Adı:
Sultanmurat
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
150
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051553917
Kitabın türü:
Çeviri:
Refik Özdek
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Kitapları
Baskılar:
Sultanmurat
Sultanmurat - Erken Gelen Turnalar
Sultanmurat
Erken Gelen Turnalar
İlk Turnalar
Cengiz Aytmatov, İkinci Dünya Savaşı’nın bütün şiddetiyle devam ettiği yıllarda Kırgızistan’ın bir köyünde, cephedeki askerlerin ihtiyaçlarını karşılamak için yediden yetmişe herkesin tabiat ve savaş şartlarıyla çetin mücadelesini anlatıyor. Cesur, zeki ve okulun güzel kızı Mirzagül’e tutkun Sultanmurat 15 yaşında olmasına rağmen cephedeki askerlere yardım etmek için seçilen köyün beş gencinden biridir. Sultanmurat’ın gözünden savaşın yıkıcılığını ve insanları adeta birer canavara dönüştürmesini anlatan Cengiz Aytmatov, diğer bütün eserlerinde olduğu gibi, bu hikâyesinde de insana olan inancını vurgulamaktadır. Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, insanın içinde sönmeden yanmaya devam eden o sevgi ateşi her türlü zorluğun üstesinden gelmek için insanın sahip olduğu en kıymetli hazinesidir.

Daha önce elips yayınları tarafından İlk Turnalar adı altında da basılmıştır.
Kitap şuanda Nora Kitap tarafından da Sultan Murat Erken Gelen Turnalar ismiyle basılmaktadır.
150 syf.
·6 günde
Etki etmek.. Kitabın, yüreğe yudum yudum boğazdan geçerken acıyla, hüzünle bazen de saf bir mesud oluşla geçmesi.. Kısa , öz ama verilen mesajlar derya deniz, hissettirmesi değer üstüne değer , Aytmatov'un amcanın kalbinden dökülenlerle anlam kazanması...

Okurken hüznün berraklığını, acının sarmalanışı, betimlemelerin dünyasında dolaşarak bozkırlarda, dağlarda bulunup seyre dalışı hissettim.. 6 günümü anlamlı kılan bir kitap oldu.
Sultanmurat ve Hacımurat’ın ( Sultanmurat’ınkardeşi) baba sevgisi.. Safça, yaşama sevinci dolarak birlikte geçirdikleri zaman dilimleri. Hele hele Sultanmurat’ın , babasının seni şehre götüreceğim sözü ile havalara uçması , filleri görme heyecanı en çok da babası ile olması , okurlara samimi duygunun kokularını yayıyor adeta. ‘’Kendisi de isteyebilirdi dizginleri tutmayı ama babasının ona güvenmesi daha önemli ve ayrı bir kıvanç sebebiydi.’’ (25) bir babanın evladına güvenmesi, ne kapılar açar, cesaretler aşılar değil mi ? . Babasının en sevdiği iki at Çabdar ve Çontor.. Atların o ailede yaşamalarının sevinci , sevgileriyle büyüdüğünü görmek.. Yürekli, dayanıklı iki muhteşem at.. Ve o karlı, bozkır köydeki samimiyet, zor zamanlar, savaş hali. Okulda zor şartlarda yanmaya çalışan soba eşliğinde öğretmenin ders anlatışı, ardından askerdeki evladından mektup bekleyişinin heyecanını hisseden yürekli öğrencileri, birlikte üzülüp sevinebilmeleri...

Ansızın bir gün haberin gelip savaş dolayısı ile 5 batır gibi öğrencileri alma zorunluluğu ve o öğrencilerin göz dolduran cesareti, mücadeleci ruhları..Babaları savaşta iken bu uğurda at yemlemeleri, tarla sürmeleri, o kadar yoğunluğa rağmen ailelerine yardım etmeleri ... Sultanmurat’ın kıza duyduğu sevgisi, hasreti, bekleyişi. Onu görebilmek için verdiği mücadeleler.. Arkadaşının babasını kaybedişiyle derdini dert edinmesi, destek olması, zor şartlara rağmen atlara dayanmaları için motive edişi, baharın gelişini fark edip umudu hissedişleri..

Epey sevdim bu kitabı. Olayları yaşıyormuşuz hissini, çekilen acıları, hüznü , samimiyeti tatmak.. Unuttuğumuz değerleri hatırlatışı, sevgiyi, umudu, emeği, ailenin manevi değeri, mücadeleyi, cesareti onlarla birlikte hissetmek. Atlarla iç içe bir yaşama tanık olmak, betimlemelerle bozkır hayatını görmek, onların acısı senin acın mahiyetiyle okumak izler bıraktı..

Puanı kırmamın sebebi sonunun askıda kaldığını hissetmek, burda bitmemeli idi diye serzenişlerimden kaynaklı.

Sultanmurat ile Aytmatov’un yaşamı benzerlik göstermesi de ayrı bir yakınlık kurduruyor yazarla okuyucu arasında. Ki galiba çoğu eserinde de bunu yansıtıyordur, diğer kitapları ile de yakından tanımayı çok istediğim bir yazar oldu benim için. Susamışlığımıza bir derman olarak görüyorum.. Değerlerimizi fark edebilmek adına.. Huzurla, sağlıcakla ve kitaplarla kalmamız dileğiyle..
150 syf.
(Bu yazı, hikâyenin içeriğine dair detaylar içerir.)
Cengiz Aytmatov’un Sultanmurat / Erken Gelen Turnalar adlı hikâyesi, Sultanmurat ismindeki on dört yaşlarında bir çocuğun gözünden anlatılır. Hikâyenin tümüne çocuğun naif, kırılgan, duyarlı bakış açısı hâkimdir.

Hikâyede, hâlihazır ile geçmiş birlikte ilerler. Hikâyenin girişinde, buz gibi bir sınıfta öğretmen İnkamay Apaydan(İnkamay Abla) coğrafya dersi dinleyen çocukları görürüz. Öğretmen; iklimi her daim sıcak olan, içinde insanı imrendiren nefis meyve ve bitkilerin yetiştiği masal adası Seylan’ı anlatmaktadır. Bu ders, daha hikâyenin başında okuyucuya gerçekle hayal arasındaki derin uçurumu hissettirir: Savaş yıllarıdır, sınıf buz gibidir ve öğretmen, çocuklara adanın türlü türlü güzelliklerinden bahsetmektedir.

Sultanmurat, hayallere dalmış bir şekilde öğretmeni dinlemektedir. Satırlar ilerledikçe Sultanmurat’ın babasının da diğer çocukların babaları gibi savaşta olduğu gerçeğiyle karşı karşıya geliriz. Annesi ve kardeşi Hacımurat’la birlikte yaşayan bu küçük delikanlı, havanın ve sınıfın dondurucu soğuğuna karşın yüreğini ısıtan sıcacık  bir duyguya sahiptir: Sınıf arkadaşı Mirzagül’e duyduğu aşk. Hikâye bir su gibi bu aşk paralelinde akarken, her şey kaçınılmaz acı sona doğru hızla ilerlerken, sadece bu aşk dipdiri bir mutluluk kaynağı olarak kendini muhafaza eder. Yazar adeta, iki gökgüvercine benzettiği Sultanmurat ve Mirzagül’ün aşklarıyla her zorluğun aşılabileceğini ifade etmek ister gibidir.

Sultanmurat; öğretmen Seylan adasındaki hayvanlardan bahsederken, savaştan önceki mutlu günlerinde babasının kendisini at arabasıyla –Çabdar ve Çontoru’nun çektiği atlar ile- şehre götürmesini ve oradaki panayırda gördüğü filleri hatırlar. Bu hatıra, babanın çocuğun dünyasındaki yerini, babasına duyduğu büyük ve derin sevgiyi öylesine büyük bir başarıyla hissettirir ki biz de tüm hikâye boyunca Sultanmurat’la birlikte babanın dönüşünü büyük bir sabırsızlıkla bekleriz. Bu bölümde Sultanmurat babasıyla şehre giderken, kardeşi Hacımurat’ın arabaya sığmadığı için evde kalması ve aralarındaki rekabet duygusu da başarıyla aksettirilmiştir.

Sultanmurat, şehre gidecekleri günün gecesi o kadar sevinçlidir ki bir türlü gözüne uyku girmez. Uykuya daldığında gördüğü rüya ise sıradan kabul edilebilecek bir yolculuğun çocuk dünyasında ifade ettiği yeri göstermesi bakımından önemlidir:

Bu hayallerle uykuya dalınca, rüyada kendisini neşe içinde uçarken gördü. Tuhaf! Uçmasını nasıl öğrenmişti? İnsan yürür, koşar, yüzerdi ama o uçuyordu. Tam bir kuş gibi değil. Kuşlar kanat çırparak uçarlardı, o ise sadece kollarını uzatmış, parmaklarını usulca kımıldatıyordu… Ama ne de kolay uçuyordu! Hürdü. Sessiz ve gülümseyen boşlukta, nereden gelip nereye gittiğini bilmeden uçuyordu. Acaba uçan vücudu değil de ruhu muydu, yoksa rüyasında büyüyor muydu?

Hiçbir şeyle mutlu olamayan günümüz çocuklarını göz önünde bulundurduğumuzda, Sultanmurat’ın ruh zenginliği daha rahat anlaşılmaktadır. Onun için babasıyla beraber gittiği yolculuk, dünyanın en güzel yolculuğudur; öyle mutludur ki, bu mutluluktan dolayı ne samanların üzerinde açık havada uyumuş olması bir sorun teşkil eder, ne de at arabasında bir kişilik bir koltuk üzerinde günlerce yolculuk yapmış olması.

Hikâye hâlihazıra döndüğünde geçmiş ve şimdiki zaman arasındaki derin uçurum bir kez daha göze çarpar. Savaş korkunç bir şeydir, insanların sevdiklerini birer birer ellerinden alır ve onları umutsuz ve mutsuz yapar. İnkamay Apay, cepheye giden oğlundan alacağı en ufak bir haberle tepeden tırnağa değişir, kuru bir dalken adeta baharda yeşermiş mis kokulu çiçekler açan bir ağaca dönüşüverir. Babalarını bekleyen çocuklar için de durum aynıdır. Cepheden gelen her mektup bir umuttur.

Bir gün yine İnkamay Apay sınıfta ders anlatırken, içeriye kolhoz başkanı Tinaliev girer ve tüm sınıfa önemli bir açıklamada bulunur. Tinaliev’in söylediğine göre yiyecek stokları tükenmek üzeredir. Bunun için mutlaka çalışmak ve ekin ekmek lazımdır. Baharda tarlaları sürmek için hayvanlar ve makineler hazırlanmalı, tarlalar yazlık ekini ekmeye hazır hale getirilmelidir. İki yüz hektarlık alanı sürmek ve ekin ekmek için çocukların yardımlarına ihtiyaç vardır. Sultanmurat, Anatay, Erkinbek, Ergeş ve Kubatkul’dan oluşan ekip seçilir. Çocukların zayıf omuzlarına çok ağır bir yük binmiştir. Savaş böyle bir şeydir işte, çocuğun çocukluk yapmasına fırsat vermez, onu çarçabuk büyütüp koskoca bir adama dönüştürüverir. Nitekim hikâye boyunca devam eden olaylar bu çocukları adım adım –hatta büyük bir hızla- büyütür ve olgunlaştırır.

Çocuklar, aletlerin kirini, pasını temizleyip atları paylaşarak işe başlarlar. Her çocuk dört atın sorumluluğunu üstlenir. Sultanmurat’ı ahırda bir sürpriz beklemektedir: Babası Bekbay’ın güçlü atları Çabdar ve Çontoru bir deri bir kemik kalmış, tanınmayacak kadar değişip yaşlanmışlardır. Sultanmurat, babasının atları ile birlikte iki at daha alır. Hikâyede Manas Destanı’nın izleri de görülmektedir. Sultanmurat-Mirzagül aşkı Manas’taki Semetey ve Ayçörek’in aşklarına benzetilir. Yine beş çocuğun tanıtıldığı şu satırlar da destandan izler taşır:

Birincisi, ünlü yiğit Sultanmurat

İkinci korkusuz batır Anatay idi.

Üçüncü batır Erkinbek idi.

Dördüncü batır gözüpek yiğit Ergeş idi.

Bu dört batır arasında bir de beşincisi vardı: Kubatkulbatır.

Bu batırlar kar kalkar kalkmaz Aksay’a gideceklerdi. Aksay’a! Toprak uyanır uyanmaz çift süreceklerdi Aksay’da Aksay’da.

Kolhoz Başkanı Tinaliev ekibe “Aksay Komandosu“, atlarına da “Aksay Atları“ adını verir. Onlara ait her şey bundan sonra Aksay sözcüğüyle birleştirilerek söylenecektir. Beklenen gün adım adım yaklaşmaktadır. Aksay Atları iki hafta içinde ahırın diğer atlarından ayrılır olmuşlardır. Atların her biri kendi huyuna, kendi benliğine kavuşmuş, unuttukları huy ve alışkanlıkları yeniden kazanmış, şimdiden yeni sahiplerine bağlanmışlardır. Tanıdıkları seslere, adımlara dönmekte, fısıldar gibi tatlı tatlı kişnemekte, ipek gibi yumuşak dudaklarını güvenle uzatmaktadırlar. Her şey yolundadır, ama şimdilik.

Hikâye boyunca geçmiş ve halihazır arasındaki uçurum gittikçe derinleşir. Sultanmurat’ın annesinin hastalanması savaş yıllarının acı tablosunu olanca açıklığıyla ortaya çıkarır. Bu tabloyu anlatan şu satırlar oldukça etkileyicidir:

"Evlerinin ne kadar yoksul duruma düştüğü de işte o günlerde çarptı gözüne. Babası askere gittiği zaman on kadar koyunları vardı, oysa şimdi sadece bir tane kalmıştı. Ikisini eti için kesmişler, ötekileri de savaş vergisini vermek ve borçlarını ödemek için satmışlardı(...) Üstelik bunlara verecek yem de yoktu. Anbarda biraz mısır sapı saklamışlardı. Eğer kış uzun sürmezse, hayvan doğuruncaya kadar bu saplar yeterdi. Ama kış uzarsa ne yapacaklarını bilen yoktu(...)Yakacakları da kalmamıştı: Tezek bitmişti, kuru çöğeotları da birkaç gün idare ederdi. Sonra ne yapacaklardı? Köpekleri Aktoş da bir deri bir kemik kalmıştı."

Sultanmurat’a tüm bu zorlukların üstesinden gelme gücünü veren duygu, Mirzagül’e duyduğu aşktır. Sultanmurat şu satırlarda bu durumu şöyle ifade eder:

"Onu düşündükçe de birşeyler yapmak, durmadan çalışmak, hiçbir güçlükten, hiçbir felaketten korkmamak, hiçbir şeyden yılmamak gibi bir coşkuya kapılıyordu. En çok istediği şey, onu hiç aklından çıkaramadığını Mirzagül’ün de bilmesiydi."

Sultanmurat nihayet Mirzagül’e duyduğu aşkı bir mektupla ona anlatmaya karar verir. Bu iş için kardeşi Hacımurat’tan yardım ister. Ancak mektup kızın eline ulaştığı halde bir türlü beklenen cevap gelmez. Sultanmurat bu bekleyiş anlarında ne yerdedir, ne gökte. Ondan gelecek küçücük bir haber, çocuğu dünyanın en mutlu insanı haline getirecektir, ama Mirzagül büyük bir kararlılıkla sessizliğini korumaya devam eder. Mirzagül, Sultanmurat için sonsuz maviliklerde uçan ak bir güvercindir. Sultanmurat; onunla birlikte olmak, kanat kanata uçmak, gökyüzündeki diğer tüm güvercinler gibi karla kaplı ovaların üzerinde geniş daireler çizerek süzülmek için yanıp tutuşmaktadır. Ama nafile... Ses seda yoktur ak kanatlı güvercinden. Belki de göklerin sonsuzluğu korkutmaktadır onu, kimbilir?

Bir gün –sıradan gibi görünen bir gün- aşkın düğümleri çözülüverir. Sultanmurat, her zamanki gibi Mirzagül’ün okuldan çıkışını beklerken genç kız onun yanına yaklaşır ve gülümser. Bu gülüş öyle büyülüdür ki her şeyi anlatıverir bir anda. Genç kız, ellerini Sultanmurat’ın avuçları içine bırakıverir. Bu ellerin sıcaklığı, kavrayıcılığı genç kızı bir anda dünyanın en güzel ve en mutlu kadını haline getirir. Aşk onu sarmıştır, o da aşkla sarmalanmıştır. Mirzagül, Sultanmurat’a kenarları işlemeli bir mendil verir. Mendilin köşesindeki süslemelerin arasında “S.c.M.“ harfleri vardır. Bu harfler „Sultanmurat cana Mirzagül/ Sultanmurat ve Mirzagül“ anlamına gelmektedir. Sultanmurat da Mirzagül’ün verdiği bu mendille bir anda dünyanın en mutlu erkeğine dönüşüverir. Bu mendili kokladıkça Mirrzagül’ün ipek saçlarını hatırlar, zira onun saçları da tıpkı bu mendil gibi kokmaktadır. Hasret dinmiştir artık, özlenen sevgiliye duyulan hasret mendille hafifletilecektir.

Her şey yolundadır, havalar düzelmeye başlamıştır. Güneşin ilk ışıkları da kendisini göstermiştir. Atlar semizleşmiş, herkesin ilgisini çeker hale gelmiştir. Nihayet beklenen gün gelir ve tarla sürme işine başlanır. Çocuklar atlara güvenmektedirler, onlara seslenirken „Kamber Ata’nın çocukları dayanın!“ diye seslenmektedirler. O gün güzel bir gündür. Aksay komandoları harekete geçmiş, pulluklar işlemektedir. Anatay, gökyüzüne bakar ve olanca sesiyle bağırmaya başlar: „Turnalar, turnalar geldi!“ Turnaların erken gelişi bolluğun, bereketin habercisidir. Çocuklar sevinçle turnaların peşinden koşarlar, o anda sanki kuş olmuşlardır ve koşarak gökyüzündeki turnalara yetişeceklerdir. Sultanmurat’ın dileği, bir turna tüyünün kopmasıdır, bu tüyü alıp saklayacak ve sevgilisine hediye edecektir. Ancak dileği gerçekleşmez.

Ve hikâye adım adım kaçınılmaz sona doğru yaklaşmaktadır. Bir gece iki hırsız, çocukların bunca zaman boyunca tarlaları sürmek için besleyip güçlendirdikleri atları –çocukların umutlarını- çalar. Hırsızlar sadece atları değil, hayalleri, ümitleri, geleceğe dair beklentileri de çalmışlardır. Artık çocuklar için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Her mutluluk eksik, her aşk vefasız, her şarkı yarım olacaktır. Sultanmurat’ın ise hayatta tutunacağı tek dalı ak kanatlı güvercinidir, bir de onun kanatlarına asılmış umutları...
Blogumdan okumak isterseniz:https://hercaiokumalar.wordpress.com/...rken-gelen-turnalar/
150 syf.
·4 günde
Savaşta büyür kocaman adam yerine sayılır çocuklar... Aytmatov ikinci dünya harbinin sebep olduğu yıkımı anlatıyor bir Kırgız köyünden. Mert çocuk-adamların bir yandan zorlu doğa şartları ile diğer yandan yokluk ile mücadelesini, namert koca koca adamların ihanetini anlatıyor.
150 syf.
Kırgız Türkçesindeki ismi Erte Kelgen Turnalar olan kitap, Türkiye Türkçesinde Sultanmurat, Erken Gelen Turnalar ya da İlk Turnalar adlarıyla neşredilmiştir. Eser bir uzun hikâyedir ve 1975 yılında yazılmıştır.

Sultanmurat, Aytmatov'un hayatından kesitler taşır. Çünkü o da tıpkı hikâyenin çocuk kahramanı Sultanmurat ve arkadaşları gibi küçük yaştayken savaşın acılarını yaşamış ve kolhozda sorumluluk verilen çocuklardan birisi olmuştur. Eser, II. Dünya Savaşı nedeniyle yetişkin erkeklerin gitmesiyle boşalan bir Kırgız köyünde verilen tarım üretimi mücadelesini anlatır. Küçük çocuklar, geniş ama uzak bir araziyi ekmek için Aksay bölgesine gitmekle görevlendirilirler.

Sultanmurat aslında savaş ve çocuk temasını ele alan bir eserdir. Aytmatov, savaşın yalnızca cephe hatlarını ya da çatışmaların yaşandığı yerleri değil, cephe gerisini de nasıl mahvettiğini çok başarılı bir şekilde resmeder. Hasan İzzettin Dinamo’nun önemli eseri Savaş ve Açlar’daki babaları cephelere giden ve yoklukla baş başa kalan çocuklar anlatısını burada da görürüz. Kaldı ki her iki eser de yoğun otobiyografik izler taşır.

Sultanmurat’ın babası Bekbay cepheye gitmiştir. O, annesi ve üç küçük kardeşiyle birlikte köyde kalmıştır. Ancak köyde babası ve hatta ağabeyleri savaşa gitmemiş olan hiçbir çocuk yoktur. Hatta beş kişiden oluşacak olan çocuk heyetinin iki üyesinin babasının ölüm haberi gelmiştir bile. Hikaye işlerken bir diğerinin de gelecektir. O zamana kadar rekabet halinde bulunan Sultanmurat ile Anatay bu acı ile birlikte iyi birer dost olacaklardır, acıda birleşmişlerdir.

Hikaye pek çok belirsizliğin üstüne kurulmuş ve böylece gerilim düzeyi iyi ayarlanırken, Aytmatov’un acıları da anlatsa gerçekçi kalma durumu devam etmiştir. Çünkü Aytmatov’un gerek çocukluk yıllarında gerekse de romancılığında tatlı yalanların, acı gerçeklere hiçbir çaresi yoktur!

Baba figürü yine ön plana çıkmıştır. Baba hasreti ve kurulan hayalleri daha çok Sultanmurat’ın küçük kardeşi Hacımurat üzerinden verilmiştir.

Öğretmen İnkamay Apa’nın oğlu ile Sultanmurat’ın babasından aylardır mektup gelmemektedir. Geri gelmelerinden bile vazgeçmişler, sadece sağ olduğu haberine bile razılardır: “Ufacık bir umuttu onun istediği. Yakında dönemeyecekse bile sağ olduğunu öğrenmek yeterdi ona. O zaman rahat bir nefes alır, sabırla beklerdi.”

Eserde savaştan önceki mutlu zamanlardan da söz ediliyor. Babası ile şehre gidişi mesela… Ancak savaş öyle bir çökmüştür ki üstlerine, sanki ondan önce hiç yaşanmamış gibidir.

Aytmatov’un yazarlık sürecinde beslendiği kaynaklardan birisi de ünlü Manas Destanı’dır. Bu öyküde de Manas’ın atı Tulpan gibi, destandaki Ayçörek ile Semetey aşkı gibi motiflere başvurulurken, yine Kırgız mitolojisinden de istifade edilmiştir. Sınıf arkadaşı Mirzagül’e olan aşkı ise hikayeye ayrı bir hoşluk katmaktadır.

Köy hayatı anlatıldığı için atlar önemli bir yer tutmaktadır. Bu atlar arasında en öne çıkan ise babasının da atı olan Çabdar’dır. Yazar, Çabdar’ı babanın dönüşü için bir sembol haline getirir. Çünkü Sultanmurat, ağlayan kardeşi Hacımurat’ı teselli ederken, ona bir söz verir. Babaları geldiği zaman, istasyona karşılamak için gideceklerdir, hem de Çabdar ile birlikte.

Uzak bir arazi olan Aksay vadisinde buğday ekmek için görevlendirilen çocukların hem sahip oldukları hem de sorumlu oldukları en önemli şeyler atlardır. Aytmatov, hikayede atların dışında, eşek, köpek, tilki, turnalar ve nihayetinde kurt gibi hayvanları da kullanır.

Turnaların erken gelmesi bir uğur sayılır ancak hikayeye bu ne kadar yansır, okuyunca görülür. İyilikle kötülüğün karşılaşmasına şahit oluruz yine.

Nihayetinde, Aytmatov’un yer yer Toprak Ana esintileri de taşıyan, kendi çocukluk yıllarından çokça iz barındıran gerçekçi bir hikayesidir. Bu. İklim, tabiat ve köy şartları da yine fevkalade verilmiştir.
150 syf.
Bir çocuk ne zaman büyür? Ailesinin güvenli kanatlarından ayrıldığında mı, dünyaya kafa tutabileceğini zannetiğinde mi , yenilgiyi kabullenebildiğinde mi yoksa en sevdiği oyuncağını paylaşması gerektiğini anladığı yaşta mı? Belki de hepsi...Sultanmurat henüz çocukluk çağından çıkmadan, savaşın korkunç yüzüyle tanışmak zorunda kalmış , bozkırın ortasında elinde sabanıyla kalakalmış, kurumuş topraktan yeşeren umutlarıyla evine, köyüne, insanına bir yudum ümit için, hayat için, ekmek için alınteri döken büyümeden yetişkin olmuş bir çocuğun hikayesidir. Cengiz Aytmatov'un daha önce okuduğum kitaplarıyla benzer özelliklerde olan savaş, insan, emek üçgeninde olay akışıyla ,her seferinde yüreğimize dokunan o saf, temiz köy insanını anlatan su gibi bir hikayeydi...
150 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Aytmatov bu öyküsünde soğuğu, karı, donu, çaresizliği öylesine betimlemiş ki, hepsi birden insanın iliklerine kadar işliyor. Tarlayı sürecek atların durumu, Sultanmurat'ın çaresizce ağlayışını okurken insanın içi cız ediyor, kendinden utanıyor. 
Baharın gelişini betimleyen satırlarda ise insana gerçekten baharı yaşatıyor. Savaşın arka planında kalan halkın çaresizliğini, hayata tutunma mücadelesini anlatan acıklı bir öykü Sultanmurat... ve daha 15'inde. Sultanmurat'ın sınıf arkadaşı Mirzagül'e olan çocuksu aşkı da çok güzel anlatılmış.
Unutmadan kitapla ilgili şunu da belirteyim, Aytmatov'un diğer kitaplarından farkı bu öykünün belli bir sonunun olmaması.  Öykü çok ilginç bir şekilde bitiyor ve son satırları okuduktan sonra 'Eee, yani?!' diye kalakalıyorsunuz.
Son bir not: Öykü daha önce Erken Gelen Turnalar adıyla yayımlanmıştır.
150 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Savaşa giden babalar ve ailesine bakmayı bir kenara bırakarak, cephedeki askerlerin ihtiyaçlarını karşılamak için okulunu bırakıp tarlalarda çalışmak zorunda olan yaşları küçük ama yürekleri büyük çocukların çetin mücadelesi konu alan güzel bir eserdi. Mirzagüle olan aşkıda her geçen gün artan Sultanmurat'ın ne kadar süreceği belli olmayan ayrılıkları ve insanların acımasızlığını bir solukta okuyup bitirilecek kadar güzel bir o kadar da yürekleri burkuyor.
150 syf.
·1 günde
İnsanı perişan, darma duman eden Aytmatov eserlerinden biri daha. Yine savaş, yokluk, sevda, yardımlaşma... Aytmatov'un çocukluğundan izler olan müthiş kitap.
2. Dünya savaşı yılları 14-15 yaşlarında ki esas oğlan Sultanmurat'ın babası dahil köyün bütün erkekleri cephede, savaşın acımasızlığı, hasreti, özlemi ve korkusu var köyde sadece çocuklar ve kadınlarla birlikte.. Cephedekiler savaşta ölürken köydekilerde açlıktan ölecek, diyorlar ki elde kalan iş yapabilecek sadece çocuklar var bize civanmert delikanlılar lazım çok uzaklarda ki Ak Say ovalarında ekin ekip biçecek. Durur mu bizim çocuklar atılıyor hemen ortaya (Bana 120 filmini hatırlattı izlemeyene tavsiye) ve hikaye başlıyor.
Tabi aşksız olmaz Sultanmurat'ın bide çocukluk aşkı var işin içinde.. Aslında ne ararsanız var en önemlisi Cengiz Aytmatov'un üslubu, sizi kitaba hapseden anlatımı, duyguları en derinden yaşatan cümleleri..
Arkadaşlar elinizde ki kitap biter bitmez bu 150 sayfa 5.20 liralık kitabı temin edip okuyunuz hemen
150 syf.
·4 günde·9/10 puan
Cengiz Aytmatov,İkinci Dünya Savaşı’nın bütün şiddetiyle devam ettiği yıllarda Kırgızistan’ın bir köyünde, cephedeki askerlerin ihtiyaçlarını karşılamak için yediden yetmişe herkesin tabiat ve savaş şartlarıyla çetin mücadelesini anlatıyor. Aytmatov diğer bütün hikayesinde olduğu gibi bu hikayesinde de insana olan inancını vurgulamaktadır . Etki etmek.. Kitabın, yüreğe yudum yudum boğazdan geçerken acıyla, hüzünle bazen de saf bir mesud oluşla geçmesi.. Kısa , öz ama verilen mesajlar derya deniz, hissettirmesi değer üstüne değer... Şartlar ne kadar ağır olursa olsun ,insanın içinde sönmeden yanmaya devam eden o sevgi ateşi her türlü zorluğun üstesinden gelmek için insanın sahip olduğu en kıymetli hazinedir . Aytmatov’un okuduğum 5. Kitabı yazarın kalemini çok sevdiğim için külliyatı tamamlamak istiyorum . En az bir kere Aytmatov okuyan biri hislerimi anlayacaktır ...
150 syf.
·3 günde·8/10 puan
Aytmatov'un okuduğum dördüncü kitabı. Yazarın kalemini çok sevdiğim için külliyatı tamamlamak istiyorum. En az bir tane bile Aytmatov okuyan biri hislerimi anlayacaktır. Kitap içeriği genelde bozkır tasvirlerinden oluşuyor. Sadece bozkırdan değil, ailenin öneminden, arkadaşlıklardan, doğadan, savaştan, köy hayatından... kısacası her şeyden. Betimlemelerini gerçekten çok seviyorum. Bu romanında ise, savaş dolayısıyla artık okula devam etmemesi gereken genç bir delikanlı anlatılıyor. Çocuk, bütün hayallerinden vazgeçip okuldan ayrılıyor ve savaş için orduya destek olmaya gidiyor. Sonunu daha umutlu beklerdim ama yine de bu beklenti kişiye göre değişir tabii.
150 syf.
·5 günde·7/10 puan
Sultanmurat, anatay, mirzagül ve hacimurat hikâyenin baş kahramanları. Hikaye savaş gerisindeki ortaokul cağlarındaki çocukların çalışmasını, birbirleriyle olan arkadaşlıklarıni akıcı duru sade anlatan güzel bir kitap. Kitabın sonunun belirsiz olması ayri bir hayal kirikligi. Cengiz Aytmatov her zaman ki gibi okumaya değer bir kitap yazmış. Tavsiye ederim okumanızı.
152 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Bu eserde, baharın uyanışını, kışın çetın şartlarını, savaşın insanlardan alıp götürdüklerini, aşkın en saf halini, Cengiz Aytmatov'un betimlemeleriyle iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
“Çünkü bir insanın büyüklüğü, değeri, yakınları tarafından en çok onu yitirdikleri zaman anlaşılırdı. Bu her zaman böyle olmuştur. Böyle olacaktır.”
“O mutluluğa uçar gibi varmak; gizliliği, saklılığı, çekingenliği bırakıp onu ne kadar çok sevdiğini,onsuz hayatın hayat olmadığını anlatmak için can attı. Ama yine de buna cesaret edemedi.”
Çünkü bir insanın büyüklüğü, değeri, yakınları tarafından en çok onu yitirdikleri zaman anlaşılırdı. Bu her zaman böyle olmuştur. Böyle olacaktır...
Cengiz Aytmatov
Sayfa 115 - Ötüken Neşriyat 29.Basım Şubat 2017 Çeviri Refik Özdek

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sultanmurat
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
150
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051553917
Kitabın türü:
Çeviri:
Refik Özdek
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Kitapları
Baskılar:
Sultanmurat
Sultanmurat - Erken Gelen Turnalar
Sultanmurat
Erken Gelen Turnalar
İlk Turnalar
Cengiz Aytmatov, İkinci Dünya Savaşı’nın bütün şiddetiyle devam ettiği yıllarda Kırgızistan’ın bir köyünde, cephedeki askerlerin ihtiyaçlarını karşılamak için yediden yetmişe herkesin tabiat ve savaş şartlarıyla çetin mücadelesini anlatıyor. Cesur, zeki ve okulun güzel kızı Mirzagül’e tutkun Sultanmurat 15 yaşında olmasına rağmen cephedeki askerlere yardım etmek için seçilen köyün beş gencinden biridir. Sultanmurat’ın gözünden savaşın yıkıcılığını ve insanları adeta birer canavara dönüştürmesini anlatan Cengiz Aytmatov, diğer bütün eserlerinde olduğu gibi, bu hikâyesinde de insana olan inancını vurgulamaktadır. Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, insanın içinde sönmeden yanmaya devam eden o sevgi ateşi her türlü zorluğun üstesinden gelmek için insanın sahip olduğu en kıymetli hazinesidir.

Daha önce elips yayınları tarafından İlk Turnalar adı altında da basılmıştır.
Kitap şuanda Nora Kitap tarafından da Sultan Murat Erken Gelen Turnalar ismiyle basılmaktadır.

Kitabı okuyanlar 1.867 okur

  • Çağdaş Mahir Can
  • Merve Oğuz
  • Çayçiçeği
  • Almira İrem Yeniad
  • Halil Ibrahim Güran
  • Emrah ALKIŞ
  • Adem Özel
  • okudukcayazan
  • Ebru Öztürk
  • Kübra Sakar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%4.6
13-17 Yaş
%9.9
18-24 Yaş
%19.7
25-34 Yaş
%32.2
35-44 Yaş
%21.7
45-54 Yaş
%7.9
55-64 Yaş
%3.3
65+ Yaş
%0.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.8
Erkek
%45.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.1 (124)
9
%22.1 (124)
8
%27.1 (152)
7
%13.2 (74)
6
%5.2 (29)
5
%2.5 (14)
4
%0.5 (3)
3
%0.4 (2)
2
%0.2 (1)
1
%0.2 (1)