Leyla'nın Evi

·
Okunma
·
Beğeni
·
23460
Gösterim
Adı:
Leyla'nın Evi
Baskı tarihi:
1 Temmuz 2006
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751411235
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Leyla
Leyla
284 syf.
·9/10
Birbiri ile bağlantılı ve birbirlerinin hayatlarını etkileyen, ayrı çevrelerde yaşayan, bir araya gelme olasılıkları bulunmayan değişik sosyal katmanlara ait insanları ortak bir kaderde buluşturarak, toplumun kendi kendisiyle ve yakın tarihiyle yüzleşmesini sağlayan Leyla’nın Evi, klasik bir Zülfü Livaneli romanı. Okuyucuyu sıkmayan dili, sürükleyici hikayesi, verdiği mesajlarla okunmaya değer bir roman; hatta yayınlanmasından sonra tiyatroya da uyarlanan, bu alanda da izleyicilerin çok beğendiği bir tiyatro eseri.

Roman, bir paşa torunu olan Osmanlı soylusu Leyla Hanım'ın yıllardır doğup büyüdüğü yalıdan dışarı atılmasıyla başlar. Elinde tapusu olmasına rağmen çocukluğundan beri yaşadığı evinden neden atıldığını anlayamayan Leyla Hanım, bavulu ile yalının önünde oturarak adalet beklemeye başlar; fakat imdadına kimse yetişemez. Gururlu bir kişiliğe sahip olan Leyla Hanım çevreden gelen yardımları da elinin tersiyle iter.

Gazeteci olmak için çabalayan Yusuf ise, haberi duyunca hemen yalının oraya gider ve çocukluğundan tanıdığı ve çok sevdiği Leyla Hanım'a yardım etmeye çalışır. Kimseden yardım kabul etmeyen Leyla Hanım’ı en sonunda Cihangir’deki evine getirmeye ikna eder. Fakat Leyla Hanım’ı Cihangir'deki bu evde de istemeyen biri vardır. O da Yusuf’un kız arkadaşı olan, gerçek adı Rukiye olan; fakat asi kişiliği yüzünden Roxy adını kullanan sevgilisi... Bu aşamadan sonra romanın ana kahramanları arasında birbirini tanıma ve yakınlaşma başlayarak adeta bir kenetlenme oluşur ve birbirlerinin hayatlarına dokunmaya başlarlar. Romanı güzel kılan en önemli nokta da zaten budur. Bambaşka hayatlara sahip insanların dahi oturup konuşacak, birbirlerine yardım edecek, hatta birbirlerini yönlendirecek konuları olduğunu roman gözler önüne serer.

Romanı okuyan herkes gibi ben de Leyla Hanım'ın hikayesini öğrenirken duygu sarsıntıları yaşadım. Yukarıda da bahsettiğim gibi klasik bir Zülfü Livaneli romanı olan bu kitapta karakterlerin hayatları ve yaşantıları müthiş bir çıplaklıkla okuyucunun önüne konularak okuyucuyu kalpten sarsmak hedeflenmiştir. Hele kitabın sonunda yer alan Leyla Hanım'ın mektubunu okurken gözlerimden gelen yaşı durdurmak benim için mümkün olmamıştı.

İçerikle ilgili net bilgiler vermekten kaçınsam da roman duygu yüklü bir roman olduğu için beni en çok etkileyen bölümü sizlerle paylaşmaktan çekinmiyorum. İçerikle ilgili hiçbir bilgi öğrenmek istemeyen okuyucuların bu paragrafın devamını okumaması gerekiyor...

Leyla Hanım, bir Osmanlı soylusu olmasının yanında babası bir İngiliz subayıdır ve Leyla Hanım evlilik dışı bir ilişkinin meyvesidir. Bu durum ailesi için utanç vericidir. Romanın içerisinde Leyla Hanım'ın annesi ve babasıyla ilgili olan bilgileri öğrenmesi neticesinde, bütün hayatı boyunca yalnız kalmasına sebebiyet veren annesine ve babasına yine de kalbinde kızgınlık taşıyamamaktadır. Kitabın sonunda yazdığı mektupta da bu konuya yer veren Leyla Hanım kalbinin güzelliği ile gözlerimden yaşlar akmasına sebep olmuştur. O cümleler ile yazımı sonlandırıyorum:

''Onlar, bu bahçede, bu yalıda, bu küçük evde yaşayan iyi niyetli insanlardı. Hepsi birbirini çok sevdi ama annem ve babamın karşı konulamaz aşkı olayları çığırından çıkardı, ailenin başına gelen felaketlerin başlangıcı oldu. Buna rağmen o genç kızı ve o genç subayı suçlamak içimden gelmiyor. Ölümü göze alacak kadar aşık olmalarında yüreğe dokunan bir yan var. Sizin zamanınıza gelinceye kadar aşk kelimesi aynı anlamı koruyacak mı bilmiyorum ama onların bu duygusuna saygı duymak gerektiğini düşünüyorum.''
284 syf.
·10/10
Kitap tek kelime ile harika . Zülfü Livaneli'nin kitaplarının ilk 50 sayfasını okuduğunuzda kitap aklınızdan çıkmaz . Tadı damağınızda kalır. Böyle azar azar sindire sindire idareli okursunuz yani . Bitmesini istemediğim bir hikaye gibiydi. Yazara derin bir saygı duyuyorum . Ve bence yazarlığı müziğin önüne geçti ..
  • Mutluluk
    8.3/10 (2.088 Oy)2.357 beğeni9.606 okunma1.601 alıntı38.622 gösterim
  • Adı: Aylin
    8.1/10 (1.549 Oy)1.461 beğeni7.759 okunma203 alıntı23.891 gösterim
  • Son Ada
    8.8/10 (3.347 Oy)3.411 beğeni10.991 okunma1.636 alıntı41.546 gösterim
  • Baba ve Piç
    7.8/10 (1.513 Oy)1.341 beğeni6.885 okunma685 alıntı22.544 gösterim
  • Veda
    8.3/10 (1.098 Oy)1.082 beğeni5.616 okunma231 alıntı15.180 gösterim
  • Patasana
    8.3/10 (1.717 Oy)1.565 beğeni6.967 okunma876 alıntı23.266 gösterim
  • Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm
    8.1/10 (1.418 Oy)1.348 beğeni5.479 okunma1.264 alıntı22.799 gösterim
  • Beyoğlu Rapsodisi
    8.2/10 (1.942 Oy)1.855 beğeni8.547 okunma761 alıntı21.233 gösterim
  • Sultanı Öldürmek
    8.1/10 (1.612 Oy)1.501 beğeni6.657 okunma1.265 alıntı20.369 gösterim
  • Masumiyet Müzesi
    8.2/10 (2.146 Oy)2.029 beğeni7.710 okunma1.930 alıntı51.789 gösterim
284 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitap müthiş bir konu zenginliğine sahip. Yazarın diğer kitaplarına nazaran karakter sayısı da oldukça fazla. Ve bu karakterlerin ortak noktası ise yollarının bir yalı hadisesiyle kesişmiş olması.

Kitaptaki ana konu, sahte evraklarla ve hiç haberi olmadan evi elinden alınarak, sokağa atılan Leyla ismindeki yaşlı kadının ve bu olayın etrafındaki kişilerin hikayesinin anlatımıdır. Yazar, her zaman yaptığı gibi tüm karakterleri özenle seçmiş, bunları da geçmişteki bazı tarihi olaylarla birlikte kurgulayarak bize yansıtıyor. Bütün bunları yaparken de, kişiler, kişilikler, aile yapısı, toplum yapısı, Osmanlı, Cumhuriyet, diğer milletler, siyasiler, dini yapılar, tarihi gelişmeler, özgürlükler ..vs başta olmak üzere bir çok konuda eleştrisel mesajlar veriyor.

Karakterlerin ve konuların fazlalığından dolayı, kurgulamada her karakter ve her olay için çok gerilere gidildiğinden konu bir ara genişleyip dağılır gibi olsa da, yazar kitabın sonlarına doğru müthiş bir şekilde tekrar toplamayı sağlayarak her karakter için ayrı ayrı final yapmayı başarıyor.

Harika bir kitap. Müthiş bir Livaneli kitabı. Özellikle konu zenginliği ve verilen mesajlar bakımından belkide yazarın en üstün kitabı. Mutlaka okunması gereken bir kitap.
284 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Canımm Livaneli bir kitabınla daha yine beni hayran bıraktın. Senin tüm kitaplarını gözüm kapalı alır, okur, bayılırım biliyorum. Keza bunda da aynı etkiyi yine yaptın bende teşekkür ederiiim: )
Leyla'nın evi kitabı o kadar tatlı o kadar naif bir kitaptı ki okurken yaşamak istedim resmen. En çok Leyla'nın Boğaziçi'ndeki denize komşu yalısının anlatıldığı yerler de sanki o yalının içinde oturmuşum da denize karşı büyük bir nefes almışım gibi hissettim, sevmemem mümkün mü? :) Osmanlı'dan kalan o naif yalıların hikâyesini merak etmiyor, acaba eskiden buralarda kimler yaşamış ne olaylar atlatmış diye insan düşünmüyor değil. Işte tam bu kitapta da Leyla'nın paşa dedesinden kalan yalının hikâyesini dinleyip geçmişe gidecek ve aniden günümüze gelip seksenlere merdiven dayamış Leyla'nın yalısını kaybetmeme çabasını yaşayacaksınız. Geçmişin ve şimdinin bir anlatıldığı kitapları çok severim ve burda da yazar sizi zamanda sürekli yolculuğa çıkarıyor. Leyla'nın paşa ailesini tanıyıp; aşka, çaresizliğe, umuda, umutsuzluğa, savaşa, mübadeleye her şeye tanık olacaksınız. Bir de günümüze gelip Leyla Hanıma (namıdiğer Büyük Hanım) yardım eden Yusuf'u, Leyla Hanımı başta hiç sevmeyen sonraysa hayran olan Roxy'ı (Rukiye denilmesinden hoşlanmayan asi hip hop'çı kızımız), diğer yanda Leyla Hanım'ın yalısının yeni zengin ev sahipleri Ömer ve Necla'yı, kitabın altın karakteri Ali Yekta'yı... tanıyın derim :) Karakterler öyle güzel oturtulmuş ki kitaba, hepsini gözümde birebir canlandırdım. Leyla'nın Evi'nde beni en etkileyen şey Osmanlı soylularından gelen bu insanların günümüz Istanbul'una bir türlü ayak uyduramaması. Keza kitapta da zaten her türlü eğitimi almış soylu paşa torunu bir kadının günümüz hip hop'çı gençleriyle karşılaşmasıyla yarattığı etki çok güzel anlatılmış. Böyle uzun süre yaşamış özellikle Osmanlı'yı görmüş insanların günümüze ayak uydurma sancısını çok iyi hissettim bu kitapla. Size gerçekten çok tavsiye ederim, neresinden bakarsanız bakın okumaya değer. İki dönemi birden ele alan böyle naif kitapları asla kaçırmayın :) İnceleme uzadıkça uzuyo en iyisi bir an önce okuyun iyi okumalar diyerek konuyu kapatmak :) İyi okumalar efendim :)
284 syf.
·2 günde·8/10
Oldukça akıcı, sade bir dille yazılmış, çok güzel bir hikaye... Öyle büyük sürprizler yok belki ama hikayeye kapılıp gidiyorsunuz. Cumhuriyet dönemindeki İstanbul ve o dönemdeki toplumla ilgili bilgiler de var kitapta. toplumun zaman içerisindeki değişimini ve kuşaklar arasındaki farklılıkları çok güzel anlatmış. Farklı dünyaların insanı olan Yusuf ile Roxy'nin ilişkisi de oldukça samimi geldi bana. Film tadında bir kitap. Keyifli okumalar.
284 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Zülfü Livaneli'nin iyi bir romancı olduğunu bu kitabıyla kabul ediyorum.Gerçekten kitabı çok beğendim.O kadar ki benim için Serenad'ın önüne geçti.Yazarın listemdeki en güzel kitabı oldu.Kurgu ve kişilerin hayatları çok samimi anlatılmış.Sonuçta insan eksisiyle artısıyla bir bütündür.Zaafları ve güçlü yönleri onu kendisi kılar.Bir de tarihimizin belli döneminde İstanbul yalılarına kitapta anlatıldığı gibi el konulduğunu düşünüyorum.Yazar bu hikayeyi gazete çevresinde öğrendiği gerçek bir hayattan,gerçek bir haberden etkilenerek yazmış olabilir.Bulursanız okuyun,eğer yazarı tanımıyorsanız bu kitabıyla başlayın derim.
284 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Zülfi Livaneli'yi ve romanlarını Serenad ile tanıdım .Cok etkilendiğim ve beğendiğim bir romandı.Zulfi Livaneli 'nin romanlarında kendimden ve hayatımdan izler goruyorum ,yasiyorum adeta o karakterleri.Leyla'nın Evi de onlardan bir tanesi oldu.Romanda birbirinden habersiz hayatların nasıl da iç içe geçebileceğini,birbirlerini nasıl etkileyebileceği anlatılıyor.Değişen zamanlar ,değişen hayatlar.Bir yandan da insanoğlunun temel ihtiyacı olan barınma ihtiyacı İstanbul kenti üzerinden anlatılıyor.Cok keyifle okudugum bir romandı.Bunda da kendime bir çıkarım da bulundum herzaman ki gibi :) Şunu da unutmamak gerekir tabi ki ;Nietzche'nin dediği gibi"Müziksiz bir hayat hatadır!"
284 syf.
Ev, bir küçük dünyadır. Eskiler dar-ı dünya derdi zaten, yani dünya evi. Sadece barınılan bir yer değildir. Çünkü içinde hatıralar barındırır, umutlar, sevgiler, beklentiler, acılar…

Livaneli, Leyla’nın Evi’nde merkeze ‘ev’ kavramını yerleştirmiş. Kurgusunu çok beğendim. İstanbul yalılarından birisinin hikayesini, bir aile hikayesi üzerinden anlatıyor. 1910’lardan 2000’lere uzanan bir Türkiye hikayesi bu. Dedesinden kalan yalıdan türlü hilelerle atılan Leyla Hanımın ve onunla zıt kutuplardaymış gibi görünen ama tanıdıkça farklılaşan Roxie/Rukiye’nin de hikayesi aynı zamanda.

Livaneli romanlarının karakteristik özellikleri burada da var. Kolay okunuyor, araya malumatlar serpiştiriyor ve tabii ki müzik. Livaneli’nin sevdiğim bir yönü ise vicdanlı davranma çabasıdır. Çünkü başka birkaç romanda da yaptığı gibi acıları tek taraflı işlemiyor. Bizim bir kısım yazarımız sanki bütün acıları biz çekmişiz gibi yazarlar, bir başka kısım ise sadece Ermeniler, Rumlar sıkıntılar yaşamış gibi… Halbuki Livaneli’nin sondaki röportajda dediği gibiydi durum; Çünkü imparatorluk yıkılırken bütün Osmanlı tebaası acı çekti ve herkes birbirinin evine yerleşti.

Başarılı bir roman; tavsiye ederim.
284 syf.
·Puan vermedi
<><><> Leyla 'nın Evi <><><>

Zülfü livaneliden muhteşem bir kitap daha.

Leyla, Osmanlı soyundan gelme bir paşa torunudur. Müştemilatinda kaldigi yalının satılmasıyla evinden atılır. Kimsesi olmadığı için bir başına kalır. Yardımına mahallenin çocuğu olan, ama şimdilerde cihangirde oturup gazetecilik yapan Yusuf yetişir. Cihangirdeki evine götürür Leyla hanımı.

Yusuf'un sevgilisi Rukiye (sahne adıyla Roxy) hip-hop tarzi muzikle uğraşan bir Almancı kızıdır :)
evlerine gelen yaşlı kadından rahatsız olur. Hayat karşısına pek iyi insanlar çıkarmamıştir bu yaşlı kadının da öyle biri olduğunu düşünür taki onu tanimaya başlayana kadar.

Öte yandan yalıyı satın alan Ömer Cevheroglu, babası ve karısı arasında kalmıştır.
Uşak soyundan gelme Ali Yekta bey son zamanlarını bir soylu gibi yalıda geçirmek ister fakat gelini buna şiddetle karşıdır.
Ve hikaye başlar.

Bambaşka hayatlardan gelen insanların bir arada kesiştiği cok güzel bir roman. Ayni zamanda iktidarın el değişmesiyle, kuşaklar boyu yaşanan acıları da okuyoruz romanda.
Zülfü livanelinin yine o sade ve akıcı diliyle, tek solukta okuyacaginiz bir kitap.
284 syf.
·6 günde·9/10
Ev; bazen bir yuva, bazen bir sığınak, bazen soğuk havalarda sıcacık bir resim, bazen sıcak havalarda altında meltem esintisi olan Çınar gölgesi.... Bazen de bir tarih.... Livaneli’nin bu kitabında Leyla’nın Evi bunların hepsi belki de. Herşey güzel değil bu tarihte ama herşey gerçek, gerçek olmakla beraber içine çeken bir anlatıma sahip. Ayrıca sadece ev de değil tarih olan Leyla da bir tarihin tanığı, belki de kendisi.
Böyle kitapları okuyunca zaman makinesi olsun istiyor insan, çünkü zorda olsa kolay da olsa tarih içinde olmak istiyor.

Keyifli okumalar.
284 syf.
·10/10
“Şairlerin dediği gibi, Paris güzel bir salon, Londra güzel bir park, Berlin güzel bir kışla ama İstanbul güzel bir şehirdi.”

Leyla'nın Evi - Zülfü Livaneli
284 syf.
·Beğendi
Bilinçaltını etkileyen insanda kalıcı etkiler bırakan harika bir eser. İstanbul'u anlayan dünyayı anlamıştır. İşte bu kitapta tüm dünyayı sarsan olayların bir nevi mikro kısmını ele almış durumda anlamışsınızdır mübadele filan... Zıt kutuplu insanların hayatlarının nasıl iç içe geçtiğini anlatan kitap eski ile yeniyi kötü ile iyiyi karakter olarak sunmuştur. Bu kitap Tiyatroya da uyarlanmıştır. Keyifli okumalar.
Bilemiyorum, bilinçaltında olup biten şeyler bunlar. Evet, Nietzsche’ye katılmamak mümkün değil: “Müziksiz bir hayat hatadır!
“Şairlerin dediği gibi ‘Paris güzel bir salon, Londra güzel bir park, Berlin güzel bir kışla ama İstanbul güzel bir şehir'di.”
Madem ki insanlar birbirine acı veriyordu, o zaman en güzel şey hayata meydan okumak ve mutlak bir yalnızlığı secmekti.
İslamiyet’teki domuz yasağını anlatıyor. “Domuz mekruhtur!” diyor.
“O zaman” diyor Rukiye, “domuzların en çok Müslümanları sevmesi gerekir.”
Babası aptallaşıyor, suratı asılıyor.
“Öyle değil mi vater, bütün dünya Müslüman olsa hiçbir domuz kesilmez, öldürülmez, dünyanın bütün domuzları rahat rahat yaşar. Ben domuz olarak doğsaydım, dünyada herkesin Müslüman olmasını isterdim.”
Bu konuşmanın kaçınılmaz sonucu, yüzüne yediği iki tokat ve otururken canının yanmasına neden olacak bir kıç dövme faslı oluyor.
Ama yine de dediğinin mantıklı olduğunu düşünüyor Rukiye.
Şairlerin söylediği gibi, "Paris güzel bir salon, Londra güzel bir park, Berlin güzel bir kışla ama İstanbul güzel bir şehir" idi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Leyla'nın Evi
Baskı tarihi:
1 Temmuz 2006
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751411235
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Leyla
Leyla

Kitabı okuyanlar 6.654 okur

  • Aynur YILDIZ
  • Ece yılmaz
  • Cagla
  • Sedat Yıldırım
  • Mert Koçer
  • Sibel
  • Hazel Guney
  • Burçak yilmaz
  • Burcu Güven
  • Rabia ÖRDEK

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.5 (25)
9
%0.8 (13)
8
%1.4 (24)
7
%1.1 (18)
6
%0.2 (4)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0.1 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları