Beyoğlu'nun En Güzel Abisi

·
Okunma
·
Beğeni
·
22.843
Gösterim
Adı:
Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
Baskı tarihi:
Ekim 2013
Sayfa sayısı:
418
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051416830
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
Beyoğlu
Yılbaşı gecesi işlenen bir cinayet... Tarlabaşı'nın arka sokaklarında bulunan bir erkek cesedi. Öldürülmüş erkeklerin en yakışıklısı, belki de en kötüsü. Karanlık sırların ortaya çıkardığı utanç verici bir gerçek. Gururlarının kurbanı olmuş erkekler, onların hayatlarını yaşamak zorunda olan kadınlar. Bu cinayetler yatağında, bu kötülükler bahçesinde, bu insan eti satılan can pazarında masumiyetini korumaya çalışan bir adam. Bir zamanlar İstanbul'un en gözde yeri olan Beyoğlu'nun hazin hikâyesi.

Karanlık... Soğuk havayla iyice ağırlaşan bir karanlık. Uzaklardan şarkılar geliyor kulağına, neşeli kadın çığlıkları, ayarını yitirmiş sarhoş naraları, biri küfrediyor belki ana avrat, belki ağlıyor biri hıçkıra hıçkıra, belki biri sessizce ölüyor bu gürültünün, bu hengâmenin ortasında. Umurunda değil. Hepsinden sıyrılmış, sadece öfke...

Nereye gittiğini bilmeden yürüyor, nefret tarafından kuşatılmış olarak. Kıskançlık denen o canavar, çelikten pençesine almış yüreğini, habire sıkıyor. "Kadınlar," diyor bir ses zihninin derinliklerinden... "Kadınlar, onlarla oynayamazsın... Oynadığını zannedersin ama bir de bakmışsın, asıl oyuncak sen olmuşsun." Hayatına giren kadınların yüzleri beliriyor sokağın zemininde. Birer birer düşüyor görüntüleri ayaklarının dibine. Hepsinin boynu bükük, hepsinin gözlerinde keder. Hepsi üzgün... Aldırmıyor, bir su birikintisiymiş gibi basıp geçiyor üzerlerinden ama yeniden düşüyor görüntüler zemine. "Kadınlar," diyor o ses yine, "Kadınlardan asla kurtulamazsın, hayaletleri hayatın boyunca seni takip eder."
(Tanıtım Bülteninden)
418 syf.
·3 günde·8/10
- Polisin kabusu, yılbaşı geceleridir. Herkesin gülüp eğlendiği, mutlulukla dans ettiği o gece, polisler için korkunç saatler demektir; öğleden sonra başlayıp yeni yılın ilk günü ışıyıncaya kadar süren, bir türlü bitmek bilmeyen kanlı, karanlık bir kabus. Bunları düşündüğümüz yeni yılın ilk saatlerinde Tarlabaşı'nda bulunan bir erkek cesediyle başlıyoruz aksiyona. Barbut İhsan, Kara Nizam, Saltanat Süleyman, Titiz Tarık, Pire Necmi, Janti Cemal, isimlerinden de anlaşılacağı gibi birbirinden farklı ve estetik biçimde kitaba yerleştirilmiş karakterler. Bunların arasında ne ararsanız var. Uyuşturucu işinden, kumarhane işletene, kadın pazarlayana, tetikçisine, hainine kadar hepsi var. ''Burası bizim semtimiz, sokakta bir kedi çiğnense, bir cam kırılsa haberimiz olur.'' diyorsunuz, diyorsunuz da burnunuzun ucundaki cinayeti kim işledi? Haberiniz yok. Başkomiser Nevzat bu görev için seçilmiş kişi tabii ki. Bu olayı aydınlatacak kişi O'ndan başkası olamazdı zaten.

- Başkomiser Nevzat, yardımcısı Ali ve kriminologumuz Zeynep kolları sıvayıp cinayet için şüphelileri sorguya çekerek ve delilleri toplayarak yola koyuluyorlar. Kitap sadece cinayet üzerine yazılmış bir polisiye roman değil, sayfaları karıştırdıkça önümüze çıkan, içimizi ısıttığı kadar yüreğimizi burkacak hikayelerle de karşılaşıyoruz. Başkomiser Nevzat'ın ''Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'' kitabın da adını taşıyan lakabından nasıl vazgeçmek zorunda kaldığı beni çok hüzünlendirdi. İçten içe bazı konuları yaşadığı olaylarla harmanlayarak ilerlemesi esere akıcılık ve derinlik kazandırmış. Örneğin olay Tarlabaşı'nda geçiyor ve yazar sık sık buradaki kentsel dönüşümden faydalanıp oradaki yaşayanlara zulüm edip mallarına zorla el koyan mafya babalarına, imar çakallarına ve bu işten rant sağlayacak herkesten şikayetçi. Kitabımızdaki birkaç gencin geçmişi Gezi Parkı protestolarına dayanıyor, yazar bunu da boş geçmeyerek güzel bir hikayeyle süslemiş. Evgenia yengenin Yunanistan'dan akrabalar gelir de geçmişimizde bu topraklarda yaşanan en büyük UTANÇ günlerinden biri olan 6-7 Eylül olaylarına değinmeden olur mu ? Yazarımız bunu da içimize işleyecek şekilde kazımayı başarmış.

- Sizce bu cinayet neden işlenmiştir? Mafya babasının en iyi adamısınız ve ondan gizli iş çevirip, ona ihanet ettiğiniz için mi? Yoksa yamuk yaptığınız başka biri mi öldürmüştür. Kumarda varını yoğunu aldığınız birinin intikamı mı? Pek tekin bi adam değil sonuçta maktul. Çok yakışıklı olduğu söyleniyor, etrafı da kadınlarla dolu üstelik. Kadınlar arası kıskançlıktan doğan bir sebepten mi acaba? Kitabı okurken bunları çokça düşüneceksiniz ve emin olabilirsiniz ki kitap tam bir bilinmez. Başladığı yer belli ama kışkırtmalar, mahallede yaşanan olayların tetiklediği kalabalığın gösterileri, mafya babalarının parsel ve insan kavgası, kişilerin kendi çıkarları derken kendimizi her adım attığımızda daha büyük bir boşluğa doğru sürüklenirken buluyoruz. Bir an diyorsunuz ki bu mafya babası ne kadar da yufka yürekli. Değil adam öldürmek karıncayı bile incitmez. Sonra da karşınıza başka bir şey çıkıyor ve aynı kişi için bu babasını bile kesmiştir diyorsunuz. Duygusal olarak ta sürekli iniş çıkışların olduğu bir eser. Her an silahlar patlayacak, bir yerden baskın yiyeceğiz diye korkarak bekliyoruz. Bu kitap cinayet çözümlenmeden bitecek diye bir düşünce oluşmuştu tam kafamda. Ne yaparsanız yapın doğru sonuca ulaşamayacağınız bir senaryo var çünkü. Katil hem herkes olabilir hem de hiç kimse olmayabilir. Böyle karışık bir durum derken hiç ummadığınız bir yerde ipin ucunu yakalıyor Başkomiserimiz ve bütün sorular cevaplarına kavuşuyor.

- Keyifle okuduğum bir Ahmet Ümit romanıydı. Herkese tavsiye ederim.
418 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Bir cinayet ve cinayeti çözmeye çalışan Nevzat başkomiser, yardımcısı Ali ve kriminolog Zeynep'in maceraları..
Bunun dışında konuyu anlatmama gerek yok sanırım. Zaten anlatsam spoiler olur. O yüzden es geçiyorum..

Normal polisiye kitapları hepimiz biliriz. Mükemmel bir polis.
Yakışıklı/Güzel şüpheliler.
Kusursuz bir cinayet.
Ve sonunda kitapta birkaç kere adı geçmiş olan katil..

Bu kitapta beni en çok etkileyen şeyden bahsetmek istiyorum önce, karakterler mükemmel değildi. Hayatın içinden insanlardı. Markette, parkta, orada burada rastlayacağımız cinsten insanlar.. Bu sebebptendir ki, kitabı daha çok benimsedim. Belki konu yabancı yazarların yazdığı kadar mükemmel ve sıradışı değildi ama bizdendi...

Kitaptaki bir başka güzel nokta da, cinayet dışında ufak ve tatlı ayrıntıların olmasıydı. Yazar bunları o kadar ustaca yerleştirmiş ki, bizi hiç konudan koparmadan, cinayetten uzaklaştırmadan yapmış bunu. Tabii bunlar ufak birer mola, hatta belki cinayeti anlamakta önenli şeyler..

Katil Uşak!
Siz de farkında mısınız bilmem. Çoğu dedektif kitabında yazar 100 tane isim sayar. Sonunda katil, o adı hiç geçemiş olan uşak çıkar. (tabi uşak işin şakası) Sanki mükemmel polisiye, katili tahmin edilemeyen polisiyeymiş gibi. Peh!
Ahmet Ümit ise şüphelilerin arasından çıkardı katili. Ah nasıl mutlu oldum bilemezsiniz. Tabiiki katili bulamadım. Hatta cinayet sebebini bile bulamamışım. Olsundu. Sonuç olarak katil uşak değildi.. (merak etmeyin bu spoiler değil. Kitapta uşak yok)

Son olarak kitabı 6 günde okumama bakmayın. Oldukça akıcı ve sürükleyiciydi. Ne yazık ben kitabı okurken bir hastalık dönemi geçirdim. Tabii iyileşince hemen bitirdim. (:
Keyifli okumalar..
418 syf.
·6 günde·9/10
İstanbul Hatırası'ndan sonra ikinci Ahmet Ümit romanı oldu. Bu kitabı okumamdaki en büyük etkenlerden biri kesinlikle ve kesinlikle " Önce Söz Vardı " programı. Orada Ahmet Ümit'i canlı canlı dinleyince daha da farklı bir gözümde canlandı. Romanı okurken o hikaye anlatışındaki ses gibi okudum; daha doğrusu Ahmet Ümit'in sesinden canlandırma yaptım.... Buralar kitapla ilgisiz... :) Gelelim kitaba...

Yazarın dili çok güzel ve akıcı, dil yönünden sıkıntı yaşayacağınızı sanmıyorum. Önceki okuduğum kitabında genel olarak cinayetlerle birlikte İstanbul tarihinden söz etmişti. Bu seferki arka planlardaki konular;
a) Irkçılık
b) Gezi Parkı olayları
c) 6-7 Nisan ( Azınlıkların İstanbul'dan gönderilmesi ) olayları
d) Tarlabaşı Semtinin tanıtımı ( Beyoğlu'nun sokakları )
e) Kadınlar, mafya babaları ve sokak çocukları.

olarak aralara serpiştirilmiş. Asıl olay mafya hesaplaşması altında bir aşk üçgeni ve bu üçgen arasında gelip giden cinayetin faili. Elbette sürprizler var ama katili önceden tahmin ettim. İçerisinde gerçekten mükemmel bilgilendirici alıntılar var.

Kendimce eksileri ise yazar olarak romanın içine kendini katıp kendini övmesini sevmedim. Arada bir rüyalara girip eski karısını hatırlayan bölümleri resmen hızlıca geçtim. Siyasini görüşünü bildiğim halde o kadar çok abartmış ki bazen kızmadım diyemem. Polisiye bir romanda siyasetin dibine vurmuş. Polisiyelerde nedendir bilmem son bölüm niye bu kadar kısa hala anlamış değilim. Hemen kesip bitirmek nedir ?

Kesinlikle kötü bir roman değil okunabilir güzel bir eser. Ben akıcılığını, merak uyandırmasını sevdim. Ahmet Ümit kalemi kuvvetli bir yazar. Sürükleyici bir dili, üslubu var. Tavsiye ederim. En beğendim alıntı ise;

Ben bile kendimi tam olarak anlayamazken, bir başkası beni nasıl anlatabilirdi ki?

İyi okumalar....
418 syf.
·4 günde·7/10
Okuduğum yedinci Ahmet Ümit kitabıydı. Dili her zamanki gibi anlaşılır ve sade. Betimlemelerin de ise bazı kitapların aksine, okuru sıkmayan o üslup yine hakimdi.
Gerçek hayatla ne kadar bağdaştırılabilir bilemem. Çünkü karakterlerin günlük hayatta varolabilme olasılığı yüksek olsa bile bir polis ile "kötü adam" tabirinin kısa zamanda böyle gereksiz bir samimiyete girmesi pek mümkün değil sanırım.
"Suçluyu tahmin ettim ya da edemedim" cümlesini kurabilmenin tamamen yazara bağlı olduğu bir gerçek. Bizlere verdiği ipuçları bu noktada tabiki önemli. Ancak Ahmet Ümit okuyan bir kişi katilin genelde roman sonunda 'olayla' alakası olsa da 'cinayetle' pek alakası olmayan veya silik karakter vb. özelliklere sahip kisiler olduğunu bilir. Kötü adamlarsa genelde o cinayetin faili değildir. Yani katil kitapta sadece 1 veya 2 kez adı geçmiş bir kisi olabilir. Buradan yola çıkarak yaptığınız yüzde ellilik tahmin de doğru çıkıyor galiba.
418 syf.
·Beğendi
Beyoğlunun En Güzel Abisi, 'Katil kim?' sorununa verdiği cevap yönüyle başarısız, anlatış ve betimleme açısından da oldukça başarılı bulduğum bir kitap. Sanırım tatmin edici bir puan alamaması da bu yüzden. Aslına bakarsak polisiye romanlarda bu konuya dikkat edilmesinin haklı sebepleri var. Okuyucu beyin jimnastiği yapıp suçluyu bulmaya çalışıyor haliyle. Sonuç hüsran olunca kitabın kalitesini de etkiliyor. Her şeye rağmen okunabilir bir roman. Neden mi? Şu detaylı incelemeye bir göz atın. #4286320
418 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Kitabı 3 bölüme ayırmak istiyorum ilk bölüm sadece cinayet ile ilgiliydi ve olay örgüsü tam oluşmadığı için tam içine girememiştim
İkinci bölümde İstanbul'un gerçekleri ; gezi parkı, 6 7 eylül olayları olayı yaşayan kişilerin ağzından anlatılıyor bu kişilerin cinayetle alakalı kişiler olması sizi polisiyeden uzaklaştıracağı yerde duygusal ve psikolojik olarak trajediye dahil ediyor ve Beyoğlu sokaklarında buluyorsunuz kendinizi
Üçüncü bölüm ise cinayetin düğümünün çözüldüğü yer buraya gelene kadar öyle bir yoğruluyorsunuz ki kim bilir açılan her düğüm şimşek etkisi yapıyor, tüyleriniz diken diken oluyor
Sonuç olarak ; kitapta sizi bazı sürprizler daha bekliyor ve ben Ahmet Ümit ile tanıştığıma memnunum. Polisiye sevenler birde yakın tarihin gerçekleri ile yüzleşmek isteyenlere tavsiye olunur. Hep kitaplı günler dilerim...
568 syf.
·4 günde·6/10
Ahmet ümit okumaya “Beyoğlu Rapsodisi” kitabıyla başlamıştım ve açıkçası çok çok beğenmiştim. Sonunu özellikle çok güzel bağladığını düşünmüştüm. O kitaptan sonra ahmet ümit okumaya karar vermiştim zaten. Ama keşke bu kitabı seçmeseymişim diyorum. Çok sevdiğim insanın belki en sıkıcı kitabı olan bu kitap beni gerçekten çok sıktı. Bazı sayfaları “of sus artıııııkk ne olur sus!!! Geç artık şu önemsiz ayrıntıları be adam.” diyerek yırtasım geldi ama öyle ya da böyle bitirdim. Aslında bu sıkıcılığa katlanmamın sebebi ahmet ümit’in kitabın sonunda her şeyin birbirine bağlandığını düşünmemdi ama bu kitapta öyle olmadı. Sonunu okuduğunuzda “bunun için mi 500 sayfa okudum ben şimdi ?” diyorsunuz. Okumayın demeyeceğim ama diğer kitapları kadar da ilgi çekici değil bu yüzden diğer kitaplarına öncelik verebilirsiniz bence. Hepinize iyi okumalar dilerim. :)
418 syf.
·8 günde·9/10
Okuduğum ilk Ahmet Ümit kitabı.
Kitabi oldukça başarılı buldum. Kitap ilerledikçe zanlı listeniz kabarıyor kafanızda eliyorsunuz filan ama sonunda tam bir şok. Bu ne alaka diyorsunuz. Okurken zaten hafiften arka sokaklar izliyormuş izlenimi veriyor insana. Gayet samimi, sade bir dille yazılmış.
418 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Polisiye kitaplarını çok severim, "John Verdon" ile başlamıştım polisiye romanlarına.
Sonrasında yerli bir isim duydum "Ahmet Ümit" çok okumak istediğim fakat bir türlü kitap listemin yoğunluğundan dolayı
fırsat bulamadığım bir yazardı.Sonunda "Beyoğlu'nun En Güzel Abisi" ile başlamaya karar verdim.
İyi ki de vermişim, çok güzel bir kalem.
Her çeşit konu bulunuyor içerisinde.
Tabi siyasi görüşlerini anlamamak için çok üstün körü okumak gerekirdi, baya bir taraflı gözüküyor.
Olsun ben kalemine saygı duydum, neticede düşünce özgürlüğü var, benim duygu ve düşüncelerime saygısızca bir çağrışım yapmadığı sürece saygı duyarım ben de.

Kitaba gelecek olursak, Beyoğlu Tarlabaş'ında yılbaşı günü işlenen bir cinayet ve fazlasıyla şüpheli çözmek zor. Nevzat Başkomiser ve ekibi iş başında.
Keyifli okumalar. :)
418 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Ahmet Ümit yazdıklarından ziyade şahsını sevdiğim bir yazar.. Önceden yazdıklarını da severdim ama şimdilerde çok tat alamıyorum yavan buluyorum; bunu da Yaşar Kemal kalemini görmüş olmama bağlıyorum. Elimde bulunduğu için başladım bu kitaba (elimde bir kitabı daha mevcut sonrasında uzuun bir süre Ahmet Ümit okumayı düşünmüyorum) Ahmet Ümit kitaplarından başka hiç polisiye roman okumadım sevmem, ilgimi çekmez o yüzden bu konuda çok bilgim yok ama kendini tekrar ediyormuş gibi hissediyorum yani Babacan Başkomiser Nevzat ve yerinde duramayan yardımcısı Ali'nin mecaraları... Bu kadar. Elbette öğretici bölümler var ayrıca gayet sürükleyici (benim uzun zamanda bitirmeme bakmayın bayramdan ötürü) fakat ben başta da söylediğim gibi biraz yavan buldum ve sevemedim sizlere keyifli okumalar :)
418 syf.
Spoiler içerir.
İlk kez Nar Ağacı'nda dillendirilmiş fakat Mustafa Kutlu'dan Kafka'ya, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'ndan Yeşil Deniz Kabuğu'na çok kitapta rastladığım "Hangi hikâye başladığı yerde bitmemiş ki?" üslubu Ahmet Ümit için de geçerli anladığım kadarıyla. En azından İstanbul Hatırası gibi bu kitap için de geçerli kılınmış yazar tarafından.
Kitap kısa bölümlerden oluşuyor. Yılbaşı gecesi Engin Akça'nın öldürülmesiyle Nevzat Başkomiser ve ekibinin etrafında yeni olaylar, zanlılar, muskalar, kilitli kasalardan ortaya saçılan fotoğraflar, tapular ve Dolapdere'nin, Tarlabaşı'nın topoğrafyasıyla sıkılaşan zincir bir aile yemeğinde (kitabın sonuna gelmiştik neredeyse :D) kopuyor. Yalnız İstanbul Hatırası'ndan bu yana Ali ve adaşım (ve favorim) Zeynep çıkmaya başlamışlar da Nevzat'tan saklıyorlar. :D
Muhteviyat: Yine her şeyin alışılmış, belli başlı sebeplere dayanmasına rağmen ASLA sıkıcı olmayan bir kitaptı. Yaklaşık 48 saat içerisinde bitirdim diyebilirim. Olumsuz eleştiri sayılabilecek tek nokta Gezi Parkı ve 6-7 Eylül olaylarına fazla mı değinilmiş bilemedim. Belki böyle düşünmemin sebebi siyasi görüşümle ilgilidir ama yazar elbette kitabında sosyal mesajını da verecek. Kınamanın aksine memnun oldum yanlış anlaşılmasın. :)
418 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
6-7 Eylül olayları, Azınlıklara yapılan saldırılar, Tarlabaşı'nın hikayesi, gezi olayları ve cinayetler derken kitap bitiverdi hemen. Çok üzücü ve hüzün doluydu hikayeler. Ben okuyup bilmediğim birçok konuda bilgi sahibi oldum; hikayeleri, ne yazık ki romanın bir parçası olarak okudum. Maalesef bu yaşanan birçok olayı maalesef değiştirmiyor. Gönül isterdi ki bu yaşananların hiç yaşanmayıp, kitapta Tarlabaşı'nın farklı güzel bir gerçeği olsun.... Herkese okumasını tavsiye ederim, sevgili yazarımız Ahmet Ümit'e teşekkürler.....
"Bizim kaderimiz mühürlü oğlum mühürlü. Bu gün mutluluktan müebbet yesek, yarın af çıkar."

Hayattaki Şansım
"Paran varsa her şeyi satın alabilirsin, elbette en başta da insanları. Bu ülkenin sorunu ahlaksızlık, şeref yoksunluğu, onur kaybı."
"Aşk nedir, Başkomiserim?"
"Bilmiyorum ki... Sevip de kavuşamamaktır, isteyip de alamamaktır, ne bileyim. Bir insanı yanında istemektir... Ama herkesin kendine göre bir aşk tarifi var."
"Yer üstü dünyasında olduğu gibi yeraltı dünyasında da her zaman en kutsal değer paradır. Evet, aşktan da, cesaretten de, şereften de daha önemlidir. Çünkü para demek, ihtiyaç duyduğunda yetkilileri satın almak, hakiki anlamda güç demektir."
"Kaybetmiş insanları, kazananlardan daha yakın bulurum kendime. Onların yaşadıklarına çok daha fazla merhamet vardır, çok daha fazla acı."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
Baskı tarihi:
Ekim 2013
Sayfa sayısı:
418
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051416830
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
Beyoğlu
Yılbaşı gecesi işlenen bir cinayet... Tarlabaşı'nın arka sokaklarında bulunan bir erkek cesedi. Öldürülmüş erkeklerin en yakışıklısı, belki de en kötüsü. Karanlık sırların ortaya çıkardığı utanç verici bir gerçek. Gururlarının kurbanı olmuş erkekler, onların hayatlarını yaşamak zorunda olan kadınlar. Bu cinayetler yatağında, bu kötülükler bahçesinde, bu insan eti satılan can pazarında masumiyetini korumaya çalışan bir adam. Bir zamanlar İstanbul'un en gözde yeri olan Beyoğlu'nun hazin hikâyesi.

Karanlık... Soğuk havayla iyice ağırlaşan bir karanlık. Uzaklardan şarkılar geliyor kulağına, neşeli kadın çığlıkları, ayarını yitirmiş sarhoş naraları, biri küfrediyor belki ana avrat, belki ağlıyor biri hıçkıra hıçkıra, belki biri sessizce ölüyor bu gürültünün, bu hengâmenin ortasında. Umurunda değil. Hepsinden sıyrılmış, sadece öfke...

Nereye gittiğini bilmeden yürüyor, nefret tarafından kuşatılmış olarak. Kıskançlık denen o canavar, çelikten pençesine almış yüreğini, habire sıkıyor. "Kadınlar," diyor bir ses zihninin derinliklerinden... "Kadınlar, onlarla oynayamazsın... Oynadığını zannedersin ama bir de bakmışsın, asıl oyuncak sen olmuşsun." Hayatına giren kadınların yüzleri beliriyor sokağın zemininde. Birer birer düşüyor görüntüleri ayaklarının dibine. Hepsinin boynu bükük, hepsinin gözlerinde keder. Hepsi üzgün... Aldırmıyor, bir su birikintisiymiş gibi basıp geçiyor üzerlerinden ama yeniden düşüyor görüntüler zemine. "Kadınlar," diyor o ses yine, "Kadınlardan asla kurtulamazsın, hayaletleri hayatın boyunca seni takip eder."
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 6.668 okur

  • Medine Özen
  • Hayrettin Çelik
  • Ekin Coşkun
  • Valeria
  • Damla göç
  • Berkay eken
  • Sinem
  • Okşan
  • Sümeyye Koşan
  • Ümran Ilter

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%11.4
14-17 Yaş
%7.7
18-24 Yaş
%22.1
25-34 Yaş
%24.7
35-44 Yaş
%23.1
45-54 Yaş
%8.3
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70.2
Erkek
%29.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.6 (426)
9
%19.2 (347)
8
%24.1 (435)
7
%17.9 (323)
6
%7.5 (135)
5
%3.2 (57)
4
%2 (37)
3
%0.9 (16)
2
%0.4 (8)
1
%0.8 (15)

Kitabın sıralamaları