Hayat ne garipti. Bir zamanlar Poyraz yanımdayken tüm dünyayı karşıma alabileceğime inanırdım. Oysa şimdi onun yanında olmaktansa tüm dünyaya boyun eğmeye razıydım. Yeter ki o benden uzak kalsın, yeter ki tekrar beni incitmeye fırsat bulamasın. Çünkü biliyordum ki yapardı.
Bana ilk kez gülümsediğinde ihtimal verir miydim bunları yaşayacağımıza? Asla... Zaten kim akıl edebilirdi ki? Hangimiz aşık olduğumuzda o aşkı kalbimize gömmek zorunda kalabileceğimizi düşünürdük ki?
Ölümün bin bir çeşidi vardır. Kimi bir kazayla gelir, kimi doğal yollarla ulaşır insana. Bazen de insan bile bile ölüme yürür. Fakat bazı ölümler daha acımasızdır. Yaşarken insanı yalnızlaştırır, yalnızca nefes alan bir organizmaya dönüştürür, kalbini çürütür.
Hayatımda okuduğum en ters köşe romanlardan biriydi. Işıl Işık gerçekten polisiye romanı yazmada çığır atlamış harika bir yazar. İnsanın aklına dahi gelemeyecek olaylar silsilesi okurken heyecandan sürekli gözlerinizin büyüdüğü bir roman okumak istiyorsanız bu kitaba şans verin derim. Romanın konusundan bahsedecek olursam emniyet teşkilatının deneyimli komiseri olan Devin, hayatının bir günde altüst olacağından habersiz. Çözmeye çalıştığı bir cinayet soruşturmasının üstü kapatılmış; hırslı, kolay kolay vazgeçmeyen genç kadının görev yeri değiştirilmiş. Devin'in yeni görevi hem daha zor hem de daha hassas: Peş peşe kaçırılan çocukları bulmak. Aylarca çözülmeyen bu vakalarda failin bıraktığı ilginç bir de ipucu var: Simli bir kardan adam kartpostalı. Dahası bu korkunç suçun yeni odağı bizzat Devin'in kendisi. Bir yandan kaçırılan çocukları aramaktan, bir yandan da kapatılan cinayet dosyasını canlandırıp aralarındaki olası bağlantıları çözmekten başka çaresi yok. Üstelik bunu yaparken soruşturmadan sorumlu olan, soğuk ve ketum Esmer Başkomiser'le uzlaşmanın bir yolunu da bulmalı. İpuçlarının adım adım peşinde, soluksuz bir kovalamaca sonunda Devin'i hayatının en sarsıcı şoku beklemekte. Düğümler çözülecek, sırlar açığa çıkacak ve herkesin hayatı sonsuza dek değişecek.