Bu kitap için güzel bir inceleme yazmak istiyorum. Silinmesin zihnimden. Unutmayayım, hep gözümün önünde dursun kitabım, hep baktıkça hatırlayayım istiyorum. (Bu yüzden incelemem spoiler içerebilir.)
Başlamadan önce bu kadar hayal etmemiştim. Bu kadar beni etkileyebileceğini dolu dolu bir kitap oluşunu beklemiyordum. Beklentilerimin çok çok üstünde bir esermiş.
Kitabı okumadan önce kitabın konusunu bir adada mahsur kalmış çocuklar ve başlarından geçen çocuksu maceralar diye düşünmüştüm. Bir çocuk kitabı, gençlik kitabı... Ama durum çok çok farklı. Çok derin bir kitap. Olaylar üzerine düşündürüyor. Derinlik derken dilinin ağır olduğu, anlaşılamayan bir kitap olduğu düşünülmesin. Çok akıcı ve anlaşılır bir dili var. İki üç günde bitirilebilir.
Bir sınıf öğretmeni olarak velilere çocukların melek görünümlü insanlar olduklarını söylerim hep. Yetişkinler gibi içlerinde iyilik de var kötülük de, merhamet de var acımasız bir yürek de. Ama anne baba nereye yönlendirirse o tarafa eğilir. Ama bu kitapta adadaki çocuklar tek başlarınadır. Uçak düştüğünde bütün yetişkinler öldüğünden onları yönlendirecek birileri yoktur. Yaşları altı- on iki yaş arası olan çocuklar kendi medeniyet savaşlarını kendi içlerinde vermektedirler.
Alegorik bir eser yani sembolik. ''Beyaz Gemi '' gibi, ''Hayvan Çiftliği'' gibi ya da ''Küçük Kara Balık'' gibi.
Ralph, Domuzcuk, Simon, Jack, İkizler ve Roger karakterleri bize farklı farklı insan yaklaşımlarını anlatır. Ralp, demokrası ve medeniyetten yana ağır basar, zaten ilk olarak şef o seçilir. Domuzcuk, akıl ve sağduyudu temsil eder ama gözlük taktığından ve şişko olduğundan sözleri pek dinlenmez ve alaya alınır. Sonralara doğru Jack kendine domuzcuğu akıl hocası olarak kabul eder. Simon, herkesin iyiliğini düşünen (anaç ruhlu diyebilirim
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bunları yazmak beni sinirlendiriyor mu, yoksa sakinleştiriyor mu diye soruyorum kendi kendime. Belki de yazı, daha iyi söndürmek için alevlendiriyor tutkuları; tıpkı oklara daha iyi hedef olsun diye avı sığınağından çıkaran kışkışçılar gibi.
Bazen soruyorum kendi kendime: Neden bu örtülü yazıyla tutuyorum bu günlüğü, kimsenin hiçbir zaman onu okumayacağını bildiğime göre? Üstelik kimsenin onu okumasını temenni etmediğime göre? Çünkü hem düşüncelerimi hem de anılarımı netleştirmeye yarıyor bu günlük, onları yol arkadaşlarıma açarak kendime ihanet etmeme gerek bırakmadan.