Adı:
Ruh Adam
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
308
ISBN:
9754378023
Kitabın türü:
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Türk edebiyatında pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihî romanlarını okumuş olanlar, tarihî bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır. Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamanın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatıdır. Tabiatüstü olaylarla anlatılan bir hayat hikâyesinin, dikkatle bakıldığı zaman, gerçeklerin sembollerle çerçevelenmiş ifadesinden başka bir şey olmadığı görülecektir. «Ruh Adam», kendi nefsi ile mücadele eden bir insanın macerasıdır. Edebî-ruhî tahlilini yapanlar, eserin hakikaten bir roman mı, yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğunu kestirmekte hayli tereddüde düşeceklerdir.
Her zaman yeni bir romana başlamadan önce ''kendi aklım yokmuş gibi'' kitap hakkında yapılan değerlendirmeleri tararım. Bu esere başlamadan öncede yaptığım araştırmalarda maalesef insanların okumadan, siyasi kinlerini kitabın üstüne kustuğunu gördüm. Hatta bir tanesi mutlak seveceksin şiirini edebi değerden yoksun bulmuş hemde ruh adamı okumadan... Bazı kişilerde selim pusat'ın kendinden 25 yaş küçük birine aşık olmasını edepsizlikle suçlamış. Ama bu kişiler Orhan pamuğun ''kırmızı saçlı kadın''ında geçen çocuk istismarını çok büyük bir aşk, serenadta ki kurguyu muazzam bir aşk olarak değerlendirmeleri de ayrı bir ironi tabi. Tanrı insanı demokrat olduğunu sanan yarı cahillerden korusun. Kitabı bitirip uyumamdan mütevellit bipolarım bozuldu. Kitapla bağıntılı rüyalar gördüm. Metin aralarındaki şiirlerin güzelliği, romanın bütünlüğünde gizli. Hele o mahkeme sahnesi var ya!. Gelsin kürşad, gitsin mete , , bilgekağan,oruç reis..... Böyle bir sahneyi yazmak ağır bilgi birikimi ve kültür ister.Bu sahne de bazı kesim diz vurmak eylemini,Allah'a hakaret hakaret olarak algılamışlar. Tarih biliminin en önemli kaidesi olan ''olayı dönemiyle yargıla'' sözünden bihaberler. Zaten kendisinin Türk tarihinin Orta asya koluna yaptığı katkılar, tartışma götürmez gerçeklerdir. Romanda güntülüye karşı, antipatik duygular hissettim. Onun dışında ruhumun derinliklerine, kanımdaki her hücreye kitap eden bir roman oldu.
Panda Okur la aynı anda başladığımız bu kitaba kesinlikle ikimizde de farklı etkiler bırakacak şekilde bayıldık. Her cümlenin arkasına birbirimizi dürtüp heyecanla tartıştık. Kitap Atsızla ilgili fikirlerimin kesinleşmesini sağladı. Deli Kurt ta hoşuma gitmeyen olağanüstülük bir anda beni kendine çekti kitabın bende iz bırakanlar arasına alınması kesinleşti. İyiki bir tane daha Atsız okuyup ondan sonra karar veriyim demişim. İyiki okudum.

Benzer kitaplar

  • Huzur
    8.5/10 (407 Oy)450 beğeni1.423 okunma596 alıntı18.113 gösterim
  • Yalnızız
    8.6/10 (491 Oy)486 beğeni1.702 okunma472 alıntı12.651 gösterim
  • Osmancık
    8.4/10 (563 Oy)508 beğeni2.258 okunma237 alıntı11.282 gösterim
  • Bu Ülke
    9.0/10 (718 Oy)818 beğeni2.114 okunma1.034 alıntı21.322 gösterim
  • Mai ve Siyah
    7.9/10 (519 Oy)486 beğeni2.447 okunma238 alıntı12.735 gösterim
  • Fahrenheit 451
    8.4/10 (1.215 Oy)1.029 beğeni2.726 okunma783 alıntı24.492 gösterim
  • Kiralık Konak
    7.8/10 (445 Oy)347 beğeni2.413 okunma173 alıntı8.689 gösterim
  • Kayıp Sembol
    8.3/10 (924 Oy)827 beğeni3.705 okunma237 alıntı9.894 gösterim
  • Şimdiki Çocuklar Harika
    8.7/10 (464 Oy)423 beğeni1.818 okunma124 alıntı9.575 gösterim
  • Demir Ökçe
    8.5/10 (373 Oy)346 beğeni1.099 okunma496 alıntı8.717 gösterim
Kitap, Uygurlu Yüzbaşı Burkay'ın masalıyla başlıyor. Girişi hâlâ aklımda, yazarın farklı bir tarzı var ve çok hoşuma gitmişti. Nefsiyle mücadele eden başkarakterin iç dünyası ve psikolojisi beni çok etkiledi. Gerçek ile hayal arasında gidip gelen tasvirler oldukça başarılı. Kütüphanemde kesinlikle olmasını istediğim kitaplardan biridir. Bozkurtların ölümü'nden önce okumuştum, onunla karşılaştırmak hata olur.

Bu kadar popüler olamaması yazara karşı duyulan önyargı mı bilinmez ama Türk Edebiyatı için kesinlikle her yönüyle çok değerli bir edebi eserdir.
İlk Atsız romanım. Keşke daha önce okusaymışım. Çok ama çok etkileyiciydi. Sırf yazarın milliyetçiliği yüzünden romanın Türk Edebiyatında önemli sırada olmadığına inanıyorum. Bu kadar sürükleyici roman nadide...H. Nihal ATSIZ'ın yaşamından kesitler de sunmakta. "Ağlamak da hayata dönmenin işaretiydi." gibi süper alıntılar var. İçerisindeki şiirler de okumaya daha fazla anlam katıyor.
Mutlak Seveceksin ve Ay Yüzlü Güzel Konçuy tam bir şaheser.
Kesinlikle okunmalı !
https://www.youtube.com/watch?v=IH6tD9UZdtk
"Edebiyat hakikatlerin hayalle süslenmesidir" der, Atsız.

Kitaplar ideoji gözüyle okunmamalı, bu kitabı da aynı görüşle okudum. Fakat gözüme ilişerek rahatsız eden bazı ayrıntıları da atlamamak gerekir.

Hallaç-ı Mansur hakkında lanse edilmeye çalışılan bölüm ne kadar doğru olabilir?

Hz.Muhammed'in ve eski bir Türk Hakan'ının, Pusat hakkındaki söylevlerine baktığınızda saygısızlığı göreceksiniz. Ve de Pusat'ın vermiş olduğu "cevaplara."

Burada şu kanıya varmak mümkündür; Atsız, Milliyetçiliği ve Turancılığı her idealin üzerinde tutmuş, ve bu eserinde de yansıtmıştır. Türk tarihi konusunda bilgisi olanların kitabı zevkle okuyabileceğini düşünüyorum her şeyden evvel.

"Mutlak seveceksin beni, kaçamazsın bundan." "Gönlüm dolu âhu zar kaldı."

Milli değerlere aşık, hayattaki bütün ihtiraslarından vazgeçen, yaşamını sadece asker ve askerliğe adamış bir karakter çıkacak karşınıza: Selim Pusat.

-Spoiler olabilir.-
Selim Pusat, eşinin öğrencilerinden biri ile tanışmasından sonra hayatı değişir. Yaşama gayesini askerlikten başka bir şeyde görmeyen Pusat'ın deyim yerindeyse ruhu çalkalanır. Yüzbaşı Pusat, Güntülü'ye aşık olarak yasak bir aşkın kapısını aralamıştır.
Pusat, geçmişe gidip kendisi gibi yüzbaşı olan biri ile çarpıştığını ve bunun neticesi olarak yenilip haklılık duygusunu yitirmiş olduğu bir dönüm noktası...
Bu ruh çalkantısı Pusat'ı -aşırı sembolizm içinde ve gerçeküstü olaylarla- Mahşer günü hesap vermeye vardırır herkese karşı.

Bugün, askerliğe ve askeri tarihe en bağlı, en cüretli adam bile kendisiyle eşit durumda olan yüzyıllar öncesindeki insanın aşağısındadır(!)

Milliyetçiliğin, insan olma gereğinin ötesinde lanse ettirilmiş bir eser...
Atsız'ın kaleminin politik kitaplar ve katı makaleler yazma yeteneğini fantastik dalında da biz okurlara karşı büyüleyici bir anlatım daha sergilediği bir kitap. İncelemeye başlamadan önce tarih hocama selamlarımı göndermek istiyorum, ampulcu adama Ruh Adam okutup Atsız hayranı yaptım, alayım alkışları.

Üstad'ın satırlar arasına çoban salatası üzerine tuz misali serpiştirdiği, elmas değerinde fikirleri fantastik kurguyu gölgelendirse de reenkarnasyon mükemmel bir şekilde işlenmiş.
Askerliğe tapan, insanlık tarihini harp tarihinden ibaret sayıp 'savaş olmasa yeryüzünde milletler değil hırsız çeteleri türeyecek ve insanı hayvandan ayıran erdemler doğmayacak. ' deyip, zamanının subay ve halkının gözdesi cumhuriyete karşı çıkan ve fikirlerinin çok sonraları anlaşılacağını düşünen( Atsız'dan izler 1*) bir kralcı.
Harp tarihi derslerinden birinde Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa için 'Türk harp tarihinin son büyük simasıdır.' demesiyle beraber gelsin linçler deyip her birine aduket çeken Selim Pusat kralcı olmasını birinci sınıf askerlerin padişahcılık altında yetişeceği gerekçesine dayandırmıştır. Plevne meselesini bir asker değil de politikacı edasıyla düzeltmesini söyleyen albaya karşı verdiği cevap ise tanıştığım her insana merhabadan sonra ruh adam'ı okudun mu dememe, Pusat'ın rüyalarıma girmesine sebep olmuştur.
"Çanakkale ile Sakarya'nın askeri sonuçları değil, siyasi neticeleri mühim olmuştur. Plevne'de ise askeri bir netice vardır. Dersimiz harp sanatı olduğuna göre hükümlerimizi askeri zihniyetle vermek doğru olur kanaatindeyim!"

Tarihi roman başlığı altında verilmiş olsa da Ruh Adam gittikçe derinleşen anlamları oluşturan bir sembolizm yuvasıdır.Bu kitap kendisiyle başbaşa kalmış bir yüzbaşının yine kendisiyle verdiği savaşı anlatır.

İncelememe Selim Pusat'ın yasak aşkına yazdığı birkaç mısrayla son vermek isterim.

Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi alevden?
Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu.
(...)
Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, zorla görülmez bu güzellik.

Askeriyete tapıp aşkı gereksiz gören bir adamın aşktan yataklara düşüşünü de okurlara gösteren ironi ve sembolizmle dolu olağanüstü bir eser.
Bu kitabı değerlendirirken bile inanın kendimi o kadar aciz ve çaresiz hissediyorum ki..Ayrıca o kadar önyargılı ve ideolojik körlüğü meslek haline getirmiş sayısız yığın varken...Romanı sol görüşlü biri yazınca 'sanat evrenseldir' diye bas bas bağıran ama Milliyetçi ve ya Irkçı bir yazar tarafından kaleme alındığında hor ve hakir görüp tek sayfasını açmaya dahi imtina edenler...Öncelikle bu tabularınızı yıkmanız gerekecek zira bu kadar güzel romanları sadece solcular yazmıyor.Sanat bazen sağcılar yazınca da evrensel olabiliyor :) Şayet yıkamıyorsanız bile bu önyargınızın okuduktan sonra yıkılacağına eminim tabi bunu ideolojik körlük katsayısını hesaba katmadan söylüyorum.

Romanda Selim Pusat kralcılığı savunan bir subaydır.Demokratik(!) bir toplumda sırf bir görüşü savunuyor diye görevinden menedilip eşinin açığa alınmasıyla başlıyor.Selim Pusat akabinde çeşitli psikolojik bozukluklara yakalanıyor,görevinden ayrılmanın ve hain ilan edilmenin verdiği ruhsal çöküntüler onu depresyona sürüklüyor.Öyle ki sokağa dahi çıkmak istemiyor,tüm insanlardan tiksiniyor çeşitli anksiyete bozuklukları ve kötü dünya sendromları ile mücadele ederek kendisini dış dünyaya kapatıyor.Eşi öğretmenliğe geri döndüğü vakit okulun üç gözde öğrencisi ile yakından ilgileniyor ve eşi ile tanıştırıyor.Eşinin bu kızlardan biriyle yaptığı tatlı münazaralar bir zaman sonra 'Mutlak Seveceksin Beni' şiiri etrafında fantastik bir aşk hikayesine dönüşüyor.Selim Pusat yıllarca hayatı askerlikten ibaret gören,hayata sürekli pozitivist bakan ve evli bir adamdır.Evliliğin hezeyanlarını ve tinsel çelişkilerini sürekli içinde yaşıyor.Ve bu çelişkilere rağmen bir türlü duygularına engel olamıyor.Aşk pozitivizmi ve militarizmi bile kolayca yıkabiliyor.Yine de Selim Pusat'ın intihar eden arkadaşı şizofrenik bir biçimde Selim Pusat'ı sürekli rahatsız ediyor ve Pusat arkadaşının silüetini her yerde görmeye başlıyor.Bu katatonik evre Pusat'a hayatı yaşanmaz hale getirip ardı arkası kesilmez kabuslarla başbaşa bırakıyor.Hikayenin sonlarında ise Pusat kendinin ve bulunduğu toplumun tüm önemli şahsiyetleri karşısında sorguya çekiliyor.Tüm insanlar çocuğu yaşındaki bir kıza aşık olup onu ideallerinden uzaklaştırdığı için bunu ihanet sayarak ondan haklarını istiyorlar.Romanın omurga kısmı bu şekilde.Geçen yıl okuduğumdan aklımda bu kadarı kaldı..

Gelgelelim Atsız ile Selim Pusat'ın bağlantısına.Atsız bildiğiniz üzere ırkçı ve turancı ideolojiye sahip bir yazarımız ve tarihçimiz.Zira ırkçı yapısı onun karakterini de yakından etkiliyor.Atsız yaşadığı süre boyunca hep savaşçı ve dik duruşlu olmuştur.Bu taviz vermez yapısı dolayısıyla Selim Pusat karakterine yansıyor.Özellikle siyasi görüşleri ve karakteri Atsız'ı ciddi anlamda yansıtıyor.Yani Selim Pusat'ın pozitivist ve militarist yapısı aslında Atsız'da da bulunan başlıca özelliklerden...

Ayrıca roman içinde yer yer psikolojik tahliller,edebi ve tarihi tartışmalar insanın dimağında ve damağında ayrı tatlar bırakıyor.Entellektüel bir hazzın ortasında kendinizi bulabiliyorsunuz.Atsız kelimeleri seçerken o kadar ustaca metaforlar serpiştiriyor ki romanın içine çoğu ayrıntıyı kaçıracak kadar büyük bir zenginliğin içinde beyniniz yanabiliyor.Ayrıca en ilgi çekici kısmı demokrasi eleştrisi.Aslında Atsız Demokrasinin kendi içindeki paradokslarını da gözler önüne seriyor.Örneğin demokratik bir ülkede cumhuriyet rejimi varken üstelik aksi bir izmi savunan herkes suçlu sayılıyor ve cezalandırılıyor.Bu da bir çeşit faşizmdir ve kendi içinde demokrasinin tutarsızlığıdır.Zaten Demokrasinin ilk kanunlaştığı yıllarda Rousseau da karşı çıkan herkesin cezalandırılmasını hatta idam edilmesini istemiştir Topum Sözleşmesinde..Neyse daha fazla ayrıntıya girip yanlış anlaşılmak istemem.Zira size Demokrasinin de dayatmacı olduğunu söylesem benim deli olduğumu düşünüp şeriatçı ya da kıralcı olduğumu düşüneceksiniz :) Söylemeden edemeyeceğim.Atsız en çok aşka savaş açıyor bu romanda.İnsanın aşka yenik düştüğünde tüm hedeflerinden uzaklaştığını karakterinden tavizler verdiğini ve sonunda büyük bir yenilgiye uğradığını,aşkın bir nevi insanın kendine ve çevresindekilere ihanet olduğunu kantlama yoluna gidiyor.Belki de haklıdır :) Ama okuduktan sonra en çok düşündüğüm Atsız'ı yaralayan bir aşk hikayesi var mıydı hayattayken? Tüm kinlerin sebebi o aşk mıydı? Size son sözüm Mutlak Seveceksiniz Ruh Adam'ı Bundan Kaçamazsınız....

Okuyan herkese teşekkürler...
Öncelikle kitabı okumuş olmak için okuduğumu belirterek sözlerime başlayayım. Çeşitli kişilerden gelen "okumadın mı?" sorularını savuşturmak için...

Açıkçası harcadığım zamana üzüldüm. İnsanlardan "iyi romandır" sözlerini duyduktan sonra iyi bir romanla karşılaşmayı beklerdim.

Zihniyet anlamında Atsız'la hiçbir ortak yönüm yok. Ön yargılarımı bir kenara bırakıp kitabı okumaya başladığımda bu işin enerji istediğinin farkına vardım çünkü gerçekten sinirlerimi ayaklandıran bölümlere tesadüf ettim. Şimdi bunları bir kenara bırakıp kitaba bakalım.

Yazarın sürrealizmden büyük oranda etkilendiğini, asıl olayların içkinin sarhoşluğu ve hayalin çekiciliğiyle biçimlendirildiğini söyleyebilirim. Bir romancının kurgusunu planlarken göz önünde tutması gereken bazı küçük detayların atlandığını ve bunun çok sırıttığını görüyoruz.
* "Ok atamayanlardanım" cümlesi -ki roman içinde oldukça önemli bir cümle- "Ok atılamayanlardanım" şeklinde ifade edilmeliydi fakat 1-2 yerde bu ilk şekliyle ifade edilmiş.
* Romanın sonuna doğru kahramanın elindeki bıçak da birdenbire uzun bir kılıca dönüşüyor.
Bunlar, tespit ettiğim bazı küçük hatalar.

Romanda en büyük göze batan şey, Atsız'ın eski Türk inançlarıyla İslam'ın bir sentezini yapar gibi göründüğü Tanrı'nın huzurunda sorguya çekilme bölümü... Bu bölümde kahramanın lehinde veya aleyhinde tanıklık edecek her kişi öne çıkıp kendi kimliğini açıklıyor. Bu da sanki -hangi inançta olursa olsun- Tanrı onların adlarını bilmiyor da açıklama istiyor gibi bir izlenim uyandırıyor. Kaldı ki bu bölümü biz kahramanın bakış açısıyla okusak bile, bir rüya ya da hayal aleminde geçtiği için bu durumdaki bilinçlilik ya da bilinçsizlik haliyle herhangi bir şekilde örtüşmüyor. Kahraman bilinçliyse bu tanıkları, gördüğü an tanımalı ve iç konuşmayla ifade etmeliydi. Bilinçsizse, pek çok kişinin düşteyken karşısına çıkan kişinin kim olduğunu bilmese de sezmesi gibi bir hava yaratılmalıydı...

Kitabın girişindeki yoğun edebi sorgu Atsız'ın "ben bunları da biliyorum, aruza da hakimim" demesi gibi olmuş. Oldukça didaktik ve can sıkıcı... İlerleyen bölümlerde de benzer durumlarla karşılaşıyoruz.

Kullanılan dil ise belki "dönemin dili olduğu için" gibi bir gerekçe bulunarak eleştiriden sakınılabilir ancak bu da yeterli değil. Görüşleri itibariyle yazarın daha "Türkçe" bir dil kullanacağını umarak oturmuştum okumaya fakat öyle olmadı.

Eğer okumayan, sınırlı kitaplarla beslenmiş biri olsaydım bu romanı etkileyici bulabilirdim. Fakat ne yazık ki durum tam tersi... Kendi adıma okumasaydım bir kaybım olmazdı, diyebiliyorum.Şu an bana kalan tek artı, okuyup okumadığımı soranlara verecek bir cevabımın olması...
Bin yıl önce Yüzbaşı Burkay evdeşi(eşi) olduğu halde gördüğü Açığma-Kün'e aşık olur. Bu aşk öyle bir aşktır ki Yüzbaşı Burkay evdeşini bu aşka kurban eder.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Aradan bin yıl geçtikten sonra bu hikaye Yüzbaşı Selim Pusat ile eşi Ayşe Pusat'ın sohbetlerinin konusu olmuştur. Selim Pusat kıralcı(Cumhuriyet karşıtı) olduğundan aşık olduğu asker mesleğinden atılmıştır. Devir kıralcılara göre değildir ve kırallar mimlenmiştir. Bundan sonra Selim Pusat'ın eşi de nasibini alır. Ancak sonrasında çok sevdiği öğretmenlik mesleğine geri döner. Çalıştığı okulda çok değerli 3 öğrencisi vardır. Nurkan, Aydolu ve Güntülü. Selim Pusat eşi Ayşe'nin öğrencileri ile tanışır. Ancak Güntülü'yü sanki bir yerden tanıyordur. Selim Pusat aşık olduğu askerlikten atılmanın acısını bir aşkla kapatmıştır. Kendisinden 25 yaş küçük Güntülü'nün aşkı ile... Bu aşk da karşılıksız değildir. En sonunda Selim Pusat ilahi huzurda yada vicdanında bu aşkın hesabını verecektir.
Okuyacağınız bu roman klasik bir aşk romanı olmaktan çok uzak. Bence bir aşk romanı ancak aşk ekseninde yazarımız Atsız birçok konuya değinmiş fakat aşkın yanından uzaklaşmamış. Hikayede her ne kadar günlük hayatta olduğunuzu düşünseniz bile metafizik bir hikayedesiniz aslında. Bu hikayede peygamberler, tarihi şahsiyetler, filozoflar var. Velhasıl çok orijinal ve çok akıcı bir kitap. Kesin okuyun derim.
Şimdi gelelim asıl meseleye. Atsız yazarlığının yanında bir şair aynı zamanda. Kitapta hikayeye yedirilmiş şiirler var. (#30281969) İşte bu şiirler kitabı okumam sebebim diyebilirim. Bu kadar içinize işleyen mısralar az bulunur. Bu şiirler ancak coşkulu bir aşkın ürünü olabilir. O mısralar yaşanmadan sırf hayalle yazılmış olamaz bana göre. Mısralardaki aşkın coşkusunu anlamanın tek yolu var. Bu şiirleri sesli okuyun. Sesiniz boş duvarlarda yankılanmıyorsa veya karşınızdaki insan sizden tatlı bir korku duymazsa gelin yanıma. Bu şiirler kısık sesle okunamaz. Bu coşkulu aşkın mısraları öyle melankonik şekilde haykırılamaz.
Son olarak kesinlikle tavsiye ettiğim bir kitap. Siyasi düşünmeden okumanızı tavsiye ederim. İyi okumalar.
Diğer Atsız kitapları yorumlarım için https://okunmuskutuphane.blogspot.com/search?q=ats%C4%B1z
Atsız, lise yıllarında pencereden uzaklara dalışımdı önce..
"Ruhun mu ateş yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi alevden?
Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu!"
Sonra inanışımdı, yaşayışımdı..
.........
Tarihi roman niteliğinde bir şey okuyacağımı zannederken aşkın bambaşka tanımlarıyla dolu, ruhun derinliklerine sızabilen bir eserle karşılaştım. Yüzlercesini okudum böyle, diye düşünmeyin. Bu kitap sıvı halde ve zihninizin ne kadar dolu olduğunu düşünseniz bile, o, yolunu bulup en derinlere akabiliyor.
Ayşe 'ye kızdım mı, acıdım mı, bilemiyorum. Kendinden geçip başkasında yok olmasını sevmedim. Aklımda tek mısra kaldı O' nu anlatan,
"Gönlüm dolu ah - u zar kaldı."
.....
Selim..
Bambaşka bir ruh..
Yoksa Ruhsuz Adam mı?
Acı dolu ama bencil. Darbe yemiş ama doğrulmaya inanmıyor. İnsanlar tüm hüzünlerini bir yere bırakmış, O nerede bulduysa almış, yüklenmiş gibi.
.....
Önce reddediyor Leyla 'yı, aşkı, inanmayı.
Sonra boğuluyor Leyla' da.
Sonra Güntülü...
Evli bir adam, iki genç kız, Ayşe, aşk, prenses, saltanat, varis...
Karmakarışık her şey ama hep çırpınışlarla dolu.
Sonra büyük bir mahkeme. Temsili her şey. İnsanı yargılayacaksa yine en sevdikleri yargılamalı.
.....
İki kapak arasında, geçmişte ve gelecekte.. Şu anda.. Hisler de yanılabilir bazen.
"Kalbin benim olsun, diyorum, çünkü mukadder
Cismin sana yetmez mi? Çabuk kalbini sök ver!"
İlk olarak Yolların Sonuyla okumaya başladığım Hüseyin Nihal Atsız 'ı bu kitabıyla dahada sevdim.
Evli olmasına rağmen başkasına aşık olan Selim Pusat 'ın sözlerinin yanlış anlaşılmasıyla mahkumiyet yaşamasını ,mahkumiyeti sona erdiğinde ise kendini insanlardan soyutlamasını hakkı olmayan bir aşkı yaşamanın verdiği ızdırabı anlatan bu kitap hayalle gerçek soyutla somut arasında gitgellerle sürüp gidiyor.Herkese okumasını tavsiye edebileceğim bir kitap.
Romanda başyapıt sözcüğünün içini tam manasıyla dolduran sayılı eserlerden biri...
Türk edebiyatında pek alışılmamış türde bir roman.Müellif tarihi romanlarında olduğu gibi bu romanı ile de fark yaratıyor.Eserde mitolojik ve psikolojik tahliller de bolca mevcut.Tarihi bir roman gibi başlayan bu eser sizi çok şaşırtacak ve sayfalar ilerledikçe kendinizi aşırı bir sembolizm havuzunda yüzerken bulacaksınız...
Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman,yaşamanın gayesini sadece askerlikte bulan,kendini askerliğe adamış ve tarihi tahlilleriyle bu savını doğrulayan bir subayın hayatıdır...
Tabiatüstü olaylarla anlatılan bir hayat hikayesinin,dikkatle bakıldığı zaman
,gerçeklerin mükemmel bir sembolizmle harmanlanmış lezzetini tadacaktır...
Yazar sembolizmi o kadar ustalıkla icra ediyor ki,eserin hakikaten bir roman mı,yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğunu kestirmekte hayli tereddüde düşüyorsunuz.Kesinlikle okunması gereken romanlardan biri...
“İnsanlar okunmamış birer kitaptır. En basitleri hakkındaki hükmü bile tamamının okunmasına bırakmalı. Biraz derince olanların ise, iyice okunduktan sonra üzerinde az veya çok düşünmek lâzım.”
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.

Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...
Acizleri, layık olmadıkları mevkilere geçiren bir devlet batar.
Hüseyin Nihal Atsız
Sayfa 25 - Ötüken Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ruh Adam
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
308
ISBN:
9754378023
Kitabın türü:
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Türk edebiyatında pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihî romanlarını okumuş olanlar, tarihî bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır. Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamanın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatıdır. Tabiatüstü olaylarla anlatılan bir hayat hikâyesinin, dikkatle bakıldığı zaman, gerçeklerin sembollerle çerçevelenmiş ifadesinden başka bir şey olmadığı görülecektir. «Ruh Adam», kendi nefsi ile mücadele eden bir insanın macerasıdır. Edebî-ruhî tahlilini yapanlar, eserin hakikaten bir roman mı, yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğunu kestirmekte hayli tereddüde düşeceklerdir.

Kitabı okuyanlar 2.236 okur

  • Nika
  • Keremşah Gök
  • Elif ÖNGÜN
  • Oğulcan Arabacı
  • Remzi KIVRAK
  • Nuh Kuplay
  • Hatice Halidenur
  • Uğur Kutluay
  • Gündoğdu i.
  • Mehmet Şadi Özcan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.4
14-17 Yaş
%8.7
18-24 Yaş
%27.4
25-34 Yaş
%33
35-44 Yaş
%12.6
45-54 Yaş
%5.8
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.2
Erkek
%47.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%52.5 (486)
9
%21.3 (197)
8
%13.1 (121)
7
%5.9 (55)
6
%2.1 (19)
5
%1.5 (14)
4
%0.9 (8)
3
%0.3 (3)
2
%0.1 (1)
1
%2.4 (22)

Kitabın sıralamaları