Geri Bildirim

Beyoğlu RapsodisiAhmet Ümit

·
Okunma
·
Beğeni
·
10.886
Gösterim
Adı:
Beyoğlu Rapsodisi
Baskı tarihi:
Eylül 2016
Sayfa sayısı:
408
ISBN:
9789752897380
Kitabın türü:
Yayınevi:
Everest Yayınları
Üç arkadaşın öyküsü bu. Beyoğlunda büyümüş, Beyoğlunda yaşayan üç ayrı kişilik, üç ayrı kimlik, üç ayrı insan. Ölümsüzlük merakıyla başlayan ölümler. Her cinayetin ardında gizemli bir neden... Ve soruşturma boyunca adım adım, bina bina, sokak sokak Beyoğlu. O çoksesli, çokrenkli, çokdilli, çokkültürlü Beyoğlu. Günümüzün Babil Kulesi... İnsanın bencilliğini, acımasızlığını, öfkesini, çaresizliğini en iyi anlatan mekân... Soluk soluğa bir gerilim, benzersiz bir final...Çok kollu, çok dallı büyük bir ırmağa benzeyen bu muhteşem cadde, papazı, fahişesi, cami hocası, pezevengi, hahamı, Alevi dedesi, bankacısı, işportacısı, öğrencisi, öğretmeni, tinercisi, dönercisi, dekoratörü, evsizi, midye satıcısı, esrar satıcısı, kanun kaçağı, Anadolu kaçağı, Avrupa kaçağı, Amerika kaçağı, Afrika kaçağı, yani yaşam kaçağı, beyazı, karası, sarısı, kızılı yani insan görünümünde olan kim varsa, hepsini, herkesi sorgusuz sualsiz kucaklamıştı.Kiliseleri, camileri, sinagogları, hanları, hamamları, bankaları, giyim mağazaları, kitabevleri, meyhaneleri, birahaneleri, şaraphaneleri, kafeleri, kültürevleri, randevuevleri, sinemaları, tiyatroları, galerileri, vakitleri çoktan dolduğu halde ömür sürmeye çalışan bilmem kaç yüzyıllık inatçı binaları, dar sokakları, kör çıkmazlarıyla Grande Rue de Pera, Cadde-i Kebir, İstiklal Caddesi ya da Beyoğlu nasıl adlandırılırsa adlandırılsın burası her gün, her an değişen yeryüzünün en büyük tiyatro sahnesi gibiydi."
Ahmet Ümit'in Sis ve Gecesini okuduktan sonra bir şey fark ettim. Ahmet Ümit, okuyucuyu son sayfalarda şoka uğratmasını iyi biliyor. Çünkü, bu kitabı bitirdiğimde en az 5 dakika -şaka yapmıyorum- boyunca ağzım açık bir şekilde ''O nasıl bir sondur öyle?!'' diye kendime sorgularken buldum.

Polisiye severler için şiddetle tavsiye ettiğim bir kitaptır. Olay kurgusu inanılmaz. Yani şuraya bile yazarken, okuduğum zaman yaşadığım hisleri hissediyorum. Bazı okurların yaptığı yorum gibi Ahmet Ümit sürükleyici bir üslupla yazıyor ama bu kitapta yazdığı kurgu inanılmaz. Tüm kitaplarını okumadım ama hepsini okuyup kitaplığıma koymak istiyorum. Bu kitabı da ödünç almıştım. Kitap alışverişi yaptığım bir sırada alıp kitaplığıma da koymak istiyorum.
"Önce Söz Vardı" programındaki sohbetleri, coşkulu anlatımı ile Ahmet Ümit bende merak uyandırdı ve ilk kez bir romanını okumaya program sayesinde karar verdim. Polisiye roman okumayalı da bir hayli zaman olmuştu hem.

Kitabı henüz bitirdim ve kitapla ilgili söyleyebileceğim ilk şey tuhaf bir kitap olduğu.

Üç eski dostun birbirinden farklı yaşamları ve kurduğu dostluk üzerinden ilerliyor kitap. Esas olaylar son 150 sayfada başlıyor denebilir hatta. Adından da anlaşılacağı üzere özellikle Beyoğlu adeta sözlü bir harita gibi betimlenmiş. Yemeğe gidilen her mekan, her mimari yapı tek tek anlatılıyor.

Dili sade, yormayan bir kitaptı Beyoğlu Rapsodisi. Güzel bir romandı ancak tatmin edici bir polisiye değildi kesinlikle. Spoiler vermek istemiyorum bu yüzden tuhaf bitti demekten daha net bir şekilde yorumlayamayacağım sanırım. Kitabın başları uzun uzadıya anlatılırken olayın çözümlendiği kısım oldu bittiye getirilmiş bana kalırsa.

Bunlara rağmen kesinlikle sıkıcı bir kitap değildi ve okuduğum son Ahmet Ümit kitabı da olmayacak.

Benzer kitaplar

Türkiye' de polisiye roman dediğimiz zaman akla gelir Ahmet Ümit...
Ama benim ilgilenmediğim bir durum bu. Benim asıl ilgimi çeken şey romanda geçen karakterler gibi düşünebiliyor muyum, o karakterler gibi tepki verebilir miyim, sevebilir miyim, öfke duyup kin duyabilir miyim? Hatta ve hatta onun gibi cinayet işleyip, yalan söyleyip, ihanet edebilir miyim? Burdaki durum aslında insanî duyguların, hormonların, düşüncelerin ne derece realist bir süzgeçten geçtiğidir. Yani bir yazar fantastik bir distopya-ütopya kurarken bile bizim okuyucu olarak hayranlık duyduğumuz durum gerçekleşme ihtimali olan olayların (ki ihtimaller, gerçekleşmeme ihtimalini içinde barındırır) ne derece mantıklı olduğudur. İşte Ahmet Ümit' i diğer yazarlardan ayıran özelliğidir bu...

İncelemelerimde kitabın içeriğiyle ilgili hiçbir bilgi vermediğimi beni tanıyan dostlar bilir... Şu kadarını söyleyebilirim, bittiğine üzüldüğüm ender kitaplardan biri...

Kendisi İstanbul-Beyoğlu aşığı olduğu kadar İstanbul' un tehlikelerini de kabullenmiş biri. Çok az rastlanır bir durum bu. Çünkü bir insan aşık olduğu zaman genelde aşık olduğu kişinin güzel davranışlarını bilir. Göze inen o "perde" aşık olduğumuz kişinin kötü davranışlarını beynin bir savunma mekanizması olarak görmezden gelme eğilimini anlatır bize. (Frontal lob). Bu nörosinirsel-kimyasal olay Ahmet Ümit' te bilinçli bir aşık oluş olarak karşımıza çıkar...

İyi okumalar, kitapla kalın.
Gerçekten çok guzel bir kitaptı. Ahmet Ümit in yazarligini seviyorum kitaba gelirsek Beyoğlu içine tarihı ,kültürü ,zemini ,fakiri her türlü insanı barindiribilen kocaman bir semtimiz..yazar kitapta Beyoğlu nu sokaklarını dukkanlarini karış kariş anlatmış sanki Beyoglu nu onunla birlikte geziyorsunuz. Kenan ,Nihat ve Selim cocukluk arkadaşı her zaman birbirlerinin yanında olmuşlar. . Birbirlerinden hiç ayrilmamis güzel yürekli insanlar Kenan zengin sigorta şirketi olan yakışıklı ,çapkın ve herseyi yle siradişi şeylere meraklı bir adam macera Kenan in resim tutkusuyla başlıyor. Emniyetten aldığı cinayet fotoğraflarını sergi açmaya kullanmasıyla hayatını tamamen değişecektir. İki cinayet ve koskoca merak kitabı okuyun derim ... iyi akşamlar arkadaşlar kitapla kalın.... Şiddetle tavsiye ederim. ..
Bir Ahmet Ümit macerasının daha sonuna geldik...
Yine mükemmel bi kitap polisiyeyi bana sevdiren tek yazar.
Kitabın sonunda o kadar şaşırdım ki , üzüleyim mi sevineyim mi bilemedim. Kötü bi trajedi ile bitiyo kitap ama oldukça sürükleyici okumanızı tavsiye ederim :)
Ahmet Ümit'in kendine has dili özgün konusuyla kolaylıkla okuduğum bir kitap. Üç arkadaşın peşine düştüğü bir cinayeti anlatan romanımız oldukça sürükleyici idi. Bu özgün konuyu çok sevdim ama samimi anlatımı daha çok sevdim diyebilirim. Bir okuyucu olarak kalmadım bu üç arkadaşın -onların haberi olmasa da :))- dördüncüsü oldum. Onlarla beraber oturdum, kalktım ,yedim., içtim, gezdim, suçluyu aradım... Fakat kitap sağ gösterip sol vurdu sonu hakikaten çok şaşırtıcıydı lakin daha sonra bu kadar şaşırmamam gerektiğini düşündüm kitabın yazarı ne de olsa' Ahmet Ümit' sıradan bir son bekleyemeyiz kendisinden.Şaşırtıcı sonları sevenlere -kim sevmez ki- tavsiyemdir.
Ahmet Ümit'in şimdiye kadar okuduğum en sıradışı kitaplarından biri olan Beyoğlu Rapsodisi, bize cinayet romanı denen kavramı yeniden sorgulatır nitelikte. Cinayet romanı dediğimizde belli kalıplar ve dinamikler vardır, ancak bu kitap bizlere çok daha farklı yazılabileceğini düşündürtüyor. Tabi bunları okuyup bitirdikten sonra anlıyorsunuz fakat ilk sayfaları geçip ortalara doğru ilerlerken bir değişiklik olduğu hissediliyor. Dili oldukça sade ve akıcı, tasvirler iyi yapılmış ve İstanbul'a yabancı değilseniz demek isteneni anlamak kolaylaşıyor. Sürükleyeci bir anlatım var ancak merak uyandırma konusunda biraz durağan diyebilirim, bu hikaye gidişatından kaynaklı bir durum. İstanbul ve Beyoğlu'na aşık olan Ahmet Ümit bu eserinde hayranlığını fazlasıyla bağıra çağıra dünyaya ilan ediyor, hem de çok ünlü başka kentlerle kıyaslayarak. Yazar bir tur acentasında çalışsaymış yıllardır iddia edilen ve bir türlü gerçekleşmeyen "turizm patlayacak" söylentisi gerçek olurmuş belki, bilemiyorum. Hikayeye geçiş yaptığımızda; Selim, Kenan ve Nihat adında çocukluktan beri süregelen üç samimi arkadaşın başlarından geçen olayları okuyoruz. Selim hikayeyi anlatan en normal karakter olmakla birlikte down sendromlu bir çocuğa sahiptir. Nihat en garibanlarıdır ve genelde Selim ve Kenan'ın maddi yardımlarıyla ayakta duran bir beleşçidir. Kenan ise ağzında gümüş kaşıkla doğmuş maceraperestin tekidir zaten bütün hengamenin sebebi bu arkadaştır. Hikayede bir cinayet var fakat bu üç karakterden hiçbiri içinde değildir, sadece Kenan'ın çektiği bir fotoğraftan etkilenip cinayeti aydınlatma hevesi yüzünden hayatlarında değişiklikler meydana geliyor. Bir de Katya var Kenan'ın sevgilisi, kendisi Rus fakat çok uzun yıllardır İstanbul'da kalmadığı halde Türkçeyi adeta Trt spikerleri kadar düzgün ve hatasız konuşuyor. Bunu bir gözlemleme eksikliği olarak düşünüyorum, mesela 10 senedir Türkiye'de yaşayan bir Japon tanıdığım bile bazen kelime sorardı bana iyi öğrendiği halde. Yazar yabancıları çok iyi analiz edememiş bana göre, bu kitapta onu gördüm. Cinayet dışında Beyoğlu hakkında bayağı bir bilgi olduğunu söyleyebilirim, sokak sokak anlatılıyor resmen. Ahmet Ümit özellikle sonlarda şaşırtmayı seven bir yazar olduğundan bir anda simyacılık giriyor işin içine. Hatta sonraları satanistler ve black metal konularına girse de, toplumun metal müzik dinleyenlerin şeytana tapıp kedi kesmesi ve uyuşturucu kullanması hakkındaki önyargılarına cevap veriyor. Aslında kitabın kırılma anları üçte ikilik bölümden sonra başlıyor, ondan önceki sayfalar karakterlerin genel yaşamları ve günlerini nasıl geçirdikleri üzerine inceleme gibi. Çok fazla hikayesine girmek istemiyorum çünkü okumak isterseniz tadı kaçar. Sonunun şaşırtıcı olduğunu söyleyebilirim, bir de günümüze yakın bir zamanda geçen bu hikayede hala mektupla haberleşenleri görmek ilginç geldi. Ahmet Ümit çok fazla argo ve küfür kullanmaz aslında ancak Beyoğlu Rapsodisi bir yeraltı edebiyatını andırır nitelikte. Kenan ve Nihat'a gıcık oldum ancak okuması güzeldi yine de. Farklı bir polisiye ve değişik bir cinayet kitabı okumak isteyenlere tavsiye edebilirim.
Ahmet Ümit, bildiğim Beyoğlu' yu tekrar ederek ezber ettirdi :)
Okunmalı dediğim kitaplar içerisinde. İlk başlarda sıkıcı gelse bile arkadaşlık, dostluk ve vefa gibi kavramların içeriklerini düşünmeye başlıyorsunuz.
Polisiye romanları çok severim, bu nedenle de katil tahminlerim iyidir. Roman çok akıcı ve konusu gayet enteresan. Sonuna kadar insan gerçekten keyifle okuyor fakat kitap bence en olmaması gereken şekilde bittiği için gerçekten üzüldüm. Ters köşe yapan kitaplar güzeldir ama bu son keyif vermedi ve zoraki bir şaşırtma yapılmış gibi geldi. Daha çarpıcı bir sonla çok daha güzel bir kitap olabilirdi.
Üç arkadaşın çocukluktan başlayıp yarım asırlık hikayesi. Sıkmadan kendini okutan bir kitap. Hikayenin Beyoğlu'nda geçiyor olması yan karakterleri çeşitlendirmiş.Yazarın; Beyoğlu sokaklarını, mekanlarını,insan çeşitliliğini çok net okuyucuya aktarmış olması etkileyici. Şehrin içinde dolaşıyor karakterlerle konuşuyor hissi uyandırıyor...
Bir insanı sevmek, onu, zayıflıkları, zaafları, yanlışlarıyla birlikte kabul etmek demekti.
"O kadar insanın arasında neden belirli birini seçiyorsun da ötekini seçmiyorsun. Çünkü onda senin dikkatini çeken , ihtiyacın olan özellikler var. O insanı daha önce hiç tanımamış olsan da anlamlandıramadığın bir duyguyla ona doğru çekiliyorsun."
Daha önceleri de ölebileceğimi düşünmüştüm, sadece düşünmüştüm, gerçekte öleceğime hiçbir zaman tam olarak inanmamıştım. Doludizgin yaşarken, ölüm nedense öyle kolay kolay aklına gelmiyor insanın.
"Büyük çoğunluk sefalet içinde.Zengin olanlarsa mutsuz.Yalan mı abi ? "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyoğlu Rapsodisi
Baskı tarihi:
Eylül 2016
Sayfa sayısı:
408
ISBN:
9789752897380
Kitabın türü:
Yayınevi:
Everest Yayınları
Üç arkadaşın öyküsü bu. Beyoğlunda büyümüş, Beyoğlunda yaşayan üç ayrı kişilik, üç ayrı kimlik, üç ayrı insan. Ölümsüzlük merakıyla başlayan ölümler. Her cinayetin ardında gizemli bir neden... Ve soruşturma boyunca adım adım, bina bina, sokak sokak Beyoğlu. O çoksesli, çokrenkli, çokdilli, çokkültürlü Beyoğlu. Günümüzün Babil Kulesi... İnsanın bencilliğini, acımasızlığını, öfkesini, çaresizliğini en iyi anlatan mekân... Soluk soluğa bir gerilim, benzersiz bir final...Çok kollu, çok dallı büyük bir ırmağa benzeyen bu muhteşem cadde, papazı, fahişesi, cami hocası, pezevengi, hahamı, Alevi dedesi, bankacısı, işportacısı, öğrencisi, öğretmeni, tinercisi, dönercisi, dekoratörü, evsizi, midye satıcısı, esrar satıcısı, kanun kaçağı, Anadolu kaçağı, Avrupa kaçağı, Amerika kaçağı, Afrika kaçağı, yani yaşam kaçağı, beyazı, karası, sarısı, kızılı yani insan görünümünde olan kim varsa, hepsini, herkesi sorgusuz sualsiz kucaklamıştı.Kiliseleri, camileri, sinagogları, hanları, hamamları, bankaları, giyim mağazaları, kitabevleri, meyhaneleri, birahaneleri, şaraphaneleri, kafeleri, kültürevleri, randevuevleri, sinemaları, tiyatroları, galerileri, vakitleri çoktan dolduğu halde ömür sürmeye çalışan bilmem kaç yüzyıllık inatçı binaları, dar sokakları, kör çıkmazlarıyla Grande Rue de Pera, Cadde-i Kebir, İstiklal Caddesi ya da Beyoğlu nasıl adlandırılırsa adlandırılsın burası her gün, her an değişen yeryüzünün en büyük tiyatro sahnesi gibiydi."

Kitabı okuyanlar 3.612 okur

  • Mahmut Yıldız
  • Hasan yargül
  • Yunus Emre AVCI
  • B kaya
  • Firdevs
  • Nedim Karakuş
  • Şenel Topaloğlu
  • Esra
  • Şenel Can
  • Meltem Özdemir

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.6
14-17 Yaş
%4
18-24 Yaş
%17.7
25-34 Yaş
%28.8
35-44 Yaş
%30.5
45-54 Yaş
%11.4
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%0.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71.7
Erkek
%28.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.2 (235)
9
%20.4 (190)
8
%25.5 (238)
7
%14.4 (134)
6
%6.7 (62)
5
%3.9 (36)
4
%1.9 (18)
3
%0.8 (7)
2
%0.9 (8)
1
%0.4 (4)

Kitabın sıralamaları