anarşik düşüncelerini yazarken Bakunin, Kropotkin ya da Neçayev gibi devrimci anarşistleri hiç okumadığından o kadar eminim ki, ada halkını devlet haricinde her şeyi seven sayan, dostluğun, akrabalığın önde olduğu ve ada mekanını anarşizm varken bu düşünce biçimine ters bir şekilde aşırı ponçikmiş gibi gösterme çelişkisinde olduğu kısımları da görmezden gelemezdim.

Eğer anarşi ve bir iktidara bağlı olmak istemeyen bir kurgu tasarlıyorsan Livaneli, sana bir önerim var. Yukarıda saydığım adamlara ek olarak bir de Pierre-Joseph Proudhon'u oku. Çünkü Andrew Heywood'un Siyasi İdeolojiler kitabına göre anarşizmin karşı çıktığı şeyler arasında yer alan yönetilmek, izlenmek, teftiş, gözetlenmek, yönlendirilmek, kurala tabi kılınmak, sıraya sokulmak, kapatılmak, beynine girilmek, vaaz verilmek, kontrol edilmek, tartılmak, değerlendirilmek, sansürlenmek, komut verilmek gibi şeylerden adadaki iktidar sahibi sünepe Başkan'ın sahip olduğu yönetilmek ve kurala tabi kılınmak var sadece. Yani gözünü seveyim Proudhon'u da oku Livaneli, yazdığın şeylerin teorik ve kurgudışı altyapılarını öğrenerek yaz şu kitaplarını artık.

Açıkçası bir doğa katliamı, hayvan ölümleri vb. şeyler okumak ya da izlemek istesem kendi adıma başka şeylere başvururum, edebiyatı edebi bir zevk alma ön planında okuruz çünkü. Eğer bu ekolojik düzenin bozulması kurmacaya hiçbir şekilde dil, içerik, biçim, üslup gibi ekstra kazançlarla gelmiyorsa Son Ada kitabı da bana kattığı hiçbir şey olmadan hayatımdan çıkıp gider, aynı şu an olduğu gibi. Sırf bu yüzden bile Livaneli dil, biçim ve üslup kaygısını hiçbir zaman gütmemiş kötü bir yazardır.

Ayrıca hiç duydunuz mu bilmiyorum fakat Livaneli 2008 yılında yayımlanmış bu kitabın sonunu tekrardan yazıp "Yenilenen finaliyle Son Ada" şeklinde tekrar yayımlatıyor. Kendisi resmen okuruyla dalga geçiyor. Ben de mesela şimdi bir kitap yazıp binlerce kişi tarafından okunmasını sağlayıp 10 yıl sonra "yenilenen final" saçmalığıyla tekrar yayımlatsam, kendime bu konuda hiçbir eleştiri getirilmeyeceğini nasıl düşünürdüm?

Kitabın olumlu yönleri, önemli bir konuda ekolojik bir felaket özelliğini taşıyor olması. Adaya gelen liderin ada halkını anarşiden kurtarmak isterken yaptıklarıyla ekolojik düzeni yok etmesinde kullanılan şiddetin apaçıklığı. Film yönetmeni Roman Polanski de şiddetin açık şekilde gösterilmesi gerektiğini savunur ve şiddeti açık göstermemek ahlaksızlıktır ve zararlıdır der, o yüzden Livaneli bu yönden başarılı bence. Bir de kitapta 100 sayfa martı anlatılmış. Bu üç konudan dolayı kitaba 3 puan verdim ama bu kadar martı okuyup görmek isteseydim zaten evimin önünde her gün martılar uçuyor, onlara bakardım daha iyi.

Livaneli'nin bu kitap da dahil olacak şekilde farklı dönemlerinden 4 kitabını okudum arkadaşlar ve edebiyat kariyerinde zerre kadar bile gelişme yok, bütün kitaplarında kullanılan dil, biçim, içerik, üslup hepsi aynı. Bu yüzden biçim, dil ve üslup konularına hiç girmedim, gereksiz ve boş bir uğraş olurdu. Bir de üstüne adam bu haliyle Umberto Eco'ya klişe demeye cüret edebilmiş biri, düşünün artık. Zaten Türk Edebiyatı'na görünür herhangi bir katkısı da yok adamın. Etrafına topladığı ve paralarına göz koyduğu okurların onun her yazdığına güzel demesi, hiçbir eleştiri getirmemesi ve boş bir göğe çıkarma durumu var ama. Yani yazardansa eleştirmeyi denemeyen, gelecek tepkilerden çekiniyor diye pısırık kalan okuru da suçlarım, suçlamamız da gerekir bence.

Bir yazarın bunu başarabiliyor olması bence inanılmaz bir şey, yani sen o kadar kitap yaz, o kadar müzikle iç içe ol ve hala edebiyatında hiçbir gelişim göstereme, pes vallahi. Hatta yukarıda dediğim gibi kitabın yorum sayfasına girdiğinizde hakkında neredeyse hiçbir eleştiri bulamadığınız Huzursuzluk kitabı, yazarın olgunluk çağında yazılmasına ve en olgunlaşmış Livaneli kitabı olması gerekmesine rağmen Livaneli'nin en başarısız kitabı diyebilirim. Dediğim gibi o kitap hakkında yazdığım eleştiriyi de okumanızı tavsiye ederim mutlaka: #52088163

Zülfü Livaneli'nin özel bir yeteneği olduğunu düşünüyorum artık arkadaşlar. Her kitabını okuduktan sonra adam kendi başaramama çıtasını biraz daha yukarı taşıyor... Okuyacağım bir sonraki kitabını "Bakalım bu sefer neyi başaramamış acaba?" cümlesiyle birlikte kendi edebiyatından her seferinde daha fazla soğuyarak okuyorum.

Hani kitapların sonlarında ve arka kapaklarında gazetelerden, ünlü simalardan yazılar olur ya, işte bu kitap için o tür şeyler yazmak isteseydim tam olarak aşağıda gibi cümleler yazardım:

"Sanatını o kadar iyi gizlemiş ki atom mikroskobuyla bile görmek olanaksız."
The Mirror

"İnsanı hayretler içinde bırakıyor!
"Kitap ayracınızı birinci sayfadan almanız tek kelimeyle imkansız."
New York Herald Tribune

"Bu kitabı mutlaka alın!"
Kredi Yetkilisi, Ziraat Bankası

Eğer ölmeden önce okunması gereken değil, bence okumadan önce ölünmesi gereken bu kitap hakkında yazdığım eleştirilere bir antiteziniz varsa yorumlar kısmı her zaman size açık ama şu aşağıdaki kitap eleştirisi kriterlerine uymanız, bilgi ile salt duygusal edebiyat holiganlığı ayrımını yapabiliyor olmanız koşuluyla:

"Kitap eleştirisi için kriterler:
• Yaptığınız eleştirel değerlendirmelerin haklı nedenlerini ortaya koyarak bilgi ile salt görüş arasındaki farkı bildiğinizi gösterin.
• Yazarın nerede bilgisiz olduğunu ortaya koyun.
• Yazarın nerede yanlış bilgi sahibi olduğunu ortaya koyun.
• Yazarın nerede mantık hatası yaptığını ortaya koyun.
• Yazarın analizi ve açıklamasının nerede eksik kaldığını ortaya koyun." (s. 170) Mortimer Adler, Kitapları Nasıl Okumalı?
196 syf.
·47 günde·8/10 puan
Zülfü Livaneli bin okuduğum beşinci kitabı. Bence her evde her kitaplıkta bir Livaneli serisi olmalı. Sosyal temalara bu kadar güzel değinen yazarlarımız azdır. Son ada üstadın ustalık döneminin giriş eseridir. Kendisi bu kitabını en siyasi kitabım diye tanımlamıştır. Adaya gelen baskıcı biri var ve ada sakinlerinin sesini cikarmamasiyla zamanla daha çok baskı görüyor olmaları kitabın genel konusu. Bir Huzursuzluk yada Serenad etmese de Son Ada da güzel akıcı bir eser.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
196 syf.
·5 günde·9/10 puan
Yaşar Kemal'e göre Zülfü Livaneli'nin büyük bir romancı olarak kendisini kabul ettirdiği romanıdır. Gerçekten de okurken bir dünya klasiği okuyormuş gibi hissettim. Yaşar Kemal'in de referansı ile son derece beğendiğim bir kitap oldu kendileri.

Son Ada, konu olarak bir ütopyanın distopyaya dönüşme hikayesini anlatıyor. Yazarın kitaptaki tabiri ile Son Ada, son sığınak, son insani köşedir ve sakinlerinin tek istediği bu dinginliğin bozulmamasıdır. Fakat bir gün adalarına "başkan" isminde eski bir albayın gelmesiyle işler hiç de istedikleri gibi gitmemeye başlar. Bu "başkan" önce adanın huzurunu ve sessizliğini bozar ve daha sonra yönetimi ele geçirerek ada sakinlerine diktatör bir şekilde hükmetmeye başlar. Konuya ilişkin bu kadar bilgi vermek yeterli diye düşünüyorum.

Bu kısımdan sonraki anlatacaklarım ise bir kısım "spoiler" özelliği gösterebilir. Bu sebeple dikkatli okunmalıdır.

Zülfü Livaneli kitap boyunca ada sakinlerinin başkana karşı direnç gösterememesini eleştiriyor. Ada sakinleri birçok yerde haksız olduklarını bildikleri başkana karşı gelip baş kaldıramıyorlar. Protesto dahi etmiyorlar. Yavaş yavaş da başkanın diktatörlüğü perçinlenmiş oluyor, halkın bu kabullenişi karşısında. Kitabın 52. sayfasında yer alan şu alıntı aslında bu bahsettiğim konuyu özetliyor:

"Şimdi geriye dönüp baktığım zaman, bu tavrımızın aşırı bir tembellikten, uyuşmuşluktan kaynaklandığını açıkça görebiliyorum. Hiçbir şeyi protesto etmiyorduk, karşı çıkmıyorduk. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!" diyor ama yılanın bize de dokunacağını hesap edemiyorduk."

Bir haksızlığa karşı çıkmak veya zulme karşı gelmek için illa yılanın bize dokunması gerekmiyor. Montesquieu'nun dediği gibi " Bir tek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yönelmiş bir tehdittir."

Kitapta bazı karakterler veya imgeler dikkatimi çekti. Onlardan ikisine değinmeden geçmek istemiyorum. Bu karakterlerden ilki ada sakinlerinden olan "yazar" lakaplı kişi. Yazar ilk günden beri başkana karşı gelebilen ve başkanın adayı felakete sürükleyeceğini görebilen entelektüel bir kişiliktir. Her zaman doğruları söylese de "yazar" bir süreden sonra halk bu karaktere bir "vatan haini" edasıyla yaklaşıyor. Ancak her şeye rağmen "yazar" doğru bildiklerini söylemekten vazgeçmiyor.

İkinci dikkatimi çeken simge ise, martılar oldu. Martılar adanın en eski sahipleridir ve başkan martıları adadan göndermeyi geldiği ilk günden aklına koyuyor. Modern hayatta martılar ile aynı adada insanların yaşamasını bir utançmış gibi anlatıyor ve halkı ikna ediyor. Bu kısımları okurken İstanbul'da eskiden ne kadar çok martı olduğunu hatırladım. Yaklaşık 15 sene öncesinde İstanbul'da çokça martı görüyorduk; fakat şimdilerde sayıları bir hayli azaldı. Çünkü maalesef "modernleştik."

Martılarla ilgili ikinci değinmek istediğim konu ise, adadan sürgün edildikten sonra insanların başına taş yağdırmaları oldu. Bu kısımda dini bir hikaye olan "ebabil kuşu hikayesi" geldi aklıma. Livaneli romanın bu kısmında ebabil kuşu hikayesine bir atıfta bulunarak insanlığa ders verme amacı gütmüş veya aba altından sopa göstermek istemiş olabilir...

Yine kitapta mevcut siyasi iktidara ilişkin sıkça eleştiriler ve inceden inceye laf sokmalar mevcuttu. Fakat hiçbiri rahatsız edici bir nitelikte değildi. Zaten Livaneli de bu kitap için en siyasi kitabım demekten çekinmiyor... Netice itibarıyla kurgusunu ve mesajlarını çok beğendim. Hem güncel hem de evrensel nitelikte bir kitap. Herkese tavsiye ederim.
196 syf.
·1 günde
Bazı kitaplar vardır, dünya genelinde kendine özgü bir yer edinmiştir insanlık tarihi boyunca. İnsan denen türün tarih boyunca yaşadığı, değişmeyen yok edici, zalim yönünü, kısır döngüyü veya cahilliğini (aptallığını, ders almayışını,.....) ortaya koyan kitaplar. Kimi zaman diğer canlılar, hayvanlar üzerinden anlatan (Aristophanes, Kuşlar - Orwell, Hayvan Çiftliği), kimi zaman distopik (Orwell,1984 - Huxley, Cesur Yeni Dünya) gibi kitaplar. Farklı yazarlar tarafından, farklı ülkelerde, farklı zamanlarda yaşanmış vahşet , zorbalık ve kötülükleri anlatan kitapları az çok hepimiz okumuşuzdur. Livaneli'nin Son Ada kitabı da benim için bu kategoride yer alacak bir kitaptır. Kitapta her ne kadar zaman, ülke ve olaylar net belirtilmemişse bile 80'ler, Türkiye, askeri cunta, demokrasi adı altında seçilmiş darbeci general net anlaşılmaktadır. Araçlar, yöntemler, söylemler değişse bile güzel yurdumda sonuç neden değişmiyor? Şu an, günümüzde yaşadığımız şeyler bu kitapların yüzlerce, binlerce yıldır anlattığı, uyardığı şeylerden ders almadığımızı ortaya koyuyor. Tek bir solukta okunacak, ülkemizin gerçekleriyle yüzleştirecek bir kitap. Asla unutmayın, korku ve güç her ne kadar toplumları yönetiyorsa bile asla varlıklarını sonsuza kadar sürdüremezler. Her zaman zorbalığa ve haksızlığa karşı mücadele etmiş, eden insanlar da var, olacaklar. CESARET BULAŞICIDIR...
183 syf.
·24 günde·Puan vermedi
Yazar, "Demokrasi Nedir?" diye sorulduğunda; "Çoğunluk Diktatörlüğü" diye nitelendirdiği durumu hikayesine aktararak anlatmış.Hikayenin konusu bir ütopyanın nasıl distopyaya dönüştüğü hatta huzurumuzu kendi ellerimiz ile nasıl katlettiğimiz.Ayrıca var olan gerçeklik karşısında kulaklarımızı nasıl tıkadığımızı anlattığı eseri yazarın her zamanki akıcı üslûbu ile tek seferde okunacak kitaplarından.
183 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10 puan
Yaşar Kemal'in, " Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir" dediği kitap.

Kitabı okuyunca Livaneli'nin kaleminden çıktığını anlıyorsunuz hemen ama bir fark var; bu roman diğer kitaplarından farklı olarak konusu bir ütopya olarak yazılmış. Ancak konusunun ütopya olarak başlayıp bir distopyaya dönüştüğünü görüyoruz.

Son Ada, işlediği demokrasi ve iktidar gibi kavramların hikayenin özünü oluşturması sebebiyle politik bir kitap olduğunu da söyleyebiliriz.
196 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Sayın Livaneli'nin bu kitabını okuduğunuzda sadece bir roman okumayacaksınız.

Kendinizi ada halkından biri olarak bulacak, tükenmişliğin çaresizliğini yaşayacaksınız. Çünkü yapılan zulümlere ve haksızlıklara gerekli yerde ve zamanda ses çıkarmadınız. Demokratik (!) yollarla elinizden alınanlara seyirci kaldınız. Yıllarca komşuluk,dostluk yaptığınız insanların bir gecede etiketlenip dışlanmasına tepki göstermediniz...

Şimdi bu günahların, "Bir adam" tarafından kandırılmaya izin verilmesinin, onun peşine körü körüne takılmış olmanın, bencilliğin, vurdumduymazlığın, yapılan zulümlere sessiz kalmanın, küçük hırslara kapılmanın keffaretini ödeme zamanı...


(Öyleyse) İyi okumalar
183 syf.
·3 günde·10/10 puan
Son Ada, yorumunu yazarken en çok zorlandığım kitap oldu. Okurken de okuduktan sonra da aklımda bir sürü düşünce vardı. Yorumunu yazmaya kalkıştığımda da sürekli silmek zorunda kaldım. Bunun sebebi düşüncelerimin karmaşıklığı ya da kitabı anlatacak cümleleri kuramayışım olabilir.
Kitap anlatıcısının ‘son sığınak, son insani köşe’ olarak tanımladığı ıssız bir adayı anlatıyor. Bu ada kırk evin sakinlerinin, bakkalın ve oğlunun, martıların sığınağı. Kitapta önemli yeri olan martılar, insanlarla bu dingin doğayı paylaşıyor ancak bu durum 24 numaradaki yaşlı avukatın ölmesi ve 24 numaraya ülkenin emekli olan başkanının yerleşmesiyle değişiyor. Asırlardır yaşadıkları adayı insanlarla paylaşmayı kabullenen martılar artık adada istenmez oluyor.
Kitap herhangi bir ülke, isim veya zaman belirtmeden yazıldığı dönemden öncesini, yazıldığı dönemi hatta yazıldığı dönemden sonrasını eleştiriyor. Yazıldığı dönemden sonrasını diyorum çünkü kitap Gezi Parkı olaylarından önce yazılmasına rağmen bu olaylarla örtüşüyor. Kitabın anlatıcısı ne kadar yavan bir dille yazdığını söylese de her yerin altını çizmek istedim. Kitabı okurken bazen farkında olmadan kitabı bıraktım ve son okuduğum cümleyi düşünmeye başladım. İnce bir kitap olmasına rağmen etkileri çok fazla ve tekrar tekrar okuma isteği bırakıyor.
196 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10 puan
bir hesaplaşma romanı. bu ülkenin yakın tarihinde yaşanılmış acı ve yıkımlar üzerine tekrar düşünmeye davet ediyor okuru. zülfü livanelinin diğer romanları gibi tezli roman niteliği taşımakta hatta tüm sembolikliğine rağmen verilmek istenen mesaj fazlasıyla belirgin. şiddetin daha büyük ve korkunç bir şiddetle bastırılamayacağı, doğaya çıkarlar uğruna yapılan her müdahalenin daha korkunç sonuçları beraberinde getireceğiyle ilgili güzel bir hikaye.

kahramanlar aracılığıyla yapılan göndermeler dikkate değer. söz gelimi anlatıcının içinden geçenleri, duyduğu korkuyla baskılayıp dışa vuramaması tepkisiz halk kitleleri-iktidar ilişkileri ekseninde önemli. bakkalın oğlunun engelli olması, bedenini eksik görüp küçümsediklerimizin hepimizden yürekli ve insancıl olduğunu anlatıyor. uzman ise toplumun "uzman" unvanıyla önüne konanları sıkıntılı zamanlarda nasıl sorgusuz sualsiz benimseyip adeta tanrılaştırdığını ifade ediyor. başkan, demokrasinin kafi gelmediği yerde korkutma ve tehdit öğelerini kullanan baskıcı yönetimleri sembolize ediyor.

roman sembolik olma iddiasında ama yapılan göndermeler hayli belirgin. bildirilerin kesin bir dille yazılı olarak dağıtılması da bunlardan biri.

romanda kitle psikolojisi üzerine güzel detaylar bulabilirsiniz. romanı bir ütopya tadında okumak da mümkün. örneğin adanın başlangıçtaki hali ursula le guinin mülksüzlerini çağrıştırdı bana. insanların ortaklaşa toplanılan fıstıkların gelirini eşit bölüştüğü, özel mülkiyetin, bankaların daha doğrusu kapital sisteme ait hiçbir unsurun barınmadığı, devlet yapılanması olmadan da suç işlenmeyen bir ada burası. bu haliyle bir ideal düzen tasarımı gibi ve cenneti akla getiriyor. bu cennete kötülük tohumlarını eken başkan ise şeytanın romandaki gölgesi gibi.
196 syf.
·Puan vermedi
Küçük ve güzel olan adada süregelen huzurlu , sakin , mutlu hayatı aniden beklenmeyen bir kişinin gelmesiyle nasıl mahfolduğunu anlatan sürükleyici bir roman .. Ayriyeten insanlar ve martılar arasında olan savaş ve hayvanların hayatımızda oynadığı roller kitapta çok güzel anlatılmış . Ben severek okudum ve etkilendim gönül rahatlığıyla tavsiye ederim
196 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Kırk haneli bir ada. Yıllardır orada kendi hallerinde yaşayan, uyumlu, sevgi dolu, kendi kendilerini yöneten, sakin bir hayat yaşayan insanlar. Sonra o gelir ve bütün her şey değişir. Ülkeye darbe yaparak gelen ve uzun yıllar devleti yöneten Başkan artık görevinden alınmış ve bu güzel adamıza emeklilik hayatı yaşamaya gelmiştir. Ama geldiği andan itibaren önce adanın yollarına gölgelik sağlayan ağaçları budayarak işe girişir ve sonra martılarla savaş başlatır.

İşte her şey şimdi başlar, adada bir yönetim konseyi kurar ve önce martılara savaş açar. Daha sonra martıların karşılık vermesiyle adaya tilkiler getirir martıların yumurtalarını yesinler diye. Martılar azalmaya başlayınca yılan sayıları artmaya başlar ve ada giderek kaos ortamına girer. Tilkilerin adadaki soyunu biraz olsun azaltmak için ormanlar ateşe verilir ve ada yanıp kül olur.

Zülfü Livaneli aslında Hayvan Çiftliği tadında çok güzel bir roman yazmış. Korku, yıldırma, tehdit ve zıt kutuplara bölmeyle düzenin kölesi olmaya zorlayan zihniyetin ayakta kalma yöntemlerini okuyoruz içimiz acıya acıya. Ama bunları günümüzde de görmek bizi çok daha fazla üzüyor aslında. Hatta aynı şekilde adayı yönetenler de tehdit ettikleri insanlara şöyle diyorlar: “Ee biz her şeyi demokratik yollarla yaptık. Yanlış mı? Herkese fikrini sormadık mı? Sandıktan bu çıkmadı mı?” Demokrasiyi bu şekilde anlayanların kendi canları, kendi konumları için martılara bile savaş açacak duruma düşmesi, onları terörist ilan etmesi, insanları evleriyle tehdit ederek zorla kendilerine bağlaması! gibi olayları acı acı gülümseyerek okuyoruz.

Yaşar Kemal’in de dediği gibi aslında “Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir.” Bu büyük romanı herkese öneriyor ve bundan ders çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum.
196 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Okumalara doymadığım bir eserdi. Zülfü Livaneli'nin diğer kitaplarının çok çok ötesinde. Adeta 1984. Türk romancılığında böylesi eserler pek nadir olduğu için, hem içerik hem de başarılı kurgu ve anlatım beni oldukça şaşırttı. Bir o kadar etkiledi. Kitabın sonu ayrıca mutlu etti. Inanıyorum ki, zulüm düzeninin hesabını soracak üç beş samimi bilinçli insan yetişecek. Bizler o günün ümidiyle çalışıyoruz.
Başta Sosyal Bilimler ve Hukuk okuyanlar olmak üzere birçok insana okutulmalı. Başlangıçta ütopya iken bir distopyaya evrilen olay örgüsü, içeriğin çok ötesinde mesajlar veriyor.
Martılara kulak verin..
İnsanlar Tanrı önünde eşittir ama hayattan zekâları, becerileri, azimleri ve kazanma hırslarına uygun olarak pay alırlar. Bu yüzden mutlak eşitlik yoktur.
“ Biz insanlar sınırlarımızı bilmeden kendi aklımızı beğeniyoruz, öğrenmiyoruz, akıllanmıyoruz.
her şeyi anladığımız zaman da genellikle iş işten geçmiş oluyor...”
“Hayattan öğrendiğim bir şey var. Her yerde kötülük çok kuvvetli ve zor yeniliyor. İyilik daha zayıf kalıyor.”


Dünyada kötülük daha örgütlü ve daha planlı, iyiliğin içinde zaten bir saflık var. Bu yüzden dünyanın her yerinde kötülük saflığı yeniyor.
Zülfü Livaneli
Sayfa 66 - 66/67

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Son Ada
Baskı tarihi:
Eylül 2013
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050916362
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Son Ada
Son Ada
Son Ada
Son Ada
Son Ada
Son Ada
"Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir."
-Yaşar Kemal-

Son Ada'nın adsız anlatıcısı, adını kendisinin koyduğu bu yeri "son sığınak, son insani köşe" olarak niteliyor. Anlattığı, nerdeyse bir ütopya: "Herkes elinden geldiği kadarını, içinden geldiği kadarını yapıyordu." Ancak bu durum uzun sürmez: Ülkenin darbeci başkanının emekliliğini huzur içinde geçirmek için adaya yerleşmesi, bu cennet adada yaşayanların huzurunu kaçıracaktır.

Başkan, Son Ada'yı her tür "anarşi"den kurtarmaya kararlıdır. Adanın halinden hoşnut toplumunu "çoğunluğun oyları neyi işaret ediyorsa onu yaparak" oluşturduğu "kurul"lar eliyle yönetmeye, adanın ağaçlıklı yolunu "park ve bahçe geleneklerine göre düzenlenmiş" bir hale getirerek başlar. Görünüşte her şey demokratik geleneklere uygundur.

Ütopya tam bir distopyaya dönüşürken, başta martılar, bu gidişe başkaldıranlar da vardır...

"Livaneli'nin bu benzersiz yaratıcı romanında, insan yapısı otoriteyle karşı karşıya... Yazar bizi dünyamız üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyor. Mutlaka okunmalı."
-Prof. Lenore Martin, Harvard Üniversitesi-

"Romanı bitirdiğinizde, bir yurdu yok eden kişilerin, küçük bir adayı da kolaylıkla yok etmesinin doğal olduğunu anlıyorsunuz."
-Hasan Akarsu, Cumhuriyet-
(Tanıtım Bülteninden )

Kitabı okuyanlar 29,3bin okur

  • Serda demir
  • Azra Algül
  • Oya Ayan
  • Sümeyye Tokur
  • Seher Çelik
  • Aleyna Sönmez
  • Aysel
  • yeliz deynek
  • Seyhan şar
  • Emir

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%10.6
13-17 Yaş
%7.1
18-24 Yaş
%14.8
25-34 Yaş
%26.9
35-44 Yaş
%27.4
45-54 Yaş
%10.4
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.7
Erkek
%27.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.6 (2.932)
9
%23.6 (1.997)
8
%19.4 (1.643)
7
%7.7 (656)
6
%3 (250)
5
%1.5 (128)
4
%0.4 (36)
3
%0.3 (26)
2
%0.2 (14)
1
%0.2 (14)

Kitabın sıralamaları