·
Okunma
·
Beğeni
·
61710
Gösterim
Adı:
Son Ada
Baskı tarihi:
Eylül 2013
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050916362
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Son Ada
Son Ada
"Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir."
-Yaşar Kemal-

Son Ada'nın adsız anlatıcısı, adını kendisinin koyduğu bu yeri "son sığınak, son insani köşe" olarak niteliyor. Anlattığı, nerdeyse bir ütopya: "Herkes elinden geldiği kadarını, içinden geldiği kadarını yapıyordu." Ancak bu durum uzun sürmez: Ülkenin darbeci başkanının emekliliğini huzur içinde geçirmek için adaya yerleşmesi, bu cennet adada yaşayanların huzurunu kaçıracaktır.

Başkan, Son Ada'yı her tür "anarşi"den kurtarmaya kararlıdır. Adanın halinden hoşnut toplumunu "çoğunluğun oyları neyi işaret ediyorsa onu yaparak" oluşturduğu "kurul"lar eliyle yönetmeye, adanın ağaçlıklı yolunu "park ve bahçe geleneklerine göre düzenlenmiş" bir hale getirerek başlar. Görünüşte her şey demokratik geleneklere uygundur.

Ütopya tam bir distopyaya dönüşürken, başta martılar, bu gidişe başkaldıranlar da vardır...

"Livaneli'nin bu benzersiz yaratıcı romanında, insan yapısı otoriteyle karşı karşıya... Yazar bizi dünyamız üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyor. Mutlaka okunmalı."
-Prof. Lenore Martin, Harvard Üniversitesi-

"Romanı bitirdiğinizde, bir yurdu yok eden kişilerin, küçük bir adayı da kolaylıkla yok etmesinin doğal olduğunu anlıyorsunuz."
-Hasan Akarsu, Cumhuriyet-
(Tanıtım Bülteninden )
196 syf.
·47 günde·8/10
Zülfü Livaneli bin okuduğum beşinci kitabı. Bence her evde her kitaplıkta bir Livaneli serisi olmalı. Sosyal temalara bu kadar güzel değinen yazarlarımız azdır. Son ada üstadın ustalık döneminin giriş eseridir. Kendisi bu kitabını en siyasi kitabım diye tanımlamıştır. Adaya gelen baskıcı biri var ve ada sakinlerinin sesini cikarmamasiyla zamanla daha çok baskı görüyor olmaları kitabın genel konusu. Bir Huzursuzluk yada Serenad etmese de Son Ada da güzel akıcı bir eser.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
196 syf.
·5 günde·9/10
Yaşar Kemal'e göre Zülfü Livaneli'nin büyük bir romancı olarak kendisini kabul ettirdiği romanıdır. Gerçekten de okurken bir dünya klasiği okuyormuş gibi hissettim. Yaşar Kemal'in de referansı ile son derece beğendiğim bir kitap oldu kendileri.

Son Ada, konu olarak bir ütopyanın distopyaya dönüşme hikayesini anlatıyor. Yazarın kitaptaki tabiri ile Son Ada, son sığınak, son insani köşedir ve sakinlerinin tek istediği bu dinginliğin bozulmamasıdır. Fakat bir gün adalarına "başkan" isminde eski bir albayın gelmesiyle işler hiç de istedikleri gibi gitmemeye başlar. Bu "başkan" önce adanın huzurunu ve sessizliğini bozar ve daha sonra yönetimi ele geçirerek ada sakinlerine diktatör bir şekilde hükmetmeye başlar. Konuya ilişkin bu kadar bilgi vermek yeterli diye düşünüyorum.

Bu kısımdan sonraki anlatacaklarım ise bir kısım "spoiler" özelliği gösterebilir. Bu sebeple dikkatli okunmalıdır.

Zülfü Livaneli kitap boyunca ada sakinlerinin başkana karşı direnç gösterememesini eleştiriyor. Ada sakinleri birçok yerde haksız olduklarını bildikleri başkana karşı gelip baş kaldıramıyorlar. Protesto dahi etmiyorlar. Yavaş yavaş da başkanın diktatörlüğü perçinlenmiş oluyor, halkın bu kabullenişi karşısında. Kitabın 52. sayfasında yer alan şu alıntı aslında bu bahsettiğim konuyu özetliyor:

"Şimdi geriye dönüp baktığım zaman, bu tavrımızın aşırı bir tembellikten, uyuşmuşluktan kaynaklandığını açıkça görebiliyorum. Hiçbir şeyi protesto etmiyorduk, karşı çıkmıyorduk. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!" diyor ama yılanın bize de dokunacağını hesap edemiyorduk."

Bir haksızlığa karşı çıkmak veya zulme karşı gelmek için illa yılanın bize dokunması gerekmiyor. Montesquieu'nun dediği gibi " Bir tek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yönelmiş bir tehdittir."

Kitapta bazı karakterler veya imgeler dikkatimi çekti. Onlardan ikisine değinmeden geçmek istemiyorum. Bu karakterlerden ilki ada sakinlerinden olan "yazar" lakaplı kişi. Yazar ilk günden beri başkana karşı gelebilen ve başkanın adayı felakete sürükleyeceğini görebilen entelektüel bir kişiliktir. Her zaman doğruları söylese de "yazar" bir süreden sonra halk bu karaktere bir "vatan haini" edasıyla yaklaşıyor. Ancak her şeye rağmen "yazar" doğru bildiklerini söylemekten vazgeçmiyor.

İkinci dikkatimi çeken simge ise, martılar oldu. Martılar adanın en eski sahipleridir ve başkan martıları adadan göndermeyi geldiği ilk günden aklına koyuyor. Modern hayatta martılar ile aynı adada insanların yaşamasını bir utançmış gibi anlatıyor ve halkı ikna ediyor. Bu kısımları okurken İstanbul'da eskiden ne kadar çok martı olduğunu hatırladım. Yaklaşık 15 sene öncesinde İstanbul'da çokça martı görüyorduk; fakat şimdilerde sayıları bir hayli azaldı. Çünkü maalesef "modernleştik."

Martılarla ilgili ikinci değinmek istediğim konu ise, adadan sürgün edildikten sonra insanların başına taş yağdırmaları oldu. Bu kısımda dini bir hikaye olan "ebabil kuşu hikayesi" geldi aklıma. Livaneli romanın bu kısmında ebabil kuşu hikayesine bir atıfta bulunarak insanlığa ders verme amacı gütmüş veya aba altından sopa göstermek istemiş olabilir...

Yine kitapta mevcut siyasi iktidara ilişkin sıkça eleştiriler ve inceden inceye laf sokmalar mevcuttu. Fakat hiçbiri rahatsız edici bir nitelikte değildi. Zaten Livaneli de bu kitap için en siyasi kitabım demekten çekinmiyor... Netice itibarıyla kurgusunu ve mesajlarını çok beğendim. Hem güncel hem de evrensel nitelikte bir kitap. Herkese tavsiye ederim.
196 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Sayın Livaneli'nin bu kitabını okuduğunuzda sadece bir roman okumayacaksınız.

Kendinizi ada halkından biri olarak bulacak, tükenmişliğin çaresizliğini yaşayacaksınız. Çünkü yapılan zulümlere ve haksızlıklara gerekli yerde ve zamanda ses çıkarmadınız. Demokratik (!) yollarla elinizden alınanlara seyirci kaldınız. Yıllarca komşuluk,dostluk yaptığınız insanların bir gecede etiketlenip dışlanmasına tepki göstermediniz...

Şimdi bu günahların, "Bir adam" tarafından kandırılmaya izin verilmesinin, onun peşine körü körüne takılmış olmanın, bencilliğin, vurdumduymazlığın, yapılan zulümlere sessiz kalmanın, küçük hırslara kapılmanın kefaretini ödeme zamanı...


(Öyleyse) İyi okumalar
183 syf.
·3 günde·8/10
Metnin içeriği hakkında bilgi verebilir...
Son ada okumaya başladığım ilk andan itibaren beni içine çeken bir roman oldu. Kitabın konusu kısaca: Sadece kırk ailenin yerleştiği kimsenin bilmediği bir adada başlıyor. Bu adada insanlar huzur ve eşitlik içinde yaşıyor. Buradaki yaşam hayatın bütün streslerinden uzak, politik ve siyasi çekişmelerin dışında bir yerdir. Daha sonra darbeci albayın buraya gelerek bir takım uygulamalarından sonra “Cennet Ada” yitirilir. Aslında kitabı ilk elinize aldığınızda bir ütopya kitabı okuyacağınızı düşünüyorsunuz ama öyle değil. Kitap bir ütopya sayılamaz. Yazarın vermek istediği mesajı örtülü bir şekilde vermiş sadece. Kitapta sözü edilen ada aslında bizim kendi vatanımız Türkiye’dir. Eskiden herkes Türkiye’de huzur içinde yaşıyor ama sonra işler değişiyor. (Yazarın burada pek haklılık payı yok. Çünkü millet olarak bizler kendimizi bildik bileli sürekli bir açmazın içindeyiz) Son Ada tamamen yazarın özlem duyduğu eski huzurlu Türkiye’dir. Herkes bu adada eşittir. Kimse mülkiyet hakkına sahip değildir. Adanın ormanlarındaki çam fıstıkları herkes tarafından ortak çalışmayla toplanır ve gelir eşit şekilde dağıtılır. (Tabi burada iki sorun var. Birincisi bu düşünce komünist düşünce yapısının bir hayalidir. Fakat bu hayal geldiği her yerde yine kan ve gözyaşı getirmiştir. Hiçbir yere bir huzur ve eşitlik getirdiğine şahit olan kimse yoktur. İkincisi ise eşitlik ve adalet kavramlarının tartışılmasıdır. Bir yerde eşitlik mi sağlanmalıdır yoksa adalet mi? Benim şahsi kanaatim eşitlik olan yerde zaten adaletsizlik vardır. Fakat bu ayrı bir tartışma konusu olduğu için çok fazla bu konudan söz etmeyeceğim.) Daha sonra bu adaya emekli olan darbeci bir albay gelir. ( Kenan Evren’in kast edildiği çok açıktır.) Bu darbeci albay adaya geldiği gibi bir sürü değişlik yapmaya başlar. İlk yapacağı şeylerden biri de martıları düşman ilan etmesidir. Martılar düşman ilan edildikten hemen sonra martılara karşı bir katliam yaşanır ve martılar da saldırıya geçerler. Bunun üzerine halk kendine gösterilen düşmana karşı açıkça tavır alır ve barış içindeki adada artık savaş başlar. ( Burada yazar gerçekten eşine az rastlanacak bir şekilde alegorik bir anlatıma başvurmuştur. Daha önce bu şekilde başarı sağlayan iki öykü okumuştum: “Martı ve Küçük Karabalık.” ) Sonrasında martılar ile baş edilmeyeceği anlaşılınca martılara karşı adaya tilkiler getirilir. (1980 öncesi gibi ilk olarak bir düşünce taraftarları düşman seçilir. Ardından düşmana karşı ayrı bir düşman ortaya sürülür. Bu iki düşman birbirini yer.) Fakat ummadıkları bir şey olur ve tilkilerin martıları yemesiyle ortaya bu sefer yılanlar çıkmaya başlar. ( 1980 sonrasında aslında ülkede anarşi bitecekken kimsenin hesap bile etmeği şekilde, o andaki boşluktan yaralanarak en büyük terör örgütleri kuruldu.) Ada artık yaşanmaz bir hal almıştır. Yılanlardan, tilkilerden ve martılardan dolayı insanların için artık o ülke yaşanmaz hale gelmiştir. O ülkeyi de o hale getirenler hiçbir suçları yokmuş gibi ortada dolaşırlar. Adadaki halk ilk olarak kısık sesle bu olanlara karşı çıksa da sonradan herkes albaya uymuştur. Onun dediklerini yapmışlardır. Adada ismi geçen yazar ise adanın aydını olarak geçmektedir. Sürekli albaya muhalefet etmekte halkı uyarmaktadır. Kendini halka anlatamayan yazar, halkında bu tavrını bir türlü anlayamaz. İşin sonunda her cuntada olduğu gibi bu muhalifte önce kelepçelenir ve bir daha akıbeti hakkında kimse bir şey duymaz. ( Özellikle yazar üzerinden ülkedeki aydın kesimin hali anlatılmaya çalışılmış. Derin hayallerde bile “aydın kesim” kendini halka anlatamamış. Görüldüğü üzrede bunun sonucunda halk suçlanmış. Keşke yazar birazda bu aydın kesim “neden kendini hakla anlatamıyor” diye sorsaymış.) Neticede ada herkesin gözü önünde yok olur. Artık yaşanmaz. ( Ülke de böyle giderse yakında yanacak ve Türkiye artık yaşanmaz bir ülke olacaktır mesajı verilmiş.)
Tabi bu kitap 1980 dönemi Türkiye’si için yazılmıştır. O günden bugüne değişen çok şey oldu. Örneğin millet kendine darbe yapmaya çalışanlara karşı bir darbe indirdi. Adadaki halk gibi korkup köşeye çekilmedi. Yazarın ayrıca verdiği mesajlarda katılmıyorum. Bu ülke ve bu ülkenin insanı muhtemelen gelecekte de çok büyük acılar yaşayacaktır. Fakat bu ülkeyi yakmaya Allah’ın izni ile kimse muvaffak olamayacaktır.
Sonuç olarak kitaptaki siyasi düşünceler ve yazarımızın genel olarak siyasi düşünceleri tutarsız bulsam ve eleştirsem bile Edebiyat Dünyamız açısından ardında çok güzel bir eser bırakmıştır. Böyle başarılı, sade, anlaşılır ve akıcı bir romanla edebiyat dünyamıza katkıda bulunduğu için kendisine teşekkür ediyorum. Bu incelemeyi okuyan herkese de uyanık olarak kitabı okumasını tavsiye ediyorum.
Son olarak bu darbeci albay yaptığı her şeyi demokrasi ve medeniyet adına yapmıştır. Bu aklıma ABD’nin Irak halkına demokrasi getirmesini aklıma getirdi.
Sözlerimi Mehmet Akif’in dizleri ile bitiriyorum:
Medeniyet denilen maskara mahluku görün
Tükürün maskeli vicdanına asrın tükürün.
196 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR!

Martin Nirmöller ;
1892-1984 yılları arasında yaşamış alman rahip yahudilere karşı soykırıma karşı olmamış ve daha sonra pişmanlığını şu şekilde dile getirmiştir;



“Naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim. Sonra yahudiler için geldiler ve bir şey demedim çünkü yahudi değildim. Sonra sendikacılar için geldim ve bir şey demedim çünkü sendikacı değildim. Sonra katolikler için geldiler ve bir şey demedim çünkü katolik değildim ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı. “

“Medeniyet” ne tumturaklı sözcük değil mi? “Medeni olmak! “ neydi ki medeni olmak? Jilet gibi takım elbiseler,porselen makyajlar, amblemine, markasına bakılan kıyafetler,saatler, tek taşlar, bunlar mı bizi medeni yaptı ? Gücün,iktidarın peşinde ,çöplerin etrafında fır fır dönen kara sinekler gibi dönerek mi medeni olduk ?
Gücü elinde barındıran, demokrasi adı altında ki hiyerarşik sistemlere göz yumarak mı medeni olduk?
Sahi biz hiç medeni olduk mu?
Avcı toplayıcılıktan, çatal bıçağa uzanan bu uzun yolculukta biz neden medeni olmaya çalıştık?

İnsanlar içgüdüsel olarak topluluklar halinde yaşamaya meyillidir elbet. Kimse sürünün dışında kolay kolay kalmak istemez ve bu zaman zaman insanların ardını düşünmeden tamamen çemberin dışında çıkmamak adına tavizler vermesiyle sonuçlanır. Sırf desteklediği iktidar partisi istiyor diye bugün A dediğine yarın B ertesi gün C diyebilir. (Sonra da kandırıldık der o ayrı :} )

-20 Mart 2003’de Amerika’nın Irak işgali
-1991-1995 Srebrenitsa Katliamı
-1996-1997 Kongo İç savaşı
-1955- 1975 Vietnam savaşı
-1986-1988 - Halepçe Katliamı
-1996-2011 Afganistan İç savaşı
-15 Mart 2011 -Suriye iç savaşı
Vs. vs. vs.

Bu ülkelerin hemen hepsi ,gelişmekte olan “muasır medeniyetler seviyesine “ henüz ulaşamamış, teknolojisi,silah sanayi gelişmemiş, dışa bağımlı ülkeler. Peki ya bu “muasır medeniyetler seviyesinde ki ülkeler “ ne yapar ne eder ?
Hemen anlatayım, bilimde ,teknolojide hep bir adım önde olduğu için ülkende savaş çıkarıp önce sana silah satar ,akabinde sınır komşuna füze kalkanı satar,akabinde sana füze kalkanını imha edecek bir silah daha satar akabinde füze kalkanının bir üst modelini sınır komşuna satar. Ülkene,şehrine demokrasi getireceğim diyerek hanene hiç çekinmeden tecavüz eder o muasır medeniyet. Ve sen ,muasır medeniyet seviyesinin vatandaşı olan sen! Asla ses çıkarmak gelmez içinden ülkenin barbarlığına,çünkü devletin teröristlere hadlerini bildiriyordur. Muasır medeniyetler seviyesinde değilsen, pastada ki dilimini muasır medeniyetler kapar. Boğuldunuz değil mi? Geçelim.

Son Ada alegorik tarzda yazılmış bir roman,nedir alegorik roman şöyle ki; içinde anlatılmak istenilen her şey bir sembolün ardına saklanmış, bul beni,beni buuuuul diyerek yazılmış roman örnekleridir.

Türünün en iyi örneklerinden biri olabilecek kadar iyi bir roman, Livaneli bu kitabı için en siyasi kitabımdır diyor. Türkiye’nin 80 darbesinden sonra ki siyasi ve sosyal yapısını ,genç yaşlarda tecrit edilen, fişlenip hapishanelerde işkence gören, cesedi dahi bulunamayan, farklı düşündüğü ,orduya biat etmediği için anarşist,terörist ilan edilen sade vatandaşların öyküsü. Kitabın bir çok yerini gözlerim doldu,Zülfü Livaneli kendi de söylediği gibi içinden gelerek,kuralsız yazıyor. Gerçekten epey etkilenerek ve çok beğenerek okudum.

Vicdanınızı yoklamaya hazırsanız,buyrun okuyun.

Bitirmeden bir Martı şiiriyle veda etmek isterim;

Süt beyaz bir martıyım açıklarda
Gemilere ben yol gösteriyorum,

Buğday ve ilaç yüklü gemilere

Bir kanat vuruşta bulutlardayım;

Bir süzülüşte vatanım dalgalar!

Cahit Sıtkı Tarancı

“Unutmayın bayım,bir gün mutlaka martılar kazanacak! “
196 syf.
·3 günde·Puan vermedi
1K'nın değerli kitapsever üyeleri;
Öncelikle bulunmaktan büyük bir keyif duyduğum bu platformda ilk incelememi yapacak olmanın heyecanını yaşadığımı belirtmeliyim. Zira bunu gerçek manada etkili ve ustaca yapan birçok okuyucu var. Onların keyifle okuduğum ve insanı kitapların dünyasına çeken incelemelerinin yanında benimkisi bir inceleme denemesinin ötesine geçemez elbette.
Ayrıca beni bu incelemeyi yazmaya teşvik eden, cesaretlendiren (burada tanıştığım, önceden tanıdığım) arkadaşlarıma teşekkür ediyor incelemeye geçiyorum.

İlk olarak kitabın çok yönlülüğüne değinmek istiyorum. Son Ada'yı salt bir roman gözüyle okumak haksızlık olur zira. Kurgusu, diyalogları ve hissettirdikleriyle çeşitli insan, toplum psikolojisini birarada görme fırsatını veriyor kitap size .

"Son ada, son sığınak, son insani köşe..." tanımlamasını içselleştirdiğiniz ölçüde yaşanmış yahut yaşanmakta olanları kıyaslamaya başlıyorsunuz ister istemez kitaptaki karşılığıyla. Çoğu zaman taraf tutuyorsunuz hâtta.

Bazen sevdiğiyle birlikte olmanın adı, bazen bir kara parçası; huzuru yaşatan, bazen de insanın sırlarıyla başbaşa kaldığı bir ev son ada, son sığınak.Yani bir şekilde herkesin mutluluğu bulduğu bir ütopya. Peki bir gün burayı yok etmek isterlerse?..
İşte asıl hikaye o zaman başlıyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılardan, nasıl oldu da kandırıldık? diyenlere; biliyordukta söyleyemedik diye kıvrananlardan, söyledik ama kördü gözler, sağırdı kulaklar diyip gerçeği haykıranlara rastlıyorsunuz satırlarda. Ve hepsi tanıdık geliyor bir yerlerden. Şaşırıyorsunuz.

Kısacası "huzuru seçen iyi insanların ülkesi"nden çıktığınız yolun, vahşetin ortasına götürülüşüne tanık olduğunuzda afallıyorsunuz.

İşte tüm bunları hissettiren bir kitaptı "Son Ada" benim için. Yazarın okuduğum kitapları arasında en beğendiğim eseriydi diyebilirim. Bu nedenle okumanızı tavsiye ediyor incelememi sonlandırıyorum.
Değerli vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederek bazılarımızın son adası olan kitapların dünyasında keyifli okumalar diliyorum. :)
196 syf.
·2 günde·10/10
Kitaba BaYılDım!! Zülfü Livaneli'nin en sevdiğim kitabi Son Ada oldu. Anlatılmak isteneni nasıl martılarla, adayla, yazarla, engelli çocukla vs böyle bir kurguyla anlatmış hayran kaldım. Harika bir konu, mükemmel bir anlatış. Bu kitabi dünya klasikleri arasına girmeyi hakedecek derecede güzel ve anlamlı.

~. ~. ~.
Ada’da 40 hane var ve 24 numaralı hanedeki avukatın ölümüyle bir hane boşalıyor ve evin tek mirasçısı oğlu evi satılığa çıkarır. Emekliye ayrılmış bir devlet başkanı evi satın alır ve adanın mutlu hayatı birden değişir. Ütopya distopyaya dönüşür.
Başkan adaya hükmetmeye başlar, martılarla anlamsız bir savaşa girer ve adanın sonunu getirir , ekolojik denge bozar. Başkanın saçma çözümleri sürekli yeni bir olaya sebep olur...

Asıl anlatılmak istenen o kadar güzel anlatılmış ki! Okuyun okutturun. Kitap önerisi isteyenlere ilk önereceğim kitaplardan olacak Son Ada
196 syf.
·Puan vermedi
Spoiler İçerir
Merhabalar Zülfü Livaneli genelde aşk ve sevgi üzerine genel de yazar eserlerini ancak Son Ada kitabını siyasi ve biraz polisiye tarz da yazmıştır.Kitap iyi kötü çerçevesinde oluşmuştur.Üslubu,kurgusu ve yerinde dokundurmaları mükemmel bir şekilde kaleme alınmıştır.Konu olarak ise ütopik bir adanın distopyaya günümüzde dönüşümü anlatılmaktadır.Şaşkınlık içinde okuduğum mükemmel bir şekilde kurgulanmış bir kitaptı.182 gibi kısacık bir kitap ancak içinde büyük bir dünya barındırmaktadır.Konu olarak ise ada 40 haneden oluşmaktadır ve ölüm nedeniyle bir haneden boşalıp satılır.Emekliliğe ayrılmış bir kamu görevlisi evi satın alır.Evin satılmasından sonra adadaki huzur birden bozulur.Sonraları Başkan martılara karşı savaş açar ve bunun sonucunda adanın ekolojik dengesi bozulur.Son olarak şunu söyleyebilirim iyilik ve kötülük üzerine kurulu dünyayı anlatan bir şaheser.
Keyifli Okumalar Dilerim
196 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Son Ada, son sığınak, son insani köşe... Livaneli'nin belki de okuduğum en iyi kitabıydı. Dehşetle, üzüntüyle, sinirlenerek okudum. Ister istemez kıyasladım her cümleyi yaşadıklarımızla.

Dünyanın karmaşasından, şiddetten, haksız ölümden kaçan bir grup insanın hazin hikâyesi Son Ada. Kaçtıkları her şey ile bir kez de burada karşılaşan, yine (!) seslerini çıkaramayan, savunamayan, kabullenen, boyun eğen bir grup insan. Eskiden nasıl yaşadıklarını unutup, günü kurtarmaya çalışan bir topluluğun son çırpınışları. Susmayan ve olacakları önceden gören arkadaşlarını dışlayan, sonunda arkadaşlarının haklı çıktığını acı bir tecrübeyle anlayan bastırılmış çoğunluk.

Hem konu hem de karakterler bakımından bir hazineydi Son Ada. "Başkan" kurulu düzene sonradan katılan, her şeyi değiştiren, halkı "anarşizme karşı" örgütleyen bir devlet büyüğü (!) olarak çıkıyor romanda karşımıza. Bir bildiği vardır diyerek her lafına evet diyen bir kitlenin başkanı oluyor bu kez. Yavaş yavaş tüm adada hakimiyet kurup tüm kontrolü ele geçiriyor. Ama toplumumuzda da olduğu gibi, bu baskıya boyun eğmeyen bir "hain" çıkıyor ve romanda "yazar" olarak bahsediliyor ondan. (Başkanın hayatı boyunca başa çıktığı, bu zihniyetteki insanlara her yerde rastladığını, biz bunları çok gördük cümlelerini okuyunca neler canlandı gözümde bilseniz dostlarım...) Bir de "martılar" var ki, adanın asıl sahibi. Halkla birlikte yaşayıp giden ama bir anda adaya gelen "Köpekbalığı Başkan" tarafından dengeleri alt üst olan martılar. Kitaptaki katliamı içim parçalanarak okudum... Olmayan bir düşman yaratmanın ne denli kolay başarıldığını bir kez daha görmek beni çok korkuttu.

Son Ada'yı okurken aklıma sürekli Gezi Parkı geldi. Direnen insanların nasıl püskürtülmeye çalışıldığı, halkın bir anda galeyana gelip ikiye bölündüğü, onurlu bir direnişten çıkan sarsıcı sonuçları düşündürdü bana okuduklarım. Yani dostlarım, yaşadığımız ülke de bizim Son Ada'mız! Tüm diktatörler "Başkan", bütün boyun eğmeyenler "Yazar", çaresiziz diyerek zulmü kabullenen ise maalesef "Halk" olarak canlandı gözümde. Bizim "Son Ada'mız" umarım böyle yanmaz, yıkılmaz umutlarıyla bitiriyorum cümlelerimi...
196 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Daha önce kimler üstü kapalı veya açık olarak yazmadı ki konuyu. George Orwell da yazdı, Gabriel Garcia Marquez de yazdı. Kimileri dalga geçerek acıyı komedi gibi göstererek kimileri hayvanlar üzerinden ,kimileri hayali masallarla yazdı bu güne kadar. Kimi yazarlar ise geşmişte olan aynı olayları tüm gerçekliğiyle bir tarihçi olarak yazdı. Kimileri ise insanların bu yüzden çektiği ızdırapları roman türünde kurgulayarak yazdı. Bir çok yönetmen ve senarist ise sinema filmi olarak yaptı. Ama hepsinin amacı aynıydı. İnsanları ve ülkeleri diktatörlerden ve diktatörlükten korumak. Bunun için yapılması gerekenleri halka anlatmak. Ama başarılı olabildiler mi ? Maalesef ki kocaman bir HAYIR.

Diktatörler geçmişte de vardı, bugün de var , bu gidişle gelecekte de olacak. İnsanlar her türlü acıları bu mahluklar yüzünden geçmişte de çektiler, Günümüzde de hala dünyamızın çeşitli yerlerinde ızdırap çekiyorlar ve maalesef insanlık gelecekte de aynı acıları çekecek. Çünkü İnsanlar bir türlü olacakları göremiyorlar.

Zülfü Livaneli de bir insan ve bir yazar olarak, yazdığı bir ada hikayesiyle insanları bu tür bir tehlikeye karşı uyarıyor. Son Ada' nın esas ana teması budur.

Kitapta, cennet gibi güzel bir adada mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşayan insanların, ülke yönetiminden emekliye ayrılmış bir diktatörün gelip adaya yerleşmesi sonucu, adadaki değişen yaşam şekli, çekilen ızdıraplar ve çok az sayıdaki insanın verdiği mücadele anlatılıyor. Ve tabii ki insanların ve adanın akıbeti de.

Yazar, her şeyi o kadar muhteşem kurgulamış ki, bunların her olaya yaklaşımını ve emellerine ulaşana kadar ki söylemlerini, savunmalarını, insanlara yaklaşımlarını kısaca her türlü taktiklerini çok güzel bir şekilde romanlaştırıp bir masal havasında ama, tüm gerçekçi yönüyle gözler önüne sermiş. Daha ne yapsın.

Kitabın konusu hakkında daha fazla şeyler yazmak istemiyorum. Çünkü bundan sonra yazacağım her cümle, spoiler özelliği taşıyabilir düşüncesindeyim. Böyle bir şey yaparak ta verilen emeğe saygısızlık etmek kesinlikle istemem.

Ben, Zülfü Livaneli'nin en harika kitaplarından biri olarak değerlendirdiğim bu eserinin, mutlaka okunmasının ve verilen mesajların doğru olarak algılanmasının gerektiği düşüncesindeyim.
185 syf.
Dünya nereye gidiyor sorusunun cevabını şimdilerde kaç kişi arıyor? Coğrafyanın kader olduğunu hep bir ağızdan haykırır olduk. Bu söz zamanında kimse tarafından bilinmeyen bir denklemken şimdilerde dillere pelesenk olması bir tesadüf sonucu değil. Şimdi bir sanat galerisine girdiğinizi hayal edin, karşınızda sanat olduğuna emin olduğunuz bir tablo var, uzun uzun bakıyor ve sanat olduğuna emin olduğunuz tablodan bir anlam çıkarmaya çalışıyorsunuz. Tablodaki resimden bir şey anlamadınız ancak hala emin olduğunuz bir nokta var ki bu resmin içinde bir sanat olduğu. İşte tam olarak coğrafyamızda dönenler de bu tablo örneğiyle eşdeğer. Ne döndüğünü bilmiyoruz ama bir şeylerin kötü gittiği aşikar. Ee elimizden ne gelir diyeceksiniz Livaneli'nin kitabındaki baş karakter gibi. Gelmez, gelmeyecek! teşebbüssüzlük, hissizlik, nemelazımcılık, dogmatizm saymakla bitmeyecek onca olgu sizi bir sorgu odasından alıp sıcak yatağınıza taşıyabilir.

Hindistan'da yaşayan bir devesin ya da atsın. Bir gün hakkında tecrit kararı çıkıyor. Ooo hem de nereye! Medeniyetin beşiği Avustralya. Aklın olsa şaşar, mutluluğuna paha biçemezsin. Ancak bir devesin dilin var su içmek için kafan var taşımak için. Senin de bir ruha sahip olduğunu kimse bilmez. Tecrit başlar ve yıllar yılı Avustralya çöllerinde bir hayat vücut bulur. Sonra cennet vatanda yangınlar başlar. Cennet yerini cehenneme bırakır, ada şaşkın, insanoğlu topyekün yok oluyor sanki. Ee haliyle sen de bundan etkileneceksin, yangınlardan kaçıp bir sığınak aramak istiyorsun, dostların ölüyor, sadece etrafın değil için de yangın yeri! Sonra üzüntünü içindeki yangını dindirmek için cehennemde su aramaya koyuluyorsun, buluyorsun da. Su ki yaşam için en vazgeçilmezi. Kana kana içmek lazım. Bilmiyorsun ki yaşamak için içtiğin su ecelin olacak, kana kana içtiğin su kan olup içinden çıkacak. Zamanla sırtında taşıdığın, yanından geçerken başını okşayan insan silah kuşanıp dikilmiş karşına, önce konduramıyorsun ta ki namluyu sana doğrultana kadar. Sonra ağır bedeninle kaçmak istiyorsun, ancak nereye. İnsanoğlu iyi bir atıcıdır koskoca bedenini ıskalar mi hiç? Hem bu insanlık suçunu bir hayvan olarak nasıl işlersin, nasıl yaşamak için su içersin. Suçlusun, cezan ölüm. Sevimli bir hayvan olsan bir sürü hayvansever tarafından korunurdun, ancak hörgücün ve heybetinle ölmeyi hak etmiyor musun sence de? Hayvanseçerler seni korumak için adım atmadı, vicdanlar bugün de üç maymunu oynadı. Alçaklığın evrensel tarihi Avustralya'da yeniden yazıldı. Atlar ve develerin midesinden arta kalan su ile koca kıta huzur buldu. SON ADA.

Değil mi ki yaşamak, soluk almanın ötesinde yüce anlamlar taşır ya da taşımalıdır.

Zaman, şekil ve şartları itibariyle değişken bir olgu. Yani dün ak dediğimiz bugün kara olabilir ee yarın da gri. Siyaset zamanı iyi kullanabildiği için belki de bu isimle anılır. Yani doğru anı kollamaktır özü. İnsanların hoşuna giden, inandıkları ana temalardan yola çıkarak deyim yerindeyse ilmek ilmek işlemektir politikanı. İş bu kitabın ana teması da tam olarak bunu içermekte. Kayıtsız kalınan ve çıkarların güdümüne değmeyen durumların, aşama aşama nasıl da gelip evinize kadar girdiğini, Malınıza, canınıza nasıl kast ettiğini şaşırarak izliyorsunuz.

Bugün en uzun gece ile en kısa gündüzün üzerinden onca gün geçmiş. Ne değiştiği hakkında pek bir fikrim yok. Kafesin biri kuş aramaya çıkmış, sadece bu kadarına eminim.
196 syf.
Kitabı okurken aklıma ingilizcede 'cobra efect' olarak anılan, kobra etkisi deyiminin oluşma süreci geldi direkt.

Hindistan'ın İngiliz kolonisi olduğu yıllar, Hindistan'da çok fazla kobra olmasından dolayı ingiliz askerleri zehirleniyor ve ölüyormuş, İngiltere hükümeti bu durumdan şikayetçi olunca cin fikirli bir arkadaş bundan kurtulmak için her ölü kobra için Hintli yerel halka para verileceğini duyurmuş. Cin fikirli sadece İngilizler olmayınca Hintliler paranın gelişinden memnun kalınca evlerine kobra çiftlikleri kurmaya, yetiştirip para kazanmak için hükümete öldürüp götürmeye başlıyorlar. Yani yılan azalsın diye yapılan politika, yılanların artmasına, herkesin evinde çiftlik kurulmasına yol açıyor. Tabi bu bir süre sonra İngiltere hükümetini ekonomik olarak sarsıyor, bakın burası çokomelli diyen yeni bir cin fikirli artık yılanlara para verilmeyeceğini duyurunca bu kez Hintliler 'e o zaman biz bu beslediklerimizi kapıları açalım salalım madem para gelmiyor' diyor. Bu kez de sokaklarda ilk baştakinden daha fazla kobra oluyor.Bu deyim ingilizcede 'bir soruna çözüm denemesinde sorunun daha da büyümesi' mealinde kullanılıyor. Kitabı okurken ilk aklıma gelen mesele bu oldu.

Kitap okurken sarsıyor, okurken gözümde canlanması, resmedilmesi çok kolay oldu. Livaneli genel olarak bunu yapıyor sanırım, kitap gözümde canlandı okurken, tabi okurken de sarstı, bol bol düşündürdü. Son derece akıcı, çok güzel mesajlar içeriyor. Ne kadar ütopik gibi gelse de çok gerçekçi bir kitap.
ütopya ile başlayıp distopyaya dönse de, aslında gerçekleri ilmek ilmek işleyip düşündürüyor. Kitap evrensel mesajlarla dolu, mevcut hükümete, eski hükümete, gelecekteki hükümetlere, okul yönetimine, üniversiteye, mahalle muhtarlığına, apartman yönetimine bile yorulup değerlendirilebilecek bir evrensellikte.
Kitap o kadar tanıdık geliyor ki, hiç okurken zorlayan bir yönü yok, her karakteri toplumda görmeniz çok muhtemel.

Yaşar Kemal in de kitabın arkasında yorumu bulması kitaba ayrı bir önem katmış.
...ama olur da bir gün bu yazdıklarım eline geçerse, sana karşı derin bir mahcubiyet hissettiğimi, yüreğim sızlayarak seni özlediğimi bilmeni isterim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Son Ada
Baskı tarihi:
Eylül 2013
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050916362
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Son Ada
Son Ada
"Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir."
-Yaşar Kemal-

Son Ada'nın adsız anlatıcısı, adını kendisinin koyduğu bu yeri "son sığınak, son insani köşe" olarak niteliyor. Anlattığı, nerdeyse bir ütopya: "Herkes elinden geldiği kadarını, içinden geldiği kadarını yapıyordu." Ancak bu durum uzun sürmez: Ülkenin darbeci başkanının emekliliğini huzur içinde geçirmek için adaya yerleşmesi, bu cennet adada yaşayanların huzurunu kaçıracaktır.

Başkan, Son Ada'yı her tür "anarşi"den kurtarmaya kararlıdır. Adanın halinden hoşnut toplumunu "çoğunluğun oyları neyi işaret ediyorsa onu yaparak" oluşturduğu "kurul"lar eliyle yönetmeye, adanın ağaçlıklı yolunu "park ve bahçe geleneklerine göre düzenlenmiş" bir hale getirerek başlar. Görünüşte her şey demokratik geleneklere uygundur.

Ütopya tam bir distopyaya dönüşürken, başta martılar, bu gidişe başkaldıranlar da vardır...

"Livaneli'nin bu benzersiz yaratıcı romanında, insan yapısı otoriteyle karşı karşıya... Yazar bizi dünyamız üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyor. Mutlaka okunmalı."
-Prof. Lenore Martin, Harvard Üniversitesi-

"Romanı bitirdiğinizde, bir yurdu yok eden kişilerin, küçük bir adayı da kolaylıkla yok etmesinin doğal olduğunu anlıyorsunuz."
-Hasan Akarsu, Cumhuriyet-
(Tanıtım Bülteninden )

Kitabı okuyanlar 17.669 okur

  • Caner Eğilmez
  • Özge Ceren Öktem
  • Eda Arslan
  • Ali Taşkın
  • €π√€® T€¶€©!K
  • Mervenur yetim
  • Fatih ÇIĞCİ
  • Buse kızılkaya
  • Mustafa Kurtaran
  • Yasemin Toguc

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.6
14-17 Yaş
%7.1
18-24 Yaş
%14.8
25-34 Yaş
%26.9
35-44 Yaş
%27.4
45-54 Yaş
%10.4
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.7
Erkek
%27.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37.4 (1.970)
9
%25.3 (1.336)
8
%20.7 (1.091)
7
%8.2 (430)
6
%3 (158)
5
%1.5 (79)
4
%0.4 (19)
3
%0.3 (15)
2
%0.2 (10)
1
%0.2 (8)

Kitabın sıralamaları