Adı:
Bab-ı Esrar
Baskı tarihi:
Kasım 2008
Sayfa sayısı:
408
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051411224
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Bab-ı Esrar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Bab-ı Esrar
Bab-ı Esrar
Kayıp babasıyla doğacak çocuğu arasında kalmış bir kadın... Hayatın anlamını arayan bir insan: Karen Kimya... Kapıları sırlara açılan bir kent... Sırların mucizelere dönüştüğü geceler. Mucizelerin hakikat sayıldığı zamanlar... Yedi yüz yıl öncesinden gelen bir fısıltı... Aşkı sadece aşkla tartanların ıtırlı soluğu... Ölümün yok edemediği bir sevda... Yıllara direnen bir sevgi; Şems-i Tebrizi ve Mevlâna Celaleddin-i Rumi... Günümüzden yedi yüz küsur yıl öncesine uzanan gerilim dolu, heyecan yüklü, mistik bir serüven...

"Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu. Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar. Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi, nergislerin tazelenme demi. Yedi kişi girmişti bahçeye... Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin bıçak. Yedi lanetli adam bahçenin sessizliğini yedi parçaya bölerek yürüdü kurbanlarının bulunduğu tahta kapıya...

Taşta kan vardı. Bahçede ürkütücü bir serinlik. Cinayetin tek tanığı dolunaydı. Hiç şaşırmadan, ürpermeden, korkmadan bakıyordu uzun boylu kavak ağaçlarının ölü yapraklarının arasından. Yedi kişiden en genç olanı vurmuştu kapıya. En yaşlı olanı çağırmıştı içeridekini. Yedi kişinin yedisi birden saplamıştı bıçaklarını içeriden çıkana.

Taşta kan vardı. İnsanların yüreklerinde nefret, dolunayda derin bir sükûnet..."
Yukarıdaki geçen ifadede ne demek istediğimi birazdan dile getireceğim. Fakat öncesinde kitabın kendisiyle ilgili iki üç kelam etmek isterim.

Kitap tamamen “Ahmet Ümit” üslubunda kitap olmuş. Diğer romanlarından farklı olarak şehir bu sefer İstanbul değil, Konya olarak seçilmiş. Yine her kitabında bildiğimiz Baş komiser Nevzat yok bu romanda. Kitabın konusuysa bu sefer “Mevlana ve Şems” arasındaki ilişki. Son yıllarda bu konunun sürekli işlenmesi artık can sıkmaya başladı. Yani daha kaç romancı kitabında Mevlana ile Şems’in hikâyesinden söz edecek merak ediyorum doğrusu. Kitap son derece güzeldi. Kurgu sağlam, merak ögesi çok iyi ayarlanmış ve hafif bir aksiyonda vardı. Fakat Mevlana ile Şems ilişkisinin anlatıldığı bölümler çok fazlaydı. Bu bölümler benim kitaptan kopmama sebep oldu. Bu bölümleri çıkarırsak kitap gayet güzeldi. Tavsiye ederim.

Kitabın eleştireceğim noktaları ise din konusunun işlendiği bölümler. Son dönemde iki üç yazarda sürekli din konusunu işlendiğine şahit oldum. Bunlardan biri Ahmet ümit… Bir diğeri ise Elif Şafak… İki yazarında din konusuna neden bu aralar yoğunlaştığını merak ediyorum. Biri yurt dışında yaşayan daha Türkiye’yi bile doğru düzgün tanımayan bir yazar. Ama ülkemizde her şey için ahkâm kesme hakkını kendinde bulabiliyor. ( Ahkâm kesiyor dediğime bakmayın. Tarihi yerden yere vuruyor. Halkı küçümsüyor. Halkın her yaptığına hor bakıyor.) Ahmet Ümit ise yıllarca komünizm için Rusya’da eğitim görmüş bir yazar. Hali hazırda kendini bir komünist olarak görüyor. Fakat gel gör ki bir İslam âlimi gibi Müslümanlara din anlatıyor. ( Yanlış anlaşılma olmasın. Ümit’in komünist olması beni ilgilendirmiyor. Bunu biliyorum ve severek kitaplarını okuyorum. Ama bir komünist olarak gelip bana dini ders verme ya. Evet, bu dini anlatırken bazı kıssalardan örnekler veriyor. Benim takıldığım noktada işte tam burası. Anlatılan uyduruk din. Uyduruk dinin temel çıkış noktası ise “Allah Aşkı…”

Kitapta temel olarak anlatılan düşünce insanların yaptıkları ibadetlerin aslında çok bir işe yaramadığı, önemli olanın ise Allah aşkının peşinde koşmak gerektiği. Tasavvuf düşüncesi mi yoksa yazarın kendi fikirleri mi bilemiyorum. Ama tasavvuf kaynaklarından örnekler verdiği kesin. Sözün burasında bir hatırlatma yapmak gerekir. Bizim burada karşı çıktığımız şey değerli tasavvuf ehli, kendini Allah yoluna adamış kıymetli kültür büyüklerimiz ya da Allah aşkından dolayı sürekli ibadet eden nur yüzlü dervişlerimiz değil. Peki, tam olarak eleştirdiğimiz nedir? Örnek vereyim.

Yazar birkaç hikâye ile bu Allah aşkının en üst mertebelerini anlatmış. İlkin romanın başkarakteri Kimya Hanım babası kendini Allah aşkına adayan bir derviş. Allah aşkını bulmak adına ilkin beşeri aşka bulaşmış. Kimyanın annesine âşık olmuş sonra Kimya doğmuş. Babası Derviş Bey ise belli bir süre onlarla yaşamış. Daha sonra Allah aşkına doyduğu için onları terk edip. Allah ile arasına kimsenin girmesini istememiş. Çekip gitmiş. Derviş Allah’a ulaşacak diye bir kadın dul. Küçük bir kız çocuğu yıllarca yetim kalmış. Bunlara sebep Allah…

Sonra başka bir olay. Adamın birinin yıllarca çocuğu olmamış. Haliyle adamda bu sebeple kendini sürekli mutsuz hissetmiş. Yıllarca çocuğu olsun diye gitmediği doktor gitmediği hoca kalmamış. En sonunda Allah ona bir çocuk bahşetmiş. Günler geçtikçe bu adamın hem çocuğu büyümüş hem de baya bir zengin olmuş. Aradan yılar geçtikten sonra adam asıl mutluğun bunlarda olmadığı anlamış. Karısına bir gün Allah aşkının peşinden gideceğini söylemiş. Ve karısıyla oğlunu terk etmiş. Yılar sonra oğlu baba hasretine dayanmadığı için gidip onu bulmuş. Adam, oğlunu gördüğü gibi ağlamaya başlamış. ( Sakın oğlunu özlediği için ağladığını sanmayın ha!!!) Oğlu, kendi ile Allah arasına gireceği için ağlamaya başlamış. Sonra dua etmiş. Allah’ım benle senin arana girmesine izin verme ya benim canımı al ya onun. Sonra çocuk ölmüş. Adamında Allah arasına girmediği için sevinmiş. Allah aşkını aramaya devam etmiş. Vay be, müthiş, büyüleyici… Adam Allah için çocuğunun ölmesine sevinmiş. ( Ne kadar itici bir Tanrı. Oysa bizim rabbimiz olan Allah Hz. İbrahim’in çocuğunu öldürmesine izin vermiyordu.)

Sonra başka bir olay. ( Bu olay bu kitapta derviş başka bir yerde yer alıyordu.) Gencin bir tanesi bir kıza âşık olur. Gidip kıza açılır. Kız bunu kabul etmez. Genç ise kızın aşkından bir hal olmuştur. Bir türlü onun peşini bırakmaz. Aylarca kızın peşinden koşar. En sonunda kız dayanamaz kabul eder. Yıllarca mutlu mesut yaşarlar. Ama bir gün genç gelir kıza aslında yanlış yaptığını söyler. Kendini beşeri aşk ile oyalamıştır. Ama asıl aşk ise Allah aşkıdır der ve kızı yarı yolda bırakıp çekip gider Allah aşkını aramaya. Örnekler böyle sürüp gider…

Şimdi düşünsenize bir Allah var. Kulluğun en zirvesine çıkabilmeniz için. Onun yaratığı kullara ihanet etmeniz lazım. Yarı yolda bırakmanız lazım. Allah’a ulaşmak için eşinizin dul kalması lazım. Çocuğunuzun yetim. Cidden böyle bir Allah düşünebilir mi? Peki bu Allah’ın en sevdiği kul olan peygamberler böyle bir şey yaptılar mı? Dinin kaynağı olan binlerce kaynak var. Peki, hangisinde kulluğa erişmemiz için Allah’a âşık olmamız gerekiyor diye yazıyor. Ne zaman çıktı bu saçma düşünce. Kitapta yazan bir cümle aynen şöyleydi. “Allah’ı bulacaksan evlenemem lazım. Bir kalpte iki sevgi olmaz.” Böyle bir hareket dinin neresinden var. Hadi dinde oldu diyelim bunu bu adamlardan önce peygamberin yapması gerek miydi? Benim kızdığım başka bir mesele ise bu olayların İslam adına yapılması. Allah için İslam’ın neresinde var bunlar? Bir de üstüne üstlük kitabın çoğu yerinde de bu aşkı anlamayanlar çıkıyor. Onları da çok güzel eleştiriyor. Herkes zaten bu aşkı bu olayları anlayamazmış. Bunu anlamak için belli bir mertebe gerekir. Zaten benimde anlamayacağım dine ihtiyacım yok. Hali hazırda İslam dininde bir mertebede yok. Bütün bunlar bana Hristiyanlıktaki ruhban sınıfını hatırlattı. Birileri siz anlamazsınız diye diye kendine güzel bir yer edindi. Biz galiba bunu anlamadık.

Son olarak diyeceklerim:

Allah sizi kendisine âşık olun diye yaratmadı.
Allah sizi eşlerinizi dul bırakın diye yaratmadı.
Allah sizi sevdiğinize söz verip, onu yarı yolda bırakın diye yaratmadı.
Allah sizi çocuğunu yetim ya da öksüz bırakın diye de yaratmadı.
O, sizi insanları mutlu edin diye yarattı…
Ahmet Ümit; Bab-ı Esrar' da yine yazacağını yazmış. Ne söylenebilir ki....Büyük usta...Fantastik, gizem, rüya, gerçek, AŞK, Mevlana ve Şems..Karen Kimya ve Poyraz, Suzan, Nigel, Mennan... Hepsi süper karakterler Fakaaaaaaaaaattttttt Nevzat Başkomser'in İstanbul ekibindeki Zeynep komiseri Konya' da hikayeye katması ayrı bir TAT olmuş..... Sadece bir roman okumadım. Müthiş bilgilerin özenle serpiştirilmiş bir kaynak okudum......Ayakta alkışlıyorum....Bravo AHMET ÜMİT....!!!!
  • İstanbul Hatırası
    8.6/10 (1.872 Oy)1.766 beğeni6.564 okunma469 alıntı24.123 gösterim
  • Şah ve Sultan
    8.5/10 (1.781 Oy)1.694 beğeni6.711 okunma731 alıntı26.952 gösterim
  • Od
    8.5/10 (2.088 Oy)2.077 beğeni8.076 okunma1.382 alıntı33.263 gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (2.493 Oy)2.368 beğeni7.905 okunma1.103 alıntı42.287 gösterim
  • Melekler ve Şeytanlar
    8.7/10 (2.211 Oy)2.170 beğeni8.799 okunma291 alıntı34.658 gösterim
  • Empati
    8.4/10 (2.238 Oy)2.140 beğeni8.185 okunma420 alıntı43.857 gösterim
  • Da Vinci Şifresi
    8.7/10 (3.016 Oy)3.117 beğeni11.452 okunma256 alıntı40.374 gösterim
  • Fedailerin Kalesi Alamut
    8.9/10 (2.279 Oy)2.232 beğeni6.333 okunma899 alıntı32.610 gösterim
  • Kardeşimin Hikayesi
    8.8/10 (3.984 Oy)3.873 beğeni12.216 okunma1.238 alıntı39.518 gösterim
  • Aşk
    7.7/10 (5.106 Oy)5.768 beğeni19.363 okunma1.008 alıntı96.225 gösterim
İngiliz bir anne ve Mevlevi bir babanın kızı Karen Kimya.Karnındaki henüz ne yapacağını bilmediği 2 aylık bebeği ile İngiltere’den Konya’ya iş seyahati için gelen bir sigortacı.
Kendisini küçükken terkeden babası Poyraz Bey’le yaşadığı tüm o anılar Konya’ya gelmesiyle içinden çıkılmaz bir hale gelse de,aslında yıllardır aklında ve kalbinde yaşadığı tüm o sorulara cevap bulacağı bir serüvene dönüşüyor.
Yazar geçmiş ile bu günü,Karen Kimya ve Şemş- i Tebrizi arasında yaşanan mistik olaylarla birbirine bağlamış.
700 yıllık gizemini koruyan Şems-i Tebrizinin cinnayeti.Bitmeyen aşkın bitmeyen zorlukları ve sonunda ölüm...Taşa düşen bir damla kan...
Mevleviliği,aşkı,Tasavvufu anlatan güzel bir kitap.
“Sevmek bir anlamda sende olmayana ulaşmak için çabalamak değil midir ? Senden farklı olmayan birine niye ulaşmaya çalışasın ki ?”
'' Nereye kadar başkalarının sözlerinde arayacaksın kendi sırrını? ''
Bu ve benzeri soruların cevaplarını alacağınız kitap olan Bab-ı Esrar yazarın Patasana ve Elveda Güzel Vatanım kitapları gibi bu eseri de tarihi roman tarzında yazılmıştır.Konu olarak Karen Kimya ismindeki başkahramanımızın şüpheli bir yangın nedeniyle Londra’dan Konya’ya gelmesiyle başlar.Karen Kimya sigorta poliçesini bahane ederek aslında derviş olan babasının izini sürer. Babasını arayan bir kadının yaşam öyküsü gibi başta gözüksede siz hiç farketmeden Mevlana ve Şemsi anlatmaya başlıyor.Karen Kimya Mevlana ve Şems’in arasındaki muazzam aşkı öğrenmektedir.Belirli bir süre sonra ilk başta anlatılanlardan o kadar uzaklaşıyor ki sizde geriye dönmek istemeyeceksiniz.Kesinlikte tavsiye ederim hem tarihi hemde tasavvufi bir konunun günümüze uygulanmış güzel bir eser okuyorsunuz.
Keyifli Okumalar Dilerim
Ahmet Ümit’in okuduğum bu ikinci eserine, aslında inceleme yazma niyetinde değildim. Ahmet Ümit sevenler bana kızmasınlar ama beğendim diyemeyeceğim bu eseri. Öncelikle dilinde edebi bir zevk bulamadım maalesef. Kolay okunan ve sonu kolayca tahmin edilebilir olaylar zinciri... Basit ve kısa betimlemeler. Her şeyden öte, Elif Şafak’ın “Aşk”ı türevinde piyasa kaygılı, popülerlik kokan Mevlana-Şems temalı cinai türde bir eser. Belki de eseri okumadan önceki tecrübelerim bir ön yargı oluşturmuş olabilir. Yazar belki de bu niyetle kaleme almadı, bilemiyorum. Ama benim hissettiklerim bu minval üzere oldu. Bir kurgu da olsa eserde, tarihte yaşamış gerçek kişileri konuşturuyorsanız çok daha dikkatli olmak gerekir. Eserde beni rahatsız eden birkaç yanlış konuşturmalar, tespitler oldu.

Beni bu incelemeyi yazmaya iten asıl neden toplumumuzda hatta dünyada hoşgörünün timsali olmuş Mevlana’ya bakış açım üzerine birkaç söz söylemek.

Öncelikle konu din, inanç olduğunda mutlaka görüş ayrılıkları olacaktır. İman bambaşka bir cevher. Nedeni, nasılı olmayan.

Ben dini bir hüviyeti, bilinen bir kutsiyeti olmayan ama tarihi bir kimliği olan herhangi bir insanı bile değerlendirirken artıları ve eksilerini akıl ve gönül terazisine koyup ona göre bir hüküm vermek gerektiği görüşündeyim. Hatta bölük pörçük bilgimle bunu yapamayacaksam yorumsuz kalmayı yeğlerim. Bunun temelinde ahiret inancım ve hesap vermek mesuliyetinden başka bir şey de yoktur. Çünkü iman ettiğim peygamber “Ölülerinizin iyiliklerini, güzelliklerini anın ve kötülüklerini sarfınazar edin.” buyuruyor. Bu sıradan bir insan için bile böyleyken, mevzubahis Mevlana ise söylenecek her sözün iyice tartılması, çokça düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim. (Eğer bir hesap kaygımız varsa...)

Yıllar önce Mesnevi’yi okurken bir çok sözü gibi bunu da not etmişim defterime.

Bir gönlü mü kırdın, ağlamalısın!
Hele özür dilemesini bilmiyorsan,
Senden dost olmaz, yârân olmaz!
Ya incittiğin, kırdığın gönlü Allah seviyorsa...
Rasulullah (sav) seviyorsa...
Hatta arz-u sema dahi seviyorsa...
Nereden bileceksin, bilmiyorsun.
Bilseydin ödün kopardı dokunmaktan. (Mevlana Celaleddin-i Rumi)

“Ruhum bu bedende oldukça Kur’an’ın kuluyum, seçilmiş Muhammed’in (sav) yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden bundan başka bir söz naklederse o nakleden de o sözden de bizarım.” diyen Mevlana’yı yorumlarken de bu hassasiyetin, inanan için en yüksek noktada olması gerekir.

Bu tür eserlere konu olması da sanırım eserinin şöhreti davet eder mükemmellikte olmasından. Her biri neredeyse atasözü kıvamında binlerce inci. Hakeza Şems-i Tebrizi hazretleriyle olan münasebetinin tarihi boyutları.

Necip Fazıl’ın Mevlana tespitini de aktararak yazıma nihayet veriyorum.

“Mevlana, beşeri planda çok büyüktür. Bu bakımdan Avrupalılar tarafından anlaşılması da kolaydır. Fakat eseri bakımından şöhreti ve kolay anlayışı davet eder. Bu yolun büyüklerinden öyleleri vardır ki şöhretten kaçmışlardır. Mevlana’nın bu kolaylığı onu bugünkü rejim tarafından maalesef bir turist terliği gibi kullanmasına bile müncer olmuştur. Tabii bu kıyaslamalar tasavvufi gerçeklere ve büyüklere nispetledir. Yoksa o, beşeri planın ve kelimelerin götürebileceği en son noktaya kadar varmış bir büyüktür. Ama tasavvufi marifet bütün bu kelime haşmetinin ötesindedir. Bu bakımdan Mevlana’yı anlayan Avrupa, İmam-ı Rabbani (ks) ve Şah-ı Nakşibendi’nin (ks) keyfiyetini anlamaktan uzaktır. “ (1975, Konuşmalar)
İngiliz bir anne ve Konya' lı Mevlevi Türk bir babanın kızı olan Karen Kimya uluslararası bir sigorta şirketinde exper olarak çalışmaktadır. Çocuk yaştayken annesini ve kendisini terk eden babası Pakistan' da hayatını sürdürürken, genç kadın annesi ile birlikte İngilere'de yaşamaktadır. Her şey şirketi tarafından, yanan bir oteli araştırması için Konya'ya gönderilmesi ile başlar. Hayal ile gerçeğin, günümüzle geçmişin birbirine karıştığı, sırlarla dolu, uzun süre etkisinden kurtulamayacağınız çok güzel bir kitap.
Kitaptaki güzel olan tek şey kurguydu...Dini konuda yeteri kadar bilgi sahibi olmayan insanların din büyükleri üzerine kitap yazmasını doğru bulmuyorum...
Ahmet ümitin kalemini yazım dilini kurgusunu gerçekten beğenerek okuyorum Babı Esrarda da Konyayı Mevlanayı Şemş i Kimya Hatunu çok güzel ve akıcı dille tasvir etmiş.Beğenerek okudum ve özellikle polisiye severlere tavsiye ederim....
Kitaplarının her birinde az çok zevk aldığım yazarın bu kitabı beklentimi tam karşılamadı diyebilirim.
Piyasaya çıktığı dönemde moda haline gelen Mevlana-Şems temalı kitaplardan bir farkı yok gözümde. Şems-i Tebrizi cinayetine ışık tutmaya çalışmış yine konu aynı. Kurgusu kötü değildi ama ilgimi çekmedi ne yazık ki. Betimlemelerde yine iyi iş çıkarmış yazar bunu belirtmeden geçip haksızlık etmeyelim kitaba. Ayrıca anlatımda gerçeküstü ögelere de yer vermiş.
Her ne kadar kimse beğenmese de Elif Şafak'ın bu konuyu anlatan Aşk kitabını daha çok beğenmiştim.
Bab-ı Esrar elbette kötü değil, yine de okunabilir.
"Sema ölümü anlatmaz,yaşamayı anlatır aslında. Yani yeniden doğuşu,suretler aleminden,hakikat alemine geçmeyi anlatır.." bab-ı Esrar hoş geldin kütüphaneme.
~~¥€®L! J£A/|/' ~~ diyorlar. "Freedom' un tabiriyle...

Vay arkadaş (:

Nerden ne anlatayım bilemedim ama... Duygudan, bilgiden, araştırmadan, didaktik kaleminden öğretiler taşıp içimize akan bir eserden bahsediyoruz...
Ahmet Ümit benim için neden diğerlerinden küçük bir farkla ayrılır... Çünkü yazıyor olmuş olmak için değil; , yazarken öğrenen aynı zaman da öğrenen bir yazar... Her şeyi bildiğini iddaa eden değil, anlatınca hatırlayan değil... Yazarken öğrenen bir yazar... Bundan gocunmuyor... En sevdiğim yanlarından biri...

Kitapta Mevlevilik ile ilgili (hani şu Tebriz-i Şems -Mevlana' nın ilahi huşuya birlikte vardıkları ve bazen spekülatif dedikodularla ilgili) gayet açıklayıcı bilgiler yer alıyor.

Anadolu' nun folklorik özelliklerinden tutun da her kitabında gördüğümüz tarih, arkeoloji, mistisizm dokularıyla da kitabı zenginleştirmiş. Baş karakterin İngiltere' de büyüyüp Türkiye ye gelince yaşadığı kültürel şok bu kadar iyi hissettirilirdi zaten. Başkasının gözünden Türkü çok başarılı bir şekilde işlemiş üstad.

Akıcı, sade, anlatırken dinlendiren üslubuyla da hiç bir kitabını ön plana ya da geri plana atamamamın sebebî başarısı tabi ki Ahmet Ümit' e ait.

Alkışlıyoruz...

Bab-ı Esrar; seni seviyorum...

~~ Keyifle okuyunuz~~
~~Kitapla kalın~~
Kesinlikle,Ahmet Ümit üstat unvanını hak ediyor.İngiliz bir anne ve Mevlevi kültürünün içinde büyümüş bir babanın evladı olan,Karen Kimya çalıştığı sigorta şirketinin poliçe araştırmasını yapmak için geldiği,Konya 'da yaşadığı gizem ile, sizi bir örtü gibi sarıyor.Şems ile karşılaştığını bir türlü kabul etmeyen aklı,bu mistik ve gizemli serüvende ona çok şeyler öğretirken,sizi de esir alıp acaba bir sonraki sayfada neler olacağını sık ,sık kendinize sormanıza sebep oluyor.Çok keyif alarak okudum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bab-ı Esrar
Baskı tarihi:
Kasım 2008
Sayfa sayısı:
408
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051411224
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Bab-ı Esrar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Bab-ı Esrar
Bab-ı Esrar
Kayıp babasıyla doğacak çocuğu arasında kalmış bir kadın... Hayatın anlamını arayan bir insan: Karen Kimya... Kapıları sırlara açılan bir kent... Sırların mucizelere dönüştüğü geceler. Mucizelerin hakikat sayıldığı zamanlar... Yedi yüz yıl öncesinden gelen bir fısıltı... Aşkı sadece aşkla tartanların ıtırlı soluğu... Ölümün yok edemediği bir sevda... Yıllara direnen bir sevgi; Şems-i Tebrizi ve Mevlâna Celaleddin-i Rumi... Günümüzden yedi yüz küsur yıl öncesine uzanan gerilim dolu, heyecan yüklü, mistik bir serüven...

"Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu. Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar. Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi, nergislerin tazelenme demi. Yedi kişi girmişti bahçeye... Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin bıçak. Yedi lanetli adam bahçenin sessizliğini yedi parçaya bölerek yürüdü kurbanlarının bulunduğu tahta kapıya...

Taşta kan vardı. Bahçede ürkütücü bir serinlik. Cinayetin tek tanığı dolunaydı. Hiç şaşırmadan, ürpermeden, korkmadan bakıyordu uzun boylu kavak ağaçlarının ölü yapraklarının arasından. Yedi kişiden en genç olanı vurmuştu kapıya. En yaşlı olanı çağırmıştı içeridekini. Yedi kişinin yedisi birden saplamıştı bıçaklarını içeriden çıkana.

Taşta kan vardı. İnsanların yüreklerinde nefret, dolunayda derin bir sükûnet..."

Kitabı okuyanlar 7.221 okur

  • Nurcan kurt
  • Şeyma POLAT
  • Birol Sefa Deyer
  • Mine Art
  • Belgin Kaplan
  • Okuyan Anne
  • Seçil Şekerci
  • feraydemiray
  • Sinem BULUT
  • gökçe k

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%14
14-17 Yaş
%7.6
18-24 Yaş
%21
25-34 Yaş
%22.9
35-44 Yaş
%23.2
45-54 Yaş
%8.3
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.6
Erkek
%27.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.3 (408)
9
%19.9 (364)
8
%23.8 (435)
7
%16.1 (295)
6
%6.2 (114)
5
%3.6 (66)
4
%1.7 (32)
3
%0.9 (17)
2
%0.5 (9)
1
%0.5 (9)

Kitabın sıralamaları