8,9/10  (297 Oy) · 
653 okunma  · 
246 beğeni  · 
4.682 gösterim
Türk edebiyatında pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihî romanlarını okumuş olanlar, tarihî bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır. Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamanın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatıdır. Tabiatüstü olaylarla anlatılan bir hayat hikâyesinin, dikkatle bakıldığı zaman, gerçeklerin sembollerle çerçevelenmiş ifadesinden başka bir şey olmadığı görülecektir. «Ruh Adam», kendi nefsi ile mücadele eden bir insanın macerasıdır. Edebî-ruhî tahlilini yapanlar, eserin hakikaten bir roman mı, yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğunu kestirmekte hayli tereddüde düşeceklerdir.
  • Baskı Tarihi:
    2011
  • Sayfa Sayısı:
    308
  • ISBN:
    9754378023
  • Yayınevi:
    Ötüken Neşriyat
  • Kitabın Türü:
Bayan Okur 
16 Kas 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Panda Okur la aynı anda başladığımız bu kitaba kesinlikle ikimizde de farklı etkiler bırakacak şekilde bayıldık. Her cümlenin arkasına birbirimizi dürtüp heyecanla tartıştık. Kitap Atsızla ilgili fikirlerimin kesinleşmesini sağladı. Deli Kurt ta hoşuma gitmeyen olağanüstülük bir anda beni kendine çekti kitabın bende iz bırakanlar arasına alınması kesinleşti. İyiki bir tane daha Atsız okuyup ondan sonra karar veriyim demişim. İyiki okudum.

silaes 
09 Haz 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · 10/10 puan

Her zaman yeni bir romana başlamadan önce ''kendi aklım yokmuş gibi'' kitap hakkında yapılan değerlendirmeleri tararım. Bu esere başlamadan öncede yaptığım araştırmalarda maalesef insanların okumadan, siyasi kinlerini kitabın üstüne kustuğunu gördüm. Hatta bir tanesi mutlak seveceksin şiirini edebi değerden yoksun bulmuş hemde ruh adamı okumadan... Bazı kişilerde selim pusat'ın kendinden 25 yaş küçük birine aşık olmasını edepsizlikle suçlamış. Ama bu kişiler Orhan pamuğun ''kırmızı saçlı kadın''ında geçen çocuk istismarını çok büyük bir aşk, serenadta ki kurguyu muazzam bir aşk olarak değerlendirmeleri de ayrı bir ironi tabi. Tanrı insanı demokrat olduğunu sanan yarı cahillerden korusun. Kitabı bitirip uyumamdan mütevellit bipolarım bozuldu. Kitapla bağıntılı rüyalar gördüm. Metin aralarındaki şiirlerin güzelliği, romanın bütünlüğünde gizli. Hele o mahkeme sahnesi var ya!. Gelsin kürşad, gitsin mete , , bilgekağan,oruç reis..... Böyle bir sahneyi yazmak ağır bilgi birikimi ve kültür ister.Bu sahne de bazı kesim diz vurmak eylemini,Allah'a hakaret hakaret olarak algılamışlar. Tarih biliminin en önemli kaidesi olan ''olayı dönemiyle yargıla'' sözünden bihaberler. Zaten kendisinin Türk tarihinin Orta asya koluna yaptığı katkılar, tartışma götürmez gerçeklerdir. Romanda güntülüye karşı, antipatik duygular hissettim. Onun dışında ruhumun derinliklerine, kanımdaki her hücreye kitap eden bir roman oldu.

Sergen Özen 
 21 Tem 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Puan vermedi

"Edebiyat hakikatlerin hayalle süslenmesidir" der, Atsız.
Bu sözün doğrultusunda kitabın edebî yönünü beğendiğimi söyleyerek giriş atalım. hâla unutmadığım iki söz şöyledir: "Mutlak seveceksin beni, kaçamazsın bundan." "Gönlüm dolu âhu zar kaldı." gibi.
Öncelikle şunu söylemem gerekir, romanı bir görüşe mensup olduğu için okumamak hata olur diye düşünüyorum. Fakat ayrıntıları atlayacak değilim. Şöyle ki;
*Hallaç-ı Mansur hakkında lanse edilmeye çalışılan bölüm ne kadar doğru olabilir?
*Milliyetçiliğin insan olmanın gereği önünde tutulduğu bir diyaloğu söylemek istemezdim. Evet, böyle bir şey var.
*Hz.Muhammed'in ve Eski Türk hakanlarından birisinin(ismini hatırlayamadım) Pusat hakkında söylemiş oldukları sözlere bakmalısınız. Ve de Pusat'ın vermiş olduğu "cevaplara."
Burada şu kanıya varmak mümkündür; Atsız, Milliyetçiliği ve Turancılığı her idealin üzerinde tutmuş, ve bu eserinde yansıtmıştır.
Aslında yine eleştireceğim tarafları var ama bu kadarı yeterli. Dikkat ettiğim bu bölümlere göre puan verecek değilim. Öyle olsaydı düşük vermem yerinde olurdu ama pek takılmamak gerek bu kısımlara.
Atsız'ın düşüncelerine koyu bir şekilde bağlı olanlar istisna, bazı sıkıcı bölümler olabilecektir. Türk tarihi konusunda bilgisi olanların kitabı zevkle okuyabileceğini düşünüyorum.
Milli değerlere aşık, hayattaki bütün ihtiraslarından vazgeçen, yaşamını sadece asker ve askerliğe adamış bir karakter çıkacak karşınıza: Selim Pusat.

-Spoiler olabilir.-
Selim pusat, eşinin öğrencilerinden biri ile tanışmasından sonra hayatı değişir. Yaşama gayesini askerlikten başka bir şeyde görmeyen Pusat'ın deyim yerindeyse ruhu çalkalanır. Yüzbaşı Pusat, Güntülü'ye aşık olarak yasak bir aşkın kapısını aralamıştır.
Pusat'ın geçmiş yüzyıllardan kendisi gibi yüzbaşı olan biri ile çarpıştığını ve bunun neticesi olarak yenilip haklılık duygusunu yitirmiş olacağını göreceksiniz.
Ve bu ruh çalkantısını Pusat'ı -aşırı sembolizm içinde ve gerçeküstü olaylarla- Mahşer günü hesap vermeye götürür, herkese karşı.
Bu ne demek? Atsız burada şunun mesajını vermek istemiştir:
Bugün, askerliğe ve askeri tarihe en bağlı, en cüretli adam bile kendisiyle eşit durumda olan yüzyıllar öncesindeki yüzbaşının aşağısındadır. Evet bunun mesajı var, aslında çok mesaj bulacaksınız bu kitapta fakat tarafsız bir gözle okumak mümkün olursa diyelim ve incelemeyi bitirelim.

KeMâL 
 07 Eki 2015 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

İlk Atsız romanım. Keşke daha önce okusaymışım. Çok ama çok etkileyiciydi. Sırf yazarın milliyetçiliği yüzünden romanın Türk Edebiyatında önemli sırada olmadığına inanıyorum. Bu kadar sürükleyici roman nadide...H. Nihal ATSIZ'ın yaşamından kesitler de sunmakta. "Ağlamak da hayata dönmenin işaretiydi." gibi süper alıntılar var. İçerisindeki şiirler de okumaya daha fazla anlam katıyor.
Mutlak Seveceksin ve Ay Yüzlü Güzel Konçuy tam bir şaheser.
Kesinlikle okunmalı !
https://www.youtube.com/watch?v=IH6tD9UZdtk

Kağan Özkaya 
25 Ara 2016 · Kitabı okudu · 13 günde · 10/10 puan

Romanda başyapıt sözcüğünün içini tam manasıyla dolduran sayılı eserlerden biri...
Türk edebiyatında pek alışılmamış türde bir roman.Müellif tarihi romanlarında olduğu gibi bu romanı ile de fark yaratıyor.Eserde mitolojik ve psikolojik tahliller de bolca mevcut.Tarihi bir roman gibi başlayan bu eser sizi çok şaşırtacak ve sayfalar ilerledikçe kendinizi aşırı bir sembolizm havuzunda yüzerken bulacaksınız...
Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman,yaşamanın gayesini sadece askerlikte bulan,kendini askerliğe adamış ve tarihi tahlilleriyle bu savını doğrulayan bir subayın hayatıdır...
Tabiatüstü olaylarla anlatılan bir hayat hikayesinin,dikkatle bakıldığı zaman
,gerçeklerin mükemmel bir sembolizmle harmanlanmış lezzetini tadacaktır...
Yazar sembolizmi o kadar ustalıkla icra ediyor ki,eserin hakikaten bir roman mı,yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğunu kestirmekte hayli tereddüde düşüyorsunuz.Kesinlikle okunması gereken romanlardan biri...

Sidar Sadık 
05 Mar 14:04 · Kitabı okudu · 7 günde · 5/10 puan

Öncelikle kitabı okumuş olmak için okuduğumu belirterek sözlerime başlayayım. Çeşitli kişilerden gelen "okumadın mı?" sorularını savuşturmak için...

Açıkçası harcadığım zamana üzüldüm. İnsanlardan "iyi romandır" sözlerini duyduktan sonra iyi bir romanla karşılaşmayı beklerdim.

Zihniyet anlamında Atsız'la hiçbir ortak yönüm yok. Ön yargılarımı bir kenara bırakıp kitabı okumaya başladığımda bu işin enerji istediğinin farkına vardım çünkü gerçekten sinirlerimi ayaklandıran bölümlere tesadüf ettim. Şimdi bunları bir kenara bırakıp kitaba bakalım.

Yazarın sürrealizmden büyük oranda etkilendiğini, asıl olayların içkinin sarhoşluğu ve hayalin çekiciliğiyle biçimlendirildiğini söyleyebilirim. Bir romancının kurgusunu planlarken göz önünde tutması gereken bazı küçük detayların atlandığını ve bunun çok sırıttığını görüyoruz.
* "Ok atamayanlardanım" cümlesi -ki roman içinde oldukça önemli bir cümle- "Ok atılamayanlardanım" şeklinde ifade edilmeliydi fakat 1-2 yerde bu ilk şekliyle ifade edilmiş.
* Romanın sonuna doğru kahramanın elindeki bıçak da birdenbire uzun bir kılıca dönüşüyor.
Bunlar, tespit ettiğim bazı küçük hatalar.

Romanda en büyük göze batan şey, Atsız'ın eski Türk inançlarıyla İslam'ın bir sentezini yapar gibi göründüğü Tanrı'nın huzurunda sorguya çekilme bölümü... Bu bölümde kahramanın lehinde veya aleyhinde tanıklık edecek her kişi öne çıkıp kendi kimliğini açıklıyor. Bu da sanki -hangi inançta olursa olsun- Tanrı onların adlarını bilmiyor da açıklama istiyor gibi bir izlenim uyandırıyor. Kaldı ki bu bölümü biz kahramanın bakış açısıyla okusak bile, bir rüya ya da hayal aleminde geçtiği için bu durumdaki bilinçlilik ya da bilinçsizlik haliyle herhangi bir şekilde örtüşmüyor. Kahraman bilinçliyse bu tanıkları, gördüğü an tanımalı ve iç konuşmayla ifade etmeliydi. Bilinçsizse, pek çok kişinin düşteyken karşısına çıkan kişinin kim olduğunu bilmese de sezmesi gibi bir hava yaratılmalıydı...

Kitabın girişindeki yoğun edebi sorgu Atsız'ın "ben bunları da biliyorum, aruza da hakimim" demesi gibi olmuş. Oldukça didaktik ve can sıkıcı... İlerleyen bölümlerde de benzer durumlarla karşılaşıyoruz.

Kullanılan dil ise belki "dönemin dili olduğu için" gibi bir gerekçe bulunarak eleştiriden sakınılabilir ancak bu da yeterli değil. Görüşleri itibariyle yazarın daha "Türkçe" bir dil kullanacağını umarak oturmuştum okumaya fakat öyle olmadı.

Eğer okumayan, sınırlı kitaplarla beslenmiş biri olsaydım bu romanı etkileyici bulabilirdim. Fakat ne yazık ki durum tam tersi... Kendi adıma okumasaydım bir kaybım olmazdı, diyebiliyorum.Şu an bana kalan tek artı, okuyup okumadığımı soranlara verecek bir cevabımın olması...

pandanın kitaplığı 
15 Kas 2016 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Okumayı çok istediğim kitaplardan biriydi. Benim kitaba karşı ilgimi gören kişiler kitabı elde ettiğim zamandan bitirene kadar baya trollediler :D

Spoiler İçerir

Selim Pusat, kıralcılık fikrini benimsemiş olduğundan dolayı yüzbaşıyken ordudan atılmış ve arkadaşı Şeref ile birlikte yaklaşık 3 yıl hapiste yatmıştır. Hapisten çıkınca eski hayatına yani eşi ve çocuğuyla yaşamaya devam etmiştir. Yalnız bir gün kendisini eşinin öğrencisi olarak tanıtan bir çift göz... Bir yerden hatırlayacaktı ama...

- Bu iğrenç asırda yaşamaktansa Mete zamanında dünyaya gelmiş olmayı tercih ederim.
Kadın, onun bu safiyane arzusu üzerine şakaya başladı:
- Kim bilir? Belki o zamanda da yaşamışsındır.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki Atsız'a olan önyargılarınızdan arınıp okuyun.
Kitap son derece farklı tarzda bir kalem ile yazılmış. Askerliği herşeyden önce tutan bir adamın iç yaşamında yaptıgı kavgalar eşinin öğrencisine duyduğu hayranlık muazzam bir anlatımla sunuluyor. Edebiyatta farklı bir anlatımı olduğu için muhakkak kitaplığınızda bulunması gerekiyor.

Ahmet Yavilioğlu 
 17 Eki 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabı değerlendirirken bile inanın kendimi o kadar aciz ve çaresiz hissediyorum ki..Ayrıca o kadar önyargılı ve ideolojik körlüğü meslek haline getirmiş sayısız yığın varken...Romanı sol görüşlü biri yazınca 'sanat evrenseldir' diye bas bas bağıran ama Milliyetçi ve ya Irkçı bir yazar tarafından kaleme alındığında hor ve hakir görüp tek sayfasını açmaya dahi imtina edenler...Öncelikle bu tabularınızı yıkmanız gerekecek zira bu kadar güzel romanları sadece solcular yazmıyor.Sanat bazen sağcılar yazınca da evrensel olabiliyor :) Şayet yıkamıyorsanız bile bu önyargınızın okuduktan sonra yıkılacağına eminim tabi bunu ideolojik körlük katsayısını hesaba katmadan söylüyorum.

Romanda Selim Pusat kralcılığı savunan bir subaydır.Demokratik(!) bir toplumda sırf bir görüşü savunuyor diye görevinden menedilip eşinin açığa alınmasıyla başlıyor.Selim Pusat akabinde çeşitli psikolojik bozukluklara yakalanıyor,görevinden ayrılmanın ve hain ilan edilmenin verdiği ruhsal çöküntüler onu depresyona sürüklüyor.Öyle ki sokağa dahi çıkmak istemiyor,tüm insanlardan tiksiniyor çeşitli anksiyete bozuklukları ve kötü dünya sendromları ile mücadele ederek kendisini dış dünyaya kapatıyor.Eşi öğretmenliğe geri döndüğü vakit okulun üç gözde öğrencisi ile yakından ilgileniyor ve eşi ile tanıştırıyor.Eşinin bu kızlardan biriyle yaptığı tatlı münazaralar bir zaman sonra 'Mutlak Seveceksin Beni' şiiri etrafında fantastik bir aşk hikayesine dönüşüyor.Selim Pusat yıllarca hayatı askerlikten ibaret gören,hayata sürekli pozitivist bakan ve evli bir adamdır.Evliliğin hezeyanlarını ve tinsel çelişkilerini sürekli içinde yaşıyor.Ve bu çelişkilere rağmen bir türlü duygularına engel olamıyor.Aşk pozitivizmi ve militarizmi bile kolayca yıkabiliyor.Yine de Selim Pusat'ın intihar eden arkadaşı şizofrenik bir biçimde Selim Pusat'ı sürekli rahatsız ediyor ve Pusat arkadaşının silüetini her yerde görmeye başlıyor.Bu katatonik evre Pusat'a hayatı yaşanmaz hale getirip ardı arkası kesilmez kabuslarla başbaşa bırakıyor.Hikayenin sonlarında ise Pusat kendinin ve bulunduğu toplumun tüm önemli şahsiyetleri karşısında sorguya çekiliyor.Tüm insanlar çocuğu yaşındaki bir kıza aşık olup onu ideallerinden uzaklaştırdığı için bunu ihanet sayarak ondan haklarını istiyorlar.Romanın omurga kısmı bu şekilde.Geçen yıl okuduğumdan aklımda bu kadarı kaldı..

Gelgelelim Atsız ile Selim Pusat'ın bağlantısına.Atsız bildiğiniz üzere ırkçı ve turancı ideolojiye sahip bir yazarımız ve tarihçimiz.Zira ırkçı yapısı onun karakterini de yakından etkiliyor.Atsız yaşadığı süre boyunca hep savaşçı ve dik duruşlu olmuştur.Bu taviz vermez yapısı dolayısıyla Selim Pusat karakterine yansıyor.Özellikle siyasi görüşleri ve karakteri Atsız'ı ciddi anlamda yansıtıyor.Yani Selim Pusat'ın pozitivist ve militarist yapısı aslında Atsız'da da bulunan başlıca özelliklerden...

Ayrıca roman içinde yer yer psikolojik tahliller,edebi ve tarihi tartışmalar insanın dimağında ve damağında ayrı tatlar bırakıyor.Entellektüel bir hazzın ortasında kendinizi bulabiliyorsunuz.Atsız kelimeleri seçerken o kadar ustaca metaforlar serpiştiriyor ki romanın içine çoğu ayrıntıyı kaçıracak kadar büyük bir zenginliğin içinde beyniniz yanabiliyor.Ayrıca en ilgi çekici kısmı demokrasi eleştrisi.Aslında Atsız Demokrasinin kendi içindeki paradokslarını da gözler önüne seriyor.Örneğin demokratik bir ülkede cumhuriyet rejimi varken üstelik aksi bir izmi savunan herkes suçlu sayılıyor ve cezalandırılıyor.Bu da bir çeşit faşizmdir ve kendi içinde demokrasinin tutarsızlığıdır.Zaten Demokrasinin ilk kanunlaştığı yıllarda Rousseau da karşı çıkan herkesin cezalandırılmasını hatta idam edilmesini istemiştir Topum Sözleşmesinde..Neyse daha fazla ayrıntıya girip yanlış anlaşılmak istemem.Zira size Demokrasinin de dayatmacı olduğunu söylesem benim deli olduğumu düşünüp şeriatçı ya da kıralcı olduğumu düşüneceksiniz :) Söylemeden edemeyeceğim.Atsız en çok aşka savaş açıyor bu romanda.İnsanın aşka yenik düştüğünde tüm hedeflerinden uzaklaştığını karakterinden tavizler verdiğini ve sonunda büyük bir yenilgiye uğradığını,aşkın bir nevi insanın kendine ve çevresindekilere ihanet olduğunu kantlama yoluna gidiyor.Belki de haklıdır :) Ama okuduktan sonra en çok düşündüğüm Atsız'ı yaralayan bir aşk hikayesi var mıydı hayattayken? Tüm kinlerin sebebi o aşk mıydı? Size son sözüm Mutlak Seveceksiniz Ruh Adam'ı Bundan Kaçamazsınız....

Okuyan herkese teşekkürler...

•••MERVE••• 
 25 Oca 16:50 · Kitabı okudu · 4 günde

Hüseyin Nihal Atsız'ı tanımak adına okuduğum ilk kitaptır Ruh Adam. Yazar kitabın genelinde ruhgöçünü işlemiş. İlk kez bu konuyu ele alan bir kitap okudum. Ruh göçü ile ilgili çok fazla bilgi sahibi değilim bu yüzden bu konuda herhangi bir yorum getiremeyeceğim. Ancak okurlar tarafından olumsuz eleştiri alan konuların da en az olumlu eleştiri alan konular kadar kitaplarda yer bulması gerektiği düşüncesindeyim, işlenen konu ruhgöçü olsa bile.

Kitap kıralcı olduğu için görevinden alınan, hapse atılan ve hatta daha ileri vardırılarak vatan hainliği ile suçlanan Selim Pusat’ın ve edebiyat öğretmeni olan eşi Ayşe Pusat’ın yaşadıklarını anlatıyor. Bunu yaparken de Selim Pusat’ın görüşlerine ve savunmalarına sık sık yer veriliyor. Kitabın ilerleyen her bölümünde insanı biraz daha şaşırtan bir anlatımı var, bir sonraki bölümde ne okuyacağınızı kimle karşılaşacağınızı kestirmek oldukça güç.

Selim Pusat’ın düşüncelerine bazı kesimler sert eleştiriler getirirken bazı kesimler onun haklı olduğunu savunuyor. Benim açımdan Selim Pusat düşündüğünü ve savunduğunu korkusuzca dile getiren ve askerliğe sağlam bağlarla bağlanmış düşünmenin ve düşünceyi ifade etmenin suç sayıldığı birçok zamanın sadece birine ait olan bir insan. Eserde ruhgöçünün kullanılması aslında sadece o dönemde değil tarihin birçok döneminde düşünmenin, inanmanın, düşünceyi ifade etmenin suç olarak görüldüğünün ve bu suçu(!) işleyen insanların farklı muameleler gördüğünün anlatılmasında etkili olmuş

Okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Keyifli okumalar...

Kitaptan 176 Alıntı

“İnsanlar okunmamış birer kitaptır. En basitleri hakkındaki hükmü bile tamamının okunmasına bırakmalı. Biraz derince olanların ise, iyice okunduktan sonra üzerinde az veya çok düşünmek lâzım.”

Ruh Adam, Hüseyin Nihal AtsızRuh Adam, Hüseyin Nihal Atsız
Yusuf Emirhan Er 
11 Oca 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.

Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...

Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 285)Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 285)
Bayan Okur 
08 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

"Bir insan hakkındaki hüküm ancak onun tabutu geçtikten sonra verilebilir."

Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 90)Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 90)
Bayan Okur 
13 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Fena değil, dedi. Fakat hiçbir tercüme,aslındaki güzelliği muhafaza edemez.

Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 11)Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 11)
Bayan Okur 
10 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

"Onlar ne feci mahlûklardır ki hürriyet ve adalet çığırtkanlığı ile sürüleri peşlerine taktıkları halde iş başına geldikten sonra istibdadın koyusunu ve zulmün en hasını yaptılar."

Ruh Adam, Hüseyin Nihal AtsızRuh Adam, Hüseyin Nihal Atsız
pandanın kitaplığı 
14 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

- Gitti.
- Giderken ne dedi?
- Beni unutma, dedi.

Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 288 - Ötüken)Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 288 - Ötüken)