Yüzüncü Ad (Baldassare'nin Yolculuğu)

·
Okunma
·
Beğeni
·
11,6bin
Gösterim
Adı:
Yüzüncü Ad
Alt başlık:
Baldassare'nin Yolculuğu
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
404
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750800030
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le Periple De Baldassare
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Romanda geçen zaman, 1666'nın hemen öncesi... Gizemli bir kitabın peşinde kıtalar, kentler, denizler aşan yol... Tanrı'nın gizli (yüzüncü) adını ararken kendini ve aşkı bulan yolcu ise antika tüccarı Baldassare Embiaco... Konya'da vebanın kıyımına, İzmir'de Sebetay Sevi'nin şaşırtıcı başkaldırısına, İngiltere'de büyük Londra yangınına tanık olan bir roman kahramanı. Yüzüncü Ad / "Baldassare'nin Yolculuğu", kurgusuyla, diliyle, konusu ve serüvenleriyle son zamanlarda okuduğunuz romanlar arasında en beğendiğiniz roman olmaya aday bir kitap. Yirmi altı yaşında ülkesinden ayrılıp Paris'e yerleşen Amin Maalouf, ekonomi ve toplumbilim okudu. Gazetecilik yaptı... İlk kitabını 1983'te yayımladı. Bugün bir klasik kabul edilen ilk romanı Afrikalı Leo (1986) Fransız-Arap Dostluk Ödülü'nü, Tanios Kayası (1993) Goncourt Ödülü'nü kazandı. 1988'de yayımlanan ikinci romanı Semerkant ise pek çok dile çevrildi ve yazarı dünya çapında bir ilginin odağına yerleştirdi. Yazınsal sorunlarını kültür arkeolojisi temeli üstüne oturtan Lübnanlı yazar Amin Maalouf'u daha önce yine yayınlarımız arasında çıkan Afrikalı Leo, Doğunun Limanları, Semerkant, Tanios Kayası romanlarıyla Türkiyeli okurlar da çok sevdi ve benimsedi. Yazarın Ölümcül Kimlikler adını taşıyan deneme kitabı da bu yıl yayınlarımız arasından çıktı ve kısa sürede yeni baskısı yapıldı. Amin Maalouf'un bu yıl Fransa'da yayımlanan ve en az diğer kitapları kadar ses getiren romanı Yüzüncü Ad / "Baldassare'nin Yolculuğu" şimdi sizin de kitaplığınızda.
388 syf.
·7 günde·Beğendi
"Hiçbir şeye şaşırma, hakikatin de insanların da iki yüzü vardır. ''
Amin Maalouf

Kuran'da Allah'ın doksan dokuz adının olduğu geçer. Pekala bu sayıyı yüze tamamlayan gizemli bir ad var mıdır? Yüzüncü Ad ile ilgili olarak; bu adın Hz. Süleyman'ın yüzüğünün üstünde yazılı olduğu, Nuh'un bu adı söylerek Tufan'dan kurtulduğu, bu adı söyleyenlerin cennete gideceği, dahası bu adın dünyayı kurtaracağı rivayet edilir. Böyle bir ad var mıdır? Yoksa bu bir körinanç mıdır?

Lübnanlı yazar Amin Maalouf bu rivayetlerden yola çıkarak yine tarihi bir kurgu romanı yazmış. Yıl 1665. Hristiyan ve Yahudi inançlarına göre Canavar Yılı olarak kabul edilen 1666 yılından hemen öncesi. Özellikle İncil'de bu yılla ilgili kehanetler var. Buna göre bu yılda deccal ortaya çıkacak ve dünya yok olacaktır. Kehanetlerin çıkmaya başladığı söylentileri artınca da halk tedirgin olur ve herkes bu yüzüncü adın olduğu kitabın peşine düşer.

Hikayemizin kahramanı  Baldassare, Lübnan'da yaşayan Hristiyan bir antika tüccarı. Bir şekilde eline Tanrı'nın yüzüncü adı olduğunu düşündüğü kitap geçer ve onu okuyamadan satar. Ardından pişman olur ve kitabın peşinden bir yolculuğa çıkar. Yüzüncü Ad, Lübnan' dan başlayıp Mersin, Konya, İzmit, İstanbul, İzmir ve Avrupa'da son bulan bir yol hikayesi.  Maalouf, diğer kitaplarında olduğu gibi yine okuyucusuna dünyayı dolaştırıyor. Yazarın en sevdiğim kitabı olan  Afrikalı Leo kitabında da  üç kıtayı dolaşmıştım.

Zaman 17.yüzyıl, mekan yazarın çok iyi bildiği Akdeniz ve çevresi. Eğer tarihe merakınız varsa bu kitabı okurken birçok yeni bilgi öğreneceksiniz. Kitapta Musevilik, Yahudilik ve Müslümanlık ile ilgili birçok bilgi mevcut. Osmanlı Devleti ile Sultan 4.Murat'ın olduğu kısımlar ilgi çekiciydi. Özellikle İzmir'de ortaya çıkan Yahudi Mesih Sabetay Sevi ile ilgili bölümü okurken gerçek olduğunu öğrendiğim birçok bilgiye ulaştım ve bu bilgilere de şaşırdığımı söyleyebilirim.

Okuduğum 7. Maalouf kitabıydı. Yazarı okurken kitabın  sonunda hayal kırıklığına uğramayacağımı biliyorum artık. Okuyucuyu zorlamayan akıcı bir dili var. Hikayelerini süsten uzak bir şekilde anlatıyor. Olayların geçtiği mekanları anlatırken kısa tasvirler kullanıyor. Karakterlerinin iç dünyalarıyla ilgili yaptığı tasvirler de okuyanı sıkmayacak şekilde. Bence yazarın anlatımındaki en önemli özelliği ise sürükleyiciliği.

1949 yılında Lübnan'da doğmuş olan yazar, şu an 70 yaşında ve Paris'te yaşıyor. Bütün eserlerinde Akdeniz çevresini ve Orta Doğu'yu ele alıyor. İlk romanı Afrikalı Leo ile 1986 yılında Fransız-Arap Dostluk Ödülü'nü, Tanios Kayası ile de 1993' te Goncourt Ödülü'nü kazanmış. Yazarın en bilinen eseri ise Semerkant.

Tarihe merakınız varsa kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum.
404 syf.
·14 günde·Beğendi·Puan vermedi
Dini İnanç... Ne denli yıkımlara ve yanılgılara neden olabilir cehalet ile birleştiğinde? Peki ya aşka olan inanç ve aslında onun bir yanılgıdan ibaret oldugunu anlamak nasıl bir yıkıma neden olur insan ruhunda? Ancak şu var ki, yapılan hiçbir yolculuk ( bu ister iç yolculuğumuz olsun ister çıkılan bir seyahat) insana bir şey katmadan sonuçlanmaz. Bazen yanlış olarak nitelediğimiz veya doğru olarak kesin kanılarda bulunduğumuz olaylar göründüğü gibi olmayabilir. Ama hiçbir yolculuk değiştirmeden bırakmaz insanı veya hayatını...Kaderımızı kendı seçimlerimiz mi belirliyor yoksa bizim yerımıze çizilen bir çizgiden mi gidiyoruz? Bence her ikisi de... Aşka dönecek olursak, aşk ve huzur barınamaz yanyana. Kahramanımız Bess e aşık olmamıştı belki ama her aklına düştüğünde ona huzuru ve anne sıcaklığını getırmışti. Aşık oldugu kadın Marta ise hayalkırıklığının ta kendısıydı. En kötüsü de aklına geldiğinde sadece acı duyacak olması.
Son olarak sabır, dinginlik ve iyi bir yürek yaşadıgı acılara, hayalkırıklıklarına rağmen hiçbir zaman kaybetmez çünkü vicdan en büyük imtihandır dünyada. Anlatımı, üslubu, düşündürme yeteneği gayet iyi bir kitaptı. Bir cümlenın insan da aynı anda farklı kaç düşünce uyandırabilecegının bir kanıtı adeta...
  • Afrikalı Leo
    8.3/10 (1.441 Oy)1.454 beğeni5,6bin okunma1.918 alıntı33,5bin gösterim
  • Tanios Kayası
    8.1/10 (657 Oy)661 beğeni2.699 okunma676 alıntı11,8bin gösterim
  • Doğu'nun Limanları
    8.5/10 (3.440 Oy)3.328 beğeni12,5bin okunma3.417 alıntı45,6bin gösterim
  • Suskunlar
    8.7/10 (1.413 Oy)1.306 beğeni4.130 okunma1.182 alıntı24,6bin gösterim
  • Gülün Adı
    8.6/10 (1.456 Oy)1.563 beğeni4.410 okunma2.984 alıntı50bin gösterim
  • Bir Dinozorun Anıları
    8.6/10 (1.084 Oy)1.100 beğeni4.116 okunma1.867 alıntı20,8bin gösterim
  • Şibumi
    8.8/10 (1.524 Oy)1.420 beğeni3.630 okunma1.928 alıntı38,6bin gösterim
  • Doğu'dan Uzakta
    8.3/10 (559 Oy)576 beğeni2.356 okunma1.067 alıntı9,4bin gösterim
  • Don Quijote
    8.6/10 (2.452 Oy)2.447 beğeni10bin okunma5,5bin alıntı66bin gösterim
  • Dörtlükler
    8.6/10 (2.279 Oy)2.334 beğeni8,1bin okunma7,4bin alıntı44,9bin gösterim
404 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Amin Maalouf ve Kabala inancına eleştirel bir Roman

Yüzüncü Ad, Amin Maalouf'un dünya görüşü ile bezenmiş bir romanıdır. Tekrar edecek olursak Amin Maalouf, dinlere ve dinsel temelli düşüncelere sıcak bakmayan bunların insanları taassup, köktencilik ve yobazlığa sürüklediğini ifade eden biridir. Amin Maalouf ile birlikte yobazlık, taasup ve kökrenciliğin sadece İslam'da değil Hristiyanlık ve Musevilikte de olduğunu gösteriyor.



Kitabın konusu Yüzüncü Ad denilen, Allahın 99 adı dışında bir adının daha olduğunu ve bunun bir kitapta yazdığından hareketle 1665'li yıllarda Lübnan'da yaşayan aslen İtalyan olan Baldassare Embriaco, kitabın peşine düşer.

Kitabın peşine düşmesindeki amaç kabala inancı ile yapılan hesaplamalarda Hristiyanlık ve Musevilikte Canavar Yılında büyük bir felaket olacağı ancak Yüzüncü Ad'ın insanlığı kurtaracağı düşüncesidir.Kabala inancında her harfin bir sayısal karşılığı vardır. Yani Araplardaki Ebced hesabı gibi. Ona göre hesaplamalar yapılır.


Yüzüncü Ad'ı bulmak için Lübnan'dan İstanbul'a giden oradan İzmir ve Cenova ile Londra'yı dolaşan Baldassare, kitabı sonunda elde eder ama hiçbir şey olmaz.

İşte burada Amin Maalouf, tarihte önemli yer tutan ve kökü Mesih İnancına dayanan Hristiyanlık ve Musevilik düşüncelerini alaycı bir dille eleştirmektedir. Kitapta geçen Tarihimizde Sabetay Sevi olarak bilinen İzmir'de ortaya çıkıp topladığı taraftarlar neticesinde tehdit oluşmaya başlayınca dönemin padişahı 4.Mehmet tarafından ya Müslüman ol ya kellen gider diye yapılan uyarı sonrasında Müslüman olduğunu açıklayarak Mehmet Aziz Efendi adını alan sonrasında Sebataycılık olarak adını duyduğumuz olay da yine Kabala inancı çerçevesinde gerçekleşmiştir.


Kabalacı olan Sebatay Sevi yaptığı hesapla Mesihin gelişinin yakın olduğunu hesaplar ve kendisini insanlığı kurtaracak Mesih olduğunu iddia eder. İddia odur ki ünlü matematikçiler Öglit ve Pisagor da birer kabalacıdır. Tabi bunu bilemeyiz. Bildiğimiz ise Kabala inancı öyle hafife alınacak bir inanç değildir. Bize komik gelebilir ancak gerek Hristiyanlık gerekse Musevilikte buna inanan milyonlarca insan vardır.

Doğu'nun Limanları Semerkant kadar o hareketle olmayan kitap alışık olmayan insanların sıkılmasına sebep olabilir. Yine de her şeye rağmen okunabilir bir Roman diye düşünüyorum.
404 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Ve bitti...Maaolufun Semerkant sonrası okuduğum ikinci kitabıydı.Birçok kişi bu kitabı sıkıcı bulmuş bazı sitelerde.Lakin ben Semerkanttan bile fazla beğendim.Yine Maalouf tarzı oradan oraya seyahat çok güzeldi.Kıyametin kopacağını söyleyen bir Papa'zın gelişi ile ortaya çıkan Yüzüncü Ad kitabının peşine düşmek amacıyla başlayan uzun seyahat.Cübeylden başlayan Konya'da veba ile sonra Konstantinopole varan seyahatin ilk başları ayrı keyifliydi.Marta ile yakınlaşma,Baldassare'nin beklenmedik şekilde Marta'ya aşık oluşu.Dönemin İstanbulun'da halkın ve rüşvetçi yetkililerin açıkça anlatılışı.İzmire gidiş.Sahte Mesih Sabetay Sevi tasvirleri çok güzeldi.Bu arada Yüzüncü Ad kitabına diğer sahip olan kişilerin ölmesi ya da başına bişey gelmesiyle beraber birşekilde Baldassare kendini kitabın peşinde buluyordu.Dediği gibi yazgısı onu oradan oraya sürüklüyordu.Ve o da yazgısına boyun eğiyordu.Aslında bilerek isteyerek boyun eğiyordu.Nitekim şu sözü "Savaştığın silahları Tanrı'nın ayakları altına bırakıp diz çökmen onurunu kırmaz."onun bunu bilerek isteyerek yaptığını,bu rüzgara isteyerek kapıldığını gösteriyor.Ayrıca Avrupa'da veba ve Londra yangını tasvirleri adeta kıyamet sahneleri gibi başarılıydı.Kitabın sürüklediği,aşkın sürüklediği,gerçekleri öğrenme isteğinin sürüklediği Baldassare'de herkes kendinden birşeyler bulabilir.Bu yolculuk onu basit bir tüccar olmaktan hayata dair şeyler gören,hisseden,şahit olan ve gerçek anlamda yaşayan kişiye dönüştürdü.Üzüntü ve acılar olsa da mutlulukta var içinde.Macera bize verilen en büyük nimetlerden.
404 syf.
·5/10
Amin Maalouf'un okuduğum ilk kitabıydı. Muhtemelen son olacak. Kurgusu ve dili iyiydi ancak - bazı incelemelerde de gördüğüm gibi - açık bir şekilde, özelde Türkler'i genel satıhta ise Osmanlı'yı, hemen hemen her fırsatta diyebilirim -  bir kötüleme, bir iğneleme, lanetli bir şeymiş gibi sunma gayreti mi ya da özellikle bunun için yazılmış bir kitap mı  bilmiyorum ama beni fazlasıyla rahatsız etti. Tamam, Osmanlı'nın duraklamasına hatta yıkılmasını hızlandırmasına  da sebep olan rüşvet ve iltimas bu döneme denk geliyor ancak; bir kitap okuduğumuzda bizi etkisinde bırakan, yazarının o 'kitap' vasıtası ile zihnimizde bırakmak istedikleridir genelde. Dolayısıyla yazarımız burada öyle güzel! bir şekilde işlemiş ki Osmanlı'yı, yabancı olsam ne lanet bir devletmiş/milletmiş derdim sanırım. Ben körü körüne Osmanlı ne yaptıysa doğrudur, sütten çıkma ak kaşıktır, demiyorum/diyemem de... Ancak Osmanlı'nın ve Türkler'in, her daim asan kesen, istediği yere çöken, yobaz vs. gibi sıfatlarla anılmasına zihinlere böyle nakşetmesine sebep olan ya da olmak isteyen zihniyete de "eyvallah, sen sanat icra ediyorsun her şey mübah sana" deyip es geçemem. Yanlışa nasıl yanlış denilmesi gerekiyorsa doğruya da doğru deme yiğitliğini göstermek lazım.

Ha bu arada bir istisna olsa da görevini hakkıyla yapan bir memurdan da bahsetmiş. Ama bu da sanki hani o kadar yerden yere vurdum fazla göze batmayayım gibi olmuş diyeceğim ancak bana göre dalga geçer gibi olmuş aslında.

Yazarımız bir de ağzına (kalemine) İstanbul, Dersaadet, Asitane, Payitaht isimlerini pek yakıştıramadığından mıdır -orasını kendisi bilir - sürekli Konstantinopolis ismini kullanmayı daha uygun bulmuş. Arada bir iki yerde Bâb-ı Âli ismini de kullanmış ve sadece bir yerde (düzeltiyorum iki yerde) İstanbul ismini kullanmış, o da Konstantinopolis ismini karşılayan diğer isimleri teleffuz ederken. Bu kısmı çok yadsımamaya çalıştım zira bir Hıristiyan'ın ağzından anlatıyor hikayesini neticede.

Gelelim kitabın tanıtım yazısındaki "aşk" kısmına. Sanırım bu konuda çoğu insanla aynı şeyi paylaşmıyorum. Çünkü ben bu tarz birlikteliklere "aşk" nazarıyla bakamıyorum. Hadi o da benim kusurum olsun fazla yüklenmeyeyim.

Bunun dışında başta da belirttiğim gibi kurgusu ve dili iyiydi, ne de olsa yiğidin hakkını yememek lazım. Bir de Yunus Emre'den övgüyle bahsetmesini de artıları arasına katabilirim.

Kitabı okurken yazmak istediğim çok şey vardı kafamda ama bu kadarıyla yetiniyorum. Sadece birkaç yeri işaretlemiştim, onlardan bir ikisini alıntılıyorum buraya:

》" Osmanlı yüksek görevlilerinin ne denli ahlaksız olabileceğini ve aç gözlülüklerinin onları nerelere sürükleyebileceğini bilmiyor değilim..."

》 " Osmanlı ülkesinde dürüst görevliler de mi varmış? Evet demeye dilim varmıyor henüz; ama bu soruyu kendi kendime sorabilmem bile şaşırtıcı!

》 ... Rumlar bile adımı duyup soyumu sopumu öğrendiklerinde Venedik'e lanet okuyarak beni bağırlarına basıyorlar. Türklere de lanet okuduklarını biliyorum ama hiçbir zaman yüksek sesle yapmıyorlar bunu. Yüz yıl önce Cenevizliler buradan gitmişler ve onlardan sonra ada, hiçbir zaman iyiliksever bir yönetime kavuşamamış; son günlerde rastladığım herkes, başka başka biçimlerde de olsa kabul ediyor bunu.

》 ...dinsiz sultanın yasalarına meydan okuyan ve zindanın ağır kapılarını zorlayan bir kahraman olduğumu ilan etti.
404 syf.
·3 günde
Amin maalouf'un Semerkant ve Doğu'dan uzakta kitaplarından sonra Yüzüncü Ad okuduğum 3. Kitabı ve yine soluksuz okunan bir kitap oldu benim için. Yazarla aynı gemide bir yolculuğa çıkmış, aynı sokaklarda yürümüş aynı badireleri atlatmış gibi yaşayarak ve hissederek okudum. Gerek hayal gücü gerek tarih bilgisi ancak bu kadar güzel anlatılabilir... Maalouf yine kendine hayran bıraktırdı...
404 syf.
·Beğendi·9/10
Dünyaca ünlü yazar Amin Maalouf’un tarih konusundaki engin bilgisinin zirve yaptığı kitaptır benim için Yüzüncü Ad. Tarih konusundaki engin bilgisinin yanında Asya ve Akdeniz’in kültürleri ve coğrafyasını da çok iyi bilmesinin verdiği avantajı kullanarak, usta kalemini de adeta bu bilgilere estetik bir dokunuş getirmek için konuşturarak güzel bir roman çıkarmış karşımıza.

Bir kehanetle başlıyor roman. Ertesi yıl yani 1666 yılı dünyanın sonu olacaktır kehanete göre. Dilden dile dolaşmaya başlar bu korkunç kehanet ve halkı korku bürür. Çünkü İncil de dahil olmak üzere bu senenin ”Canavar Yılı” olacağına dair birçok yerde işaret ve simgeler vardır. Fakat Baldassare bu kehaneti saçma bulur. İçinde her ne kadar yersiz bir korku taşısa da şu sözler dökülür kaleminden:

İnsan işaret ararsa, bulur. Her zaman böyle gelmiştir bana; ve bunu bir kez daha mürekkebimle buraya kaydetmek istiyorum. Olur ya dünyayı saran delilik burgacı içinde sonunda ben de unuturum. Aşikar işaretler, anlamlı işaretler, şaşırtıcı işaretler… Kanıtlamak istediğin her şey doğrulanır sonunda; ve en az bir o kadarını da tersini kanıtlamak istersen bulursun.
Dünyanın sonunun gelmesini engelleyebilecek tek şey ise kimsenin görmediği, bilmediği bir kitap ve bu kitapta geçtiği düşünülen, Allah’ın Kuran’da geçen doksan dokuz adı dışında söylenmeyen gizli ad: Yüzüncü Ad!
404 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Uzun bir yolculuğa hazırsanız okumanız gereken kitaplardan biri. Bu yolculukta zaman zaman kendinizi bulacaksınız ve belki altını çizdiğiniz cümlelerin yanına küçük işaretler bırakacaksınız. Bazen hayal kırıklığına uğrayacak bazen de Baldassare gibi ufak tefek şüpheler düşecek içinize ve bunları araştırırken bulacaksınız kendinizi. Ayrıca Maalouf'un bilgisiyle tarihin raflarındaki tozları sileceksiniz. Üzerinden yıllar geçse de bazı şeylerin değişmediğini görüp içleneceksiniz.
Sözün özü okurken keyif almakla kalmayıp yeni şeyler öğreneceğiz bir kitap. Keyifli yolculuklar :)
404 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
Sonuna kadar merakla okuduğum bir eser. Savrulup duran bir adam ve herkesin peşine düştüğü bir kitap. Evrenin sırlarını açıklayan bir kitap olduğunu duysanız, peşinden gider miydiniz?
404 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Kitap bir öneri üzerine kütüphaneme çok çok öncelerden girdi ancak henüz bir ay evvel okunmakta fırsatı buldu. Dili , konusu ve anlatımı çok başarılı. Bazı bölümlerde fazla ayrıntı verilidiğinden sıkıcı gelebilir ama ben kitaplarla gezinmeye bayılanlardanım. Hem bir roman okuyup bitirdiğimde çoğu konuda fikir sahibi oluşum asıl memnuniyet sebebim. Tarih bolca var. Bu yazarla tanıştığım ilk kitap ve son olmayacak.
404 syf.
·7 günde
Kitap ilk başta can sıkmakla beraber ara ara nadirende olsa heyecanlanan konusu ve baldassera'nin başından geçen olaylarla bir renklilik geliyor gibi oldu, ama sonunda yüzüncü adın açıklanmayışı, surekli konudan konuya atlanma, kitabın adına dair cikilan yolculukta "yüzüncü ad" kitabından cok cok az bahsedilmesi benim icin tam bir hayal kirikligiydi. şuan bu kitabı bitirmemle kafamdaki amin maalouf algisina gölge dustu. yazarı ve eserlerini cok begenmeme ragmen her nedense bu roman biraz eksik kalmis. Maalouf'un dilinden akıcı bir seyler okumak istemistim kitaba baslarken, diger kitaplarindaki tadi alamadim cok sıkıldım.
Dünyanın batmak üzere olduğu hissedildiğinde bir şeylerin ayarı bozulur, insanlar ya en koyu sofuluğa ya da en yoğun sefahata dalar giderler
Amin Maalouf
Sayfa 73 - Yapı Kredi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yüzüncü Ad
Alt başlık:
Baldassare'nin Yolculuğu
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
404
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750800030
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le Periple De Baldassare
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Romanda geçen zaman, 1666'nın hemen öncesi... Gizemli bir kitabın peşinde kıtalar, kentler, denizler aşan yol... Tanrı'nın gizli (yüzüncü) adını ararken kendini ve aşkı bulan yolcu ise antika tüccarı Baldassare Embiaco... Konya'da vebanın kıyımına, İzmir'de Sebetay Sevi'nin şaşırtıcı başkaldırısına, İngiltere'de büyük Londra yangınına tanık olan bir roman kahramanı. Yüzüncü Ad / "Baldassare'nin Yolculuğu", kurgusuyla, diliyle, konusu ve serüvenleriyle son zamanlarda okuduğunuz romanlar arasında en beğendiğiniz roman olmaya aday bir kitap. Yirmi altı yaşında ülkesinden ayrılıp Paris'e yerleşen Amin Maalouf, ekonomi ve toplumbilim okudu. Gazetecilik yaptı... İlk kitabını 1983'te yayımladı. Bugün bir klasik kabul edilen ilk romanı Afrikalı Leo (1986) Fransız-Arap Dostluk Ödülü'nü, Tanios Kayası (1993) Goncourt Ödülü'nü kazandı. 1988'de yayımlanan ikinci romanı Semerkant ise pek çok dile çevrildi ve yazarı dünya çapında bir ilginin odağına yerleştirdi. Yazınsal sorunlarını kültür arkeolojisi temeli üstüne oturtan Lübnanlı yazar Amin Maalouf'u daha önce yine yayınlarımız arasında çıkan Afrikalı Leo, Doğunun Limanları, Semerkant, Tanios Kayası romanlarıyla Türkiyeli okurlar da çok sevdi ve benimsedi. Yazarın Ölümcül Kimlikler adını taşıyan deneme kitabı da bu yıl yayınlarımız arasından çıktı ve kısa sürede yeni baskısı yapıldı. Amin Maalouf'un bu yıl Fransa'da yayımlanan ve en az diğer kitapları kadar ses getiren romanı Yüzüncü Ad / "Baldassare'nin Yolculuğu" şimdi sizin de kitaplığınızda.

Kitabı okuyanlar 3.329 okur

  • Ayşe özalp
  • -Roni
  • Aydan Özdemir
  • Muhammed Ali KURT
  • Emine Karademir
  • Emrullah güneş
  • Anıl
  • Semanur Ertaş
  • Muslime üstek
  • Calista8

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.7
14-17 Yaş
%1.4
18-24 Yaş
%7.7
25-34 Yaş
%30.6
35-44 Yaş
%39.3
45-54 Yaş
%13
55-64 Yaş
%1.8
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.1
Erkek
%40.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.9 (161)
9
%23.9 (203)
8
%30.2 (257)
7
%15.2 (129)
6
%7.2 (61)
5
%2.7 (23)
4
%1.1 (9)
3
%0.6 (5)
2
%0
1
%0.4 (3)

Kitabın sıralamaları