Adı:
Son Ada
Baskı tarihi:
Eylül 2013
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050916362
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Son Ada
Son Ada
"Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir."
-Yaşar Kemal-

Son Ada'nın adsız anlatıcısı, adını kendisinin koyduğu bu yeri "son sığınak, son insani köşe" olarak niteliyor. Anlattığı, nerdeyse bir ütopya: "Herkes elinden geldiği kadarını, içinden geldiği kadarını yapıyordu." Ancak bu durum uzun sürmez: Ülkenin darbeci başkanının emekliliğini huzur içinde geçirmek için adaya yerleşmesi, bu cennet adada yaşayanların huzurunu kaçıracaktır.

Başkan, Son Ada'yı her tür "anarşi"den kurtarmaya kararlıdır. Adanın halinden hoşnut toplumunu "çoğunluğun oyları neyi işaret ediyorsa onu yaparak" oluşturduğu "kurul"lar eliyle yönetmeye, adanın ağaçlıklı yolunu "park ve bahçe geleneklerine göre düzenlenmiş" bir hale getirerek başlar. Görünüşte her şey demokratik geleneklere uygundur.

Ütopya tam bir distopyaya dönüşürken, başta martılar, bu gidişe başkaldıranlar da vardır...

"Livaneli'nin bu benzersiz yaratıcı romanında, insan yapısı otoriteyle karşı karşıya... Yazar bizi dünyamız üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyor. Mutlaka okunmalı."
-Prof. Lenore Martin, Harvard Üniversitesi-

"Romanı bitirdiğinizde, bir yurdu yok eden kişilerin, küçük bir adayı da kolaylıkla yok etmesinin doğal olduğunu anlıyorsunuz."
-Hasan Akarsu, Cumhuriyet-
(Tanıtım Bülteninden )
Yaşar Kemal'e göre Zülfü Livaneli'nin büyük bir romancı olarak kendisini kabul ettirdiği romanıdır. Gerçekten de okurken bir dünya klasiği okuyormuş gibi hissettim. Yaşar Kemal'in de referansı ile son derece beğendiğim bir kitap oldu kendileri.

Son Ada, konu olarak bir ütopyanın distopyaya dönüşme hikayesini anlatıyor. Yazarın kitaptaki tabiri ile Son Ada, son sığınak, son insani köşedir ve sakinlerinin tek istediği bu dinginliğin bozulmamasıdır. Fakat bir gün adalarına "başkan" isminde eski bir albayın gelmesiyle işler hiç de istedikleri gibi gitmemeye başlar. Bu "başkan" önce adanın huzurunu ve sessizliğini bozar ve daha sonra yönetimi ele geçirerek ada sakinlerine diktatör bir şekilde hükmetmeye başlar. Konuya ilişkin bu kadar bilgi vermek yeterli diye düşünüyorum.

Bu kısımdan sonraki anlatacaklarım ise bir kısım "spoiler" özelliği gösterebilir. Bu sebeple dikkatli okunmalıdır.

Zülfü Livaneli kitap boyunca ada sakinlerinin başkana karşı direnç gösterememesini eleştiriyor. Ada sakinleri birçok yerde haksız olduklarını bildikleri başkana karşı gelip baş kaldıramıyorlar. Protesto dahi etmiyorlar. Yavaş yavaş da başkanın diktatörlüğü perçinlenmiş oluyor, halkın bu kabullenişi karşısında. Kitabın 52. sayfasında yer alan şu alıntı aslında bu bahsettiğim konuyu özetliyor:

"Şimdi geriye dönüp baktığım zaman, bu tavrımızın aşırı bir tembellikten, uyuşmuşluktan kaynaklandığını açıkça görebiliyorum. Hiçbir şeyi protesto etmiyorduk, karşı çıkmıyorduk. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!" diyor ama yılanın bize de dokunacağını hesap edemiyorduk."

Bir haksızlığa karşı çıkmak veya zulme karşı gelmek için illa yılanın bize dokunması gerekmiyor. Montesquieu'nun dediği gibi " Bir tek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yönelmiş bir tehdittir."

Kitapta bazı karakterler veya imgeler dikkatimi çekti. Onlardan ikisine değinmeden geçmek istemiyorum. Bu karakterlerden ilki ada sakinlerinden olan "yazar" lakaplı kişi. Yazar ilk günden beri başkana karşı gelebilen ve başkanın adayı felakete sürükleyeceğini görebilen entelektüel bir kişiliktir. Her zaman doğruları söylese de "yazar" bir süreden sonra halk bu karaktere bir "vatan haini" edasıyla yaklaşıyor. Ancak her şeye rağmen "yazar" doğru bildiklerini söylemekten vazgeçmiyor.

İkinci dikkatimi çeken simge ise, martılar oldu. Martılar adanın en eski sahipleridir ve başkan martıları adadan göndermeyi geldiği ilk günden aklına koyuyor. Modern hayatta martılar ile aynı adada insanların yaşamasını bir utançmış gibi anlatıyor ve halkı ikna ediyor. Bu kısımları okurken İstanbul'da eskiden ne kadar çok martı olduğunu hatırladım. Yaklaşık 15 sene öncesinde İstanbul'da çokça martı görüyorduk; fakat şimdilerde sayıları bir hayli azaldı. Çünkü maalesef "modernleştik."

Martılarla ilgili ikinci değinmek istediğim konu ise, adadan sürgün edildikten sonra insanların başına taş yağdırmaları oldu. Bu kısımda dini bir hikaye olan "ebabil kuşu hikayesi" geldi aklıma. Livaneli romanın bu kısmında ebabil kuşu hikayesine bir atıfta bulunarak insanlığa ders verme amacı gütmüş veya aba altından sopa göstermek istemiş olabilir...

Yine kitapta mevcut siyasi iktidara ilişkin sıkça eleştiriler ve inceden inceye laf sokmalar mevcuttu. Fakat hiçbiri rahatsız edici bir nitelikte değildi. Zaten Livaneli de bu kitap için en siyasi kitabım demekten çekinmiyor... Netice itibarıyla kurgusunu ve mesajlarını çok beğendim. Hem güncel hem de evrensel nitelikte bir kitap. Herkese tavsiye ederim.
Metnin içeriği hakkında bilgi verebilir...
Son ada okumaya başladığım ilk andan itibaren beni içine çeken bir roman oldu. Kitabın konusu kısaca: Sadece kırk ailenin yerleştiği kimsenin bilmediği bir adada başlıyor. Bu adada insanlar huzur ve eşitlik içinde yaşıyor. Buradaki yaşam hayatın bütün streslerinden uzak, politik ve siyasi çekişmelerin dışında bir yerdir. Daha sonra darbeci albayın buraya gelerek bir takım uygulamalarından sonra “Cennet Ada” yitirilir. Aslında kitabı ilk elinize aldığınızda bir ütopya kitabı okuyacağınızı düşünüyorsunuz ama öyle değil. Kitap bir ütopya sayılamaz. Yazarın vermek istediği mesajı örtülü bir şekilde vermiş sadece. Kitapta sözü edilen ada aslında bizim kendi vatanımız Türkiye’dir. Eskiden herkes Türkiye’de huzur içinde yaşıyor ama sonra işler değişiyor. (Yazarın burada pek haklılık payı yok. Çünkü millet olarak bizler kendimizi bildik bileli sürekli bir açmazın içindeyiz) Son Ada tamamen yazarın özlem duyduğu eski huzurlu Türkiye’dir. Herkes bu adada eşittir. Kimse mülkiyet hakkına sahip değildir. Adanın ormanlarındaki çam fıstıkları herkes tarafından ortak çalışmayla toplanır ve gelir eşit şekilde dağıtılır. (Tabi burada iki sorun var. Birincisi bu düşünce komünist düşünce yapısının bir hayalidir. Fakat bu hayal geldiği her yerde yine kan ve gözyaşı getirmiştir. Hiçbir yere bir huzur ve eşitlik getirdiğine şahit olan kimse yoktur. İkincisi ise eşitlik ve adalet kavramlarının tartışılmasıdır. Bir yerde eşitlik mi sağlanmalıdır yoksa adalet mi? Benim şahsi kanaatim eşitlik olan yerde zaten adaletsizlik vardır. Fakat bu ayrı bir tartışma konusu olduğu için çok fazla bu konudan söz etmeyeceğim.) Daha sonra bu adaya emekli olan darbeci bir albay gelir. ( Kenan Evren’in kast edildiği çok açıktır.) Bu darbeci albay adaya geldiği gibi bir sürü değişlik yapmaya başlar. İlk yapacağı şeylerden biri de martıları düşman ilan etmesidir. Martılar düşman ilan edildikten hemen sonra martılara karşı bir katliam yaşanır ve martılar da saldırıya geçerler. Bunun üzerine halk kendine gösterilen düşmana karşı açıkça tavır alır ve barış içindeki adada artık savaş başlar. ( Burada yazar gerçekten eşine az rastlanacak bir şekilde alegorik bir anlatıma başvurmuştur. Daha önce bu şekilde başarı sağlayan iki öykü okumuştum: “Martı ve Küçük Karabalık.” ) Sonrasında martılar ile baş edilmeyeceği anlaşılınca martılara karşı adaya tilkiler getirilir. (1980 öncesi gibi ilk olarak bir düşünce taraftarları düşman seçilir. Ardından düşmana karşı ayrı bir düşman ortaya sürülür. Bu iki düşman birbirini yer.) Fakat ummadıkları bir şey olur ve tilkilerin martıları yemesiyle ortaya bu sefer yılanlar çıkmaya başlar. ( 1980 sonrasında aslında ülkede anarşi bitecekken kimsenin hesap bile etmeği şekilde, o andaki boşluktan yaralanarak en büyük terör örgütleri kuruldu.) Ada artık yaşanmaz bir hal almıştır. Yılanlardan, tilkilerden ve martılardan dolayı insanların için artık o ülke yaşanmaz hale gelmiştir. O ülkeyi de o hale getirenler hiçbir suçları yokmuş gibi ortada dolaşırlar. Adadaki halk ilk olarak kısık sesle bu olanlara karşı çıksa da sonradan herkes albaya uymuştur. Onun dediklerini yapmışlardır. Adada ismi geçen yazar ise adanın aydını olarak geçmektedir. Sürekli albaya muhalefet etmekte halkı uyarmaktadır. Kendini halka anlatamayan yazar, halkında bu tavrını bir türlü anlayamaz. İşin sonunda her cuntada olduğu gibi bu muhalifte önce kelepçelenir ve bir daha akıbeti hakkında kimse bir şey duymaz. ( Özellikle yazar üzerinden ülkedeki aydın kesimin hali anlatılmaya çalışılmış. Derin hayallerde bile “aydın kesim” kendini halka anlatamamış. Görüldüğü üzrede bunun sonucunda halk suçlanmış. Keşke yazar birazda bu aydın kesim “neden kendini hakla anlatamıyor” diye sorsaymış.) Neticede ada herkesin gözü önünde yok olur. Artık yaşanmaz. ( Ülke de böyle giderse yakında yanacak ve Türkiye artık yaşanmaz bir ülke olacaktır mesajı verilmiş.)
Tabi bu kitap 1980 dönemi Türkiye’si için yazılmıştır. O günden bugüne değişen çok şey oldu. Örneğin millet kendine darbe yapmaya çalışanlara karşı bir darbe indirdi. Adadaki halk gibi korkup köşeye çekilmedi. Yazarın ayrıca verdiği mesajlarda katılmıyorum. Bu ülke ve bu ülkenin insanı muhtemelen gelecekte de çok büyük acılar yaşayacaktır. Fakat bu ülkeyi yakmaya Allah’ın izni ile kimse muvaffak olamayacaktır.
Sonuç olarak kitaptaki siyasi düşünceler ve yazarımızın genel olarak siyasi düşünceleri tutarsız bulsam ve eleştirsem bile Edebiyat Dünyamız açısından ardında çok güzel bir eser bırakmıştır. Böyle başarılı, sade, anlaşılır ve akıcı bir romanla edebiyat dünyamıza katkıda bulunduğu için kendisine teşekkür ediyorum. Bu incelemeyi okuyan herkese de uyanık olarak kitabı okumasını tavsiye ediyorum.
Son olarak bu darbeci albay yaptığı her şeyi demokrasi ve medeniyet adına yapmıştır. Bu aklıma ABD’nin Irak halkına demokrasi getirmesini aklıma getirdi.
Sözlerimi Mehmet Akif’in dizleri ile bitiriyorum:
Medeniyet denilen maskara mahluku görün
Tükürün maskeli vicdanına asrın tükürün.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (16.013 Oy)19.950 beğeni45.725 okunma3.603 alıntı193.165 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (10.027 Oy)11.826 beğeni29.705 okunma1.694 alıntı155.180 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.157 Oy)13.983 beğeni36.268 okunma3.798 alıntı154.029 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.265 Oy)9.264 beğeni27.666 okunma2.940 alıntı121.924 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.952 Oy)9.222 beğeni30.303 okunma918 alıntı146.883 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.761 Oy)9.722 beğeni27.330 okunma2.008 alıntı126.397 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.797 Oy)8.411 beğeni24.088 okunma960 alıntı96.046 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.940 Oy)9.474 beğeni26.696 okunma1.830 alıntı136.385 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.245 Oy)5.691 beğeni18.298 okunma1.157 alıntı64.040 gösterim
  • Bin Muhteşem Güneş
    8.9/10 (5.037 Oy)5.595 beğeni16.874 okunma1.005 alıntı79.723 gösterim
HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR!

Martin Nirmöller ;
1892-1984 yılları arasında yaşamış alman rahip yahudilere karşı soykırıma karşı olmamış ve daha sonra pişmanlığını şu şekilde dile getirmiştir;



“Naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim. Sonra yahudiler için geldiler ve bir şey demedim çünkü yahudi değildim. Sonra sendikacılar için geldim ve bir şey demedim çünkü sendikacı değildim. Sonra katolikler için geldiler ve bir şey demedim çünkü katolik değildim ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı. “

“Medeniyet” ne tumturaklı sözcük değil mi? “Medeni olmak! “ neydi ki medeni olmak? Jilet gibi takım elbiseler,porselen makyajlar, amblemine, markasına bakılan kıyafetler,saatler, tek taşlar, bunlar mı bizi medeni yaptı ? Gücün,iktidarın peşinde ,çöplerin etrafında fır fır dönen kara sinekler gibi dönerek mi medeni olduk ?
Gücü elinde barındıran, demokrasi adı altında ki hiyerarşik sistemlere göz yumarak mı medeni olduk?
Sahi biz hiç medeni olduk mu?
Avcı toplayıcılıktan, çatal bıçağa uzanan bu uzun yolculukta biz neden medeni olmaya çalıştık?

İnsanlar içgüdüsel olarak topluluklar halinde yaşamaya meyillidir elbet. Kimse sürünün dışında kolay kolay kalmak istemez ve bu zaman zaman insanların ardını düşünmeden tamamen çemberin dışında çıkmamak adına tavizler vermesiyle sonuçlanır. Sırf desteklediği iktidar partisi istiyor diye bugün A dediğine yarın B ertesi gün C diyebilir. (Sonra da kandırıldık der o ayrı :} )

-20 Mart 2003’de Amerika’nın Irak işgali
-1991-1995 Srebrenitsa Katliamı
-1996-1997 Kongo İç savaşı
-1955- 1975 Vietnam savaşı
-1986-1988 - Halepçe Katliamı
-1996-2011 Afganistan İç savaşı
-15 Mart 2011 -Suriye iç savaşı
Vs. vs. vs.

Bu ülkelerin hemen hepsi ,gelişmekte olan “muasır medeniyetler seviyesine “ henüz ulaşamamış, teknolojisi,silah sanayi gelişmemiş, dışa bağımlı ülkeler. Peki ya bu “muasır medeniyetler seviyesinde ki ülkeler “ ne yapar ne eder ?
Hemen anlatayım, bilimde ,teknolojide hep bir adım önde olduğu için ülkende savaş çıkarıp önce sana silah satar ,akabinde sınır komşuna füze kalkanı satar,akabinde sana füze kalkanını imha edecek bir silah daha satar akabinde füze kalkanının bir üst modelini sınır komşuna satar. Ülkene,şehrine demokrasi getireceğim diyerek hanene hiç çekinmeden tecavüz eder o muasır medeniyet. Ve sen ,muasır medeniyet seviyesinin vatandaşı olan sen! Asla ses çıkarmak gelmez içinden ülkenin barbarlığına,çünkü devletin teröristlere hadlerini bildiriyordur. Muasır medeniyetler seviyesinde değilsen, pastada ki dilimini muasır medeniyetler kapar. Boğuldunuz değil mi? Geçelim.

Son Ada alegorik tarzda yazılmış bir roman,nedir alegorik roman şöyle ki; içinde anlatılmak istenilen her şey bir sembolün ardına saklanmış, bul beni,beni buuuuul diyerek yazılmış roman örnekleridir.

Türünün en iyi örneklerinden biri olabilecek kadar iyi bir roman, Livaneli bu kitabı için en siyasi kitabımdır diyor. Türkiye’nin 80 darbesinden sonra ki siyasi ve sosyal yapısını ,genç yaşlarda tecrit edilen, fişlenip hapishanelerde işkence gören, cesedi dahi bulunamayan, farklı düşündüğü ,orduya biat etmediği için anarşist,terörist ilan edilen sade vatandaşların öyküsü. Kitabın bir çok yerini gözlerim doldu,Zülfü Livaneli kendi de söylediği gibi içinden gelerek,kuralsız yazıyor. Gerçekten epey etkilenerek ve çok beğenerek okudum.

Vicdanınızı yoklamaya hazırsanız,buyrun okuyun.

Bitirmeden bir Martı şiiriyle veda etmek isterim;

Süt beyaz bir martıyım açıklarda
Gemilere ben yol gösteriyorum,

Buğday ve ilaç yüklü gemilere

Bir kanat vuruşta bulutlardayım;

Bir süzülüşte vatanım dalgalar!

Cahit Sıtkı Tarancı

“Unutmayın bayım,bir gün mutlaka martılar kazanacak! “
Son Ada, son sığınak, son insani köşe... Livaneli'nin belki de okuduğum en iyi kitabıydı. Dehşetle, üzüntüyle, sinirlenerek okudum. Ister istemez kıyasladım her cümleyi yaşadıklarımızla.

Dünyanın karmaşasından, şiddetten, haksız ölümden kaçan bir grup insanın hazin hikâyesi Son Ada. Kaçtıkları her şey ile bir kez de burada karşılaşan, yine (!) seslerini çıkaramayan, savunamayan, kabullenen, boyun eğen bir grup insan. Eskiden nasıl yaşadıklarını unutup, günü kurtarmaya çalışan bir topluluğun son çırpınışları. Susmayan ve olacakları önceden gören arkadaşlarını dışlayan, sonunda arkadaşlarının haklı çıktığını acı bir tecrübeyle anlayan bastırılmış çoğunluk.

Hem konu hem de karakterler bakımından bir hazineydi Son Ada. "Başkan" kurulu düzene sonradan katılan, her şeyi değiştiren, halkı "anarşizme karşı" örgütleyen bir devlet büyüğü (!) olarak çıkıyor romanda karşımıza. Bir bildiği vardır diyerek her lafına evet diyen bir kitlenin başkanı oluyor bu kez. Yavaş yavaş tüm adada hakimiyet kurup tüm kontrolü ele geçiriyor. Ama toplumumuzda da olduğu gibi, bu baskıya boyun eğmeyen bir "hain" çıkıyor ve romanda "yazar" olarak bahsediliyor ondan. (Başkanın hayatı boyunca başa çıktığı, bu zihniyetteki insanlara her yerde rastladığını, biz bunları çok gördük cümlelerini okuyunca neler canlandı gözümde bilseniz dostlarım...) Bir de "martılar" var ki, adanın asıl sahibi. Halkla birlikte yaşayıp giden ama bir anda adaya gelen "Köpekbalığı Başkan" tarafından dengeleri alt üst olan martılar. Kitaptaki katliamı içim parçalanarak okudum... Olmayan bir düşman yaratmanın ne denli kolay başarıldığını bir kez daha görmek beni çok korkuttu.

Son Ada'yı okurken aklıma sürekli Gezi Parkı geldi. Direnen insanların nasıl püskürtülmeye çalışıldığı, halkın bir anda galeyana gelip ikiye bölündüğü, onurlu bir direnişten çıkan sarsıcı sonuçları düşündürdü bana okuduklarım. Yani dostlarım, yaşadığımız ülke de bizim Son Ada'mız! Tüm diktatörler "Başkan", bütün boyun eğmeyenler "Yazar", çaresiziz diyerek zulmü kabullenen ise maalesef "Halk" olarak canlandı gözümde. Bizim "Son Ada'mız" umarım böyle yanmaz, yıkılmaz umutlarıyla bitiriyorum cümlelerimi...
1K'nın değerli kitapsever üyeleri;
Öncelikle bulunmaktan büyük bir keyif duyduğum bu platformda ilk incelememi yapacak olmanın heyecanını yaşadığımı belirtmeliyim. Zira bunu gerçek manada etkili ve ustaca yapan birçok okuyucu var. Onların keyifle okuduğum ve insanı kitapların dünyasına çeken incelemelerinin yanında benimkisi bir inceleme denemesinin ötesine geçemez elbette.
Ayrıca beni bu incelemeyi yazmaya teşvik eden, cesaretlendiren (burada tanıştığım, önceden tanıdığım) arkadaşlarıma teşekkür ediyor incelemeye geçiyorum.

İlk olarak kitabın çok yönlülüğüne değinmek istiyorum. Son Ada'yı salt bir roman gözüyle okumak haksızlık olur zira. Kurgusu, diyalogları ve hissettirdikleriyle çeşitli insan, toplum psikolojisini birarada görme fırsatını veriyor kitap size .

"Son ada, son sığınak, son insani köşe..." tanımlamasını içselleştirdiğiniz ölçüde yaşanmış yahut yaşanmakta olanları kıyaslamaya başlıyorsunuz ister istemez kitaptaki karşılığıyla. Çoğu zaman taraf tutuyorsunuz hâtta.

Bazen sevdiğiyle birlikte olmanın adı, bazen bir kara parçası; huzuru yaşatan, bazen de insanın sırlarıyla başbaşa kaldığı bir ev son ada, son sığınak.Yani bir şekilde herkesin mutluluğu bulduğu bir ütopya. Peki bir gün burayı yok etmek isterlerse?..
İşte asıl hikaye o zaman başlıyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılardan, nasıl oldu da kandırıldık? diyenlere; biliyordukta söyleyemedik diye kıvrananlardan, söyledik ama kördü gözler, sağırdı kulaklar diyip gerçeği haykıranlara rastlıyorsunuz satırlarda. Ve hepsi tanıdık geliyor bir yerlerden. Şaşırıyorsunuz.

Kısacası "huzuru seçen iyi insanların ülkesi"nden çıktığınız yolun, vahşetin ortasına götürülüşüne tanık olduğunuzda afallıyorsunuz.

İşte tüm bunları hissettiren bir kitaptı "Son Ada" benim için. Yazarın okuduğum kitapları arasında en beğendiğim eseriydi diyebilirim. Bu nedenle okumanızı tavsiye ediyor incelememi sonlandırıyorum.
Değerli vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederek bazılarımızın son adası olan kitapların dünyasında keyifli okumalar diliyorum. :)
Daha önce kimler üstü kapalı veya açık olarak yazmadı ki konuyu. George Orwell da yazdı, Gabriel Garcia Marquez de yazdı. Kimileri dalga geçerek acıyı komedi gibi göstererek kimileri hayvanlar üzerinden ,kimileri hayali masallarla yazdı bu güne kadar. Kimi yazarlar ise geşmişte olan aynı olayları tüm gerçekliğiyle bir tarihçi olarak yazdı. Kimileri ise insanların bu yüzden çektiği ızdırapları roman türünde kurgulayarak yazdı. Bir çok yönetmen ve senarist ise sinema filmi olarak yaptı. Ama hepsinin amacı aynıydı. İnsanları ve ülkeleri diktatörlerden ve diktatörlükten korumak. Bunun için yapılması gerekenleri halka anlatmak. Ama başarılı olabildiler mi ? Maalesef ki kocaman bir HAYIR.

Diktatörler geçmişte de vardı, bugün de var , bu gidişle gelecekte de olacak. İnsanlar her türlü acıları bu mahluklar yüzünden geçmişte de çektiler, Günümüzde de hala dünyamızın çeşitli yerlerinde ızdırap çekiyorlar ve maalesef insanlık gelecekte de aynı acıları çekecek. Çünkü İnsanlar bir türlü olacakları göremiyorlar.

Zülfü Livaneli de bir insan ve bir yazar olarak, yazdığı bir ada hikayesiyle insanları bu tür bir tehlikeye karşı uyarıyor. Son Ada' nın esas ana teması budur.

Kitapta, cennet gibi güzel bir adada mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşayan insanların, ülke yönetiminden emekliye ayrılmış bir diktatörün gelip adaya yerleşmesi sonucu, adadaki değişen yaşam şekli, çekilen ızdıraplar ve çok az sayıdaki insanın verdiği mücadele anlatılıyor. Ve tabii ki insanların ve adanın akıbeti de.

Yazar, her şeyi o kadar muhteşem kurgulamış ki, bunların her olaya yaklaşımını ve emellerine ulaşana kadar ki söylemlerini, savunmalarını, insanlara yaklaşımlarını kısaca her türlü taktiklerini çok güzel bir şekilde romanlaştırıp bir masal havasında ama, tüm gerçekçi yönüyle gözler önüne sermiş. Daha ne yapsın.

Kitabın konusu hakkında daha fazla şeyler yazmak istemiyorum. Çünkü bundan sonra yazacağım her cümle, spoiler özelliği taşıyabilir düşüncesindeyim. Böyle bir şey yaparak ta verilen emeğe saygısızlık etmek kesinlikle istemem.

Ben, Zülfü Livaneli'nin en harika kitaplarından biri olarak değerlendirdiğim bu eserinin, mutlaka okunmasının ve verilen mesajların doğru olarak algılanmasının gerektiği düşüncesindeyim.
Serenad ile beni büyüleyen yazar bir kez daha hayran bıraktın kendine....

Son Ada Livaneli'nin 2009 yılı Orhan Kemal Roman Armağanı ödülüne layık görülen kitabıdır.

" Son Ada, belli bir ülkeyi anlatmamasına karşın, belki de benim en politik romanım. Türkiye ve dünya hakkında düşündüklerimi, ıssız bir adada yaşayan insanlar, martılar ve bir diktatör ekseninde yazıya dökmeyi yeğledim." diyor yazar gerçekten başarmış.

"Son Ada,son sığınak,son insani köşe..."

Dünyadan, insanlardan ,her şeyden uzakta, herkesin huzurla yaşadığı bir adanın yani bir ütopyanın distopyaya dönüşmesi martılar,diktatör, yazar ve ada sakinleri üzerinden anlatılmış.
 
Okurken kişisel ve politik sorunlar yüzünden doğaya verilen zararları, korkunun insan üzerindeki etkisini,yanlışı başka bir yanlışla düzeltmeye çalışmanın yanlışlığını bir kez daha hatırlamış olacaksınız.Bir de yarını düşünmeniz, dünü unutmamanız,anı yaşamanız gerektiğini.

Çok beğendim arkadaşlar ben kitabı size de okumanızı tavsiye ediyorum.Sevgi ile kalın.
Tüm kitaplarını okuduğum Zülfü Livaneli'nin, diğerleri kadar değeri bilinmemiş, lakin benim en çok beğendiğim kitabıdır. Hayvan Çitfliğini okuyanlar muhakkak bunu da okumalılar.
"... son sığınak , son insani köşe "

Zülfü Livaneli ile tanışma kitabım olup çok akıcı bir dil ve üslupla ilerlediğini söyleyebilirim .
Livaneli okumaya devam edeceğim .
Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum .
İyi okumalar .
Zülfü Livaneli’nin okuduğum bilmem kaçıncı kitabı. Düşünüyorum kendi kendime bir insan her kitabında bu derece ayrı dersler ayrı fikirler ayrı güzellikler katabilir mi okuruna ? Livaneli’nin başarısı , sanatı inkar edilemez bir gerçek oldu artık. Livaneli bu kitabında çok düşündürücü etkiler yaratıyor insan üzerinde. Kitapla ilgili çok ipucu vermek istemiyorum. Kısa bir konusunu anlatıp devam etmek istiyorum. Kitap bugünün koşulları altında imkansız denebilecek ütopya diye adlandıracağımız cennet gibi bir adada geçiyor. Daha sonra adaya darbeci bir başkanın gelişiyle ütopyanın distopyaya geçişini görüyoruz. Çoğunluğun aldığı kararlar, yanlış demokrasi yanılgısı , demokrasi adı altında sömürü, hırs, güç isteği, yanlışlara kulağını kapatan insanlar ve beraberinde gelen felaketler. Kitabı kapattığınızda kendinize çok soru soruyorsunuz . Çoğunluk her zaman haklı mı ? Çoğunluğun aldığı karar yanlışta olsa buna demokrasi diyebilir miyiz ? Çoğunluğun istediğini yapması ne kadar doğru ? Çoğunluğun herşeyi yapması normal midir ? Demokrasi dediğimiz şey gerçekten nedir ? Sonuç olarak karşınıza politik bir tiyatroyla çıkıyor Livaneli.
Son Ada...Nasıl anlatılır bilmiyorum... Verdiği edebi zevkin yanında insanın bakış açısını genişleten, dününü, bugününü daha iyi anlamasını sağlayan ve ben bu toplumun hangi kesimindeyim diye kendinizi sorgulayarak okuyacağınız, herkesin kendinden bir parça bulabileceğine inandığım kesinlikle okunması gereken bir kitap...
Zülfü Livaneli'nin kitaplarını hep merak etmişimdir ama bir türlü okumaya fırsat bulamadım. Aklımda başka kitapla okumaya başlamak vardı aslında ama okulumdaki kulüpte düzenlenen toplu kitap okuma etkinliğinde oy birliğiyle bu kitap seçildi ve böylelikle ilk Livaneli kitabım 'Son Ada' oldu.
Kitaba gelirsek; kolay anlaşılır, akıcı bir dili vardı. Yazar kitabın başından itibaren aralarda ufak ufak spoiler vermesine rağmen bu durum beni rahatsız etmedi. Aksine bu ufak spoilerlarla merakım arttı diyebilirim.
Kitabın adından da anlaşıldığı üzere olay adada yaşanıyor. Issız bir adayı alıp şehir hayatından kurtulmak isteyen bir adam, bu adayı satın alır ve buraya yerleşir. Daha sonra adada tek başına yaşamak istemediğinden başka insanları da adaya çağırır. 40 haneye ulaştıktan sonra birlikte huzur içinde bir hayat sürerler. Martılarla birlikte yaşayan adalılar hayatlarından oldukça memnundur ki 'o' gelene kadar. O yani başkan, emekli olduktan sonra sakin bir hayat ister ve böyle bir adanın varlığında haberdar olunca bu adaya taşınmaya karar verir.
Her şey başkan adaya gelmesiyle değişir ve acaba neler olur ?
Livaneli bu kitabında okuyucuya birçok mesaj veriyor. Kitabı beğendim ve okumanızı tavsiye ederim. Ağır kitaplardan sonra okunabilecek sade bir kitap diye düşünüyorum.
Şimdiden iyi okumalar :)
İnsanlar eşit değildir. Güçlüler ve zayıflar vardır ve hayat bunlar arasındaki mücadeleden ibarettir.
Zülfü Livaneli
Sayfa 62 - Doğan Kitap

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Son Ada
Baskı tarihi:
Eylül 2013
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050916362
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Son Ada
Son Ada
"Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir."
-Yaşar Kemal-

Son Ada'nın adsız anlatıcısı, adını kendisinin koyduğu bu yeri "son sığınak, son insani köşe" olarak niteliyor. Anlattığı, nerdeyse bir ütopya: "Herkes elinden geldiği kadarını, içinden geldiği kadarını yapıyordu." Ancak bu durum uzun sürmez: Ülkenin darbeci başkanının emekliliğini huzur içinde geçirmek için adaya yerleşmesi, bu cennet adada yaşayanların huzurunu kaçıracaktır.

Başkan, Son Ada'yı her tür "anarşi"den kurtarmaya kararlıdır. Adanın halinden hoşnut toplumunu "çoğunluğun oyları neyi işaret ediyorsa onu yaparak" oluşturduğu "kurul"lar eliyle yönetmeye, adanın ağaçlıklı yolunu "park ve bahçe geleneklerine göre düzenlenmiş" bir hale getirerek başlar. Görünüşte her şey demokratik geleneklere uygundur.

Ütopya tam bir distopyaya dönüşürken, başta martılar, bu gidişe başkaldıranlar da vardır...

"Livaneli'nin bu benzersiz yaratıcı romanında, insan yapısı otoriteyle karşı karşıya... Yazar bizi dünyamız üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyor. Mutlaka okunmalı."
-Prof. Lenore Martin, Harvard Üniversitesi-

"Romanı bitirdiğinizde, bir yurdu yok eden kişilerin, küçük bir adayı da kolaylıkla yok etmesinin doğal olduğunu anlıyorsunuz."
-Hasan Akarsu, Cumhuriyet-
(Tanıtım Bülteninden )

Kitabı okuyanlar 4.766 okur

  • Ebru Şahin
  • Alev Hasret Karabudak
  • Fatma AVŞAR
  • Gökhan Alkan
  • Güneş Üçcan
  • Selda Er
  • CEYDA ŞEN
  • merve ozem
  • Faruk Bilik
  • Ayşe Tuğçe Korkmaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.6
14-17 Yaş
%7.1
18-24 Yaş
%14.8
25-34 Yaş
%26.9
35-44 Yaş
%27.4
45-54 Yaş
%10.4
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.7
Erkek
%27.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37.5 (610)
9
%26.1 (425)
8
%20.5 (333)
7
%8.9 (145)
6
%3.4 (55)
5
%1.4 (23)
4
%0.5 (8)
3
%0.4 (7)
2
%0.2 (4)
1
%0.1 (2)

Kitabın sıralamaları