Fareden korkan birçok kadın, bu korkunun anlamsızlığının farkına, savaşın onlara aniden tanıştırdığı ölüm korkusuyla burun buruna geldiklerinde varmışlardı. Fareler, böcekler, karanlık, rutubet, pis kokular ve durmak bilmeyen silah sesleri günlük yaşamın içine örülmüştü. İnsanların sıkça çektikleri can sıkıntısı, yerini can derdine bırakmıştı.
Beş bin kişi! Tam beş bin kişi...Kadın erkek, çoluk çocuk, yaralı ya da ölmek üzere binlerce insan...ve yığınlarca ceset...Kurşunların, bıçakların açtığı yaraları kanayarak ağır ağır ölenler...Lime lime kesilmiş kadınlar...Karınları deşilmiş, bağırsakları dışarda erkekler...Gözleri yuvalarından fırlamış, şok geçiren bebeler...Defalarca tecavüze uğradıkları için bacaklarının arasından kan sızan genç kızlar...Kurşun ıskalamış ama sonuçta kalp krizinden ölmüş ihtiyarlar...Dili tutulmuşlar...Aklını kaybetmişler...
Eski günlere! Yüreğinde açılmış kocaman bir yara ile, eski günlere nasıl dönebilirdi?
Hiçbir şey eskisi gibi değildi artık. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Allah düşmanımın bile başına vermesin. Aklı başında hiç kimse yanaşmaz savaşa. Biz yaşadık da biliriz. Sadece ölüm acısı, açlık, sefalet için değil korkum, savaş insanda insanlık bırakmaz.