Kırlangıç Çığlığı

·
Okunma
·
Beğeni
·
17.509
Gösterim
Adı:
Kırlangıç Çığlığı
Baskı tarihi:
Şubat 2018
Sayfa sayısı:
398
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051852478
Kitabın türü:
Çeviri:
Kapak: Lom Creative
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Acıyı gördüm. Gözlerinin ortasında bir çiçek gibi büyüyen irisin önce ağır ağır büzülmesini, ardından çığlık gibi ansızın patlamasını gördüm. Titreyen dudaklar, bal mumuna dönüşen yüzleri, çöken yanakları, irileşen elmacık kemiklerini, birer mağara gibi derinleşen göz çukurlarını, kurumuş ağızların içinde pelteleşen dilleri gördüm.



Anladım ki benliğimizin farkına vardığımız an, acının pençesinde kıvrandığımız andır.



Çığlık değil, ürperiş değil, evet, nereden geldiğini bilmediğim o vahşi iniltiyi kalbimin derinliklerinde duydum. Soluksuz kaldım, boğazım kupkuru, alnım ateşler içinde, tuhaf bir hülyaya kapılmışım gibi sürüklendim o dipsiz boşlukta. Hayatın en karanlık sırrıyla yüzleştim.



Karanlığın her aşamasından geçtim, akan kanın sesini duydum, ölümün serinliğini damarlarımda hissettim.



Geçmişin kamburunu çoktan söküp attım sırtımdan.



İnsanın insanı öldürdüğü o ilk ânı gördüm, katilin zafer haykırışını, kurbanın korku çığlığını işittim.



Her an uyanmaya hazır o muhteşem dürtüyü bastırmak, insanlığın en masum haline, en saf doğasına dönmemek için yıllarca ihanet ettim kendime. Kendimle birlikte bütün dünyayı da kandırdım. Neredeyse başaracaktım ama bırakmadılar, benim adıma onlar öldürmeye başladılar.



İşte bu yüzden geri döndüm...
~Dinlence yazarı Ahmet Ümit~

Bilgi bankasından bilgi toplar zihnimiz...
"Bu bankada para yerine kullanılan şey kitaplardır." Yine bu bankada binlerce farklı insan çalışır. Bazen bir Kafka çıkar karşımıza ve acı satın alırız. İnsan olduğumuzu hatırlatır bize. Bazen bir Dostoyevski 'ye denk geliriz ve bize Vicdan' ı öğretir. Öyle değil mi önemi ne büyüktür bizler için. Bir bakarsınız Turganyev ağzında sarma sigarası ve size hiçkimse olmanın keyfini anlatır. Dinlersiniz, öyle güzel konudur ki, aslında konunun güzel olduğunu siz onun hitabetinden kaynaklandığını anladığınızda aradan günler geçmiştir...

Tabi bu binlerce çalışandan biri de Kari' lerdir, yani okuyucular. Bu okuyucular tüm bu bilgi edinimlerinden sonra yorulurlar. Öyle ya onlar da insanlar. Bu insanlar dinlenecek ki diğer çalışanların öğrettiklerinden bir şeyler anlasınlar... Yorulan insanlar altından gümüş sular akan nehirler üzerinde, tüm sinir sistemlerini gevşeten müzikler eşliğinde, tatları hiç tadılmamış meyve ağaçları, envayi çeşit zevkler üzerine dizayn edilmiş dinlence diyarlarına gidip dinlenmek ihtiyacı hissederler... Bu dinlence diyarının başında da Ahmet Ümit bulunur...

Ahmet Ümit ve alegorisi...
İşte benim için bütün mesele bu...

Anlamsal olarak yoğun kitaplar okuyacak ruh halinde değil misiniz?

Sinirleriniz mi bozuk?

Ciltli kitaplar gözünüzü mü korkutuyor?

İlacımız Ahmet Ümit...

(Polisiye roman önyargısı diye bir tabir vardır. Bu önyargıyı beslemeyeler için... İçerikle ilgili en ufak bir inceleme yapamam. Spoiler en çok canımı sıkan durumlardan bir tanesi. Yazarın üslubu, yeteneği, şuyu buyunu daha önceki incelemelerde dile getirmiştim. Yerli Agatha olduğunu duyduğunuzu farz ediyorum.)

~~~Keyifli okumalar~~~

Ha bu arada, her defasında bu sefer tahmin edicem diyip bir türlü bulamıyorum katili. Ne sinir bozucu güzellik.
Bir Başkomser Nevzat romanını daha heyecanla okuyup bitirmenin mutluluğu ve aynı zamanda burukluğu içinde yazıyorum incelememi. (Uzun olacak ama konunun hassasiyeti nedeniyle bugün böyle olacak.) Bu kez diğer Ahmet Ümit romanlarından daha çok etkiledi beni Kırlangıç Çığlığı. Çünkü konu hepimizin, Türkiye'nin ve hatta dünyanın en çok konuştuğu çocuk tacizi idi. Bu okuyacaklarınızın hiçbiri ipucu değildir, kitap ile ilgili aşırıya kaçan bilgi içermeyecektir. (Bavul Dergi mart sayısı kitabın ilk bölümünden bir kesitte konu hakkında bilgi veriyor.)

Önce kısaca kitap konusuna değinmek istiyorum. İstanbul'da işlenen seri cinayetler sonucunda iş yine Nevzat Başkomser ve ekibine düşer. Onlar bir yandan "Körebe" lakaplı katilin peşindeyken bir yandan da Suriyeli sığınmacılar ile ilgili konularla uğraşırlar. Ve iki olay hiç beklemedikleri bir yerde kesişir.
* "Körebe" kimdir, neden cinayet işlemektedir?
* Öldürülen kişiler neye göre seçilmiştir?
Bu ve daha birçok sorunun cevabını bulacaksınız "Kırlangıç Çığlığı" okurken.

Ahmet Ümit'i tebrik etmek ve böyle bir kitaba imza attığı için büyük saygı duymak gerektiğini söylemek isterim. Konunun ne derece hassas olduğu konusunda hemfikiriz hepimiz. Ve bu konunun böyle açık ve korkusuz yazılması beni çok etkiledi. Çocuk tacizinin nedenleri, tacizcinin psikolojisi, tacize uğrayanların anlattıkları ve yaşadıkları hayal kırıklığı, değişen hayatlar, umutsuz insanlar, yıkılan hayaller ve daha fazlası ile karşılaşacaksınız kitapta.

Ben okurken öyle çok utandım ki insanlıktan. İnsan olmaktan, onlarla aynı havayı solumaktan utandım. Bir yerlerde yaşadıklarını, yediklerini, içtiklerini bilmekten iğrendim. Masum çocuklara yaşattıkları o kötü anların sonuçlarını ödesinler istedim. Ama bu kadar kolay değil bu elbette... Toplumun her bireyinin iyi eğitim almasıyla, yönlendirilip yerleştirilmesiyle çözüm bulunacak bu ve benzeri canice davranışlara. İnsanlar empati kuracak.

Ama en önemlisi bu konuda yapılması gereken şeylerdir. Umudumuzdur çocuklar. Onlar ailelerinden korkmayacak. Ailelerinin her koşulda yanlarında olduğunu bilecek, susturulmayacak. Sesini yükseltecek onlar. Çocuktur, yanlış anlamıştır deyip üstünü kapatmayacak aileler. Onlara konuşmayı, bağırmayı, sessiz kalmamayı öğretecek anne-babalar. Özgüvenli yetiştirecekler onları. Çocukların da birer birey olduğunu, yaşadıkları her şeyi er ya da geç idrak edeceklerini bilecek ebeveynler. İstismarı engellemek için iletişim kuracaklar çocukları ile. Okullarda da geleceğimizin mimarı öğretmenlerimiz anlayacak çocukların psikolojisini ve yönlendirecek onları. Bu bir adımdır evet. Ama bir adım ile başlar her şey. Bir adım atarsın ve sonra dünya değişir. Dünyayı değiştirmek elimizde dostlarım...

Kitabın okunması, sadece bir polisiye gerilim olarak bakılmaması taraftarıyım. Çünkü ne yazık ki hepsi gerçek... Tavsiyedir.
Seni seviyorum Ahmet Ümit, polisiye türü kitapları sevmiyorum ama seni taaa yıllar önce Eskişehir 'e imza gününe geldiğinde, kalabalık kuyrukta üzerimde üniforma, işe yetişmek için acele ettiğimi fark edip diğer okurlara " memur hanım sanırım işe yetişecek, öncelik versek" dediğin günden önce de bir kaç dakika olsa da ettiğimiz o muhabbet anında ve sonrasında da seviyorum.
Çalıştığım yıllarda çok fazla amir sevmemiş olsam da senin Nevzat Başkomiserini seviyorum.
Çok iyi biliyor Nevzat Başkomiser ;

Sakin bir yaşamı unutup sahiplenmek , ait olmak zorundasındır , bu mesleği seçmeye karar verdiysen eğer.
Boşveremezsin. Yeri gelir , herkes uyurken, bayramda, tatilde, gecenin kör bir vaktinde evinde, annenin babanın, arkadaşının, eşinin ya da sevgilinin yanında kalmayı hayal ederken , en zoru da çocuğunu o kadar özlemişken, onunla olmayı her şeyden çok isterken, çalışmak zorundasındır mesleğinin gereği için.
Vicdanlı davranmak, en gerekenini ve en doğrusunu yapmak için hep bir duruşun , bir iş disiplinin olmak zorundadır.
Tavrın, neşen , niyetin ve moralin ; ne yaşıyorsan yaşa, ister hastalık, ister bir yakınının vefatı , ister özlem isterse bir ayrılık acısı hep iyi olmalıdır ki, etrafındakiler de seninle birlikte iyi olabilsinler. Abla, anne, kardeş, arkadaş, sırdaş, dost, meslektaş olmak zorundasındır en samimisinden.
Objektif bakabilmelisindir tüm olaylara . İnsan olmalısındır sırt sırta verip çalıştıklarına, üzülene , sevinene çare arayana.
Adil olmalısındır dil, din, ırk, mezhep, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tarafsızca durabilmelisin ki kim olursa olsun yanında güvende hissetsin kendini.
Sinirlerin çok sağlam olmak zorundadır mesela; hırsıza, tacizciye, tecavüzcüye , katile , yalancılara , psikopata, küçükten büyüğe yaşlıdan gence gıybetçiye, menfaatçiye, sahtekara, öğrenmişsindir artık anında duygusal tepki vermeye, sinirlenmeye, kızmaya küsmeye hele de alınganlığa hakkının olmadığını, aksi halde adaletli olamayacağını.
Hep kibar olmak, gülümsemek , anlayışlı davranmak zorunda olduğunu düşünürler unutup da insan olduğunu mesela. Ama sevmek zorundasındır insanları, işini, sorgusuz sualsiz , şikayetsiz ve beklentisiz sevmek, çünkü sorumluluğun çok ağırdır polissen eğer.

Çok detaylı anlatır Ahmet Ümit, mesleği , zorluklarını, duygularını ve olaylarını. Sadece bir cinayete, organ hırsızlığına, ya da suça bağlı değildir kitapları. Psikolojik terappide hissederken kendinizi bir bakmışsınız coğrafya turu yaptırıyor bölgelerde, kavimlerde kültürel molalar veriyorsunuz. Aşkı kayıpları, özlemleri, geleceği bir ezginin nağmesinde sorgulatıyor.
Okurları galeyana getiren kitapları merak
ediyorum diyorsanız deneyin pişman olmayacaksınız.
Keyifli okumalar.
Bazı kitap karakterleriyle ister istemez duygusal bir bağ kuruyor insan; Dan Brown okurken gözlerim nasıl Robert Langdon'u arıyor ise Ahmet Ümit okurken de Başkomiser Nevzat'ı arıyor. Onsuz tüm Ahmet Ümit kitapları eksik geliyor bana. Çok özlemişim başkomiserimi ne yalan söyleyeyim. "Beyoğlu'nun En Güzel Abisi" kitabından bu yana tam 5 sene geçmiş, Komiser Ali, Komiser Zeynep, Olay Yeri İncelemeden Şefik, Janti Cemal ve Evgenia. Hepsi mevcut gene kitapta.

Polisiye kitaplarda spoiler vermeden anlatmak gerçekten zor, o yüzden yüzeysel bakmakta fayda var; Çocuk parkında bırakılmış bir ceset ile başlıyor bu sefer romanımız, enseden tek kurşun ve yanında oyuncak bir bebek.Katilimiz bu sefer sıradan bir katil değil, oldukça zeki biri. "Körebe" diye tanınıyor teşkilatta (nedenini kitapta detaylı açıklanmış), iz bırakmayan, işini anormal titizlikle yapan bir katil. Zor bir av.

Kitabın temel konusunu pedofili ve Suriyeli Mülteci sorunu oluşturuyor, bu istikamette gidiyor kitap. Okurken gerçekten sinirleneceğiniz, üzüleceğiniz yerler çok fazla, para uğruna ruhunu satmış insanlar, biz onları gözümüzden sakınırken küçücük çocuklara tacizde bulunan, hatta tecavüz eden sapıklar, hayatta kalmak uğruna en sevdiklerinden vazgeçmiş mülteciler... Yaşanan bu insanlık dramına kayıtsız kalmamış ve kitabının arka planını oluşturmuş Ahmet Ümit, güzel de olmuş.

Her Ahmet Ümit kitabı gibi oldukça akıcı ve temiz bir dil ile yazılmış, gene çok tempolu ve sürükleyici bir cinayet romanı.

Güzel adamsın be Başkomiserim. Madam Anahit'in de dediği gibi "Beyoğlu'nun En Güzel Abisi" sin.

İyi okumalar.
“Cehennem boşalmış, Şeytanlar aramızda.”

Polisiye romanları okumayı sevmeyen biri olarak, bu ikinci Ahmet Ümit romanı okuyuşum. İçime sindire sindire okuduğum bir kitap oldu.
Ahmet Ümit, kendi iç sesini çok güzel yazılarını aktarabilen bir yazar.
Spoiler Vermeden anlatmak biraz zor. Romanın ana karakteri Başkomiser Nevzat. Eşini ve kızını kaybeden acılı bir insan, mesleğine aşık bir polis ve yardımcıları zeynep ile Ali.Kitap her ne kadar polisiye gerilim olarak görünse de aslında toplumsal olarak yaşadığımız sorunları işlemektedir.Pedofili konusunda da bu suçun üzerinden Karakterler ve yaşadıkları hayatları analiz ederek,suçla nasıl savaşılması ve buna nelerin sebep olduğu ile ilgili detaylar bulunmakta.
Suriyeli sığınmacılar ve yaşadıkları zorluklar. Kitabın diğer konusu.Zor şartlar altında yaşamaya çalışan bu insanların peşine düşen organ mafyası.
-Başkomiser Nevzat ve ekibi tekrardan cinayetlere başlayan Körebe’nin peşine düşerler.Körebe kimdir?
-Suriyeli Sığınmacılar.
-Çocuk cinayetleri.
-Organ mafyası ve ticareti...
Bunların tüm cevapları Kırlangıç Çığlığında...
Bu kitaba inceleme yazmak istedim. Çünkü o kadar kitap okuyorum.Sosyal meselelere duyarsız kalan insanlar yazarlık yapıyorlar.(Konuları çiçek böcek)Haliyle aydın olamıyorlar.Ahmet Ümit ülkemdeki sosyal yaraya parmak basmış. Görmek istemeseniz de gözümüze sokmuş.Haksızlık karşısında susmamış.Dilsiz şeytan olmamış.Okurken hem utandım hem utanırken okumaya zorlandım.Beni bilen bilir.Genelde günlük 100-150 sayfa okuyorum. Kitabı bitirene kadar arada iki kitap daha okudum.Yazılanlardan utandım. Utanmamın sebebi şu: Bu coğrafya tarihte adaletin, kardeşliğin  olduğu topraklardı. Oysa kitapta çocuk tecavüzleri, organ mafyası,fakirlik, çöpten ekmek toplayan insanlar ve bir tarafı doyuramadığımız için kendi bedenini satan insanları gördükçe ülkem adına utandım. Bunlar benim ülkemde oluyordu.( Hani sözde tüm dünyanın kıskandığı ???)  Gözlerinizi açıp çevrenize bakabilirsiniz. Meclise bile geldi bu konu. Maddiyata önem veren nesil haline gelmişiz. Maneviyat çökmüş. Her ne kadar kabul edilsin edilmesin. Hz.Ömer'i sözde kullanmayalım. Hz. Ömer'in yaptıklarının  zerresini uygulasanız bu topraklarda bunlar olmaz. Haliyle ülkemden bereket de kalktı. İsraf had safhada. Bugün kişi başı 59-300 lira arasında iftar menülerinde yemek yerken müslüman olup olmadığımızı sorgulayalım. Peygamber Efendimiz(sav) böyle biri değil. Evi bile yoktu. Benim öğrendiğim din bu değil diyeyim en az ifadeyle. Çöpten ekmek toplayan çocuklar var. Bugün muhacir-ensar olayını yanlış anlayanlar var. Hangimiz bir Suriyeli aileyi soframızda geçirdik, içirdik. Evimizde barındırdık. Sahabe böyleydi. Suriyeliler ülkemizde bedenini satar hale gelmişse utanmalıyız. Yüzümüz biraz kızarmalı. Ölseler daha iyiydi. Her yol başında dilencilik yapıyorlar maalesef. Kırlangıçlara çığlık attıranlara yazıklar olsun! Bu naif canlı türüne...Tokat gibi "Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem?”  sözüyle kitaba giriş yapmış yazar. Bundan sonra hiçbir söz yazmasaydı kitaptan hissesini almak isteyen yine alırdı. Çünkü vicdanı gitmişlere bir şey kâr etmez. Kitabı merakla okuduğum için kırlangıç ve çığlık nasıl Ahmet Ümit'in bu muhteşem kitabında bir araya geldi anlamaya çalıştım. Kırlangıçlarla ilgili bilgiler şöyle: Kırlangıçlar hakkında bilgiler veren Batman Kanatlı Hayvanlar Koruma ve Yetiştirme Derneği Başkanı Nesih Taş'tan aktarayım.
*"Kırlangıçlar sıcakların olduğu tüm ülkelerde yaşarlar" ( Kalplerin kaskatı kesilmediği,zulmün olmadığı, vicdanların hâlâ var olduğu, beyin göçünün yaşanmadığı,kendilerine karşı önyargıların olmadığı sıcaklık olarak algılıyorum.)
* Yuvaları yok ise Allah-u Teâlâ'nın verdiği bir sanat ve marifetle kırlangıçlar yuvalarını yeniden inşa ederler. ( Yuvasız, zulme maruz kalmış herkes. Bir gün yine yuvalarını yapabiliyorlar. Yeter ki 1.maddede sıcaklığın olduğu mekanları bulsunlar. Bu mekan her yer olabilir. Arz geniştir. Nerede rahatsan orası...) 
* "Kırlangıçlar toplu bir şekilde göç ederler" ( Zulmün olduğu yerde değil kırlangıçlar insanoğlu bile göçer, gider...)
* Et ve ot yiyemezler. ( Yani gıybet yapıp müslüman kardeşinin etini yemezler anlıyorum.)
* Kırlangıçlar arasında birlik ve beraberlik vardır. Çalışmalarında bir imece havası ve sabır vardır. Yuvalarını belli bir oran ve plan dâhilinde yaparlar. Kırlangıçlar arasında ilahi bir nizam ve intizam vardır. Onları tanıyanlara ve bilenlere de ne mutlu...
* Çalışkan, üretken ve tertemiz kuşlardır.
* Bu  güzel ince yapılı kuşların serçelerle kavgaları vardır.Kırlangıçlar geri döndüklerinde yuvalarında bu davetsiz misafirlerin bulunduğunu görürlerse, enteresan bir şey yaparlar: Çamur alır, harç karar; yuvanın ağzını kapatırlar. Serçe içeride kalır, kırlangıçlar da kendilerine yeni bir yuva yeri aramak üzere eski yuvalarından ayrılırlar. Bu arada serçelerle kıyısıya kavga ederler…Daha sonra Kırlangıçlar gelir,  bozulan yuvalarını da bir günde eski haline getirirler. Serçeleri kovalamaya başlarlar. Asıl kaçanlar serçeler olur… Alın teri dökmeden kırlangıçların yaptıklarını bozarlar çünkü. (blog.milliyet.com.tr/kirlangiclarin-dunyasi/Blog/?BlogNo=412346)
  Rabbim tekrar bizi bu topraklarda mutlu etsin! Amin!
Başkomiser Nevzat yine iş başında.
Ahmet Ümit deyince ilk akla gelen kahramandır o. Babacan, merhametli, anlayışlı...
Çocuk tacizcileri, çocuklarının organlarını bile bile satan göçmen aileler ve tüm bu olaylar olurken işlenen cinayetler.
Evet kitap bir kurgu da olsa maalesef bu olayların hepsi yaşanıyor hala.
Aslında kitabı okurken kötü olan kişilerle (çocuk tacizcileri, katiller...) empati de kuruyorsunuz. Çünkü çoğu, bir zamanlar kurbandı.
Kitap her ne kadar seri katil cinayetleriyle alakalı olsa da tüm bu günümüz problemlerine değinmesi isabet olmuş.
Herkese keyifli okumalar...
Gerçekten mükemmel bir kurgu ile yazılmış olup ve akıcı şekilde ilerlediğini söyleyebilirim .
Ahmet Ümit hep okumak istemiştim ama bir türlü olmamıştı .
Evet bu gerçeklerle yüzleştiren kitabın konusuna gelecek olursam eğer ;
Çocuk tacizi ve organ kaçakcılığını bir kurgu içinde öylesine okura yaşattırıyor ki Ahmet Ümit , gerçekten okurken sizin de vicdanınızı derinden sarsabiliyor .
Kitabın kapağında da bir söz var ;
" Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem ? "
Evet vicdanlar yitirildi ve insanlar artık kimseyi düşünmüyor .
Umarım bu kitap belki o kör vicdanlara yardımcı olabilir .
Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum
Bir Ahmet Ümit kitabından ne beklerseniz, Kırlangıç Çığlığı’nda o var. Bir kere, başkomiser Nevzat abimiz ve ekibi var; daha ne olsun? Ahmet Ümit’in popüler tabirle, popüler bir yazar olduğu zaten bilinen bir gerçek. Muhtemelen kendisinin Nobel Edebiyat ödülü gibi bir beklentisi olmasa gerek. O yüzden ‘Ahmet Ümit de okunur mu yav?’ eleştirisini pek ciddiye almıyorum. Valla okunur. Öyle okunur ki, benim 9. kitabım olmuş. Hatta okumaya epey geç başladım bile denebilir. 2014’ün ilk aylarında Beyoğlu’nun En Güzel Abisi ile başlamıştım çünkü…

Romanı okurken hep isminin ‘Körebe’ olması gerektiğini düşündüm. Ta ki, kırlangıç çığlığı metaforunu Evgenia’nın ağzından duyana kadar… İşte o zaman muhacir ya da mülteci olmanın, devlet zulmüne uğramanın, sürülmenin, yasaklanmanın ne manaya geldiğini idrak edebildiğim için romanda geçen Suriyeli çocuklar/göçmenler üzerinden ismin doğruluğuna hak verdim.

Ümit, romanında çocuk tacizi kavramını öncelemiş ama beraberinde mültecilere dönük organ mafyası ve diğer başka sorunları da ele almış. Bu duyarlığı bile takdire şayan olabilir.
Nevzat başkomiserimiz yıllar geçtikçe, tıpkı yazarın kendisi gibi yaşlanıyor ve sanki daha babacan bir hal alıyor. Konu itibarıyla biraz Av Mevsimi’ni andıran bir roman olduğunu söylemem lazım. Hemen her Ümit polisiyesinde olduğu gibi yine kaatili tahmin etmek heyecanı yaşadığımızı söylemem lazım.

Bir de şunu hissettim; çocuk tacizi/tecavüzü ya da bilimsel adıyla pedofili denen şey öyle iğrenç öyle adice bir şey ki, Ahmet Ümit fazla detay vermemiş, verememiş diyebilirim. Belki de doğrusunu yapmış.

Bir edebiyat klasiği okumak gibi niyetiniz yoksa, maksat bir polisiye roman okumak, okurken sıkılmamak, biraz da sosyal bir mevzuyu önemsemek ise rahatlıkla okunacak bir roman Kırlangıç Çığlığı…
Polisiye romanların okura bir şey katmadığını düşünenlerin aksine ben bu kitaplarda -edebi üsluptan uzak olsalar da- yazarın kitaba emek olarak bir çok katkıda bulunduğunu dolayısıyla okura da katkı sağladığını düşünüyorum. Bildiğim kadarıyla polisiye romanlar yazılırken konuyla ilgili tarih, bilim, sosyoloji ve ilgili yerlerle ilgili ciddi araştırmalar yapılıyor.

Bir Nevzat Baş Komiser polisiyesi olan kitap, İstanbul'da 5 yıl önce bir dizi cinayet işleyen seri katil Körebe'nin dönerek yeniden işlediği bir cinayet ile gündeme gelmesiyle başlıyor.

Baş Komiser Nevzat ve ekibi adım adım faile doğru giderken;
Yurtlarda annesiz, babasız, sevgisiz büyüyen çocukların, onların güvendiği ve inandığı insanlar tarafından nasıl istismar edildiği iğrenç gerçeklerle karşılaşıyorsunuz. Bu insanların her yerde içimizde belki de statüsü güçlü olan kişiler olduğu gerçeğiyle karşılaşıyorsunuz.
Bir yanda çocuklukta alınan bu yarayla hayatı boyunca yaşamak zorunda olan insanlar, diğer yanda kendisi bu acıyı yaşarken aynı acıyı başka çocuklara yaşatarak onların geleceğini kirletenler.
Peki vicdan için hangisi mümkün? Çocuk tacizciliği gibi iğrenç bir suçu işleyenlere karşı empati duyarak toplumu iyileştirmek mi? Hukuka inanmak mı? Yoksa onları tamamen ortadan kaldırmak mı?

Kitap malesef güncelliğini koruyan çocuk istismarı konusunu ele alırken, belki bir çoğumuzun ön yargı ile baktığı ülkedeki Suriyeli sığınmacıların hayatta kalabilmek için neleri feda ettiğini, ortada dönen kirli hesapları da gözler önüne seriyor.

Uzun süredir Ahmet Ümit kitabı okumadığım için okuduğum diğer kitaplarıyla arasında ayrıntılı bir kıyaslama yapamayacağım ancak diğerleri gibi benim için akıcı ilerleyen bir kitap oldu.
“Kadınlar, ama sahiden seven kadınlar, erkeğin güçlü olmasıyla ilgilenmezler. Seni severler, çünkü yüreklerinde bir yere dokunmuşsundur. Bunu farkına varmadan yapmışsan daha çok severler.”

Polisiye romanlarının güçlü kalemlerinden olan Ahmet Ümit’in yeni kitabı Kırlangıç Çığlığı çıktığı günden itibaren okurları tarafından oldukça beğenildi. Yazarın eserlerinde hakim olan akıcı üslup ve toplum tarafından dikkat çeken konuları ele alması yine büyüleyiciydi. Yazar yine vazgeçemediği ve sevilen İstanbul temasınının yanına güncel sorunlarımızı da ekleyerek herkesin okuması gereken bir kitap yazmış. Sevilen karakterleri ve en çok da Başkomser Nevzat’ı uzun bir aradan sonra okumak oldukça güzeldi. Suriyeli mülteciler ve hepimizin kanayan yarası olan çocuk tacizlerini de ele alan bir eser yaratmış.

“…kötüler gider ama kötülük kalır.”

Tarzıyla hep hayran kaldığım Ahmet Ümit, çocuk tacizlerini, tacize uğrayan çocukların içsel dünyalarını ve yaratılan sonucu ustaca korkusuzca işlemiş. Gerçekleri bu denli iyi ifade edeceğini beklemediğim kitap, gerçekçi bir edebi eser olarak çok toplumdaki bastırılan ne varsa yüzümüze vuruyor.Kitabı okurken gündelik basit sıkıntılarınızın, iyi gitmeyen işlerinizin, basit bir rahatsızlığın hayatınızda ne kadar ufak bir detay olduğunu ve kendi adınıza tüm bu basit şeyleri dert ettiğiniz için utanmanızı sağlıyor.

Yazar, toplumsal gerçekçilikle hazırladığı kitapta son derece etkileyici cümlelerle çocukları, yitip giden umutlarını ve hayallerinin bir bir yıkılışını ifade ediyor. Yaşamadan anlamak çoğu kez zor olsa da empati kurmanızı geliştireceğine inanıyorum. Zira okurken okuduklarımız hayatımızdaki birinin acılarına en yakından şahitlik etmişizcesine etkiliyor.

“Cehennem boşalmış, şeytanlar aramızda.”

En güzel yanı ise kitap bitene kadar asla katilin kim olduğunu kesin olarak anlamıyor olmak. Yazar sonuna kadar gizemini sürdürüyor ve kitabı kapatırken her zaman olduğu gibi büyük bir şaşkınlıkla baş başa kalıyorsunuz.

Gündelik hayatın telaşında gerçek sorunlara kulak vermek ve zihninizi biraz farklı alanlarda yormak isterseniz, anlaşılmayı bekleyen insanları anlamak ve bu esnada gizemli bir bilmeceyi çözmek isterseniz bu kitabı mutlaka okumanızı öneririm.

İnceleyen: Nazlı Yaren Atabey
Kaynak: https://www.soylentidergi.com/...i-kirlangic-cigligi/
"Çok empati kuruyorsunuz Başkomserim, dedi samimi bir tavırla. Ne dünya bu kadar hassasiyeti kaldırır, ne de insanlar bu kadar inceliği..."
" Siz benden daha iyi bilirsiniz Başkomserim , bu dünya acımasız bir yer , insanlar içinde köpekler için de , sesinizi çıkarmadınız mı alırlar ekmeğinizi elinizden . "
Ahmet Ümit
Sayfa 44 - Everest Yayınları
Bitmek bilmeyen bir yoksulluk, dinmek bilmeyen bir hasret, aradan geçen onca yıla rağmen arada bir kanayan o derin yara...
Çok empati kuruyorsunuz Başkomserim, Ne dünya bu kadar hassasiyeti kaldırır, ne de insanlar bu kadar inceliği.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kırlangıç Çığlığı
Baskı tarihi:
Şubat 2018
Sayfa sayısı:
398
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051852478
Kitabın türü:
Çeviri:
Kapak: Lom Creative
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Acıyı gördüm. Gözlerinin ortasında bir çiçek gibi büyüyen irisin önce ağır ağır büzülmesini, ardından çığlık gibi ansızın patlamasını gördüm. Titreyen dudaklar, bal mumuna dönüşen yüzleri, çöken yanakları, irileşen elmacık kemiklerini, birer mağara gibi derinleşen göz çukurlarını, kurumuş ağızların içinde pelteleşen dilleri gördüm.



Anladım ki benliğimizin farkına vardığımız an, acının pençesinde kıvrandığımız andır.



Çığlık değil, ürperiş değil, evet, nereden geldiğini bilmediğim o vahşi iniltiyi kalbimin derinliklerinde duydum. Soluksuz kaldım, boğazım kupkuru, alnım ateşler içinde, tuhaf bir hülyaya kapılmışım gibi sürüklendim o dipsiz boşlukta. Hayatın en karanlık sırrıyla yüzleştim.



Karanlığın her aşamasından geçtim, akan kanın sesini duydum, ölümün serinliğini damarlarımda hissettim.



Geçmişin kamburunu çoktan söküp attım sırtımdan.



İnsanın insanı öldürdüğü o ilk ânı gördüm, katilin zafer haykırışını, kurbanın korku çığlığını işittim.



Her an uyanmaya hazır o muhteşem dürtüyü bastırmak, insanlığın en masum haline, en saf doğasına dönmemek için yıllarca ihanet ettim kendime. Kendimle birlikte bütün dünyayı da kandırdım. Neredeyse başaracaktım ama bırakmadılar, benim adıma onlar öldürmeye başladılar.



İşte bu yüzden geri döndüm...

Kitabı okuyanlar 1.995 okur

  • unvr
  • Cerem Ertunç
  • Kübra Gün
  • Sena Nur
  • duygu cebeci
  • Cemile Çelik
  • Gizem Tüyene Aksoy
  • Serdal ÇAĞLAK
  • Dilara Ayas
  • Aysun Yıldırım

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%11.4
14-17 Yaş
%8.5
18-24 Yaş
%11.9
25-34 Yaş
%21.7
35-44 Yaş
%30.7
45-54 Yaş
%13
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70.7
Erkek
%29.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40.8 (389)
9
%23.3 (222)
8
%20.3 (193)
7
%8.7 (83)
6
%3.3 (31)
5
%2.3 (22)
4
%0.9 (9)
3
%0.3 (3)
2
%0.1 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları