Adı:
Bir Çift Yürek
Baskı tarihi:
Eylül 2013
Sayfa sayısı:
246
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756388020
Orijinal adı:
Mutant Message Down Under
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Klan Yayınları
Baskılar:
Bir Çift Yürek
Bir Çift Yürek
Bugüne dek size iki kitabı “mutlaka” diye tavsiye ettim... Martı ve Simyacı... Bu üçüncüsü... Bir Çift Yürek... Bu kitaptan çok alıntı yapacağım... Çok söz edeceğim... siz de kitabın sayfalarını çevirirken bana kim bilir kaç defa teşekkür edeceksiniz, adım gibi biliyorum...”
—Hıncal Uluç, Sabah Gazetesi
Batıyı Sarsan yürek!... Çevrenize yabancılaşmaya başladınızsa okuyun derim, bir kapı mutlaka aralanacak!...”
—Ayça Atikoğlu, Milliyet Gazetesi
“İnsanlığın çoktan yitirdiği geçmişini merak edenler için.”
—Füsun Özbilgen, Posta Gazetesi
“Bu haftasonu bu kitabı okuyun, Pazartesi hayata yeni -ve daha iyi- bir insan olarak başlayın!
—Murat Birsel, Sabah Gazetesi
Aslında yaşam hepimiz için bir yürüyüştür. Başladığımız nokta doğumumuz ve yolun sonu ölümümüz olan, çok uzun görünen ama kısacık bir yolda yaptığımız yürüyüş..
İşte biz mutant insanlar o yolda yürümeyi unutmuş hatta o yürüyüşü ve yürürken elde edilenleri ilkel sınıfına sokmuşuz.
Sanırım ilkel olan bir şey varsa, o da  düşüncelerimiz..

Mutant insanlar ve gerçek insanlar ayrımı yapıyor kitap.
Mutant yani biz. Taştan kentlerde yaşayan, alabildiğine mutsuz, sevgisiz, kirli düşünlerle dolu, çoğunlukla yaşama amacı olmayan, yıllarca çalışsa da yol katedemeyen insanlar. Mutantız çünkü özümüzle olan bağlarımız kopmuş. Maddi güzellikler peşinde koşarak tükettiğimiz hayatımız bizi gerçeklikten soyutlamış..
Gerçek insanlar var birde. Yurtları çöl olan, doğayla iç içe, her zaman mutlu ve güler yüzlü, sevgi dolu, saklayacak bir şeyleri olmayan, geçici eşyalara bağlanmayan, boşa yaşamayan insanlar. Gerçek insan onlar evet. Gerçekler çünkü özleriyle iç içeler..

50 yaşında olan bir kadın, kendisine ödül verileceğini zannederek çıkıyor yola. En pahalı giysileri giyiniyor, güzel takılara bürünüyor, son modaya uygun yapıyor saçlarını ve makyajla kendini güzel hissediyor.
Umduğu gibi bir ödül vermiyor oysa onu yanlarına çağıran Aborijinler, ona umduğundan kat be kat büyük bir ödül veriyorlar. Ve 50 yaşına kadar gerçekten yaşamamış olan bu kadın, 3 dolunay sürede gerçekten yaşamanın tadına varıyor..

Kitapta yer alan Aborijinler gerçek mi bilmiyorum ama kitap o kadar gerçekçi bir dille yazılmış ki.. Ama bir o kadar da hoş bir tat bırakan hikayemsi bir havası var. Ve bu ikisi çok güzel dengelenmiş. Gerçek ile hayal arasında..
Sanırım Aborijinler gerçek olsa aralarına katılmak isterdim. Yolculukları, dansları, şarkıları, düşünceleri, yaşam tarzları çok hoşuma gitti. "İşte gerçek insanlık bu." dedim. Ama tabii solucan, yılan ve daha neler neler yemeye hiç özenmedim. Öyk!

Kitaba yapılan yorumlarda kitap kişisel gelişim kitabı gibi gösterilmiş. Hayır efendim. Bu kişisel gelişim kitabı değil, nasıl insan olabileceğimizi gösteren bir kitap. Evet biz çöllerde yaşayamayız, aylarca yürüyemeyiz yani onlar gibi yaşayamayız ama onlar gibi düşünebiliriz. Şu dünyadaki herkes onlar gibi düşünse, dünya harika bir yer olurdu..
Ah keşke...

Bana kalsa bu kitabı alıp okumaz ve bu muhteşem dünyayla tanışamazdım. O yüzden kitap kardeşim Selcen'a çok teşekkürler. ^^

Okunulacaklar listenize almanız gereken ve kesinlikle okumanız gereken bu harika kitabı göz ardı etmeyeceğinizi umuyorum.

Yüreklerinize iyi bakın.
Yüreğiniz ne kadar güzel olursa, o kadar gerçek bir insan olursunuz...

Keyifli okumalar.. ^^
Orta yaşlarını hafifçe geçmiş bir kadın, ve onun bir aborjin kabilesini ziyareti, onlar arasında bir müddet yaşayışını anlatan çok güzel bir kitap. Modern dünyadan ilkel bir yaşama yolculuk öyküsü. Düşündürücü, kör noktaları açıcı, yaratılan her şeyle bütünleştirici bir felsefesi ve enerjisi var kitabın. Tavsiye olunur :)
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (16.029 Oy)19.958 beğeni45.747 okunma3.606 alıntı193.272 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.271 Oy)9.270 beğeni27.678 okunma2.938 alıntı122.002 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.169 Oy)13.993 beğeni36.285 okunma3.798 alıntı154.108 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (10.036 Oy)11.833 beğeni29.712 okunma1.689 alıntı155.250 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.947 Oy)9.482 beğeni26.707 okunma1.832 alıntı136.465 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.958 Oy)9.227 beğeni30.317 okunma918 alıntı146.942 gösterim
  • Olasılıksız
    8.6/10 (6.397 Oy)7.121 beğeni20.906 okunma798 alıntı117.342 gösterim
  • Aşk
    7.7/10 (5.070 Oy)5.735 beğeni19.118 okunma970 alıntı95.808 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.759 Oy)8.222 beğeni22.381 okunma4.646 alıntı137.399 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.927 Oy)6.042 beğeni20.705 okunma928 alıntı107.609 gösterim
Klasikler bir sanat eseri olarak türünün tüm özelliklerini yansıtırken onu en ileri noktaya taşırlar. Hem biriciktirler, kendilerine hastırlar hem de herkes tarafından onaylanırlar. Diğer yandan her zamanda geçerli olan bir değer üretirler. Bu anlamda klasik; ileri, seçkin, kalıcı ve değer taşıyıcısı bir eser konumundadır. Zamanla yanlışlanamaz, her durumda değer taşımayı sürdürürler. Çünkü bir yol, yöntem göstermişlerdir. Bu nedenle her durumda takipçiler, taklitçiler yaratırlar. Onların bu etkisi yüzyıllarca sürer. Hem medeniyetin hem de tüm insanlığın aklını, duygularını zenginleştiren tanımlamalar getirir, gizli, tanımlanamaz duyguları bilinir, görünür kılarlar.

Şimdi asıl gelelim sorumuza böyle bi eser neden klasikler arasında yerini alamadı ?

Klan Yayinlarinin çevirisini başarılı buldum. Bir anî bir gözlem sonucunda yazilan eser içerik olarak modern dünyanın yapmacikligini insan ve doğa hayatına zararlarini anlatirken okuyucuyu sarsacağına eminim okurken çağlar arası yolculuğa tanıklık edeceksiniz. Yazarin, bu kitap yuzunden agir eleştirilere maruz kaldığını kitabi okurken tahmin edeceğinizi belirtirim. Kitap ile ilgili en tartışmali konu ise en başta bir gözlem sonucunda yazıldığını belirtirmekte ama bunu ilerleyen zamanlarda bir kurgu sonucunda yazıldığını internet üzerinden yapilan çeşitli araştırmalarda öğrene bilirsiniz. Buna kitabi okuduktan sonra en iyi kararı sizler verebilirsiniz. Keyifli okumalar dilerim.
Son zamanlarda okuduğum en rahatlatıcı, en iyi hissettiren kitap oldu benim için.Daha evvel erteleme üzerine ertelediğim "Bir Çift Yürek" hakkında spekülasyonların yapıldığı bir kitap aslında. Yazarın bunları gerçekten yaşadığımı yoksa yaşamış gibi mi yaptığı tam bilinemiyor.

Yazarı Marlo Morgan aslen bir metafizikçi. Dolu dolu eğitim almış Amerikalı bir kadın. Avustralya'da Aborijin kabilesiyle yaşadığı serüveni tuttuğu notlar sayesinde kitaba çevirmiş. Okurken realist tarafım yarı inanmazken, diğer maceracı tarafım neden olmasın olmuştur dedi hep. Yani anlattıkları şu bizim taş kafalı, meta hedefli dünyamızın o kadar fersah fersah uzağında bir yaşantı ki! Çölde kalıyorlar, su yok, yemek yok, barınacak birşey yok. Her şey doğadan ve telepati yoluyla, şükrederek elde ediliyor.Evet sezgileriyle yemek için hayvan buluyorlar, kumun içinde su buluyorlar. Hayvanların mesanelerinden matara yapıyorlar, kanlarını kurutup saklıyorlar. Aborijinler, kadını aralarına kabul etmek için, bir sürü testten geçiriyorlar. Onlar için kadın bir Mutant. (Yani onların gözünde hepimiz bir Mutantız) Bu dünyanın esiri olan bizler.

Kitapta insanı Aborijinleri sevmeye iten bir çok olay mevcut. Örneğin; aldıkları her şeyi doğaya iade ediyorlar, hiç bir şey israf edilmiyor, sadece yetecek kadar yiyorlar, yedikleri hayvanları onurlandırıyorlar, iletişim için zihinsel telepatiyi kullanıyorlar, her kötü durumun bir öğreti olduğunu biliyorlar, kötülük, kıskançlık, hırs gibi duyguların anlamlarını bile bilmiyorlar, herkesin kendi kişiliğinde istediği takdirde her türlü değişikliği yapabileceğine inanıyorlar, iyi niyetli ve iyi yürekli olmanın gücünü biliyor ve öyle yaşıyorlar...

Yazarın Onlardan ayrılıp, normal hayata döndüğü zamanki özlemlerini dile getirişi çok hoştu; şilte, tuvalet kağıdı, jilet gibi basit nesnelere mutlulukla sarılıyordu. Ben okurken, kendimi çok iyi hissettim. Sayfaların içi ruhsal rahatlama sağlayan cümlelerle dolu. Onların mutlu olmak için ne paraya, ne mala mülke, ne hırsa başarıya ihtiyaçları vardı. Kafka'nın sözü'de bir nevi Aborijinlerin mutluluk anlayışlarına ışık tutuyor gibi; "Az eşya, az insan"
Insanda insanlardan biraz uzaklaşma isteği olduğu anda sımsıkı sarılabileceği bir kitap...
Morgan, burada 50.000 yıllık bir kültür, gelenek ile felsefi ve bilgelikleri ile büyüleyici olan insanlarla olan macerasını anlatmıştır. Yazar dili oldukça akıcı bir şekilde kullanmış, okurken bir hayli zevk aldım aynı zevki almanız dileğiyle..
Bu kitabı iki yıl önce okumuştum.Okurken aslında bende bi mutand olarak girmiştim.Aborjinlerin hayatı özendirmişti beni.Onlar o kadar samimi ve doğaldıki belki de çevremde ve kendimde aradığım özgünlüğü onda bulmuştum ."Müzisyenin müzik aletine ihtiyacı yoktur çünkü o müziğini kendi içinde taşır" Kendi içindekiyle var olmak kendin olmak.
Batıyı Sarsan yürek!... Çevrenize yabancılaşmaya başladınızsa okuyun derim, bir kapı mutlaka aralanacak!...
İnsanlığın çoktan yitirdiği geçmişini merak edenler için.
Bu kitabı ilk kez lisede okumuştum ve o zaman kadar bir günde bitirebildiğim tek kitaptı. Çok etkilenmiştim... Aradan yıllar geçti ve lise yıllarımda bu kitabı okurken hissettiklerimi tekrar hissetmek istedim ve bunu da başardım.


Marlo Morgan'ın bu eserini okurken kurgu mu yoksa gerçekten yaşanmış bir yolculuk mu olduğunu anlamak benim açımdan çok güç oldu. Ben kitapta anlatılanları gerçekmiş gibi kabul etmek bana oldukça keyif verdi.

Yazarın Avustralya yerlileri olan Aborijinler ile yaptığı üç aylık yolculuk boyunca yaşadıkları son derece içten ve etkileyici bir şekilde anlatılmış. Kitabı okumaya başladığınız andan itibaren olaylar o kadar hızlı gelişiyor ve birbiri ile o kadar bağlantılı ki hiç sıkılmadan ve heyecanla bir solukta okuyorsunuz bu kitabı.

Aborijinlerin insanları neden "mutant" olarak tanımadıkları ve kitabın adının neden "Bir Çift Yürek" olduğu son derece güzel bir şekilde anlatılmış.

Bu kitabı okumadan önce Simyacı kitabını bitirdim ve ardından bu kitabı okumak inanılmaz bir keyfi verdi. Kesinlikle yediden yetmişe herkesin defalarca okuması gereken ve kütüphanenizde mutlaka bulunması gereken bir kitap.
Kitapla alakalı çok kaliteli inceleme yapan arkadaşlar var. Bu sebeple, tekrara düşmeden, kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Öncelikle, bu kitap bir deneyimi aktarıyor. Her ne kadar yaşanıp yaşanmadığı konusunda spekülasyonlar olsa da; ben böyle insanlar olduğuna ve bu yaşam biçimine canı gönülden inanıyorum.

Nasıl bir yaşam biçimi mi? Doğayla uyumlu bir yaşam biçimi.

Nasıl insanlar mı? Sürekli şükreden, ellerindekiyle yetinen, her şeyin olması gerektiği gibi olduğuna inanan, doğaya ve hayvanlara saygı duyan, iletişim için telapatik yolları kullanan, her bireyin farklı özellikleri olduğunu ve bu özellikleri yüzünden dünyaya gelip, yine bu sayede topluma ve dünyaya katkı sağlayacağını kabullenip onları teşvik eden, asıl mutluluğun bir arada, rekabet etmeden, değerli değersiz iş gücü ayrımı yapmadan, saygı duyarak, severek, destekleyerek elde edilebileceğine inanan insanlar.

İnsanlar doğayla uyumlu bir şekilde yaşayabilir mi? Yoksa doğayla savaşarak onu yenmeli ve galip mi olmalıdır? Şimdiye kadar, yüzyıllar boyunca insan ırkının hayatta kalmasının sebebi doğayla savaşmasından değil, ona uyum sağlamasındandı. Ne zamanki insan doğayla savaşmaya başladı, o zaman geri dönülemez yollara girdi. İşte tam da o zaman, yeni ve insanoğlunun şimdiye kadar hiç düşünmediği sorunlarla yüz yüze geldi. Hava kirliliği, susuzluk, küresel ısınma, sağlıklı gıdanın azalması, enerji kaynaklarının tükenmesi, hayvan ırklarındaki azalış, buna bağlı olarak ekolojik dengenin bozulması ve yine yeniden yılan hikayesi gibi aynı sorunların katlanarak artması.

İnsanlar bu kadar iyi olabilir mi peki? Ya da bu kadar anlayışlı? Ya da bu kadar farkındalığı yüksek? Fikrimce, olmuştur ve olabilir. İnsanların, kendilerinin en kötüsü olabileceğini, en kötü şeyleri yapabileceğini düşünebiliyorsak; neden kendilerinin en iyisi olabileceklerini ve en iyi şeyleri yapabileceklerini düşünemeyelim ki?

Belki de bu umut dolu değerlendirmeler, Yaşar Kemal'in dediği gibi, yaradılışımın karanlıktan çok aydınlığa, acıdan çok sevince meyilli olmasından mütevellittir. Bilemiyorum..

Kitapla ilgili daha yüzeysel incelemeleri sona sakladım bu sefer. İlk olarak, kitabın Dharma Yayınlarından olan çevirisini okudum, çeviriyi beğenmedim. Düşük ve anlaşılmaz cümleler var. Noktalama işaretlerinin yanlış yerde kullanımları da oldukça rahatsız edici. İkincisi, yazarın üslubu çok, nasıl demeli, basit. Zaten yazarın edebi yönü olmasını beklememek lazım; deneyimlerini, dili döndüğünce anlatmış. Mesleğinin sağlık uzmanlığı olması da, edebi yönünün zayıf olmasına neden olmuş olabilir.

Ve son olarak, bu tarz kitapları önceden okumuştum, takip ettiğim sayfalar da vardı. Ancak, özellikle Batılılar tarafından yazılmış bu tarz "ruhsal aydınlanma", "ruhsal değişim", "ruhsal deneyim" hikayeleri inandırıcılıktan çok uzak geliyor bana. O samimiyeti, o ruhsal değişimin etkilerini hissedemiyorum. Batılılar gibi yazan Doğulu yazarlarda da benzer bir durum mevcut. Bu kitapta da aynısı oldu. Dolayısıyla, kadının yaşadıklarından ziyade, Aborijinlerden aktarılan cümlelere daha fazla odaklandım ve bu şekilde kitaptan en yüksek faydayı sağlamaya çalıştım.

Okumayı düşünen herkese iyi okumalar dilerim.
Bu kitabın bana kattıklarını cümlelerle dile getirebileceğimi sanmıyorum ama yine de aktarmak istediğim birkaç şey var.
Kitapta Amerikalı bir kadının Avustralya’da kendilerini”gerçek insanlar” diye tanımlayan Aborijinlerle yaptığı dört aylık bir çöl yolculuğu işlenir. Bu normal bir yolculuk değildir. Bi nevi alışılmışın dışında, zor şartlarda yapılan bir yolculuktur. (Ruhsal yolculukta denebilir) İnsanı aslında modern hayattan tamamen uzaklaştıran , alışılagelmiş tüm değerlerden arındıran bir yolculuktur. Bu yolculuk aslında kişiye evrende varolan her şeyin bir varolma sebebi olduğunu, gereksiz bazı yargılarımızdan sıyrılmamız gerektiğini vurgulamaktadır.

Peki biz bu dünyaya hangi amaçla gelmiştik? Diğer canlı veya cansız tüm varlıkları, hatta “insan” diye nitelendirdiğimiz kendimizle birlikte dünyayı yok etmek için mi?

İnanmamız gereken bir gerçek var ki evrende varolan her şeyin bir varoluş nedeni var. Bizler görünür olabilmek için öncelikle etrafımızdaki canlı cansız her şeyin varlığını kabul etmeliyiz. Marlo Morgan’ın şu sözü pek bi yerinde olur bu konuyla ilgili “ İnsanlar, hoşlarına gitmeyen her şeyi anlamaya çalışmaktansa yok etme yoluna gitselerdi var olamazlardı. “ Bu yüzden mi “ insanlık ve dünya” yok olma yolunda. Bırakalım da sinek sinekliğini, karınca karıncalığını, çiçek çiçekliğini, ağaç ağaçlığını, beyaz beyazlığını, siyahta siyahlığının gereğini yerine getirsin. Başkalarının yaşama biçimini anlamasakta, kabullenmesekte yargılamayalım.
Görünüşe göre bizler iyiyi ve kötüyü ayırt edemiyoruz. Belki de bu yüzden bakıyoruz ama görmekten yoksunuz. Hastalıklı bakış açımızı iyileştirmenin zamanı gelmedi mi sizce de ?

İşe belki de “farkındalık” kavramıyla başlayabiliriz. Hatta bu kitabı okumakla... Soluduğumuz havanın, bastığımız toprağın, bize gülümseyen güneşin, mevsimlerin... Görebildiğimiz ve hissettiğimiz her şeyin farkına vararak. Gerçek zenginliği o zaman tadacağız belki de. Marlo Morgan “ Yaşamın kendi kendimize sunduğumuz bir şey olduğunu da öğrendim. Bizler var oluşumuzu zenginleştirebiliriz, kendimize daha fazlasını verebiliriz ve kendi kendimize bu konuda izin verirsek daha yaratıcı ve mutlu olabiliriz. “ der

Kısacası üzerinde uzunca ve derin düşünmemiz gereken bir kitap, bir yol gösterici. Bu yüzden okuyun, okutun, düşünün ve tam anlamıyla sindirin.

Son olarak şunları söylemek istiyorum: Bence hala dünyayı ve insanlığı kurtarıp daha güzel ve yaşanabilir bir yer yapabiliriz. İçinde bulunduğunuz Evren’in dengesini bozmadan yaşayabiliriz. Marlo Morgan’ın da asıl vermek istediği mesaj bu değil mi zaten?

Amacımızın Gerçek İnsanlarınki gibi yüce bir amaç olması dileğiyle...
İlk olarak kitabı tavsiye eden E.YLDZ Bey'e memleketlime teşekkür ederim... =]

"Çok fazla düşünüyoruz fakat çok az hissediyoruz."

Dünyanın hemen hemen her yerinde yapılıyor IRKÇILIK. Birbirimizi sevmeyi ya bilmiyoruz ya da bilmek istemiyoruz. Birilerinden üstün olma isteği her insanda vardır ama bu diğerinin yaşam hakkını elinden almak kadar canice olmamalı...
Bir insanın dili, geçmişi, yaşam tarzı, kültürü, inancı, düşüncesi, konuşma şekli, giyinişi bir başka insanın özgürlüğünü kısıtlamadığı sürece kimseyi ilgilendirmez, alay konusu OLAMAZ!

Kitap mantık olarak insanları ikiye ayırmış gerçek insanlar yani Aborjinler ve değişime uğramış mutantlar. 50 yaşlarındaki kadın Aborjinlerin arasına katılarak onların kütür ve inançlarını, benimsedikleri yaşam tarzını, neden mutantlar tarafından istenilmediklerini, soylarının tükenmesi gerektiğini ve Avusturalya'ya ayak basan ilk insanlar olmalarına rağmen, Avustralya mutantları tarafından bulundukları yerleri neden terk etmelerini istediklerini anlatıyor...

Aslına bakarsanız kitabı sadece Aborjinler için okumamak gerekiyor tüm dünya da ırkçılığın yapıldığı ve sırf farklı bir inanca sahip olduğu ya da farklı bir dil konuştuğu için hor görülen hırpalanan, türlü işkencelere maruz kalan ve hatta cani bir şekilde öldürülen milyonlarca insan var kitabı okurken onları da düşünerek okumak gerekir.

Çok uzağa gitmemize gerek yok. Gerçekçi olmamız gerekiyor kendi ülkemizde bile hâlâ türkçeden farklı bir dil konuşan insanlara tuhaf bir gözle bakan tuhaf insanlar var. Bu coğrafya, bu dünya hepimizin kimsenin kimseye üstünlüğü yok olamazda. Eğer insandan üst bir model olsaydı tartışılabilirdi. Dünyayı kurtaracak tek şey var, yaşadığımız toprakları sevmek üzerinde bulunan her insana insan olduğu için değer vermek, her şeyden önce kendini sevmek sonra kendini sevdiğin gibi başkalarını sevmek o zaman belki bir şeyler düzelir...
 
Ben çok bir şey söyleyemiyorum :
 https://youtu.be/xmrACuhwoHw
 Keyifli okumalar, iyi seyirler.
Bir muhteşem kitabın daha sonuna geldik. bu kitap için ne söylesem az kalır.Okurken ara ara durup düşünüyorsunuz. İçinizi, yaşantınızı, düşüncelerinizi, yaşam tarzınızı, duygularınızı tek tek düşündürtüyor. Gerçek insanlar olan Aborjinler keşke bu dünyayı onlar yönetselerdi.
Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver.
Marlo Morgan
Sayfa 223 - Klan Yayınları
...anlamıştım ki, gerçek kültürel köklerini yitiren ve yaşamda amacı olmayan insanların elinden ancak ölümle kumar oynamak gelir.
Yalnızca son ağaç kesildikten, son ırmak zehirlendikten, son balık yakalandıktan sonra... Ancak ondan sonra paranın yenemeyeceğini anlayacaksınız.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Çift Yürek
Baskı tarihi:
Eylül 2013
Sayfa sayısı:
246
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756388020
Orijinal adı:
Mutant Message Down Under
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Klan Yayınları
Baskılar:
Bir Çift Yürek
Bir Çift Yürek
Bugüne dek size iki kitabı “mutlaka” diye tavsiye ettim... Martı ve Simyacı... Bu üçüncüsü... Bir Çift Yürek... Bu kitaptan çok alıntı yapacağım... Çok söz edeceğim... siz de kitabın sayfalarını çevirirken bana kim bilir kaç defa teşekkür edeceksiniz, adım gibi biliyorum...”
—Hıncal Uluç, Sabah Gazetesi
Batıyı Sarsan yürek!... Çevrenize yabancılaşmaya başladınızsa okuyun derim, bir kapı mutlaka aralanacak!...”
—Ayça Atikoğlu, Milliyet Gazetesi
“İnsanlığın çoktan yitirdiği geçmişini merak edenler için.”
—Füsun Özbilgen, Posta Gazetesi
“Bu haftasonu bu kitabı okuyun, Pazartesi hayata yeni -ve daha iyi- bir insan olarak başlayın!
—Murat Birsel, Sabah Gazetesi

Kitabı okuyanlar 4.419 okur

  • Merve Yanık
  • Şerzan
  • Kübra Zengin
  • eliff
  • Gülin A.
  • Simay Pabuççu
  • Yonca Akpınar
  • Hakan Kahraman
  • Kevser Genç
  • Hatice Trgn

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.7
14-17 Yaş
%4.2
18-24 Yaş
%16.1
25-34 Yaş
%29.8
35-44 Yaş
%29
45-54 Yaş
%10.4
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%75.8
Erkek
%24.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31 (375)
9
%19.2 (232)
8
%19.7 (238)
7
%12.3 (149)
6
%3.9 (47)
5
%3 (36)
4
%1.4 (17)
3
%0.7 (9)
2
%0.7 (8)
1
%0.3 (4)

Kitabın sıralamaları