Adı:
Ruh Adam
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
308
Format:
Karton kapak
ISBN:
9754378023
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Ruh Adam
Ruh Adam
Ruh Adam
Türk edebiyatında pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihî romanlarını okumuş olanlar, tarihî bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır. Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamanın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatıdır. Tabiatüstü olaylarla anlatılan bir hayat hikâyesinin, dikkatle bakıldığı zaman, gerçeklerin sembollerle çerçevelenmiş ifadesinden başka bir şey olmadığı görülecektir. «Ruh Adam», kendi nefsi ile mücadele eden bir insanın macerasıdır. Edebî-ruhî tahlilini yapanlar, eserin hakikaten bir roman mı, yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğunu kestirmekte hayli tereddüde düşeceklerdir.
Hüseyin Nihal Atsız edebiyat dünyasında haksızlığa uğramış bir şair ve yazardır. İkinci Süreya vakası yaşamamayı ümit ederek bismillah diyorum.

Yıllarca yazar hakkında duyduğum olumsuz cümlelerden ötürü, deyim yerindeyse burun kıvırıp hiçbir kitabıyla ve düşünceleriyle ilgilenmedim. İçinde fanatiklik olan her düşünce beni rahatsız ediyor. Doğruların içinde, muhtemel eğrileri görmemize engel bir bakış açısı gibi geliyor. Fanatiklik düşmanlığı, düşmanlık huzursuzluğu doğurur. Zaten tadı, uçuşan birkaç saniye tatlı anla döşeli şu hayat, yaşarken uzun, geçmişe baktığımızda da bir solukta geçmişçesine yaşanıyor. Bu kadar avuçlarımızdan akıp giderken de neyin fanatikliği, neyin gözü karalığı diye sorguluyorum. Dünyada insanın iyisine inanırım. Yargılamalardan, dayatmalardan, bilmişlikten, sürekli kötülemelerden hoşlanmam. Bir tek Metin Altıok için arada sübliminal mesajlar veriyorum, o kadar. O da hakkıdır. Herkesi okumalıyız düşüncesine de katılmamaktayım. Avuçlarımızdan akıyor saniyeler. Sağlam bir liste oluşturalım, sayılı saatler içinde hedefsiz baykuşlar gibi uçmayalım düşüncesindeyim. Bu yüzden düşüncesi ne olursa olsun bana özgün gelen, bazen tuhaf gelen, bazen gönlümü okşayan, bazen zihnimi çivileyen, bazen düşüncelerimi kurcalayan, bazense sadece nedir diye baktığım okumalar yaparım. Özgün gelen Atsız oldu. Tuhaf gelen Oğuz Atay oldu. Gönlümü okşayanlar çok, biri Altıok zaten. Zihnimi çivileyen Canetti, düşüncelerimi kurcalayan Cioran, nedir diye baktığım da Pirandello idi. Bunların hepsi birer örnek tabi. Hepsini iyi ki aldım, iyi ki okudum. Her biri zihin dünyamda yerini öyle bir yaptı ki haklarını teslim etmek lazım.

Atsız kendisini ifade ederken o kadar değişik bir dile sahip ki dünyasında insanı ürküten, ama meraktan da yola devam ettiren, hem kızdıran hem de "Gel de hak verme" dedirten yanları olan, çok ama çok farklı bir insan. Hoşuma gitmedi dersem yalan olur. Kızdığım, olmaz böyle dediğim, bunu nasıl düşünmüş dediğim, hayretten bazen fal taşı gibi açılmış gözlerle okuduğum satırları da oldu. Bu yüzden bu adam nasıl bir adam düşüncesiyle Yolların Sonu'nu aldım. Ruh Adam'da içsel birçok konuşma insanı farklı deryalara sürüklerken, şiirlerini milli fikirleri daha ağır basarak yazmıştı. Bu yüzden şiirlerini okuduğumda onu daha iyi anladım. Müthiş bir coşku, insanı güldüren bir gaza getirme, ne olduğunu anlamadan coşa gelme, duyguyu şiddetle hissettirmede bir hüneri var. Yadsıyamayız. Hatta bu hünere ben hayran oldum. Katılmadığım satırlar, katıldıklarımla bir saç örgüsü misal karışmış ama bir o kadar intizamlıydı. Ruh Adam'daki yazar duvarlarını kaldırsa da hep temkinle yaklaşmakta olduğumuz biriydi, bu yüzden şiirler kendi ile ilgili daha çok bilgi vermiş.

Kitapta birçok konuşmayı takdirle okurken, birçok konuşmada da kaşlarımı çattım. Ama bu, bu kitabın müthiş bir edebi ve felsefi lezzet içermediğini göstermez. Bilakis, yazar dediğin okuru bir tokatlamalı. Bakın ben bu tokadı çok farklı alanlarda olsa da Cioran'da da yemiştim. Onu okurken ona çok katılmadığım, sonra katıldığım, sonra hayretten okumakta ilerleyemediğim anlar yaşamıştım. Bu kitabı benzer his ve düşüncelerle okudum. Bir insana katılmasanız da onun düşüncelerini ifade ediş şekline hayran olabilirsiniz.

Kitabın içinde bir şiir var. Sevdanın her yürekte aksi başka bir dağdan çarpar gelir insana. İnsanız, göğümüz bir ama gönlümüz ayrı ayrı. Her biriniz kendiniz için, içinize ses olan, nice şiir görmüşsünüzdür. Ben birkaç mısra okumuştum yıllar yıllar önce. Sanıyorum sene 2009'du. Bir arkadaşımla birbirimize beğendiğimiz şiirleri atardık. (O arkadaşım Tanpınar'ı daha o vakitler okumayı geçin yutmuştu satır satır. Ben acemi okuyucu.) Ben de sağı solu şiir bulmak için karıştırırken "Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin./ Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin."  mısralarına denk geldim. Kimin yazdığını bilmiyordum ama beni etkilemişti. Yaş 18, duygular coşkulu. Yuttuk geçtik verdiği etkiyi. Başka satırlara aktı gitti gönlümüz gözümüzle. Derken yıllar sonra dilimin ucuna bu satırlar geliverdi. Çıldırıyorum meraktan ama ne mümkün tam olarak hatırlayamıyorum. Derken Ebru Ablanın kitabı okuduğunu gördüm. Alıntıları tıkladım. Ve karşımdaydı satırlar. Bir alıntı uğruna düştüm kitabın peşine. Okudum. Kitap bittiğinde "O neydi o?" dedim. Okuduğunuz kitap size dudak ısırtmalı arkadaşlar. Bu hep mümkün değil. Hepimize başka başka kitaplar bu hissi verir. Bana bu, öyle gelen bir kitap oldu işte. Geri Gelen Mektup şiiri tam anlamıyla karşımdaydı ve ben bunun üzerine sevda şiiri yazılabileceğine inanmıyorum. Ancak buna denk olabilir, Mona Rosa gibi. Bu insanlar, seven sever sevmeyen keyfi bilir insanlar ve benim için tartışmasız çok derin insanlar. Ben böyle sevda sözü görmedim. Bu şiiri sazla söyleyen birçok insan varmış. 3 gece boyunca sadece bu şarkıları tam olarak sabaha kadar defalarca dinledim. Kalbim davul gibi attı. Hala aklıma geldikçe o dem, içimde garip bir şeyler oluyor. Anneme dedim ki, bu şiir beni öyle etkiledi ki taze aşık olmuş gibiyim. Şimdi sokağa çıksam birileriyle biraz konuşsam, sırf üzerimdeki şu hal yüzünden kim vurduya gidecek kalbim. :) Çünkü duygularım şaha kalktı ve oldukça hedefsizdiler. Neyseki o garip hâli atlattım. Fakat ben böyle şiir görmedim işte. Ne söyleyebilirim.

Ruh Adam, eski bir askerin, askerliği eskide kalmak zorunda olan bir insanın, oldukça garip bir insanın, şiir de yazan bir buz adamın romanı. Hem hayran olunacak -istemsizce- hem de çok ama çok eleştirilecek yönleri olan bir insan Selim Pusat. (Soyadı dahi kişiliği ile işgili bilgi veriyor.) Bu adam zaman ilerledikçe, bazı şeyleri düşünüp içselleştirmekten, garip başını alıp -bence- dünya değiştiriyor. Belki de dünyasını desek daha doğru. Kitapta namuslu, pek ahlaklı ve duygulu genç kızlarımız, bana göre çizilen karakterleri oldukça sorgulanısı, var. Ben bu kızlardan hoşlanmadım. Yani bir erkeği tavlamak için bazısı cilve yapar bazısı da namuslu ayağına yatarak yapar bunu. Kişisine göre yani. Aa bir de bakmış ne görsün, kanına girivermiş. Halbuki istemeden olmuştu. İnanırsanız tabi. Kitapta aşkın o basamak atlama anı bana hiç geçmedi. Hissedemedim ben bunu. Fakat şiirler başlı başına bir lezzet olduğu için kendi içlerinde değerlendirdim ve o kısımlar güzel geldi.

Hepimiz kendimiz için bir dünya görüşü belirlemişiz. Doğru olduğuna inandığımız görüşleri zihnimizin muskası etmiş yaşıyoruz. Ben şimdiye kadar benden farklı insanlar okumaktan bir zarar görmedim. Fakat size okuyun demiyorum. Hakkını veremeyecekler bence okumasın. Yahut nefreti katarakt gibi taşıyan insanlar da okumasın. Olur ya gözden gönüle geçmez. Ben Ahmet Kaya da dinlerim. Ahmed Arif de okurum. Atsız'ı da kitaplığımda inci gibi dizer, ince ince okurum. Kendi görüşlerim beni, okuduklarımın görüşleri de kendilerini bağlar. Bu yüzden kitap ırkçılığına hayır, edebiyata evet. Her ne okuyacaksanız kana kana okumanız dileğiyle. Sevgiler.

Not: O üç gecenin müthiş sazları;
1) https://youtu.be/WUoT4qfxVVs
2) https://youtu.be/DyFgLYj8EBE
Her zaman yeni bir romana başlamadan önce ''kendi aklım yokmuş gibi'' kitap hakkında yapılan değerlendirmeleri tararım. Bu esere başlamadan öncede yaptığım araştırmalarda maalesef insanların okumadan, siyasi kinlerini kitabın üstüne kustuğunu gördüm. Hatta bir tanesi mutlak seveceksin şiirini edebi değerden yoksun bulmuş hemde ruh adamı okumadan... Bazı kişilerde selim pusat'ın kendinden 25 yaş küçük birine aşık olmasını edepsizlikle suçlamış. Ama bu kişiler Orhan pamuğun ''kırmızı saçlı kadın''ında geçen çocuk istismarını çok büyük bir aşk, serenadta ki kurguyu muazzam bir aşk olarak değerlendirmeleri de ayrı bir ironi tabi. Tanrı insanı demokrat olduğunu sanan yarı cahillerden korusun. Kitabı bitirip uyumamdan mütevellit bipolarım bozuldu. Kitapla bağıntılı rüyalar gördüm. Metin aralarındaki şiirlerin güzelliği, romanın bütünlüğünde gizli. Hele o mahkeme sahnesi var ya!. Gelsin kürşad, gitsin mete , , bilgekağan,oruç reis..... Böyle bir sahneyi yazmak ağır bilgi birikimi ve kültür ister.Bu sahne de bazı kesim diz vurmak eylemini,Allah'a hakaret hakaret olarak algılamışlar. Tarih biliminin en önemli kaidesi olan ''olayı dönemiyle yargıla'' sözünden bihaberler. Zaten kendisinin Türk tarihinin Orta asya koluna yaptığı katkılar, tartışma götürmez gerçeklerdir. Romanda güntülüye karşı, antipatik duygular hissettim. Onun dışında ruhumun derinliklerine, kanımdaki her hücreye kitap eden bir roman oldu.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.437 Oy)19.203 beğeni43.817 okunma3.064 alıntı184.833 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.628 Oy)8.905 beğeni28.992 okunma860 alıntı141.000 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.796 Oy)13.524 beğeni34.858 okunma3.465 alıntı147.552 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.375 Oy)9.340 beğeni25.942 okunma1.865 alıntı120.090 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.517 Oy)8.115 beğeni23.020 okunma856 alıntı90.872 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.968 Oy)8.939 beğeni26.572 okunma2.710 alıntı116.074 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.767 Oy)11.513 beğeni28.717 okunma1.617 alıntı150.457 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.631 Oy)9.133 beğeni25.578 okunma1.605 alıntı128.454 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.079 Oy)6.426 beğeni16.988 okunma2.790 alıntı86.903 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.532 Oy)7.947 beğeni21.546 okunma4.059 alıntı130.768 gösterim
Panda Okur la aynı anda başladığımız bu kitaba kesinlikle ikimizde de farklı etkiler bırakacak şekilde bayıldık. Her cümlenin arkasına birbirimizi dürtüp heyecanla tartıştık. Kitap Atsızla ilgili fikirlerimin kesinleşmesini sağladı. Deli Kurt ta hoşuma gitmeyen olağanüstülük bir anda beni kendine çekti kitabın bende iz bırakanlar arasına alınması kesinleşti. İyiki bir tane daha Atsız okuyup ondan sonra karar veriyim demişim. İyiki okudum.
Kitap, Uygurlu Yüzbaşı Burkay'ın masalıyla başlıyor. Girişi hâlâ aklımda, yazarın farklı bir tarzı var ve çok hoşuma gitmişti. Nefsiyle mücadele eden başkarakterin iç dünyası ve psikolojisi beni çok etkiledi. Gerçek ile hayal arasında gidip gelen tasvirler oldukça başarılı. Kütüphanemde kesinlikle olmasını istediğim kitaplardan biridir. Bozkurtların ölümü'nden önce okumuştum, onunla karşılaştırmak hata olur.

Bu kadar popüler olamaması yazara karşı duyulan önyargı mı bilinmez ama Türk Edebiyatı için kesinlikle her yönüyle çok değerli bir edebi eserdir.
İlk Atsız romanım. Keşke daha önce okusaymışım. Çok ama çok etkileyiciydi. Sırf yazarın milliyetçiliği yüzünden romanın Türk Edebiyatında önemli sırada olmadığına inanıyorum. Bu kadar sürükleyici roman nadide...H. Nihal ATSIZ'ın yaşamından kesitler de sunmakta. "Ağlamak da hayata dönmenin işaretiydi." gibi süper alıntılar var. İçerisindeki şiirler de okumaya daha fazla anlam katıyor.
Mutlak Seveceksin ve Ay Yüzlü Güzel Konçuy tam bir şaheser.
Kesinlikle okunmalı !
https://www.youtube.com/watch?v=IH6tD9UZdtk
"Edebiyat hakikatlerin hayalle süslenmesidir" der, Atsız.

Kitaplar ideoji gözüyle okunmamalı, bu kitabı da aynı görüşle okudum. Fakat gözüme ilişerek rahatsız eden bazı ayrıntıları da atlamamak gerekir.

Hallaç-ı Mansur hakkında lanse edilmeye çalışılan bölüm ne kadar doğru olabilir?

Hz.Muhammed'in ve eski bir Türk Hakan'ının, Pusat hakkındaki söylevlerine baktığınızda saygısızlığı göreceksiniz. Ve de Pusat'ın vermiş olduğu "cevaplara."

Burada şu kanıya varmak mümkündür; Atsız, Milliyetçiliği ve Turancılığı her idealin üzerinde tutmuş, ve bu eserinde de yansıtmıştır. Türk tarihi konusunda bilgisi olanların kitabı zevkle okuyabileceğini düşünüyorum her şeyden evvel.

"Mutlak seveceksin beni, kaçamazsın bundan." "Gönlüm dolu âhu zar kaldı."

Milli değerlere aşık, hayattaki bütün ihtiraslarından vazgeçen, yaşamını sadece asker ve askerliğe adamış bir karakter çıkacak karşınıza: Selim Pusat.

-Spoiler olabilir.-
Selim Pusat, eşinin öğrencilerinden biri ile tanışmasından sonra hayatı değişir. Yaşama gayesini askerlikten başka bir şeyde görmeyen Pusat'ın deyim yerindeyse ruhu çalkalanır. Yüzbaşı Pusat, Güntülü'ye aşık olarak yasak bir aşkın kapısını aralamıştır.
Pusat, geçmişe gidip kendisi gibi yüzbaşı olan biri ile çarpıştığını ve bunun neticesi olarak yenilip haklılık duygusunu yitirmiş olduğu bir dönüm noktası...
Bu ruh çalkantısı Pusat'ı -aşırı sembolizm içinde ve gerçeküstü olaylarla- Mahşer günü hesap vermeye vardırır herkese karşı.

Bugün, askerliğe ve askeri tarihe en bağlı, en cüretli adam bile kendisiyle eşit durumda olan yüzyıllar öncesindeki insanın aşağısındadır(!)

Milliyetçiliğin, insan olma gereğinin ötesinde lanse ettirilmiş bir eser...
Bin yıl önce Yüzbaşı Burkay evdeşi(eşi) olduğu halde gördüğü Açığma-Kün'e aşık olur. Bu aşk öyle bir aşktır ki Yüzbaşı Burkay evdeşini bu aşka kurban eder.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Aradan bin yıl geçtikten sonra bu hikaye Yüzbaşı Selim Pusat ile eşi Ayşe Pusat'ın sohbetlerinin konusu olmuştur. Selim Pusat kıralcı(Cumhuriyet karşıtı) olduğundan aşık olduğu asker mesleğinden atılmıştır. Devir kıralcılara göre değildir ve kırallar mimlenmiştir. Bundan sonra Selim Pusat'ın eşi de nasibini alır. Ancak sonrasında çok sevdiği öğretmenlik mesleğine geri döner. Çalıştığı okulda çok değerli 3 öğrencisi vardır. Nurkan, Aydolu ve Güntülü. Selim Pusat eşi Ayşe'nin öğrencileri ile tanışır. Ancak Güntülü'yü sanki bir yerden tanıyordur. Selim Pusat aşık olduğu askerlikten atılmanın acısını bir aşkla kapatmıştır. Kendisinden 25 yaş küçük Güntülü'nün aşkı ile... Bu aşk da karşılıksız değildir. En sonunda Selim Pusat ilahi huzurda yada vicdanında bu aşkın hesabını verecektir.
Okuyacağınız bu roman klasik bir aşk romanı olmaktan çok uzak. Bence bir aşk romanı ancak aşk ekseninde yazarımız Atsız birçok konuya değinmiş fakat aşkın yanından uzaklaşmamış. Hikayede her ne kadar günlük hayatta olduğunuzu düşünseniz bile metafizik bir hikayedesiniz aslında. Bu hikayede peygamberler, tarihi şahsiyetler, filozoflar var. Velhasıl çok orijinal ve çok akıcı bir kitap. Kesin okuyun derim.
Şimdi gelelim asıl meseleye. Atsız yazarlığının yanında bir şair aynı zamanda. Kitapta hikayeye yedirilmiş şiirler var. (#30281969) İşte bu şiirler kitabı okumam sebebim diyebilirim. Bu kadar içinize işleyen mısralar az bulunur. Bu şiirler ancak coşkulu bir aşkın ürünü olabilir. O mısralar yaşanmadan sırf hayalle yazılmış olamaz bana göre. Mısralardaki aşkın coşkusunu anlamanın tek yolu var. Bu şiirleri sesli okuyun. Sesiniz boş duvarlarda yankılanmıyorsa veya karşınızdaki insan sizden tatlı bir korku duymazsa gelin yanıma. Bu şiirler kısık sesle okunamaz. Bu coşkulu aşkın mısraları öyle melankonik şekilde haykırılamaz.
Son olarak kesinlikle tavsiye ettiğim bir kitap. Siyasi düşünmeden okumanızı tavsiye ederim. İyi okumalar.
Diğer Atsız kitapları yorumlarım için https://okunmuskutuphane.blogspot.com/search?q=ats%C4%B1z
Bu kitabı değerlendirirken bile inanın kendimi o kadar aciz ve çaresiz hissediyorum ki..Ayrıca o kadar önyargılı ve ideolojik körlüğü meslek haline getirmiş sayısız yığın varken...Romanı sol görüşlü biri yazınca 'sanat evrenseldir' diye bas bas bağıran ama Milliyetçi ve ya Irkçı bir yazar tarafından kaleme alındığında hor ve hakir görüp tek sayfasını açmaya dahi imtina edenler...Öncelikle bu tabularınızı yıkmanız gerekecek zira bu kadar güzel romanları sadece solcular yazmıyor.Sanat bazen sağcılar yazınca da evrensel olabiliyor :) Şayet yıkamıyorsanız bile bu önyargınızın okuduktan sonra yıkılacağına eminim tabi bunu ideolojik körlük katsayısını hesaba katmadan söylüyorum.

Romanda Selim Pusat kralcılığı savunan bir subaydır.Demokratik(!) bir toplumda sırf bir görüşü savunuyor diye görevinden menedilip eşinin açığa alınmasıyla başlıyor.Selim Pusat akabinde çeşitli psikolojik bozukluklara yakalanıyor,görevinden ayrılmanın ve hain ilan edilmenin verdiği ruhsal çöküntüler onu depresyona sürüklüyor.Öyle ki sokağa dahi çıkmak istemiyor,tüm insanlardan tiksiniyor çeşitli anksiyete bozuklukları ve kötü dünya sendromları ile mücadele ederek kendisini dış dünyaya kapatıyor.Eşi öğretmenliğe geri döndüğü vakit okulun üç gözde öğrencisi ile yakından ilgileniyor ve eşi ile tanıştırıyor.Eşinin bu kızlardan biriyle yaptığı tatlı münazaralar bir zaman sonra 'Mutlak Seveceksin Beni' şiiri etrafında fantastik bir aşk hikayesine dönüşüyor.Selim Pusat yıllarca hayatı askerlikten ibaret gören,hayata sürekli pozitivist bakan ve evli bir adamdır.Evliliğin hezeyanlarını ve tinsel çelişkilerini sürekli içinde yaşıyor.Ve bu çelişkilere rağmen bir türlü duygularına engel olamıyor.Aşk pozitivizmi ve militarizmi bile kolayca yıkabiliyor.Yine de Selim Pusat'ın intihar eden arkadaşı şizofrenik bir biçimde Selim Pusat'ı sürekli rahatsız ediyor ve Pusat arkadaşının silüetini her yerde görmeye başlıyor.Bu katatonik evre Pusat'a hayatı yaşanmaz hale getirip ardı arkası kesilmez kabuslarla başbaşa bırakıyor.Hikayenin sonlarında ise Pusat kendinin ve bulunduğu toplumun tüm önemli şahsiyetleri karşısında sorguya çekiliyor.Tüm insanlar çocuğu yaşındaki bir kıza aşık olup onu ideallerinden uzaklaştırdığı için bunu ihanet sayarak ondan haklarını istiyorlar.Romanın omurga kısmı bu şekilde.Geçen yıl okuduğumdan aklımda bu kadarı kaldı..

Gelgelelim Atsız ile Selim Pusat'ın bağlantısına.Atsız bildiğiniz üzere ırkçı ve turancı ideolojiye sahip bir yazarımız ve tarihçimiz.Zira ırkçı yapısı onun karakterini de yakından etkiliyor.Atsız yaşadığı süre boyunca hep savaşçı ve dik duruşlu olmuştur.Bu taviz vermez yapısı dolayısıyla Selim Pusat karakterine yansıyor.Özellikle siyasi görüşleri ve karakteri Atsız'ı ciddi anlamda yansıtıyor.Yani Selim Pusat'ın pozitivist ve militarist yapısı aslında Atsız'da da bulunan başlıca özelliklerden...

Ayrıca roman içinde yer yer psikolojik tahliller,edebi ve tarihi tartışmalar insanın dimağında ve damağında ayrı tatlar bırakıyor.Entellektüel bir hazzın ortasında kendinizi bulabiliyorsunuz.Atsız kelimeleri seçerken o kadar ustaca metaforlar serpiştiriyor ki romanın içine çoğu ayrıntıyı kaçıracak kadar büyük bir zenginliğin içinde beyniniz yanabiliyor.Ayrıca en ilgi çekici kısmı demokrasi eleştrisi.Aslında Atsız Demokrasinin kendi içindeki paradokslarını da gözler önüne seriyor.Örneğin demokratik bir ülkede cumhuriyet rejimi varken üstelik aksi bir izmi savunan herkes suçlu sayılıyor ve cezalandırılıyor.Bu da bir çeşit faşizmdir ve kendi içinde demokrasinin tutarsızlığıdır.Zaten Demokrasinin ilk kanunlaştığı yıllarda Rousseau da karşı çıkan herkesin cezalandırılmasını hatta idam edilmesini istemiştir Topum Sözleşmesinde..Neyse daha fazla ayrıntıya girip yanlış anlaşılmak istemem.Zira size Demokrasinin de dayatmacı olduğunu söylesem benim deli olduğumu düşünüp şeriatçı ya da kıralcı olduğumu düşüneceksiniz :) Söylemeden edemeyeceğim.Atsız en çok aşka savaş açıyor bu romanda.İnsanın aşka yenik düştüğünde tüm hedeflerinden uzaklaştığını karakterinden tavizler verdiğini ve sonunda büyük bir yenilgiye uğradığını,aşkın bir nevi insanın kendine ve çevresindekilere ihanet olduğunu kantlama yoluna gidiyor.Belki de haklıdır :) Ama okuduktan sonra en çok düşündüğüm Atsız'ı yaralayan bir aşk hikayesi var mıydı hayattayken? Tüm kinlerin sebebi o aşk mıydı? Size son sözüm Mutlak Seveceksiniz Ruh Adam'ı Bundan Kaçamazsınız....

Okuyan herkese teşekkürler...
Öncelikle kitabı okumuş olmak için okuduğumu belirterek sözlerime başlayayım. Çeşitli kişilerden gelen "okumadın mı?" sorularını savuşturmak için...

Açıkçası harcadığım zamana üzüldüm. İnsanlardan "iyi romandır" sözlerini duyduktan sonra iyi bir romanla karşılaşmayı beklerdim.

Zihniyet anlamında Atsız'la hiçbir ortak yönüm yok. Ön yargılarımı bir kenara bırakıp kitabı okumaya başladığımda bu işin enerji istediğinin farkına vardım çünkü gerçekten sinirlerimi ayaklandıran bölümlere tesadüf ettim. Şimdi bunları bir kenara bırakıp kitaba bakalım.

Yazarın sürrealizmden büyük oranda etkilendiğini, asıl olayların içkinin sarhoşluğu ve hayalin çekiciliğiyle biçimlendirildiğini söyleyebilirim. Bir romancının kurgusunu planlarken göz önünde tutması gereken bazı küçük detayların atlandığını ve bunun çok sırıttığını görüyoruz.
* "Ok atamayanlardanım" cümlesi -ki roman içinde oldukça önemli bir cümle- "Ok atılamayanlardanım" şeklinde ifade edilmeliydi fakat 1-2 yerde bu ilk şekliyle ifade edilmiş.
* Romanın sonuna doğru kahramanın elindeki bıçak da birdenbire uzun bir kılıca dönüşüyor.
Bunlar, tespit ettiğim bazı küçük hatalar.

Romanda en büyük göze batan şey, Atsız'ın eski Türk inançlarıyla İslam'ın bir sentezini yapar gibi göründüğü Tanrı'nın huzurunda sorguya çekilme bölümü... Bu bölümde kahramanın lehinde veya aleyhinde tanıklık edecek her kişi öne çıkıp kendi kimliğini açıklıyor. Bu da sanki -hangi inançta olursa olsun- Tanrı onların adlarını bilmiyor da açıklama istiyor gibi bir izlenim uyandırıyor. Kaldı ki bu bölümü biz kahramanın bakış açısıyla okusak bile, bir rüya ya da hayal aleminde geçtiği için bu durumdaki bilinçlilik ya da bilinçsizlik haliyle herhangi bir şekilde örtüşmüyor. Kahraman bilinçliyse bu tanıkları, gördüğü an tanımalı ve iç konuşmayla ifade etmeliydi. Bilinçsizse, pek çok kişinin düşteyken karşısına çıkan kişinin kim olduğunu bilmese de sezmesi gibi bir hava yaratılmalıydı...

Kitabın girişindeki yoğun edebi sorgu Atsız'ın "ben bunları da biliyorum, aruza da hakimim" demesi gibi olmuş. Oldukça didaktik ve can sıkıcı... İlerleyen bölümlerde de benzer durumlarla karşılaşıyoruz.

Kullanılan dil ise belki "dönemin dili olduğu için" gibi bir gerekçe bulunarak eleştiriden sakınılabilir ancak bu da yeterli değil. Görüşleri itibariyle yazarın daha "Türkçe" bir dil kullanacağını umarak oturmuştum okumaya fakat öyle olmadı.

Eğer okumayan, sınırlı kitaplarla beslenmiş biri olsaydım bu romanı etkileyici bulabilirdim. Fakat ne yazık ki durum tam tersi... Kendi adıma okumasaydım bir kaybım olmazdı, diyebiliyorum.Şu an bana kalan tek artı, okuyup okumadığımı soranlara verecek bir cevabımın olması...
Atsız, lise yıllarında pencereden uzaklara dalışımdı önce..
"Ruhun mu ateş yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi alevden?
Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu!"
Sonra inanışımdı, yaşayışımdı..
.........
Tarihi roman niteliğinde bir şey okuyacağımı zannederken aşkın bambaşka tanımlarıyla dolu, ruhun derinliklerine sızabilen bir eserle karşılaştım. Yüzlercesini okudum böyle, diye düşünmeyin. Bu kitap sıvı halde ve zihninizin ne kadar dolu olduğunu düşünseniz bile, o, yolunu bulup en derinlere akabiliyor.
Ayşe 'ye kızdım mı, acıdım mı, bilemiyorum. Kendinden geçip başkasında yok olmasını sevmedim. Aklımda tek mısra kaldı O' nu anlatan,
"Gönlüm dolu ah - u zar kaldı."
.....
Selim..
Bambaşka bir ruh..
Yoksa Ruhsuz Adam mı?
Acı dolu ama bencil. Darbe yemiş ama doğrulmaya inanmıyor. İnsanlar tüm hüzünlerini bir yere bırakmış, O nerede bulduysa almış, yüklenmiş gibi.
.....
Önce reddediyor Leyla 'yı, aşkı, inanmayı.
Sonra boğuluyor Leyla' da.
Sonra Güntülü...
Evli bir adam, iki genç kız, Ayşe, aşk, prenses, saltanat, varis...
Karmakarışık her şey ama hep çırpınışlarla dolu.
Sonra büyük bir mahkeme. Temsili her şey. İnsanı yargılayacaksa yine en sevdikleri yargılamalı.
.....
İki kapak arasında, geçmişte ve gelecekte.. Şu anda.. Hisler de yanılabilir bazen.
"Kalbin benim olsun, diyorum, çünkü mukadder
Cismin sana yetmez mi? Çabuk kalbini sök ver!"
İlk olarak Yolların Sonuyla okumaya başladığım Hüseyin Nihal Atsız 'ı bu kitabıyla dahada sevdim.
Evli olmasına rağmen başkasına aşık olan Selim Pusat 'ın sözlerinin yanlış anlaşılmasıyla mahkumiyet yaşamasını ,mahkumiyeti sona erdiğinde ise kendini insanlardan soyutlamasını hakkı olmayan bir aşkı yaşamanın verdiği ızdırabı anlatan bu kitap hayalle gerçek soyutla somut arasında gitgellerle sürüp gidiyor.Herkese okumasını tavsiye edebileceğim bir kitap.
Romanda başyapıt sözcüğünün içini tam manasıyla dolduran sayılı eserlerden biri...
Türk edebiyatında pek alışılmamış türde bir roman.Müellif tarihi romanlarında olduğu gibi bu romanı ile de fark yaratıyor.Eserde mitolojik ve psikolojik tahliller de bolca mevcut.Tarihi bir roman gibi başlayan bu eser sizi çok şaşırtacak ve sayfalar ilerledikçe kendinizi aşırı bir sembolizm havuzunda yüzerken bulacaksınız...
Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman,yaşamanın gayesini sadece askerlikte bulan,kendini askerliğe adamış ve tarihi tahlilleriyle bu savını doğrulayan bir subayın hayatıdır...
Tabiatüstü olaylarla anlatılan bir hayat hikayesinin,dikkatle bakıldığı zaman
,gerçeklerin mükemmel bir sembolizmle harmanlanmış lezzetini tadacaktır...
Yazar sembolizmi o kadar ustalıkla icra ediyor ki,eserin hakikaten bir roman mı,yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğunu kestirmekte hayli tereddüde düşüyorsunuz.Kesinlikle okunması gereken romanlardan biri...
“İnsanlar okunmamış birer kitaptır. En basitleri hakkındaki hükmü bile tamamının okunmasına bırakmalı. Biraz derince olanların ise, iyice okunduktan sonra üzerinde az veya çok düşünmek lâzım.”
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.

Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...
Acizleri, layık olmadıkları mevkilere geçiren bir devlet batar.
Hüseyin Nihal Atsız
Sayfa 25 - Ötüken Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ruh Adam
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
308
Format:
Karton kapak
ISBN:
9754378023
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Ruh Adam
Ruh Adam
Ruh Adam
Türk edebiyatında pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihî romanlarını okumuş olanlar, tarihî bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır. Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamanın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatıdır. Tabiatüstü olaylarla anlatılan bir hayat hikâyesinin, dikkatle bakıldığı zaman, gerçeklerin sembollerle çerçevelenmiş ifadesinden başka bir şey olmadığı görülecektir. «Ruh Adam», kendi nefsi ile mücadele eden bir insanın macerasıdır. Edebî-ruhî tahlilini yapanlar, eserin hakikaten bir roman mı, yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğunu kestirmekte hayli tereddüde düşeceklerdir.

Kitabı okuyanlar 2.975 okur

  • Elmas karaman
  • Merve D
  • Durukan Yılmaz
  • büyük yolların haydudu
  • Epona
  • Anıl Güler
  • Zya Gzc
  • Aysbyk
  • AYŞEGÜL
  • Pınar Demir

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.3
14-17 Yaş
%9.4
18-24 Yaş
%27.4
25-34 Yaş
%32.4
35-44 Yaş
%12.9
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%2.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.4
Erkek
%47.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%52.1 (608)
9
%20.2 (236)
8
%13.7 (160)
7
%5.9 (69)
6
%2.2 (26)
5
%1.5 (18)
4
%0.8 (9)
3
%0.3 (3)
2
%0.2 (2)
1
%2.1 (25)

Kitabın sıralamaları